Kısa Karar – Gerekçeli Karar Çelişkisi
Dava duruşma sırasmda sona erdiğinde, mahkeme hükmü açıklamak zorundadır. Ancak burada ki hüküm bazen mahkeme hâkimlerince sadece “Davanın Kabulüne”, “Sair Hususların Gerekçeli Kararda Açıklanmasına” denilmek suretiyle yetinilmektedir. İşte bu noktada çokça bozmalara konu edilen bir problem ortaya çıkmaktadır: İki hüküm arasında ki çelişkiler. Aşağıda güncel içtihatlar ışığında yapılan hatalar ile uyulması gereken usul kurallarına değineceğiz.
Taraflarm tüm delilleri toplanıp tetkik edildikten ve HUMK.’nun 376. (HMK. 186) maddesine göre son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hâkimin, aynı yasanm 388. (HMK. 297) maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. (HMK. 297) maddede öngörülen biçimde açıklaması asildir. Ne var ki, uygulamada söz konusu yasanm 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. Esasen kısa kararı yazıp tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur.
6100 sayılı HMK’nun 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece sonucun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK’nun 29712. maddesi gereğince hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanman hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK’nun 298/2. maddesi gereğince de, gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerekir. Temyize konu örnek bir davada, verilen kısa kararda “Davanın Kabulüne” şeklinde hüküm kurulmuş, gerekçeli kararda ise; ıslah dilekçesinde dava değeri 78.705.32 TL’ye yükseltilmesine rağmen ” Davanın kabulü ile 70.705,32 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine ” şeklinde karar verilmiş olması yasa hükümlerine aykırı olup, kararın bozulmasını gerektirmiştir. Mahkemece 10.4.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararmda da benimsendiği gibi kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasmdaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi için hüküm bozulmuştur.
Kararların çelişkili olmaması, açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Yine örnek bir davada, açılan dava davacının 1.2.1996 ile 1.7.2008 tarihleri arasmda tarım bağ-kur sigortalısı olduğunun tespiti istemine ilişkin olup, 08.02.2013 günlü oturumda tefhim edilen kısa karar ile, gerekçeli kararın aykırı olduğu zaptın ve kararm incelenmesinden açıkça anlaşılmaktadır. Mahkemece, kısa kararda davanın kabulüne karar verildiği belirtilmişken, hükmün gerekçesinde davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verildiği belirtilerek yargılama giderleri ve vekâlet ücreti açısından da kısmi kabule göre hüküm kurulmuştur. Kısa karar ile gerekçeli karar arasmdaki bu aykırılığın giderilmesi suretiyle gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gereği açıktır.
Bir başka örnek davada; yerel mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı kısa kararda “Davanın Kabulüne” denildiği halde, gerekçeli kararda “Davanın Kabulüne itirazın iptali ile takibin devamına” denildikten sonra hükmün 1-c bendinde “Asıl alacağm (58.040,20- TL) %40′ ı oranındaki 23.216,08-TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınıp davacıya ödenmesine” denilmiştir. Böylece tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli karar arasmda, tazminatın esas alındığı alacak miktarı yönünden çelişki yaratılmıştır. Bu hal, HUMK.nun 381/2. (HMK m.298/2) maddesine aykırılık teşkil ettiğinden, 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 K sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarmca bir hüküm kurulmak üzere kararm bozulması gerekmiştir.
Bir tahliye davasında ise yerel mahkemece, kısa kararda davanın kabulüne, davalının icra dosyasma yaptığı itirazın kaldırılmasına ve davalının mecurdan tahliyesine karar verildiği halde, gerekçeli kararda davanın kabulüne, borçlunun itirazının kaldırılmasına karar verilmiş, tahliye istemi hakkında karar verilmemiştir. Bu durumda kısa karar ile gerekçeli karar çelişkili bulunmakta- dır.10.04.1992 gün, 1991/7-1992/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince kısa kararla gerekçeli kararm çelişkili olması bozma nedeni oluşturur.
Son olarak da yine yerel bir mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı kısa kararda “Davanın kabulüne” denildiği halde, gerekçeli kararda “Davanın kabulüne, Gazipaşa İcra Müdürlüğünün 2010/452 E. sayılı dosyasında davacı Mehmet G.’nin borçlu olmadığının tespitine, davacı tarafından davalıya ödenen 3.307 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacı tarafın kötü niyet tazminatı talebinin reddine” denilmiştir. Böylece tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli karar arasında tazminat yönünden çelişki yaratılmış ve bu durum da kararm bozulmasmı gerektirmiştir.