Kayyım Kararı Tanınabilir mi?

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu

Esas No:2009/2-557
Karar No:2009/527

Taraflar arasındaki “tanıma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Çanakkale Asliye Birinci Hukuk (Aile) Mahkemesi) nce davanın reddine dair verilen 08.05.2008 gün ve 73-193 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi’nin 11.09.2008 gün ve 13619-11701 sayılı ilamı ile; (…5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 58/1. maddesi “Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 54. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanmaz.” hükmünü içermekte olup, 58/2 maddesi ise “ihtilafsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tabidir.” demektedir. Şu halde ihtilafsız kaza kararlarının tanınması imkan dahilindedir. Mahkemece delillerin bu çerçevede değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, yabancı ülkede verilen vesayet kararının tanınması istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davacının eşine vasi tayinine dair Leverkusen Asliye Hukuk Mahkemesi’nden almış olduğu vasi tayini kararının tanınmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkemenin davanın reddine dair verdiği karar, Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; yerel mahkemece, “tanıma veya tenfizin bir tespit hükmü olup, tespit hükmünü veren mahkemenin vesayet makamı olamayacağı, Türk hukuk sisteminde vesayet kararı ile kararı veren vesayet makamı belirlenip, vesayet işleri belirlenmiş olan bu makam tarafından yerine getirildiğinden, yabana mahkeme kararının tanınması ile yabancı vesayet makamının milli hudutlar içerisinde vesayet işlerinde yetkisinin kabul edilmesi zorunluluğu doğduğu, ancak bu hususların kamu düzenine aykırı olduğu” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Ka-nun’un 38. maddesi tenfiz kararının hangi şartlarda verileceğini, 42. maddesi ise tanıma şartlarını düzenlemiştir,
Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 42/1. maddesinde “Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 38. maddenin (a) ve (d) bentleri uygulanmaz.” Hükmüne yer verilmiş olup, aynı Kanun’un 38. maddesinin b bendinde ise “İlamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması” şartı getirilmiştir.
2675 sayılı Kanun’un 8/1. maddesinde, hak ve fiil ehliyetinin ilgilinin milli hukukuna tabi olduğu belirtilmiş; 9/1. maddesinde ise “Vesayet veya hacir kararı verilmesi veya sona erdirilmesi sebepleri, hakkında vesayet veya hacir kararının verilmesi veya sona erdirilmesi istenen kişinin milli hukukuna tabidir” hükmü öngörülmüştür.
Somut olayda vesayet altına alınan kişi Türk vatandaşı olup, vasi tayinine ilişkin karar Leverkusen Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, Alman Medeni Kanunu’na (BGB) göre verilmiştir.
Diğer taraftan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 411. maddesinde “Vesayet işlerinde yetki küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairelerine aittir” hükmüne yer verilmiş; Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 27. maddesinde “Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Vesayet işlerinde Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi münhasır yetki olup, yabancı mahkemece verilen vesayete ilişkin kararın tenfizine ve tanınmasına karar verilemez (MÖHUK m. 38, m. 42).
Münhasır yetki kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında dikkate alınabilir. Tenfiz kararı verilmiş olması Alman mahkemesinin vesayet makamı olma durumunu değiştirmeyeceğine göre yapılan işlemlerin denetim imkanı da mümkün olmayacaktır.
Türk Medeni Kanunu’nun 462. maddesine göre, maddede belirtilen hallerde vesayet makamının izni gerekmektedir. Yine aynı Kanun’un 463. maddesi uyarınca vesayet makamının izninden sonra denetim makamının da izni şarttır. Örneğin, vesayet altındaki kişinin evlat edinmesi durumunda denetim makamının izni gerekmektedir.
Görülmekte olan davada vesayet makamı Leverkusen Asliye Hukuk Mahkemesi olup, denetim makamı da yine Alman Hukukuna göre belirlenecektir. Oysa bu husustaki Türk mahkemelerinin yetkisi kamu düzeni ile ilgili olup, kesin yetkidir. Bir an için aksi düşünülse dahi, yabancı mahkemeden verilen izin ve onayın yine Türkiye’de uygulanabilmesi için yeniden tenfiz veya tanınmasının yapılması gerekecektir. Bu durum yabancı mahkemenin verdiği her kararda yeniden ortaya çıkacaktır.
O halde, Türk mahkemelerinin münhasır yetkili olduğu bir konuda yabancı mahkemece verilen kararın tenfizi ve tanınmasına hukuken olanak bulunmamaktadır.
Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.07.2009 gün ve E:2009/2-280 K:2009/326 sayılı kararında da aynı görüş benimsenmiştir.
Hal böyle olunca; bir Türk vatandaşı hakkında yabancı vesayet kararının Türkiye’de tanınmasının olanağı bulunmadığından, yerel mahkemece isabetli teşhis ve değerlendirme sonucu davanın reddine dair verilen direnme kararı usul ve yasaya uygundur. Bu nedenle direnme kararı onanmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle (ONANMASINA), 18.11.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

CategoryYargı Kararı
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat