Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

T.C
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
ESAS NO.2009/9-190
KARAR NO.2009/253
KARAR TARİHİ. 03.11.2009

Cumhurbaşkanına basın yoluyla hakaret suçundan sanık Abdurrahman’ın, beraatine ilişkin, (Bağcılar İkinci Asliye Ceza Mah-kemesi)’nce verilen 12.10.2006 gün ve 79-607 sayılı hüküm,

Üst ve o yer C.Savcıları tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi’nce 15.06.2009 gün ve 2777-7014 sayı ile;

“1- Üst CSavasmın süreden sonra olan temyiz talebinin CMUK’nın 317. maddesi gereğince reddine,

2- O yer Cumhuriyet Savcısının temyizine gelince;

Sanığa atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı, gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, Cumhuriyet Savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün onanmasına” karar verilmiştir.

Yargıtay CBaşsavcılığı’nca 03.08.2009 gün ve 35323 sayı ile;

* Yüksek Dokuzuncu Ceza Dairesi ile Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlık, sanığın eyleminin suç oluşturup oluşturmadığı hususun-dadır.

Sanık Abdurrahman tarafından 09.11.2003 tarihirA.. V..’ isimli günlük .gazetede ‘S…. kına yaksın’başlığı ile bir köşe yazısı yayımlanmıştır. Söz konusu yazının başlangıç bölümünde özetle, ülkede başörtüsü sorununun çözül-mediğinden, bu zulmün kendisini tehlikeli hale getirdiğinden, direnme hakkından, böyle bir ülkede yaşanmayacağından, ülkeyi terk edeceğinden bahsetmiş, başörtülü olanların Çankaya ve diğer kamu alanlarına sokulmama/arının ağır bir tahrik yarattığını belirterek, bu durumun sürmesi halinde milletin cevabının ağır olacağını, sabrın istismar edilmemesini ve gerilmemesini ifade etmiştir.

Yazının devamında ise, bu sorunu asıl başlatanın zamanın Cumhurbaşkanı olduğuna vurgu yaparak, xEvet, evet bu bir Dreyfüs, Galile Galieo davasına dönecek. S… kına yaksın otursun şimdi. O başlattı. Önce ekonomiyi çökert, şimdi Çankaya’daki adam akıl almaz uygulamaları ile toplumsal barışı dinamitleyen uygulamalara öncülük ediyor. Beyler biz herkes için adalet ve özgürlük istiyoruz’demiştir.

Yazar yazısının son bölümünde, aynı konu ile ilgili olarak ülkedeki çeşitli gelişmeleri yine aynı üslupla değerlendirildikten sonra, ülkeyi terk etme isteğinden kalması halinde tehlikelil olacağından, Yunanistan’a sığınabileceğinden bahsetmiş, bu krizi zamanın Cumhurbaşkanının başlattığını söyleyerek yazısına son vermiştir.

Bilindiği üzere, Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni’veTürk Milleti’nin birliğini temsil eder; Anayasalın uygulanmasını Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir; bu amaçla Anayasalın 101., 102., 103., 104., 105., 106. maddelerinde belirtilen görev ve yetkilerini kullanır.

Yazarın yazısında “Evet, evet bu bir Dreyfüs, Gali/e Galieo davasına dönecek. S… kına yaksın otursun şimdi. O başlattı. Önce ekonomiyi çökert, şimdi Çankaya’da ki adam akıl almaz uygulamaları ile toplumsal barışı dinamitleyen uygulamalara öncülük ediyor. Beyler biz herkes için adalet ve özgürlük istiyoruz’ sözlerine de yer vererek Cumhurbaşkanı hakkında okurlarına karşı kin ve nefret duygularını uyandıracak biçimde küçük düşürücü değer yargısında bulunup, yazı içeriğindeki bütünlük dikkate alındığında da belirtilen sözleri ile zamanın Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini kötüye kullandığı yolundaki küçük düşürücü ithamlarda bulunarak eylemi hukuka uygun kılan çerçevenin aşılıp haber verme ve eleştiri hakkı sınırını aştığı, dolayısıyla suçun oluştuğu gözetilmeden beraat kapsamında değerlendirilmesinin yasaya aykırı olduğu”‘gerekçeleri ile itiraz yasa yoluna başvurularak, Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi’nin 15.06.2009 gün ve 2777-7014 sayılı onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün sanık Abdurrahman yönünden bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kuru-lu’nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığa isnat edilen Cumhurbaşkanına basın yoluyla hakaret suçunun oluşup oluşmadığına ilişkindir.

Konunun düşünce (ifade) özgürlüğüyle doğrudan ilgisi nedeniyle, öncelikle bu konu ulusal ve uluslararası düzenlemeler kapsamında değerlendirilmeli, bu değerlendirmeler ışığında, 765 sayılı TCY’nin 158. maddesinde düzenlenen, Cumhurbaşkanına hakaret suçunun öğeleri ve bu doğrultuda genel, bu suç açısından da özel bir hukuka uygunluk nedenini oluşturan eleştiri hakkı üzerinde durulmalıdır.

Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Demokrasinin “olmazsa olmaz şartı” olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır.

İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, T.C. Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.

Bu bağlamda;

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde;

“Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir”,

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin;

10. maddesinin 1. fıkrasında;

“Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir”

Hükümlerine yer verilmiş,

Anayasa’nın;

25. maddesinde düşünce ve kanaat hürriyeti başlığı altında;

“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz”

26. maddesinde, İHAS’nin 10. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemeye

benzer şekilde;

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir”

Hükümleri yer almış,

28. maddesinde ise basın özgürlüğü ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir.

Görüldüğü gibi, Sözleşmenin 10. maddesinin 1. fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır.

Ancak, ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa sınırlandırmasının gerekeceği, uluslararası ve ulusal alanda normlara konu edilmiştir.

Bu cümleden olarak uluslararası alanda;

İHAS’nin;

10. maddesinin 2. fıkrasında,

“Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir”

17. maddesinde ise;

“Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşmece tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz”

Tarzında düzenlemeler yapılmış,

Ulusal alanda ise Anayasa’nın;

2. maddesinde;

“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir”

13. maddesinde;

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Ana-yasa Tim ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anavasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine avkırı olamaz”

14. maddesinde;

“Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasa ifa be-lirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.

Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir”

26/2. maddesinin 2 ve devamı fıkralarında ise;

“Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu gü-venliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir”

Hükümlerine yer verilmiştir.

Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. ile İHAS’nin 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabii tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için, önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada asırıva gidilmemesi ve her halükarda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür.

Sınırlama veya müdahale için; yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı, fıkrada sayılan sınırlama nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve önlemin demokratik toplum bakımından “zorunlu” olması gerekmektedir.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne göre;

* Sınırlama için belli bir sınırlama nedeninin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda demokratik bir toplum bakımından zorunluluk bulunmalıdır. Zorunluluk, ölçüsüz bir sınırlamaya olanak tanımaz. Üye devletlere sınırlamada bir takdir alanı tanınmakla birlikte, ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletler üzerindeki denetim sıkı olmalı, sınırlandırma zorunluluğu inandırıcı bulunmalıdır. Dolayısıyla, sınırlamalar dar ve sınırlayıcı bir ölçüde yorumlanma fidir. “Kamu düzeni’ genel hükmünde düşünülebilecek sınırlama nedenleri, genel çıkarların, yargı gücünün otorite ve yansızlığının ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması amacıyla sınırlamaya konu olabilir.

Anılan önlemin izlenen meşru amaçla sınırlı olması şeklinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, demokratik bir rejimin dayandığı ‘değerler’ (çoğulcu, hoşgörülü, hukuka ve bireysel özgürlüklere saygılı) öne çıkarılarak titiz ve derinleştirilmiş bir denetime tabi tutulmalıdır” (Prof. Dr. İ.Özden Kaboğlu; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinde İfade Özgürlüğü, sh. 111 ve 112).

“Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörünün gerekleridir” (Prof. Dr. D. Tezcan, Yrd. Doç. Dr. M.R. Erdem, Yrd. Doç. Dr. O. Sancaktar, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, 2. Baskı, sh. 462).

Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnaları dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.

Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.

Bu kapsamda, Cumhurbaşkanına hakaret ve sövme fiillerini yaptırıma bağlayan 765 sayılı TCY’nin 158 ve aynı eylemleri yaptırıma bağlayan 5237 sayılı TCY’nin 299. maddeleri incelendiğinde;

765 sayılı TCY’nin 158. maddesinde “Reisicumhura muvacehesinde hakaret ve sövme fiillerini işleyenler… cezalandırılır.

Hakaret ve sövme Reisicumhurun gıyabında vaki olmuş ise faili, bir seneden üç seneye kadar hapis olunur. Reisicumhurun ismi sarahaten zikredilmeyerek ima veya telmih suretiyle vaki olsa bile mahiyeti itibariyle Reisicumhura matufiyetinde tereddüt edilmeyecek derecede karineler varsa tecavüz sarahaten vuku bulmuş addolunur” hükmüne yer verilmiş,

Aynı fiiller 5237 sayılı TCY’de hakaret ve sövme ayrımının kaldırılması nedeniyle, Cumhurbaşkanına hakaret suçlarını yaptırıma bağlayan 299. maddesinde, *(1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun alenen işlenmesi halinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır^

^ şeklinde düzenlenmiştir.

Her iki maddedeki suçun maddi unsuru, “hakaret ve sövme” teşkil edecek herhangi bir harekettir. Söz konusu hareketler söz, yazı, resim, işaret veya benzeri vasıtalarla gerçekleştirebilir, ancak; hakaret ve sövme içeren bu eylemlerin Cumhurbaşkanına matufiyeti şarttır. Maddedeki hakaret ve sövme terimleri 765 sayılı TCY’nin 480 ve 482., 5237 sayılı TCY’nin 125. maddelerine göre belirlenecektir.

Bu suçla Cumhurbaşkanlığının fonksiyonları değil, Cumhurbaşkanının şeref varlığı korunmaktadır. Genel hakaret ve sövme suçlarında olduğu gibi, Cumhurbaşkanına hakaret ve sövme suçunun oluşması için de; onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun sahip olduğu düşünce ve duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibarı ihlal edici olduğu, toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunu tayinde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir, bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez. (Erman S., Hakaret ve Sövme Suçları, s. 80 vd.)

Suçun işlenmesi için genel kast yeterlidir, failde siyasi veya Devlet Başkanlığı sıfat ve görevi ile ilgili saik aranmasına gerek bulunmamaktadır.

Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan, diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. Bu kapsamda, basın yoluyla işlenen suçlarda hukuka uygunluk nedeni oluşturan haber verme ve eleştiri hakkı üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır. Temelini Anayasa’nın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması gerekir. Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir haktır. Toplumun ilerlemesi ve yararı için zorunludur. İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenilmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bu demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır, eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz, eleştiri övgü olmadığına göre, sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır.

Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı, yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birisinin olmaması halinde, haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır.

Bu kapsamda, Devletin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının da özgürlükçü parlamenter rejimlerde diğer anayasal ve yasal kurumların konumu gibi eleştiriye açık olması doğaldır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanık Abdurrahman tarafından 09.11.2003 tarihli “A… V…” isimli günlük gazetede^

^S… kına yaksın” başlığı ile yazılan yazının bütünü şu şekildedir:

* Tamam, anladık, başörtüsü sorununu çözemiyorsunuz. Bizler öz yurdumuzda paryayız. Kara deriliyiz biz,,, Çankaya’dan sonra, Yargıtay salon-/arından da kovulduk, İnandığımız gibi yaşama hürriyetimiz yok bizim, İnancımızı, felsefi ve vicdani kanaat/erimizi dışarıda çıkartıp ondan sonra gireceğiz kamu alanına. Tapu dairesine, nüfus idaresine girerken de, nüfus cüzdanı alırken de öyle mi? Böyle bir ülkede yaşanmaz. Ben terk ederim. Bu zulmü, bu dayatmayı sevemem. Direnirim, Tehlikeli hale gelirim,

Bu ağır bir tahriktir. Aşağılamadır, Bu bir psikolojik harptir. Birileri düğmeye bastı ve bir süreden beri bir zamanlar H… Gazetesi’nin manşetlerine çıkardığı* topyekun harp’başlatıldı,

Hadi aslanlarım başörtülü hanımları SSK ve devlet hastanelerine de kabul etmeyin. Ölsünler, Çağdaş Türkiye öyle mi? Yaşasın uygarlık!

Bakın bu milletin cevabı ağır olur. Sabrımızı istismar etmeyin. Germeyin, Darbe heveslileri, böyle bir girişim karşısında milli galeyan onları bu defa perişan eder,

Ne olacak şimdi. Bir yerde başka türlü, başka yerde başka türlü mü olacak. Eğer bu hakim doğru yaptı ise nüfus memuru hakkında işlem yapacak mısınız ya da bu hakim hakkında bir işlem yapılacak mı?

Yarın bir trafik polisi, otoyol kamusal alandır, başörtünü çıkar derse bir bayana, ne olacak. Bu işi çözmesi gereken parlamentodur. Ve bu iş çığırından çıkmadan, bir an önce çözülmek zorundadır. Çünkü yarın kontrol edilemez hale gelebilir.

Evet evet bu bir Dreyfüs, bir Gali/e Galieo davasına dönecek. ‘S… kına yaksın otursun’şimdi. O başlattı. Önce ekonomiyi çökert, şimdi Çan kayada ki adam akıl almaz uygulamaları ile toplumsal barışı dinamitleyen uygulamalara öncülük ediyor. Beyler biz herkes için adalet ve özgürlük istiyoruz.

Tamam başörtüsü sorununu çözmeye gücünüz yetmiyor. Neyi bekliyorsunuz. Daha bizim ne yapmamız gerek. Üçte iki çoğunluk yetmiyor mu, toplumsal destek için…

Kasımpaşa/ı delikanlı şimdi ne yapacak? Milletin sabrı kalmadı. Devletin istihbaratını derin güçlere, derin aileye emanet ederek mi geleceksiniz bu işlerin üstesinden. Peki bu işi yapamıyorsunuz da, Ankara meydanlarında YÖK’ü protesto eden çocuklara meydan dayağı çekilmesini de mi engelle-yemiyorsunuz. Buna da mı gücünüz yetmiyor. Kadıköy’de öğünde bu çocuklar 3 kez meydan dayağı yediler. Sonra Ankara’dan bu rezalet… Neyse ki İstanbul Üniversitesinin önünde polis daha anlayışlı davrandı. Ankara’daki olaylarda 20 polis ile 50 öğrenci yaralandı,10 kişi gözaltına alındı.

Sadece bundan ibaret değil yaşanan rezalet Güya toplantı ve gösteri izne tabi değil. Toplantı yeri çoğu ilde şehrin en sağır noktasında. Git kurdunu orada dök der gibi. Amaç kamuyu engellemekse bu uygulama saçma. Tertip heyetinin ikamet ve nüfus kaydı, sabıka kaydı, dernek kararı, bir de noter tasdiki, hatta konuşmacının ne konuşacağı, sabıka kaydı. Sonra tertip heyetini karakola çağırıp, bu imza senin mi diye sorulması, tertip heyeti üyelerinin adres ve kimlik tespiti uygulaması diye muhtara, imama, komşulara bilgi sormalar… Kapalı salon toplantısında artık alıştık, hükümet komiseri başköşede. Sivil toplum, hükümet dışı topluluktur. Hükümet komiserinin işi ne orada? Emniyet foto film merkezi gelmiş konuşmacı ve tüm izleyicileri kayda alıyor. Birçok memur fişlenirim korkusu ile salona bile yaklaşmıyor. Dinleyenlerden alkışlayanlar da kayda alınıyor. Hem konuşmacı potansiyel suçlu, hem de izleyenler. Kim hangi söze nasıl tepki veriyor devlet onları fişliyor…

Tabii bu arada bir de otosansür söz konusu. Karşınızda birileri nerede yanlış yapacağını tespit etmeye çalışıyor. Oryantasyon ve konsantrasyon sorunu yaşıyorsunuz. Sizin entelektüel mülkiyet hakkinizin kaba bir şekilde cabası sonra. Sonra sizin ne dediğinizi anlayamayan memurların yanlış yazımı ile çarpıtılan sözleriniz ve ardından yıllar sürecek yargılamalar. Polise*kamerayı kapat diyorsunuz, hakkınızda dava açılıyor,ygörevli memurun görevine mani olmaktan…

Yaşanır mı böyle bir memlekette. Çözün bu işi. Anayasayı değiştirmek gerekmiyor bunun için, kanun çıkarmak da. Bir genelge yeter. Hem meydan dayağı çekeceksiniz, hem de inancımızın gereklerine uyarak kamu alanına girmemizi engelleyeceksiniz, yarın tapu da vermeyecek, ehliyet, kimlik, pa-saport, okul yasak, evlilikleri de tasdik etmeyin, parka da sokmayın bizi.

Bu iş böyle giderse gidecek bir başka ülke bulurum kendime. Burada kalırsam tehlikeli olurum. Bakarsınız gider Yunanistan’a sığınırım… Ama şunu söyleyeyim, işte şimdi büyük bir hata yaptınız, kaybedenlerden olacaksınız. Karanlığın en koyu anı, aydınlığa en yakın olduğu zamandır. Şimdi insanlar bu şokla uyanacaklar. Haddinden fazla şiddet gayedeki hikmeti yok eder. S… fnin başlattığı kriz şimdi bugün bu noktaya geldi. Görelim mevlam neyler, ney/erse güzel eyler… Selam ve dua ile”

Sanık savunmalarında özetle;

Suçlama konusu edilen yazının kendisi tarafından yazıldığını, yazının çeşitli yerlerinden alıntılar yapılarak suçlama yapıldığını, yazının başlangıcında iktidarı sorumlu gösterdiğini, ayrıca Mehmet Akif’in örtünme ile ilgili şiirinden alıntılar yaptığını, yazının Yargıtay’da görülen bir dava sırasında, Ankara Belediyesinde çalışan başörtülü bir bayanın tanık olarak ifade vermek istemesi üzerine başörtüsü nedeniyle salondan çıkartılmasına dayalı güncel bir yazı olduğunu, “inandığımız gibi yaşama hürriyetimiz yok” şeklindeki ifadenin bir ironi olduğunu, kendisini ve iktidarı suçlayıp eleştirdiğini, Cumhurbaşkanı S…’yi, devlet iradesinin parçası olarak gördüğü bir toplantıda Anayasa fırlatması ve benzeri davranışları nedeniyle dile getirdiğini, kına yakmak deyiminin, mutlu olmak, sevinmek anlamında olduğunu, ancak argodaki kullanımın küfür olduğunu, argo dışında kullanımın söylediği şekilde bulunduğunu, kutsamak, takdis, düğün, bayram, mutluluk ifade ettiğini, kendisinin de genel anlamda kullandığını, S../ye yaptığından memnun musun, mutlu musun, anlamında kullandığını, devam eden cümlede de bu durumun açıklandığını, herkes için özgürlük ve adalet istemi ile iyi niyetini göstermiş olduğunu, Cumhurbaşkanlığı sıfatı veya makamını hedef almadığını, kullanmadığını, S../yi kişisel olarak eleştirdiğini, yazıda kamu zararının def edilmesinden söz ettiğini, bunun da kamu yararı bulunmadığı şeklindeki iddiayı tekzip ettiğini, Yargıtay’da yaşanmış bir olaydan hareket edildiğini ve sorunun halen devam ettiğini, bu haliyle güncel olduğunu, gazetecilerin genişletilmiş özgürlüğü bulunduğunu, normal olarak sıradan bir yurttaşın söylediği bir söz suç oluşturabilir iken, aynı sözün gazeteci tarafından söylenmesinin suç oluştur-mayabileceğini, keza herhangi bir insana söylendiğinde suç oluşturan bir sözün başbakan veya cumhurbaşkanına ya da herhangi bir kamu otoritesine söylenmesinin suç oluşturmayabileceğini, gazetecilerin genişletilmiş özgürlükleri, kamu otoritelerinin genişletilmiş tahammüllerinin olması gerektiğini, hakaret kastıyla hareket etmediğini belirterek, kına yakmak deyiminin kullanıldığı yazı örnekleri ile yargısal kararları savunma dilekçelerine eklemiştir.

Yazının tarihi dikkate alındığında, söz konusu tarihte Yargıtay’da icra edilen bir duruşmada türban nedeniyle meydana gelen olayları yazarın kendi bakış açısıyla değerlendirdiği ve bu haliyle yazıda güncellik unsurunun gerçekleştiği ve yazarın dünya görüşü açısından sorun olarak gördüğü hususlardaki görüşlerini açıklamasında kamu yararı bulunduğu da kabul edilmiştir. Ancak suça konu yazıda, “S… kına yaksın otursun”, “Çankaya’daki adam akıl almaz uygulamaları ile toplumsal barışı dinamitleyen uygulamalara öncülük ediyor” sözcükleri yazıda kullanılması zorunlu olmayan ve düşünce açıklamaları şeklinde de kabul edilemeyecek olan ifadelerdir. Sanık Cumhurbaşkanını halk nezdinde küçük düşürücü, onun onur ve saygınlığını zedeleyecek ifade ve isnatlarda bulunmakla, atılı suçu işlemiştir.

Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazı yerinde olup, kabulü ile Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme beraat hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı ve Kurul Üyeleri;

“Kurulun çoğunluğu ile ilkeler bazında herhangi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Bu nedenle çoğunluk tarafından, ifade hürriyeti hususunda varılan sonuçlar ile suçun yapısı hakkında yapılan açıklamalara aynen iştirak edilmektedir. Ancak suça konu yazı bir bütün halinde değerlendirildiğinde, Cumhurbaşkanına yönelik olarak söylenen ‘5… kına yaksın otursun’, yÇankaya’d a ki adam akıl almaz uygulamaları ile toplumsal barışı dinamitleyen uygulamalara öncülük ediyor’ sözcükleri hakaret suçu kapsamında değerlen-dirilmemelidir. Kullanılan sözcükler nezaket dışı ve ağır eleştiri kapsamında değerlendirilebilir ise de, bu sözler hakaret ve sövme kapsamında değerlendirilemez. Yazıda suç oluşturduğu belirtilen sözcükler, şeref ve itibarı ihlal edici nitelikte bulunmamaktadır. İsnada konu olan yazıda güncellik, kamusal ilgi ve yararı öğeleri gerçekleşmiş olup, açıklanış şekliyle konusu arasında da düşünsel bir bağ bulunmaktadır. Yazarın rahatsız edici bir üslupla kaleme aldığı yazı, incitici ve rahatsız edici de olsa ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmelidir, esasen eleştiri övgü olmadığına göre, sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır. Bu nedenle yerel mahkeme beraat hükmü ve bu hükmü onayan Özel Daire kararı isabetlidir”gerekçeleri ile Yargıtay C.Başsavcılığı’nın itirazının reddine karar verilmesi yönünde oy kullanmışlardır.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi’nin 15.06.2009 tarih ve 2777-7014 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, Bağcılar İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’nin 12.10.2006 gün ve 79-607 sayılı beraat hükmünün sanık Abdurrahman yönünden BOZULMASINA,

3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.10.2009 günü yapılan ilk müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 03.11.2009 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...