TARAFLARIN KARŞILIKLI İDDİA VE SAVUNMALARINA DOSYADAKİ TUTANAK VE KANITLARA BOZMA KARARINDA AÇIKLANAN GEREKTİRİCİ NEDENLERE GÖRE ÖZEL DAİRE BOZMA KARARINA UYULMAK GEREKTİĞİ

T.C YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

Esas: 2014 / 11-801

Karar: 2014 / 891

Karar Tarihi: 12.11.2014

ÖZET: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.(4721 S. K. m. 2) (818 S. K. m. 125) (YHGK 15.04.2011 T. 2011/13-14 E. 2011/189 K.) (YHGK 29.01.2014 T. 2013/11-376 E. 2014/49 K.) (YHGK 13.05.1992 T. 1992/14-249 E. 1992/323 K.)

Dava: Taraflar arasındaki “anonim şirket hisselerinin aidiyetinin tespiti ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 3.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 04.04.2012 gün ve 2010/580 E.-2012/415 K. sayılı kararın incelenmesi davalı G. A. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 15.01.2013 gün ve 2012/9393 E.-2013/716 K. sayılı ilamı ile;

(… Davacılar vekili, davacılardan Ü.’ın davalı C.’in kardeşi olduğunu ve onun tarafından uzun yıllar iş hayatında kardeşlik ilişkisi nedeniyle davalı C.’e gerek şahsi ve gerekse şirketlerini temsilen 25 adet vekaletname verildiğini, davacılar Ü. A. ve ailesinin davalı C. A.’a yoğun akrabalık ilişkileri nedeniyle 1987 yılında %40 hisse vererek A… Pazarlama İnş. San. Tur. ve Tic. A.Ş.’ni kurduklarını, davacı Ü.’ın giriştiği taahhütlere malzeme sağlanması amacıyla 1988 yılında A… Pazarlama A.Ş.’nin hissesine sahip olduğu B… Boya ve Kimya San. A.Ş.’ni kurduğunu, iki kardeş ve ailelerinin B… A.Ş.’de ismen ortak olarak gözükmeyip şirketi A… Pazarlama A.Ş.. aracılığıyla yönettiklerini, davacılardan Ü.’ın kendisinin ve A… Paz. A.Ş.’nin o tarihlerde yaşadığı ekonomik sıkıntıların yeni kurulmuş ve gelişme halindeki B… A.Ş.’ye yansımasını önlemek ve yeni şirkete inanırlığın devamını sağlam amacıyla A… A.Ş.’nin B… A.Ş. nezdinde maliki bulunduğu hisselerden 9780 adedinin davalı kardeşi C. üzerinde gösterilmesini kabul edip, 25.07.1994 tarihinde düzenlenen gerçek amacı devir olmayan inançlı devir sözleşmesi ile şirketin paylarını davalıya devir edip, devir işleminin pay defterine işlendiğini, hisse devirlerinin karşılığında inançlı olduğunu göstermek amacıyla davalı C.’in, A… Paz. A.Ş.’nin inançlı hisse devri sonrası maliki olduğu B… A.Ş.. hisselerinin %60’ına tekabül eden 9780 adet hisseyi Ü. A. ve çocuklarına devreden belgeyi imzaladığını, bu devrin tabiatıyla iki taraf arasında inançlı işlemin karşılığı niteliğinde kalıp ayrıca B… A.Ş.’nin pay defterine işlenmediğini, devirlerin gerçekte A… Paz. A.Ş.’nin B… A.Ş.’de maliki bulunduğu hisselerin ortaklık yapısındaki %60-40 oranı dikkate alınarak ortaklara devirini amaçlamakta ise de, işlemlerin tüm hisselerin davalıya devri şeklinde yapılıp, ortada gerçek bir devir iradesi bulunmadığından bir devir bedeli de alınmadığını, davalı C.’in B… A.Ş.’deki payının % 58,47 olup, hisselerin %60’ının Ü. A. ve ailesine, %40’nun C. A. ve ailesine ait olduğunu, davalı C.’in inançlı işlem ile almış bulunduğu hisselerle ilgili kar paylarından davacıların hissesine düşen payı eksik olmakla birlikte düzenli olarak ödediğini ileri sürerek, davacıların gerçekte maliki bulundukları ve inançlı sözleşme kapsamında davalı C.’e devredilen B… A.Ş.’deki halen davalı uhdesinde kayıtlı hisselerin %58.47’sine tekabül eden hissesinin %60’ı olan 5.613.455.999 hissenin bugüne kadar davacılara ödenmeyen kar paylarını faizleri ile birlikte talep hakları saklı kalmak kaydıyla davalıdan alınarak pay defterinde devirdeki hisseleri oranında davacılar adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı L. İ. A… vekili, davaya konu müteveffaya ait hisse senetlerinin kızı G. A. adına gözüktüğünü, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.

Davalı G. A. vekili, 25.07.1994 tarihli sözleşmeyle davacılar tarafından C. A.’a devredilen hisselerin davacılara ait olmayıp, dava dışı A… A.Ş.’ne ait olduğunu, 25.07.1994 tarihli ikinci devir sözleşmesinin altındaki imzanın C. A.’a ait bulunmadığını, davacılara kar payı tevzii anlamında hiçbir ödeme yapılmadığını, davacılar tarafından varlığı iddia olunan inanç sözleşmesini ispatlayacak hiç bir yasal delil sunulmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin iyi niyetli hamil olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davacıların dayandığı inançlı işleme delalet eden 25.07.1994 tarihli olan ve dava dışı şirketin hisselerinin davalı C. A. tarafından davacılara devrine ilişkin belgedeki imzanın bilirkişi raporuyla anılan kişiye ait olduğunun tespit edildiği, inançlı işleme konu dava dışı B… A.Ş.’nin hisselerinin bir kısmının tarafların ortak olduğu A… A.Ş.’ye ait olduğu, devir işleminin önce bu şirket tarafından davalı C. A.’a yapıldığı, bu devre konu miktarın %60’nın davacılara ait iken inançlı vekalet işlemiyle, ileride alınmak üzere C. A.’a ait olduğunun ileri sürüldüğü, iddiaya göre inanç sözleşmesi davacılar ile davalılar murisi arasında yapıldığı, ortaklık yapısının ise %60-%40 bulunduğu, esasen devirden önce pay sahibi olan A… A.Ş.’nin tüm ortaklarının işbu davada yer aldığı, süre verilmesine rağmen dava dışı B… A.Ş.’nin dava edilmediği, davada yer almadığı, dava tarihi itibariyle uyuşmazlık konusu hisselerin tamamının davalı C. A.’ın kızı G. A.’a ait olduğu, diğer davalı üzerinde hisse bulunmadığı, husumet düşmeyeceği, önceden bu yönde tesis edilen kararın da kesinleştiği, inançlı işlemlerde zamanaşımının inançlı işlem devam ettiği sürece başlamayacağı, esasen bu yönün de bozma dışı tutularak kesinleştiği, istemin zamanaşımına uğramadığı, davacıların dayandığı 25.07.1994 tarihli belgenin davalıların murisinin eli ürünü olduğu, davacı ile davalıların akraba bulundukları, dava dışı B… A.Ş.’de hisse sahibi olan dava dışı A… A.Ş.’de davalı muris C.’in %39, onun kızı davalı G.’nin %1 payı olduğu, davacıların ise, %20’şer hisselerinin bulunduğu, dava dışı A… A.Ş.’nin dava dışı B… A.Ş.’deki tüm hisselerinin 25.07.1994 tarihli yönetim kurulu kararı ile davalı C.’e devrine karar verildiği, yine aynı gün davalı C.’in 9780 adet dava dışı B… A.Ş.’nin hisselerini davacılara devir ettiğine dair belge düzenlendiği, A… A.Ş.’nin devrinin dava dışı B… A.Ş.. pay defterine işlenmesine rağmen davalı C.’in davacılara yaptığı devrin kaydının yapılmadığı, bunun gizlendiği, hisselerin sahibinin kayden davalı C. olduğu, bunu uzun süre koruduğu, bu işlemlerin aynı gün olduğu, davalı C.’in davacıları dolaylı şekilde B… A.Ş.’de temsil ettiği, devrin çeşitli saiklerle gizlendiği, anılan süreçte davalı C.’in 19.12.1994 tarihli faks yazısıyla dava dışı Alman şirketi ile B… A.Ş. arasındaki ticari ilişkiyle ilgili olarak bilgi verdiği, görüşmeler sonucu davacı Ü. A.’dan onay isteneceğinin açıklandığı, bu yazışmanın ağabey-kardeş ilişkisi kapsamında değerlendirilemeyeceği, iş ilişkisini gösterdiği, davalı C.’in sağlığında tüm hisselerini kızı mirasçısı G.’ye devir ettiği, anılan devrin 25.11.2004 tarihinde gerçekleştiği, davalı G.’nin, sağlık durumun ağırlaşması sonucu C.’in sağlığında mirasını paylaştırdığını açıkladığı, bedelini ödeyerek satın almadığı, iyiniyetli kabul edilemeyeceği, davalı C.’in vekil konumunda olduğu, kök paya esas olarak kullandığı rüçhan hakkına bağlı yeni payları da iade etmesi gerektiği, bu yöndeki talebin ıslah veya davanın genişletilmesi sayılmayacağı, kök paya ilişkin taleplerin semereler dahilinde kalacağı, davalı G. bakımından tespit ve iade isteminin yerinde olduğu, şirket dava edilmediğinden pay defterine kayıt istemiyle ilgili bir karar verilmeyeceği gerekçesiyle davalı Lüdmilla İvanova hakkında karar verilmesine yer olmadığına, diğer davalının B… A.Ş.’deki hisselerinin %60’ına karşılık gelen 36.558.000 adet hissenin davacılara ait olduğunun tespitiyle bu hisselerin davalı G. A. tarafından davacılara eşit oranda iadesine karar verilmiştir.

Kararı, davalı G. A. vekili temyiz etmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı G. A. vekilinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bentlerin kapsamları dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Dava, tarafların ortağı bulundukları dava dışı A… A.Ş.’nin dava dışı B… A.Ş.’ndeki hisselerinin davalı C. A.’a inançlı şekilde devir edildiği, gerçekte bu payların dava dışı A… A.Ş.’deki ortaklık yapısına uygun şekilde %60’ının davacılara ait olduğu iddiasına dayalı davalı hisselerinin açıklanan oranda iptali ile davacılar adına tescili istemine ilişkindir.

Hakkındaki dava husumetten reddedilen davalı Ludmilla İvanova dışındaki davanın taraflarının 1987 yılında kurulan dava dışı A… A.Ş.’nde hissedar oldukları, davacı Ü. A. ile davalı C. A.’ın kardeş bulundukları, diğer ortakların da bu kişilerin çocukları oldukları, anılan şirketin %60’ının davacılar, %40’ının ise davalı C. ile kızı G. A.’a ait bulunduğu, dava dışı B… A.Ş.’nin 1988 yılında kurulduğu, %70 hissesinin dava dışı A… A.Ş.’ye ait bulunduğu, A… A.Ş. ile B… A.Ş.’nin ayrı ayrı faaliyetini sürdürürken dava dışı A… A.Ş.’nin B… A.Ş.’de bulunan 16.300 adet hissesini 25.07.1994 tarihinde davalı C. A.’a geçerli şekilde devir ettiği, uhtesinde kalan %0.5 hissesinin de 15.02.1996 tarihinde devrini sağladığı, dava tarihine kadar ve sonrasında bu hisseler üzerinde davalı C. A.’ın tasarruf ettiği hususları uyuşmazlık konusu değildir.

Davacılar vekili, davalı üzerinde görünen dava dışı B… A.Ş.’nin hisselerinin %60’ının kendilerine ait olduğunu, dava dışı A… A.Ş.’nin B… A.Ş.’deki hisselerinin inançlı işlemle davalıya devir edildiğini, davalının da aile şirketi niteliğindeki A… A.Ş.’deki ortaklık yapısına paralel şekilde devir almış gibi göründüğü bu hisselerin % 60’ına tekabül eden 9780 adet hisseyi davacılara devir ettiğini gösterir 25.07.1994 tarihli belgeyi düzenlediğini, ayrıca davalının B… A.Ş.’nin çalışmaları ile ilgili olarak bilgi verdiğini ve kar payı ödediğini ileri sürmüştür. Davalı, davacının devir içerikli 25.07.1994 tarihli belgedeki imzanın kendisine ait olmadığını, inançlı işlemin bulunmadığını savunmuştur.

Mahkemece bozma ilamına uyularak inançlı işlemin temel kanıtı olarak sunulan 25.07.1994 tarihli belgedeki imzanın yargılama sırasında ölen davalı C. A.’a ait olduğu kabul edilerek yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.

İnançlı işlem, güven esas alınarak yapılan ve öngörülen koşulların ileride gerçekleşmesi halinde, bu anlaşmaya uygun hareket etme yükümlülüğü doğuran bir hukuki işlemdir. İnanan ve inanılan tarafı mevcuttur. İnançlı işlem, kural olarak geçerlidir. Yargıtay uygulamalarına göre inanç anlaşması, ancak yazılı kanıtla ispat edilebilir.

Somut olayda dava konusu olan ve davalı uhdesinde bulunan B… A.Ş. hisselerinin tamamı, öncesinde ayrı bir hukuki kişilik olan A… A.Ş.’ye ait olup, bu şirket tarafından davalıya devir edilmiştir. Anılan şirket bu davada taraf olmadığı gibi devre ilişkin yönetim kurulu kararı ile diğer devir belgelerinde inançlı şekilde hisseleri davalıya devir ettiğine dair bir açıklık bulunmamaktadır. Davalı ile bu şirketin hisse devri konusunda inançlı şekilde hareket ettiklerine dair başka kanıt da sunulmamıştır. Ayrıca, yargılama ile davalı C. A. imzasını taşıdığı anlaşılan ve kendisine ait hisselerden 9780 adedinin davacılara devrine ilişkin bulunan belge içeriğinde de inançlı işlemle ilgili bir veri bulunmamaktadır. Anılan bu belge, inançlı işlemle ilgili olmayıp, davalının, dava dışı B… A.Ş.’deki hisselerinin bir kısmının davacılara devrine yönelik iradesini yansıtan sözleşme niteliğindedir. Davacıların, davalının kendilerine kar payı ödediğine dair sundukları banka dekontu içeriğinde de kar payı ödemesi olduğuna veya inançlı işleme delalet eden bir açıklamaya yer verilmemiştir. Öte yandan, davacılarca sunulan ve dava dışı B… A.Ş.’nin Almanya’daki firmayla yapacağı iş girişimiyle ilgili olarak davacı Ü. A.’a davalı C. A. tarafından bilgi verilmesi içerikli faks belgesi de inançlı işlemi kanıtlamaya yeterli değildir. Faks çekim tarihi itibariyle A… A.Ş. çok küçük de olsa B… A.Ş.’de halen hissedardır. Bu tarihten önce davalı tarafından B… A.Ş.’deki hisselerinin 9780 adedi 25.07.1994 tarihli sözleşme ile davacılara devir edilmiş olup, her ne kadar bu devir şirkete bildirilmemiş ise de dava dışı B… A.Ş.’deki gelişmelerden davacı Ü. A.’ın haberdar edilmesi, aralarındaki ilişkilere uygundur. Ayrıca, davacıların, davalının A… A.Ş.’den devir yoluyla aldığı hisselerin %60’nın gerçekte kendilerine ait olduğu, bu paylar itibariyle davalının 11 yıl boyunca inançlı vekil olarak hareket ettiği iddiası, taraflar arasında yapılan devir sözleşmesi ve olağan hayat tecrübeleri dikkate alındığında TMK’nun 2. maddesiyle de bağdaşmamaktadır.

Bu durum karşısında, taraflar arasında inançlı işlemin varlığının kanıtlanmadığı, davalının B… A.Ş.’de sahip olduğu 9780 adet hisseyi davacılara alacağın temliki hükümlerine göre geçerli şekilde devir ettiği, bu devrin dava dışı şirkete bildirilmediği, davacıların ancak bu devir sözleşmesinde açıklanan hisseler ile dava tarihine kadar bu hisseler nedeniyle bedelsiz sermaye artırımı sonucu elde edilebilecek hisseleri davalıdan talep edebilecekleri dikkate alınmadan, yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

3- Ayrıca, kural olarak her dava açıldığı tarihteki koşullar dikkate alınarak hükme bağlanacaktır. Somut olayda dava dışı B… A.Ş. dava tarihinden sonra iki kere bedelsiz şekilde sermaye artırımı yoluna gitmiş olup, davacıların iddia ettiği hisseler bakımından dava tarihinden sonraki sermaye artırımlarının dikkate alınarak hüküm kurulması da kabul şekli bakımından yanlış olmuştur.

4- Öte yandan dava dilekçesinde davalının dava dışı B… A.Ş.’nde halen uhdesinde kayıtlı hisselerin %58.47’sine tekabül eden hissenin %60’ının talep edilmiş olmasına rağmen % 60,93 hissenin %60’ına denk gelen miktarın karar altına alınması ve bu şekilde talebin aşılarak hüküm kurulması da yine kabul şekli bakımından doğru görülmemiştir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Dava, anonim şirket hisselerinin aidiyetinin tespiti ve davacılar adına tescili istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilk bozma ilamına uyulması sonrasında alınan bilirkişi raporları ile inançlı işlemi ispatladığı ileri sürülen 25.07.1994 tarihli devir beyanındaki imzanın davalı C. A.’a ait olduğu, dava dışı A… A.Ş.’nin dava dışı B… A.Ş.’deki hisselerinin 25.07.1994 tarihli yönetim kurulu kararı ile davalı C. A.’a devrine karar verildiği, bu devrin inançlı bir işlem olduğu, aynı gün davalı C. A.’ın 9780 adet dava dışı B… A.Ş.’nin hisselerini davacılara devir ettiğine dair belge düzenlenmesinin inanç işleminin kanıtlarından olduğu, bu halde, davalının inançlı işleme konu payların rüçhan haklarını kullanarak aldığı yeni payları da iade etmek zorunda olduğu, dava tarihinden sonraki artışların da talep edilmesinin talebin genişletilmesi niteliğinde olmadığı, davalı C.’in sağlığında tüm hisselerini kızı mirasçısı G.’ye devir ettiği, davalı G.’nin, sağlık durumunun ağırlaşması sonucu C.’in sağlığında mirasını paylaştırdığını açıkladığı, bedelini ödeyerek satın almadığı ve iyiniyetli kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davalılardan L. İ aleyhindeki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine dair hüküm kesinleşmiş olduğundan bu davalı hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davalı G. A.’ın adına kayıtlı B… A.Ş.’deki hisselerinin %60’ının davacılara ait olduğunun tespitiyle bu hisselerin davacılara eşit oranda iadesine, payların tescili ile ilgili talep yönünden ise, şirket aleyhine açılmış bir dava bulunmadığından bu talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Davalı C. A. mirasçısı G. A. vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, önceki kararda kısmen direnilmiş; hükmü temyize davalı C. A. mirasçısı G. A. vekili getirmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında inançlı işlemin varlığının kanıtlanıp kanıtlanmadığı noktasında toplanmaktadır.

Taraflar arasındaki uyuşmazlığın hukuksal nedeninin tespiti için öncelikle “inançlı işlem” kavramının açıklanmasında yarar vardır:

İnanç sözleşmeleri kaynağını 05.02.1947 tarihli ve 20/6 E. K. sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararından almaktadır.

Söz konusu kararda; eski hukuka göre mümkün ve geçerli olan muvazaa ve nam-ı müstear iddialarının, Medeni Kanun’un yürürlüğünden sonra taşınmaz mallar hakkında dinlenip dinlenemeyeceği tartışılmıştır.

Anılan kararda; çeşitli sebep ve amaçlarla bir taşınmaz kaydına gerçek malik yerine başka bir nam ve bir sözleşmede akitlerden biri yerine üçüncü bir şahsın gösterilmesinin mümkün olduğu, bu gibi hallerde vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına yaptığı tasarruflarda olduğu gibi hukuki bir durum veya herhangi bir maksatla üçüncü şahıslardan gerçeği gizleme gayesi güdülebileceği, “kötü niyetli ve haksız gizlemeler” dışında, belirtilen olasılıklara göre açılacak bir davanın, gerçekten, ya mevcut bir hakka dayanarak bir el değiştirme veya bir hakkın korunması niteliğini taşıyacağı; bu durumda, halefiyeti düzeltme amacıyla öncelikle mülkiyetin vekile aidiyeti düşünülse bile, temsil hükümlerine aykırı olduğundan bunun korunması ve devamına hükmolunamayacağı, zira Borçlar Kanunu’nun “müvekkil vekiline karşı muhtelif borçlarını ifa edince vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına üçüncü şahıstaki alacağı müvekkilin olur” hükmünün bu düşünceyi doğruladığına değinildikten sonra sonuç olarak; nam-ı müstear davalarının dinlenebilir olduğuna ve yazılı delil ile ispatının mümkün bulunduğuna karar verilmiştir.

İnançlı işlem, inananın (itimat edenin) bir hakkını belirli bir süre veya amaçla inanılana geçirmeyi, inanılanın da inananın emir ve talimatlarına göre kullanıp amaç gerçekleşince veya süre dolunca hakkı tekrar inanana devretmeyi yüklendiği sözleşmeler olarak tanımlanabilir (Özkaya Eraslan, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2004,s. 25).

Yargısal kararlarda ise inançlı sözleşme, inanılan tarafın elde ettiği hakkı, taraflarca güdülen amaç sona erdikten veya belirli bir süre geçtikten sonra inanana veya üçüncü kişiye devretme taahhüdünü içeren bir anlaşma olarak tarif edilmiştir (HGK, 13.5.1992 gün ve 1992/14-249 E, 1992/323 K).

İnançlı sözleşme ile inanan (itimat eden) bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana (mutemede) devretmekte, borçlandırıcı bir sözleşme ile de inanılan kişinin hak ve yetkilerini sınırlandırmaktır. İnanılan hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca tekrar hakkı inanana iade etmeyi yükümlenmektedir.

İnançlı işlemler gibi, bu işlemlerin hangi zamanaşımına tabi tutulacakları da Kanunumuzda düzenlenmemiştir. Gerek bilimsel alanda gerekse uygulamada, inanç konusunun iadesine, inanç konusu üçüncü kişiye devredilmiş, inanılan elinden çıkmışsa tazminat talebine ilişkin dava hakkının 818 sayılı BK’nun 125.maddesindeki 10 yıllık zamanaşımına tabidi olduğu kabul edilmektedir.

Zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu tarihte, başka bir anlatımla inanç konusu şeyin iadesi gerektiği tarihte işlemeye başlar. İade tarihi henüz gelmemiş inanılan, inanç konusunu elinde tutmakta haklı ise zamanaşımının başlamasına imkan yoktur.

Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 15.04.2011 gün, 2011/13-14 E., 2011/189 K. ve Hukuk Genel Kurulu’nun 29.01.2014 gün, 2013/11-376 E., 2014/49 K. sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.

Uyuşmazlığın çözümü için bu aşamada anonim şirketlerde pay kavramı ve payın devrine ilişkin kısa açıklama yapılması gereklidir.

Anonim şirketler için önemli bir kavram olan “pay”, üç anlamda kullanılır. Bunlardan ilki esas sermayenin bir parçasını ifade etmesidir. Esas sermayenin pay sayısına bölünmesi sonucu oluşan ve nominal (itibari) değeri olan her bir birim birer payı oluşturur. Pay sayısının ve nominal değerinin esas sözleşmede gösterilmesi zorunludur. Bir diğer anlamıyla pay; pay sahipliği konumunu yani ortaklık sıfatını ifade eder. Ortaklık sıfatından kaynaklanan hak ve borçlar paya bağlıdır. Pay elde edilirken ortaklık sıfatı da kazanılmış olur. Payın devredilmesi halinde ortaklık sıfatı ve buna bağlı hak ve borçlar da devredilmiş olur. Üçüncü anlamıyla pay; bir kıymetli evrak niteliğindeki pay senetlerini (hisse senetlerini) ifade eder. Hamiline düzenlenmiş paylar hariç olmak üzere, payın bir senede bağlanması zorunluluğu yoktur. Senede bağlanmamış paylar “çıplak pay” olarak adlandırılmıştır (Fatih Bilgili, Şirketler Hukuku, 2.bası, 2012, s.240, 241).

Payın devri konusuna gelince; bilindiği üzere, dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 416. ve 417.maddeleri hükmü uyarınca, nama yazılı pay senetlerin devri için, bir temlik beyanı veya senedin arkasında tam bir cironun yapılması, ayrıca senet üzerindeki zilyetliğin devir ve teslimi gerekir. Bu koşulların yerine getirilmemesi halinde yapılan devir işlemi geçersizdir.

Anonim şirket tarafından henüz pay senedi ihraç edilmemiş olması ve ilmühaber dahi çıkarılmaması, anonim şirkette pay devrine engel teşkil etmeyecektir. Anonim ortaklığın çıplak paylarının devri konusunda 6762 sayılı TTK’da bir hüküm bulunmamakta olup, payın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği, bu devrin 818 sayılı BK.nun 162 ve devamı (6098 sayılı TBK 183) maddelerine göre alacağın temliki hükümleri çerçevesinde olacağı kabul edilmiştir (Hayri Domaniç, Anonim Şirketler Hukuku ve Uygulaması, İstanbul 1988, s,1325; Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuk Şerhi, Ankara 2011, C.II, s.1261).

Bu itibarla, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davalı C. A. mirasçısı G. A. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince bozulmasına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 12.11.2014 gününde oyçokluğu ile, karar verildi. (¤¤)

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...