Uzlaştırma Hususundaki Genel Hükümler

Fazla çalışmaya ilişkin yasal düzenlemeler

Uzlaştırma Hususundaki Genel Hükümler

Uzlaştırmanın genel hükümleri Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliğinin 7. maddesinde ayrıntılı düzenlenmiştir.

Mağdur veya Suçtan Zarar Görenin Gerçek Kişi veya Özel Hukuk Tüzel Kişisi Olması

Ceza hukukunda sanık veya şüpheli ancak gerçek kişilerdir. Tüzel kişiler, hiçbir durumda sanık veya şüpheli olamazlar. Bunlar aracılığı ile suç işlenmesi hâlinde dahi sanık veya şüpheli, ilgili yönetim kurulu üyeleri veya yetkililerdir. Dolayısıyla uzlaştırmada sanık veya şüphelinin yer aldığı taraf gerçek kişilerden oluşmaktadır.

Ceza hukukunda mağdur, gerçek kişi veya bir tüzel kişi olabilir. Söz konusu tüzel kişilik, devlet veya başka bir kamu tüzel kişiliği de olabilir. Ancak mağduru devlet veya başkaca bir kamu tüzel kişisi olan suçlar bakımından uzlaştırma hükümleri uygulanmayacağından (CMK m. 253/1) uzlaştırmada taraflar ancak gerçek kişiler veya özel hukuk tüzel kişileri olabilir.

Tüzel kişilik; belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız bir varlık hâlinde örgütlenmiş olup, hukuk düzenince kendilerine hak ve borçlara sahip olma iktidarı tanınmış bulunan kişi ve mal topluluklarıdır. Bir tüzel kişi, belli bir amacı gerçekleştirmek maksadıyla ve bağımsız bir varlığa sahip olmak üzere kişilerin bir araya gelmelerinden doğuyorsa bu tüzel kişi “kişi topluluğu” niteliği gösterir. Kişi topluluğu niteliğindeki tüzel kişilere örnek olarak demekler ve şirketler verilebilir. Bir tüzel kişi, belli bir amacı gerçekleştirmek maksadıyla ve bağımsız bir varlığa sahip olmak üzere kişilerin belli bir malı veya hakkı bu amaca tahsis etmelerinden meydana gelmekte ise, bu tüzel kişi “mal topluluğu” niteliği gösterir. Mal topluluğu niteliğindeki tüzel kişilere örnek olarak vakıflar gösterilebilir.

Kamu hukuku tüzel kişileri, kamu gücünü temsil ederler; böylece diğer kişilerle oluşan ilişkilerinde eşit değil, üstün konumdadır. Kamu hukuku tüzel kişileri; kanunla ve idari bir işlemde kurulur. Kendi iradeleriyle tüzel kişiliği feshedemezler.

Mahkeme kararıyla dağıtılamazlar. Kamu tüzel kişisine örnek olarak, devlet, il özel idaresi, belediyeler, üniversiteler ve köyler verilebilir.

Özel hukuk tüzel kişileri, diğer kişilerle oluşan ilişkilerinde eşit durumdadırlar. Bu tür tüzel kişiler kendi iradeleriyle kurulurlar ve feshedilebilirler. Örneğin, vakıflar, demekler, şirketler ve kooperatifler özel hukuk tüzel kişileridir.

Aynı Olayda Birden Fazla Şüpheli veya Sanığın Varlığı Hâlinde Uzlaştırma

Sanık ve şüpheli ayrımı, CMK ile net bir biçimde ortaya konmuştur. Buna göre bir suç isnadı altına bulunan kimse, soruşturma boyunca şüpheli sıfatına sahiptir. Hakkında işlediği iddia olunan suçtan dolayı kamu davası açılan kimse ise kovuşturma evresinde (iddianamenin kabul edilmesinden hakkındaki kararın kesinleşmesine kadar geçen süreçte) sanık olarak nitelendirilir (CMK m.2).

Bir suç birden fazla fail tarafından birlikte işlenmişse; yani suçun birden fazla sanığı veya şüphelisi söz konusu ise, bunlardan ancak uzlaşan şüpheli veya sanık uzlaştırmadan yararlanabilecektir. Ceza Muhakemesi Kanunu, bu hususu müstakil bir maddede ele alarak şu şekilde ifade etmiştir: “Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın birden çok kişi tarafından işlenen suçlarda, ancak uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır” (CMK m. 255). Yine Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği de; “Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın birden çok kişi tarafından işlenen suçlarda uzlaştırma hükümleri her bir şüpheli ya da sanık için ayrı ayrı değerlendirilir, ancak uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır” hükmüne yer vermiştir (CMUY m. 7/2).

Sanıklar veya şüphelilerden bir kısmı uzlaşır bir kısmı uzlaşmaz ise uzlaşanlar cezaî sorumluluktan kurtulacak, uzlaşmayanların ise cezaî sorumluluğu sürecektir. Uzlaştırmaya tâbi bir suçun birden fazla kişi tarafından işlenmesi hâlinde uzlaşmanın gerçekleşip gerçekleşmediği, her bir şüpheli veya sanık açısından ayrı ayrı değerlendirilecektir. Şüpheli veya sanıklardan biri veya birkaçı ile uzlaşmaya varılması, diğer diğer şüpheli veya sanıkları etkilemeyecektir. Böyle bir durumda sadece uzlaşan şüpheli veya sanıklar uzlaştırmadan yararlanacak, diğerleri hakkında soruşturma veya kovuşturmaya devam edilecektir.

Şikâyetin geri alınması kurumundan farklı olarak mağdur veya suçtan zarar gören, faillerin tamamını cezaî sorumluluktan kurtarmak veya tamamını ceza yargılamasına dâhil etmek arasında seçim yapmak zorunda değildir. Uzlaşmanın diğer faillere sirayet etmemesi, özellikle ceza sorumluluğunun şahsiliği ve uzlaşmanın tarafların özgür iradesine dayanması ilkeleriyle uyum içindedir. Çünkü faillerden biri mağdur veya suçtan zarar görenle uzlaşmak islemesine rağmen diğeri uzlaşmak istemeyip yargılamaya devam etmeyi tercih edebilecektir. Yargılamanın bir hak olması da bunu gerektirmektedir. Uzaklaştırmanın tamamen tarafların özgür iradesine dayanması suç ve cezaların şahsiliği ilkelerinin sonucu olarak mağdur veya suçtan zarar gören, birlikte suç işleyen şüpheli veya sanıklardan dilediği ile uzlaşma dilediği ile uzlaşmama imkânına sahiptir. Mağdur veya suçtan zarar görenin, şüpheli veya sanıklardan hangisinin yargılanıp hangisinin yargılanmayacağı konusunda bir seçim hakkına sahip olduğu, şüpheli veya sanığın yargılanması hususunun mağdurun takdirine bırakıldığını söylemek yanlış olmaz. Ancak, uzlaştırmanın temelinde yatan özgür irade bunu gerektirmektedir.

Burada açıklanması gereken bir husus, kanun koyucunun CMK m. 255’te “aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın” şeklindeki ifadesidir. Aralarında iştirak iradesi olmaksızın birden çok kişi tarafından suç işlenmesi halinde, esasen ceza muhakemesi hukuku bakımından her bir şüpheli veya sanık bakımından ayrı ayrı yürüyen soruşturma veya kovuşturma söz konusudur. Ancak CMK m. 8’de; “bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var sayılır’’’ hükmü yer almaktadır. Böyle bir durumda CMK m.9 ve devamı uyarınca davaların birleştirilmesi söz konusu olabileceğinden, kanun koyucu karışıklığa meydan vermemek bakımından soruşturma veya kovuşturma bu kişiler için birlikte yürütülse dahi uzlaştırma bakımından her birinin bağımsızlığını koruduğunu açık bir şekilde belirtmiştir.

Bir Suçtan Dolayı Birden Fazla Mağdur veya Suçtan Zarar Görenin Bulunması

Suçun mağduru, failin üzerinde suç işlediği şeyin sahibidir. Örneğin, hırsızlık suçunda suçun konusu taşınabilir eşyadır. Hırsızlık suçunun mağduru taşınabilir eşyanın sahibidir. Mağdurun her zaman belirli olması gerekmez.

Ceza davalarının Cumhuriyet savcısı tarafından takip edilmesi, CMK’nın suçtan tüm toplumun zarar gördüğü anlayışını benimsemesinin bir göstergesidir. Ancak bazı suçlarda kişiler o suçtan, toplumdan daha fazla etkilenir. Ceza muhakemesi hukukunda suçtan zarar gören olarak adlandırılan bu kimseler, ceza muhakemesinin süjelerinden görülmüş ve bu kişilerin kamu davasına katılabilecekleri hükme bağlanmıştır. Suçtan zarar gören kavramından CMK’da açıkça bahsedilmiş olmakla beraber bu kavram tanımlanmamıştır. Ancak ceza muhakemesinin bir süjesi olarak kabul edilen suçtan zarar görenin toplumun bütünü değil, suçtan zarar gören mağdur dışındaki kimse olduğunun kabulü gerekmektedir.

Bir suçtan dolayı mağdur veya suçtan zarar görenin çokluğu hâlinde uzlaşmanın sağlanabilmesi için mağdur veya suçtan zarar gören tüm kişilerin uzlaşmayı kabul etmesi gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu m. 253/7, “Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir” demek suretiyle, tüm mağdurların uzlaşma teklifini kabul etmesi şartını almaktadır. Konunun, uygulamada sıklıkla karşılaşılan, birden fazla mağdurun zarar gördüğü taksirle yaralama suçları yönünden incelenmesinde fayda vardır. Örneğin bir trafik kazasında birden fazla kişinin yaralandığı hâllerde, şüphelinin fiili TCK m. 89/4 kapsamında kalmaktadır. Bu hükme göre, fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hâlinde sanığın altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile yargılanması söz konusu olacaktır. TCK m. 89/4’te aslında şüpheli tarafından mağdurlara yönelik gerçekleştirilen tek fiil ile birden fazla suçun işlenmesi söz konusudur. Başka bir ifadeyle, TCK m. 43/2 anlamında aynı neviden fikrî içtima söz konusudur. Ancak kanun koyucu, TCK m. 89/4’te bunu özel olarak düzenleyerek, aynı neviden fikrî içtima hükmüne gitmeden failin tek ceza ile cezalandırılmasını istemiştir. Aynı neviden fikrî içtima hâlinde, gerçekte fiiller tek suç hâline gelmemektedir. Kurumun adından da anlaşıldığı üzere, suçların içtimai söz konusu olmamakta; sadece TCK’nın özel düzenlemesi gereği sanığa tek ceza verilmektedir.

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 253/7’de yer alan “bir suçtan” ifadesinden ne anlaşılması gerektiği, birden fazla mağdurun bulunması halinde uzlaştırma hükümlerinin nasıl uygulanacağının belirlenmesi bakımından önemlidir. Bu ifadenin yukarıda izah ettiğimiz şekilde anlaşılması gerektiği, Uzlaştırma Yönetmeliğinin 7. maddesinin 3 ve 4. fıkralarında; “Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir. Birden fazla suç olmasına rağmen kanunda tek ceza öngörülen hâllerde her suç için ayrı ayrı uzlaştırma yapılır” şeklinde ifade edilmiştir.

Somut olayda, taksirle yaralama suçunun birden fazla mağduru bulunmasına rağmen fiil esasen birden fazla suça sebebiyet verdiğinden, CMK 253/7 ve Yönetmelik m. 7/3 kapsamında kalmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, somut olayda her bir mağdur açısından ayrı ayrı uzlaştırma yoluna gidilebilmelidir. Uzlaştırma süreci içerisinde uzlaşan mağdurlar bakımından şüphelinin yargılanması söz konusu olmamalıdır. Başka bir ifade ile sanık hakkında, uzlaşan mağdur sayısı hesaba katılmaksızın yargılama yapılmalı ve ceza tayini yoluna gidilmelidir.

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 253/7 hükmünün uygulanarak mağdurların hepsinin uzlaşmayı kabul etmesini aramak için, işlenen suçun tek ve o suçtan mağdur olanların ise birden fazla olması gerekir. Örneğin, bir motorlu aracın çalınması olayında motorlu aracın birden fazla sahibi varsa (iki kişinin müşterek mülkiyetinde ise) bu durumda şüpheli (veya sanık) ile bu mağdurların hepsinin de uzlaşmayı kabul etmesi gerekir. Mağdurlardan birinin uzlaşmayı kabul etmesi, uzlaştırma yoluna gidilmesi için yeterli değildir. Bu tür olaylara özellikle suçun konusunun tek olmasına rağmen bu konunun birden fazla kişiye ait olması hâllerinde rastlanabilir. Bu tip olaylarda mağdurların mecburî birlikteliğinden de bahsedilebilir ve şikâyete tâbi suçlarda şikâyet hakkından vazgeçmenin söz konusu olabilmesi için tüm mağdurların vazgeçmesi gerekir.

Sonuç olarak birden fazla suçun söz konusu olduğu ancak tek ceza öngördüğü taksirli fiil ile birden fazla kişinin yaralanması halinde her bir mağdur ile ayrı ayrı uzlaştırma yoluna gitmek mümkündür. Esasen şikayet hakkı da her bir mağdur tarafından diğerinden bağımsız olarak kullanılmaktadır.

Uzlaştırmanın Aynı Soruşturma veya Kovuşturmada Bir Kez Yapılabilmesi

Uzlaştırma, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Yönetmelik gereği suçun işlenmesinden itibaren belirli bir sürede yapılması gereken usuldür. Suçun işlenmesinden itibaren 1 ay geçmeden uzlaştırma teklifinin yapılamaması ve uzlaştırmacıya ilk seferinde 30 gün; bu süre yeterli olmazsa yazılı olarak başvuru üzerine en fazla 20 günlük ek süre verilmesi, yargılamanın süresini göreceli olarak uzatmaktadır. Bu nedenle bu usulün birden fazla kez uygulanması, muhakeme sürelerinin önü alınmaz şekilde uzamasına neden olacaktır.

Birden fazla kez bu yola gitmeyi deneyen sanıklar bakımından ise kötüye kullanılmaya yol açabilecektir. Muhtemel ceza (uzlaşma olamaması ve yargılamaya devam edilmesi) veya edimin (uzlaşma sağlanması ve edimin kararlaştırılması) çok ileri tarihlere ertelenmesine neden olabilecektir. Belirtilen sakıncaların bertaraf edilmesi bakımından, uzlaştırmanın aynı olayda ancak bir kez uygulanacağı kabul edilmiştir (CMK m. 253/18).

Ancak uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan edebilirler (CMK m. 253/16). Uzlaştırmacı görevlendirilmeden önce veya uzlaşma teklifinin reddedilmesinden sonra, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görenin aralarında uzlaşmaları hâlinde; taraflarca niteliğine uygun düştüğü ölçüde Ek- 3’te yer alan Uzlaştırma Raporu Örneği’ne uygun bir uzlaşma belgesi düzenlenir. Cumhuriyet savcısı, bu belgeyi 18. maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında belirtilen kıstaslara göre inceler ve değerlendirir (CMUY m. 19).

Aynı düzenleme, Yönetmeliğin 26. maddesinde kovuşturma evresi içinde gerçekleşen tarafların uzlaşmaları ve buna dayanan uzlaşma belgesi bakımından da kabul edilmiştir. Buna göre; kovuşturma evresinde uzlaştırmanın uygulanabileceği hâllerde, yapılan uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen hüküm verilinceye kadar sanık ile mağdur, katılan veya suçtan zarar görenin aralarında uzlaşmaları mümkündür. Bu durumda taraflarca niteliğine uygun düştüğü ölçüde Ek-3’te yer alan Uzlaştırma Raporu Örneğine uygun bir uzlaşma belgesi düzenlenir ve mahkemeye sunulursa, hâkim bu belgeyi uzlaştırma raporunu incelediği kıstaslara göre inceler ve değerlendirir.

Soruşturma evresinde uzlaştırma yoluna gidilmesi ancak bunun gerçekleşmemesi, sonuçsuz kalması hâlinde daha sonra tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma teklifinin taraflarından birine ulaşılamaması veya tarafın yurtdışında olması nedeniyle uzlaştırma yoluna gidilememesi hâlinde de bir daha uzlaştırma yoluna gidilmez. Tarafa ulaşılıp da kendisine uzlaştırma teklifi yapıldığı halde tarafın uzlaştırma teklifini reddetmesi veya teklife üç gün içerisinde cevap vermemesi sebebiyle reddetmiş sayılması halinde de, daha sonra uzlaştırma girişiminde bulunulmayacaktır.

Tarafların uzlaştırma teklifine olumlu cevap vermesine rağmen taraflardan birinin veya her ikisinin uzlaştırma görüşmelerine gelmemesi sebebiyle uzlaştırmanın sonuçsuz kalması hâlinde de bir daha uzlaştırma yoluna gidilmez. Aynı şekilde, tarafların gelip de müzakerelere katılmayacaklarını beyan etmeleri veya müzakerelere katıldıkları hâlde edim üzerinde anlaşamamaları sebebiyle uzlaştırmanın sonuçsuz kalması hâlinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez.

Yukarıda açıklanan uzlaştırmanın sonuçsuz kaldığı tüm hâllerden sonra tarafların özgür iradeleri ile aralarında uzlaşmaları hâlinde; taraflarca niteliğine uygun düştüğü ölçüde uzlaştırma raporuna uygun bir uzlaşma belgesi düzenlenir. Cumhuriyet savcısı veya hâkim bu belgeyi onaylarsa uzlaştırma gerçekleşmiş sayılarak sonucuna göre işlem tesis edilir.

Uzlaştırmanın Uyuşmazlığı Ceza ve Tazminat Hukuku Açısından Sona Erdirmesi

Uzlaştırmada esas, uyuşmazlığın sona ermesidir. Bu sona erme, yalnızca cezaî sorumluluğun ortadan kalkmasından ibaret değildir. Uzlaştırma ile özel hukuka ilişkin tazminat hakkı da sona erer (CMK m. 253/19). Artık suç konusu fiil nedeniyle tazminat davası açılamaz. Suç nedeni ile uğranan zarara ilişkin açılmış bir tazminat davası var ise bu davadan feragat edilmiş sayılır. Mağdur veya suçtan zarar gören ancak uzlaşma konusu edimi talep edebilir.

Uzlaştırma Sürecinin Devamının Soruşturma İşlemlerine Engel Olmaması

Uzlaştırma usulünün işletilmesi, tek başına soruşturma veya kovuşturmayı sonlandırmaz. Uzlaştırma ile ilgili iş ve işlemler yürütülürken bir yandan da soruşturma veya kovuşturmaya devam olunur. Uzlaştırma teklif veya görüşmeleri, ilgili suça ilişkin olarak, delillerin toplanmasına ve koruma tedbiri uygulanmasına engel değildir (CMK m. 253/8). Bu itibarla bir yandan uzlaştırma müzakereleri sürerken diğer yandan da şüphelinin evinde arama yapılabilir veya şüpheli yahut sanık hakkında gözaltı, tutuklama gibi koruma tedbirlerine başvurulabilir.

Yeni ceza muhakemesi sisteminde delillerin tamamının soruşturma evresinde toplanması kuraldır. Tarafların uzlaşamamaları hâlinde Cumhuriyet savcısının iddianame düzenlemesini öngören bu sistemde, delillerin soruşturma evresinde toplanması ve suç uzlaştırma kapsamında ise delil toplama işinin soruşturma bürosunda görevli Cumhuriyet savcısı tarafından tamamlanması gerektiği, CMK ve Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliğinde açıkça düzenlenmiştir. Dosya soruşturma konusu suçun uzlaştırmaya tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli şüphenin bulunması hâlinde, uzlaştırma bürosuna gönderilir (CMK m. 253/4). Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171. maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır (CMK m. 253/19).

Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği m.21 bu konuda şu düzenlemeleri içermektedir: “Uzlaştırma işlemleri neticesinde uzlaştırmanın sonuçsuz kalması hâlinde şüpheli hakkındaki iddianame uzlaştırmadan sorumlu Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenir. Suça sürüklenen çocuk hakkında uzlaştırma süreci sonunda iddianame düzenlenmesi hâlinde, uzlaştırmadan sorumlu Cumhuriyet savcısı gerekli gördüğünde, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirlerin uygulanmasını mahkemeden ister”.

Uzlaştırma işlemlerinin yapılması delil toplamaya ve koruma tedbirlerini uygulamaya engel olmasa da uzlaştırma bürosuna gelmeden evvel delillerin toplanması önem arz etmektedir. Bu sayede uzlaştırma bürosunun asıl işi olan uzlaştırma işlemlerine yeterince zaman ve dikkat göstermesi sağlanacaktır. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı, topladığı deliller neticesinde yeterli delile ulaştığını ve suçun uzlaştırma kapsamında olduğunu tespit ederse dosyayı uzlaştırma bürosuna gönderir. Uzlaştırma sürecinin başlayabilmesi için dosya içerisinde kamu davası açılması için yeterli şüphenin olduğunu gösteren delillerin bulunması gerekmektedir. Aksi tespit edilir ise uzlaştırma bürosundan sorumlu Cumhuriyet savcısı, dosyayı bir iade kararı ile soruşturma bürosuna geri gönderir (CMUY m. 11/1-a). Aynı şekilde uzlaştırmaya tâbi olmayan bir suçun yanlış nitelendirme dolayısıyla uzlaştırma bürosuna gönderilmesi hâlinde de iade kararı söz konusu olacaktır (CMUY m. 11/1-b).

Çocuk Hakkında Koruyucu ve Destekleyici Tedbirlere Engel Olmama

Uzlaştırma cezaî sorumluluğu ortadan kaldırmakla beraber, çocuk hakkında koruyucu ve destekleyici tedbirlerin alınmasına engel değildir. Bu itibarla Cumhuriyet savcısı, uzlaştırma süreci boyunca ve süreç sonunda uzlaşma gerçekleşmiş veya gerçekleşmemiş olsa dahi suça sürüklenen çocuk hakkında koruyucu ve destekleyici tedbirlere karar verilmesini isteyebilir (CMUY m. 9/3; 20/1; 21/2).

Uzlaştırma İşlemlerinin Devredilememesi ve Teklifin Bizzat Uzlaştırmacı Tarafından Yapılması

Uzlaştırma faaliyeti ancak uzlaştırmacı tarafından yapılabilir. Uzlaştırma», görevini kısmen veya tamamen bir başka kimseye yaptıramaz. Örneğin uzlaştırmacı, görevlendirildiği bir dosyada taraflarla görüşmelere yerine gitmesi için, uzlaştırma» olarak sicile kayıtlı olan bir arkadaşından yardım isteyemez. Ancak bir soruşturma veya kovuşturma dosyasında Yönetmelik m. 36/3 gereğince birden fazla uzlaştırmacının görevlendirilmesi mümkündür. Bu durumda uzlaştırmacıların aralarında iş bölümü yaparak çalışması söz konusu olabileceği gibi, bazı işleri birlikte yapmaları yahut bir işin diğerine havalesi de mümkün olacaktır.

Uzlaştırmacının görevini bizzat yürütmesi, uzlaşma teklifini de kapsar. Bu itibarla yeni sistemde artık uzlaşma teklifinin kolluk veya Cumhuriyet savcısı tarafından yapılmasına imkân bulunmamaktadır. 6763 sayılı Kanun yürürlüğe girene kadar var olan uzlaşma teklifinin kolluk, Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından yapılabileceğine dair hüküm bu kanun ile kaldırılmıştır. Sayılan kişilerin uzlaşma teklifinde bulunma yetkileri olmadığı gibi, Cumhuriyet savcısı veya hâkimin bizzat uzlaştırmacı olarak görev yapmaları, uzlaştırma görüşmelerini yürütmeleri veya tarafların bir edim üzerinde anlaşmalarını sağlamaları da mümkün değildir.

6763 sayılı Kanun ile getirilen bu düzenlemeye aykırı olarak kolluk, Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından yapılacak uzlaşma teklifleri hukukî açıdan yok hükmündedir. Dosyasında böyle bir teklifin varlığını gören uzlaştırmacı buna itibar etmemeli, kendisi usulüne uygun şekilde uzlaşma teklifinde bulunmalıdır. Özellikle kolluğun aldığı mağdur veya şüpheli ifadelerinin sonunda “uzlaşmak istiyorum” veya “uzlaşmak istemiyorum” şeklindeki ibarelere itibar edilerek ona göre işlem yapılması mümkün değildir. Hatta Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafları bir edim üzerinde anlaştırmış olsa dahi, uzlaştırmacının tarafları görüşmelere çağırması ve özgür iradelerine uygun edim belirlemelerini sağlaması gerekir.

Uzlaştırmanın Şüpheli (Sanık) ile Mağdur (Suçtan Zarar Gören) Arasında Gerçekleştirilmesi ve Mirasçılık

Uzlaştırmanın tarafları, şüpheli (veya sanık) ve mağdurdur (veya suçtan zarar gören). Şüpheli ile mağdurun reşit olmaması veya kısıtlı olması hâlinde taraf kanunî temsilcidir. Uzlaştırma müzakerelerinin usulen tamamlanabilmesi açısından her iki tarafa da uzlaşmak isteyip istemediklerinin sorulması ve nihayet uzlaşmanın sağlanabilmesi için her iki tarafın da anlaşması gerekmektedir.

Sanık ve şüpheli ayrımı, CMK ile net bir biçimde ortaya konulmuştur. Buna göre bir suç isnadı altına bulunan kimse, soruşturma boyunca şüpheli sıfatına sahiptir. Hakkında işlediği iddia olunan suçtan dolayı kamu davası açılan kimse ise kovuşturma evresinde (iddianamenin kabul edilmesinden hakkındaki kararın kesinleşmesine kadar geçen süreçte) sanık olarak nitelendirilir.

Cezaların şahsiliği ilkesi gereği şüphelinin (sanığın) ölümü hâlinde TCK m. 64 gereğince soruşturma evresinde “kovuşturmaya yer olmadığı” kovuşturma evresinde ise “düşme” kararı verilecektir. Ancak uzlaşma sağlanarak edim belirlenip, uzlaştırma raporu düzenlendikten sonra şüphelinin ölmesi hâlinde, artık ortada yerine getirilmesi gereken bir edim söz konusudur. Özellikle uzlaştırma raporunun İİK m. 38 anlamında ilâm niteliğinde belge olması sebebiyle bunun mirasçılar tarafından ifası gündeme gelecektir.

Uzlaştırma raporunun düzenlenmesinden önce mağdurun ölmesi halinde Uzlaştırma Yönetmeliği m. 7/7 hükmü uygulanır. Buna göre; “Soruşturma evresinde mağdur veya suçtan zarar görenin ölümü halinde uzlaştırma işlemi sonlandırılır. Kovuşturma evresi için Kanunun 243 üncü maddesi hükmü saklıdır.”

Bu hüküm gereği soruşturma evresinde mağdurun veya suçtan zarar görenin ölümü hâlinde uzlaştırma işlemi sonlandırılacak, başka bir ifadeyle uzlaştırma işlemi yapılmaksızın soruşturmaya devam edilecektir. Yönetmeliğin bu düzenlemesini, uzlaşmanın gerçekleşmesinden ve uzlaştırma raporunun düzenlenmesinden önceki ölümler olarak değerlendirmek gerekir. Uzlaştırma raporunun düzenlenmesinden sonra müşteki veya suçtan zarar görenin ölümü hâlinde elde ÎİK m. 38 kapsamında ilâm niteliğinde bir belge bulunduğundan, mirasçıların bu belgeye dayanarak takip yetkileri söz konusu olacaktır.

Kovuşturma evresinde uzlaştırma usulü uygulanırken mağdurun öldüğü anlaşılırsa mağdurun ölmeden evvel katılan sıfatını alıp almadığı araştırılır. Mağdur (veya suçtan zarar gören) katılan sıfatını aldıktan sonra ölmüşse bu durumda uzlaştırma işlemleri katılanın kanuni temsilcileri ile yürütülecektir. Mağdur (veya suçtan zarar gören) katılan sıfatını almadan ölmüşse uzlaştırma işlemi sonlandırılacaktır.

Kendisine Ulaşılamayan veya Yurtdışında Bulunan Tarafla Uzlaştırma Yapılmaması

Uzlaştırma tarafların iradesine dayanmaktadır. Dolayısıyla tarafın uzlaştırmaya katılmış olması uzlaştırmanın temel esaslarındandır. Uzlaştırma işlemleri şüpheli (sanık) ile mağdur veya suçtan zarar gören arasında gerçekleştirilecektir. Taraflara ulaşılamaması halinde uzlaştırma işlemlerinin sürüncemede kalmaması için ihdas edilen CMK m. 253/6 hükmüne göre; “Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır. Aynı hüküm benzer sözcüklerle Uzlaştırma Yönetmeliği’nin 7/12. maddesinde de düzenlenmiştir. Buna göre; “Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma veya kovuşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye, sanığa veya kanunî temsilcisine ulaşılamaması hâlinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili uzlaştırma yoluna gidilmez”.

Adres kayıt sisteminde var olan adres ile kişinin resmî mercilere bildirdiği ve soruşturma veya kovuşturma dosyasında yer alan adreslerin aynı olması hâlinde çelişkili bir durum söz konusu değildir, uzlaşma teklifi bu adrese tebligat ile yapılacaktır. Ancak tarafın resmî mercie bildirdiği ve bu nedenle soruşturma veya kovuşturma dosyasında yer alan adres ile adres kayıt sisteminde yer alan yerleşim yeri farklı ise bu durumda tereddüt hâsıl olacaktır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini tarafın mernis adresine mi yoksa CMK m. 253/6 ve Uzlaştırma Yönetmeliği m. 7/12’de belirtilen resmi merciilere bildirilmiş olup soruşturma veya kovuşturma dosyasında bulunan adresine mi yapılacaktır? 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Bilinen adreste tebligat” başlıklı 10. maddesine göre; “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartıyla her yerde tebligat yapılması caizdir”. Bu düzenleme tebligatın genel olarak nasıl yapılması gerektiği hususunu ortaya koymaktadır.

CMK m. 253/6 ve Uzlaştırma Yönetmeliği m. 7/12 hükümleri uzlaştırma bakımından özel hükümler içermektedir ve bu açıdan öncelikli olarak uygulanmaları gerekir. Kaldı ki CMK ve Yönetmelik hükümleri, Tebligat Kanunu m. 10 ile de çelişmemektedir. Tebligat Kanunu m. 10’da “bilinen en son adresten ” bahsederken, CMK ve Yönetmelik; “resmi mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma veya kovuşturma dosyasında yer alan adresten ” bahsetmektedir. Esasen resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma veya kovuşturma dosyasında bulunan adres, uzlaştırmacı bakımından bilinen son adres özelliğini taşımaktadır. Bu nedenle CMK m. 253/6 ve Tebligat Kanunu m. 10/1-2 hükümleri gereğince soruşturma veya kovuşturma dosyasında yer alan adrese tebligat yapılmalıdır.

Bilinen adreste veya resmî mercilere beyan edilmiş en son adreste tebligatın yapılamaması hâlinde mernis adresine tebligat yapılmalıdır. Tarafın bu adreste geçici bulunmaması veya tebligatı kabul etmemesi hâlinde Tebligat Kanunu m. 21 ’e göre ilmühaber kapıya yapıştırılacak, komşuya haber verilecek ve tebligat muhtara bırakılacaktır. Bu durumda tebligat tarihi, ilmühaberin kapıya yapıştırıldığı tarih olarak kabul edilecektir.

Uzlaştırmanın Muhakeme Engeli Olması

Uzlaştırmaya tâbi suçlarda, uzlaştırma girişiminde bulunulmadan, kamu davasının açılmasının ertelenmesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez CMUY m. 7/9). Kamu davasının açılmasının ertelenmesinin düzenlendiği CMK m. 171/2’de; “253 üncü maddenin ondokuzuncu fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, Cumhuriyet savcısı, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olup, üst sınırı bir yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süreyle ertelenmesine karar verebilir.” Şeklinde düzenleme mevcuttur. CMK m. 171/3’te; Kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilebilmesi için, uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı kalmak üzere..” ifadesi kullanılmıştır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 174/1 -c hükmüne göre; “Önödemeye veya uzlaşmaya tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde önödeme veya uzlaşma usulü uygulanmaksızın düzenlenen iddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir.” Görüldüğü üzere, uzlaştırma kapsamında olan bir suç ile ilgili bu usul uygulanmadan iddianame düzenlenmesi mümkün değildir.

CMK m. 253/19’da ; “Uzlaşma sonucunda şüphelinin edinimi def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması veya süreklilik arz etmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır.”

Yukarıda belirtilen ve Yönetmelik m. 7/9’un dayandığı kanun hükümlerinin tamamının değerlendirmesi halinde ortaya; uzlaştırma işlemlerinin muhakeme engeli olduğu sonucu çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle uzlaştırma işlemleri yapılmadan muhakemenin yürümesi mümkün değildir.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat