TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu ve Cezası
MADDE 260.- (1) Hukuka aykırı olarak ve toplu biçimde, görevlerini terk eden, görevlerine gelmeyen, görevlerini geçici de olsa kısmen veya tamamen yapmayan veya yavaşlatan kamu görevlilerinin her biri hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. Kamu görevlisi sayısının üçten fazla olmaması halinde cezaya hükmolunmaz.
(2) Kamu görevlilerinin mesleki ve sosyal hakları ile ilgili olarak, hizmeti aksatmayacak biçimde, geçici ve kısa süreli iş bırakmaları veya yavaşlatmaları halinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza da verilmeyebilir.
TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu Açıklama
Kamu görevinin terki veya yapılmaması suçunu düzenleyen YTCK’nun 260. maddesi, 765 sayılı ETCK’nun 236.maddesinin 1.fıkrasının karşılığıdır. Yeni düzenlemede, eski maddenin 2.fıkrasındaki “başkalarının bildirim ve ilanıyla hareket edilmesi” halinde uygulanan ağırlatın nedene ve 3.fıkrasındaki “örgütlü kuruluş sorumlularının da cezalandırılacağına” ilişkin hükme benzer bir düzenlemeye yer verilmemiş, buna karşılık eski metinde yer almayan “cezadan bağışıklığı veya cezada indirim yapılmasını” gerektiren haller 260/2.fıkrada gösterilmiş ve bu konuda hâkime geniş bir takdir yetkisi verilmiştir.
TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu Suçla Korunan Hukuksal Değer
Bu suç tanımıyla korunmak istenilen hukuksal yarar, bir kamu hizmetinin düzenli ve aksamaksızın yürütülmesine engel olacak toplu hareketlerin önlenmesidir. Zira, bir hizmetin kamu adına yürütülmesine karar verilmesi, bu hizmetin düzenli ve aksamaksızın yürütülmesini gerektirmektedir.
TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu Suçun Faili
Çok failli bir suç niteliği taşıyan bu suçun failleri ancak kamu görevlisi olabilir. Söz konusu suçun oluşabilmesi için maddede belirtilen hareketlerin toplu olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Söz konusu hareketlerin toplu olarak yapıldığının kabulü için, en az dört kişinin birlikte hareket etmiş olması gerekir. YTCK’nun 40/2.fıkrası hükmüne göre, kamu görevlisi olmayan kişiler bu suça ancak azmettiren veya yardım eden sıfatıyla katılabilirler. Ancak, azmettiren ve yardım eden konumunda bulunan kişiler, suçun oluşabilmesi için aranan asgari dört kişinin (failin) hesabına dahil edilmez.
TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu Suçun Maddi Unsuru
Bu suçun maddi unsuru; toplu olarak görevi terk etmek veya göreve gelmemek, görevi (geçici de olsa kısmen veya tamamen) yapmamak veya yavaşlatmaktır.
Suçun oluşabilmesi için aranan önşart, maddede belirtilen hareketlerin toplu olarak gerçekleştirilmesidir. Söz konusu hareketlerin “toplu olarak” yapıldığının kabulü için, en az dört kişinin birlikte hareket etmesi gerekir. Kamu görevlilerinin (asgari dört kamu görevlisinin) önceden aldıkları karar gereği veya başkaları tarafından alınaıı bir karara uyarak maddede belirtilen hareketleri gerçekleştirmeleri halinde eylemin toplu olarak yapıldığının kabulü gerekir. Kararın mutlaka açıkça alınmış olması şart değildir, başkaları tarafından alman bir karara uyularak işin bırakılması halinde de bu suç oluşur. Önemli olan bu kararın asgari dört kamu görevlisi tarafından uygulanmış olmasıdır. Eğer böyle bir anlaşma yoksa başkaları tarafından alınan bir karara uyularak işin bırakılması söz konusu değilse, yani dört veya daha fazla sayıda kamu görevlisi toplu olarak değil de bireysel olarak maddede belirtilen hareketleri gerçekleştirmişlerse bu suç değil unsurları varsa görevi ihmal suçu (257/2.md.) oluşabilir. Diğer yandan toplu hareket eden kamu görevlilerinin aynı kamu idaresinde çalışmaları, aynı dairede veya aynı alanda hizmet vermeleri şart değildir, madde metninde bir kamu hizmetinin aksamasına neden olacak toplu hareketler ceza yaptırımı altına alındığından, değişik kamu idarelerinde çalışıyor olsalar da asgari dört veya daha fazla kamu görevlisinin aralarında anlaşarak ya da başkaları tarafından alınan bir karara uyarak görevi terk ya da yavaşlatmaları 260.maddeye uyan suçu oluşturur. Terkin aynı anda olması da şart değildir, aynı kararla kısa süreli aralıklarla yapılması yeterlidir. Ayrıca bu fiiller sonucunda hizmetin fiilen aksamış olması da gerekmez.
“Görevi terk etmek”, kamu görevlisinin görevin yapılacağı yere gelmekle birlikte, üzerine düşen işi hiç yapmamak, buradan uzaklaşmak anlamına gelir. “Göreve gelmemek”, kamu görevlisinin görev dolayısıyla üzerine düşen işi yapmamak üzere görevin yapılacağı yere İliç gelmemesini ifade eder. “Görevi yapmamak”, failin görev yerinde olmasına rağmen görevi kısmen veya tamamen yapmaması, diğer bir anlatımla kamu görevlisinin belirli sürede ve normal olarak yapması gereken sayı ve nitelikteki işi yapmayarak önemli bir sayı ve nitelik azalmasına yol açmasıdır. “Görevin yavaşlatılması” ise, bir görev veya hizmetin normal olarak görüleceği süreden daha fazlasının harcanmasıdır. Ancak, tüm bu hallerde belirtilen hareketlerin kamu görev ve hizmetinin sürekliliğini aksatacak bir boyuta ulaşmış olması gerekir. Bu boyuta ulaşmayan eylemler bu suçu değil, unsurları varsa ihmali davranışla görevi kötüye kullanma (257/2.md.) suçunu oluşturur. Suçun maddi unsurunu oluşturan seçimlik hareketler maddede sınırlı olarak sayma yöntemiyle gösterildiğinden bunların (görevi terk etme, göreve gelmemek, görevi yapmama ve görevi (işi) yavaşlatma) dışındaki diğer herhangi bir hareket bu suçu oluşturmaz.
TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu Suçun Manevi Unsuru
Bu suç ancak doğrudan kastla işlenebilir. Zira yasa koyucu madde metninde suçu tanımlarken “hukuka aykırı olarak” ifadesine yer vermek suretiyle, failin, işlediği fiilin hukuka aykırı olduğunu bilmesini yani, işlediği fiilin hukuka aykırı olduğu hususunda doğrudan kastla hareket etmesini aramıştır. Bu itibarla ceza sorumluluğu için failin, işlediği fiille ilgili olarak suçun maddi unsurlarının yanı sıra, bu fiilin hukuka aykırılığının da bilincinde olması gerekir. Genel kast yeterli olup failin saiki önemli değildir. Aynca özel bir kastın varlığı veya fiilin sonucunda bir zararın meydana gelmesi ya da failin bu hareketlerle kamu hizmetinin aksamasını sağlama saikiyle hareket etmesi aranmamıştır. Hareketin kamu hizmetini aksatacak bir boyuta ulaşması yeterli sayılmıştır. Bu itibarla suçun manevi unsurunun oluşması için, failin kastının maddede belirtilen seçimlik hareketlerden birine örneğin görevi terk etmeye, görevin kendisi dışında en az başka üç veya daha fazla kamu görevlisi tarafından da terk edildiğine, bu şekilde önceden alınmış bir karar gereği olduğuna yönelik olması gerekir. Toplu hareket etme bilinci ile değil de kişisel nedenlere dayalı olarak örneğin beceriksizlik, isteksizlik, işinden memnuniyetsizlik, umursamazlık gibi nedenlerle görevi terk etme, göreve gelmemek, görevi yapmama veya yavaşlatma fiilleri bu suçu oluşturmaz.
TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu Suçun Hukuka Aykırılık Unsuru
Hukuka aykırılık, fiilinin bir özelliğini, karakterini, bir başka ifadeyle, hukuk düzeniyle fiil arasındaki uyumsuzluğu, işlenen fiilin hukuk düzenince tecviz edilmediğini ifade etmektedir. Günümüz ceza hukuku anlayışına göre; kişi işlediği fiilin hukuka aykırılık teşkil ettiğinin bilincinde olmalıdır.
26O.maddede “kamu görevinin terki veya yapılmaması” suçunun tanımında “hukuka aykırı olarak” ifadesine yer verilerek fiilin hukuka aykırılığı özellikle vurgulanmıştır. Kamu görevinin terki veya yapılmaması, buna izin veren herhangi bir hukuk kuralının bulunması ve bu kurala uygun hareket edilmesi halinde hukuka aykırı sayılmayacağından bu suçu oluşturmaz. Ceza hukukunda hukuka aykırılık bütün hukuk düzenine aykırılık biçiminde anlaşılacağından, ulusal hukuk düzenimizin bir parçası haline gelen bir uluslararası antlaşmada bireye hak olarak tanınmış bir davranışın ceza hukuku açısından da hukuka uygun olduğunu kabul etmek gerekir. Bu bakımdan ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü=Intemational Labour Organization) Sözleşmelerine uygun olarak gerçekleştirilen eylemler hukuka aykırı sayılmaz. Zira ILO Sözleşmeleri Kanunla onaylanarak, Anayasanın 90.maddesine göre iç hukukumuz yönünden de bağlayıcılık kazanmıştır. Bu itibarla, kamu görevlilerince girişilecek bir eylem anılan sözleşmelerin kapsamı içine giriyorsa, YTCK’nun 26O.maddesindeki suçun oluştuğunu söylemek olanaksızdır. ILO Sözleşmeleri ve Anayasanın 53/3.maddesinde kamu görevlilerine sendika kurma ve üye olma hakkı tanınmış, ancak işi yavaşlatma veya terk etme ya da grev hakkı tanınmamış bu konuda yasal düzenleme yapılmamıştır. İç hukukumuzdaki düzenlemelerde de (657 s. DMK 22., 26. ve 27.md.) memurlara sendika kurma ve üye olma hakkı tanınmış, ancak kamu hizmetini aksatacak şekilde memurluktan birlikte çekilmeleri, görevlerine gelmemeleri ya da görevlerine gelip işi yavaşlatacak veya aksatacak eylemlerde bulunmaları yasaklanmış ve grev yasağı getirilmiştir. Nitekim Yargıtay kararlarında, anılan ILO Sözleşmeleri, Anayasa’nın 53/3. ve 54.maddesi ile 657 sayılı yasanın 26. ve 27.maddeleri yasal düzenlemeler uyarınca “PTT Müdürlüğünde memur olan ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonuna bağlı Haber-Sen Sendikasına üye bulunan sanıkların, mali ve sosyal durumlarının düzeltilmesi için Hükümetin dikkatini çekmek amacıyla Konfederasyonun aldığı karara uyarak işyerine geldikleri halde saat 8.30 ila 11.00 arasında görevlerini yapmama” ve “Öğretmen olan sanıkların, sendikanın çağrısına uyarak göreve gelmeme” biçimindeki eylemlerinde bu suçun yasal unsurlarının oluştuğuna karar vermiştir. “Sendika hakkını” güvence altına alan İHAS’nin 11.maddesi açıkça grev hakkını garanti etmemektedir. AİHM’nin konuya ilişkin kararlarında 11. maddenin 2.fıkrasmın sendikal haklar konusunda ilgili Devlete geniş bir takdir marjı bıraktığı, maddenin açıkça kapsamında olmayan grev hakkına İHAS’nin 11/2’de öngörülen sınırlama nedenlerine bağlı olarak belirli durumlarda (milli güvenliğin, amme emniyetinin, nizamı muhafazanın, suçun önlenmesinin, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması için) ve ancak kanunla sınırlama getirilebileceği, ancak grev hakkının tamamen yasaklanmasının İHAS’nin ll.maddesi ile bağdaştınlamayacağı ifade edilmektedir. Anayasa’nın 53/3.maddesi de kamu görevlilerinin grev hakkını açıkça güvence altına almamış olmakla birlikte, grev hakkını kesin olarak yasaklamış da değildir.
TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu Ağırlatıcı Nedenler
Bu suça özgü cezanın artırılmasını gerektiren herhangi bir neden öngörülmemiştir.
TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu Cezada İndirim Yapılmasını veya Ceza Verilmemesini Gerektiren Nedenler
Maddenin 2.fıkrasmda, görevin toplu olarak ve kısa bir süre için terkinin kamu hizmetinin yürütülmesi açısından oluşturduğu haksızlığın azlığı gözönünde bulundurularak, verilecek cezada indirim yapma veya ceza vermeme konusunda mahkemeye takdir yetkisi tanınmıştır. Buna göre, kamu görevlilerinin mesleki ve sosyal hakları ile ilgili olarak, yani bunları korumak, talep etmek, protesto etmek gibi amaçlarla iş bırakmalarının (yani görevi terk, göreve gelmeme, görevi kısmen ya da tamamen yapmamalarının) veya yavaşlatmalarının “hizmeti aksatmayacak biçimde, geçici ve kısa süreli” olması halinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza da verilmeyebilecektir. İş bırakma veya yavaşlatmanın, kamu görevlilerinin mesleki ve sosyal hakları ile ilgili olmayıp da örneğin Hükümetin dış politikasını eleştirmek için yapılması veya mesleki ve sosyal hakları ile ilgili olsa dahi eylemin kamu hizmetini, bu suç ile korunan hukuksal yararı zedeleyecek boyuta varacak biçimde aksatması durumlarında 260/2.fıkra hükmünün uygulanması mümkün değildir.
TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu Teşebbüs
Bu suçun seçimlik hareketleri olan “görevin terki, göreve gelinmemesi, görevlerin geçici de olsa kısmen veya tamamen yapılmaması veya yavaşlatılması” ihmali nitelikte olduğundan, suç, teşebbüse elverişli değildir.
TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu İştirak
Suçun kanuni tanımında, suça katılacak asgari fail sayısının üçten fazla (dört) kişi olması arandığından, bu kişiler suçun müşterek faili (37/l.md.) sayılırlar. Ancak bu dört kişinin tümünün suçun maddi unsurunu oluşturan seçimlik hareketin aynısını gerçekleştirmeleri şart değildir. Söz gelimi bunlardan bazısı görevi terk etmiş, bazıları ise görevi (işi) yavaşlatmış olsa bile bunların tümü 260. maddeye uyan suçun faili olarak cezalandırılırlar. Asgari dört kamu görevlisi tarafından suçun seçimlik hareketlenilin işlenmiş olması koşuluyla, bunların dışında kalan kişilerin bu suça azmettiren veya yardım eden konumunda katılmaları mümkündür.
TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu İçtima
Bu suçun maddi unsurunu oluşturan seçimlik hareketlerden birden fazlasının bir arada veya ardı ardına yapılması tek suçu oluşturur. Ancak, bu suçun işlenmesi sırasında başka bir suç da işlenmiş olabilir, örneğin kamu görevlilerinin tehditle görevi terke zorlanması halinde failler hem bu suçtan ve hem de tehdit (106.md.) suçundan dolayı gerçek içtima hükümleri uyarınca cezalandırılırlar. Kamu hizmetinin aksamasına neden olacak boyuta ulaşmayan hareketler bu suçu (260.md.) oluşturmamakla birlikte, unsurları varsa ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu (257/2.md.) oluşturabilir.
TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu Kovuşturma
Bu suç, kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işlenen suçlardan olmadığından 4483 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz, failler ve suça iştirak edenler hakkında soruşturma ve kovuşturma genel ceza yargılaması hükümleri uyarınca re’sen yapılır.
TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu Görevli Mahkeme
5235 sayılı Kanunun lO.maddesi uyarınca, bu suç dolayısıyla açılan davalara bakma görevi sulh ceza mahkemesine aittir.
TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu Suçun Yaptırımı
Üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıdır.
TCK m 260 Kamu Görevinin Terki Veya Yapılmaması Suçu Dava Zamanaşımı YTCK’nun 66/1-e bendi hükmü uyarınca bu suçun dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.