Sahte Faturanın Yanıltıcı Olduğunun Ortaya Konulması

Sahte Faturanın Yanıltıcı Olduğunun Ortaya Konulması

T.C
DANIŞTAY
9. DAİRESİ
Esas No : 2008/3402
Karar No : 2010/84
Karar Tarihi: 20.01.2010

FATURALARIN SAHTE VE MUHTEVİYATI İTİBARİYLE YANILTICI OLDUĞUNUN AÇIK VE SOMUT BİR ŞEKİLDE ORTAYA KONULMASI GEREKTİĞİ
VUK Md. 359

Fatura alınan şirket hakkında yapılan tespitlere göre, şirketin sahte fatura düzenlediği
konusunda kuşkular bulunsa da, söz konusu şirketin düzenlediği tüm faturaların sahte olduğu
şeklinde bir genelleme yapılması mümkün olmayıp, anılan şirketin KDV indirimi kabul
edilmeyen şirket adına düzenlediği faturaların sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olduğu
hususunun açık ve somut bir şekilde ortaya konulması gerektiği hk.
İstemin Özeti: Davacı şirket adına düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak 2002/Ocak-Mayıs,
Eylül, Kasım dönemleri için re’sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi ile kesilen özel
usulsüzlük cezasının terkini istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden, davacı şirketin (K) Ltd.
Şti.’nden aldığı faturaların sahte olduğundan bahisle, bu faturalarda gösterilen katma değer vergisi
indirimlerinin reddi suretiyle cezalı tarhiyat yapıldığının anlaşıldığı, olayda, anılan şirket hakkındaki
tespitlerin, bu şirketin davacı şirkete düzenlediği faturaların sahte olduğunu ortaya koyması nedeniyle bu
şirketten alınan faturalar içeriği katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle salınan katma değer
vergisinde ve kesilen vergi ziyaı cezasında isabetsizlik görülmediği, olayda, 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu’nun 353/1. maddesinde belirtilen şartlar birarada gerçekleşmediğinden, kesilen özel usulsüzlük
cezasında isabet bulunmadığı gerekçesiyle kısmen kabul ederek vergi ziyaı cezalı katma değer vergisini
onayan, özel usulsüzlük cezasını terkin eden Vergi Mahkemesinin kararının; davacı şirket tarafından;
cezalı tarhiyatın eksik incelemeye dayandırıldığı, aldıkları faturaların sahte olduklarına ilişkin somut
tespitlerin bulunmadığı, davalı idare tarafından ise, kesilen özel usulsüzlük cezasının da onanmasının
gerektiği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
Karar: İstem, davacı şirketin sahte fatura kullandığından bahisle re’sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı
katma değer vergisi ile özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı kısmen kabul
eden, kısmen reddeden Vergi Mahkemesi kararının taraflarca bozulmasına ilişkin bulunmaktadır.
Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, Vergi Mahkemesi
kararının özel usulsüzlük cezasına ilişkin kısmının bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemiştir.
Vergi Mahkemesi kararının vergi ziyaı cezalı katma değer vergisine ilişkin hüküm fıkrasına yönelik
davacı şirketin temyiz istemine gelince;
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinin (a) bendinde; mükelleflerin, yaptıkları
vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden kendilerine yapılan teslim ve
hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer
vergisini indirebilecekleri belirtilmiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinin (B) bendinde; vergilendirmede vergiyi doğuran olay
ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya
ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği, ancak vergiyi
doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesinin ispatlama vasıtası olarak
kullanılamayacağı, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve
mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa ait olduğu
hükümlerine yer verilmiştir.
Anılan madde hükümlerinin değerlendirilmesinden, mükelleflerin Katma Değer Vergisi Kanunu’nun
yukarıda sözü edilen 29. maddesi hükmünden yararlanabilmelerinin ön şartının, fatura ve benzeri
vesikaların gerçeği yansıtıyor olması gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, vergilendirme
işlemi yapılırken, Kanuna uygun olarak biçimlendirilen muamelelerin bu biçimselliğinin ötesine
geçilerek, muamelenin tarafları arasında oluşan maddi ve hukuki ilişkinin gerçek mahiyetinin
araştırılması gerekmektedir. Bir ticari ilişkide, gerçek mahiyetin, sonradan yapılacak bir inceleme ile
ortaya konulması oldukça güç, hatta bazen imkansız olabilmektedir. Gerçek mahiyetin tespitindeki bu
güçlük nedeniyle, Vergi Usul Kanunu’nun anılan 3. maddesinde, ispat külfetinin hangi tarafa ait
olduğu hususu önem arz etmektedir. Buna göre, bir mükellef, iktisadi, ticari ve teknik icaplara
uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumu iddia ederse, bu iddiasını
ispat etmek durumundadır. Buradaki önemli husus, iktisadi, ticari ve teknik icaplar ile normal ve
mutad olmayan durumların hangi durumlar olduğunun açıklanmasıdır. Toplumsal bütünün her
alanında ortaya çıkan hızlı değişim ve gelişmeler dikkate alındığında, iktisadi, ticari ve teknik icaplar
ile normal ve mutad olmayan durumların neler olduğunun olay esnasındaki koşullar esas alınarak
değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden, davacı şirketin (K) Ltd. Şti.’nden aldığı faturaların sahte
olduğundan bahisle bu faturalarda gösterilen katma değer vergilerinin indiriminin reddi suretiyle cezalı
tarhiyat yapıldığının anlaşıldığı, anılan şirket hakkında düzenlenen 04.10.2006 tarih ve VDENR-2006-
827/63 sayılı vergi tekniği raporunda; (K) Ltd. Şti.’nin, herhangi bir mal alım satımı olmadan,
komisyon karşılığında fatura alıp verdiği yolundaki bir ihbar üzerine İzmir Emniyet Müdürlüğünce
yapılan arama sonucu bu şirketin fatura ve belgelerine el konulduğu, bu şirketin tarh dosyasından
yapılan inceleme ile 10.07.1997 tarihinde mükellefiyet tesis ettirdiği, 20.02.2001 tarihinde şube açtığı,
bu şubesini 31.05.2001 tarihinde kapattığı, 2001,2002 ve 2003 takvim yıllarına ilişkin defterlerini
tasdik ettirdiği, belgelerini anlaşmalı matbaada bastırdığı, 2001 yılı için 4811 sayılı Yasa’dan
yararlandığı, 2001,2002 ve 2003 yıllarına ilişkin kurumlar, muhtasar, geçici vergi ve katma değer
vergisi beyannamelerini verdiği, 2001 yılında 7.604.624.467.000 TL, 2002 yılında 7.588.942.690.000
TL, 2003 yılında 7.137.291.100.000 TL toplam katma değer vergisi matrahı beyan ettiği, bu şirketin
mal alış faturaları üzerinde yapılan inceleme sonucu, 2001 yılında 7.343.017.731.700 TL, 2002 yılında
6.989.451.414.000 TL, 2003 yılında ise 6.832.038.737.000 TL toplam alışının, (katma değer vergisi
hariç) haklarında sahte fatura düzenlediği yolunda rapor bulunan veya gerçek faaliyeti olmadığına dair
tespit bulunan mükelleflerden temin edildiği, küçük miktardaki mal alışlarının ise gerçeği yansıttığı,
buna göre şirketin kar marjının 2001 yılında % 1,2, 2002 yılında % 1,9, 2003 yılında ise % 2,5
olduğunun tespiti üzerine (K) Ltd. Şti.’nin davacı şirkete düzenlediği belgelerin sahte olduğu sonucuna
varıldığı anlaşılmaktadır.
Ticari yaşamda malı satın alan mükellefin, malı satanın, vergi ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirip
getirmediği hususunda bilgi sahibi olması, bir başka deyişle, bir mükellefin katma değer vergisi
beyannamelerini verip vermediği, hasılatının ne kadar olduğu, kullandığı belgelerin (şekil şartlarının
doğru olması kaydıyla) vergi dairesinin izniyle bastırılıp bastırılmadığı konularında diğer mükelleflerin
bilgisinin olmaması olağan bir durumdur. Esasen vergi mevzuatında bu düşüncenin aksine bir hüküm
olmadığı gibi Vergi Usul Kanunu’nun “Vergi Mahremiyeti” başlıklı 5. maddesi de bu düşünceyi
destekler niteliktedir. Sahte fatura kullanan mükellefler arasında; alış ve satışlarını sahte fatura ile
belgelendirerek tamamen sahte fatura komisyonculuğu yapan mükelleflerin yanısıra, maliyetlerini
yükseltmek ve daha az katma değer vergisi ödemek amacıyla, sadece sahte mal alış faturası kullanan
mükellefler de vardır. Bu nedenle bir mükellefin alışlarının bir kısmının veya tamamının sahte
olmasından hareketle satışlarının da sahte olduğu sonucuna ulaşılmak suretiyle yapılacak yorum, ticari
yaşamın gerçekleriyle örtüşmediği gibi iyiniyetli mükellefleri de zor durumda bırakacaktır. Bir
mükellefin vergi ile ilgili sorumluluklarını yerine getirmeyerek yasal olmayan fiillerinden doğan mali
sonuçlardan iyiniyetli ve olayla irtibatı olup olmadığı somut olarak ortaya konulmadan bir başka
mükellefi sorumlu tutmak hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.
Olayda, her ne kadar (K) Ltd. Şti. hakkında yapılan tespitlere göre, şirketin sahte fatura düzenlediği
konusunda kuşkular bulunmakta ise de, anılan şirketin düzenlediği tüm faturaların sahte olduğu şeklinde
bir genelleme yapılması mümkün olmayıp, anılan şirketin davacı şirket adına düzenlediği faturaların
sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olduğu hususunun açık ve somut bir şekilde ortaya konulması
gerekmektedir. Yukarıda belirtilen tespitlerde, (K) Ltd. Şti.’nin beyannameleri vermesi, faturalarının
anlaşmalı matbaaya bastırması, faaliyetinin olup olmadığı, işyerinde ticari emtiasının bulunup
bulunmadığı hususlarında, ihtilaflı yıllarda yapılmış yoklamaların bulunmaması karşısında, davacı
şirketin ödemelerini nakit yaptığı, (K) Ltd. Şti.’nin mal alış faturaları sahte olduğundan satışlarının da
sahte olduğu sonucunun ortaya çıktığı ve vergilendirme ile ilgili ödev ve sorumluluklarını yerine
getirmediği hususlarına dayanarak anılan şirketin davacı şirket adına düzenlediği faturaların sahte ve
muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olduğu sonucuna varılması varsayıma dayalı bir yaklaşım olacaktır. Bu
nedenle aksi yöndeki Mahkeme kararının vergi ziyaı cezalı katma değer vergisine ilişkin hüküm
fıkrasının bozulması gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle Vergi Dairesi Müdürlüğünün temyiz isteminin reddine, davacı şirketin temyiz
isteminin kabulüne, Vergi Mahkemesinin kararının özel usulsüzlük cezasına ilişkin hüküm fıkrasının
onanmasına, vergi ziyaı cezalı katma değer vergisine ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına, oybirliği
ile karar verildi.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat