DAVACININ TALEBİNİN TBK İLGİLİ MADDESİ GEREĞİNCE AÇILMIŞ MUVAZAA HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI İPTAL DAVASI OLARAK KABULÜ – DAVALIDAN SONRAKİ MALİKLERİN DE DAVAYA DAHİL EDİLİP TARAF TEŞKİLİNİN SAĞLANMASI GEREKTİĞİ

T.C YARGITAY
17.Hukuk Dairesi
Esas: 2015 / 17713
Karar: 2016 / 195
Karar Tarihi: 12.01.2016

ÖZET: Somut olayda davacının talebinin TBK’nun 19.maddesi gereğince açılmış muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davası olarak kabulü ile davacılar tarafından davalı borçlu … ve dava dışı diğer borçlular aleyhine açılan Sincan Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/233 Esas (bozmadan sonraki dosya numarası) sayılı dava dosyasının sonucu beklenerek alacağın kesinleşmesi halinde, davalı M.. tarafından diğer davalılar …..ve ….’e satışı yapılan dava konusu araçlara ait davalı M.’ten sonraki tüm devirleri gösterir noter satış sözleşmeleri de istenerek davalı …. dava konusu araçları davalı M..’ten almadığını savunduğundan M..’ten sonraki maliklerde davaya dahil edilip taraf teşkilinin sağlanması, mevcut delillerin TBK’nun 19 maddesi gereğince değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.

(2004 S. K. m. 277, 283) (818 S. K. m. 18) (6098 S. K. m. 19) (6100 S. K. m. 33, 114)

Dava ve Karar: Taraflar arasındaki muvazaa nedeniyle iptal davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın usulden reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

Davacılar vekili, davalı borçlu …’nın aleyhine açılan manevi tazminat davası sonucu hükmedilmesi muhtemel tazminat alacağının tahsilini imkansız hale getirmek amacıyla adına kayıtlı altı adet aracı 14.8.2013 tarihinde davalı …’ya, iki araçtan birini 14.6.2013 diğerini 13.8.2013 tarihinde davalı …’ya, bir aracı 8.10.2013 tarihinde davalı …’e, bir aracı da 23.8.2013 tarihinde davalı ……’ye sattığını belirterek satış işlemleri muvazaalı olduğundan geçersizliğine borçlu adına tesciline, muvazaalı olduğunun tespit edilememesi halinde davalılar arasındaki tasarrufların İİK’nun 277 ve devamı maddeleri gereğince iptaline karar verilmesini talep etmiş, 7.1.2014 ve 9.1.2014 tarihli dilekçeleri ile davalılar … ve ……adına tescilli araçların borçluya ait araçlar olmadığını, borçluya ait iken boşa çıkan plakalar olduğu anlaşıldığından adı geçen davalılar hakkındaki davalara devam etmediklerini, 30.10.2014 tarihli duruşmada ise davalılar … ve ………. aleyhine açtıkları davadan feragat ettiğini beyan etmiştir.

Davalı……ve … vekili, taraf ve tasarruflara göre davaların tefrik edilmesi gerektiğini, müvekkili…..te ait 500.000 TL değerinde dört araç olduğunu, istenilen 220.000 TL tazminat aynen kabul edilse bile mevcut malvarlığının borcu karşılamaya yeterli olduğunu, dava konusu araçlar kredi ile alındığından kredi borcu için satıldığını ve borçların ödendiğini, kalan para ile de iki araç alındığını, müvekkili ….’in dava konusu araçları ….’ten değil ….’ten sonraki ikinci malikten iyiniyetle aldığını, ….’ün ise araçları davalı …’ten ticari amaçla aldığını ve fiilen kullandığını belirterek davanın reddini, ihtiyati tedbir kararının tamamen veya alacak miktarına göre kısmen kaldırılmasını istemiştir.

Diğer davalılar savunma yapmamıştır.

Mahkemece iddia, savunma toplanan delillere göre; davacının istemde bulunurken terditli olarak BK’nun 18.maddesi ile İİK’nun 277 ve devamı maddelerine dayandığı, dosya kapsamından tasarrufun iptali davası açma koşullarının somut olayda gerçekleşmediği, muvazaa iddiası yönünden ise davanın dayanağını oluşturan manevi tazminat davasının henüz karara bağlanmadığı, bu nedenle davacıların muaccel hale gelmiş ve dolayısıyla kesinleşmiş bir alacağının bulunmadığı, henüz kesinleşmemiş muacceliyet kasbettiği tespit edilememiş, henüz yargılaması bile yapılmamış bir dava sonucunda elde edilebileceği kesin olmayan tazminatın tahsilini sonuçsuz bırakmak için davalılar ait araçların satışlarının muvazaa nedeniyle geçersizliğinin ileri sürülmesinde davacıların korunmaya değer hukuki menfaatı bulunmadığı, kaldı ki ihtiyati tedbir taleplerinin davanın görüldüğü Mahkemeden yargılamanın her aşamasında ayrı bir dava açmadan her zaman talep edilebileceği bu açıdan da iş bu davayı açmakta davacıların hukuki menfaatlerini bulunmadığı gerekçesiyle davalılar …… ve … aleyhine açılan davanın HMK’nun 114/1-h maddesi uyarınca hukuki yarar yokluğundan usulden reddine, davacılar vekili davalılar ……ve … aleyhine açılan davaya devam etmeyeceğini bildirdiği, adı geçen davalılar hakkındaki davaların 7.1.2014 ve 9.1.2014 tarihli dilekçelerle atiye bırakıldığından adı geçen davalılar hakkında bu taleple ilgili karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava Türk Borçlar Kanununun 19.maddesi gereğince muvazaa hukuksal sebebine dayalı araç satışına ilişkin iptal istemine ilişkindir.

Bir dava da öne sürülen maddi olguların hukuki nitelendirilmesini yapmak, uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamak hakimin doğrudan görevidir.(HMK’nun madde 33)Somut olayda dava dilekçesindeki ileri sürüş biçimine göre dava hukuksal nitelikçe Türk Borçlar Kanununun 19.maddesinin özüne ve sözüne uygun muvazaaya nedeniyle iptal istemine ilişkindir. Kural olarak 3.kişiler, danışıklı işlem nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilir. Çünkü danışıklı bir hukuki işlem ile 3.kişilere zarar verilmesi onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak 3.kişinin danışıklı işlem ile haklarının zarar uğratıldığının benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan alacaklı olması ve danışıklı işlemin alacağının ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış bulunması gerekir.

Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK 277.maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi amaçlar. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacıya haciz ve satış isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir.

Somut olayda davacının talebinin TBK’nun 19.maddesi gereğince açılmış muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davası olarak kabulü ile davacılar tarafından davalı borçlu … ve dava dışı diğer borçlular aleyhine açılan Sincan Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/233 Esas (bozmadan sonraki dosya numarası) sayılı dava dosyasının sonucu beklenerek alacağın kesinleşmesi halinde, davalı M.. tarafından diğer davalılar …..ve ….’e satışı yapılan dava konusu araçlara ait davalı M.’ten sonraki tüm devirleri gösterir noter satış sözleşmeleri de istenerek davalı …. dava konusu araçları davalı M..’ten almadığını savunduğundan M..’ten sonraki maliklerde davaya dahil edilip taraf teşkilinin sağlanması, mevcut delillerin TBK’nun 19 maddesi gereğince değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.

Kabule göre de davacılar vekili 30.10.2014 tarihli celsede davalı 3.kişiler …. ve ….. hakkındaki davadan feragat ettiğinden adı geçen davalılar hakkındaki davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değilse de bu husus temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni yapılmamıştır.

Sonuç: Yukarıda açıklanan peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 12.01.2016 gününde oybirliği ile, karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...