Resmi Belgede Sahtecilik

Ceza Genel Kurulu 2005/6-25 E., 2005/53 K.

HUKUKİ EHLİYET

765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 342 ]
765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 59 ]
“İçtihat Metni”

Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık Ahmet Münir A…….’nun TCY.nın 342/2 ve 59. maddeleri uyarınca 3 sene 4 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCY.nın 31. maddesi uyarınca 3 yıl süre ile kamu hizmetlerinden yasaklanmasına ilişkin A….. 8. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 29.1.2004 gün ve 69-17 sayılı hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 24.11.2004 gün ve 7561-12941 sayı ile;

“Adli Tıp Kurumu 4.İhtisas Kurulu’nun 12 Temmuz 2000 tarihli raporuna dayanak yapılan raporların düzenlendiği tarihlerde muris F.Zehra A…….’nun Bayındırlık Bakanlığı’nda yüksek mimar olarak görev yapıp 1.10.1981 tarihinde kendi isteği ile emekli olması, suça konu vasiyetname ve vekaletnamenin düzenlendiği 26.05.1995 tarihinde de adıgeçenin Dr.Abdullah V….. Ö….. tarafından düzenlenen raporda ve belgeleri düzenleyen yeminli Noter Katibi Fevzi D….. ile tutanak tanıkları Emine F……. M….. ve Mehmet Faruk A………’nun tutanaklara geçen gözlem ve anlatımlarında, hukuki ehliyete sahip olduğunun belirtilmesi karşısında, sanığın suça konu belgenin düzenlendiği tarihte muris F.Zehra A…….’nun hukuki ehliyete sahip olmadığını bildiğine ilişkin yeterli, kesin ve inandırıcı kanıtlar karar yerinde gösterilip tartışılmadan yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise bu karara karşı 4.2.2005 gün ve 105336 sayı ile;

“Mevcut delillerin kararda etraflıca tartışıldığından söz edilemez ise de, mahkûmiyet kararı verilmesine yetecek ölçüde tartışıldığı kanaatindeyiz.

Şöyle ki;

Yerel Mahkeme 02.04.2003 tarihli celsede, Asliye ve Sulh Hukuk Mahkemelerinden verilen karar örneklerini, veraset belgelerini, vasiyetnamenin iptali, vasi değiştirilmesi ve yeni vasi atanmasına ilişkin kararları, Adli Tıp Kurumundan verilen raporu, sanık Abdullah V….. Ö….. tarafından düzenlenen raporları, vekaletnameleri ve diğer belgeleri okumuş ve bunların okunduğunu tutanağa geçirmiştir.

Yerel Mahkeme mahkûmiyet kararının gerekçesinde de şu olgulara yer vermiştir.

“Yakınan Mehmet İsmet A…….’nun gösterdiği tanıklar iddiayı, sanıkların gösterdikleri tanıklar ise savunmayı doğrular şekilde anlatımda bulunmuşlardır.

F. Zehra A…….’nun hukuki ehliyetinin bulunmadığı Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun düzenlediği 12.07.2000 tarihli 2352 sayılı raporla belirlenmiştir. Olay öncesinde Fransız L…, A….. Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği ve A….. Numune Hastanesinde tedavi gören F. Zehra A……. hakkında adı geçen hastanelerden alınan raporlarda benzer görüşlere yer verilmiştir.

Muris F. Zehra A…….’nun hukuki ehliyetinin bulunmadığı, doktor raporları ile kesinlik kazanmıştır.”

Sanığın muris F. Zehra A…….’nun hukuki ehliyete sahip olduğunu bilip bilmediğine gelince;

Çok uzun süren hastalığı süresince kardeşi ile yakından ilgilenen sanığın onun hukuki ehliyete sahip olduğunu bilmediğini kabul etmek hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Nitekim yerel mahkeme de bu durumu “Murisin kardeşi Ahmet Münir A…….’nun F. Zehra A…….’nun hukuki ehliyetinin bulunmadığını bilmemesi düşünülemez” şeklindeki gerekçe ile kararında açıkça belirtmiştir.

Dosyaya da yansıyan sanık Ahmet Münir A…….’nun avukatı vasıtasıyla vasi atanması ile ilgili davada ibraz ettiği bir dilekçede Ahmet Münir A…….’nun öz kardeşiyle yakından ve kardeşlik duyguları çerçevesinde içten ilgilendiği, bakımını sürekli yerine getirdiği ve o yüzden vasi atanmasının uygun ve gerekli bulunduğu ifade edilmiştir. 14.07.1995 tarihli bu dilekçe, mahkemeye suç tarihinden (26.05.1995) sonra verilmişse de, muris F. Zehra A…….’nun 1-2 ay içerisinde hastalığa yakalanması söz konusu olmayacağına göre, adı geçen murisle yakından ve kardeşlik duyguları çerçevesinde ilgilenen ve bakımını sürekli yerine getiren sanık Ahmet Münir A…….’nun kardeşinin hastalığını bilmemesinin de olanaksız olduğunun kabulünü zorunlu kılmaktadır.

Ayrıca, murisin, akli melekelerinin yerinde olduğunu belirleyen ve sanık olup hakkındaki dava ölümü nedeniyle ortadan kaldırılan Dr. V….. Ö…..’un 26.05.1995 tarihli raporunu müteakip ve kısa süre sonra (bir buçuk ay) A….. 16. Hukuk Mahkemesince yapılan 17.07.1995 tarihli keşifte bilgisine başvurulan Uzman Dr. Savaş E…….’ın “peşinen hastanın hakimlikçe dinlenmesine mahal yoktur. Kesin kanıya varabilmek için adı geçenin sağlık kurulunca muayenesi uygundur yolundaki mütaalası ve aynı mahkemeye sunulan A….. Numune Hastanesinin 25.07.1995 tarihli ve 15285 sayılı (hastalığı süreklidir, hakimlikçe dinlenilmesinde yarar yoktur, vasi tayini gerekir” yolundaki raporu sanık Ahmet Münir A…….’nun murisin hukuki ehliyete sahip olmadığını bildiğine ilişkin deliller içerisinde zikredilebilir.

Kaldı ki, yargılamada dinlenen tanıklar Dr. Hüseyin Nafiz A……., Şefik Ozan Özgü, Nurgül Kamile A……., Gülnaz Ozan Özgü, Saadet A……., Yakıp Şen, Aysel Bağ, Nazım Yüksel ve Aysel Çehreli de yargılama sırasında murisin hastalığının aşikar surette belli olduğunu açıkça ifade etmişlerdir.

Yukarıda açıklanan hususlar karşısında sanık Ahmet Münir A…….’nun bekar, bakıma muhtaç ve ablası olan muris F. Zehra A…….’nun akıl hastalığıyla malul olduğunu bildiği ve bu durumdan yararlanarak satmış olduğu taşınmazın bedelini dahi kendi hesabına aktararak müdahili mirastan mahrum etmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.”görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

CEZA GENEL KURULU KARARI

İnceleme konusu olayda;

Yerel Mahkeme; “sanık Ahmet Münir A…….’nun hukuki ehliyeti bulunmayan kızkardeşi Fatımatüz Zehra A…….’nun hukuki ehliyete sahip olduğuna ilişkin doktor raporu aldığını, ardından kızı Ayşegül yararına el yazılı vasiyetname yazdırdığını, daha sonra murisi rapor ve vasiyetname ile birlikte A….. 4.Noterliğine götürüp düzenleme şeklinde kapalı vasiyetname düzenlettiğini, ayrıca düzenlenen bir diğer vekaletname ile de taşınmazlarının tasarrufu konusunda kızkardeşi Zehra A…….’nun kendisine yetki vermesini sağladığını, buna dayanarak taşınmazların bir bölümünü düşük bedelle sattığını kabul ederek sanık Ahmet Münir A…….’nun sahtecilik suçundan cezalandırılmasına” karar vermiş,

Özel Daire bu hükmü; “sanığın, suça konu belgenin düzenlendiği tarihte muris F.Zehra A…….’nun hukuki ehliyete sahip olmadığını bildiğine ilişkin yeterli, kesin ve inandırıcı kanıtların kararda gösterilip tartışılmadığı” gerekçesiyle bozmuştur.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise; “murisle yakından ve kardeşlik duyguları içinde ilgilenen ve sürekli bakımını yerine getiren sanığın, kardeşi Zehra’nın hastalığını bilmemesinin olanaksız olduğu” görüşüyle itiraz yasayoluna başvurmuştur.

Görüleceği üzere Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanığın suça konu vekaletname ve vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte müteveffa kardeşi Zehra’nın hukuki ehliyete sahip olmadığını bildiğine ilişkin yeterli, kesin ve inandırıcı kanıtların kararda tartışılıp tartışılmadığı müteveffanın anılan işlemlerin yapıldığı tarihlerde tasarruf ehliyetine sahip olmadığının açıklıkla belli olup olmadığı ve sanığın bu hususu bilerek resmi mercileri aldatacak biçimde hareket edip etmediği noktasında toplanmaktadır.

Dosyadaki kanıt ve belgelere göre;

A…..’da bekar olarak yaşayan Fatımatüz Zehra A……. Bayındırlık Bakanlığında mimar olarak 25 yılı aşkın süreyle çalıştıktan sonra 8.7.1981 tarihinde kendi isteği ile emekli olmuştur. Ablası Şerife U……. ise 5.2.1994 tarihinde vefat etmiş, geride mirasçı olarak eşi Mustafa Rahmi U……., kızkardeşi Fatımatüz Zehra A……. sanık Ahmet Münir A……. ile yeğeni olan katılan Mehmet İsmet A……. kalmıştır. Ancak Şerife U…….’nın 20.9.1962 ve 9.12.1976 tarihinde el yazısı ile yazıp notere tevdi ettiği vasiyetnamelerin Sulh Hukuk Hakimliğince açılması üzerine, A….., İstanbul ve Sakarya’daki taşınmazlarını eşi Mustafa’ya, onun ölümü halinde ise kardeşleri Fatımatüz Zehra ve sanık Ahmet Münir A…….’ya bıraktığı anlaşılmış, bu kez yeğeni Mehmet İsmet A……., vasiyetnamelerin iptali ve mahfuz hissenin tenkisi hususunda, lehlerine mal vasiyet edilen kişileri hasım göstermek suretiyle dava açmıştır.

O tarihte 70 yaşında olan Fatımatüz Zehra A……. bazı yakınlarına, yeğeni Mehmet İsmet A…….’nun bu davranışına içerlediğini, esasen kendisi öldükten sonra malın onlara kalacağını, ancak ablasının vasiyeti aleyhine iptal davası açması nedeniyle bundan böyle mirasından pay almasını istemediğini söylemiş, ardından A….. 4.Noterliğinde düzenlenen 26.5.1995 tarih ve 17841 yevmiye sayılı vekaletname ile İstanbul’daki taşınmazlarının satış dahil diğer yollarla tasarrufu konusunda ağabeyi sanık Ahmet Münir A…….’yu vekil olarak yetkilendirmiş, yine aynı gün tüm taşınmazlarını sanığın kızı olan Ayşegül Sırilles’e bıraktığına ilişkin el yazılı vasiyetname tanzim edip, Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı Dr. V….. Ö…..’un düzenlediği, “Zehra A…….’nun akli melekelerinde bir bozukluğa rastlanmadığı, mevcut durumu ile medeni ve özlük haklarını kullanabileceği, fiili ve kavli tasarrufta bulunabileceği” yolundaki bilgileri içeren rapor ile birlikte eve gelen noter yeminli memuruna tanıklar Emine F……. M….. ile Mehmet Faruk A……… huzurunda teslim etmiştir. Bunun üzerine noter görevlisi tarafından aynı gün ve 17840 yevmiye sayılı “Düzenleme Şeklinde Kapalı Vasiyetname” başlığı ile bir belge düzenlenmiş, bu belgede Fatımatüz Zehra A…….’nun “Sağlık Grup Başkanlığınca onaylanmış bulunan doktor raporuna göre yasal ehliyeti haiz bulunduğu” belirtildiği gibi, belgeyi düzenleyen yeminli noter katibinin gözlemi de “okuryazar ve vasiyette bulunmaya ehil olduğu” şeklindeki bir ibare ile ifade edilmiş, ayrıca tanıkların benzer gözlemlerine de belgede yer verilmiştir.

Sanık Ahmet Münir A……. da bu vekaletnameye dayalı olarak, 6.6.1995 tarihinde İstanbul Ümraniye’deki bir arsayı satmış, bedeli olan 1.200.000.000 lirayı da Koçbank A….. Şubesinde kendisi ve eşi adına açılmış bulunan hesaba yatırmıştır.

Noter işlemlerinden 1,5 ay kadar sonra katılan Mehmet İsmet A……. vekilinin 17.7.1995 günlü dilekçe ile A….. 16. Sulh Hukuk Mahkemesine başvuruda bulunarak, Fatımatüz Zehra A…….’nun hacir altına alınmasını istemesi üzerine Mahkemece aynı tarihte Fatımatüz Zehra A……. muayene ettirilmiş, psikiyatri uzmanı bilirkişi beyanında; Zehra A…….’nun mahkemece peşinen dinlenilmesine gerek bulunmadığını, kesin kanıya varabilmek için adıgeçenin Sağlık Kurulunca muayenesinin uygun olduğunu bildirmiştir. Bunun üzerine vasiyetnamenin düzenlenmesinden iki ay kadar sonra bu kez A….. Numune Hastanesi Sağlık Kurulundan rapor aldırılmıştır. 25.7.1995 gün ve 15285 sayılı bu raporda; “senil demans (bunama) tanısı konularak, adıgeçenin akli yeteneğinin yetersiz olduğu, kendi işlerini yapacak güce sahip bulunmadığı, sürekli yardıma muhtaç olduğu, başkalarının emniyetini tehdit etmeyeceği, kapatılmasının gerekmediği, hastalığının sürekli olduğu, hakimlikçe dinlenilmesinde yarar bulunmadığı ve vasi tayini gerektiği” belirtilmiştir. Ardından A….. Barosuna kayıtlı bir avukat Zehra A…….’ya vasi tayin edilmiş, ayrıca açılan davalara yönelik açıklamaları sırasında sanık Ahmet Münir A……. ve vekillerinin, İstanbul’daki taşınmazın Zehra A…….’nun emekli maaşının kişisel bakımına yetişmemesi nedeniyle satıldığını, bu paranın onun masrafları için harcanmak üzere bankaya yatırıldığını beyan etmeleri üzerine, bu para vesayet hesabına aktarılmış, faiz geliri ile mahcurun ihtiyaçları karşılanmıştır. Bu arada katılan ayrıca A….. C.Başsavcılığına başvuruda bulunarak, sanık Ahmet Münir A……. ve eşinin Zehra A…….’dan aldıkları vekaletname ile arsasını satıp parasını kendi hesaplarına aktarmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediklerini iddia ederek şikayette bulunmuş ise de, A….. C.Başsavcılığı 28.02.1996 tarihinde, “vekaletnamenin düzenlendiği sırada adıgeçenin akli dengesinin bozuk olduğu hususunda kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı, toplanan kanıtlar karşısında eylemin hukuki nitelik arzettiği” gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiş, itiraz edilmeyen bu karar kesinleşmiştir. Yaklaşık 3,5 yıllık süreçte, bir kısmının görevden affını istemeleri, bir kısmının ise yeterli bakım ve ihtimamı göstermemesi nedeniyle bir kaç vasi değiştirilmiş, nihayetinde Fatımatüz Zehra A……. 19.01.1999 tarihinde 75 yaşında, bekar ve çocuksuz olarak vefat etmiştir. Çıkartılan veraset belgesine göre, müteveffa Zehra’nın mirasçısı olarak erkek kardeşi sanık Ahmet Münir ile yeğeni katılan Mehmet İsmet kalmıştır.

Ancak bu aşamada, müteveffanın 1995 yılında el yazısıyla düzenleyip saklanmak üzere A….. 4.Noterliğine tevdi ettiği vasiyetname A….. 16.Sulh Hukuk Hakimliğince açılmış, Zehra A…….’nun A…..’da 2, İstanbul’da 2 olmak üzere 4 dairesini, Çanakkale’de 2, Kaş’ta 1 olmak üzere 3 arsasını, hasılı tüm taşınmazlarını, sanığın kızı olan diğer yeğeni Ayşegül Sireilles A…….’ya vasiyet ettiğinin anlaşılması üzerine bu kez kez katılan Mehmet İsmet, vasiyetçinin uzun süredir yazı yazmadığını, dolayısıyla el yazılı vasiyetnamenin sahte olduğunu iddia ederek iptali hususunda A….. 25.Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır.

Bu dava sırasında Adli Tıp Kurumu 4.İhtisas Kurulundan aldırılan 12.7.2000 gün ve 2352 sayılı raporun sonuç bölümünde;

“….her ne kadar vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte Dr. V….. Ö…..’un hukuki ehliyete haiz raporu mevcut ise de, ilk kez 1958 yılında Fransız L… Hastanesindeki (Schizoide) tanısı ilk yatışından sonra hastalığının kronik bir seyir kazanıp A….. Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniğinde (psikotik süreç, şizoid reaksiyon, depresif reaksiyon, disosiatif reaksiyon… gibi) tanılarla takip edilmiş olup, en son 12.12.1995 tarihinden sonra A….. Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniğince 2 kez yapılan poliklinik muayenesinde de (Kronik Şizorfreni) tanısı ile kendisinde mevcut hastalığının devam ettiğinin anlaşıldığı, kişide tespit edilmiş olan bu akıl hastalığının hukuki ehliyetine müessir ve kişide irade, şuur ve hareket serbestisi ile olayları değerlendirip onlardan sağlıklı kararlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olduğunun anlaşıldığı, ayrıca akitten yaklaşık 2 ay kadar sonra A….. Numune Hastanesinde yapılan sağlık kurulu muayenesinde bu akıl hastalığının üzerine inzimam etmiş (Senil Demans) denilen bunama halinin de tespit edilmiş olduğunun görüldüğü, kişide tespit edilmiş olan bu bunama halinin klinik, fizyopatolojik ve ilerleyici vasfı ve kronik şizofreni denilen akıl hastalığı da gözönüne alındığında, vasiyetname düzenlediği 26.5.1995 tarihinde de hukuki ehliyete haiz olmadığının tıbbi bilgiye uygun olduğu, bu bakımdan Dr. V….. Ö…..’un 26.05.1995 tarihli raporuna Kurulun katılmadığı; bu duruma göre Fatimetüz Zehra A…….’nun 26.5.1995 tarihinde hukuki ehliyeti haiz olmadığının kabulü gerektiği” belirtilmiştir.

A….. 25.Asliye Hukuk Mahkemesi de bu rapora dayanarak 5.7.2001 gün ve 422-425 sayılı kararla, elyazılı vasiyetnamenin hukuki ehliyetsizlik nedeniyle davacı mirasçı Mehmet İsmet A……. yönünden iptaline karar vermiştir.

Bu kararın kesinleşmesinden sonra bu kez katılan Mehmet İsmet A……. vekili A….. C.Başsavcılığına 16.4.2002 günlü dilekçe ile başvurup, sahtecilik ve dolandırıcılık suçlaması ile şikayette bulunmuştur.

Sanık Ahmet Münir A……. aşamalardaki ifadeleri ve yazılı savunmalarında özetle; katılanın diğer halası olan Şerife’nin vasiyetnamesindeki el yazısının vasiyetçi Şerife’ye ait olmadığını ileri sürerek vasiyetnamenin iptali davası açması nedeniyle bu davranışı tasvip etmeyen diğer halası Zehra’nın bu kez el yazısı ile yazdığı 26.05.1995 tarihli vasiyetname ile katılanı dışlayarak bütün mirasını öteki yeğeni Ayşegül’e bıraktığını, vasiyetçi Zehra’nın 1981 yılına kadar 25 yılı aşkın süreyle yüksek mimar olarak Bayındırlık Bakanlığında çalıştığını, zaman zaman bazı geçici rahatsızlıkları olmuşsa da, bu durumun kendisi, ailesi ve iş çevresi yönünden endişe verecek mahiyette bulunmadığını, kanuni bir zorunluluk bulunmamasına karşılık, daha önce yaşanan olaylardan dersler çıkartan ve ablasının vasiyetnamesinin iptali hakkında katılan tarafından açılan davanın kendisine karşı da tekrarlanabileceği gözönünde bulunduran vasiyetçi Zehra’nın vasiyet ekinde bir doktor raporu bulunmasını uygun gördüğünü, bunun üzerine aldırılan doktor raporunda vasiyetçinin hukuki ehliyete sahip olduğunun belirtildiğini, ayrıca vasiyetin notere tevdii sırasında hazır bulunan tanıkların tutanağa geçen gözlemlerinin de vasiyetçinin tasarruf ehliyetinin bulunduğu yolunda olduğunu, ayrıca vasiyetçi ablasının emekli aylığının olağan giderlerini karşılayamaması ve kendisinin kişisel desteğinin de azalması nedeniyle arsanın satışının zorunlu hale geldiğini, bunun üzerine Ümraniye’deki arsayı ilandan bulduğu emlakçı aracılığıyla satıp bedeli olan 1.200.000.000 lirayı bankaya yatırdığını, bunun faiz geliri ile ablasının giderlerinin karşılandığını, zaman içinde 10.000.000.000 liraya ulaşan bu paranın Tereke Mahkemesi tarafından kendisi ve katılan arasında eşit olarak bölüştürüldüğünü, bu paranın hesabının eksiksiz olarak mahkemeye verildiğini, eskiden bu yana kızkardeşine verdiği karşılıksız desteğin, hesaplara mahkemece tedbir konulmasından sonra da sürdüğünü, ihtiyaçlarının tarafından karşılandığını, bilahare mahkemenin talimatı ile bu masrafların kendisine ödendiğini, Adli Tıp Kurumu raporu dışında başka hiçbir rapor ve tıbbi belgede müteveffa Zehra’nın 1958 yılından bu yana ehliyetsizlik doğuracak derecede hasta olduğuna ilişkin bir teşhis ve tespitin bulunmadığını belirtmiş,

Müteveffa Zehra A…….’nun hukuki ehliyeti bulunduğuna dair 26.05.1995 tarihli raporu düzenleyen ruh ve sinir hastalıkları uzmanı Dr. A. V….. Ö….. aşamalardaki beyanlarında; hastaları 15 dakika muayene ettiğini, Zehra A…….’nun sorulara yer, mekan ve zaman bakımından mantıklı yanıtlar verdiğini, o günkü durumuna göre hukuki ehliyeti olduğuna dair rapor düzenlediğini, bu raporun muayene ettiği kişinin o günkü durumunu yansıttığını söylemiş,

Yargılama sırasında dinlenen katılan tanıkları; müteveffanın kopuk ve dağınık bir hali bulunduğunu, davetlere lekeli veya üzerinde sigara yanığı bulunan giysilerle gittiğini, içine kapanık bir kişi olduğunu, pek konuşmadığını belirtmişler,

Savunma tanıkları ise; uzun süredir tanıdıkları müteveffanın aklı başında biri olduğunu, vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte herhangi bir maluliyeti, hastalığı ve psiklolojik rahatsızlığının bulunmadığını, vasiyetnameyi bilinçli olarak yazdığını, el yazısının ona ait olduğunu ifade etmişlerdir.

Vasiyette bulunan Fatımatüz Zehra A…….’nun yazıp Noter’e tevdi ettiği 26.05.1995 tarihli el yazılı vasiyetname 3 sayfadan ibaret olup, muntazam ve akıcı bir el yazısı ile yazıldığı, ifade zaafiyeti bulunmadığı, taşınmazların bulundukları il ve diğer tapu bilgilerinin doğru ve düzgün bir biçimde belirtildiği anlaşılmaktadır.

Katılan tarafından aldırılıp Hukuk Mahkemesindeki dosyaya ibraz edilen ve Prof.Dr. Şevket A….. tarafından müteveffanın tıbbi belgelerine göre düzenlenmiş bulunan 18.11.1999 günlü özel bilirkişi raporunda hastalığın seyri özetlendikten sonra, tıbbi kayıtlara göre hastalığın resmen 1958 yılında başladığı, zamanla müzmin ve devamlı mahiyet kazandığı, kronik şizofreni haline dönüştüğü, bu rahatsızlıkta temel ruhsal bozuklukların çevreden uzaklaşma, lakaydi, teessüriyette bozulmalar, fikir içeriğinde hezeyanlar ve davranışta bozulmalar şeklinde özetlenebileceği, bilahare hacir altına alınması için verilen rapordaki tanının “demans” bunama olduğu, bunama halinin uzun yıllar çektiği kronik şizofreni sonucu veya ondan müstakil olabileceği belirtilmektedir.

Sanık müdafiince Hukuk Mahkemesindeki dava dosyasına ibraz edilen, Prof. Dr. Yıldırım D….. tarafından düzenlenmiş 6 Kasım 2000 tarihli özel bilirkişi raporunda ise; “dosyadaki bir kısım raporlarda tanıların jenerik isim olarak (kronik şizofreni) şeklinde yazıldığı, bunların klinik tiplerinin belirtilmediği, her tipin başlama biçimi ve klinik belirtilerinin farklı olduğu, dolayısıyla her tipin tedavi ve sonlanma biçimlerinin kategorik olarak farklı bulunduğu, bu nedenle şizofreni yani erken bunama formülasyonunun tarif kolaylığı olduğu, klinik bulguların dökümünün ve metodik değerlendirmenin yapılmadığı, dolayısıyla tanıların genellemeden ibaret olduğu, ayırtedici nitelik taşımadığı, oysa farik ve mümeyyiz olduğu yargısına varabilmek için bütün bunların tıbbi belgelerde yer alması gerektiği ifade edildikten sonra sonuç olarak, dosyada mevcut bilgilerle, geçmişe dönük olarak ne kesitsel ne de sürekli olabilecek biçimde tanı koyduracak bulguya rastlanmadığı” belirtilmiştir.

Sanık müdafiinin 18.06.2003 günlü oturumda mahkemeye sunduğu tarihsiz dilekçeye eklenen belgelere göre;

Müteveffa Fatımatüz Zehra A…….’nun vasiyeti düzenlemesinden 10 ay kadar önce 29.08.1994 tarihinde, ortağı bulunduğu bir kooperatifin aidatları ödemediği gerekçesiyle hakkında icra takibi başlatması üzerine borca itiraz edip mal beyanında bulunduğu,

Bundan 2 ay kadar sonra A….. 30.Noterliğinde 11.10.1994 gün ve 44166 yevmiye nolu ihtarnameyi keşide ederek, kooperatif ortaklığından istifasını belirtip önceden ortaklık payı olarak verdiği taşınmazın kendisine iadesini istediği,

Yine 27.09.1994 tarihinde A….. 30.Noterliğinde 41515 yevmiye sayılı vekaletname ile A….. Barosu avukatlarından Meral M….. ile Emin Varol’u vekil tayin ettiği anlaşılmaktadır.

A….. 16.Asliye Hukuk Mahkemesince vasi olarak atanan Av.Erkan Yücel tarafından düzenlenen 21.01.1997 tarihli raporda ise; kısıtlının aldığı emekli maaşının aylık giderlerini karşılayamadığı, giderlerinin Ümraniye’deki arsanın satış bedelinin vadeli olarak bankaya yatırılmasından elde edilen faiz gelirinden karşılandığı, şimdiye kadar böyle bir anaparanın edinilmemiş olması halinde, kısıtlının varlık için yokluk çekerek yakınlarının yardımı ile geçinmek durumunda kalacağı belirtilmektedir. Katılanın Hukuk Mahkemesindeki vekili Avukat Aslı K…..’ın bu rapora karşı beyanlarını içeren 17.02.1997 havale tarihli dilekçede ise; Ümraniye’deki arsanın satışının gerekli olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.

Dosyadaki tüm kanıtlar birlikte değerlendirildiğinde;

Vasiyetçi Fatımatüz Zehra A……. ilk kez 1958 yılında rahatsızlanıp tedavi görmüş, daha sonra çeşitli aralıklarla rahatsızlığı nüksedip tedavi olmuşsa da uzun yıllar Bayındırlık Bakanlığında yüksek mimar olarak çalışmış, 1981 yılında kendi isteği ile emekli olmuştur. Sonraki dönemde vasiyetçinin hayatını kendi başına sürdürdüğü, bu arada çeşitli hukuki işlemler yaptığı, bu cümleden olarak; suç tarihinden önceki bir yıllık süreç içinde bir kısmı noter ve icra dairesinde olmak üzere bir çok hukuki işlemi tek başına gerçekleştirdiği, buna karşın suça konu vekaletname ile vasiyetnamenin düzenlendiği tarihe kadar katılan da dahil olmak üzere herhangi bir yakınının, vasiyetçinin rahatsızlığını ileri sürüp kendisine vasi tayini hususunda hukuki bir girişimde bulunmadıkları anlaşılmaktadır. Suça konu belgelerin düzenlenmesinden önce ihtiyaten aldırılan doktor raporunda da vasiyetçinin hukuki ehliyeti haiz bulunduğu belirtilmektedir. Yine, noter yeminli katibi Fevzi D….. ile tanıklar Emine F……. M….. ve Mehmet Faruk A………’nun noter belgesine geçen gözlemleri de, vasiyetçi Fatımatüz Zehra A…….’nun okur-yazar ve hukuki ehliyete sahip bir kişi olduğu yolundadır. Öte yandan, ruhi rahatsızlığı bulunanların bir kısmının çoğu zaman olağan davranışlar sergilediği, dönem dönem ortaya koydukları olağandışı tavırların ise, sevdikleri kişilere ruhi bozukluk izafe etmeme eğilimi taşıyan yakınlarınca bir akıl rahatsızlığı belirtisi olarak algılanmadığı günlük hayat deneyimlerinden bilinen bir husustur. Kaldı ki somut olayda, suça konu belgelerin düzenlenmesinden sonra vasiyette bulunanın kısıtlanması yolunda istemde bulunulması üzerine mahkemece görevlendirilip vasiyetçiyi muayene eden psikiyatri uzmanı da; hukuki ehliyetle ilgili doğrudan bir saptamada bulunmayıp, bu hususta sağlık kurulu raporu aldırılması gerektiğini belirtmiş, adıgeçenin suç tarihinde senil demans (bunama) denilen hastalık nedeniyle hukuki ehliyetinin bulunmadığı hususu ancak sonraki süreçte Numune Hastanesi Sağlık Kurulu ve Adli Tıp Kurumu’ndan aldırılan raporlar ile ortaya çıkarılabilmiştir.

Bu durum karşısında; vasiyeti ve vekaletnamesi tartışmaya konu olan muris Fatimatüz Zehra’nın ehliyetsizliğine ilişkin görüş bildiren Adli Tıp Kurumu raporunun her türden kuşkuyu yenecek düzeyde yeterli bir belge olarak kabul edilemeyeceği, işlem tarihlerinden yıllarca sonra ortaya konan bu tıbbi mütalaanın, gözlem ve müşahadeye dayanılmadan ve sadece değişik hekimlerce geçmiş tarihlerde yapılan tedavi ve verilen raporların incelenmesine dayalı bir kanaat mahiyeti taşıdığı, bu itibarla kabul veya redde elverişlilik özelliklerini bünyesinde taşır bulunduğunun reddedilemeyeceği, dosyada mevcut sair bilgi ve belgeler karşısında bu tıbbi görüşün, sanık Ahmet Münir’in sahtecilik bilinci ve kastıyla hareket ettiğinin kesin ve net kanıtı sayılmasına ve mahkûmiyete götürür yeterlilikte kabul edilmesine elverişli bulunmadığı, mahkeme kararında tartışması yapılmayan ancak dosyaya intikal etmiş bulunan başkaca kanıttan da söz edilemeyeceği, bu ahvalde Yerel Mahkemenin, sanığa atfedilen sahtecilik suçunun sübutuna gerekçe saydığı kanıtların elverişlilik ölçüsünden uzak kalışı nedeniyle mahkûmiyete ilişkin sonucun hukuken benimsenemeyeceği, bu nedenledir ki Dairenin bozma gerekçesi ve kararında isabet bulunduğu kabul edilmelidir.

Bu gerekçeler doğrultusunda; Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyesi; haklı nedenlere dayanan itirazın kabulü gerektiğini ileri sürerek karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 24.05.2005 günü oyçokluğu ile karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...