Ceza Mahkemesi Kararları Nasıl Kesinleşir?

Fazla çalışmaya ilişkin yasal düzenlemeler

Ceza Mahkemesi Kararları Nasıl Kesinleşir?

Ceza Mahkemesi Kararlarının Kesinleşmesi

İnfaz, mahkeme kararının yerine getirilmesi anlamına gelir. 5275 sayılı Kanu­nun 4. maddesinde mahkûmiyet hükümlerinin infaz koşulunu belirtmektedir. Bir mahkûmiyet kararının infazına başlanabilmesi için onun kesinleşmiş olması ge­rekmektedir. Kesinleşmeyen kararların değişebilmesi ihtimaline karşılık infaz edi­len cezanın meydana getirdiği zararın karşılanmasına olanak bulunmadığından, ke­sinleşme koşulunun kabul edilmesi yerinde ve insan haklarının gereği olan bir ilke­dir. Mahkumiyet hükümleri kesinleşmeden infaz edilemeyeceği kuralından hare­ketle infaz işlemlerine başlanmazdan önce ilamın kesinleşip kesinleşmediği hususu araştırılmalıdır. Yapılan araştırma sonucunda mahkumiyet ilamının kesinleşmediği anlaşılması halinde ilam, kayıt edilmeyerek ilgili yere gönderilmesi gerekir.

Yukarda da belirtildiği gibi mahkumiyet hükmünün infaz edilebilmesi için hükmün usulüne uygun olarak kesinleşmiş olması şarttır. Bunun gibi güvenlik ted­biri içeren mahkeme kararları da karar kesinleşmeden infaz edilemez. Örneğin mü­sadereye ilişkin karar kesinleşmedikçe infaz edilemez. Mahkemelerce verilen ka­rarlar, CMK.nun belirttiği istisnalar dışında kesin değildir. Bu nedenle mahkeme kararlarının kesin hüküm niteliğini alabilmesi için kanunyollarına müracaat sonu­cunda hükmün onanması ya da kanunyollarına müracaat edilmemesi ya da müraca­at için belirlenen sürenin geçirilmesi sonucunda hüküm kesinleşmiş olur. Mahku­miyet hükümlerinin kesinleşmesi ile infaz edilebilir bir nitelik almış olur.

Ceza Mahkemesi Kararlarının Kesinleşmesi

Ceza mahkemelerinden verilen hükümler ya kanunen kesin ya da kanun yolu­na müracaat edilip edilmemesine göre hüküm kesinleşir. Bu halde karar kesinleşti­rilerek infaz için Cumhuriyet savcılığına gönderilecektir. Konu belirtilen bu ihti­mallere göre inceleme konusu yapılacaktır.

Kanunen kesin olan hükümler

5271 sayılı CMK.nun 272/3. madde hükmüne göre şu hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulamaz; yani kesindir:

  • Hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına, mahkûmiyet hükümlerine,
  • Üst sınırı beşyüz günü geçmeyen adlî para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümler.

– Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler.

Yine 5271 sayılı Kanunun 286. maddesine göre şu hükümler kesin olup; temyiz edilemez:

  1. İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,
  2. İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını arttırmayan arttırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,
  3. Adli para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin suç niteliğini değiştirmeyen bölge adliye mahkemesi kararları,
  4. Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararlarını değiştirmeyen bölge adliye mahkemesi kararları,
  5. On yıl veya daha az hapis cezasını veya adli para cezasını gerektiren suç­lardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak bölge adli­ye mahkemesince verilen beraat kararları ile istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,
  6. Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine veya istinaf başvurusunun reddine dair kararlar,
  7. Yukarıda belirtilen hallerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkeme­si kararları.

Kanun yoluna başvurulmaması halinde hükmün kesinleşmesi

Kanunen kesin olmayan hükümlere karşı kanun yoluna başvurulmaması ha­linde hüküm kesinleşir.

Birden fazla kişi hakkında hüküm verilmiş ve hakkında hüküm verilen kişi­lerden temyiz yoluna başvurmayan kişi bakımından hüküm kesinleşir.

Kanun yoluna başvurulması halinde hükmün kesinleşmesi

Süresi içinde yapılan kanun yoluna başvurusu, hükmün kesinleşmesini engel­ler (CMK.nun 275,1 ve 293,1).

Hükümde yargı yolu yanlış belirtilmiş olsa bile, temyiz veya istinaf süreleri işler ve süreden sonra yapılan temyiz başvurusu kabul edilmez. Örnek:

“… Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; hükmü veren mahkemenin aslında temyiz olan yasa yolunu, “itiraz” olarak göstermesi halinde, bu kararın ilgiliye tebliği ile temyiz süresinin başlayıp başlamayacağına ilişkindir. Bir başka deyişle, uyuşmazlık hükmün kesinleşip kesinleşmediği hususuna yönelmektedir. – Dosya incelendiğinde; Hükmün “….Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu yazılı görüşe kıs­men aykırı, kararın tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde CMK.nun 260 maddesinde belirti­len ilgililer tarafından mahkememize verilecek bir dilekçe veya zabıt katibine beyanda bu­lunmak suretiyle mahkememize gönderilmek üzere ilgililerin bulundukları yer mahkemesi­ne verecekleri dilekçe ve hükümlü M… O… tarafından hükümlü bulunduğu Ceza İnfaz Ku­mum Müdürüne kararın tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde mahkememize gönderilmek üzere vereceği dilekçe veya beyanda bulunmak suretiyle itiraz edebileceğinin bilinmesine, İtiraz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.22.08.2005” şeklinde bitirildiği görülmektedir. – Bu karar; müdahil F… B…’ın kendisine 29.08.2005 tarihinde, müdahil N… H ın aynı adresteki kardeşi Savaş B…’a 01.09.2005 tarihinde, müdahil M… B…’ın aynı adresteki oğlu S… B…’a 01.09.2005 tarihinde ve bu suçlarla birlikte başka suçlardan da hükümlü bulunan hükümlü M… O…’ın kendisine cezaevinde 30.09.2005 tarihinde tebliğ edilmiştir Cumhuriyet savcısının görüldü şerhi ise 22.08.2005 tarihlidir. Karara karşı itiraz yoluna başvuran olmamıştır. – Olayımızda, yerleşik içtihatlara göre; takdir hakkının kulla-ve yeni seçenek yaptırımların uygulanma olasılığının bulunması nedeniyle duruşma açılması zorunlu iken, duruşma açılmaksızın evrak üzerinde karar verilmiş; temyiz olması gereken yasa yolu ise itiraz olarak gösterilmiştir. Bununla birlikte, yasa yolu süresi ve şekli kararda açıkça belirtilmiştir. -Yasa yoluna başvuru hakkı ve bu hakkın ne şekilde kullanılacağı konusunda gerek uluslararası mevzuatta, gerekse iç hukukumuzda düzenlemeler yer almaktadır. -Yasa yoluna başvuru hakkıyla ilgili olarak; 22 Kasım 1984’de Strazbourg’da imzalanarak 1 Kasım 1988’de yürürlüğe giren ve Türkiye tarafından 19 Ekim 1992’de im­zalanıp, 23 Şubat 1994 gün ve 3975 sayılı yasa ile onaylanması uygun bulunarak, 9 Hazi­ran 1994 tarihinde Bakanlar Kurulu’nca onaylanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ek 7. Protokol, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesine yeni bir açılım getirmiştir. Protokolün 2. maddesinde; cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı düzenlenmiştir: Bu maddenin 1. fıkrasına göre; “Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir.” – Bu konudaki önemli bir düzenleme de; 2709 sayılı T.C. Ana­yasası’nın 40. maddesinde bulunmaktadır. 40. maddenin 1. fıkrasındaki düzenleme; yetkili makama başvuru hakkı ile ilgili olup şöyledir; “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ih­lal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.” Maddenin 2. fıkrasına 03.01.2001 gün ve 4709 sayılı Yasanın 16. mad­desiyle eklenen fıkrada ise; “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” denilmek suretiyle, 1. fıkradaki hakkın daha etkin bir şekilde kullanılmasının önü açılmıştır. – Anayasa’daki söz konusu değişikliğe paralel düzenlemelere, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası’nda da yer veril­miştir. 5271 sayılı Yasanın 34/2. maddesine göre; “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yo­lu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir.” Aynı Yasanın 231/3 maddesinde; “Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir” amir hükmü yer al­maktadır. 232/6. maddesinde ise; “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kara­rın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.” şeklin­de bir düzenleme bulunmaktadır. – 5271 sayılı Yasanın 35. ve devamı maddelerinde karar­ların açıklanması ve tebliğinden bahsedildikten sonra, 39. ve devamı maddelerde sürelerin hesaplanması usulü belirtilmiştir. 40. madde ise; eski hale getirme talebi ile ilgilidir. Yasa­nın 40. maddesine göre; “(1) Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale ge­tirme isteminde bulunabilir. (2) Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi ha­linde de, kişi kusursuz sayılır.” – Ceza Usul Yasasının 264. maddesinde ise; yasa yolunun belirlenmesinde yanılma halinde ne yapılacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre; “(1) Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz. (2) Bu halde başvurunun yapıldığı merci, başvuruyu derhal gö­revli ve yetkili olan mercie gönderir.” – Yasal düzenlemelere bakıldığında; gerek yüze karşı verilen, gerekse gıyapta verilen hükümlerde yasa yolunun, süresinin, merciin ve şeklinin belirtilmesi ve bu hususların karara yazılması zorunludur. – Sorun; bu zorunluluğa uyulmadığında ne yapılması gerektiği konusunda ortaya çıkmaktadır. – Yasa yolu ve merciin yanlış gösterildiği, fakat süre ve şeklin doğru gösterildiği ahvalde, süresi içerisinde veya süresinden sonra yanlış ya da doğru yasa yoluna başvurulmuş olması halinde; yasanın bildirilmesini ve kararda yazılmasını zorunlu tuttuğu dört unsurdan ikisinin eksik olduğu görülmektedir. Bu nedenle, yapılan uygulamanın hukuka aykırı olduğu tartışmasızdır. Dikkat edilmesi gereken bir husus ta; burada iki hususun eksikliğinden bahsedilmesine rağmen; aslında, belirtilen iki hususun birbirine sıkı sıkıya bağlı olmalarıdır. Zira, yasa yolu yanlış gösterildiğinde; örneğin, itiraz olan yasa yolunun temyiz olarak gösterilmesinde, aynı zamanda merci de yanlış gösterilmiş gibi olacaktır, çünkü karara açıkça “Yargıtay’a itiraz ediebileceği” şeklinde yanlış bir ifade yazılsa bile; Yargıtay’a itiraz değil, temyiz yasa yolu ile gidilebileceği bilindiği için yasa yolunun yanlış gösterilmesi ile merciin de yanlış gösterilmiş olacağı veya merciin hangisi olduğunun  anlaşılmasında karışıklığa neden olunacağı açıktır. Bu nedenle yasa yolu ve merciin yanlış gösterilmesi birlikte ele alınmalıdır.-Özellikle, 01.06.2005 tarihinde yürürlülüğe giren büyük çaplı yasa değişikliklerinin ardından yapılan uyarlama yargılamaları nedeniyle gündeme gelen; yasa yolunun kararda yanlış gösterilmesi nedeniyle yanlış yasa yoluna başvurulduğunda ne yapılacağı ile ilgili problem,  Yargıtay Özel Dairelerinin tamamınca; yanlış yasa yoluna süresinde yapılan başvurunun, doğru yasa yoluna usulüne uygun olarak yapılmış bir başvuru gibi kabul edilmesi şeklinde çözümlenmiştir. Aslında; 5271 sayılı Yasanın 264. maddesindeki düzenleme de buna açıkça olanak vermektedir. Düzenlemeye göre; kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmayacaktır. Ak­sine, başvurunun yapıldığı merci, başvuruyu derhal görevli ve yetkili olan mercie göndere­cektir. Bu kuralın tamamlayıcı bir norm olduğunda ve yasa yolu ile merciin yanlış göste­rilmesinden ziyade, herhangi bir nedenle yanlış yasa yoluna veya mercie başvurulması ha­linde başvuranın haklarını korumaya yönelik olarak yasada yer aldığında kuşku yoktur; an­cak, bu amaç dahi, aynı yasal düzenlemenin yasa yolunun yanlış gösterilmesi halinde ta­mamlayıcı norm olarak devreye girmesine engel değildir. – Sonuç olarak; aslında temyiz olan yasa yolunun itiraz olarak gösterilmesi halinde, 7 günlük temyiz süresi içerisinde itiraz yoluna yapılan başvuru, usulüne uygun şekilde yapılmış bir temyiz başvurusu olarak kabul edilmelidir. Yargıtay Özel Dairelerinin yerleşik uygulamaları da bu doğrultudadır. – Bunun yanında, 1412 sayılı CYUY.da, itiraz ve temyiz yasa yolları çeşitli ve farklı sürelere bağ­lanmışken, 5271 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesiyle oluşan yeni durumda, 1412 sayılı Ya­sanın halen yürürlükte olan 310. maddesinin 3. fıkrasındaki hal dışında itiraz ile temyizin süreleri arasında fark kalmamış, temyiz yasa yoluna başvurma süresi bir hafta iken itiraz yasa yoluna başvurma süresi 7 gün olarak belirlenmiştir. Bu nedenle, süresinde fakat yanlış yasa yoluna ve mercie başvuru halinde, yapılan başvuru doğru yasa yoluna ve mercie yapılmış başvuru gibi işlem göreceği ve yasal düzenlemeye uyularak incelemeye yetkili merciye yönlendirileceği için, süreden sonra yapılacak başvurunun da salt karardaki yanlış adlandırma nedeniyle kabul edilmemesi gerekmektedir. – Bu itibarla ulaşılacak sonuç; sa­dece yasa yolu ve merciinin yanlış gösterilmiş olmasının “yasa yolu süresinin” işlemeye başlamasını engellemeyeceğidir. Bu durumda, “temyiz” yasa yolu yanlış olarak “itiraz” bi­çiminde gösterilmiş olsa dahi temyiz süreleri işler ve süreden sonra yapılan temyiz başvu­rusu kabul edilemez. – Somut olayda; yasa yolunun “temyiz” yerine “itiraz” olarak göste­rilmesi dışında, yasa yolu süresi ve yasa yoluna kimlerin ne şekilde başvurabilecekleri ay­rıntılı ve doğru olarak gösterilmiş, karar taraflara tebliğ edilmiş, ancak herhangi bir yasa yo­luna başvuran olmamıştır. Şu durumda, yapılan uygulama hukuka uygun sayılmalı ve tem­yiz yasa yolu süresi geçirildiği için hükmün kesinleştiği kabul edilmelidir. Bu nedenle yasa yararına bozma başvurusunun “kesinleşme” koşulu oluştuğundan Özel Dairenin yasa yara­rına bozma isteminin reddine ilişkin Kararı yerinde değildir. İtirazın kabulü gerekir…”

İstinaf veya temyiz başvurusu reddedilmesi halinde, ret kararma karşı kanun yoluna başvurulmaması halinde, kararın tebliğ tarihinden itibaren 7 (yedi) gün sonra kesinlemiş sayılır. Örneğin ret kararı 04.11.2011 tarihinde tebliğ edilmiş ise hüküm 11.11.2011 tarihinde kesinleşmiş sayılır.

Hükme karşı istinaf veya temyiz yoluna süresinde başvurulmasına rağmen is­tinaf veya temyiz başvurusu reddedilerek hükmün onanmasına karar verilmiş ise onama tarihinde hüküm kesinleşir. Örneğin 01.12.2011 tarihinde hükmün onanma­ma karar verilmiş ise hüküm 01.12.2011 tarihinde kesinleşmiş sayılır.

Aynı şekilde hükmün düzeltilerek onanması halinde de onama tarihinde hük­mün kesinleştiği kabul edilir.

İstinaf veya temyiz aşamasında, ister mahkeme kararında önce, ister sonradan çıksın, bir düşme nedeni bulunması halinde, davanın düşmesine karar verilir. Bu halde daha önce verilmiş bütün kararlar kediliğinden hükümsüz kalır. Düşme kararının verildiği tarihte hüküm kesinleşir.

İstinaf incelemesi veya temyiz incelenmesi sonunda hükmün bozulması halinde hükmün tamamı ortadan kalkar. Bu nedenle kararın bozulmayan kısmı onanmış veya kesinlik kazanmış değildir. Karar dava gibi bir bütün oluşturur. “Şu noktadan temyiz edildi veya bozuldu, o halde öteki kısımlar kesinleşti” denemez. Yani kısmi kesinleşmeyi kabule olanak yoktur.

Ceza ve güvenlik tedbiri hükmü içeren mahkeme kararına karşı karar düzelt­me yoluna başvurulması hükmün kesinleşmesine veya infazına engel teşkil etmez.

5271 sayılı CMK.nun 35/2. maddesi hükmüne göre; koruma tedbirlerine iliş­kin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hakim veya mahkeme kararları hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur. Bu hüküm karşısında beraat kararları veya zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesine kararları da il­gililerine tebliğ edilerek kesinleştirilmesi gerekir.

Kalem ve Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 68. maddesine gö­re dava sonunda verilecek kararların birer nüshasının tarih ve numara sırasına göre saklandığı kartondur, bu kartona konulacak karar nüshalarda mahkeme başkanı ve üyeler veya hakimin ve zabıt katibinin imzalarının ve mahkeme mührünün bulun­ması zorunludur. Bu kararların sağ üst köşesine ilânın kesinleştiği ve infaz için Cumhuriyet başsavcılığına verildiği tarihler ile Cumhuriyet savcılığı ilâmat numa­rası yazılır.

Hükmün kesinleşmesi ile bir takım sonuçlar ortaya çıkar. Şöyle ki;

  • Mahkeme kararı, infaz edilebilir ilam özelliğini kazanarak,
  • Hükmün kesinleşmesi ile hükmen tutukluluk statüsü ortadan kalkar,
  • Hükümdeki yasa aykırılıklar ancak olağan üstü yasa yolları giderilebilir,
  • Kesinleşen birden fazla cezaların içtiması yapılabilir,
  • Mahkûm olunan cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında baş­ka bir hukukî nedenle son verilmiş olması halinde, yasaklanmış hakların geri ve­rilmesi yoluna ancak hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl sonra gidilebilir (5352 sayılı K. m. 13/A),
  • Hükümlü, şartla tarihinden sonra, ancak bihakkın tahliye tarihinden önce (deneme devresinde) kasıtlı bir suç işlemesi halinde, sonradan işlenen suçtan dolayı mahkumiyet kararının kesinlemesi halinde 5275 sayılı Kanunun 107, XV maddesi uyarınca şartla tahliye kararı geri alınır,

Adli sicil kaydına esas olacak ceza fişi, hükmün kesinleşmesinden sonra tan­zim edilir.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat