Ceza Yargılamasında Delillerin Ortaya Konulması ve Tartışılması

Önalım Nedeniyle Tapu İptali Tescil Davasında Vekalet Ücreti

Ceza Yargılamasında Delillerin Ortaya Konulması ve Tartışılması

Delil Kavramı

Ceza muhakemesi hukukunun temel gayesi olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi adına ispat amacıyla kullanılan araçlara delil adı ve­rilmektedir. Delilin ayırıcı unsuru, ispat edilecek hususu ya da olayı temsil etmesidir.

Malum olunduğu üzere ceza hukukunda de­lil serbestisi geçerlidir. Başka bir anlatımla, ceza muhakemesinde özel hukuk yargılamasından farklı olarak, kesin delil-takdiri delil ayrımı söz konusu değildir. Zaten maddi gerçeğin ortaya çı­karılması noktasında da böyle bir ayrımdan bah- sedilebilmesi işin doğasına aykırıdır. Zira ceza muhakemesinde herhangi bir delilin olayı kesin olarak kanıtladığını söylemek yanıltıcı olabilir. İkrar dahi hâkimi bağlamamaktadır. Dolayısıyla ceza yargılamasında, kanuni sınırlar içerisinde, her şey delil olabilir.

Delillerin Özellikleri

Her ne kadar ceza hukukunda delil serbes­tisi ilkesi egemen ise de ispat aracı olarak kulla­nılacak delillerin birtakım özelliklere haiz olması gerektiği muhakkaktır. Bunları kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:

Yargılama konusu olayın tümünü veya bir kısmını ispat edecek nitelikte olmalı­dır.

Beş duyu organıyla algılanabilmelidir.

Hukuka uygun yollardan elde edilmiş ol­malıdır.

Sağlam ve güvenilir olmalıdır.

Müşterek olmalıdır. Yani iddia, savunma ve yargılama makamlarının bilgisine su­nulmalıdır.

Akılcı, bilimin kabul ettiği bir husus ol­malıdır.

Doğrudan Delil-Dolaylı Delil Ayrımı

Öğretide yapılan ayrıma göre deliller, doğ­rudan delil-dolaylı delil olarak iki gruba ayrılır. Bir delil, olayın ispatına ilişkin olarak asıl delil nite­liğini taşıyorsa doğrudan delildir. Bu bağlamda örneğini olayı gören tanığın ifadesi doğrudan delildir. Ancak tanık olayı görmemiş, şüphelinin o gün eve giriş saatine şahit olmuşsa dolaylı de­lildir. Çünkü bu beyan olayı doğrudan ispatlaya- mamakta, doğrudan ispata yardımcı olmaktadır. Bu tip delillere delil başlangıcı, belirti delili ya da yan delil adı da verilmektedir.

Delil Türleri

Beyan Delilleri

Beyan delilleri şüpheli-sanık ve tanık beyanı olmak üzere ikiye ayrılır.

Şüpheli-sanık beyanı, esasen kendisini sa­vunmaya yönelik olsa da bu beyanının delil de­ğerinin olduğu çok açıktır. Bu beyan, suç şüphesi altında olan sanığın suçlu olmadığını ortaya koy­maya çalışırken sahip olduğu önem kadar yeri geldiğinde suçu üstlenmiş olan sanığın aslında suçlu olmadığının ortaya çıkarılmasında da bü­yük önem taşımaktadır. Zira sanığın belki de mi­miklerinden mahkeme suçsuz olduğu sonucuna varabilecektir. Dolayısıyla bu durum görüldüğü üzere, kovuşturmanın sözlü olmasıyla da çok alakalıdır. Vicdani delil sisteminin geçerli olduğu CMK’da bütün deliller serbestçe değerlendirile­ceğinden, şüpheli-sanığın kendi aleyhine açıkla­maları tek başına mahkûmiyet gerekçesi olama- malıdır.

Kanunun 2. maddesinde şüphelinin kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenme­si ifade alma, şüpheli veya sanığın hâkim veya mahkeme tarafından soruşturma veya kovuş­turma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesi ise sorgu olarak tanımlanmaktadır. Cumhuriyet sav­cısı, ifade almayı bizzat kendisi yapabileceği gibi 161/1. madde uyarınca bunu kolluğa da emre­debilir.

Bir suçun tespiti veya aydınlatılmasına yö­nelik olarak, müşteki ve suçtan zarar gören ile suç işleme şüphesi altında bulunmayan diğer kişilerin dinlenmesini ve tutanağa geçirilmesi ise Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinde “Bilgi Alma” şeklinde tanımlanmıştır. Burada özelliklere müşteki ve suçtan zarar gö­ren dışında suç işleme şüphesi altında bulunma­yan kişilerden bilgi alınmasına dikkat edilmelidir. Eğer kolluk bu kişilere şüphe üzerine soru soru­yorsa, bu artık ifade alma usulüne tabi olmalıdır.

İfadenin kolluk tarafından alınması hâlinde;

Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme hu­zurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz (CMKm. 148/4).

Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeni­den ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir (CMK m. 148/5). Bu hükümden çıkan bir diğer sonuçta ifadenin birkaç kez alınabilece­ğidir. Ayrıca ifadenin nerede, ne kadar süreyle alınabileceği gibi hususların Kanun’da düzenlenmemiş olmasının soruşturmanın dağınıklığı ilkesinin bir sonucu olduğunu tekraren belirtmemiz gerekir. Yine ifadenin sözlü veya yazılı olarak alınması da mümkündür.

İfade, “hadi anlat bakalım” şeklinde alınıyor­sa dikte yöntemi uygulanıyor demektir. Ayrıca ifa­denin soru-cevap şeklinde alınabilmesi de müm­kündür. Dikte yönteminin bir sakıncası, şüpheliye olayı kurgulaması adına fırsat tanınabilmesidir.

İfadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişi davetiye ile çağrılır; çağrılma nedeni açıkça be­lirtilir; gelmezse zorla getirileceği yazılır (CMK m. 145). Zorla getirme kararı ile çağrılan şüpheli veya sanık derhal, olanak bulunmadığında yol süresi hariç en geç yirmidört saat içinde çağı­ran hâkimin, mahkemenin veya Cumhuriyet sav­cısının önüne götürülür ve sorguya çekilir veya ifadesi alınır (CMK m. 146/4). Zorla getirme, bu­nun için haklı görülecek bir zamanda başlar ve hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısı tara­fından, sorguya çekilmenin veya ifade almanın sonuna kadar devam eder (CMK m. 146/5). Zor­la getirmeye karar verme yetkisi savcı ve doğal olarak hâkim/mahkemeye aittir.

Öte yandan yakalanan kişinin de ifadesi alı­nır ve esasen gözaltı süresi içinde yapılacak en önemli işlem de ifade almadır.

Aralarında çelişki bulunması halinde; sanı­ğın, hâkim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile Cumhuriyet savcısı tarafından alınan veya müdafiinin hazır bulunduğu kolluk ifadesine ilişkin tutanaklar duruşmada okunabilir (CMK m. 213). Sorgu tutanakları ise bu koşullara bağlı olmaksızın her zaman okunabilir.

Gözaltına alınan kişinin, bırakılmaması du­rumunda, en geç 91. maddede belirtilen süreler sonunda sulh ceza hâkimi önüne çıkarılıp sorgu­ya çekilmesi gerekir. Sorguda müdafii de hazır bulunur (CMK m. 91/7).

Kovuşturma evresinde de duruşmanın baş­lamasıyla beraber sanığın sorgusu mahkeme ta­rafından yapılabilir.

Kanun’un 147. maddesi uyarınca, şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorgu­ya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:

  1. Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin so­ruları doğru olarak cevaplandırmakla yü­kümlüdür.
  2. Kendisine yüklenen suç anlatılır.
  3. Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabi­leceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istedi­ği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.
  4. 95 inci madde hükmü saklı kalmak üze­re, yakalanan kişinin yakınlarından iste­diğine yakalandığı derhâl bildirilir.
  5. Yüklenen suç hakkında açıklamada bu­lunmamasının kanunî hakkı olduğu söy­lenir.
  6. Şüpheden kurtulması için somut delille­rin toplanmasını isteyebileceği hatırla­tılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanı­nır.
  7. İfade verenin veya sorguya çekilenin ki­şisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.

İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.

İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır. Bu tutanakta aşağıda belirtilen hususlar yer alır:

  1. İfade alma veya sorguya çekme işle­minin yapıldığı yer ve tarih.
  2. İfade alma veya sorguya çekme sıra­sında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği.
  3. İfade almanın veya sorgunun yapıl­masında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yeri­ne getirilmemiş ise nedenleri.
  4. Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı.
  5. İmzadan çekinme hâlinde bunun ne­denleri.

Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesi­ne dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullan­ma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapı­lamaz (CMK m. 148/1). Ayrıca Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez (CMK m. 148/2). Yasak usul­lerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez (CMK m. 148/3). Bu tutanaklar duruşmada okunamaz.

KOLLUKTA ALINAN İFADENİN DURUŞMADA OKUNABİLMESİ­NİN İFADE ALINMASI ESNASINDA MÜDAFİİN HAZIR BULUNMASINA BAĞLI OLDUĞUNA, OYSA YASAK USULLERLE ALINMIŞ BİR İFADE­NİN DURUŞMADA HİÇBİR SURET­TE OKUNAMAYACAĞINA DİKKAT EDİLMELİDİR. AYRICA MÜDAFİ HAZIR BULUNMADAN KOLLU­ĞUN (YASAK USULLE OLMAYAN) ALDIĞI İFADENİN HÜKME ESAS ALINABİLMESİNİN ANCAK BU­NUN HÂKİM VEYA MAHKEME HUZURUNDA ŞÜPHELİ VEYA SA­NIK TARAFINDAN DOĞRULAN­MIŞ OLMASININ GEREKTİĞİNE DE DİKKAT ÇEKMEMİZ GEREKİR.

Tanık açıklamaları da gerçek olması koşu­luyla, maddi gerçeğe ulaşma çabasında büyük öneme sahiptir. Kural olarak herkes tanık olabilir; kişinin çocuk, yaşlı, hasta, akraba, sanığın eşi veya düşmanı olması bu bağlamda önem taşı­maz. Uygulamamızda suç ortakları ve mağdur da tanık olarak dinlenmektedir.
Tanık beyanı, tanığın doğrudan olayla ilgili beş duyu organıyla edindiği izlenimleri veya do­laylı olarak olayla ilgili edindiği izlenimleri anlat­masıdır. Mağdurun tanık olarak dinlenmesi halin­de, yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygu­lanacaktır (CMK m. 236/1).

Bazı kişilerin tanıklıkları sırasında kendi uz­manlıklarının kazandırdığı bilgileri de aktarması hâlinde bu kişilere tanık-bilirkişi adı verilir.

Tanığın kişisel (sübjektif) değerlendirmeleri delil olarak değerlendirilmemelidir. Zira örneğin tanık, arabanın yayaya hızlı bir şekilde çarptığını söylediğinde bu sübjektif bir değerlendirme ola­caktır.

Belge Delili

Somut bir olayı temsil eden, insan yapısı is­pat araçlarına belge delili denilmektedir.

Belgeler, yazılı belge, şekil tespit eden belge ve ses tespit eden belge olmak üzere üçe ayrı­labilir.

Belirti Delili

Keşif ile ortaya çıkabilecek ve olaydan geri­ye kalan iz ve eserleri ifade eden delillere belirti delili adı verilir.

Delillerin Ortaya Konulması ve Tar­tışılması

Delillerin Ortaya Konulması ve Reddi

Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delil­lerin ortaya konulmasına başlanır. Ancak, sanı­ğın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelme­mesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Orta­ya konulan deliller, sonradan gelen sanığa bildi­rilir (CMK m. 206/1).

Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:

  1. Delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
  2. Delil ile ispat edilmek istenilen olayın ka­rara etkisi yoksa.
  3. İstem, sadece davayı uzatmak maksa­dıyla yapılmışsa.

Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulma­sından vazgeçilebilir (CMK m. 206/3). Ancak bu anlaşmanın mahkemeyi bağlamayacağına, zira Kanun’da vazgeçilebilir ifadesinin kullanılmış ol­duğuna ayrıca dikkat edilmelidir.

Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olma­sı nedeniyle reddedilemez (CMK m. 207). Ancak delilin ileri sürülmesinin zaman olarak tümüyle sınırsız olduğunu kabul etmek de mümkün değil­dir. Aksi hâlde “kesin hükmün” bir anlamı kalmaz. Kanımızca delil ileri sürülebilmesi “hüküm kesinleşene kadar”, yani yargılama aşaması bitinceye kadar mümkün olmalıdır.

Öte yandan, hazır bulunmayan bir delilin ilk defa duruşmada araştırılması ve ortaya konul­ması da mümkündür. Nitekim deliller esas ola­rak soruşturma evresinde ve duruşma hazırlığı devresinde toplanmakta ise de çeşitli nedenlerle duruşma devresinde de delil toplamaya ihtiyaç duyulabilir. Maddi gerçeği araştıran ceza yargıla­masında, böyle bir ihtiyaç duruşmada hâsıl olsa bile bu delillerin toplanmasına karar verilebilir. Bu konudaki karar istek üzerine veya resen mah­kemece verilebilir. Zira ceza muhakemesindeki maddi gerçeği bulma çabası bunu kaçınılmaz kılar.

Tanığın ve bilirkişinin davet edilmesinin veya başka bir delilin ortaya konulmasının duruşmada istemesi, son kararın açıklanmasına başlanınca­ya kadar mümkündür. Mahkeme, bu isteğin ka­bul veya reddine karar verir.

Doğrudan Soru Yöneltme (Çapraz Sorgu)

Kavram olarak, geniş ve dar anlamda çap­raz sorgu, farklı hususları ifade eder. Bir bütün olarak geniş anlamda, tanıkların ve bilirkişile­rin, iddia (savcı) ve savunma makamı (avukat) tarafından, hâkim aracılığı olmaksızın; ancak hâkimin denetiminde ve önünde, doğrudan sor­gulanması sistemini ifade ederken, dar anlamda, karşı tarafın diğer tarafın tanığını hâkim önünde ve denetiminde (kontra soru sorması) işlemini ifade etmektedir. Kanunumuzdaki düzenleme­ye baktığımızda, daha çok geniş anlamdaki doğ­rudan soru yöneltmenin düzenlenmiş olduğunu görmekteyiz.

Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere. duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sa­nık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir (CMK m. 201/1).

Heyet halinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler de yukarıda belirtilen kişilere (doğrudan) soru sorabileceklerdir (CMK m. 201/2).

Duruşmada Okunacak Belgeler

Duruşmada Anlatılması Zorunlu Belge ve Tutanaklar (CMK m. 209)

Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları (1), naip veya istina­be yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları (2) ile muayene ve keşif tutanakları (3) gibi delil ola­rak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar (4), adlî sicil özetleri (5) ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler (6), duruşmada anlatır.

Sanığa veya mağdura ait kişisel verilerin yer aldığı belgelerin, açıkça istemeleri halinde, ka­palı oturumda anlatılmasına mahkemece karar verilebilir.

Duruşmada Okunamayacak Belgeler (CMK m. 210)

Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlen­miş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okun­ması dinleme verine geçemez.

Tanıklıktan çekinebilecek olan kişi, duruş­mada tanıklıktan çekindiğinde, önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz. Ayrıca şunu da belirt­memiz gerekir ki eski beyan ve ifadeyi alan kim­senin tanık olarak dinlenmesi de mümkün olmaz. Aksi hâlde bunun kanunu dolanmak olacağı mut­laktır.

Duruşmada Okunmasıyla Yetinilebilecek Belgeler (CMK m. 211)

  1. Tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş veya akıl hastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse,
  2. Tanık veya sanığın suç ortağının duruş­mada hazır bulunması, hastalık, malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı değilse,
  3. İfadesinin önem derecesi itibarıyla tanı­ğın duruşmada hazır bulunması gerekli sayılmıyorsa,

Bu kişilerin dinlenmesi yerine, daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanak­lar ile kendilerinin yazmış olduğu belgeler oku­nabilir.

Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sa­nık veya müdafii birinci fıkrada belirtilenlerin dı­şında kalan tutanakların okunmasına birlikte rıza gösterebilirler.

Tanığın Daha Önceki İfadesinin Okunması (CMK m. 212)

Tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı oku­narak hatırlamasına yardım edilir.

Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifa­desi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışılır.

Sanığın Önceki İfadesinin Okunması (CMK m. 213)

Aralarında çelişki bulunması halinde; sanı­ğın, hâkim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile Cumhuriyet savcısı tarafından alınan veya müdafiinin hazır bulunduğu kolluk ifadesine ilişkin tutanaklar duruşmada okunabilir.

Rapor, Belge ve Diğer Yazıların Okun­ması (CMK m. 214)

Bir açıklamayı ve görüşü içeren resmî belge ve diğer yazılar ve fennî muayene ve doktor ra­porlarının okunmasından sonra gerekli görülürse belge ve diğer yazılar veya raporda imzası bulu­nanlar, açıklamada bulunmak üzere duruşmaya çağrılabilirler.

Açıklama ve görüş veya rapor bir kurul ta­rafından verilmişse mahkeme, kurulun görüşünü açıklamak üzere görevi, üyelerden birine verme­yi kurula önerebilir.

Bilimsel görüşlere ilişkin açıklama, bu Kanu­nun 68 inci madde hükümlerine göre yapılır.

Delillerin Tartışılması (CMK m. 216)

Delillerin ortaya konulmasının ve böylece bunların hüküm verme faaliyetine katı lanlar tara­fından öğrenilmesini sağlamanın amacı delillerin tartışılmasına ve bunların değerinin ortaya ko­nulmasına imkân vermektir. Bu nedenle delillerin ortaya konulması aşamasında, ortaya konulan her bir delilin tartışılmasına olanak tanınmalıdır.

Suç ortağının, tanığın veya bilirkişinin din­lenmesinden ve herhangi bir belgenin okunma­sından sonra bunlara karşı bir diyecekleri olup olmadığı katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine sorulur (CMK m. 215).

Beyanları birbiri ile tutmayan tanıklar yüzleştirilebilir (CMK m. 52/2). Böylece bu beyanlardan hangisine değer verileceği belirlenmeye çalışılır.

Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî tem­silcisine verilir.

Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sa­nığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açık­lamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsil­cisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.

Hükümden önce son söz, hazır bulunan sa­nığa verilir. Son sözün sanığa verilmemesi sa­vunma hakkının sınırlandırılması anlamına ge­leceğinden, mutlak bozma sebebidir. Ancak bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez.

Yukarıdaki hükümlerden de anlaşıldığı üze­re, kanun, son mütalaalar yönünden sıkı bir sıra izlemekte, önce iddia makamını işgal edenlerin, ardından da savunma makamını işgal edenlerin son mütalaalarını bildirmelerini kabul etmektedir.

Taraflar, son mütalaalarında sadece maddi görüşe ilişkin değil, hukuki soruna yani uygula­nacak hukuk kuralına ilişkin görüşlerini de açık­larlar.

Delilleri Takdir Yetkisi (CMK m. 217)

Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. Bu itibarla ceza muhakemesinde vic­dani ispatın geçerli olduğu aşikârdır; kural ola­rak, hangi hususun hangi delille ispat olunacağı önceden belirli kurallara tabi tutulmamıştır. An­cak tabi ki bu serbestlik keyfilik anlamına da gel­memektedir. Hâkim, delilleri değerlendirmeli ve hükmünü gerekçelendirmelidir. Ayrıca sanığın, suçtan dolayı cezalandırılabilmesi için suçun da kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ispat edilmiş olması “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin bir gereğidir.

Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Bu hüküm­den çıkan sonuç, sanığın belli bir suçu işlediği gerekçesiyle cezalandırılabilmesi için delillerin hukuka uygun yollarla elde edilmiş olmasının ge­rektiğidir.

CMK m. 148/3’e göre, “Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil ola­rak değerlendirilemez. ”

Anayasa’nın 38/6. maddesine göre de “Ka­nuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil ola­rak kabul edilemez.” Buradan çıkan sonuç, delil yasağının yalnızca ceza hukuku açısından değil, disiplin soruşturmaları dahil olmak üzere bütün yargılamalar açısından geçerli olacağı şeklinde­dir.

CMK’daki delil yasaklarına ilişkin düzenleme soruşturma ve kovuşturma makamları ile birlikte özel kişileri de bağlamaktadır. Anayasa’nın 38. maddesindeki düzenleme de özel kişilerin elde ettikleri deliller açısından, bunların hukuksal de­ğer, etki ve nitelemesi açısından, soruşturma ve kovuşturma alanında görevli kamu görevlilerinin eylemlerinden farklı ele alınmasını sağlayacak bir düzenlemeye yer vermemiştir. Burada belir­leyici olan husus, delilin hukuka aykırı biçimde elde edilip edilmediğidir. Dolayısıyla örneğin bir gerçek kişinin hukuka aykırı yollardan elde ettiği ses kaydı delil olarak kullanılamayacaktır. Ancak özel kişilerce tesadüfen elde edilen deliller açı­sından bu yasak geçerli değildir.

Öte yandan, bazı hâllerde de haklar dengesi gözönünde tutulmalı ve basit bir şekli aykırılığın ağır bir hak kaybına yol açmasına sebep olma­sının önüne geçilmelidir. Bu bağlamda örneğin, yasaya aykırı olarak gece yapılan bir aramada bulunan delilin, başka da delil elde edilememiş olduğu varsayıldığında, kasten öldürme suçun­dan yargılanan bir kişinin aleyhine olacak şekilde kullanılmasına mutlak olarak karşı çıkılmamalı- dır. Böyle bir durumda sadece ilgili görevlilerin sorumluluğu yoluna gidilmekle yetinilmelidir.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat