Terör Örgütü Propagandası

Ceza Genel Kurulu 2011/9-18 E., 2011/27 K.

TAKDİR İNDİRİMİ
TERÖR ÖRGÜTÜ PROPAGANDASI

“İçtihat Metni”

Basın ve yayın yoluyla silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan sanık F…. T..’ın, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 7/2 ve 5237 sayılı TCY’nın 62. maddesi uyarınca 10 ay hapis ve 416 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.03.2007 gün ve 42-58 sayılı hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 08.11.2010 gün ve 550-11488 sayı ile onanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 14.01.2010 gün ve 181329 sayı ile;

“İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca, 09.12.2003 tarih ve 280 sayılı iddianameyle; ‘sanık F…. T..’ın W…… A… Yayınevinin sahibi olduğu, bu yayınevi tarafından çıkarılan G…… Ş…….- S……….. (K………. T……..-B……….) isimli kitabın ilgili sayfalarında yer alan ifadelerin terör örgütünün propagandası niteliğinde olduğu’ iddiasıyla, 3713 sayılı Yasanın 7/2. maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.

Yapılan yargılama sonunda İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince 16.03.2007 tarih ve 2007/42-2007/58 sayılı karar ile; ‘sanığın sahibi bulunduğu W….. A… adlı yayınevi tarafından K….. basılıp yayımlanan G…… Ş……. S……….. adlı kitabın 296, 415, 422, 427 ve 428. sayfalarında yer alan şiirlerle, fikir ve düşünceyi açıklama sınırları dışında, yasadışı silahlı terör örgütünün propagandasının yapıldığı, şiirlerin şiddet ve terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek nitelikte olduğu, sanığın aidiyet belgesi vermemesi dikkate alınarak 3713 sayılı Yasanın 7/2 ve 5237 sayılı TCK’nın 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 416 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına’ karar verilmiş, karar itiraza konu Yargıtay 9. Ceza Dairesinin kararı ile onanmıştır.

Sanık eyleme konu kitabı basan yayınevinin sahibi ve yayın sorumlusudur. Eser süresiz yayın niteliğinde olduğundan 5187 sayılı Yasa gereğince ayrıca sorumlu yazı işleri müdürü sıfatı da bulunmamaktadır.

Sanık; kitabın yazarının M……. O……. olduğunu, gerçek kişi olduğunu, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü bulunduğunu, istenmesi halinde kimlik bilgilerini sunabileceğini savunmuştur.

Mahkemece sanığa bildirimde bulunması için süre verilmediği gibi, resen herhangi bir araştırma da yapılmamış, gerekçeli kararda aidiyet belgesi sunulmadığı şeklinde soyut gerekçeyle asıl fail gibi cezalandırılmıştır.

Karar ve tebliğname tarihinden sonra, onama ilamından önce; 26.11.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 18.06.2009 tarih ve 2006/121-2009/90 sayılı kararı ile; ‘3713 sayılı Yasanın, 5532 sayılı Yasanın 6. maddesiyle değiştirilen 7. maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü tümcesinde yer alan ‘…

… sahipleri ve……’ ibaresi; 3713 sayılı Yasa’nın 7. maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü tümcelerinin; 6. maddenin dördüncü fıkrasıyla ilgili yukarıda yer verilen gerekçelerle, Anayasa’nın 13. maddesindeki demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine, 26. maddesindeki haber alma özgürlüğüne, 28. maddesindeki basın özgürlüğü ile 38. maddesinin yedinci fıkrasında yer alan ceza sorumluluğunun kişiselliği ve ceza sorumluluğunun ‘kusura’ dayalı olması ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3713 sayılı Yasanın 7. maddesinin ikinci fıkrasında terör örgütünün propagandasını yapan kişilerin bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı, bu suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde ise verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı kuralı yer almaktadır. Fıkranın iptal konusu olan üçüncü ve dördüncü tümcelerinde ise, propaganda suçunun basın yayın yoluyla işlenmesi halinde, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında da bin günden onbin güne kadar adli para cezasına hükmolunacağı, ancak yayın sorumluları hakkında, bu cezanın üst sınırının beşbin gün olduğu belirtilmiştir.

Yasa koyucu, 3713 sayılı Yasanın 7. maddesinin ikinci fıkrasında terör örgütünün propagandasının yapılmasını suç olarak düzenlemiş, ayrıca basın ve yayın kuruluşlarının kitlelere ulaşmada sağladığı kolaylık ve kişiler üzerindeki etkisini gözönünde tutarak, bu suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesini ağırlaştırıcı neden kabul etmiştir. İptal konusu tümcede ise, basın ve yayın organlarının sahiplerine ve yayın sorumlularına, sahibi veya yayın sorumlusu oldukları organlarda terör örgütlerinin propagandalarının yapılmasını önlemekle ilgili dikkat ve özen yükümlülüğü getirerek bu yükümlülüğe aykırı davranışları da ceza yaptırımına bağlamıştır.

Anayasanın ‘suç ve cezalara ilişkin esaslar’ kenar başlıklı 38. maddesinin yedinci fıkrasında ‘ceza sorumluluğu şahsidir’ hükmü yer almaktadır. Anayasanın bu hükmü gereğince bir kişi, sadece kendisine ait kusurlu fiilinden sorumlu tutulabilir. Bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmaması, diğer bir ifadeyle başkasının fiilinden sorumlu tutulmaması Anayasanın 38. maddesinin yedinci fıkrası gereğidir. Bu ilkeye göre, asli ve feri failden başka kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılmaları olanaklı değildir. Basın yayın organlarının sahipleri genellikle yayın hayatına sermayesiyle katkı sağlayan kişilerdir. Konumları nedeniyle bu kişilerin yayın işleri yönetimini şekillendirmek, yazı ve yayınları denetlemek ve yayın üzerinde inceleme ve denetim görevi olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Yayınları inceleme ve denetim ödevi yayın sorumlusuna aittir. Yasak eylemlerin basın yayın yoluyla işlenmesi halinde basın yayın organlarının sahiplerinin salt bu nitelikleri nedeniyle cezalandırılması ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırılık oluşturur.

Açıklanan nedenlerle, 3713 sayılı Yasanın 6. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan ‘…

… sahipleri ve…

…’ ibaresi Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.

Yasanın aynı düzenlemeyi içeren 6. maddesinin dördüncü fıkrasındaki gerekçelerle, 3713 sayılı Yasanın 7. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan ‘…

… sahipleri ve…

…’ ibaresinin Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olduğuna’ karar verilmiştir.

Bu durum da sanığın hukuki durumunun tespitinde önem arzetmesine karşın, yerel mahkemece savunma doğrultusunda aidiyet belgesi verilmesi için imkân tanınmalı veya bu yönde mahkemece maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için yazarın kimliği yönünde araştırma yapılmalıdır.

Bu haliyle sanık savunmasına lehe olarak itibar edilerek Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının Özel Dairece değerlendirilip, eksik inceleme ve hükümden sonra 5237 sayılı TCK’nın 7/2. maddesi uyarınca sanık lehine olan 5532 sayılı Yasanın 6. maddesi ile değişik 3713 sayılı Yasanın 7/2. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdiri için bozmaya konu edilmesi yerine, yazılı şekilde mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmesi yasaya aykırı görülmüştür.

Yukarıda arz edilen nedenlerle; Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 08.11.2010 tarih ve 2009/550-2010/11488 sayılı onama kararının kaldırılması,

Sanığın savunması doğrultusunda eserin yazarının kimlik bilgilerinin, (aidiyet belgesi) kendisine süre verilip bildirilmesinin istenmesi veya mahkemece araştırma yapılıp, sonucuna göre 26.11.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 18.06.2009 tarih ve 2006/121-2009/90 sayılı kararı ile iptal edilen 5532 sayılı Yasanın 6. maddesi ile değişik 3713 sayılı Yasanın 7/2-son ve 5237 sayılı TCK’nın 7/2. maddeleri uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden tayini gerektiği” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurularak, “Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi” isteminde bulunulmuştur.

Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yargılamaya konu eserin yazarının yalnızca adını ve bulunduğu yeri bildiren sanığa, adı geçenin açık kimlik bilgileri ile aidiyet belgesini sunmak üzere süre verilmesinin veya mahkemece bu konuda re’sen araştırma yapılmasının gerekip gerekmediği ile Anayasa Mahkemesinin 18.06.2009 gün ve 121-90 sayılı iptal kararının, sanığın hukuksal durumunu etkileyip etkilemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Sanık hakkında; sahibi olduğu W

A… adlı yayınevi tarafından, İstanbul İlinde K…. olarak basılıp yayınlanan G…

… Ş…

…. S…

…….. isimli kitabın, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcılığınca re’sen tayin edilen ve uzmanlığı belirtilmeyen Ordu İli, Perşembe İlçesi nüfusuna kayıtlı bilirkişi tarafından yapılan tercümesi sonucunda;

296. sayfasında yayınlanan şiir içeriğinde;

“Ey felek artık kork,

K…lerin direnişi artık geldi.

…Topraktan çıkan Ö…

……’ın göstermiş olduğu direniş,

R…

….. G…

….. ve nasıl bir hızla gerilla geliyordu”

415. sayfasında;

“…

… Söyleyin, ‘çok yaşa başımız A..’, söyleyin ‘çok yaşa K…..tan’

…Bu sözler mahşeri kalabalık tarafından dile getirildi. İnsan dalgaları birbirlerine çarpmaya başladı. Polislerin hepsi kendini emniyet altına almaya başladılar. Bazıları da damların üzerlerinde cephe tuttular. Sanırsın ki çevredeki insanların içinde silahlı gerillalar var…

… Herkes kendine ne olup olmayacağını düşünmeden mevcut olan tüm kuvvetiyle bağırıyordu. Söylüyorlardı ki; ‘çok yaşa başbuğumuz A.., çok yaşa K……tan’…

…”

422. sayfasında;

“…

… Aynı anda hep bir ağızdan; ‘yaşasın Kürdistan, yaşasın başbuğumuz A.., şehitler ölmez’…

…”

427. sayfasında yayınlanan şiir içeriğinde;

“Bu E…’nın ışığıdır

A….’nın ışığıdır.

…Başbuğumuzun güneşi üzerimizdedir,

Bu güneş, aynı zamanda tüm gerilla ve şehitlerin üzerindedir.

K…..tan’da yeni yayıldın,

Düşmanı ta temelden sarstın”

428. sayfada yayınlanan diğer bir şiir içeriğinde;

“Z….’ın elindeki tüfek,

Z…….’ın elindeki bomba,

Şehitler için giyinip kuşanın hazırlanın,

K…..’ın arkasında sıra olacağız.

…P.. sen hep var olasın,

Başımızın üstünde taç olasın.

Biz hepimiz senin sancağının altındayız,

Biz hepimiz göstermiş olduğun ve gitmiş olduğun yolun üzerindeyiz”

Şeklindeki anlatımla, şiddet ve terör eylemlerine başvurmayı yöntem olarak seçen ve uygulayan P.. silahlı terör örgütü ve bu terör örgütünün askeri ve cephe örgütlenmeleri olan E…. ve A…’nın, söz konusu yayını okuyanlar ve örgütün sempatizanlarını, silahlı terör örgütünün benimsediği şiddet ve terör eylemlerine katılmaya yönlendirecek şekilde yayın yolu ile propagandasının yapıldığı iddiasıyla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı,

Sanığın 11.02.2005 tarihli duruşmada;”Kitabın Türkçe tercümesi hatalı yapılmıştır. G……Ş……..’ın anlamı Kavgaların Tepesi değil, A……..ların Tepesi’dir. Kitabın içeriğinde de aynı şekilde büyük hatalar yapılmıştır. Propaganda yapmadık, şiddete yer vermedik. Kitabın doğru tercümesi yapılırsa bu ortaya çıkacaktır. Kitabın yazarı M……. O……..’dır. Benim bildiğim gerçek ismidir. Ancak yine de gerçek kimliğini araştırıp bildirebilirim. Şu an kendisi cezaevinde tutuklu veya hükümlüdür. Kitap yayınlanmadan önce ben içeriğini okudum, ondan sonra yayınladım” şeklinde savunmada bulunduğu, ancak mahkemece yazarın açık kimlik bilgileri ile adresini bildirmek ve aidiyet belgesi sunmak üzere sanığa süre verilmediği gibi, adı geçen yazar hakkında re’sen araştırma yapma yoluna da gidilmediği,

Aynı duruşmada sanığın önceki tercümeyi kabul etmemesi nedeniyle İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğüne yazı yazılarak, İstanbul’da Kürtçe Dil Eğitim Kursu olup olmadığının sorulduğu,

İl Milli Eğitim Müdürlüğünce; izinli olarak açılan Kürtçe Kursunun Müdürü ve Öğreticisi M…….. Ç……….’nın isim ve adresinin bildirildiği,

10.06.2005 tarihli duruşmada, Milli Eğitim Müdürlüğünce adı bildirilen M…….. Ç……….’nın hazır edilmesi için yazı yazılmasına karar verildiği,

Ancak daha önce hazır edilmesi istenilen tercüman bilirkişi dinlenilmeden, görevsizlik kararı ile dosyanın gönderildiği Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesince karşı görevsizlik kararı verildiği, oluşan görev uyuşmazlığının Yargıtay 5. Ceza Dairesince 17.10.2006 gün ve 8739-8064 sayılı kararla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması suretiyle çözümlendiği,

Dosyanın gönderildiği İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince 12.01.2007 günlü duruşmaya hazırlık tutanağıyla; bilirkişinin hazır edilmesine ilişkin 10.06.2005 tarihli ara kararından; “suça konu kitabın Kürtçe yazıldığı, soruşturma aşamasında Türkçeye çevrilmiş olduğu, kitabın hacimli olması ve dosyaya yenilik getirmeyeceği ve dosyayı sürüncemede bırakacağı” gerekçesi ile vazgeçilerek sanığın duruşmaya çağrıldığı, 16.03.2007 günlü duruşmada da sanığın ve müdafiinin yokluğunda hüküm kurulduğu,

Sanık müdafiinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince hükmün onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Suça konu olan eser; 5187 sayılı Basın Yasasının 2. maddesinin (a) ve (h) bentleri uyarınca süresiz yayın niteliğinde olup, 5237 sayılı TCY’nın 6. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendindeki “ceza kanunlarının uygulanmasında, basın ve yayın yolu ile deyiminden; her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlar anlaşılır” hükmü uyarınca eylemin basın yoluyla işlendiğinde duraksama bulunmamaktadır.

26.06.2004 gün ve 25504 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5187 sayılı Basın Yasasının 11. maddesinde;

“Basılmış eserler yoluyla işlenen suç yayım anında oluşur.

Süreli yayınlar ve süresiz yayınlar yoluyla işlenen suçlardan eser sahibi sorumludur.

Süreli yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında bulunması nedeniyle Türkiye’de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde, sorumlu müdür ve yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör, basın danışmanı gibi sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili sorumlu olur. Ancak bu eserin sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmasına rağmen yayımlanması halinde, bundan doğan sorumluluk yayımlatana aittir.

Süresiz yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında olması nedeniyle Türkiye’de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde yayımcı; yayımcının belli olmaması veya basım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında olması nedeniyle Türkiye’de yargılanamaması hallerinde ise basımcı sorumlu olur.

Yukarıdaki hükümler, süreli yayınlar ve süresiz yayınlar için bu Kanunda aranan şartlara uyulmaksızın yapılan yayınlar hakkında da uygulanır” hükmü yer almaktadır.

Terör örgütünün propagandasını yapma suçu ise, 12.04.1991 gün ve 20843 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 7. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan Yasa maddesinin, 28.09.2006 gün ve 5532 sayılı Yasayla değişik 2. fıkrasında;

“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında da bin günden onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur…

…” hükmü getirilmiştir.

Anılan yasa maddesinde; terör örgütünün propagandasını yapma suçunun, basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da sorumluluk hali öngörülmüş, suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi durumunda da cezanın, artırılarak hükmolunacağı düzenlenmiştir. Ayrıca suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi durumunda, yayın sorumlularının da suça iştiraki gündeme gelecektir.

3713 sayılı Yasanın 7/2. maddesinde, 26.09.2006 gün ve 5532 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonra, yayın yoluyla terör örgütünün propagandasını yapan kişiler hakkında 5187 sayılı Yasanın 11. maddesinin uygulanma olanağı kalmamıştır. Bu durum karşısında basın ve yayın yoluyla terör örgütünün propagandasını yapanlar hakkında 5187 sayılı Yasanın 11. maddesi yerine, daha özel nitelikte düzenlemeler içeren 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 7/2. maddesi uygulanacaktır.

Yerel mahkemenin 16.03.2007 tarihli hükmünden sonra, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin onama kararından önce 26.11.2009 gün ve 27418 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 18.06.2009 gün ve 121-90 sayılı kararı ile;

3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 6. maddesinin, 5532 sayılı Yasanın 5. maddesiyle değiştirilen dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde ve 6. maddesiyle değiştirilen 7. maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “…

… sahipleri ve …

…” ibaresinin Anayasaya aykırı olduğuna karar verilmiş ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca da bu husus itiraz nedeni olarak gösterilmiştir.

Ceza yargılamasının amacı usül kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda somut gerçeğin her türlü kuşkudan uzak bir biçimde kesin olarak saptanmasıdır. Gerek 1412 sayılı CYUY, gerekse 5271 sayılı CYY’nın adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaçlamaktadır. Bunun sonucu olarak hüküm kesinleşinceye kadar, inceleme olanağı bulunan kanıtların ele alınıp değerlendirilmesi gerekir. Diğer bir deyişle, adaletin tam olarak gerçekleşmesi için, öne sürülen ve olaya ışık tutabilecek tüm kanıtların araştırılıp tartışılması zorunludur.

Bu açıklamalar ışığında dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde;

Yargılamaya konu olan eserin, soruşturma aşamasında niteliği ve uzmanlık alanı dosya kapsamına göre tam olarak belli olmayan bilirkişiye tercüme ettirilmesi ve sanığın da; “Kitabın Türkçe tercümesi hatalı yapılmıştır, G…

… Ş…

….’ın anlamı Kavgaların Tepesi değil, A…

……. Tepesi’dir, kitabın içeriğinde aynı şekilde büyük hatalar yapılmıştır, propaganda yapmadık, şiddete yer vermedik, kitabın doğru tercümesi yapılırsa bu ortaya çıkacaktır, kitap yayınlanmadan önce içeriğini okudum ondan sonra yayınladım” şeklindeki savunması üzerine yerel mahkemece, konusunda uzman bir bilirkişiye tekrar tercüme yaptırılması ve sonucuna göre sanığın hukuksal durumunun tayin ve takdiri gerekirken yayımlanan eserin tercümesi için yeniden bilirkişi atanması yönündeki ara kararından, sanığa veya müdafine sorulmadan ve Cumhuriyet savcısının da görüşü alınmadan vazgeçilmiş olması karşısında yerel mahkeme hükmünün eksik araştırmaya dayalı olarak verildiğinin kabulü gerekir.

Bu kabul nedeniyle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazında belirtilen hususların bu aşamada ele alınmasına gerek görülmemiştir.

Bu itibarla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulü ile, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,

2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 08.11.2010 gün ve 550-11488 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,

3- İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.03.2007 gün ve 42-58 sayılı hükmünün BOZULMASINA,

4- Dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.03.2011 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...