AYRI AYRI AÇILMIŞ DAVALARIN ARALARINDA BAĞLANTI BULUNMASI HALİNDE BİRLEŞTİRİLMESİ – HER BİR DAVA İÇİN KISA KARAR İLE GEREKÇELİ KARAR ARASINDA ÇELİŞKİ OLUŞTURULMADAN ŞİKAYET VE İTİRAZ NEDENLERİ HAKKINDA AYRI AYRI HÜKÜM TESİS EDİLMESİ GEREĞİ

T.C YARGITAY
12.Hukuk Dairesi
Esas: 2016 / 286
Karar: 2016 / 12972
Karar Tarihi: 03.05.2016

ÖZET: Mahkemece, her bir dava için, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulmadan her davada ileri sürülen şikayet ve itiraz nedenleri hakkında ayrı ayrı hüküm tesis edilmesi gerekir.

(2709 S. K. m. 141) (6100 S. K. m. 166, 294, 297, 298) (6098 S. K. m. 620) (YHGK 08.10.2003 T. 2003/12-574 E. 2003/564 K.)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı tarafından iş ortaklığı ve iş ortaklığını oluşturan şirketler hakkında yapılan çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte ortaklardan ….’nin … İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2012/177 Esas sayılı dosyasında yetki itirazında bulunduğu, iş ortaklığı adına ise … İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2012/180 Esas sayılı dosyasında yetki itirazında bulunulduğu, mahkemece 26.02.2013 tarihinde her iki dosyanın birleştirilmesine karar verildiği, yargılamaya 2012/177 Esas üzerinden devam edilerek davacıların yetki itirazının kabulüne karar verildiği görülmektedir.

6100 Sayılı HMK’nun 166. maddesine göre, ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunması halinde birleştirilerek bakılmaları mümkündür. Ancak, birleştirme kararı, taraflar arasındaki uyuşmazlığı esastan çözümleyen bir karar değildir. Bu karar, sadece birleştirilen davaların yargılama safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğurup, her dava, ayrı ayrı hükme bağlanmalıdır. Davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Başka bir anlatımla, birleştirmeye konu davalar bağımsız olma niteliklerini korurlar.

Öte yandan, 6100 sayılı HMK’nun 294. maddesi gereğince hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Aynı Kanun’un 297/2. maddesine göre hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Yine aynı Kanun’un 298/2. maddesinde; gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması, yargılamanın aleniyeti ve kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HMK’nun yukarıda değinilen emredici nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, re’sen gözetilmesi yasa ile hakime yüklenmiş bir görevdir.

Somut uyuşmazlıkta asıl ve birleşen davalar mevcut olmasına rağmen, mahkemece yüze karşı verilen kısa kararda, “Davacının yetki itirazının kabulüne” şeklinde karar verildiği, gerekçeli kararda ise asıl ve birleşen davalar hakkında ayrı ayrı hüküm kurulduğu gibi “Davacının…yetkisine itirazının kabulü ile İnegöl İcra Dairelerinin yetkisizliğine, süresinde ve talep halinde icra dosyasının … İcra Dairelerine gönderilmesine” şeklinde karar verilerek kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki meydana getirildiği görülmektedir.

Öte yandan, sadece gerçek ve tüzel kişilerin taraf ehliyeti bulunmaktadır (Prof. Dr. Baki Kuru İcra Ve İflas Hukuku El Kitabı 2004 bas. Sahife 137. HGK. nun 08.10.2003 tarih ve 2003/12-574 E. 2003/564 K. sayılı içtihadı).

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 620.maddesine göre, iki veya daha fazla işletmenin belli bir amaca ulaşmak için katkılarını birleştirdikleri ortaklığın (Joint Venture’nin) tüzel kişiliği bulunmadığından taraf ehliyeti de yoktur. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece re’sen nazara alınması gerekir.

Ancak, gerçek ya da tüzel kişi olan adi ortaklığın ortaklarından her birinin, adi ortaklık hakkında yapılan takibe yönelik olarak şikayet haklarının bulunduğu izahtan varestedir.

Somut olayda, mahkemenin birleşen 2012/180 Esas sayılı dosyasında icra mahkemesine başvuranın adi ortaklık olduğu görülmektedir. Bu durumda mahkemece, adi ortaklık adına yapılan başvurunun aktif husumet yokluğu nedeniyle reddi gerekirken, bu husus gözardı edilmek suretiyle adi ortaklık yönünden de itirazın esasının incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi de yerinde değildir.

O halde mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler göz önünde bulundurularak her bir dava için, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulmadan her davada ileri sürülen şikayet ve itiraz nedenleri hakkında ayrı ayrı hüküm tesis edilmesi gerekirken, anılan ilkelere aykırı olarak yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.05.2016 gününde oybirliği ile, karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...