Kooperatife Karşı Tazminat Davası Açılabilir mi?

YARGITAY 4. Hukuk Dairesi
Esas Numarası:1979/9779
Karar Numarası:1979/13899

ÖZET

1- Zarar, bir kimsenin malvarlığının zarar verici olayın uygun ve normal sonuçları gözönünde tutularak saptanacak hali hazır durumu ile, zarar verici olay olmasa idi, aynı nitelikteki gelişimi sonucunda mevcut olacak durum arasındaki fark tır.

2.- Bu gün yürürlükte bulunan tazminat kuralları arasında, tüm zararın mutlak olarak ödetilmesin( öngören bir hüküm mevcut değildir. Bu bakımdan tazminatın üst sınırı bazı kez zarara eşit ve çok kez de zarardan aşağı olabilir.

3- Bir tarımsal taşınmaz, verilen zarar sonunda bu niteliğini tamamen yitirir ise, istenebilecek tazminat; o taşınmazın zarara uğramadan önceki, tam ve gerçek sürüm (alım-satım) değeri ile zarardan sonraki sürüm değeri arasındaki farkı geçemez.

4- Eğer zarar daha az bir masrafa katlanmak suretiyle giderilebilirse, bu takdirde hükmedilecek tazminat giderlerin toplamından ibaret olacaktır. Bu giderlere taşınmazın eski hale getirilinceye kadar geçecek süre içinde ekememekten (kullanamamaktan) doğan zararlar dahil edilemez.

Taraflar arasındaki haksız eylemden doğan tazminat davası nedeniyle yapılan yargılama sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı 491979 lira 90″ kurusun faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine ilişkin hükmün süresi içinde davalı idare avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşuldu:

Davacı Zehra, 1.5.6.1978 günlü dilekçe ile açmış olduğu 1978/596 esas sayılı davasında (25/28 payına malik bulunduğu ada 81, parsel 7 sayılı taşınmazından davalı idarenin toprak alınmak Suretiyle 3300. metre karelik kısmının kullanılamaz hale geldiğini ve taşınmazın geri kalan bölümünün ise, bu haksız eylem nedeniyle değerinin düştüğünü ileri sürerek ve fazlaya ilişkin hakkını saiklı tutarak) şimdilik kaydı ile 41.250 liranın tahsilini istemiş; bilahare 25.12.1978 gününde açtığı 1978/1048 esas sayılı dava ile de saklı tutmuş olduğu 465.638, 25 liralık zararının aynı hukuki nedenle ödetilmesine karar verilmesini istenmiştir.. . “

Yerel mahkeme her iki davayı birleştirmiş ve sonuçta davayı sabit görerek 491.379, 90 liranın davalı idareden: tahsiline karar vermiştir.

Davalı idare, hükmü usul ve esas yönünden olmak üzere bazı nedenlerle temyiz etmiştir. . .

Davalı idarenin, davayı idare yargı yerinde bakılması gerektiği yolundaki temyiz itirazı 11.2.1959 gün ve 17/11 sayılı içtihadı Birleştirme Kararı gerekçesine göre yerinde görülmemiştir. Çünkü, mülkiyet hakkına tecavüz niteliğindeki hukuka aykırı eylem sonucu doğan zararların tazmini davalarının bakım ve çözüm yeri genel mahkemelerdir. Bu itibarla, bu yönü amaç tutan temyiz itirazları reddedilmelidir.

Davalı idarenin diğer temyiz itirazları özellikle zararın kapsamı ile ilgilidir. Zira, davalı idarenin, davacının 25/28 pay sahibi bulunduğu 8800 metrekareden ibaret 7 parsel sayılı taşınmazın 3300 m2.’lik bölümünden 25 metre derinliğe varacak şekilde toprak aldığı taraftar arasında ihtilafsızdır. Esasen bu yön mahallinde yaptırılan tesbit sırasın” da bilirkişi olarak seçilmiş bulunan Fen Memuru Rıza’nın 28.3.1978 günlü krokisinin incelenmesinden de anlaşılmaktadır. 0 halde kamulaştırılmaksızın el konularak toprak alınmak suretiyle sebebiyet verilen zararın davalı idare tarafından ödetilmesine karar verilmesi doğrudur; ancak, bu davada çözümlenmesi gereken bütün sorun, zararın kapsamının belirlenmesinden düğümlenmektedir. “

Dava dilekçesinden de anlaşılacağı veçhile, davacının davasını iki kalem zarar oluşturmaktadır. Davacı hem taşınmazının 3300 m2.’lik yerinden 25 metre derinliğinde toprak alındığını ve bu yüzden taşınmazın bu bölümünün artık kullanılmaz hale geldiğini ileri sürerek doğan bu zararını ve hemde davalı idarenin gerçekleşen bu haksız ve hukuka aykırı eylemi yüzünden taşınmazın geri kalan bölümünde meydana gelen değer eksilmesini istemektedir. Ancak, mahkeme sadece ilk kalem isteğe hükmetmiş ve davacı ikinci kalem isteği hakkındaki hükmü temyiz etmemiş olduğuna göre, dairece sadece ilk kalemle ilgili zarara hasren temyiz incelemesi yapılması uygun görülmüştür. Bilindiği ve dairemizin 29.12.1978 gün ve 3173/15053 sayılı ilamında da açıklandığı veçhile; bir haksız eylem nedeniyle tazmin borcunun doğabilmesi için, bir zarar meydana gelmiş olması şarttır. BK.nun 41. maddesinde daimini bulan zarar, mal varlığında meydana gelen zarardır. Bu niteliği itibariyle zarar, mal varlığında meydana gelen bir azalmayı, eksilmeyi ifade eder. ” Bu anlamda zarar, ya da mal varlığındaki eksilime (gerek Alman ve gerekse Türk/İsviçre hukuklarındaki baskın görüşe göre), “malvarlığının zarar verici olaydan sonraki durumu ile, bu olay meydana gelmese idi mevcut olacak durum arasındaki farktan ibarettir. Hukuk literatüründe (fark teorisi) adı ile anılan bu görüş, zararı matematiksel açıdan ele almakta ve soyut biçimde değerlendirmektedir. (Teoman Akünal-Haksız Fiilden Doğan Zararlarda Denkleştirme Sorunu-İstanbul 11 977-Sayfa 52)(Kenan Tunçomağ Türk Borçlar Hukuku-İstanbul 1976 Sayfa 446 ve orada anılan yapıtlar).

“Somut Zarar Teorisi” taraflarının “Fark Teorisi ” ne yönelttikleri eleştirileri dikkat nazara alan bazı hukukçular da, bu eleştirileri gözönünde tutarak fark teorisi açısından zararı “bir kimsenin malvarlıgının zarar verici olayın uygun ve normal sonucları gözonünde tutularak ” saptanacak halihazır durumu ile, zarar verici olay olmasa idi, aynı nitelikteki gelişimi sonucunda mevcut olacak durumu arasındaki fark olarak tanımlamışlardır. (Akunal-age-58, dip ‘not 49). Kusku yoktur ki bu tanım sadece maddı zararı kapsamaktadır. Fark teorisi, zararı bir. bütün olarak ele almakta (fiili zarar)(yoksun kalınan kar) gibi alt ayrımlara gerek bırakmamakta ve bunların tümünü kapsamaktadır. Bu suretle zarar verici olayın, malvarlığı üzerindeki tüm olumsuz etkileri zarar kavramına dahil edildiği gibi, aynı zamanda bu olayın malvarlığı üzerindeki olumlu etkileri de, mal varlığının hesap işlemine esas alınan iki farklı andaki durumuna yansıdığı ölçüde, sonuca’ etkili olmaktadır. (Akünal-age-52 vd.) Doktrin ve uygulamada genellikle “zararın” netleştirilmesi” “Mahsup”, “denkleştirme teorisi” vş. gibi terimlerle deyimlendirilen bu işleme göre, önce “zararın hesaplanma. 5!” ve sonra da “tazminatın belirlenmesi ‘ gereklidir. Zira, Türk/İsviçre Borçlar Kanununda bu işlemler iki ayrı aşamayı oluşturmak” tadır. Tazminata ‘karar verilebilmesi için öncelikle zarar miktarının Saptanması gereklidir. Ancak, hemen belirtilmelidir ki; İsviçre/Türk Barolar Kanununda, tüm zararın mutlak olarak tazminini gerektiren, emreden bir hüküm mevcut değildir. İsviçre’de olduğu gibi Türk hukukunda da tazminatın tutarı hiç bir zaman gerçek zararı aşamaz. Diğer bir ifade ile uğranılan zarar, hükmedilecek tazminatın en Yüksek sınırını teşkil eder; BK.nun 43/1 uyarınca, tazminatın azami miktarı zararı aşamaz; ona eşit ve hatta bazende ondan aşağı olabilir. Şu halde hekim, zararın, gerçek miktarını gözönünde bulundurmak suretiyle tazminatı belirlemekle yükümlüdür. (Haluk Tandoğan-Tütık Mesuliyet Hukuku-Ankara 1961 Sayfa 26t)(Tunçomağ-age-457)(Akünal -age-1 6).
0 halde şu kısa açıklamaların ve anılan kuralların ışığı altında davacının uğradığımı iddia ettiği zararın gerçek tutarının ne Olduğu hususunun tesbiti, bu tazminat davasına çözüm getirecektir. Gerek davacının iddiasına, gerek tesbit raporuna ve gerekse 12.6.1979 günlü bilirkişi raporuna göre; 25/28 payı davacıya ait 7 parsel sayılı taşınmazın tümüyle yok olmadığı anlaşılmaktadır. Bir an için davacının taşınmazının tümünün ekonomik değerini yitirdiği kabul edilse dahi istiyebileceği tazminat; o taşınmazın haksız eylem sorumlusuna terki suretiyle ” o şeyin haksız eylemin işlendiği yerdeki ve andaki tam ve gerçek sürüm, yani alış veriş değeninden ibarettir” ve sürum değerini hiçbir veçhıle gecemez. Tasınmazın, zarara ugramadan onceki duruma sokulması için. katlanılması gerekli giderler, o şeyin tam ve gerçek sürüm değerini aşsa bile zarara uğrayan (yukarıda anılan ilke uyarınca) sürüm değeri aşan tüm giderleri isteyemez.

Kaldı ki, davacıya ait taşınmaz tümüyle telef olmamış (12.6.1979 günlü raporun (e) paragrafında açıklandığı gibi), belediye sınırları içinde bulunan taşınmaz sadece tarla vasfını yitirmiş ve sanayi kuruluşları arsası vasfına dönüşmüştür. 0 halde, gerçekleşen şu maddi olgulara göre davacının isteyebileceği zarar, haksız eylemin işlenmesinden önce taşınmazın tarla olarak (olay ‘tarihindeki) değeri İle sanayi arsası ol aralık gerçek sürüm değeri arasındaki farktan ibarettir. Nitekim dairemizin 9.12.1975 gün ve .77/12375 ve 27.12.1978 gün ve 5527/14908 sayılı ilamları ile HGk.nun 8.12.196~ gün ve 4/231 E. 448 K. sayılı İçtihadınıda aynı ilke dile getirilmiştir. Bu itibarla mahkemenin herşeyden önce, 3300 metre karelik yerin eski hale dönüştürülmesi için gerekli giderleri tescil ettirdikten sonra, birde yukarıda anılan fark yöntemin uyarınca 3300 m2.’lik tarım arazisi ile sanayi arsası arasındaki farkı saptaması ve bu iki rakkamdan hangisi az ise onun tahsiline karar vermesi gerekirdi. Bu itibarla Mahkememin anılan şekilde bir inceleme yaptırmadan, sadece eski hale getirme için gerekli giderlerin tahsiline karar vermiş olması yasaya aykırıdır, ve böyle bir kabul tazminat hukukunun genel ilkeleri ile bağdaşmaz.

Kaldı ki, davalı idare belgeler de ibraz etmek suretiyle “davacının parselinin içinde bulunduğu 81 ada içindeki bazı taşınmazların davalı idarece kamulaştırıldığını, bu konuda açılan tezyidi bedel davalarında, aynı ada içindeki parsellere en fazla 61 lira değer takdir edildiğini ” ileri sürmüş ve bilirkişi raporuna itiraz etmiştir. Mahkemenin bu yoldaki savunmayı da tartışmasız ve tahkiksiz bırakması sebebi anlaşılamamıştır.
0 halde, mahkemenin anılan şekilde bir inceleme yapıp, davalı yararına hem zarar kalemleri ve hemde zararın kapsamı konusunda gerçekleşen usuli kazanılmış hakkı gözeterek sonucuna göre bir karar vermesi için hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Temyiz olunan kararın gösterilen davalı yararına (BOZULMASINA) ve peşin harcan istek halinde geri verilmesine 12.12-.1979 gününde oybirliğiyle karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...