İnfazla İlgili Kararlar Nasıl Verilir?

Suçlunun Birden Fazla Olması Durumunda Cezalandırma

İnfazla İlgili Kararlar Nasıl Verilir?

Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı aşamasında, mahkumiyet hükmünün yo­rumunda ve çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe gi­ren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir (5275 sa­yılı K. m. 98,1).

Daha öncede vurgulandığı gibi; 5275 sayılı Kanunun 16. maddesi uyarınca in fazın ertelenmesi talebinin reddine dair kararlara karşı itiraz edilebilir. İşte Cumhuriyet savcısınca infazın ertelenmesi talebinin reddine ilişkin karara karşı yapılan itirazlar da (5275 sayılı Kanunun 98. maddesinin 2. fıkrası gereğince) aşağıda belirti len usul gereğince incelenir ve karara bağlanır.

İlk önce infazla ilgili olarak karar verilmesi gereken haller incelenecek, daha sonra kararların verilme usulü açıklanacak, en son olarak yapılan başvuruların ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı bakımından etkisi üzerinde durulacaktır.

İnfazla İlgili Karar Verilmesi Gereken Haller

5275 sayılı Kanunun 98. maddesinde, infazla ilgili olarak karar verilmesi gereken dört hal açıkça düzenlenmiştir. Aşağıda belirtilen haller dışında kalan örneğin infaz kurumu idaresince verilen idari kararlara karşı yapılan başvurular, aşağıda belirtilen usul gereğince incelemeye tabi tutulamaz. Bu halde yapılan başvurular, infaz hakimliğince incelenir ve karara bağlanır. Bu haller sınırlı olup; özel kanunlarda açık bir hüküm bulunmaması halinde infazla ilgili olarak ortaya çıkan ve aşağıda belirtilen haller dışında kalan hallerde, aşağıda belirtilen usulün uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır.

Mahkumiyet Hükmünün Yorumunda Duraksama

Ceza mahkemesince verilen mahkumiyet hükmünün yorumunda duraksamanın olması halinde, söz konusu sorun, aşağıda belirtilen usul doğrultusunda inceleme konusu yapılacaktır.

Hükmün yorumundan kasıt, ceza mahkemesince verilen mahkumiyet kararında belirtilen bir takım hususların ne anlama geldiği veya nasıl anlaşılması gerekli konusunda meydana gelen anlaşmazlık veyahut bir husus hakkında değişik kişilerce başka şekilde anlaşılması halidir.

Örneğin; infazın yerine getirme şeklini veya süresini etkileyen ve gerekçeli kararının başlığında bulunan suç tarihi, hükümlünün yaşı, tutuklama veya gözaltı tarihlerinde meydana gelen duraksamalar, çözülmeden infaza devam edilmesi ileride telafisi mümkün olmayan bir takım sakıncalar doğuracaktır. İşte belirtilen bu hususların yorumunda tereddüt edilmesi halinde, söz konusu duraksamanın giderilmesi amacıyla yetkili ve görevli mahkemeye başvurulur.

Yine gerekçeli kararda belirtilen bir hususun, hüküm kısımda bulunmaması  nedeniyle infazın nasıl ve ne şekilde yerine getirilmesinde duraksamaya neden olması hallerinde de infazda duraksama var sayılır. Örneğin gerekçeli kararda hükümlünün mükerrir olduğu ve hakkında mükerrirlere özgü güvenlik tedbirleri uygulanması gerektiği açıkca belirtilmesine rağmen, hüküm kısmında 5237 sayılı Kanunun 58. maddesinin bulunmaması halinde; infazın ne şekilde (5275 sayılı Kanunun 107. maddesine göre mi 108. maddesi uyarınca mı) yerine getirileceği hususundaki anlaşmazlık çözülmeden, infaz edilmesi hatalı olur. İşte hükümlü hakkında 58. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun aydınlığa kavuş­turulması, infaz bakımından zorunludur. Bu amaçla aşağıda belirtilecek usul doğ­rultusunda yetkili ve görevli mahkemeye başvurulur.

Aynı şekilde özellikle, kesinleşme tarihinde meydana gelen uyuşmazlık veya zamanaşımı süresini kesen nedenlerinin var olup olmadığı hususundaki duraksama ceza zamanaşımı süresinin hesabında da duraksamaya neden olacağı inkar edile­mez bir gerçektir. İşte hükmün hangi tarihte kesinleştiği veya bir nedenin ceza za­manaşımı süresini kesen nedenlerden sayılıp sayılmayacağı hususundaki uyuşmaz­lıkların yorumlanması amacıyla yetkili ve görevli mahkemeye başvurulur.

Yukarıda belirtilen ve infazda duraksamaya neden olan uyuşmazlıklar sınırlı değildir. İnfazda duraksamaya neden olan ve yorumu gerektiren hallerin varlığı ha­linde, 5275 sayılı Kanunun 98. maddesinin 1. fıkrası uyarınca yetkili ve görevli mahkemesine müracaat edilir. Bu hallerde mahkeme, duraksayama neden olan ve uyuşmazlık doğuran hallerin ne anlama geldiği hususunda bir karar verir.

Çektirilecek Cezanın Hesabında Duraksama

Bu halde infaza konu cezanın hesabında tereddüt bulunmaktadır. Örneğin infaza konu ilamda 6 ay hesaplanması gereken süre hesap hatası sonucu hapis ceza­sının 8 ay olarak hükme bağlandığı tespit edilirse, çektirilecek hapis cezasının hesabındaki duraksamanın giderilmesi amacıyla aşağıda belirtilen usul gereğince yetkili ve görevli mahkeme başvurulması gerekir.

Yine çektirilecek adli para cezasının hesabında da duraksama bulunabilir. Ör­neğin adli para cezasına esas alman 90 günün, hükümlünün ekonomik durumu gö­mülerek tespit edilen 20 TL ile çarpımı sonucunda 1.800 TL olması gerekirken, mahkumiyet hükmünde adli para cezasının 2.800 TL olarak belirmiş olabilir. Bu halde, hata sonucu belirlenen 2.800 TL adli para cezasının infazı mümkün değildir. İnfazda meydana gelen söz konusu duraksamanın giderilmesi için hükmü veren mahkemeden bir karar verilmesi için talepte bulunulması gerekir. Başvuru üzerine mahkeme aşağıda belirtilen usul gereğince bir karar verilir.

Cezanın Kısmen veya Tamamen Yerine Getirilip Getirilmemesinde Tereddüt

infaza konu hapis ve/veya adli para cezasının tamamen veya kısmen infaz edi­lip edilemeyeceği hususundaki duraksamanın giderilmesi amacıyla aşağıdaki usul uyarınca yetkili ve görevli mahkemeye başvurulur. Örneğin infaza konu hapis veya adli para cezasının hesabındaki hesap hatası, zaman aşımı, şikayetten vazgeçme veya mahsup nedeniyle hapis veya adli para cezasının kısmen veya tamamen çekti­rilip çektirilemeyeceği konusunda tereddüt doğmuş olabilir. İşte bu şekilde infazda doğan duraksamayı gidermek amacıyla, yetkili ve görevli mahkemeden bir karar alınması gerekir. Söz konusu karar aşağıda belirtilen usul gereğince verilir.

Leh ve Aleyhe Değerlendirme Yargılaması

Leh ve aleyhe değerlendirme yargılaması, 5237 sayılı TCK.nun 5 ve 7. maddesinde hükme bağlanan genel hükümler ile 5252 sayılı Kanununda belirtilen ilkeler ve ve özel kanunlarda bu hususta kabul edilen özel hükümlüler var ise bu hükümlüler gözetilerek yapılır.

Bu nedenle 5237 sayılı Kanunun 5 ve 7. maddeleri inceleme konusu yapılmasını yararlı görmekteyim

Özel kanunlarla ilişki

Ceza Kanunu, ceza hukukundaki asıl kuralları hüküm altına alan bir kanundur. Fakat Ceza Kanununu, ceza hükmü içeren tek metin değildir. Ceza Kanununu dışında bulunan özel kanunlarda da ceza hükmü içeren, düzenlemeler bulunmaktadır. Orman Kanunu, Askeri Ceza Kanununu, Kaçakçılığın Men ve Takibi Hakkın da Kanunun, İcra ve İflas Kanunu gibi özel kanunlar, kapsadıkları suçların tarifleri ve cezalarını açıkça hükme bağlamıştır. Ceza hükmü içeren özel nitelikteki kanunlarda cezalar açıkça öngörüldüğü gibi; bazılarında ise cezalar yönünden Türk Ceza Kanununa atıfta bulunmuştur, işte genel nitelikli Türk Ceza Kanunu ile diğer ceza hükmü içeren kanunlar arasındaki ilişkiyi düzenleyen hüküm 5237 sayılı Kanunun 5.maddesinde düzenlenmiştir.

Yeni düzenlemenin özellikleri ve doğurduğu sonuçlar

Söz konusu madde, Türk ceza hukuku sisteminde çok önemli bir değişiklik getirmiştir. Bu değişikliğin daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla, 5237 sayılı Kanunun 5. maddesi ile 765 sayılı Kanunun 10. maddesinin karşılaştırılması yapılması gerekmektedir.

765 sayılı Kanunun 10.maddesi, ceza hükmü içeren kanunlar ile Türk Ceza Kanunu arasındaki ilişkiyi şöyle oluşturmuştur:

Türk Ceza Kanunundaki hükümler, özel kanunlar ile ceza hükmü içeren kanunlar hakkında da uygulanır. Fakat özel kanun, Türk Ceza Kanunundan farklı bir hüküm getirmiş ise, bu halde özel kanundaki hüküm uygulanır. Son ihtimalde Türk Ceza Kanunda bulunan hükümler uygulanmaz. Başka bir ifade ile, genel ve esas hükümler içeren Türk Ceza Kanunun 1 ila 124.maddesi arasında düzenlenen tüm hükümler, Türk Ceza Kanununda düzenlenmiş suçlar hakkında uygulanacağı gibi, özel ceza kanunları ve ceza hükmü içeren özel kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacaktır. Ancak özel ceza kanunu ayrıca hüküm koymuş ise, bu takdirde özel hüküm niteliğindeki düzenleme uygulanacaktır. Örneğin özel kanunlarda teşebbüs, zamanaşımı, erteleme, paraya çevirme gibi müesseseler halkında hüküm yok ise, bu halde 765 sayılı Kanunda düzenlenen hükümler uygulanabilecektir. Buna karşılık ceza hükmü içeren özel yasada yukarıda belirtilen müeseseler hakkında bir hüküm bulunması halinde ise, bu halde özel hüküm uygulanacaktır. Türk Ceza Kanunundaki hükümler uygulanamaz.

5237 sayılı Kanunun 5. maddesi ile yukarıda belirtilen uygulama ve kabulün tam tersine bir düzenleme getirmiştir. Bu hükme göre, 5237 sayılı Kanunun 1 ila 75. maddeleri arasında düzenlenen genel hükümler, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlar hakkında da uygulanacaktır. Eski kabul ve uygulamanın tersine özel kanunlar ve ceza içeren kanunlarda, 5237 sayılı Kanunun 1 ila 75. maddeleri arasında düzenlenen genel hükümlere aykırı bir hüküm bulunsa dahi, bu halde özel ceza kanunu ve ceza içeren kanunlardaki hüküm değil, Türk Ceza Kanunundaki hüküm uygulanacaktır. Söz konusu 5. madde mutlaktır. Örneğin 5237 sayılı Kanunun 35. maddesinde düzenlenen teşebbüs ile ilgili olarak, özel kanunlarda düzenleme yapılmış olsa dahi, Türk Ceza Kanunundaki teşebbüs hükümleri uygulanacaktır. Yine özel kanunlarda cezanın ertelenmesi veya paraya çevirme müesseleri hakkında özel hükümler bulunsa dahi, bu müesseselerin uygulama şartları genel hüküm niteliğinde bulunan ve 5237 sayılı Kanunun 51. ve 52. maddelerin düzenlenen hükümlere göre belirlenecektir.

Söz konusu 5. maddenin kabul ediliş gerekçesi şöyle açıklanmıştır: Özel ceza kanunlarında ve ceza içeren kanunlarda suç tanımlarına yer verilmesinin yanı sıra, çoğu zaman örneğin teşebbüs, iştirak ve içtima gibi konularda da bu kanunda benimsenen ilkelerle çelişen hükümlere yer verilmektedir. Böylece, ceza kanununda benimsenen genel kurallara aykırı uygulamaların yolu açılmakta ve temel ilkeler dolanılmaktadır. Tüm bu sakıncaların önüne geçebilmek bakımından, ayrıca hukuk uygulamasında birliği sağlamak ve hukuk güvenliğini sağlamak için; diğer kanun­larda sadece özel suç tanımlarına yer verilmesi ve bu suçlarla ilgili yaptırımların belirlenmesi ile yetinilmelidir. Buna karşılık, suç ve yaptırımlarla ilgili olarak bu kanunda belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan suçlar açısından da uygulanmasının temin edilmesi gerekmektedir. Aksi yöndeki düzenlemelerin hu­kuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırılık oluştur(ur).

Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde, şu sonuçların kabul edilmesi gerekir:

aa- Özel Kanunlarda bulunan erteleme yasağı hükümleri ortadan kalmıştır. 5237 sayılı Kanunun 51. maddesinde düzenlenen kısa süreli hapis cezasının erte­lenmesi hükmünde, erteleme yasağına tabi suçun bulunmamaktadır. Hapis cezası­nın, maddede belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde ertelebilecektir. Bu nedenle, 51. maddesinde belirtilen şartlar dahilinde, tüm suçlar ertelenebilecektir. Bu kabul karşısında; İcra İflas Kanunu’nun 352b. maddesinde, 2918 sayılı Karayolları Ka­nunu, Askeri Ceza Kanunu gibi özel kanunlarda bulunan erteleme yasağına ilişkin hükümler zımnen değiştirilmiştir. Başka bir ifade ile 5237 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bu tür erteme yasağına dair hükümler geçerli değildir. Ancak 11.5.2005 tarih ve 5349 sayılı Kanunun 6. maddesi ile Türk Ceza Kanununun Yü­rürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna eklenen geçici 1. maddeye göre diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenle­melere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2006 tarihine kadar uygulanır. Bu hükümden çıkan sonuca göre geçici madde belirtilen tarihe kadar özel kanunlarda bir değişiklik yapılmaz ise özel Kanunlarda bulunan erteleme yasağı hükümleri ortadan kalkmış sayılır.

bb- Özel kanunlarda bulunan paraya çevirme yasağı hükümlerinin uygulama kabiliyeti kalmamıştır. 5237 sayılı 52. maddesinde düzenlenen paraya çevirme müessesesine dair hükümlerde, paraya çevrilemeyecek suçlara dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu maddede belirtilen şartlar dahilinde tüm suçlara ait hapis ce­zaları, adli para cezasına çevrilebilecektir. Bu nedenle Kooperatifler Kanunu, İcra İflas Kanunu gibi özel yasalarda hapis cezalarının para cezama çevrilemeyeceğine dair hükümlerin uygulama kabiliyeti kalmamıştır. Örneğin bu kanunun yürürlük ta­rihinden itibaren mal beyanında bulunmamak suçundan dolayı verilen hürriyeti bağlayıcı cezalar adli para cezasına çevirebilecektir. Ancak 11.5.2005 tarih ve 5 149 sayılı Kanunun 6. maddesi ile Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna eklenen geçici 1. maddeye göre diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2006 ta­rihine kadar uygulanır. Bu hükümden çıkan sonuca göre geçici madde belirtilen tarihe kadar özel kanunlarda bir değişiklik yapılmaz ise özel Kanunlarda bulunan paraya çevirme yasağı hükümlerinin uygulama kabiliyeti kalmayacaktır.

cc- Vatandaş, çocuk, kanıtı görevlisi, yargı görevi yapa, gece vakti, silah, ba­sın yayın yolu ile, itiyadı suçlu, suçu meslek edinen kişi ve örgüt mensubu deyimleri 5237 sayılı Kanunun 6. maddesine göre belirlenir. Örneğin memur kavramı yerine getirilen “kamu görevlisi” tanımı karşısında, bu tanıma uyumlu olmayan özel kanunlardaki “memur gibi cezalandırma” tabirleri tartışılır bir duruma gelmiştir. Ancak 11.5.2005 tarih ve 5349 sayılı Kanunun 6. maddesi ile Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna eklenen geçici 1. maddeye göre diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2006 tarihine kadar uygulanır. Bu hükümden çıkan sonuca göre geçici madde belirtilen tarihe kadar özel kanunlarda bulunan vatandaş, çocuk, kamu görevlisi, yargı görevi yapan, gece vakti, silah, basın yayın yolu ile, itiyadı suçlu, suçu meslek edinen kişi ve örgüt mensubu deyimleri özel kanunlarda belirtilen şekilde kabul edilerek uygulama yapılacaktır.

dd- Suça teşebbüs, iştirak ve içtima hallerinde 5237 sayılı Kanunun genel hükümleri uygulanacaktır. Örneğin 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunun 2/1/b. maddesi ile kaçakçılık suçlarında teşebbüsü tanımlamış olmasına karşın tüm kaçakçılık suçlarına teşebbüs suçlarının değil, ancak aynı Kanunun 3. maddesinde belirtilen kaçakçılık suçlarına teşebbüs edilmesi halinde fail cezalandırılacaktır. Başka bir ifade ile kaçakçılık suçlarında, teşebbüsün özel bir hükümle cezalandırılacağı belirtilen suçlara teşebbüs edilmesi halinde ceza hükmedilecektir. Bu suçların dışında kalan kaçakçılık suçları teşebbüste kalmış olması halinde cezalandıralamayacaktır. Ancak 5237 sayılı Kanunun 5. maddesinin kabulü ile 4926 sayılı Kanunun 2. ve 3. maddesindeki hükümlerini zımnen değiştirmiş olma ı karşısında Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda bulunan tüm kaçakçılık suçlarına teşebbüs edilmesi halinde fail cezalandırılacaktır. Ancak 11.5.2005 tarih ve 5349 sa yılı Kanunun 6. maddesi ile Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna eklenen geçici 1. maddeye göre diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2006 tarihine kadar uygulanır. Bu hükümden çıkan sonuca göre geçici madde belirtilen tarihe kadar özel kanunlarda düzenlenen ve özel hüküm bulunan hallerde suça teşebbüs, iştirak ve içtima hallerinde 5237 sayılı Kanunun genel hükümleri uygulanmayacaktır.

ee- Özel Kanunlardaki müsadereye ilişkin hükümler 5237 sayılı Kanunim 5 l ve 55. maddeleri karşısında zımnen değiştirilmiştir. Örneğin TCK m. 54 uyarınca üçüncü kişiye ait bir eşya hakkında müsadere kararı verebilmek için eşya sahibinin eşyayı kullandırma konusunda iyiniyetli olmaması şartını getirmiştir. Oysa 6811 sayılı Orman Kanunun 108/4 maddesi uyarınca üçüncü kişiye ait eşyanın müsaderesi için böyle bir şart gerekli değildir. TCK nun 5. maddesi, 6831 sayılı Kanunun bu hükmünü değiştirmiştir ve artık 6831 Sayılı Kanun uyarınca zoralım kararı vermek için de eşya sahibinin iyiniyetli olmaması gerekir. Ancak 11.5.2005 tın ılı ve 5349 sayılı Kanunun 6. maddesi ile Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna eklenen geçici 1. maddeye göre diğer kanuni.mu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2006 tarihine kadar uygulanır. Bu hükümden çıkan sonuca göre geçici madde belirtilen tarihe kadar özel kanunlardaki müsadere hükümleri uygulanmaya devam edilir.

Ceza Hükümlerinin Zaman Bakımından Uygulanması

Sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir.

Leh ve aleyhe değerlendirme yapılırken, ceza kanunun zaman bakımından uygulanmasına ilişkin ilkeler göz önünde bulundurulur.

5237 sayılı Kanunun 7. maddesinde hükme bağlanan ve 765 sayılı Kanunun 2. maddesine karşılık gelen hükümle, ceza kanunun zaman bakımından uygulanmasına ilişkin ilkeler düzenlenmiştir. Eski düzenlemeden farklı olarak, madde metninde “cürüm veya kabahat” ifade yerine “suç sayılmayan bir fiil” ibaresi getiril­miş, ayrıca 765 sayılı Kanunun 2. maddesinde bulunmayan “güvenlik tedbirleri” ibaresi ile yeni iki fıkra eklenerek madde düzenlenmiştir.

Yeni ceza kanunun TBMM kabulü ve yürürlük tarihinden sonra, kanunun çe­şitli bakımlardan uygulama alanının saptanması gerekir.

Ceza Kanunun yürürlüğe girdikten sonra hangi andan itibaren uygulanacağı sorunu, ceza kuralının zaman bakımından uygulama alanının belirlenmesini ifade edip, incelemekte olduğumuz 7. madde zaman bakımından uygulama alanı belirle­nirken dikkat edilmesi gereken ilkeleri belirlemek amacıyla ihdas edilmiştir. Başka bir ifade ile bir ceza kuralı yürürlüğe girdiğinde, bu kuralın ne zamandan itibaren uygulanacağı sorunu ortaya çıkar. Bu sorunun bir başka yönü de, yürürlükten kal­kan bir ceza kuralının uygulanmasının hangi andan itibaren sona erdiğidir.257 İşte 7. madde bu sorunların giderilmesine yardımcı olacak temel bir maddedir.

Suç teşkil eden bir fiilin, işlendiği tarihde yürürlükte bulunan kanunun madde­lerine göre cezalandırılması gerektiği hususu göz önüne alındığında, kabul edilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun hangi tarihte yürürlüğe gireceğinin tespit edil­mesi gerekir. Ayrıca 765 sayılı Kanun ise yürürlükten kaldırılış tarihinin tespiti de önemlidir.

5237 sayılı Kanunu’nun yürürlük tarihi

Kabul edilen kanun metninde, söz konusu kanunun hangi tarihte yürürlüğe gi­receğine ilişikin bir hüküm varsa, yürürlük tarihi bu hükme göre belirlenir; kanun­da böyle bir hüküm bulunmaması halinde ise 1322 sayılı “Kanunların ve Nizam­namelerin Sureti Neşir ve İlanı ve Meriyet Tarihi Hakkındaki Kanun” a göre yürür­lük tarihi belirlenir. Buna göre Resmi Gazete ile yayımını takip eden günün haşlangıçından hesap edilmek üzere, 45 inci günün bitiminden itibaren Türkiye’nin her tarafında aynı zamanda yürürlüğe girer.

5237 sayılı Kanunun “yürürlük” başlıklı 5328 sayılı Kanunla değişik 344. maddesine göre; “İmar kirliliğine neden olma” başlıklı 184. maddesi Kanunun ya­yımı tarihinden, “Çevrenin kasten kirletilmesi” başlıklı 181 inci maddesinin birinci fıkrası ile “çevrenin taksirle kirletilmesi” başlıklı 182 nci maddesinin birinci fıkrası Kanunun yayımı tarihinden itibaren iki yıl sonra ve diğer hükümlerin ise 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 12.10. 2004 tarih ve 25611 sayılı Resmi Ga­zete’ de yayınlandığı gözetildiğinde söz konusu Kanunun 184. maddesi 12.10.2004 tarihinde, 181/1 ve 182/1. madde ve fıkrası 12.10.2006 tarihinde, bu maddeler dışında kalan bütün maddeler ise 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe girer.

Kanunların yürürlüğe giriş tarihi ile ilgili olarak şu hususu da belirtmek iste­nin ki; bir yasanın yürürlüğe girmesi için, Resmi Gazete yayınlanması zorunlu olup; ancak yeterli değildir. Bu koşulun yanında Resmi Gazetenin neşredilmesi, yani fiilen ülkede dağıtımının da yapılmış olması gerekir. Örnek:

“…5680 sayılı Basın Yasası’nın 3 üncü maddesinde (mevkute) adı altında nitelenen basılmış eserlerin yayını, aynı maddenin ikinci fıkrası hükmüne göre (herkesin görebileceği veya girebileceği yerlerde gösterilmesi, asılması veya dağıtılması veya dinlenmesi veya sa­tılması veya satışa arz ı) koşuluna bağlıdır Resmi Gazete’nin (mevkute) niteliği karşısında ( yayın ve ilan) açısından aynı koşullara bağlı bulunduğunda kuşku yoktur. Gün değişiminin (00) saatten başlaması Resmi Gazetenin yayını tarihinin de aynı saatte geçerli sayılması anlamına gelmez. Bu durumda oluş ve 21 Haziran’ı, 22 Haziran’a bağlayan gece 03-04 saatlerindeki bir suç nedeniyle 22 Haziran 1979 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 2249 sayılı Yasa bu satte yürürlüğe girmiş gibi ceza verilmesi bozmayı gerektirmiştir..” 258

Ceza Kanunlarının yürürlük süreleri

Ceza hükümleri içeren Kanunlar yürürlük sürekli, süreli ve geçici olmak üzere üçe ayrılır.

aa- Sürekli Kanunlar: Bu gibi yasalar yürürlükten açık veya dolaylı olarak yürürlükten kaldırılıncaya kadar yürürlükte bulunan kanunlardır. Bu kanunlara örnek olarak 765 sayılı ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunları verilebilir.

Yürürlüğe giren Kanununun açık bir hükmüyle, önceki Kanunu yürürlükten kaldırılabilir. Buna göre; 13.11.2004 tarih ve 25642 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 4.11.2004 tarih ve 5252 “Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun” un 12. maddesine göre, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle 26.4.1926 tarihli ve 825 sayılı Ceza Kanununun Mevkii Mer’iyete Vaz’ına Müteallik Kanun ile 1.3.1926 tarih ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, bütün ek ve değişiklikleri ile birlikte yürürlükten kaldırılmıştır hükmüne yer verilmiş, 13. maddesinde ise; “infazın ertelenmesi veya durdurulması” başlıklı 10 uncu maddesi hükmü Kanununun yayımı tarihinde, diğer hükümlerin ise 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır.

5252 sayılı Kanunun 12 ve 13. maddeleri birlikte yorumlandığında, 765 sayılı Türk Ceza Kanunun bütün ek ve değişiklikleri ile birlikte 1 Haziran 2005 tarihin den itibaren yürürlükten kalkmış sayılacağı anlaşılacaktır.

Yürürlüğe giren Kanununun, dolaylı bir şekilde, önceki Kanunu yürürlükten kaldırabilir. Bir kanunun yürürlükten kaldırılması eski ve yeni kanun hükümlerinin birbirleriyle bağdaşmaması halinde söz konusu olur. Önceki yasa ya tamamen veya bazı hükümleri bakımından sonraki yasa ile dolayı olarak ortadan kaldırılabilir. Buna göre;

  • Önceki ve sonraki kanunların her ikisi de genel yasa ise, sonrakinin öncekini ortadan kaldırdığı kabul edilir.
  • Önceki kanun genel, sonraki kanun özel ise, özel kanun kendi konusuna giren hususlarda genel kanununu yürürlükten kaldırır. Buna karşılık sonraki genel hüküm, önceki özel kanuna etkili olamaz.
  • Eğer önceki ve sonraki kanunların her ikisi de özel kanunlar olup, soma kinde, öncekinin ortadan kalktığına ilişkin bir açıklık yoksa sonrakinin hükümleriyle bağdaşmayan önceki özel kanunun hükümlerinin ortadan kalktığı, bağdaşan hükümlerinin ise, yürürlükte kaldığı kabul edilir.259

Daha önce incelemiş olduğumuz 5237 sayılı Kanunun 5. maddesi ile ceza ve güvenlik tedbiri içeren kanunlarda bulunan ve 5237 sayılı Kanunun 1 ila 75. maddelerinde düzenlenen hükümlere aykırı olan tüm düzenlemeler, dolaylı bir şekilde ortadan kaldırdığı veya değiştirmesi hususu, kanunların dolaylı yürürlükten kaldırılması konusuna örnek verilebilir.

bb- Süreli Kanunlar: Yürürlük süreleri, önceden belli edilen kanunlardır. Bu Kanunlar, belirlenen sürede kendiliğinden yürürlükten kalkmış sayılırlar. Süreli kanunların yürürlük süreleri başka bir kanunla uzatılabilir. 578 sayılı Takriri Sükun Kanunu ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu bu tür kanunlara örnek olarak verilebilir.

cc- Geçici Kanunlar: 3780 sayılı Milli Koruma Kanununu gibi sona erecek olan geçici bir durum veya olayı düzenleyen Kanunlara geçici kanunlar denir. Bu tür kanunların yürürlük süreleri, ilgili oldukları durum veya olayın devamı süresine bağlıdır.

Süreli ve geçici kanunların özelliklerini dikkate alan kanun koyucu, 5237 sa­yılı Kanunun 7. maddesinin 4. fıkrası ile bu tür kanunların zaman bakımından uy­gulama alanına ilişkin hüküm getirilmiştir. Bu hükme göre “geçici veya süreli ka­nunların, yürürlükte bulundukları süre içinde işlenmiş olan suçlar hakkında uygulanmasına devam edilir” şeklinde düzenleme ile 7. maddenin bu tür kanun­lar hakkında uygulama imkanın bulunmadığı kabul edilmiştir.

Bu fıkranın gerekçesi ise şöyle açıklanmıştır:

Süreli ve geçici kanunların bu madde kapsamı içinde olmamasının, adalet, sosyal yarar ve kanunun etkinliği gereği bulunduğu kabul edildiğinden, son fıkraya metinde yer verilmiş ve böylece süreli ve geçici kanunların etkinliğinin ve adaletin sağlanması istenilmiştir.

Bilindiği gibi bir kısım ceza kanunları, olağanüstü hâlleri ve geçici durumları karşılamak amacıyla ve dolayısıyla nitelikleri yönünden geçici olarak veya kanun metninde açıkça belirtilen süre kadar yürürlükte kalmak üzere meydana getirilirler. Bu tür kanunların, nitelikleri gereği, yürürlükte bulundukları süre içinde işlenmiş bütün suçlar hakkında uygulanmaları zorunludur. Aksi takdirde söz konusu kanun­ların caydırıcı etkileri kalmaz veya azalır. Oysa, çeşitli nedenlerle suçların failleri ele geçirilememekte ve örneğin iştirak hâlinde işlenen bir suçta kaçan fail, kanunun uygulama süresi geçtiğinde hiçbir yaptırım ile karşılaşmamaktadır. Bu nedenle maddenin son fıkrasıyla, bu maddenin geçici ve süreli kanunlar hakkında uygu­lanmayacağı hükmü getirilmiştir. Zamanaşımı hükümleri ise, elbette ki, bu suç­lar bakımından da geçerlidir.

d- Önceki ceza kuralı ile sonraki ceza kuralı arasındaki ilişki şu şekiller­de ortaya çıkar:

  • Yeni ceza kuralı, önceki kurala göre suç sayılmayan bir fiili suç haline getirebilir. (Aleyhte kural)
  • Yeni ceza kuralı, önceki kurala göre suç olan bir fiil için öngörülen cezayı ağırlaştırılabilir (Aleyhte kural)
  • Yeni ceza kuralı, önceki kurala göre suç sayılan bir fiili suç olmaktan çıkar­tabilir. (Lehte kural)
  • Yeni ceza kuralı, önceki kurala göre de suç olan bir fiil için öngörülen ce­zayı hafifletebilir. (Lehte kural)

1 ve 2. ihtimaller ceza kanunlarının geçmişe yürümezliği ilkesi ile 3 ve 4. ih­timaller ise lehe kanunun geçmişe yürürlüğü ilkesi ile ilgilidir.

Kural – Ceza Kanunlarının geçmişe yürümezliği ilkesi

Kural olarak maddi ceza kanunları, başka bir ifade ile suç ve cezaları tayin ve ı< .bil eden kanunlar geçmişe yürürlü değildir.

Söz konusu ilke, >237 sayılı Kanunun 2. maddesinde hükme bağlanan “suçta ve eczada kanunilik ilkesi” ile bağlantılı bir ilkedir. Şöyle ki; suçta ve cezada ka­nunilik ilkesi gereğince, ancak yasada gösterilen fiiller suç sayılır ve kanunda belirtilen cezalar verilebilir. Fakat bir fiilin suç sayılıp ve cezalandırılabilmesi için, suçların ve cezaların kanunla düzenlenmesi yeterli olmayıp, ayrıca suç ve cezayı içeren kanunun, suç teşkil eden fiilin işlenmesinden önce yayınlanıp yürürlüğe girme­si de şarttır.

Bu esastan hareketle; fiil, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç teşkil etmesi halinde, fail cezalandırılabilecek; aksi takdirde yani bir fiil işlendikten sonra yürürlüğe giren kanunda suç olarak tanımlanmış ise bu kanun geçmişe yürütülerek fail cezalandırılamayacaktır. Başka bir anlatımla yeni suçlar eden bir kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonra işlenen fiiller açısından uygulama kabiliyeti bulur. “

Anayasanın 38/1. maddesine göre “kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez “hükmü ile söz konusu ilkeyi açıkça düzenlenmiştir.

5237 sayılı Kanunun “suçun işlendiği zamanın kanununa tabi olma” esasından hareketle Anayasının 38/1. maddesine ve 765 sayılı Kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasına paralel bir düzenleme yapılmıştır. Bu esas “İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz” şeklinde düzenlenmiştir(m.7/l).

Ayrıca bir suçun unsurlarında, cezasında, hafifletici nedenlerinde, bu suçtan dolayı mahkumiyetin kanuni neticelerinde sonradan yürürlüğe giren bir kanunla failin aleyhine değişiklikler yapılması durumunda da, kanunun yürürlük tarihinden önce işlenmiş olan fiiller açısından uygulama kabiliyeti bulunmayacaktır.

Sanığın aleyhine getirilen yeni düzenlemeler veya değiştirilen hükümlere göre bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa, bu tür ceza veya güvenlik tedbirinin infazı ve kanunî neticeleri kendiliğinden kalkar, (m. 7/1 f. 3c.) Bu halde yeniden bir hüküm verilmesine gerek yoktur.

Özetle şunu ifade etmek gerekirse; bu ilkenin hareket noktası sonraki kanunun failin aleyhine olup olmadığı hususudur. Eğer yeni düzenleme ile suçun tın surlarında, ağılaştırıcı ve hafifletici nedenlerde, cezaların nevinde ile asgari ve yukarı sınırında, güvenlik tedbirlerinde, infazında, fail aleyhine bir düzenleme getirilmiş ise, yeni kural geçmişe uygulanamaz. Başka bir ifade ile, yeni kuralın yükümlülüğe girmesinden önce işlenen fiillere uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır. Örneğin 5238 sayılı Kanunun 81. maddesi ile eski düzenlemeden farklı olarak kasten öldürme fiilinin cezası müebbet hapis cezası olarak belirlenmiştir. Bu nedenle 765 sayılı Kanunun yürürlükte bulunduğu bir tarihte kasten adam öldüren fail hakkında sonradan yürürlüğe girecek 5237 sayılı Kanunun 81. maddesi uygulanamaz. Aksi takdirde ceza kanunun geçmişe yürümezliği ilkesine aykırı davranılmış olur. Bu halde fail hakkında 765 sayılı Kanunun 448. maddesine göre cezalandırılır.

İstisna – Lehdeki Kanunların geçmişe yürürlü olması ilkesi

Ceza Kanunlarının geçmişe yürümezliği kuralının istisnasını oluşturan lehteki kanunların geçmişe yürürlü olması” ilkesi, 5237 sayılı Kanunun 7. maddesinin 2. fıkrasında hükme bağlanmıştır. Söz konusu ilke, 2. fıkrada “suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” şeklinde düzenlenmiştir.

Bu ilkenin kabul ediliş amacı; toplumun bir fiili cezalandırmakta artık yarar görmemesi yahut önceki cezanın aşırı bir tepki olarak değerlendirilmiş olmasıdır.

Bu durumda kişiyi, artık suç olmayan fiilden ötürü cezalandırmak veya yeni cezaya göre daha ağır bir cezaya çarptırmak adalet duygusuna da aykırı düşecektir. Kaldı ki; geriye yürüme, yani kuralın, yürürlüğe girmesinden önce işlenmiş eylemlere uygulanması, bireyin hak ve özgürlüklerinin keyfi şekilde sınırlanması tehlikesine yol açmayacak ve kamu düzenini ihlal eder yönü de bulunmayacaktır.262

Söz konusu ilkenin doğal sonucu ise; işlendiği zamanın kanununa göre suç sayılan bir fiilin, sonradan yürürlüğe giren bir kanunla suç olmaktan çıkarılması veya cezasının azaltılması hallerinde yeni kanun geçmişe yürütülerek ya faile hiç ceza verilmeyecek veya failin lehine olan sonraki kanun geçmişe yürütülerek hü­küm oluşturulacaktır.

Lehe olan hükmün tespiti

Önceki veya sonraki kanunlardan hangisinin, failin lehine olduğunu tespit ederken uygulanacak kanun hükümlerinin birbirleriyle karşılaştırılması gerekir. Karşılaştırma yapılırken sadece ceza miktarına değil, cezayı etkileyen tüm mües­seseler birlikte göz önüne alınarak bir değerlendirme yapılması gerekir. Bu husu­sa işaret eden 5252 sayılı Kanunun 9. maddesinin 3. fıkrasına göre lehe olan hü­küm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.

Ayrıca lehe yasanın tespitinde, suç tarihinde yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunun tüm hükümleri ile birlikte olaya uygulanır. Bu halde iki kanunun sadece lehe olan hükümler gözetilerek uygulama yapılamaz. 263 Başka bir ifade ile bir olayda birden çok sorunun birlikte mütalaa edilmesi söz ko­nusu olması hallerinde, kanunların kendi içinde hükümleri tespit edilecek, sonra lehte olanı uygulanacaktır. Aksine bir uygulama ile her kanundan failin lehine olan hususlar alınarak lehte olan hüküm yaratılması yoluna gidilemeyecektir.

Lehe olan hükmün tespitinde şu ihtimallerin göz önünde bulundurulma­sında yarar olacağı düşüncesindeyim:

  • Yeni ceza hükmü, daha önce suç oluşturan bir fiili suç olmaktan çıkarmış ise, sonraki ceza hükmü sanığın lehinedir.

Bu halde, daha önce kamu davası açılmamış ise, artık kamu davası açılamayacaktır. Yani kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilecektir.

Kamu davası açılmış ise; beraat kararı verilecektir.

Verilen mahkumiyet kararının infazı yapılmayacaktır.

  • Yeni ceza kuralı, önceki kurala göre de suç olan bir fiil için öngörülen ce­zayı hafifletmiş ise, sonraki ceza hükmü sanığın lehinedir.

Bu halde, kamu davası devam etmekte ise, yeni hükümler gözetilerek fail hakkında hüküm oluşturulur. Eski Kanununa göre verilmiş ve kesinleşmiş veya kesinleşmemiş ise eski hüküm, yeni hükümlere göre yeni bir hüküm verilecektir.

  • Daha önce şikayete bağlı bulunmayan bir suçun şikayete bağlı tutulması halinde, son hüküm failin lehinedir.
  • Yeni ceza hükmü, eski ceza hükmüne nazaran daha az zamanaşımı süresi öngörülmüş ise, bu halde yeni hüküm failin daha lehinedir.
  • Yeni ceza hükmünde, eskisinden farklı olarak suçu ortadan kaldıran sebep­ler var ise. son hüküm failin lehindedir.
  • Her iki kanunun içerdiği cezalar çeşit yönünden aynı, fakat miktar yönün den farklı ise, miktarı az olan ceza failin lehinedir.
  • Her iki kanunun içerdiği cezalar çeşit yönünden aynı fakat miktar yönün den birbirlerine geçmiş ise,
  • Yukarı sınırları aynı, aşağı sınırları farklı olması halinde, aşağı sınırı az ol.m kanun lehedir.
  • Aşağı sınırları aynı, yukarı sınırları farklı olması halinde, yukarı sınırı az olan kanun lehedir.
  • Aşağı ve yukarı sınırları farklı olması halinde örneğin yeni kanun 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası öngörmüş ve eski hükümde 3 yıldan 7 yıla kadar hapı, öngörülmüş ise, üst sınırı az olan failin lehinedir.
  • Eski ve yeni kanunun içerdiği cezaların türleri yönünden farklı olması halinde eski kanundaki cezaların hangi cezaya dönüştürüldüğü konusundaki yeni düzenlemeye bakılır.

765 sayılı Kanunun 11. maddesine karşılık gelen ve 5237 sayılı Kanunun 45. maddesi ile yapılan düzenlemeyle sadece hapis ve para ceza ayrımı benimsenmiştir. Hapis cezası da kendi içerisinde ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve süreli hapis olarak sınıflandırılmıştır. Para cezası ise sadece adli para cezası olarak öngörülmüştür.

Yeni düzenleme ile ağır hapis cezaları bakımından lehe, hafif hapis cezası yönünden ise aleyhe bir düzenleme yapılmıştır. Para cezaları yönünden ise yeni düzenleme ile her somut olayda failin ekonomik geliri dikkate alınarak bir miktar belirleneceği için hakim bu konuda yapacağı araştırmaya göre hangi kanuna verilecek para cezasının lehe olduğunu tespit edecektir.

Ancak 5252 sayılı Kanunun 5, 6, 7. madde hükümlerinin, lehe hüküm tespitinde göz önüne alınacak mıdır?

5252 sayılı Kanunun 5. maddesi ile özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlarda öngörülen “ağır para” cezaları, “adli para” cezasına; aynı Kanunun 6. maddesi ile de özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlarda öngörülen “ağır hapis” cezaları “hapis” cezasına ve Kanunun 7. maddesi ile de özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlarda öngörülen “hafif hapis” ve “hafif para” cezaları da “idari para”cezasına dönüştürülmüştür.

Dikkat edilecek olursa yeni 5252 sayılı Kanunun düzenlemesi ile 765 sayılı Kanununda ve özel kanunlardaki hürriyeti bağlayıcı cezalar ile para cezasının türlerini değiştirmiştir.

Bu düzenleme ile “ağır para cezası” ve “hafif para cezası” yönünden hakimin failin ekonomik durumunu araştırdıktan sonra hangi hükmün failin lehine olduğunu belirleyecektir. Bu nedenle lehe hükmün belirlenirken 5252 sayılı Kanundaki bu yeni düzenleme de göz önünde bulundurulması gerekir.

5252 sayılı Kanunun 6. maddesi ile “ağır hapis” cezasının, “hapis” cezasına dönüştürülmesi hususu failin lehine olması nedeniyle 5252 sayılı Kanunun uygulanması yapıldıktan sonra, lehe hüküm tespiti yapılması gerekir.

Yine aynı kanunun 7. maddesi ile “hafif hapis” cezaları ve “hafif para” cezaları “idari para” cezasına dönüştürülmesi gözetildiğinde, 5252 sayılı Kanunun bu düzenlemesi failin lehine bir düzenleme olup; lehe hüküm tespitinde 5252 sayılı Kanununun bu hükmü de gözetmesi gerekir.

Söz konusu Kanununa göre hafif hapis veya hafif para cezasının idari para cezasına çevirmede şu ilkeler gözetilmelidir:

  • İdari para cezasının hesaplanmasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesi hükümleri uygulanır. İlgili kanunda “hafif hapis” cezasının üst sınırı­nın belirtilmediği hallerde, idari para cezasının hesaplanmasında esas alınacak gün sayısının üst sınırı, yediyüzotuzdur.
  • Kanunlarda, “hafif hapis cezası” ile “hafif para cezası” seçimlik olarak veya birlikte öngörüldüğü hallerde, idari para cezası yaptırımının belirlenmesinde “hafif hapis cezası” esas alınır.
  • Kanunlarda, sadece “hafif para cezası” öngörüldüğü ve cezanın alt veya üst sınırının belirtilmediği hallerde, idari para cezası, yüzyirmimilyon Türk Lira­sından az, onsekizmilyar Türk Lirasından fazla olamaz.

İki kanun arasında sadece cezanın çeşidi ve miktarı bakımından değil de, sorumluluğu ya da verilecek cezayı değiştirecek diğer haller bakımından da farklılık bulunması halinde hangi kanunun failin lehine olduğunu belirlemek için, hakim her iki kanunu da somut olaya uygulamalı ve ortaya çıkan sonuca göre kararını verme­lidir. 264

31.5.2005 tarih ve 5358 sayılı Kanun ile değiştirilen 337. maddesinin 1.06.2005 tarih ve 25832 sayılı mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yine 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 11.5.2005 tarih ve 5349 sayılı Kanununla değişik 7. maddesi ile diğer Kanunlarda bulunan hafif hapis veya hafif para cezasını gerektiren cezaların idari para cezasına dönüştürülmüştür. İcra İflas Kanununun 337. maddesi ile ilgili olarak iki değişiklik yapıldığı ve her iki Ka­nununun aynı tarihlerde yürürlüğe girdiği gözetildiğinde 5237 sayılı Kanunun 7. maddesi gereğince leh ve aleyhe durum değerlendirilmesi yapılması gerekmektedir. Yapılan değerlendirme sonucunda sanık hakkında idari para cezasının uygula­nabileceği ve idari para cezasının doğurduğu sonuçlar bakımından, disiplin hapsine nazaran sanığın daha lehine olduğu anlaşılmaktadır.

Lehe hüküm tespitinde usul

5237 sayılı Kanunun 7. maddesi ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesi birlikte yorumlandığında şu sonuçlara varılabilir:

I – Fail hakkında henüz kesin bir hüküm verilmeden yürürlüğe giren yeni ka­nunun fiili suç olmaktan çıkarmış ise, son soruşturma safhasında mahkeme sanık hol kında beraat kararı verilir. Mahkeme tarafından karar verilmiş ve hüküm temyiz edilmiş ise Yargıtay sanık lehine değiştirilen hükmün uygulanması amacıyla boza­bileceği gibi; lehe hükmü bizzat uygulayarak düzelterek de onaya bilir.

2- Hüküm verilmeden önce yürürlüğe giren kanun hükmü ile, sanığın üzerine Milli suçu ortadan kaldırmamakla birlikte, cezayı hafifletmiş ise hakim yeni kanuna göre oluşturur.

3- Haziran 2005 talihinden önce verilip de Yargıtay tarafından lehe olan hükümlerin uygulanması hususunda değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle bozularak mahkemesine gönderilen durumlarda ise hakim yeni kanuna göre bir hüküm verir. (5252 sayılı K m. 9/2). Bu halde hakim duruşma açmayıp dosya üzerinde karar verebilir. Başka bir ifade ile 1.6.2005 tarihinden önce kesinleşen hükümlerle ilgili olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun lehe hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde duruşma ya­pılmaksızın karar verilebileceği 5252 sayılı Kanunun 9/1. maddesi hükmü gereğidir. Ayrıca yukarıda da belirtildiği gibi 5275 sayılı Kanununun 98/1 ve 101. maddeleri gereğince sonradan yürürlüğe giren kanunun hükümlerinin lehine olursa durak samanın giderilmesi gibi nedenlerle mahkemeden karar istenebileceği ve itiraza tabi olduğu belirtilmesi karşısında 1.6.2005 tarihinden önce kesinleşen mahkumiyet hükümleri hakkında lehe kanun uygulaması sonucunda verilen hükümlere karşı itiraz yolunun açık olduğunun kabul edilmesi gerekir. Örnek :

“Hükümlü hakkında 21.9.2000 tarihinde işlediği geceleyin konut dokunulmazlığını bozmak suçundan verilen mahkumiyet kararı kesinleşmiş, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.na göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi için ya­pılan başvuru üzerine yeni düzenlemelerin sanık lehine olmadığı gerekçesiyle duruşma ya­pılmadan kesinleşen bu karar yönünden, hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş, bu karar sanık müdafii tarafından temyiz edilmiştir. – 5252 sayılı Türk Ceza Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesinin 1. fıkrasında 1.6.2005 tarihin den önce kesinleşen hükümlerle ilgili olarak 5237 sayılı TCK.nun lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde duruşma yapılmaksızın da karar verilebileceği düzenlemiştir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 98/1. maddesinde sonradan yürürlüğe giren Kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar isteneceği, aynı Kanunun 101. maddesinin 1. fıkrasında bu tür kararların duruşma yapılmak sızın verileceği, 3. fıkrasında ise bu şekilde verilecek kararlara karşı itiraz yoluna gidileceği belirtilmiştir.- Bu açıklamalar ışığında, hükümlü hakkında infazla ilgili olarak mahkeme tarafından dosya üzerinden verilen 8.6.2005 gün ve 469-223 sayılı bu karara karşı, itiraz yoluna gidilebileceği yasada açıkça belirtilmiş olması nedeniyle temyizi mümkün olmadır m dan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 264.. maddesi de gözetilerek sanık müdafi tarafından verilen 14.6.2005 günlü dilekçe incelenip sonuçlandırılmak üzere dosyanın Yargıtay C. Başsavcılığına gönderilmesine … karar verildi.”26

  • 1 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak Türk Ceza Kanununun lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde hakim duruşma açmaksızın evrak üzerinde veya duruşma açılarak yeni düzenlemeye göre bir hüküm verilir. (5252 sayılı K. m. 9/1)
  • Kesin hükümle sonuçlanmış olan davalarda, sonradan yürürlüğe giren kanunla ilgili olarak lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması amacıyla yargılama bakımından dava zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanmaz. (MI sayılı K. m. 9/4)
  • 1 Haziran 2005 tarihinden önce ilk derece mahkemelerince karar verilmiş olup, temyiz edilmekte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş bulun, dava dosyalarından, lehe kanun hükümlerinin uygulanması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması gerektiği açıkça anlaşılanlar, Yargıtay Cumhuriyet savcılığınca doğrudan ilgili mahkemesine iade edilebilir. Bu halde, mahkemesince duruşma yapılarak karar verir (5320 sayılı k.m.8/2).

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 98. maddesinin 1. fıkrasına göre mahkumiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehine olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir. Aynı maddenin 3. fıkrasına göre bu şekilde yapılan başvurular cezanın infazını ertelemez. Ancak, mahkeme olayın özelliğine göre infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir.

Aynı Kanunun 101. maddesine göre cezanın infazı sırasında 98. madde gere­ğince mahkemeden alınması gereken kararlar duruşma yapılmaksızın verilir. Karar verilmeden önce Cumhuriyet savcısı ve hükümlünün görüşlerini yazılı olarak bildi­rilmesi istenebilir. Mahkemeler tarafından verilen kararlara karşı itiraz yoluna gidi­lebilir.

Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere infaz sırasında leh ve aleyh değerlendi­rilmesi yapılarak verilecek yeni kararır “Ek Karar” şeklinde verilmesi, esasa kay­dın zorunlu olmadığı ve bu şekilde verilen karara karşı temyiz veya istinaf değil, itiraz yolu açıktır. Örnek:

“…Hükmün infazı aşamasında, 5560 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi üzerine, lehe olan kanun hükmünün değerlendirilmesi konusunda verilen kararlar, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98. maddesi uyarınca verilen bir karar niteliğinde olup; bu kararlara karşı aynı Kanun’un 101/3. maddesi uyarınca itiraz yolluna başvurulmasının olanaklı olması nedeniyle, hükümlü müdafii tarafından yapılan temyiz in­celeme isteğinin 5320 sayılı Kanun’un 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca reddine … karar verildi.”266

Güvenlik tedbirleri hakkında zaman bakımından uygulama sorunu

5237 sayılı Kanunun 53 ila 60. maddeleri arasında düzenlenen güvenlik ted­birleri yönünden de yukarıda açıklanan hususlar aynen geçerlidir. Başka bir değişle güvenlik tedbirleri yokken yeni düzenleme ile yeni güvenlik tedbiri getirilmiş veya yeni düzenleme ile var olan güvenlik tedbiri değiştirilmiş ise bu haldede aynı ka­nunun 7. maddesinin 1. ve 2. fıkraları çerçevesinde değerlendirilecektir. Örneğin bu suçtan dolayı elde edilen kazanç eski düzenlemeyle müsadere edilmemesine rağmen, yeni düzenleme ile bu kazanç müsadere ediliyorsa bu halde 7/1. maddesi hükmü gereğince sanığın aleyhine getirilen bu düzenleme uygulanamayacaktır. Aksine bir şeyin müsederesi yeni düzenleme ile zorlaştırılmış ve sanık lehine bir değişiklik getirilmiş ise bu halde ise 7/2. maddesi gereğince sanığın lehine olan ye­ni düzenleme uygulanacak ve eskiden müsadere edilmesi gereken bir şeyin, yeni düzenlemede şartları oluşmaması nedeniyle, söz konusu eşyanın müsaderesine karar verilemeyecektir.

5237 sayılı Kanunun 7. maddesinin değişik 3. fıkrasına göre hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.

Söz konusu madde, daha önce hükme bağlanan ve güvenlik tedbirinin infazı sırasında, infaza ilişkin kanun maddesinin değişmesi halinde, güvenlik tedbirinin hangi Kanun gereğince infaz edilip edilmeyeceğine ilişkin bir sorunu gidermek amacıyla düzenlenmiş idi. Eski 3. fıkra hükmüne “güvenlik tedbirleri hakkında, infaz rejimi yönünden hüküm zamanında yürürlükte bulunan kanun uygulanır. Başka bir ifade ile tedbirlerinin infazı, ancak hüküm zamanında yürürlükte bulunan yasaya göre infazı yapılacaktır. Bu hüküm infaza yönelik olan şartla tahliye, hapis cezasının ertelenmesi veya tekerrür gibi hükümlerin yeni kanuna göre mi yoksa eski kanuna göre mi uygulanacağı sorununu çözmemekteydi. İşte bu eksikliğin giderilmesi amacıyla 29.06.2005 tarih ve 5377 sayılı Kanunun ile 7. maddenin 3. fıkrasında değişiklik yapılmıştır. Yeni hükme göre hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır. Bu hükmün doğal sonuçları şunlardır:

  • İnfaza yönelik olan hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverme ve tekerrür hariç olmak üzere infaza yönelik diğer hükümler derhal yürürlüğe girer. Örneğin 647 sayılı İnfaz Kanununu değiştiren 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun hükümleri koşullu salıverme veya tekerrür hükümleri hariç olmak üzere diğer hükümler derhal yürürlüğe girer. Başka bir ifade ile cezanın ertelenmesi, koşullu salıverme ve tekerrüre ilişkin hükümlerin uygulanması bakımından eski yasa gözetilir. Bu hükümlerin dışında kalan ve infaza ilişkin hükümler ise derhal uygulanır.
  • Leh ve aleyhe değerlendirme yaparken, kural olarak infaz hukuku da gözetilmesi gerekir. Ancak 7.madenin 3. fıkrası gereğince önceki yasada işlenen suçlu açısından hapsin ertelenmesi, tekerrür ve şarta tahliye bakımından eski hükümler geçerli olacağı için, leh ve aleyhe değerlendirme yaparken hapsin ertelenmesi, tekerrür veya şartla tahliye hükümleri dikkate alınmadan bir değerlendirme yapılarak sonuca varılmalıdır.

Zamanaşımı süreleri yönünden zaman bakımından uygulama sorunu

Burada, zamanaşımı hükümlerinde yapılan değişikliklerde zaman bakımından uygulamanın nasıl olacağı hususudur.

Zamanaşımı sürelerinde değişiklik yapan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, eski kanuna göre dava ve ceza zamanaşımı süresinin dolmuş olması ihtimalinde, yeni kanunla aynı suç için daha uzun bir süre öngörmüş olması halinde dahi, yeni kanun uygulanmaz. Başka bir ifade ile daha uzun bir süre belirleyen hüküm, eski kanuna göre zamanaşımına uğrayan suçlar yönünden uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır.

Zamanaşımı müessesesi, maddi ceza hukukuna ilişkin bir kavram olması ne­deniyle, fail hakkındaki dava veya ceza zaman aşımı süresi eski kanuna göre henüz dolmadan yeni kanun yürürlüğe girmesi halinde her iki kanundaki süreler karşılaştırılır.

Bu karşılaştırma sonucunda, failin lehine olan zamanaşımı süresi geçmişe etkili bir şekilde fail hakkında uygulanır. Ancak failin durumunu ağırlaştıran zamanaşımı süresi fail hakkında, geçmişe etkili bir şekilde uygulanamaz. Örneğin eski yasaya göre 15 yıl olan zaman aşımı süresini, yeni yasa 8 yıla indirmiş ise, yeni ya sa diğer bütün ihtimallerin de sanık lehine olması halinde, yeni yasa fail hakkında uygulanır.

Ceza Kanununun Mevkii Mer’iyete Vaz’ına Müteallik Kanunun 22. maddesi ne göre, zamanaşımının durmasına veya kesilmesi konusunda kurallar içeren yem kanun, failin lehinde veya aleyhinde olup olmadığı araştırılmaksınız daima yem kanunun uygulanacağını hükme bağlamıştır.

Söz konusunu Kanunu, yürürlükten kaldıran 5252 sayılı Kanun ile 22. maddeye benzer bir hüküm getirilmemesi ve zamanaşımı müessesi maddi ceza hukukuna ilişkin bir kavram olması nedeniyle, zamanaşımının durmasına veya kesilmesine ilişkin hükümlerde yapılan yeni değişikliklerin failin lehine olup olmadığının ulaştırılması, lehine bir düzenleme yapılmış ise, yeni hükmün uygulanması, aksi takdirde yeni hükmün, fail hakkında uygulanmasından kaçınılması gerekir.

Geçici ve süreli kanunların zaman bakımından uygulanması sorunu

Yukarıda özelliklerini belirtmiş olduğumuz geçici ve sürekli kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin 765 sayılı Kanunda bir hüküm olmamasına karşın, 5237 sayıl Kanunun 7. maddesinin 4. fıkrası ile bir hüküm getirilmiştir. Bu hükme göre geçici veya süreli kanunların, yürürlükte bulundukları süre içinde işlenmiş olan suçlar hakkında uygulanmasına devam edilir.

Söz konusu 7.maddenin 4. fıkrası gereğince geçici veya süreli kanunların, yürürlükte bulunduğu tarihlerde işlenen suçlar hakkında, söz konusu kanunlar yürürlükten kalkmasından sonra da uygulanır. Lehde olan yasanın geriye yürüme-.ı km a |l bu halde uygulanmaz. Başka bir ifade ile bu hal, 7. maddenin 2. fıkrasının istisnası teşkil eder.

5237 sayılı Kanunun 7. maddesinin TBMM ‘inde görüşülmesi sırasında 4. fıkra ile ilgili olarak yapılan konuşmalar, fıkranın anlaşılmasına ışık tutması amacıyla aşağıya alınmıştır:

“…Geçici ve süreli kanun işlenmiş olanlar hakkında da devam eder derken, daha sonra lehte bir kanun çıktığında bu süreli kanunun gerektirdiği ceza yaptırımı değiştirmeyecek mi? Bu bunun istisnası mı?…”

“İkinci fıkrada lehe kanunla ilgili olarak bir kural konulmuştur. Doğrudur. Dördüncü fıkra bunun istisnasını oluşturmaktadır. Şöyle bir örnek verelim, geçici bir kanunun uygulandığı dönemde işlenmiş olan bir fiil suç teşkil ediyor, daha sonra yürürlüğe giren kanunla veyahut geçici kanunun süresinin bittiği andan bu fiil suç olmaktan çıkacaktır. Kanun yürürlükte olduğu dönemde işlenmiş olan fiille ilgili olarak yargılanan kişi cezalandırılabilecektir; ama, yargılamadan bir şekilde kaçan kişi ise, veyahut da mahkum olduğu cezayı bu geçici veya süreli kanun yürürlükte olduğu dönemde infazdan kaçan kişi daha sonra eğer ikinci fıkrayı uygulayacak olursak yargılanamayacaktır. Böylece, bir suçu işleyen iki kişiden birisi geçici kanunun yürürlükte olduğu dönemde işlediği suçtan dolayı hukukun gereklerine uygun hareket etmiş, bir an önce yargılanmış ve cezası infaz edilmiş olacaktır; ama, yargılanmaktan veyahut mahkum olduğu cezanın infazından kaçan kişi ise yararlanacaktır. Bu eşitsizliği giderme açısından ikinci fıkraya dördüncü fıkra bir istisna olarak getirilmiştir”

“Dördüncü fıkranın konulmasının nedeni şu: Örneğin, seçimlerin ilan edildiği andan seçim sonuçlarının ilan edildiği ana kadar silah taşımanın yasak olduğuna dair geçici süreli bir yasa çıkardım. Bu süre içerisinde A, B, C silah taşıdılar. A ve B’ yi yargıladınız, C’yi ele geçiremediniz. C’nin ele geçmesi yasağının bitmesinden sonradır. C, bu geçici yasa yürürlükten kalktığı halde C dönem içerisinde yasanın öngördüğü zaman süresi içerisinde suç işlediği için yargılanabilecektir, cezalandırabilecektir; ancak, örneğin silah taşımanın cezası o eylemin gerçekleştirildiği sürede alt sınır bir yılken, sonradan altı aya indirilmişse ikinci fıkraya gelecek ve hem cezalandırılacak; ama ikinci fıkradaki lehe hükümden de yararlanacaktır., iki ile dört birbiriyle çelişen değildir. İki ile dört birbirini tamamlar. Dördüncü fıkra suç işleyen herkesin yargılanıp hükümlendirilmesini, eylemininin karşılığını görmesini amaçlamaktadır. Ama, lehe yasa değişikliği olmuşsa, cezadan indirim olmuşsa, ikinci fıkradaki indirimden de yararlanacaktır…”269

Suçun işlendiği zaman:

Kanununun zaman bakımından uygulanması konusunda suçun işlendiği zamanın saptanması önemlidir. Suç çeşitlerine göre suçun işlendiği zaman şu şekilde tespit edilir:

a- Ani suçlarda, icrai veya ihmali hareketlerin yapıldığı tarih, suçun işlem ligi tarih olup, sonucun meydana geldiği tarih, önemli değildir. Örneğin öldürücü bir yara ile birisinin yaralanması olayından bir süre sonra ölmesi halinde, suç tarihi ölen şahsın öldüğü tarih değil, yaralama tarihidir.

b- Mütemadi suçlarında, temadinin kesilmesi tarihi suç tarihidir. Bu suçlara hürriyeti tahdit etmek veya köyün ortak mallarını zapt etmek suçları örnek verilebilir. Örneğin 765 sayılı Kanunun yürürlüğünde bir kişinin hürriyetini tahdit eden sanık, mağduru 5237 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 1.6.2005 tarihinden sonra 10.6.2005 bırakacak olursa, suç 10.6.2005 tarihinde işlenmiş sayılır ve fail hakkında 5237 sayılı Kanun uygulanacaktır. Ancak fail, mağduru 1.6.2005 tarihinden önce işlenmiş ise bu halde sonradan yürürlüğe girecek 5237 sayılı Kanunun ilgili suç bakımından sanık lehine herhangi bir düzenleme getirilip getirilmediği araştırılıp, sonuca göre bir karar verilecektir.

c- Müteselsül suçlarında, teselsülün sona erdiği tarih, suç tarihi olarak belirlenir. Bu halde, teselsülün sona erdiği tarihdeki yürürlükte bulunan kanun uygulanacaktır. Fail, 30.5.2005 tarihinden itibaren, 5 gün süreyle aynı mağdurun yüzüne karşı hakaret etmesi halinde suç tarihi 3.6.2005 tarihi olup, sanık hakkında 5237 sayılı Kanunun ilgili maddesi uygulanır. Bu halde 765 sayılı Kanunun uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır.

d- İtiyadi suçlarda suç işleme tarihi, itiyadı meydana getiren son fiilin işlendiği tarihtir. Bu nedenle de itiyadı meydana getiren son fiilin işlendiği tarihteki kanun (önceki fiillerin işlendiği sırda yürürlükte olan Kanundan daha ağır olsa dahi) uygulanır.

Başvuruların İnfaza Etkisi

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun maddesinin 3. fıkrasına göre; bu şekilde yapılan başvurular cezanın infazını ertelemez. Ancak, mahkeme olayın özelliğine göre infazın ertelenmesine veya durdu­rulmasına karar verebilir.

Söz konusu hükümden de anlaşılacağı üzere, infaza konu ilam aleyhine baş­vurular infazın ertelenmesini gerektirmez. Başka bir ifade ile başvuruya rağmen kural olarak infaz devam eder. Ancak başvuruyu alan mahkeme, başvurunun niteli­ği, olayın özellikleri, infazın durdurulmaması veya ertelenmemesi halinde ileride telafisi mümkün olmayan zararların doğması muhtemel ise infazın durdurulmasına veya ertelenmesine de karar verebilir.

İnfazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilebilmesi için talep şart değildir. Talep olmasa bile mahkeme infazın ertelenmesine veya durdurulmasına re’sen karar verebilir.

İnfaz Sırasında Verilecek Kararların Mercii ve Usulü

Cezanın infazı sırasında yukarıda belirtilen sebeplerden biri veya birkaçından dolayı yapılacak başvurular, infaza konu hükmü veren mahkemeye başvurulur.

Başvurular, Cumhuriyet savcısınca yapılabileceği gibi hükümlü veya vekili tarafından da yapılır.

Başvuru, yazılı talep ile veya dilekçe yapılır.

Cezanın infazı sırasında mahkemeden alınması gereken kararlar duruşma ya­pılmaksızın verilir. Karar verilmeden önce Cumhuriyet savcısı ve hükümlünün gö­rüşlerini yazılı olarak bildirilmesi istenebilir. Mahkemeler tarafından verilen karar­lara karşı itiraz yoluna gidilebilir.

İnfaz sırasında verilecek yeni kararlar, “Ek Karar” şeklinde verilir. Başvuru­lar üzerine verilecek kararlar, esas kaydı değil, değiş iş kaydı üzerinden verilir.

Bu şekilde verilen karara karşı temyiz veya istinaf değil, itiraz yolu açıktır. Başka bir ifade ile Bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay’dan başka mahkemeler tarafından verilmiş olan bu kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir (5275 sayılı K. m 101,111).

İtiraz 5271 sayılı CMK.nun 267 ve devam maddeleri uyarınca yapılır.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat