Piyasaya Sahte Amerikan Doları Sürmek

Ceza Genel Kurulu 2007/8-125 E., 2007/186 K.

Piyasaya sahte Amerikan doları sürmek suçlarından sanıklar Ayşe Y….. ve Fatih Y…..’nın 765 sayılı TCY’nın 316/4, 318, 59 ve 647 sayılı Yasanın 6. maddeleri uyarınca, sanık Nevzat K……’ın ise 765 sayılı TCY’nın 316/4, 318, 59 ve 81/1-3. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına ilişkin, Isparta Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.11.2002 gün ve 185-158 sayılı hüküm, sanık Fatih Y….. müdafii ve sanık Nevzat K…… tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 20.06.2005 gün ve 9740-5255 sayı ile;

Sanık Nevzat K……’ın temyiz isteminin CYUY’nın 317. maddesi uyarınca reddine,

Diğer sanık Fatih Y….. hakkındaki hükmün ise, hukuki durumunun yeni yasalar çerçevesinde değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiş,

Bozma sonucu evrak üzerinde inceleme yapan Yerel Mahkemece 28.07.2005 gün ve 243-210 sayı ile; sanıkların yine aynı şekilde cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Sanıklar Ayşe Y….. ve Fatih Y….. müdafileri ile Nevzat K…… tarafından temyiz edilen hüküm dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 11.04.2007 gün ve 5663-2983 sayı ile;

Ayşe Y….. ve Nevzat K…… haklarındaki hükmün kesinleştiği, adı geçen sanıklar hakkında ancak, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren yasalar yönünden talep üzerine yada resen uyarlama yargılaması yapılmasının mümkün olduğu yeniden kurulan 28.7.2005 tarihli hükmün hukuki değerden yoksun, yok hükmünde bulunduğu kabul edilerek, sanık Ayşe Y….. müdafii ile sanık Nevzat K……’ın temyiz isteklerinin CYUY’nın 317. maddesi uyarınca reddine,

Sanık Fatih Y….. hakkındaki hükmün ise; CYUY’nın 322. maddesi uyarınca hükümdeki “Suç konusu Isparta emanet memurluğunun 05.10.2001 tarih ve 2001/359 sırasında kayıtlı sahte paranın 765 sayılı TCK.nun 36. maddesi uyarınca müsaderesine” ibaresinden sonra “ve 5320 sayılı Yasanın 17. maddesi uyarınca T.C Merkez Bankasına gönderilmesine” denilmek suretiyle düzeltilerek onanmasına,” karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığınca 29.05.2007 gün ve 200103 sayı ile;

1- Sanık Fatih Y….. hakkındaki hükmün birinci sayfasında katip imzası bulunmamasının

5271 sayılı Yasanın 219/1, 232/7. maddelerine aykırılık oluşturduğu ve belgelendirme değeri taşımadığı,

2- Sanıklar Ayşe Y….. ve Nevzat K…… yönünden ise; 1412 sayılı CYUY’nın 325. maddesi uyarınca haklarındaki hükmün kesinleşmediği ayrıca mahkemece sonradan yürürlüğe giren Yasa hükümlerinin değerlendirilmesi sonucu davanın esasını sonuçlandıran bir karar verildiği ve bu hükmün temyiz incelemesine tabi bulunduğu gerekçesiyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Özel Dairenin 11.04.2007 gün ve 5663-2983 sayılı kararının kaldırılmasına,

Isparta Ağır Ceza Mahkemesinin, sanık Fatih Y….. hakkındaki 28.07.2005 gün ve 243-210 sayılı hükmünün bozulmasına,

Ayşe Y….. ve Nevzat K…… haklarındaki Isparta Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.07.2005 gün ve 243-210 sayılı hükümlerin ise temyizen incelenmesi için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

1- Ceza Genel Kurulunca sabit kabul edilen uyuşmazlık konusu;

Piyasaya sahte Amerikan doları sürmek suçlarından sanıklar Ayşe Y….., Fatih Y….. ve Nevzat K……’ın 765 sayılı TCY’nın 316/4 ve 318. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına ilişkin, Isparta Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.11.2002 gün ve 185-158 sayılı hüküm, sanık Ayşe Y….. hakkında temyiz edilmeksizin, sanık Nevzat K…… yönünden ise temyiz isteminin reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş, sanık Fatih Y….. hakkındaki hüküm ise, sanığın hukuki durumunun yeni yasalar kapsamında değerlendirilmesi isabetsizliğinden bozulmuş, Yerel Mahkemece bozmadan sonra, evrak üzerinde yaptığı inceleme sonucu, 765 sayılı Yasa hükümlerinin lehe olduğu gerekçesiyle, sanık Fatih Y….. ile haklarındaki hüküm kesinleşen Ayşe Y….. ve Nevzat K……’nın yine aynı şekilde cezalandırılmalarına karar verilmiş, Özel Dairece sanık Fatih Y….. hakkındaki hükmün düzeltilerek onanmasına, diğerleri hakkındaki hükümlerin ise hukuki değer taşımadığı gerekçesiyle incelenmeksizin iadesine karar verilmiş, Yargıtay C.Başsavcılığınca, sanık ve hükümlüler hakkında itiraz yasayoluna başvurularak, konunun Ceza Genel Kurulunca görüşülüp, çözümlenmesi isteminde bulunulmuştur.

2- Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

a) Sanık Fatih Y….. hakkındaki hükmün birinci sayfasının tutanak kâtibi tarafından imzalanmaması suretiyle vusukun ihlal edilip edilmediği,

b) Sanık Fatih Y….. hakkındaki bozmanın, haklarındaki hükümler kesinleşen Ayşe Y….. ve Nevzat K……’a sirayetine (teşmiline) yasal olanak bulunup bulunmadığı,

c) Ayşe Y….. ve Nevzat K…… haklarında, sanık Fatih Y….. hakkındaki hükmün bozulmasından sonra verilen hükümlerin hukuki değer taşıyıp, taşımadığı noktalarında toplanmaktadır.

3- Sanık Fatih Y….. hakkındaki itiraz nedeninin değerlendirilmesi;

a) Yargıtay C.Başsavcılığı itirazında yer almamakla birlikte, Ceza Genel Kurulunca itiraz nedenlerine bağlı kalınmaksızın, itiraza konu hükmün her yönüyle incelenmesi gerektiğinden, öncelikle bozma üzerine, henüz kesinleşmeyen, dolayısıyla yargılaması devam eden bir dosyada evrak üzerinde inceleme yapılarak, sanık hakkında hüküm tesisinin olanaklı olup olmadığı değerlendirilmiştir.

5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 326. maddesi gereğince, bozulmakla hüküm ortadan kalkmış bulunduğundan davaya yeniden bakacak mahkemece, ilgililerin bozmaya karşı diyeceklerinin saptanması ve duruşmaya ilişkin tüm kuralların uygulanması zorunludur.

Yerel Mahkemece, emredici bu usül hükümlerine uyulmaksızın, bozma üzerine evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, sanık Fatih Y….. hakkında verdiği hüküm bu nedenle hukuka aykırıdır.

b) Sanık Fatih Y….. hakkındaki hükmün birinci sayfasının tutanak kâtibi tarafından imzalanmaması suretiyle vusukun ihlal edildiğine ilişkin itiraz nedenine gelince,

Ceza Yargılaması Yasasının “Duruşma tutanağı” başlığını taşıyan 219. maddesinde: duruşma için tutulan tutanağın mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanacağı, mahkeme başkanının mazereti olduğunda, tutanağın en kıdemli üye tarafından imzalanacağı,

231. maddesinde: duruşmanın sonunda, 232. maddede belirtilen esaslar dahilinde hazırlanmış bulunan hüküm fıkrasının duruşma tutanağına geçirileceği ve bunun duruşmada okunacağı,

“Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar” başlığını taşıyan 232. maddesinin

4. fıkrasında ise; karar ve hükümlerin, bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanacağı belirtilmektedir.

Bu yasal normlar birlikte değerlendirildiğinde; duruşma sürecini saptamak için tutulan tutanaklar ile duruşma tutanağına geçen son kararların gerekçe bölümü, gerekçenin sonradan yazılıp dosyaya konulması halinde ise hükmün, gerekçe bölümünü içeren sayfalarının mahkeme başkanı ile zabıt katibi tarafından imzalanması yeterli olup, tutanakların uygulamada ara kararı diye adlandırılan bölümleri ile son kararların hüküm fıkrası ve gerekçeli kararın sonradan yazılıp dosyasına konulması halinde ise hüküm fıkrasının yer aldığı sayfalarının karara katılan tüm hâkimler ve tutanağı yazan kâtiplerce imzalanması zorunludur.

İncelenen dosyada; Isparta Ağır Ceza Mahkemesince evrak üzerinde verilen ve iki sayfadan ibaret bulunan, evrak üzerinde inceleme yapılması ve başkaca bir tutanak düzenlenmemesi nedeniyle, hem duruşma tutanağı hemde gerekçeli karar niteliği taşıyan 28.07.2005 gün ve 243-210 sayılı hükmün ilk sayfasında tutanak kâtibinin imzasının bulunmaması, 5271 sayılı CYY’nın 219 ve 232. madde hükümlerine aykırılık oluşturmaktadır.

Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının bu sanık hakkındaki tek nedene dayalı itirazının ikinci nedenin de ilavesiyle kabulüne karar verilmelidir.

4- Ayşe Y….. ve Nevzat K…… hakkındaki itiraz nedenlerine gelince,

Sanık Fatih Y….. hakkındaki bozma nedeninin, diğer şeriklere sirayetine olanak bulunup bulunmadığı,

a) İlgili hükümler;

5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 325. Maddesi; “Hüküm, cezanın tatbikinde kanuna muhalefet edilmesinden dolayı sanık lehine olarak bozulmuşsa ve bozulan cihetlerin temyiz talebinde bulunmamış olan diğer sanıklara da tatbiki kabil olursa bu sanıklar dahi temyiz talebinde bulunmuşcasına hükmün bozulmasından istifade ederler.”

5271 sayılı CYY’nın 306. Maddesi; “(1) Hüküm, sanık lehine bozulmuşsa ve bu hususların temyiz isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanması olanağı varsa, bu sanıklar da temyiz isteminde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından yararlanırlar.”

b) Hükümlerin uygulanma koşulları;

Temyiz incelemesinin yapılabilmesi için kural olarak süre ve istek koşullarının yerine getirilmesi gerekir. Sanıklardan birinin talebi, diğer sanıklarında isteği yerine geçemez. İlgililer tarafından kanun yoluna başvurulmadığı takdirde hüküm kesinleşecektir. Ancak yasa koyucu, temyiz etmeyen sanıkların, hükmü temyiz edenlerden daha ağır bir ceza ile cezalandırılmasını önlemek, adli yanılgılara engel olmak ve adaleti sağlamak için genel kuraldan ayrılmış, temyiz isteminde bulunulmuş gibi inceleme yapılmasında yarar görmüş ve “bozmanın sirayetini” kabul etmiştir. CYUY.nın 325. maddesi uyarınca, “cezanın uygulanmasında kanuna aykırılık nedeniyle hüküm bozulduğu takdirde, temyiz etmeyen sanıklar dahi temyiz isteminde bulunmuş gibi hükmün bozulmasından yararlanacaklardır.”

1412 sayılı CYUY’nın 325. maddesine benzer şekilde düzenlenmiş bulunan ve Adalet Komisyonunca, “cezanın belirlenmesinde hukuka aykırılıktan dolayı” ibaresi metinden çıkartılmak suretiyle 306. madde olarak kabul edilen, 5271 sayılı CYY’nın 306. maddesinin uygulanma koşulları gerekçesinde şu şekilde ifade edilmiştir; “Mahkemece verilen hüküm, temyiz etmeyen sanık yönünden kesinleşir ve infaz edilebilir hâle gelir. Kural bu olmakla beraber aynı mahkemece aynı hükümle cezalandırılan sanıklar hakkında birbiriyle çelişen sonuçların doğmasının önlenmesi, adalet düşüncesiyle ve bazı koşullarda Yargıtay’ın bozma kararından temyiz etmeyen sanıkların da yararlandırılması uygun görülmüştür.

Bunun için;

1. Aynı mahkemece aynı kararla birden çok sanığın hükümlendirilmesi,

2. Sanıkların fiilinde 8 inci maddede tanımlanan nitelikte bağlantı bulunması,

3. Hükmün Cumhuriyet savcısı, katılan veya sanıklardan bir veya birkaçınca ve sanıkların tümünü kapsamayacak şekilde temyiz edilmiş olması,

4. Hükmün cezanın belirlenmesinde hukuka aykırılık nedeniyle sanık yararına bozulması,

5. Bu bozmanın hükmü temyiz etmeyen veya kendileriyle ilgili temyiz bulunmayan sanıklara da uygulanma olanağına sahip olması gerekecektir.

Suç unsurlarının oluşmaması, fiilin suç olmaması, cezanın azaltılması veya ortadan kaldırılmasını gerektiren nedenler de cezanın belirlenmesinde hukuka aykırılıktır.

Temyiz etmeyen deyimine; temyiz yoluna hiç başvurmayan, süresinden sonra başvuran, temyiz istemi reddolunanlar dahildir.

Yargıtay, bozma kararında, temyiz etmeyen sanıklardan hangilerinin yararlanacağını gösterir; ancak gösterilmemiş olması yararlanmayı önlemez. Mahkeme kanun gereği olarak bu durumu gözetmek zorundadır.

Bu bozmayla temyiz yoluna başvurmayan sanıklar hakkında kesinleşen hüküm de ortadan kalkar, aynı sanıklarla ilgili olarak yeniden hüküm kurmak gerekir.”

Görüldüğü gibi,1412 sayılı CYUY’nın 325 ve 5271 sayılı CYY’nın 306. maddesinde düzenlenen sirayet kurumunun başlıca iki amacı bulunmaktadır;

Bunlar; aynı hükümle cezalandırılan sanıklar hakkında birbiriyle çelişen hükümlerin verilmesinin engellenmesi ve temyiz yoluna başvurmayanlar aleyhine doğabilecek adaletsizlikleri önlemektir.

c) Uyarlama yargılaması, koşulları ve sonuçları;

5252 sayılı Yasanın “Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul” başlıklı 9. maddesinin üçüncü fıkrasında; “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” şeklinde lehe yasanın saptanmasında başvurulacak yöntem düzenlenmiş olup,

Bu hüküm uyarınca, kesin yargı haline gelmiş bir hükümde değişiklik yargılaması yapılması, önceki hükümde sabit kabul edilen olaya her iki yasanın ilgili tüm hükümleri birbirine karıştırılmaksızın uygulanmak suretiyle ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesini ve bunların karşılaştırılmasını gerekli kılmaktadır.

Kesin yargı haline gelmiş bir hükümde sonradan yürürlüğe giren ve lehte hükümler içeren yasaya dayalı bulunan değişiklik yargılamasında, her iki yasanın ilgili tüm hükümleri, önceki hükümde sabit kabul edilen olaya uygulanmak suretiyle belirlenmeli, bu belirleme herhangi bir inceleme, araştırma, kanıt tartışması ve takdir hakkının kullanılmasının gerekmediği;

Eylemin suç olmaktan çıkarılması,

Ceza sorumluluğunun kaldırılması,

Önceki hükümle belirlenen cezanın bir değerlendirme ve takdir gerektirmemesi gibi hallerde,

Evrak üzerinde;

Bu üç hal dışında ise duruşma açılarak değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

Ancak duruşma açılarak yargılama yapılsa da, bu yargılamanın sonraki yasanın lehe hükümlerinin saptanması ve uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile sınırlı ve kendine özgü bir yargılama olduğu unutulmamalı, lehe yasanın tespiti amacıyla yapılan yargılamada, önceki karar dışına çıkılmamalı, kesinleşen karardaki suça uygulanması olanağı bulunan 5237 sayılı Yasa hükümlerinin tamamının uygulanarak bulunacak cezaların karşılaştırılıp lehe yasanın saptanması ile yetinilmelidir.

Uyarlama yargılaması, kesinleşmiş ve infaz yeteneği bulunan hükümler ve hükümlüler için söz konusu olduğundan, aleyhe sonucu değiştirmeme ya da uygulamadaki adıyla kazanılmış hak ilkesine konu olmaz ve bu yargılamada, 5252 sayılı Yasanın 9. maddesinin 4. fıkrası uyarınca dava zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanmaz.

5- Ceza Genel Kurulunca ulaşılan sonuç;

Sanık Fatih Y….. hakkındaki hüküm, 5237 sayılı Yasa hükümleri kapsamında sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekçesiyle bozulmuş olup, bu bozmanın haklarındaki hükümler kesinleşmiş bulunan Ayşe Y….. ve Nevzat K……’a sirayeti mümkün değildir.

Yasa koyucu, sonradan yürürlüğe giren yasa hükümleri uyarınca yapılacak uyarlama yargılaması ve sonuçlarını özel olarak düzenlemiş bulunduğundan, 1412 sayılı CYUY’nın 325. maddesi hükmünün, lehe yasanın değerlendirilmesi gerekçesiyle yapılan bozmalarda uygulanması olanağı bulunmamaktadır.

Her iki yargılamanın koşulları ve sonuçları birbirinden farklı bulunduğundan, haklarındaki hüküm kesinleşenlerle, yargılamaları devam edenlerin birlikte yargılanması yasal olarak mümkün değildir.

5252 sayılı Yasanın 9. maddesindeki ilkelere uygun olarak yapılacak uyarlama ile, aynı suçun şerikleri hakkında farklı hükümlerin verilmesi ve adaletsizliğin giderilmesi yöntemi Yasa koyucu tarafından özel olarak düzenlenmiş bulunduğundan, hakkaniyet, adalet ve usül ekonomisi mülahazalarıyla da olsa, Yasa koyucunun açık bir düzenleme ile konuyu çözüme kavuşturduğu konularda, bu iradeye aykırı bir çözüm tarzı benimsenemez.

Kuşkusuz Yasa Koyucu tarafından 5252 sayılı Yasanın 9. maddesinde uyarlama yargılaması açıkça düzenlenmemiş bulunsaydı, 1412 sayılı CYUY’nın 325 ve 5271 sayılı CYY’nın 306. maddeleri uyarınca, hükmü temyiz etmemeleri veya temyiz istemlerinin reddine karar verilmek suretiyle haklarındaki hüküm kesinleşmiş bulunan hükümlülere, bozmanın sirayeti suretiyle, aynı suçun şerikleri arasında doğabilecek çelişkiler ve olası hak kayıplarının önlenmesi benimsenebilirdi. Ancak Yasa Koyucu, doğabilecek tüm olumsuzlukları giderecek tarzda yasal bir düzenleme yapmış bulunduğundan, sirayet suretiyle hükümlülerin yeniden yargılanarak haklarında hüküm tesisine olanak bulunmamaktadır.

Her iki yargılamanın usülü ve sonuçlarının birbirinden tamamen farklı olması ve infazda doğabilecek sorunlar nazara alınarak, hükümlüler hakkında yerel mahkemece yapılan yargılamanın uyarlama yargılaması niteliğinde kabul edilerek, Ayşe Y….. ve Nevzat K…… haklarında verilen sonraki hükmü hukuki sonuç bağlanması da mümkün değildir.

Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığının, Ayşe Y….. ve Nevzat K…… haklarındaki itiraz nedenlerinin reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi M. Tatar; “26.09.2007 gün ve 5235 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca yürürlüğünü sürdüren 1412 sayılı CMUK’nun 325. maddesi; “Hüküm, cezanın tatbikinde kanuna muhalefet edilmesinden dolayı sanık lehine olarak bozulmuşsa ve bozulan cihetlerin temyiz talebinde bulunmamış olan diğer sanıklara da tatbiki kabil olursa bu sanıklar dahi temyiz talebinde bulunmuşcasına hükmün bozulmasından istifade ederler.” hükmünü taşımakta olup, re’sen gözetilmesi gereken bu kuralın işlerlik kazanabilmesi için birden çok sanık tarafından birlikte işlenen suçlardan dolayı aynı kararla verilen mahkumiyet kararlarının, şeriklerden bir veya birkaçı tarafından temyiz edilmesi ve sanık yararına olarak verilen bozma kararına, yerel mahkemece uyulması, bozmanın cezanın tatbikindeki yasaya aykırılıktan dolayı yapılması koşulları aranmaktadır.

Aynı mahkemece, aynı hükümle cezalandırılan sanıklar hakkında birbiriyle çelişen sonuçların doğmasının önlenmesi ve böyle durumlarda, yasa önündeki statüleri aynı olan sanıklara farklı cezalar uygulanmasının adalet duygularını zedeleyeceği endişesi ile konulmuş bu kuralın Yargıtayca da genişletilerek uygulandığı, diğer koşullar var ise, temyiz eden sanık yararına olarak yapılan bozmalar ceza uygulamasından kaynaklanmasa da bozmanın temyiz etmeyen şeriklere de teşmil edildiği bilinmektedir.

Aslında Yargıtay bozmasında yer almasa da, koşullarının varlığı halinde madde gözetilerek bozmaya uyan mahkemece, temyiz etmeyen sanıklar da, temyiz etmişler gibi bozmadan yararlandırılacaklar ve bunun doğal sonucu olarak da onlar hakkındaki hüküm de kesinleşmeyecek ve haklarında yeniden yargılama yapılıp hüküm kurulacaktır.

1412 sayılı Yasanın 325. maddesinin “cezanın tatbikinde kanuna muhalefet edilmesinden dolayı” yapılan bozmalarda uygulanabilir olan kuralının Yargıtayca da genişletilerek yorumlanması sonucunda yeni CMK’nun 306. maddesinde; “Hüküm, sanık lehine bozulmuşsa…

….” denilerek bozmanın temyiz eden sanık yararına olması koşuluyla temyiz etmeyen şeriklere de teşmili kabul edilmiş, uygulama yasal hale getirilmiş bulunmaktadır.

Tasarının 337. maddesinde yer alan “cezanın belirlenmesinde hukuka aykırılıktan dolayı” ibaresi, hükmün uygulanma alanını daralttığı için metinden çıkarılmış ve şimdiki 306. madde bu haliyle Adalet Komisyonunda kabul edildiği şekliyle yasalaşmıştır.

Kanımızca da, aynı suçu işleyen şerikler hakkında farklı cezalar uygulanmasının adalete aykırılık oluşturması olasılığını önlemeye yönelik kuralın geniş yorumlanarak, tüm lehe bozmalarda uygulanması yasanın amacına uygun olacaktır.

Hükümden sonra yürürlüğe giren ve sanık yararına kurallar taşıyan yasaların geriye yürüyeceğini kabulle sanıkların bu değişikliklerden yararlandırılması evrensel ilkesi karşısında 325. maddenin yeni yasanın uygulanması amaçlı bozmalarda da gözetilmesi gerektiğini düşünmekteyim. Çünkü, yeni yasanın yürürlüğe girmesi üzerine, eski hükmü yalnızca bu nedenle bozan Yargıtay Dairesi, yeni yasanın sanık yararına olduğunu, en azından böyle bir olasılık bulunduğunu kabul etmekte ve hükmü temyiz eden sanık yararına bozmaktadır. Nitekim Yargıtayın kimi ceza daireleri, “yasa bozması” diye adlandırılan bu bozmalarda, bozmayı, temyiz etmeyen şeriklere de teşmil etmektedirler.

Bozma üzerine yapılan yargılama ile kesinleşen hükümler sonrasında yeni yasanın uygulanması için yapılan “uyarlama yargılaması” arasındaki; uyarlama yargılamasında zamanaşımının gözetilmemesi, kazanılmış hak olmayacağı, yeni kanıt sunulamaması gibi farklar gözetildiğinde, “temyiz etmeyenler hakkındaki hüküm kesinleşmiştir, uyarlama yargılaması ile adaletsizlikler giderilir” biçiminde oluşturulabilecek görüşlerin de yasaya uygun olmadığı kanısındayız.

Açıkladığımız düşünceler ışığında somut olaya baktığımızda;

Yüksek 8. Ceza Dairesinin sanık Fatih hakkındaki bozmasının “sanık yararına” olduğunun kabulü ile bozma kararında belirtilmese bile, yerel mahkemece bozmaya uyularak, bozmanın hükmü temyiz etmeyen sanıklar Ayşe ve Nevzat’a da teşmil ettirilip, onlar hakkında da hüküm kurulması doğrudur. Bu durumda teşmil nedeniyle haklarındaki ilk hüküm kesinleşmemiş olan ve halen sanık statüsünde bulunan adı geçen sanıklar hakkındaki 2. hükmü hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde kabul ederek temyiz isteklerini reddeden daire kararının kaldırılmasını isteyen itirazın bu bölümünün de kabulü gerektiği kanısı ile sayın çoğunluğun aksine kararına katılmıyorum.”

Görüşleriyle,

Diğer altı Kurul Üyesi ise, sonradan verilen hükmün, uyarlama hükmü olarak kabul edilmesi gerektiği,

Gerekçeleriyle,

Bu yöne ilişen itirazın kabulü yönünde oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

A) 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, sanık Fatih Y….. hakkındaki itirazının KABÜLÜNE,

2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, sanık Fatih Y….. hakkındaki 11.04.2007 gün ve 5663-2983 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3- Sanık Fatih Y….. hakkındaki 28.07.2005 gün ve 243-210 sayılı hükmün, evrak üzerinde inceleme yapılması ve 5271 sayılı CYY’nın 219 ve 232. maddelerine aykırılığı isabetsizliklerinden BOZULMASINA,

B) 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, hükümlüler Ayşe Y….. ve Nevzat K…… haklarındaki itirazının REDDİNE,

C) Dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, sanık Fatih Y….. yönünde ilk müzakerede oybirliğiyle, hükümlüler Ayşe Y….. ve Nevzat K…… haklarında ise 18.09.2007 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...