Ticari İşletme Esnaf İşletmesi Ayrımı

Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Nedir?

Ticari İşletme – Esnaf İşletmesi Ayrımı

6102 sayılı TTK’de esnaf işletmesi tanımına yer verilmemiş olması ve ticari işletmeye ilişkin olarak 11 inci maddenin ikinci fıkrası ve esnafı tanımlayan 15 inci maddesi dikkate alındığında ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınırın Cumhurbaşkanı kararı ile belirlenmesi gerekir. TTK’nin Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10 uncu maddesine göre, TTK’nin 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen Cumhurbaşkanı kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemeler uygulanır[1].

Resmi Gazetenin 21.7.2007 tarih ve 26589 sayısında yayınlanan Bakanlar Kurulu’nun 2007/12362 Karar sayılı Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayicinin Ayrımına İlişkin 18.6.2007tarihinde alınan kararının “Esnaf ve sanatkâr ile tacir ve sanayicinin ayrımı” başlıklı 1 inci maddesi aynen“ .. (1) 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 63 üncü maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12 nci ve 17 nci maddelerinin uygulaması bakımından;

  1. a) Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğinikazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkârlar odalarına kaydedilmeleri,

Ancak, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı iken, daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı, esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerini aşanların kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki odalara kayıt için zorlanmaması, yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerinin altı katını aşanların ise kayıtlarının, esnaf ve sanatkâr sicili marifetiyle ticaret siciline aktarılması,

  1. b) 213 sayılı Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve bu Kararın (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları ile ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bünyesindeki odalara kaydedilmeleri,….”şeklindedir.

Bakanlar Kurulu kararının hem TTK hem de 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanun’un uygulaması amacı ile düzenlendiği görülmektedir. Konumuz bakımından nispi ticari davanın TTK m.4/1’de düzenlendiği dikkate alındığında TTK’ye göre tacir ve esnaf kavramlarının açıklığa kavuşturulması gerekir. Ancak Bakanlar Kurulu’nun 2007/12362 Karar sayılı kararı ile iki ayrı kanunda düzenlenen esnaf ve tacir için ortak belirleme kriterleri düzenlenmiştir. Bu düzenleme şekli eleştirilere konu olmuştur. Birbirinden farklı düzenlemeler içeren 5362 sayılı Kanun ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin uygulanması bakımından, tek bir Kararname çıkartılması yöntemi terk edilmelidir. Kararname sadece Türk Ticaret Kanunu hükümlerini uygulamaya yönelik olarak çıkartılmalıdır[2].

Bakanlar Kurulu’nun 2007/12362 Karar sayılı kararı, iki kriter dikkate alınarak hazırlanmıştır. Hem Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayici Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenecek esnaf ve küçük sanatkâr kollarından birinde faaliyette bulunmak hem de vergilendirme esasları dikkate alınmıştır. Vergiden muaf olan veya basit usulde vergilendirilen kişi esnaftır. İşletme hesabına göre defter tutan kişi ise VUK’nin 177 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bentte yazılı nakdi limitin tamamını aşmaması koşulu ile esnaf sayılır.

Yargıtay kararlarına baktığımızda tacir-esnaf ayrımı yapılırken değişik kriterlerden yararlanıldığı görülmektedir. Yargıtay kararlarına göre tacir-esnaf ayrımı yapılırken vergilendirme usulü ve oda kayıtlarına göre belirleme yapılmaktadır. Yargıtay 20 HD’nin bir kararı aynen “…Dosya kapsamından; taraflar arasında işyeri abonelik sözleşmesinin bulunduğu, kaçak elektrik bedeli tahakkuk ettirilen yerin çorap imalatı yapılan işyeri olduğu, davacıların bilanço usulü defter tutmadığı, potansiyel vergi mükellefi olduğu, esnaf vasfında bulundukları anlaşılmaktadır. Bu durumda davacıların tüketici ve tacir sıfatı bulunmadığından taraflar arasındaki ilişkinin 6102 ve 6502 sayılı kanunlar kapsamında kaldığı söylenemez….”[3]şeklindedir. Yargıtay 20 HD’nin bir başka kararı ise aynen “…Somut olayda; davalının tacir olmadığı, esnaf olduğu, esnaf işletmesi işlettiği, dosyaya celp edilen abone dosyası içerisinde bulunan esnaf ve sanatkar sicil tasdiknamesi ve Ankara Yenimahalle Vergi Dairesi Müdürlüğünün 21.01.2014 tarihli müzekkere cevabı ve tüm dosya kapsamı ile sabit olmakla ve uyuşmazlığın TTK’nin 4/2. maddesinin “a-f” bentlerindeki hususlara ilişkin olmadığı anlaşılmakla görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir…”[4] şeklindedir.

Hukuk uyuşmazlıklarında davanın taraflarının tacir ya da esnaf olup olmadığının belirlenmesi görevli mahkemenin belirlenmesi bakımından son derece önemlidir. Görev hususunun dava şartı olması sebebi ile bu belirleme yapılırken mahkeme tarafların beyanı ve kabulü ile bağlı olmayıp bu hususu kendiliğinden araştırmak zorundadır. Esnaf ile tacir arasında bir hukuk uyuşmazlığı çıktığında açılacak dava, ticari dava olarak kabul edilemez. Dava, ticari dava olarak kabul edilemeyeceğinden görevli mahkemeler ise asliye hukuk mahkemeleri olacaktır.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat