Yoklukta Verilen Hüküm

T.C.
YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2011/6-386

K. 2012/99

T. 13.3.2012

• YOKLUKTA VERİLEN HÜKÜM ( Temyiz Süresinin Sanığın Bu Hükmü Usulüne Uygun Olarak Öğrenmesi Yani Tebliğle İşlemeye Başlayacağı Açık Olduğundan Bildirimde Ayrıca “Tefhim” Kelimesine de Yer Verilmesinin Sanık Açısından Yasa Yolu Süresinin Tebliğle İşlemeye Başlayacağı Gerçeğini Değiştirmeyeceği)

• TEMYİZ SÜRESİ ( Sanığın Yokluğunda Verilen Hüküm – Sanığın Bu Hükmü Usulüne Uygun Olarak Öğrendiğinden Tebliğle İşlemeye Başlayacağı/Bildirimde Ayrıca “Tefhim” Kelimesine de Yer Verilmesinin Sanık Açısından Yasa Yolu Süresinin Tebliğle İşlemeye Başlayacağı Gerçeğini Değiştirmeyeceği)

• YANLIŞ MERCİE YANLIŞ ŞEKİLDE BİR BAŞVURUDA BULUNULMASI ( Yanılmanın C.M.K.nın 264. Md. Kapsamında Değerlendirileceği – Sanığın Temyiz İsteminin Bir Haftalık Süre İçinde Yapılmaması Nedeniyle Reddi Gereği)

• YASA YOLU SÜRESİ ( Sanığın Yokluğunda Verilen Hüküm – Sanığın Bu Hükmü Usulüne Uygun Olarak Öğrendiğinden Tebliğle İşlemeye Başlayacağı/Bildirimde Ayrıca “Tefhim” Kelimesine de Yer Verilmesinin Sanık Açısından Yasa Yolu Süresinin Tebliğle İşlemeye Başlayacağı Gerçeğini Değiştirmeyeceği)

5320/m.8,310,317

5271/m.264

ÖZET : Sanığın yokluğunda verilen hükümde başvurulacak yasa yoluna dair bildirimde temyiz süresinin “tefhiminden ve tebliğinden 7 gün içinde” biçiminde yazıldığı, usulüne uygun olarak tebliğ edilen bu hükmü sanığın süresinden sonra temyiz ettiği, temyiz dilekçesinde bildirimde yer alan bu ifade sebebiyle temyiz süresinin ne zaman başlayacağı hususunda bir duraksama yaşadığına dair herhangi bir anlatımın yer almadığı gibi, temyiz süresinden sonra dilekçenin verilmesine dair de herhangi bilginin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Yoklukta verilen hükme dair olarak temyiz süresinin, sanığın bu hükmü usulüne uygun olarak öğrenmesi yani tebliğle işlemeye başlayacağı açık olduğundan, bildirimde ayrıca “tefhim” kelimesine de yer verilmesinin, sanık açısından yasa yolu süresinin tebliğle işlemeye başlayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği, kaldı ki sanık süresinden sonra verdiği temyiz dilekçesinde, bu ifadenin kendisini temyiz süresinin başlangıcı konusunda yanılgıya düşürdüğüne dair bir iddiada da bulunmamıştır. Belirtilen sürede yanlış mercie, yanlış şekilde bir başvuruda bulunulması halinde yanılmanın C.M.K.nın 264. maddesi kapsamında değerlendirileceği hususu da göz önüne alındığında, başvuranın hakları ortadan kalkmayacaktır. Sanığın temyiz isteminin bir haftalık süre içinde yapılmaması nedeniyle, reddine karar verilmelidir.

DAVA : Hırsızlık suçundan T.C.K.nın 142/1-b, 143/1, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 11 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve aynı Kanunun 51/1. maddesi uyarınca cezasının ertelenmesine,

Mala zarar verme suçundan anılan Kanunun 151/1, 62 ve 52 nci maddeleri uyarınca 2000 ytl adli para cezasıyla cezalandırılmasına,

İşyeri dokunulmazlığını ihlal etme suçundan T.C.K.nın 116/4, 62, 50/1-a ve 52 maddeleri uyarınca 6000 ytl adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Afyonkarahisar 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 8.5.2008 gün ve 50-213 Sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 26.9.2011 gün ve 782-40048 sayı ile;

“… Sanık Y. A.`ın yokluğunda kurulan 8.5.2008 tarihli kararda, yasa yolu başvuru süresinin gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacağının belirtilmesi gerekirken, `tefhimden ve tebliğden itibaren` başlayacağının belirtilmesi suretiyle yanıltıcı ifadenin kullanıldığı ve bu haliyle tefhimin T.C. Anayasası`nın 40/2, 5271 Sayılı C.M.K.nın 34/2, 231/2 ve 232/6 ncı maddelerinde öngörülen yöntemlere uygun olarak yapılmadığı anlaşıldığından, adı geçen sanığın temyiz isteminin süresinde ileri sürüldüğü kabul edilerek yapılan incelemede:

A-) Mala zarar vermek suçu için kurulan hükmün incelenmesinde:

5237 Sayılı T.C.K.nın 50/5 inci maddesinde öngörülen düzenlemeye göre, hükmolunan cezaların tür ve miktarına göre, 1412 Sayılı C.M.U.K.nın 5219 Sayılı Yasayla değişik 305/1 inci maddesi gereğince hükmün temyizi olanaklı bulunmadığından, 5320 Sayılı Kanunun 8/1 inci maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı C.M.U.K.nın 317. maddesi uyarınca sanıklar Y. A. ve S. A.`ün temyiz istemlerinin tebliğnameye kısmen aykırı olarak reddine,

…C-) Sanık Y. A. için işyeri dokunulmazlığını bozmak ve hırsızlık suçları yönünden kurulan hükmün incelenmesinde:

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre, suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-) İşyeri dokunulmazlığını bozmak suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlendiği anlaşılıp kabul edildiğine göre, 5237 Sayılı T.C.K.nın 119/1-c. maddesiyle cezada arttırma yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,

2-) Kayden 2.1.1990 doğumlu olan ve suçların işlendiği 9.12.2007 günü 15 yaşını bitirmiş 18 yaşını tamamlamamış olan sanık hakkında, her iki suç için yapılan uygulamada 5237 Sayılı T.C.K.nın 31/3 üncü maddesinin uygulanması gerektiğinin düşünülmemesi,

3-) Hırsızlık suçu için kurulan hükümde 5237 Sayılı T.C.K.nın 53. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma tedbirlerinin, aynı Yasa maddesinin 4. fıkrası gereğince, fiili işlediği sırada 18 yaşını tamamlamamış olan sanık hakkında uygulanamayacağının gözetilmemesi,

4-) Diğer sanıkla birlikte suçları birlikte işleyen sanık Y. A.`ın sebep olduğu yargılama giderinden `ayrı` yerine, `müteselsilen` sorumlu tutulmasına hükmedilmesi suretiyle 5271 Sayılı C.M.K.nın 326/2. maddesine aykırı davranılması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Y. A.`ın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle tebliğnameye aykırı olarak bozulmasına, işyeri dokunulmazlığını bozmak suçu için 5320 Sayılı Kanunun 8/1 inci maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı C.M.U.K.nın 326/son maddesinin gözetilmesine…” karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 25.10.2011 gün ve 240156 sayı ile;

“… Yargıtay 6. Ceza Dairesiyle Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlık sanık Y. A.`ın, hakkında verilen hükmü süresinde temyiz edip etmediği ve davanın esasının incelenip incelenmeyeceğine ilişkindir.

Tebliğnamemizde açıkladığımız üzere Cumhuriyet Başsavcılığı olarak sanığın yokluğunda verilen hükmü, kendisine tebliğ edilmesinden itibaren 7 günlük yasal süreden sonra temyiz etmesi sebebiyle temyiz isteğinin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

Şöyle ki; hüküm fıkrasında kararın tefhim ve tebliğinden itibaren 7 gün içinde mahkemeye verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle Yargıtay yoluna başvurabileceği açıkça belirtildiğinden, yanıltıcı bir ifadenin kullanılmadığı kanaatindeyiz.

Bilindiği üzere kararlar son oturumda hazır bulunanlar yönünden tefhim tarihinden, yokluğunda karar verilenler yönünden ise, tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içerisinde temyiz edilebilmektedir. Karar sanığın yokluğunda ve kendisine usulüne uygun olarak 17.5.2008 tarihinde tebliğ edilmiştir. Hüküm ise sanık tarafından 7 günlük yasal süresinden sonra 5.6.2008 tarihinde temyiz edilmiştir.

Sanığın lehine olan durum hükmün tebliğ edilmesidir. Hak ihlali söz konusu değildir. Bu hale göre temyiz isteminin süresinde olmaması sebebiyle C.M.U.K.nun 317 nci maddesi uyarınca reddi gerekmektedir.

Bu itibarla sanığın temyizinin süresinde olduğu kabul edilerek esasa girilmesinin ve mala zarar verme suçundan red, hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığını ihlal suçlarından dolayı hükmün bozulmasına karar verilmesinin isabetli olmadığı…”,

Düşüncesiyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire kararının her üç suç yönünden de kaldırılmasına ve sanığın temyiz isteminin 1412 Sayılı C.Y.U.Y.`nın 317 nci maddesi uyarınca reddine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kapsamına göre inceleme, sanık Y. A. hakkında kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daireyle Yargıtay C.Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yerel mahkeme kararındaki yasa yolu bildiriminin yasal ve yeterli olup olmadığıyla buna bağlı olarak sanığın temyizinin süresinde yapılıp yapılmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden:

Yerel mahkemece sanığın yokluğunda tefhim edilen kararın yasa yolu bildiriminin; “sanıkların ve müştekilerin yokluğunda, kararın tefhiminden ve tebliğinden 7 gün içinde mahkememize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt katibine beyanda bulunulmak suretiyle Yargıtay yoluna başvurabileceği, 5320 Sayılı C.M.K.nun yürürlük ve uygulama şekli hakkındaki Kanunun 8 inci maddesi gereğince Yargıtay yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı” şeklinde olduğu, gerekçeli kararın 17.5.2008 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, sanığın da 5.6.2008 tarihli dilekçeyle yasal süresinden sonra hükmü temyiz ettiği, temyiz dilekçesinde yasa yolu bildiriminde yanıltıldığına dair herhangi bir anlatımda bulunmadığı anlaşılmaktadır.

5320 Sayılı Kanunun 8 inci maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 1412 Sayılı C.Y.U.Y.`nın 310. maddesinde, temyiz isteminin yüze karşı verilen kararlarda hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye verilecek bir dilekçeyle veya zabıt katibine yapılacak beyanla olacağı, bu takdirde, beyanın tutanağa geçirilerek hakime tasdik ettirileceği, yoklukta verilen kararlarda ise temyiz süresinin tebliğle başlayacağı belirtilmiştir.

5271 Sayılı C.M.K.nın 34/2, 231/2 ve 232/6 ncı maddelerinde de hüküm ve kararlarda, başvurulacak yasa yolu, başvurunun yapılacağı merci, başvuru yöntemi ve süresinin hiçbir duraksamaya yer vermeksizin açıkça belirtileceği hükümlerine yer verilmiş olup, bu hükümlere aykırılık, anılan Kanunun 40. maddesi uyarınca eski hale getirme nedeni oluşturacaktır. Bu bildirimlerdeki temel amaç sujelerin başvuru haklarını etkin bir biçimde kullanmalarının sağlanması ve bu eksiklik sebebiyle hak kayıplarına yol açılmamasıdır. Ancak burada dikkat edilecek veya eski hale getirme nedeni oluşturacak husus, eksik veya yanılgılı bildirim sebebiyle bir hakkın kullanılmasının engellenip engellenmediğinin belirlenmesidir. Bildirimdeki eksikliğin yol açtığı bir hak kaybı bulunmamakta ise, bu durum eski hale getirme nedeni oluşturmayacaktır.

5271 Sayılı C.M.K.nın 264 üncü maddesinde ise, kabul edilebilir bir yasa yolu başvurusunda yasa yolunun veya mercide yanılgının, başvuranın haklarını ortadan kaldırmayacağı, bu halde başvurunun yapıldığı merciince, başvurunun derhal görevli ve yetkili mercie gönderilmesi gerektiği hükmüne yer verilmiştir.

Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, kural olarak temyiz istemi süresinde verilen bir dilekçe veya zabıt katibine yapılacak bir beyanla hükmü veren mahkemeye yapılacaktır. Ancak süresinde olması koşuluyla, dilekçenin hükmü veren mahkeme dışındaki bir mahkemeye verilmesi veya istemde bulunulması ya da haklı nedenlerin varlığı halinde C.Savcılığına ya da bir başka mercie istemde bulunulması temyiz istemini geçersiz kılmayacak, bu durum mercide yanılgı kapsamında değerlendirilebilecek, dilekçenin verildiği veya istemin yapıldığı merci tarafından, istem veya dilekçe mahkemesine gönderilecektir. Yine aynı şekilde istemin temyiz yerine itiraz olarak belirtilmiş olması da bu kapsamda değerlendirilerek, başvuru sahibinin hakları korunacak, sürenin bildirilmemesi veya yanılgılı bildirilmesi halinde bunun ilgili taraf açısından bir yanılgı oluşturarak bir hakkın kullanılmasını engellemesi durumunda açıklamalı davetiye ile bu hususun tebliğinden sonra süreler işlemeye başlayacak, böylece olası hak kayıpları önlenecektir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın yokluğunda verilen hükümde başvurulacak yasa yoluna dair bildirimde temyiz süresinin “tefhiminden ve tebliğinden 7 gün içinde” biçiminde yazıldığı, usulüne uygun olarak tebliğ edilen bu hükmü sanığın süresinden sonra temyiz ettiği, temyiz dilekçesinde bildirimde yer alan bu ifade sebebiyle temyiz süresinin ne zaman başlayacağı hususunda bir duraksama yaşadığına dair herhangi bir anlatımın yer almadığı gibi, temyiz süresinden sonra dilekçenin verilmesine dair de herhangi bilginin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

5320 Sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan C.Y.U.Y.`nın 310. maddesi uyarınca, yokluğunda verilmiş olan karara yönelik temyiz isteminin tebliğden itibaren bir hafta içerisinde yapılması gerekmekte olup, sanık 17.5.2008 tarihinde tebliğ edilen hükme karşı bir haftalık süreden sonra 5.6.2008 günü temyiz başvurusunda bulunmuştur. Her ne kadar kararda başvurulacak yasa yollarına dair bildirimde, sürenin başlangıcının “tefhim ve tebliğ” şeklinde gösterilmesi sebebiyle bildirimin eksik ve yanıltıcı olduğu, bu durumun eski hale getirme nedeni olarak kabulüyle temyiz başvurusunun süresinde yapıldığı ileri sürülebilirse de, yoklukta verilen hükme dair olarak temyiz süresinin, sanığın bu hükmü usulüne uygun olarak öğrenmesi yani tebliğle işlemeye başlayacağı açık olduğundan, bildirimde ayrıca “tefhim” kelimesine de yer verilmesinin, sanık açısından yasa yolu süresinin tebliğle işlemeye başlayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği, kaldı ki sanık süresinden sonra verdiği temyiz dilekçesinde, bu ifadenin kendisini temyiz süresinin başlangıcı konusunda yanılgıya düşürdüğüne dair bir iddiada da bulunmamıştır.

Diğer taraftan, belirtilen sürede yanlış mercie, yanlış şekilde bir başvuruda bulunulması halinde yanılmanın C.M.K.nın 264 üncü maddesi kapsamında değerlendirileceği hususu da göz önüne alındığında, başvuranın hakları ortadan kalkmayacaktır

Bu itibarla, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüyle Özel Daire bozma kararının sanık Y. A.`ın her üç suçu yönünden de kaldırılmasına, sanığın temyiz isteminin 1412 Sayılı C.Y.U.Y.`nın, 5320 Sayılı Kanunun 8 inci maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 310. maddesinde belirtilen bir haftalık süre içinde yapılmaması nedeniyle, aynı Kanunun 317 nci maddesi uyarınca reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Kurul Üyesi; “yasa yolu bildirimindeki yanıltıcı ifade sebebiyle temyiz süresinin sanığa açıklamalı tebligat yapılıncaya kadar işlemeye başlamayacağı ve sanığın temyizinin süresinde olduğundan itirazın reddine karar verilmesi gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

1-) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne,

2-) Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 26.9.2011 gün ve 782-40048 Sayılı bozma kararının sanık Y. A.`ın mala zarar verme, hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığını ihlal suçları yönünden kaldırılmasına,

3-) Sanık Y. A.`ın yasal süreden sonra gerçekleşen temyiz isteminin 1412 Sayılı C.Y.U.Y.`nın 5320 Sayılı Yasanının 8/1 inci maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 310 ve 317 nci maddeleri uyarınca reddine,

4-) Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 6.3.2012 günü yapılan 1. müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 13.03.2012 tarihinde yapılan 2. müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...