Sanığın Kendisine Görevi Gereği Verilen Kullanıcı Kodu Ve Şifre İle Sorgulama Yapması Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme Veya Ele Geçirme Suçunu Oluşturmaz

Aile Mahkemelerinde Yargılama Usulü

Aile Mahkemelerinde Yargılama Usulü

Huzurlu bir toplum, huzurlu bireylerden oluşur. Bireyin kişiliğinin oluşumunda ise «aile» önemli bir rol oynar. Kişinin kendisine özgüve­ni ve saygısı olan, girişken, duyarlı bir birey mi, yoksa ürkek, bencil, hoyrat, sorunları kaba güçle çözmeye eğilimli bir birey mi olacağının yanıtı: Genetik, çocukluğunun geçtiği ortam (aile, çocuk yuvası v. b.), eğitim sistemi, toplumsal yapı ve örgütlenmelerde saklıdır.

Ailenin korunması ve güçlendirilmesi, bireyi ve toplum için büyük önem taşır. Evliliğin devamında eşler, çocuklar ve toplum için bir yara­rın kalmadığı durumlarda ise; bu birlikteliğin en az zararla sonlandırıl- ması ve özellikle çocukların fazla zarar görmesinin engellenmesi gerekir.

Aile hukukundan kaynaklanan dava ve işlerin önemi ve özellikleri, uzmanlık mahkemelerinin kurulmasını zorunlu kıldı. 9. 1. 2003 tarihinde kabul edilip 18. 1. 2003 tarihinde yürürlüğe giren Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun uyarınca ülkemizce de Aile Mahkemeleri birçok il ve ilçede faaliyete geçti. Bu mahkemeler­deki yargılama sırasında: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, Türk Medeni Kanunundaki Aile Hukukuna ilişkin usul hükümleri ile 4787 sayılı kanun hükümleri uygulanacaktır. Mahkeme hakiminin tarafları sulh’e davet edip onları uzlaştırmaya çalışması ve uzman yardımında yararlanma konulan üzerinde aşağıda durulacaktır. 4787 sayılı kanunla getirilen yeniliklerin daha sağlıklı bir yargılama yapılması, daha adil ve doğru karar verilmesini sağlamaya yönelik olduğu unutulmamalıdır. Tarafları sulha davet, uzman yardımı alma gibi konuların bu amaç doğ­rultusunda kullanılması, davaların gereksiz yere uzatamamasına özen gösterilmelidir.

Görev

Görev kuralları kamu düzeniyle ilgili olup itiraz, temyiz edilmese dahi yargılamanın her aşamasında (Örneğin temyizde gözden kaçtığı için bozma sebebi yapılmadığı halde karar düzeltme aşamasında fark edilip bozulması gibi) mahkemelerce kendiliğinden gözetilmesi gere­kir. Uygulamada sıklıkla görülen görevle ilgili bazı yanlışlar şunlardır:

  • Aile Mahkemesi Kurulmayan Yerlerde Görevli Mahkeme : 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama usullerine Dair Kanunun 2/2.maddesine göre: “Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde bu kanun kapsamına giren dava ve işlere Hakimler ve Savcılar Yüksek Ku­rulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemesince bakılır.” Bu mahkeme­lerin karar başlığında “Aile Mahkemesi” veya “Aile Mahkemesi sıfatıy­la” davaya baktıklarını mutlaka yazdırmaları gerekir. Bu ifadenin yazıl­maması tek başma bozma nedeni olup Yargıtay Hukuk Genel Kurulu­nun ve 2.Hukuk Dairesinin kararları da bu yöndedir.
  • Görev Hususunda tereddüt Bulunan Bazı Davalar : Aile Mahke­melerinin kurulup faaliyete geçmelerinden sonra; bazı davalarını hangi mahkemede görüleceğine dair zaman zaman farklı kararların (Sadece yerel mahkemelerden değil; Yargıtay’ın değişik hukuk dairelerinin de!) çıktığı görülmektedir. Bunun nedeni ve ilgili kararların irdelennmesi ayrı bir çalışma konusudur. Burada uygulayıcının işini kolaylaştırmaya yönelik pratik bilgiler sunulacaktır. Son dönemdeki Yargıtay kararlarına göre;

Mal Hakkında Açılan Davalar

  1. Eşlerden birinin kendisine ait olduğu halde diğer eşte kaldığını, iddia ettiği ev, ziynet eşyası hakkında açtığı «iade» veya «alacak» davası;

Eşler boşanmışsa veya eşler boşanmamış olsalar dahi, dava 1.1.2002 tarihinden sonra açılmışsa Aile Mahkemesince bakılacaktır. Bu davaların esasının incelenebilmesi için mal rejiminin sona ermesi (örneğin boşan­maları, eşlerden birinin ölümü gibi) şart değildir.Bu durumda; davaya konu olan ziynet eşyası, ev eşyası gibi eşyalarm 1.1.2002 tarihinden önce veya sonra alınmış olmasının bir önemi bulunmaktadır

Ayni dava 1.1.2002 tarihinden önce açılmış ve taraflar halen evli bu­lunuyorlarsa ; Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olacaktır.

  1. Eşlerden biri diğer eşe ait olup 1.1.2002 tarihinden sonra edinilen bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine, korunmasına katkıda bulundu­ğunu iddia ediyorsa (TMK. m.227 “Değer Artış Payı”) veya diğer eşe ait edinilmiş mal üzerindeki «Artık değere katılma alacağını» (TMK. m.231) istiyorsa Aile Mahkemesi.
  2. “Katkı” iddiasına dayalı malın tamamı veya bir kısmı 1.1.2002 ta­rihinden önce edinilmiş bulunsa bile; dava 1.1.2002 tarihinden sonra açıl- dıysa yine Aile Mahkemesi görevli olacaktır.

Bu davaların esasının incelenebilmesi ancak; mal rejiminin sona er­mesine (boşanma kararının kesinleşmesi, eşlerden birinin ölümü, mal ayrılığına geçiş gibi) bağlıdır. Usul ekonomisi yönünden; boşanma dava­sıyla birlikte açıldıysa; ayırma karan verilerek ayrı bir esasa kaydı ve boşanma davasının sonucunun beklenmesi doğru olur. Boşanma davası reddedilir ve kesinleşirse bu dava da; «davarım görülebilme koşulu bulunmadığından» reddedilecektir. Ancak bu ret hükmü; ileride dava koşulu gerçekleştiğinde, davanın görülmesine engel oluşturmayacaktır.

Bu davalar nisbi vekalet ücreti ve harca tabi olduğundan boşanmaya bağlı olan tazminatlardan farklıdır.Boşanma dava dilekçesinde bu istek­ler yer almadıysa; yargılamanın ilerleyen aşamasında ileri sürülüp harç yatırılsa bile, usulüne uygun bir ıslah yoksa, bu isteğin dava olarak de­ğerlendirilip olumlu-olumsuz karar verilmesi doğru olmaz.Ancak; bo­şanma dava dilekçesinde bu isteklere yer verildiği hale sadece boşanma davası yönünden maktu harç yatırılmışsa; davacıya nisbi harem tamam­lanması için süre verilerek sonucuna göre işlem yapmak gerekir.

Davalının karşı davası yoksa; sadece davaya yanıt dilekçesinde veya yargılama sırasında bu yönlerde istekte bulunduysa; «Usulüne uygun harcı yatırılarak açılmış bir dava bulunmadığından, karar verilmesine yer olmadığına» şeklinde hüküm kurulacaktır.

Nufüs Kaydının Düzeltimi Davaları

Bu isim altında açılan davaların bazılarının «hukuki nitelendir­me» farklılığı nedeniyle Aile Mahkemesinin mi?, Asliye Hukuk Mah­kemesinin mi? Görevine girdiği konusunda tereddüt oluştuğu görül­mektedir.

Dava dilekçesinde davanın türü, adının nasıl açıklandığı önemli de­ğildir. “Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir.” Kuralı uyarınca, dava taraflarca yanlış adla açılmış bulunsa bile; hakim tarafından hukuki nitelendirmenin doğru yapılarak görevli mahkemede görülmesi sağlanmalıdır.

  1. Soybağının reddi (TMK.m.286 vd.), sonradan evlenme yoluyla kurulan soybağına itiraz ve iptal davası (TMK. m. 294 vd.), evlilik dışı doğan çocuğun baba olduğunu iddia eden erkek tarafından tanınması ve bunun iptali davası (TMK. m.295 v.d) babalık hükmü verilmesi (TMK:m.3Ol vd.), evlat edinme (TMK.m.305 vd), evlatlık ilişkisinin kal­dırılması (TMK. m. 317vd.) gibi davalar için Aile Mahkemesi görevlidir. Bu davalar; davanın tarafları, dava açma süreleri, (Hak düşürücü süre) ispat yükü ve koşulları gibi yönlerden diğer nüfus kayıt düzeltim dava­larından ayrılırlar.
  2. Bu davalar dışında kalan kayıt düzeltim davaları nüfusta yanlış yazılan isim yaş gibi kayıtların düzeltilmesine yönelik davalar için Asli­ye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Bu davalar bir süreye bağlı olmaksızın her zaman açılabilir. Cumhuriyet Savcısı ve Nüfus temsilcisinin katılma­sı zorunludur.
  3. Boşanma Protokolünden Kaynaklanan Davalar: Anlaşmalı bo­şanma kararı kesinleştikten sonra ; o davadaki protokol hükümlerinin uygulanmasından doğan davalar da görevli mahkeme; Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin son uygulamalarına göre Aile Mahkemesidir.
  4. Aile Konutuyla İlgili Davalar: Aile konutu şerhinin konulması, kaldırılması, kira sözleşmesinin feshi, devredilmesi, üzerindeki hakkın sınırlanması (TMK. m. 194), malik eşin bu konutu üçüncü şahsa, diğer eşin rızası olmadan satması halinde açılacak tapu iptal-tescil davalarında Aile Mahkemesi görevlidir. Malik olmayan eşin açacağı davada, taşın- mazı satan eşin de davalı olarak gösterilmesi zorunludur.
  5. Diğer Davalar: Ayrıca, boşanan kadının, kocasının soyadını kul­lanmasına izin verilmesi davası (TMK.m. 173),ortak konutun hakim tara­fından belirlenmesi (TMK. m.186-195) eşlerden birinin tasarruf yetkisinin sınırlanması (TMK. m.l99)gibi davalarda da Aile Mahkemesi görevlidir.

Bu istekler ayrı harca tabidir boşanma davası ile birlikte ileri sürül­mesi halinde; davacıya harcın tamamlanması için süre verilip sonucuna göre işlem yapılması gerekir.

Hakimin Tarafları Uzlaştırma Sulh Girişimi

Aile Mahkemesi hakimi, davanın esasına girilmeden önce ve yargı­lama sırasmda davanın özelliğine göre, gerektiğinde uzmanlardan da yararlanarak sorunların sulh yoluyla çözümünü teşvik eder. (4787 s. k. md. 7)

Hakim, evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri konusunda eşleri uyararak gerektiğinde uzlaştırmaya çalışır. (4787 s. k. md. 6)

4787 saydı kanunda yeralan bu hükümlerin hukukumuzda yeni ol­madıkları benzer ifadelerin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunumuzda da bulundukları (T. M. K. md. 195/2 gibi) unutulmamalıdır.

Tarafları uzlaştırma ve sulh girişimi her davada öncelikle ve «mut­lak» olarak uygulanması gereken bir yöntem değildir. Davanın özelli­ğine, yargılama sırasındaki gelişmelere göre uygulama yeri bulacaktır. Örneğin uygulamada «anlaşmalı boşanma» olarak da bilinen T. M. K. md. 166/3’e dayalı boşanma davasmda, eşlerin boşanma iradelerini ha­kim huzurunda serbestçe açıklayıp her konuda anlaştıklarını belirtmeleri durumunda artık eşleri «sulha teşvik» etmenin bu nedenle süre verip duruşma ertelemenin bir anlamı olmayacaktır.

Mutlak butlan nedeniyle açılan evlenmenin iptali davaları, soybağma ilişkin davalar için de aynı durum sözkonusudur. Burada sayılan davalar sadece örnek göstermek için belirtilmiş olup, bunlarla sınırlı değildir. Davanın esası hakkında sulh ve uzlaştırma girişiminin sonuç vermeyeceği durumlarda dahi velayetin düzenlenmesi , çocukla kişisel ilişki kurulması yönlerinden uzlaştırma girişimi sonuç alıcı, yarar­lı olabilir. Burada gözden uzak tutulmaması gereken nokta; Uzlaştırma ve sulh girişiminin isteğe bağlı olmaksızın, olayın özelliğine göre Aile Mahkemesi hakimince kullanılacak oluşudur. Hakim, aileyi ve özellikle çocukları koruyucu diğer önlemlerin yanında bu yöntemlere de davanın her aşamasında başvurulabilecektir.

Aile Mahkemelerinde Uzmanların İşlevi

4787 s. kanun, her aile mahkemesine kural olarak birer psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacının atanacağını, bu uzmanların atanamaması durumunda diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan veya serbest meslek icra edenlerden yararlanabileceğini hükme bağlamıştır. (4787 s. k. m. 5)

Faaileyete geçen Aile Mahkemelerimizin henüz çok azına belirtilen uzmanların atandığı, diğer Aile Mahkemelerimizin ise diğer kamu ku­rum ve kuruluşlarında çalışan uzmanlardan yararlandığı bilinmektedir.

Uzmanlardan yararlanma da davanın olay m özelliğine göre değer­lendirilmeli, Aile Mahkemesinde görülen her davada mutlak ve zorunlu olarak uygulanmamalıdır.

Uzman yardımı davarım esasma girişilmeden önce olabileceği gibi, yargılama sırasında da mahkemece gerekli görülen konular hakkında araştırma, inceleme yapılması, duruşmada hazır bulunulması ve mah­kemece verilen görevleri yapmak şeklinde olabilir. (4787 s. k. m. 5)

Uygulama açısından uzmanların Aile Mahkemesi hakimine en çok yardımcı olabilecekleri konular; Velayetin verilmesi, değiştirilmesi, kal­dırılması, çocukla kişisel ilişki düzenlenmesi, evlat edinme gibi davalardır.

Velayet, kişisel ilişki düzenlenmesi konularında uzmanların çocuk­la, anne, babayla görüşüp onların yaşadıkları ortamları, duygu ve dü­şünceleri hakkında düzenleyecekleri raporlar hakim için çok yararlı ola­bilecektir.

Evlat Edinme Davalarında; Evlat edinmek isteyen ile evlat edinil­mek istenenin kişiliği, karşılıklı ilişkileri, evlat edinmek isteyenin eğitme yeteneği, onu evlat edinmeye yönelten gerçek sebepler aile ilişkileri gibi durumlar (T. M. K. md. 316) uzmanların araştırmaları ile daha sağlıklı olarak belirlenebilir.

Bu davalar sınırlayıcı olarak gösterilmemiş, örnek oluşturmak üzere belirtilmiştir.

Uzmanların görüş ve kanaatleri Aile Mahkemesi hakimi için «mut­lak bağlayıcı» nitelikte değildir. Hakim, yasaya uygun gerekçeler bu­lunması halinde uzman kanatinden farklı şekilde karar verebilir. Ancak dosya içeriği ve yasaya uygun bulunan uzman görüşüne aykırı şekilde gerekçesiz olarak farklı karar verilmesi doğru değildir. Hakimin, uzman görüşüne itibar etmemesi durumunda bunun gerekçelerini kararında mutlaka gösterilmeli, gerekirse yeniden farklı bir uzmandan rapor alma­lıdır.

Uzman raporunda; davanın taraflarıyla nerede görüşüldüğü, onla­rın ekonomik sosyal durumları, dava hakkındaki görüşleri, sulh-uzman yardımıyla sorunların aşılıp aşılamayacağı hakkındaki izlenim, çocukla­rın durumu ve düşünceleri ile dava hakkındaki değerlendirme yer almalıdır.