İşçi, Memur ve Emekli Maaşlarına Gelen Haciz Nasıl İşleme Konulur?

Suçtan Gönüllü Vazgeçme Nedir?

İşçi, Memur ve Emekli Maaşlarına Gelen Haciz Nasıl İşleme Konulur?

4857 sayılı İş Kanunumuzun 32. maddesi ücret ve ücretin ödenmesi şeklini: “Ge­nel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tara­fından sağlanan ve para ile ödenen tutardır” diyerek tanımlanmıştır.

Aynı maddenin devamında;

  • Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istih­kakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabi tutulan işverenler veya üçüncü kişiler, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarını özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler.
  • Ücret en geç ayda bir ödenir.
  • İş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmeleri ile ödeme süresi bir haftaya kadar indirilebilir.
  • İş sözleşmelerinin sona ermesinde “işçinin ücreti ile sözleşme ve kanundan doğan para ile ölçülmesi mümkün menfaatlerinin tam olarak ödenmesi zo­runludur”, denilerek ücretin ödenme şekli belirlenmiştir.

4857 saydı İş Kanunumuzun 35. maddesinde ise ücretin saklı kısmı bölümünde, iş­çinin ücretinden banka hesabına yatan veya kendisine ödenen kısmın ne kadarının haczedilebileceğini;

“işçilerin aylık ücretlerinin dörtte birinden fazlası haczedilemez veya başkasına devir ve temlik olunamaz. ” şeklinde tanımlanmıştır. Devamında ise ancak, “işçinin bakmak zorunda olduğu aile üyeleri için hâkim tarafından takdir edilecek miktar bu paraya dâhil değildir.” tanımlamasında, hâkim takdiri ile bu haciz rakamının değiş­tirilebileceği açıklanmıştır. “Nafaka borcu alacaklılarının hakları saklıdır” cümlesi ile de, nafaka alacakları da hacizden korunmuştur.

İş yasamızın bu maddesinde maaşın, yani “işçilerin aylık ücretlerinin dörtte birin­den fazlası haczedilemez” cümlesi ile ne kadarının haczedilebileceği tanımlamış olmasına rağmen, işçinin maaş hesabına yatan fazla mesai gibi maaşa eklenen öde­meler ve kıdem tazminatı gibi ödemeler hakkında bir bilgi görmemekteyiz.

Fakat ikramiye, toplu sözleşme farkı ve nema da ücretten sayılacağından, onların da aynı koşullarda haczini engelleyen bir yasa hükmü yoktur. 6772 Sayılı Kanunun 4. maddesinde ise (fazla mesai, evlilik, çocuk zamları veya primleri, ayni yardımlar, hafta ve genel tatil ücretleri gibi esas ücrete munzam tediyelerin) haczedilemeyeceği belirlenmiştir. Bu durumda, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı gibi ödentilerin ücretten sayılacağına dair bir hüküm bulunmadığından, tamamı nemanın ve toplu iş sözleşmesi farkı ile ikramiyenin ise en fazla haczi mümkündür.

Bu konuda Yüksek Yargı Kararlarına bakacak olursak;

T.C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 27.12.2004 tarihli 2004/22540 esas 2004/26972 no.lu kararında; işçinin ücretinin haczi tanımlanırken, dörtte birinden fazlasının haczedilemeyeceği, işçinin kıdem ve ihbar tazminatının tamamının haczedilebilece­ği yönünde karar vermiştir.

Yine Yüksek Mahkeme Yargıtay uygulamalarında emekli maaşlarına gelen haciz konusunda da bir açıklama görmekteyiz. Bu kararlarda, emekli maaşı kesilen kişi, eğer takipten sonra muvafakat vermemişse, haczin kaldırılmasını ve kesilen parala­rın iadesini isteyebileceği hüküm altına alınmıştır.

T.C. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2002/1508 esas, 2002/5286 numaralı kara­rında, SGK Kanunu gereğince bağlanacak gelir veya aylıklar ve sağlanacak yar­dımlar, nafaka borçları dışında haciz veya başkasına devir ve temlik edilemeyeceği gibi, bu mal ve hakların haciz olunabileceğine dair önceden yapılan anlaşmalar ge­çerli olmayacağı belirtilerek, rızayen haczin de aslında geçersiz olabileceği vurgulanmıştır

Memur emeklilerinde durum nasıl?

5434 sayılı Kanuna tabi olan memur emeklileri, 5510 Sayılı Kanun’un 1, 2 ve 4. maddelerine göre, 5510 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının a, b, c bent­leri kapsamında sigortalı olarak kabul edileceği belirtilmiştir.

Yine 5510 Sayılı Kanun’un 104. maddesinde, 5434 sayılı Kanunda yer alan emekli­lik, vazife, sosyal sigorta hakları, yardımlarına yapılan atıfların 5510 Sayılı Kanu­nun esas alınacağı belirtilmiştir.

5510 Sayılı Kanunun 93/1 maddesi gereğince de borçlunun muvafakati olmaksızın bulunulan haciz taleplerinin İcra Müdürü tarafından resen reddedileceği hükmü ge­tirilmiştir. Bu nedenle “SGK, Bağ-Kur ya da Emekli Sandığı ayrımı olmaksızın, emeklilerin maaşına emeklinin muvafakati olmadan haciz konulamaz” tanımlaması yapılmıştır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 10.11.2009 tarihli 2009/13919 esas 2009/22035 sa­yılı kararında; Emekli Sandığından emekli maaşı alanlara da, 5510 sayılı yasanın maaşın haczedilemeyeceğine ilişkin 93. madde hükmünün uygulanması gerektiği ve gelir, aylık ve ödenekler borçlunun muvafakati bulunmadıkça, nafaka borçları dı­şında haczedilemeyeceği belirtilerek şu açıklama yapılmıştır:

5754 sayılı yasanın 56. maddesi ile, değişik 5510 sayılı yasanın 93. maddesi “Bu kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının Genel Sağlık Sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenek­ler 88. maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez.”

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 1. 2. 4. maddelerine göre, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununa tabi olanların bu kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının a, b, c bendi kapsamında sigortalı olarak kabul edi­leceğinin belirtildiği dikkate alındığında;

Emekli Sandığından emekli maaşı alanlara da 5510 sayılı yasanın “maaşın haczedi­lemeyeceğine” ilişkin 93. madde hükmünün uygulanması gerekir. 5510 sayılı kanu­nun 93. maddesindeki bu düzenleme kamu düzeni ile ilgili olup, haczedilmezlik şi­kayeti de herhangi bir süreye tabi bulunmamaktadır.

O halde “mahkemece şikayetin esasının incelenerek kabulü yerine, süre aşımı nedeniyle reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir” diyerek, memur emeklilerinin maaş­larındaki haczinde ölçü ve sınırı belirlenmiştir.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat