Ceza Mahkemesi Kararları Nasıl Tebliğ Edilir?

Fazla çalışmaya ilişkin yasal düzenlemeler

Ceza Mahkemesi Kararları Nasıl Tebliğ Edilir?

Ceza yargılama hukukunda tebligat, soruşturma ve kovuşturma aşamasında ilgili kişilerin, soruşturma ve kovuşturma ile ilgili bir işlemin öğrenebilmesi için, usulüne uygun bir biçimde yazı veya ilân yolu ile yapılan, bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan resmî usul işlemine denir.

Ceza yargılamasında tebligatın büyük önemi vardır: Soruşturma ve kovuş­turma aşamasında yapılan bazı işlemlerin hüküm ifade edebilmesi veya tarafların yaptıkları işlemlerin hüküm ifade edebilmesi için, yapılması gereken tebligatların daha önce yapılmış olması gerekir. Bir kişi hakkında soruşturma veya kamu davası açıldığını ancak tebligat yolu ile öğrenecek ve kendini savunma imkânına sahip olacaktır. Örneğin soruşturma aşamasında tanık veya şüpheli hakkında zorla getir­me kararı verilebilmesi için kural olarak, ilgililerin usulüne uygun olarak davetiye ile çağrılması gerekir. Yine özellikle ceza yargılamasının sağlıklı bir biçimde sür­dürülmesi, iddia ve savunma ile, delillerin eksiksiz olarak toplanıp tartışılabilmesi için öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile mümkündür. Örneğin kovuşturma aşamasında sanığın sorguya çekilmesi için iddianamenin, çağrı kağıdı ile birlikte sanığa tebliğ yapılması gerekir (m. 176, I). Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında en az bir haftalık bir sürenin bulunması gerekir. Bunun gibi soruşturma aşamasında verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararma karşı yapı­lacak itiraz ile ceza mahkemesince yoklukta verilen hükümlere karşı kanun yoluna başvurma süresi tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlar. Bundan dolayı tebligatın ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak hazırlanmış ve usulüne uygun olarak teb­liğ edilmiş olması gerekir.

Tebligatın Yapılması Usulü

Adli tebligat, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğü hükümleri ile Ceza Muhakemesinde bulunan özel hükümler gereğince yapılır.

Burada (ceza usulü ile ilgili olarak) adlî tebligat, ana hatları ile inceleme ko­nusu yapılacaktır.

Tebligatı Yapacak Merci

Ceza mahkemelerinde her türlü tebligat, mahkeme başkanı veya hâkimi tara­fından yapılır (m. 36,1).

1412 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinde tebligat işlerinin Cumhuriyet savcı­lığı tarafından yapılacağı hükme bağlanmışken, bu maddeyle, mahkeme ile ilgili tebligat işlerinin doğrudan doğruya mahkeme tarafından yapılması kabul edilerek, adaletin işleyişi hızlandırılmıştır. Genel olarak bütün hâkimlere verilen bu yetki, elbette ki, sulh ceza hâkimini de kapsamaktadır?

Soruşturma aşamasında ise her türlü tebligat, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılır.

Ceza mahkemeleri veya Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından yapılacak bü­tün tebligat işlemi. Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğü hükümlerine göre, kural olarak Posta ve Telgraf Teşkilatı veya memur vasıtasıyla yapılır (Tcb. K. m. I,

  • Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme önünde tanık olarak dinlenmesi istenen şahsa çağrı kağıdı, telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi araçlardan ya­rarlanılmak suretiyle de yapılabilir (CMK.ın.43, II, l.c.).
  • Mahkeme, duruşmanın devamı sırasında hemen dinlenmesi gerekli görülen tanıkların belirtileceği gün ve saatte hazır bulundurulmasını görevlilere yazılı ola­rak emredebilir (CMK.m. 43, III).
  • nun imkan verdiği hallerde, adli kaza mercileri kendi memurları vası­tasıyla tebligat yaptırabilir (Teb. K. m.41: Teb. Tüz. m. 62). Mahkemeler, re’sen veya talep halinde işin mahiyetine göre, kendi memurları (meselâ mübaşir) vasıta­sıyla tebligat yapılmasına karar verebilirler. Bu husus tamamen mahkemenin takdi­rine bağlı olup, kendi memuru vasıtasıyla tebligat yapılmasına karar veren mahke­me, bunun için gerekçe göstermek zorunda değildir.
  • Ceza mahkemeleri, gecikmesinde zarar umulan işlerde, kendi memurları (örneğin mübaşir) veya mahalli mülkiye amirlerinin emriyle zabıta vasıtasıyla teb­ligat yaptırabilir (Teb. K. m. 2; Teb. Tüz. m. 2).

Gecikmesinde zarar umulan hallerde mahkeme, kendi memuru ile tebligat ya­pılmasına karar verirken, posta yoluyla tebligat yapılmasından ne zarar doğacağını kararma yazmalıdır. Aksi halde yapılan tebligat geçersiz sayılır.

“Zabıta” kavramı, kolluk kuvvetleri sayılan polis ve jandarmayı ifade eder.

Uygulamada, yargı makamlarınca mülki amire başvurulmaksızın, tebliğ iste­nen husus bir yazı ile kolluk kuvvetinden istenilmekte ve tebliğ istenen evrak, üst yazıya ekli olarak tebligatı yapacak il veya ilçe emniyet müdürlüğü veya jandarma komutanlığına gönderilmektedir. Gönderilen makamın emri üzerine, ilgili birim ta­rafından muhataba veya onun adına tebligatı alabilecek kimselere tebligat yapılıp, bu konuda düzenlenen tebellüğ belgesi idari hiyerarşiye uygun olarak, tebligatı çı­karan makama aynı şekilde yazı ekinde gönderilmektedir. Böyle bir uygulama ka­nuna aykırı olup; zabıta vasıtasıyla tebligat yaptırılabilmesi için, tebliği çıkaran merciin, sebebini de belirtmek suretiyle mahalli mülkiye amirine müracaat etmesi gerekir. Mahalli mülki amirin uygun bulması halinde tebligat, kolluk kuvvetleri aıacığı ile yaptırılabilecektir.

Zor kullanılmasını gerektiren veya hazırlık soruşturmasına taalluk eden görev­lerin kolluk kuvvetlerince yapılacağından bu hallerde yukarda belirtilen hükümle­rin uygulama kabiliyeti yoktur.

  • Aynı yerde bulunan kazai merciler, genel ve katma bütçeli daireler, beledi­yeler, köy hükmi şahsiyetleri, barolar ve noterler arasında veya bu müesseselerde bulunan kişilere yapılacak tebligat, kendi memurları veya mahallin mülkiye amiri­nin emriyle zabıta vasıtasıyla yaptırılabilir (Teb. K. m.2; Teb. Tüz. m. 2). Örneğin, asliye ceza mahkemesinde görülen kamu davasında sanığın veya mağdurun yaşının düzeltilmesi ile ilgili yapılacak duruşmalarda bulunması için, aynı yerdeki Nüfus Müdürlüğüne yapılacak tebligat mahkemenin memuru olan mübaşir vasıtasıyla ya­pılabilir.
  • Duruşma esnasında davaya ait evrakın sanık, müdahil, müdafii veya vekile tevdii, tebliğ hükmündedir (Teb. K. m. 36, Teb. Tüz. 56). Örneğin duruşma sıra­mda ibraz, edilen bilirkişi raporunun hazır bulunan sanık ve/veya müdahil ile vekil vc/veya müdafii’ye mübaşir vasıtasıyla verilmesi tebliğ sayılır. Bu halde ayrıca tı-bli)’ ınazbatısı düzenlenmez. Duruşma tutanağı tebliğ mazbatası yerine geçer.
  • Vekil vasıtasıyla takip edilen ceza davalarında, vekiller makbuz karşılığın- a birbirilerine tebligat yapabilirler (Teb. K. 38; Teb. Tüz. 58).
  • Askeri kaza makam ve mercilerince askeri şahıslara yapılacak tebligat yazı- bir emirle ifa olunur ve tebellüğ ilmühaberi, tebligatı talep veya emreden makam veya mercie gönderilir. Amiri adliye yapılacak tebligat, tebliğ olunacak varakanın endisine gösterilip imza ettirilmesi suretiyle yapılır. Bu tebliğ bir mehil başlangıcı dursa, tarihi de işaret edilir.
  • Tarafların müracaatı üzerine doğrudan doğruya mahkeme kaleminde yazı işleri görevlisi (katip) tarafından ilgilisine veya vekillerine veya kanuni temsilcilerine tebliğ edilebilir. Bunlar dışındakilere örneğin babasına, kardeşine, eşine yapı- an tebligat geçerli değildir.

Uygulamada, kalemde kendisine tebligat yapılacak muhatap veya vekili veya kanuni temsilcisinden tebligat yapılacak dosyan bulunduğu mahkemeye hitaben /azılmış ve kendisine kalemde tebligat yapılması istemini içeren yazılı bir dilekçe ılınarak, bu dilekçenin altına talepte bulunanın kimlik bilgileri yazılıp yazı işleri müdürü tarafından tasdik edildikten sonra (ve varsa tebligat evrakının üzerine pul­lar yapıştırılıp daha sonra üzeri çizilmek suretiyle iptal edilerek) bu kişilere tebli­gat yapılmaktadır.

Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılacak tebligat, Posta ve Telgraf Teşkila­tı veya memur vasıtasıyla yapılmaz.

Yukarıdaki istisnalar dışında, tebligat Posta İdaresi tarafından yapılır. Ancak, tebligatın Posta İdaresi tarafından yapılması, Türkiye’de yapılacak tebligat hakkın­dadır.

Yabancı memlekette tebliğ o memleketin salahiyetli makamı vasıtasıyla yapılır. Bunun için anlaşma veya o memleket kanunları müsait ise, o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosu tebligat yapılmasını salahiyetli makamdan ister

Türkiye’den yurt dışına yapılan bütün tebligatlar, Adalet Bakanlığı Uluslar arası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığı ile yapılmaktadır.

Yurt dışı tebligatı ile ilgili temel hükümler Tebligat Kanunu’nun 25-27. mad­deleri ile Tebligat Tüzüğü’nün 36-45. maddeleri Türkiye’den yabancı ülkelere ve yabancı ülkelerden Türkiye’ye yapılacak tebligata ilişkin hükümler içerir. Bu hü­kümlerin yanında tebligat konusunda Türkiye ile yabancı ülkeler arasında iki taraflı veya çok taraflı sözleşme mevcuttur. Bu nedenle yurt dışına yapılacak tebligatta ilk önce ülkemiz ile tebligat yapılacak ülke arasında sözleşme olup olmadığı araştırılır. Eğer böyle bir sözleşme var ise tebligat bu sözleşme hükümlerine göre yapılır. Söz­leşme bulunmayan hallerde ise tebligat işlemleri, milletlerarası nezaket kurallarına göre yapılır. Örneğin Türkiye ile Suriye arasında tebligat konusunda iki veya çok taraflı sözleşme mevcut olmadığı için yapılacak tebligatlar karşılıklı yardımlaşma ilkesi çerçevesinde ve Adalet Bakanlığı Uluslar arası Hukuk Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığı ile Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk Daire Başkanlığı aracılığı ile yapılmaktadır.

Yabancı ülkelere gönderilecek olan ve belirli günü ihtiva eden tebliğ evrakını çıkaran merci tarafından evrakta belirtilen belirli tarihten en az üç ay önce Adalet Bakanlığı Uluslar arası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğüne gönderilmesi gerekir. Bu süreye uyulmaması halinde gönderilen evrak, tebliğ evrakı çıkaran merciine iade edilir. Bu nedenle duruşma gününü içeren tebliğ belgelerinin kesin­likle en az üç ay öce Adalet Bakanlığı Uluslar arası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne gönderilmesi gerekir.

Yabancı ülkede kendisine tebliğ yapılacak kimse Türk vatandaşı olduğu tak­dirde tebliğ o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu aracılığıyla da ya­pılabilir. Bu hâlde bildirimi Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu veya bunla­rın görevlendireceği bir memur yapar. Tebliğin konusu ile hangi merci tarafından çıkarıldığı bilgilerinin yer aldığı ve otuz gün içinde başvurulmadığı takdirde tebli­ğin yapılmış sayılacağı ihtarını içeren bildirim, muhataba o ülkenin mevzuatının izin verdiği yöntemle gönderilir. Bildirimin o ülkenin mevzuatına göre muhataba tebliğ edildiği belgelendirildiğinde, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde Tür­kiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurulmadığı takdirde tebligat otuzuncu günün bitiminde yapılmış sayılır.

Muhatap Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurduğu takdirde tebliğ evrakını almaktan kaçınırsa bu hususta düzenlenecek tutanak tarihinde tebliğ yapılmış sayılır. Evrak bekletilmeksizin merciine iade edilir (Teb. K. 25/a).

Bu hüküm karşısında, konsolosluğa başvurmakla birlikte tebliğ evrakını al maktan imtina edilirse, bu hususu belirtilen bir tutanak imzalanacak, tutanak konsnloslıık görevlisi ve muhatap tarafından imzalanacaktır. Muhatap tutanağı da im Bakanlığı Uluslar arası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne iade edilecek­tir.

Muhatabın adreste ikamet etmemesi veya daimi olarak adresten ayrılmış ol­ması ve yeni adresinin de kesin olarak tesbit edilmemesi nedeni ile veya muhatabın Türkiye’ye kesin dönüş etmesi yahut muhatabın yurt dışında tutukevi veya cezae­vinde bulunması nedeniyle konsolosluğa gelip tebligatı alma imkanı bulunmaması durumlarında tebliğ evrakı muhataba tebliğ edilememiş ise söz konusu tebligatın sözleşmeler çerçevesinde tebligat yapılmalıdır.

  • Usule ait işlemler ve adlî kararların tebliği cezaî tebligatın konusunu oluşturmak­ladır. Kendilerine ülkemizde veya ilgili yabancı ülkelerde tebligat yapılacak Türk vatandaşı veya yabancı uyruklu şahıslar şüpheli, sanık, hükümlü, mağdur, müşteki, katılan, tanık ya da bilirkişi olabilir.
  • Yurtdışı tebligatın hukukî dayanağı, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile Türkiye’nin taraf olduğu ikili veya çok taraflı sözleşmelerin ilgili hükümleri ve sözleşme bulunmadığı takdirde, karşılıklılık (mütekabiliyet) prensibidir.
  • Uluslararası sözleşmeler, yardım isteyen tarafın adlî makamlarınca yapılmış olan tebligat taleplerinin, yardım istenen tarafın kendi mevzuatında öngörülen şekillere uygun olarak yerine getirileceğini öngörmektedir. Mevzuatımızda 7201 sayılı Tebligat Kanu­nu’nun 25 ve 25/a maddeleri yabancı ülkelerdeki yabancı uyruklu şahıslara ve Türk vatan­daşlarına yapılacak tebligat usulünü düzenlemektedir.
  • Yabancı Ülkede Yabancı Uyruklu Şahsa Tebligat
  1. Yabancı ülkede yabancı uyruklu şahsa yapılacak tebligata ilişkin düzenlenecek  evrakın, öncelikle ilgili yabancı dile tercümesinin yaptırılması zorunludur.
  2. Muhatabın bulunduğu ülkeye göre tebligat evrakının tercüme ettirileceği dil ya da diller de belirtilmiştir.

Posta dağıtıcısının, tebligatı, kendisine tebliğ yapılacak kişiye (muhataba) vermeyip, başka kişilere vermesi ve tebliğ mazbatasına “kendisine verildi” diye yazması, mahkemeyi aldatmak niteliğinde olup, eylem görevi kötüye kullanma su­çu kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

Muhatabın adreste bulunmaması veya tebellüğden imtina etmesi

Bu başlık altında çeşitli ihtimallere göre konunun incelenmesi gerekir:

a- Tebligatın yapılacağı sırada muhatap belirtilen adreste olmamasına rağmen, aynı adreste muhatap ile birlikte oturanın veya hizmetlisinin bulunması halinde teb­ligat, Tebligat Kanunun 16. maddesine göre yapılır:

Kendisine tebligat yapılacak kimse adresinde bulunmaz ise, tebligat kendisi ile birlikte oturan ailesi efradından veya hizmetçilerinden birine yapılır (Teb. K. m. 16; Teb. Tüz. m. 22).

Karı, koca, hısım ve evlatlık gibi birlikte oturan kimse aynı aile efradından sayılır (Teb. Tüz. m. 22, III).

Muhatap adına kendilerine tebligat yapılacak bu kimselerin, muhatap ile bir­likte oturmaları şarttır. Örneğin muhatap ile birlikte oturan muhatabın karısına, oğ­luna, kızına, kardeşine, yeğenine yapılan tebligat geçerlidir.

Bu halde tebliğ memurunun, muhatap adına kendisine tebligat yaptığı kimse­nin, muhatapla birlikte oturmakta olduğunu tebliğ mazbatasına yazması gerekir.

Birlikte oturmaktan kasıt, birlikte ikamet etmek anlamına gelmez. Başka bir ifade ile muhatap ile birlikte iş, öğrenim gibi bir nedenden dolayı geçici bir süre birlikte oturan aile efradından birine bu şekilde tebligat yapılabilir.

Muhatap adına kendilerine tebligat yapılacak bu kimselerin görünüşlerine na­zaran onsekiz yaşından aşağı olmamaları ve bâriz bir surette ehliyetsiz bulunmama­ları gerekir (Teb. K. m. 22; Teb. Tüz. m. 32).

Görünüşe nazaran onsekiz yaşının üstünde olan ve temyiz kudretine sahip olan kimsenin nüfus kaydındaki doğum kaydına göre onsekiz yaşından küçük dahi olsa, o kimseye yapılan tebligat geçerlidir.

Ehliyetsiz bulunan kişilerden kasıt ise akıl hastalığı, akıl zayıflığı veya diğcı bir hastalık, sağırlık, körlük ve dilsizlik gibi sebeplerden biri ile kendisi ile anlaşma imkanı olmayan kişileri ifade eder.

Tebliğ yapacak görevli, muhatap adına tebligat yapılan kişinin görünüşe göre 18 yaşından büyük ve bariz bir surette ehliyetsiz olmadıklarını tebliğ mazbatasına şerh düşmelidir.

Yine muhatabın kendisiyle birlikte oturmayan annesine, babasına, kızına, ya­pılan tebligat usulsüzdür.

Aynı şekilde, apartman kapıcısı, ayrı kapıcı dairesinde oturduğundan apart­manın diğer dairelerinde oturanlar adına kapıcıya yapılan tebligat geçerli değildir.

Ayrıca muhatap ile birlikte oturanlara, muhatap adına ancak muhatabın adre­sinde yani birlikte oturulan adreste tebligat yapılabilir. Muhatap ile birlikte otursa bile, bu kimselere ait iş adreslerinde tebligat yapılamaz. Bu şekilde yapılan tebligat usulsüzdür. Örneğin, evli kadın adına çıkartılan bir tebligatın, kocasının iş adresin­de kocasına yapılmış olması halinde yapılan tebligatın usulsüz olarak yapıldığı ka­bul edilir.

b- Tebligatın yapılacağı sırada muhatap belirtilen adresten geçici olarak ay­rılması ve aynı adreste muhatap ile birlikte oturanın veya hizmetlisinin bulunma­ması halinde ile bu kişilerin tebliğ almaktan kaçınması halinde tebligat, Tebligat Kanunun 20. maddesine göre yapılır:

Bu halde de iki ihtimale göre yapılacaklar değişiktir:

Birinci ihtimale göre; hükmi şahısların memur ve hizmetlilerinin, askeri şa­hısların kıta kumandanı ve müessese amirinin, aynı konutta oturan kişi veya hiz­metçinin, otel, hastane, fabrika ve okulu idare edenin kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gittiğini belirtir ve yapılacak tebligat evrakının kendisine tebliğ yapılmasını kabul etmesi halidir:

Buna göre hükmi şahısların memur ve hizmetlilerinin, askeri şahısların kıta kumandanı ve müessese amirinin, aynı konutta oturan kişi veya hizmetçinin, otel, hastane, fabrika ve okulu idare edenin kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvak­katen başka yere gittiğini belirtirlerse; keyfiyet ve beyanda bulunanın “adı ve soya­dı” tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyan yapan tarafından imzalanır ve tebliğ memuru tebliğ evrakını bu kişilere verir. Bu kişiler tebliğ evrakını kabule mecbur­durlar. Bu şekilde yapılacak tebligatlarda tebliğ, tebliğ evrakının bu kişilere veril­diği tarihten itibaren onbeş gün sonra yapılmış sayılır (Teb. K. m. 20).

İkinci ihtimalde ise; hükmi şahısların memur ve hizmetlilerinin, askeri şahıs­ların kıta kumandanı ve müessese amirinin, aynı konutta oturan kişi veya hizmetçi­nin, otel, hastane, fabrika ve okulu idare edenin kendisine tebliğ yapılacak kimse­nin muvakkaten başka yere gittiğini belirtir (örneğin muhatabın veya muhatap adı­na kendisine tebligat yapılabilecek kimselerin birkaç gün için şehir dışına seyahate çıkmış olmaları) veya tebliğ evrakını kabulden çekinme halidir:

Bu halde ise hükmi şahısların memur ve hizmetlilerinin, askeri şahısların kıta kumandanı ve müessese amirinin, aynı konutta oturan kişi veya hizmetçinin, otel, hastane, fabrika ve okulu idare edenin kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvak­katen başka yere gittiğini belirtmesi üzerine tebliğ memuru keyfiyeti ve beyanda bulunanın “adı ve soyadı”nı tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyan yapan tarafın­dan imzalaması için tebliğ evrakını bu kişilere vermesi istemesine rağmen, kendi­me tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka bir yere gittiğini belirten kimse, tanzim ederek bunu gösterilen adrese ait kapıya yapıştırır. Tebliğ memuru, bundan başka (muhatabın adreste bulunmama halinde) keyfiyetin muhataba haber verilme­sini de mümkün oldukça en yakın komşulardan birine söyler. Bu şekilde yapılacak tebligatlarda tebliğ, ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu tarihten itibaren onbeş gün sonra yapılmış sayılır (Teb. K. m.20).

c- Kendisine tebligat yapılacak kimse veya tebligat yapılabilecek kimselerden olan hükmi şahısların memur ve hizmetlilerinin, askeri şahısların kıta kumandanı ve müessese amirinin, aynı konutta oturan kişi veya hizmetçinin, otel, hastane, fabrika ve okulu idare edenin hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğ­den imtina etmesi halinde ise tebligat, Tebligat Kanunun 21. maddesine gereğince yapılır.

Bu halde de iki ihtimale göre yapılacaklar değişiktir:

Birinci ihtimale göre; muhatabın başka bir adrese gitme veya daimi olarak o adresi terk etme sebebiyle, kendisine tebliğ yapılacak kimse ve muhatap namına kendilerine tebligat yapılabilecek kimselerden hiç biri gösterilen adreste bulunmaz ise, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini, bilmesi muhtemel olan kom­şu, kapıcı gibi kimselerden veya o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclis üyelerinden birine veya zabıta âmir veya memurlarından tahkik ederek, bu kimse­lerin beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp altını imzalaması gerekir (Teb. K. m. 21; teb. Tüz. m. 28,1). Bu usule aykırı olarak yapılan tebligat usulsüzdür.

Tebliğ memuru, bu surette yapacağı soruşturma neticesinde muhatabın yeni adresini tesbit edemez veya muhatap ölmüş ise, tebliğ evrakını tebliği çıkaran mer­cie iade eder (Teb. Tüz. m. 28).

Yeni adres, tebliğ memuru tarafından tespit edilmiş ise, bu adres tebliğ maz­batasındaki mahsus yerine ve tebliğ evrakındaki adresin bulunduğu tarafa yazılır.

Bu halde;

  1. Yeni adres, tebliğ memurunun tevzi bölgesi dahilinde bulunduğu takdirde tebligat o adrese yapılır.
  2. Yeni adres, aynı PTT merkezinin diğer bir tevzi bölgesinde veya başka biı PTT merkezinin mıntıkası içinde bulunursa, tebliğ evrakı, yeni adreste tebliğinin temini için, tebliğ memuru tarafından bağlı olduğu merkeze iade olunur.

Tebligat evrakında yazılı tarihe kadar, tebliği çıkaran merciin bulunduğu köy veva belediye hududu dahilinde tebligat yapılacaksa 3 günden, köyde veya ayni vi bir memlekete ait ise, PTT merkezi, tebliğ evrakını, tebligatı çıkaran mercie geri gönderir.

Tebliğ memurunun, yukarda belirtilen soruşturma işlemini yapmadan, tebliğ mazbatasına “muhatabı evde bulmadım” diye yazmakla yetinmesi, tebligatı usulsüz kılar.

İkinci ihtimalde ise; muhatap ve onun yerine tebligat yapılabilecek kimseler, o adreste bulundukları halde tebliğin yapılacağı sırada orada nıevcııt değillerse ve­ya tebellüğünden imtina ederlerse, tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclisi üyelerinden birine veya zabıta âmir veya memuruna (kolluk kuvvetlerine) imza mukabilinde teslim eder; bundan sonra, teb­liğ memuru, tesellüm edenin adresini ihtiva eden bir ihbarnameyi basılı örneğine göre tanzim ederek bunu gösterilen adrese ait kapıya yapıştırır. Tebliğ memuru, bundan başka (muhatabın adreste bulunmama halinde) keyfiyetin muhataba haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşulardan birine söyler.

İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. Bu ihbarname kapıya yapışmış olarak on gün kalır. Tebliğ evrakının muhataba verilme tarihi önemli değildir.

Yukarıda açıklanan sıra geçerlilik şartı olup; bu sıraya uyulmaması tebligatı geçersiz kılar. Bunun gibi tebliğ memurunun muhatabın ne sebepten (işte, çarşıda veya köyde olmasından) dolayı geçici olarak adreste bulunmadığının belirtilmemiş olması da tebligatı geçersiz kılar. Çünkü 21. madde ancak muhatabın geçici adres­len ayrılma halinde uygulanabilir.

Bunun dışında adreste bulunmama daimi ise, yani muhatap adresten daimi olarak ayrılmış ve yeni adresi de bilinmiyorsa muhtardan imzalı ve mühürlü beyan alınmak suretiyle tebligatın çıkış merciine iadesi gerekir. Bu halde tebligat, 21. maddeye göre yapılamaz.

Tebligat Kanunun 21. maddesi gereğince tebliğ evrakının muhtara teslimi için, muhatabın muhtarlık kaydının olması şart olmaması nedeniyle ilgili muhtar da muhatabın kendilerinde kayıtlarının olmadığını ileri sürerek tebliğ evrakını almak­tan imtina edemezler.

Muhtar, ihtiyar heyeti azası, zabıta amir veya memurları kendilerine teslim edilen tebliğ evraklarım 3 ay saklamakla yükümlüdür, evrakı, muayyen müddeti ih­tiva ederse, mezkûr evrak, ihtiva ettiği müddetin bitiminden itibaren 3 ay daha sak­lanır (Teb. Tüz. m. 31/1).

Yukarda belirtilen muhatap adına başka birisine tebliğ yapılması gereken hal­lerde, kendilerine tebligat yapılan ile muhatap arasında çıkar çatışması bulunma­ması gerekir. Böyle bir çıkar çatışması varsa, yapılan tebligat geçersizidir.

Muhatabın adresini değiştirmesi

Muhatap, kendisine (muhatabın adresinde muhatap adına kendisine tebligat yapılabilecek kimselerden birine) usulüne uygun olarak tebligat yapıldıktan sonra adresini değiştirirse, yeni adresini hemen tebliği yaptırmış olan yargı merciine bil­dirmek zorundadır. Bu yükümlülüğü yerine getirmiş olan muhataba, bundan sonra tebligat yapılması gerekirse, tebliğ bildirmiş olduğu yeni adresine yapılır (Teb. K. m35, I); Teb. Tüz. 55,1). Bundan sonra, muhatabın eski adresine çıkarılan tebligat usulsüzdür.

Tebligat Kanunun 35. maddesine göre tebligat yapılabilmesi için öncelikle muhataba veya tebligat evrakında belirtilen adreste bulunan ve muhatap adına teb­ligatı kabule yetkili kişilere önceden usulüne uygun tebligat yapılmış olması şarttır. Adresin noksan olması veya herhangi bir nedenle tebliğ edilemeden usulüne uy­gun olarak tebliğ edilmeden iade edilen tebligat adresine 35. maddeye göre tebligat yapılamaz.

Yine muhatabın adresi biliniyor ise tebligat, Tebligat Kanunun 10. maddesine göre yapılır. Söz konusu tebligat gerçekleşememesi halinde tebligat 35. maddeye göre yapılır. Bu halde doğrudan doğruya 35. maddeye göre tebligat yapılmaz.

Muhatap, yeni adresini bildirmediği takdirde aşağıdaki gibi işlem yapılır:

Muhataba veya tebligat evrakında belirtilen adreste bulunan ve muhatap adına tebligatı kabule yetkili kişilere önceden usulüne uygun olarak tebligat yapıldıktan sonra adresini değiştiren muhatap yeni adresini yazılı olarak veya sözlü olarak bil­dirmediği veya yeni adres tebliğ memuru tarafında da tebligatı yapılacağı zaman o adreste oturan kişilerden, adreste hiç kimse oturmuyorsa mümkün ise komşularının herhangi birinden veya yönetici veyahut da kapıcıdan veya muhtardan somasına karşın yeni adresim tesbit edemediği takdirde, tebligat evrakı, tebligatı çıkaran mercine iade edilir.

Bunun üzerine tebliğ evrakını çıkaran yargı mercii, Tebligat Tüzüğüne ekli 6 nolu örnek ile birlikte yeni bir tebliğ evrakı düzenleyerek, tebligatın Tebligat Ka­nunun 35. maddesi gereğince yapılması istenir. Tebliğ memuru, tebliğ olunacak ev­rakı ve Tebligat Tüzüğü’ne ekli 6 nolu örneğine göre düzenlenmiş olan evrakın üst parçasını eski adrese ait binanın kapısına asar ve asma tarihi, tebliğ tarihi sayılır (Teb. K. 35, II; Teb. Tüz. m. 55, III). Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır. Bu usule aykırı tebligat usulsüzüdür. 

19.03.2003 tarih ve 4829 sayılı Kanunun ile Tebligat Kanunun 35. maddesi­nin 3. fıkrasında yapılan değişiklik nedeniyle, tebliğ evraklarının adli merciinin di­vanhanesine (ilan panosuna) asılma hususu kaldırılmıştır.

Tebliğ memuru tarafından, muhatabın yeni adresi tespit edilmiş ise, bu adres tebliğ mazbatasındaki mahsus yerine ve tebliğ evrakındaki adresin bulunduğu tara­fa yazılır.

Bu halde;

  1. Yeni adres, tebliğ memurunun tevzi bölgesi dahilinde bulunduğu takdirde tebligat o adrese yapılır.
  2. Yeni adres, aynı PTT merkezinin diğer bir tevzi bölgesinde veya başka bir PIT merkezinin mıntıkası içinde bulunursa, tebliğ evrakı, yeni adreste tebliğinin temini için, tebliğ memuru tarafından bağlı olduğu merkeze iade olunur.

Tebligat evrakında yazılı tarihe kadar, tebliği çıkaran merciin bulunduğu köy veya belediye hududu dahilinde tebligat yapılacaksa 3 günden, köyde veya ayni vi­layetin diğer bir kazasında tebligat yapılacaksa 15 günden, diğer bir vilayet içinde tebligat yapılacaksa bir aydan daha az bir zaman kalmış veya yeni adres yabancı bir memlekete ait ise, PTT merkezi, tebliğ evrakını, tebligatı çıkaran mercie geri gönderir.

Ayrıca daha önce tebliğ yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan, imza­sı resmî merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adreslerle kamu idare, kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ti­caret sicillerine ve esnaf ve sanatkârlar sicillerine verilen en son adreslerdeki deği­şiklikler hakkında da bu madde hükümleri uygulanır (Tebligat K. m. 35/son). Bu hüküm gereğince daha önce adli yargı mercilerince tebliğ yapılmamış olsa dahi doğrudan doğruya imzası resmî merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde be­lirtilen adresler ile kamu idare, kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğinde­ki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkârlar sicillerine verilen en son adreslere de yukardaki usule göre tebligat yapılır.

İlan Yolu İle (İlanen) Tebligat

Tebligat Kanunu ve Tüzüğü hükümlerine göre kendisine tebligat yapılamayan ve yapılan soruşturmaya rağmen ikametgâhı, meskeni veya işyeri de bulunmayan kimsenin adresi meçhul sayılır (Teb. K. m. 28, II; Teb. Tüz. 46, II). Muhatabın ad­resinin meçhul olması halinde, durum tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına tebliğ mazbatasına şerh verdirilmek suretiyle tesbit edilir. Bununla bera­ber tebliği çıkaran merci gerek görürse muhatabın adresini resmi veya özel kuruluş veya dairelerden veya kolluk aracılığıyla tahkik ve tesbit ettirebilir (Teb. K. m. 28, III; Teb. Tüz. m. 46, III). Bu şekilde adresin meçhul olduğunun tesbiti yapılmadan ilânen tebligat yoluna gitmek kanuna aykırılık teşkil eder.

İlânen tebligat en son başvurulacak bir çaredir. O nedenle adres araştırılması­nın titizlilikle ve kararlılıkla yapılması gereklidir. Bu nedenle adres araştırması ge­niş bir çerçeve içinde ele alınmalı ve özelikle adresin bulunma ihtimali yüksek olan resmi veya özel müessese ve dairelerden, ayrıca kanuni karine olarak kabul edilen yerleşim yerinde ve muhatabın bilinen en son iş ve ev adresinde de Cumhuriyet Başsavcılığı kanalı ile kolluk kuvvetleri vasıtasıyla adres araştırması yapılmalıdır. Ayrıca belediye, tapu sicil müdürlüğü, vergi dairesi, askerlik şubesinden de sorul­malıdır. Geniş kapsamlı olarak adres araştırması yapılmadan ilanen tebligata karar verilemez. Aksine bir uygulama ilanen yapılan tebligat usulsüz bir tebligat sayılır.

Ölmüş olan bir şahsa (müşteki veya müdahile) ilânen tebligat yapılamaz. Ge­rekli ise (hakaret suçlarında ölü müştekiye veya müdahile yapılacak tebligatlarda) bu kişinin mirasçılarına usulüne uygun tebligat yapılması gerekir.

İlân, kendisine tebligat yapılacak kimsenin öğrenmesine en emin bir şekilde ulaşılacağı umulan bir gazetede ve varsa ayrıca tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde yayımlanan bir gazetede yapılır. Bu ilân, Basın – İlân Kurumu aracılığı ile yaptırılır. 195 sayılı Basın İlân Kurumu Teşkiline Dair Kanunun 33. Maddesine gö­re; 7201 sayılı Tebligat Kanunu gereğince yayınlatılacak ilanların, tebligatı çıka­ran merciin tayin edildiği gazetede yayınlatılması mecburidir. İlanen tebligatın ya­yınlanacağı gazete, vasıfları tesbit edilen gazetelerden biri değilse, tebligatı çıkaran merci bunu icabettiren hususi sebebi, ilanla birlikte Kuruma veya valiliğe bildir­mekle ödevlidir. Bu ödev yerine getirilmez veya vasıfları tesbit edilen gazetelerden birinin ismi tasrih edilmezse, tebligat ilanı genel usule göre yayınlatılır.

Ulusal gazetede ilân yapılmasına rağmen varsa ayrıca tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde yayınlanan bir mahalli gazetede de ilân yapılır (Teb. K. m. 29, I; Teb. Tüz. m. 47,1 – II). Şayet muhatabın bilgisine en emin şekilde ulaşacağı umu­lan gazete, tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde yayınlanan bir gazete ise, ayrı­ca başka bir gazetede ilân yapılamaz (Teb. Tüz. m. 47,1 – III)

Tebliğ olunacak evrak ve ilân sureti, tebliği çıkaran merciin herkesin kolayca görebileceği bir yerine asılır. Bu evrak ilân panosunda bir ay süre ile askıda kalır, askıya çıkarılma ve indirilme bir tutanakla tesbit edilir. (Teb. K. m. 29, II; Teb. Tüz. m. 47, I – II). Bu şekilde askıya çıkarılmadan yapılan ilanen tebligat usulsüz olur.

Merci, icabına göre ikinci defa ilan yapılmasına karar verebilir. İki ilan ara­sındaki müddet bir haftadan aşağı olamaz. Gerekiyorsa ikinci ilan, yabancı memle­ket gazeteleriyle de yaptırılabilir.

İlanda, alakalıların ad ve soyadları, işleri, ikametgah veya mesken yahut iş yerleri, tebliğ olunacak evrak muhteviyatının hulasası, tebliğin anlaşılabilecek şe­kilde mevzuu, sebebi, ilanın hangi merciden verildiği, ilan daveti tazammun edi­yorsa nerede ve ne için, hangi gün ve saatte hazır bulunulacağı yazılmak lazımdır (Teb. K. m. 30).

Resmi Gazete serbest satılan ve bu bakımdan da ilân konusunu ilgilisinin öğ­renmesi için en emin gazete niteliğini taşımadığından, Resmi Gazete ile yapılan ilân tebligat için yeterli sayılmaz.

İlân yolu ile tebliğ, son ilan tarihinden itibaren onbeş gün sonra yapılmış sayı­lır (Teb. K. m.31; Teb. Tüz. 49).

Muhatabın ilân yolu ile tebligatı öğrenmemiş olması, eski hale getirme sebebi teşkil etmez.

Vekile tebliğ zorunluluğu

Vekil ile takip edilen işlerde tebligat mutlaka vekile yapılır (Tebligat K. m. 11,1; Teb. Tüz. m. 15,1).

Buna uygun olarak, vekil aracılığı ile takip edilen davalarda ilâm mutlaka ve­kile tebliğ edilir, asile tebliğ edilemez. Bu halde, ilamın (vekil yerine) asile tebliği ile temyiz süresi işlemeye başlamaz.

Yine hüküm, vekilin yüzüne tefhim edilmiş ise, temyiz süresi tefhim tarihin­den itibaren başlar, gerekçeli kararın ayrıca asile tebliğ edilmesi ile yeni bir (tem­yiz) süresinin başladığı iddia edilemez.

Bu şekilde asile yapılan tebligattan, vekilin haberi olur ve buna itiraz etmez ve kabule delalet eden beyanda bulunursa, tebligat geçerlidir.

Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebli­gat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Vekilin ölümü, avukatlık mesleğinden veya işten çıkarılması, avukatlık mes­leğinden ayrılması, işten yasaklanması veya geçici olarak iş yapamaz duruma gel­mesi nedeniyle vekâlet görevinin son bulması hallerinde, tebligat, baro başkanmın geçici olarak görevlendireceği avukata yapılır. Baro başkanı geçici olarak bir avu­katı görevlendirmemiş ise, asile de tebligat yapılır.

Yine vekile tebligat imkânının bulunmadığı özel bir durum varsa tebligat asile yapılır. Örneğin vekil herhangi bir suçtan dolayı tutuklanmış ve tutukevinde bulu­nuyorsa bu durumda tebligat vekile değil asile yapılmalıdır.

Ayrıca vekaleti sona erdiren hallerden birinin gerçekleşmesi halinde tebliga- lın bundan böyle asile yapılması gerekir.

Uygulama, avukatlara gönderilen tebligatta, avukatın açık adresi yazılmamak­la, Barosu avukatlarından” denilmekle yetinilmektedir. Böyle bir tebligat, l’ebligat Kanunun 9. maddesinin 1. bendine aykırı olduğu için yapılan tebligat usulsüzdür.

Sanığın yüzüne karşı verilen hükmün, ayrıca müdafiine tebliği gerekmez. Tefhime rağmen gerekmediği halde, ayrıca yapılan tebligat, yeni süre başlatmaz ve herhangi bir hak doğurmaz.

Yukarda açıklanan hususlar genel olarak vekile tebligat hususu açıklanmıştır. Tebligat Kanunun 11. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi ile; Ceza Muhakemeleri (Usulü) Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklı tutulmuştur.

Bu hüküm ile Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri göz önünde bulundurul­duğunda ceza usulünde vekile tebliğ hususu farklılık arz etmektedir.

Şöyle ki; hukuk yargılamasındaki “vekil” ile ceza yargılamasındaki “müdafi” kavramları birbirinden farklıdır. Bu nedenle ceza yargılamasında sanığın vekili varsa tebligatın sanık vekiline yapılması gerekir. Sanık vekiline değil de sanığa ya­pılan tebligat geçerli değildir.

Müdafiinin aynı zamanda sanığın vekili olduğu durumlarda ayrıca sanığa teb­ligat yapılması gerekmez.

Tebligat, vekile yapılması gerekirken, asile yapılmış ise, tebliğ ile başlayan sürelerin hesabında asile yapılan tebliğ tarihine göre değil vekilin sonradan öğren­diği ve beyanda bulunduğu tarih göz önünde tutulur.

Yukarda açıklanan vekile tebligat zorunluluğu daha çok gıyabi hükümlerin tebliği ile ilgili olup; CMK.nun 176,1. maddesi gereğince sanık mutlaka duruşma­ya davetiye ile çağrılır. Vekili olsa dahi sanık davetiye ile duruşmaya çağrılır.

Kanuni temsilciye tebligat

Tebligat, ancak medeni hakları kullanma ehliyetine yani fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Fiil ehliyetine sahip olmayan kişilere tebligat yapılamaz. Tebligat bunlar adına, kanuni temsilcilerine yapılır (Teb. K. m. 11, II; Teb. Tüz. 16, I). Ka­nuni temsilciden kast veli, vasi veya kayyımdır.

Kanuni temsilcisi bulunmayan bu gibi kişilere öncelikle kanuni temsilci tayin edilmesi daha sonra tebligatın yapılması gerekir (Teb. Tüz. m. 16, II).

Velayet altındaki kişilere (18 yaşından küçük olan kişilere) yapılacak tebligat onların velilerine yapılır.

Vesayet altındaki kişilere (akıl hastalığı, akıl zayıflığı, savurganlık, alkol veya uyuşturucu bağımlısı, bir yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum olma gibi bir nedenden dolayı kısıtlananlara) yapılacak tebligat onların vasilerine yapı­lır.

Askeri şahıslara tebligat

Astsubaylar hariç olmak üzere erata yapılacak tebliğler, kıta kumandanı ve müessese amiri gibi en yakın üste yapılır. Bunun dışındaki askeri şahıslara (subay, astsubay, askeri memur ve uzman rütbesi ile görev yapan şahıslar) birlik veya mü- essesede tebligat yapılması icabeden ahvalde, tebliğin yaplmasını nöbetçi amiri ve­ya subayı temin eder. Muhatabın temin edilmesi halinde tebligat bizzat muhataba yapılır. Bunlar tarafından muhatabın derhal bulundurulması veya tebliğin temini mümkün olmazsa tebliğ o nöbetçi amiri veya subayına yapılır (Teb. K. m. 14; Teb. Tüz. m. 19 – 20). <tı-ı rrkrr»=”” ach=””></tı-ı>

Bu hükme aykırı olarak yapılan tebligat usulsüz olduğu kabul edilir.

Asker olan şahsın annesine, eşine kardeşine, işçisine veya hizmetlisine tebli­gat yapılmaz. Bu halde yapılan tebligat geçerli sayılmaz.

Meslek ve sanat icra edenlere tebligat

Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bu­lunmadıkları takdirde, tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır (Teb. K. 17; Teb. Tüz. m. 23,1).

Muhatap, meslek veya sanatını evinde icra ediyorsa, kendisi bulunmadığı tak­dirde memur veya müstahdemlerinden birine, bunlardan hiçbiri bulunmazsa tebliğ, birlikte oturan, yukarıdaki maddenin son fıkrasında gösterilen ailesi efradına veya hizmetçilerinden birine yapılır(Teb. Tüz. 23, II).

Söz konusu maddeye dayanılarak tebliğ yapılması halinde tebliğ mazbatasına tebliğ yapılanın sıfatı açıkça yazılması gerekir. Aksine bir tebligat usulsüzdür.

Muhatabın işyerinde tebliğ yapılacak kimse yoksa, o zaman Tebligat Kanu­nun m. 21’e göre tebligat yapılır.

Otel, hastane, fabrika ve okul gibi yerlerde tebligat

Tebliğ yapılacak şahıs otel, hastane, tedavi veya istirahat evi, fabrika, mektep, talebe yurdu gibi içine serbestçe girilemeyen veya arananın kolayca bulunması mümkün olmayan bir yerde bulunuyorsa, tebliğin yapılmasını o yeri idare eden ve­ya muhatabın bulunduğu kısmın amir temin eder. Bunlar tarafından muhatabın derhal bulundurulması veya tebliğin temini mümkün olmazsa, tebliğ, o yeri idare edene veya muhatabın bulunduğu kısmın âmirine yapılır (Teb. K. m. 18; Teb. Tüz. 24). Bu yazılan dışında yani o yerin amiri veya kısım amiri dışında kalan memur, işçi veya hizmetliye, evrak memuruna, korumaya veya mesai arkadaşına yapılan tebligat gereçli olmaz.

O yeri idare eden amir tarafından muhatap derhal bulundurulamaz veya muhatap tebellüğünden imtina ederse yahut başka bir sebeple tebliğin temini mümkün olmazsa tebliğ o yeri idare eden amir veya kısım amiri tebliği almak zorundadır.

Muhatabın bulunmaması halinde Tebligat kanunun 21. maddesi uyarınca tebligat yapılamaz.

Tebliğ mazbatasına yapılanlar açıkça yazılması gerekir. Aksi takdirde tebligat usulsüz olur.

Tutuklu ve hükümlülere tebligat

Tutuklu ve (bir yıldan az hürriyeti bağlayıcı ceza ile) hükümlülere ait tebliğlerin yapılmasını, bunların bulunduğu müessese müdür veya müdür yoksa orayı idare eden memur temin eder(Teb. K. m. 19; Teb. Tüz. 25,1). Bu halde tebliğ bizzat muhataba yapılır, infaz koruma memuruna veya infaz koruma başmemuruna yapılamaz. Aksi takdirde yapılan tebligat usulsüz sayılır.

Bir yıldan az hapis cezasının infazı için infaz kurumunda bulunan kişiye yapı­lacak tebligat bu kişiye değil de, annesi, kardeşi, babası, eşi veya çocuğu gibi aynı konutta birlikte oturan kişilere yapılamaz. Bu halde yapılan tebligat usulsüzdür.

Yine tutuklu veya hükümlü olan kişinin işyerinde çalışan işçisine tebligat ya­pılamaz.

Hükümlüye tebligat yapılamazsa, tebliğ mazbatasına, müdür veya memur ta- ı.d nidan sebebi gösterilmek suretiyle şerh verilir (Teb. Tüz. m. 25, II).

Tutuklu veya hükümlü hastahanede bulunması halinde dahi tebligat, yukarı­daki şekilde gibi tebliğ yapılır (Teb. Tüz. m. 25, III).

Tebligat yapılması istenen hükümlü, tebligat yapılma tarihinden önce firar etmiş ise tebligat merciine iade edilir.

Muhatap tahliye olmuş ise; muhatabın adresi tesbit ediliyorsa ve süre bakı­mından da müsait ise tebligat muhatabın adresine gönderilir. Muhatabın adresi bi­linmiyorsa ve süre yeterli değil ise tebligat çıkış merciine iade edilir.

Bir sene veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı ceza ile hükümlü olanlara ait teb­ligat bunların kanuni temsilcilerine (vasilerine) yapılır (Teb. K.m.16). Böyle bir hükümlünün vasisi bulunmaması halinde tebliğ memuru tarafından tebliğ mazbata­sına yazılarak tebliğ evrakı çıkış merciine iade edilir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 471. Maddesi gereğince özgürlüğü bağla­yıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis ha­linin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Başka bir ifade ile bir yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olmasından dolayı kısıtlı bulunan şahsın hapis hali sona erdikten sonra yani şartla tahliye döneminde artık tebligatlar kanuni temsilci (vasi)’ye değil, muhatabın şahsına yapılacaktır.

Tüzel kişilere tebligat

Tüzel kişilere tebliğ, yetkili temsilcisine, bunlar birden fazla ise, yalnız birine yapılır (Teb. K. m. 12,1; Teb. Tüz. m. 17,1). Örneğin şirketin ortağına yapılan teb­ligat geçerlidir. Ancak şirkette çalışmayan aile efradına, tüzel kişi ile herhangi bir ilişkisi olmayan bir kişiye tebligat yapılamaz.

Tüzelkişinin temsilcileri işyerinde bulunmadıkları veya o sırada tebligatı biz­zat alamayacak bir halde oldukları takdirde, tebligat tüzel kişinin temsilcisinden sonra gelen bir kimseye veya evrak müdürü gibi esasen bu gibi işlerle görevli olan memur veya hizmetlilerinden birine, bunlar yoksa diğer bir memur veya hizmetli­sine yapılır (Teb. K. m. 13; Teb. Tüz. m. 18).

Tebliğ memurunun burada belirtilen sıralamaya uyması ve bu durumu tebliğ mazbatasında açıkça belirtmesi gerekir. Başka bir ifade ile tebligatın, tüzel kişinin yetkili temsilcisinden birine yapılamayıp diğer kişilere tebligat yapılması duru­munda neden yapılmadığı tebliğ mazbatasında açıkça belirtilmelidir.

Nüfus Müdürlükleri gibi tüzelkişilikleri bulunmayan kurumlara yapılacak teb­ligatların da o kurumun yetkili temsilcisine örneğin müdürüne yapılması gerekir. O yerde çalışan memuruna yapılan tebligat geçerli değildir.

Bakanlıkların veya bunların teşkilatının, katma ve özel bütçeli idarelerle bele­diyelerin, köylerin ve özel kanunlarla kurulmuş teşekküllerle, şirketlerin ve dernek­lerin yetkili temsilcileri, tabi bulundukları kanunlara ve statülerine göre tayin edilir (Teb. Tüz. m. 17, II).

Tüzelkişiler adına çıkarılan tebliğ evrakı, tebligat evrakında belirtilen adreste bulunan kimse tebliğden imtina etmesi veya o sırada adreste hiç kimsenin bulun­maması halinde, tebligat, Tebligat Kanunun 21. maddesi gereğince yapılması gere­kir. Bu halde Tebligat Tüzüğü’nün 28. maddesinde hükme bağlanan (gerçek kişi­ler bakımından yapılması gereken) araştırmanın yapılması zorunlu değildir.

Tatil günlerinde tebligat

Tebligat kural olarak mesai gün ve saatlerinde yapılır. Fakat gerektiğinde gece vakti” de yapılabilir (Teb. Tüz. 52). Özellikle gündüz vakti kapalı olması nedeni ile tebligat yapılma imkanı olmayan gazino, pavyon, bar gibi eğlence yerlerinde gece vakti tebligat yapılabilir.

Resmi tatil günlerinde tebligat yapılabilir (Teb. K. m. 33; Teb. Tüz. m. 53).

Adli tatil günlerinde tebligat yapılabilir (Teb. K. m. 33; Teb. Tüz. 53).

Ceza mahkemeleri tarafından adli tatilde yapılacak tebligat geçerli olmakla birlikte, adli tatilde görülmeyen dava işlerle ilgili olarak yapılan tebligatlarda süre­nin son günü adli tatile rastladığı takdirde, kişiye Kanun tarafından tanınmış olan süre adli tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzamış sayılır (m. 331, IV).

Usulsüz Tebligat

(tebligatın usulüne aykırı yapılmış olması)

Soruşturma veya kovuşturma aşamasında veya hükmün infazı için yapılan iş­lemlerin geçerliliği, bunların Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğü’nde hükme bağ­lanan şekilde yapılması ile mümkündür. Aksi halde yapılan tebligat usulsüz tebli­gattır.

Usulsüz tebligattan bahsedilebilmesi için öncelikle bir tebligat işlemenin ya­pılması gerekir. Yapılmış bir tebligat yok ise başka bir ifade ile tebligat yapılma­mış ise usulsüz tebligattan söz edilemez. Bu halde tebligatın yokluğundan bahsedi­lir. Örneğin iadeli taahhütlü mektup tebligat yerine geçmediğinden, böyle bir mek­tubun gönderilmesindeki usulsüzlük, tebligatın usulsüzlüğü ile bir ilgisi bulunma­maktadır.

Yukarda incelenmiş olan usule aykırı olarak yapılmış tebligat usulsüzdür. Başka bir ifade ile tebligata ilişkin hükümlere aykırı bir şekilde yapılan tebligat, usulsüz sayılır. Örneğin vekil varken asile tebligat yapılması, tüzel kişinin yetkili temsilcisine değil de yetkili olmayan başkasına tebligat yapılması”, aynı konutta oturmayan muhatabın yakını olan bir kişiye tebligat yapılması, muhatabın ne zaman döneceğinin araştırılıp tesbit edilmemesi, tebliğin mümkün olmaması ha­linde haber kağıdını kapıya yapıştırılmaması veya tebliğ evrakının komşuya veril mesi veyahut da muhatabın adreste bulunmaması sebebinin tebligat mazbatasında belirtilmemesi, muhatap adına tebligatı kabule yetkili kişinin ehliyetsiz veya gö­rünüş itibariyle onsekiz yaşından küçük olması, kimliği meçhul olan kişiye ila nen tebligat yapılması hallerinde yapılan tebligat usulsüzdür.

Usulsüz tebligat mutlaka geçersiz değildir. Çünkü, tebliğ, usulüne aykırı ya pilmiş olsa bile, muhatabı tebliği öğrenmiş (tebliğe mutalli olmuş) ise geçerlidir (Teb. K. m. 32, I; Teb. Tüz. m. 51, I). Muhatap, her ne suretle olursa olsun (usule aykırı olarak tebliğ edilmiş olan) tebliğ evrakını (örneğin mahkeme ilamânı) veya davetiyeyi (örneğin duruşma davetiyesini) alır veya bunların münderacatını öğre­nirse tebliğe mutalli olmuş sayılır (Teb. Tüz. m. 51, I c.3). Usulsüz tebliğin geçerli hale gelebilmesi için muhatabın sadece usulsüz tebliği (örneğin ilamın komşusuna tebliğ edilmiş olduğunu) öğrenmesi yeterli olmayıp, tebliğin (örnekte ilamın) münderecatını da (içeriğini de) öğrenmesi gerekir. Muhatap, sadece usulsüz tebliği (ör­nekte ilamın komşusuna tebliğ edildiğini) öğrenmiş, buna karşılık onun (ilamın) münderecatını (içeriğini) öğrenememişse, muhatap usulsüz tebliği öğrenmemiş (dolayısıyla usulsüz tebliğ geçersiz) sayılır.

Yukarda da açıklandığı gibi muhatap, her ne suretle olursa olsun tebliğ evra­kını veya davetiyeyi alır veyahut da bunların içeriğini öğrenirse tebliğe mutalli ol­muş sayılır. Bunun aksi tanıkla ispat edilemez.

Tebliğin öğrenildiğine dair bir takım işlemlerde bulunulması, tebliğin gerek­tirdiği işlemlerin yapılması gibi hallerde muhatap, tebliğden mutalli olduğu varsa­yılır.

Usulsüz tebliğin geçerli hale gelebilmesi için, muhatabın usulsüz tebliği öğ­renmiş olduğunu beyan etmesi gerekir. Muhatabın usulsüz tebliği öğrenip öğren­mediği ve öğrenmiş ise bunun tarihi, bu beyana göre tesbit edilir. Bu beyanın aksi yani muhatabın usulsüz tebliği öğrenmediğine dair beyanın veya bildirilen tarihin doğru olmadığı iddia veya ispat edilemez (Teb. Tüz. m. 51, III).

Beyanın açıkça ve ayrıca beyan edilmesi gerekir. Böyle bir beyan olmadan başka bir takım olayların yorumlanması ile tebliğ tarihi tesbitine gidilemez.

Muhatabın usulsüz tebliği öğrendiği tarih, tebliğ tarihi sayılır (Teb. K. m. 32, II; Teb. Tüz. m. 51, II). Bu durumda işlemeyen süre gün olarak tayin edilen süre lerde ertesi günden itibaren başlar.

Muhatap usulsüz tebliği (hiç) öğrenmemişse, tebligat yapılmamış sayılır (Teb. Tüz. m. 51,1 c.2).

Muhatap, mahkemede veya başka bir resmi makamda yaptığı işlemde usulsüz tebliği öğrendiğini beyan etmiş ise, usulsüz tebliği o tarihte öğrenmiş sayılır ve usulsüz tebliğ o tarihte geçerli hale gelir. Bu halde artık muhatabın usulsüz tebliği daha sonraki bir tarihte öğrenmiş olduğuna ilişkin beyanına itibar edilemez.

Tebligatın usulsüz olduğu iddiası, tebliğ evrakında gösterilen işleme karşı hangi makama müracaat edilecek ise, o makam tarafından incelenerek karara bağ­lanır.

Usulsüz tebliğ halinde eski hale getirme yoluna başvurulamaz.

Tebliğ evrakı resmi vesika hükmündedir ve aksi ispat edilinceye kadar geçer­idir. Tebliğ mazbatasındaki imzanın inkârı halinde bunun inceleme şekli ve yön­temi hakkında Tebligat Kanunu veya Tüzüğü ile Ceza Muhakemesi Kanunun da bir hüküm bulunmamaktadır. 

İmza inkarı halinde bu konunun araştırılıp bir karara bağlanmaması durumu usulü bir noksanlık oluşturur.

Usulsüz tebliğ üzerine kararın kesinleştirilmesi hiçbir hüküm ifade etmez, 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat