DAVA TARAFINDAN KESİNLEŞEN KADASTROSU NEDENİYLE AÇILDIĞINA GÖRE HUKUKİ SORUNUN TAHDİT HARİTASININ USULÜNE UYGUN OLARAK UYGULANMASI İLE ÇÖZÜMLENMESİ GEREĞİ – TAHDİT HARİTASI İLE ÇELİŞEN RAPORA DAYANILDIĞI – HÜKMÜN BOZULMASI

T.C YARGITAY
20.Hukuk Dairesi
Esas: 2015 / 12475
Karar: 2016 / 6219
Karar Tarihi: 01.06.2016

ÖZET: Bir yerde kadastrosu yapılıp kesinleşmişse bir taşınmazın öncesinin niteliği ve hukuki durumu kesinleşmiş tahdit haritasının uygulanması suretiyle çözümlenir. Dava tarafından kesinleşen kadastrosu nedeniyle açıldığına göre hukuki sorunun tahdit haritasının usulüne uygun olarak uygulanması suretiyle çözümlenmesi gerekirken tahdit haritası ile çelişen rapora dayanılarak hüküm kurulması hükmün bozulmasını gerektirmiştir.

(3402 S. K. m. 36/A, Geç. m. 11)

Dava ve Karar: Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı … vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
… ili, … ilçesi, … köyü, … mevkii, 125 ada 3 parsel sayılı 476,75 m² yüzölçümlü taşınmaz, arsa vasfıyla davalı adına tapuda kayıtlıdır.
Davacı, davalı adına tapuda kayıtlı taşınmazın ekli krokide belirtilen kısmının 12.05.1970 tarihinde kesinleşen tahdit sınırları içinde kaldığını belirterek taşınmazın tahdit sınırları içinde kalması nedeniyle seri bazda tescilli tapusu bulunduğundan taşınmazın ekli krokide belirtilen kısmının tapusunun tapu kütük sayfasının kapatılması suretiyle iptali, davalının taşınmaza müdahalesinin önlenmesi ve karar kesinleşinceye kadar taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulması istemleriyle dava açmıştır.
Mahkemece; davacının elatmanın önlenmesi davasının esastan reddine, davacının tapu iptali davasının kabulü ile … ili, … ilçesi 125 ada 3 numaralı parselin 24/03/2015 tarihli bilirkişi kurulu raporuna ekli 1 numaralı krokide 3/A olarak gösterilen 117,25 m²’lik kısmının tapusunun iptali ile vasfıyla adına tesciline karar verilmiş, hüküm davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kesinleşen sınırı içinde kalan tapu kaydının iptali istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 1969 yılında 6831 sayılı Kanuna göre … Serisi Devlet Ormanına ilişkin olarak seri usulde yapılıp kesinleşen kadastrosu ile daha sonra 3302 sayılı Kanuna göre yapılıp 25.10.1991 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 2/B çalışması vardır.
Mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmiş, davacının dava dilekçesinde dava konusu taşınmazın olarak tapu kaydı olduğunu beyan etmesine rağmen bu tapu kaydı araştırılarak dosya arasına getirtilmemiş; mahkemece yapılan ilk keşif sonucunda fen ve uzman bilirkişi raporunda çekişmeli taşınmazın (D) ve (E) harfleri ile gösterilen 224,46 m²’lik bölümü tahdit dışında sayılmayan, (C) harfi ile gösterilen 252,13 m2’lik bölümünün kadastro sınırları içerisinde kalan sayılan yerlerden olduğu, 2. keşif sonrasında düzenlenen bilirkişiler kurulu raporlarında (A) harfi ile gösterilen 117,25 m²’lik bölümü tahdit içinde kalan ve sayılan, (B) harfi ile gösterilen 359,50 m²’lik bölümünün ise kadastro sınırları dışında kalan ve sayılmayan yerlerden olduğu tahdit haritasının uygulaması ile saptanması sonucunda mahkemece raporlar arasındaki çelişki giderilmeden kurul raporu doğrultusunda karar verilmiş, bir örneği dosyada bulunan tahdit haritasındaki 198, 199, 200, 201, 202 ve 203 nolu OS noktaları ile hükme dayanak alınan kurul raporundaki bu noktalar arasında açı, mesafe, eğim bakımından bir benzerlik bulunmamasına rağmen tahdit haritası ile bilirkişi raporu arasındaki çelişki giderilmemiştir.
Kural olarak; bir yerde kadastrosu yapılıp kesinleşmişse bir taşınmazın öncesinin niteliği ve hukuki durumu kesinleşmiş tahdit haritasının uygulanması suretiyle çözümlenir. Dava tarafından kesinleşen kadastrosu nedeniyle açıldığına göre hukuki sorunun tahdit haritasının usulüne uygun olarak uygulanması suretiyle çözümlenmesi gerekirken tahdit haritası ile çelişen rapora dayanılarak yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
O halde mahkemece yapılacak iş; kesinleşen kadastro haritası ile geniş kadastro paftasının ölçekleri eşitlenerek çekişmeli taşınmaz ile çekişmeli taşınmaza komşu olan taşınmazlarla birlikte gösterecek şekilde aşağıda belirtilen yöntemle usulünce uygulama yapılarak çekişmeli taşınmazın kadastro sınırları içinde ve dışında kalan bölümleri duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptadıktan sonra istemle bağlı kalınarak bir karar vermekten ibarettir.
Bu nedenle; mahkemece, önceki bilirkişiler dışında halen … ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek mühendisleri arasından seçilecek üç yüksek mühendisi veya mühendisi ve bir harita mühendisinden veya olmadığı takdirde bir tapu ve fen memurundan oluşturulacak bilirkişi kurulu yardımıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte kesinleşmiş tahdit haritası ve tapulama paftası 1/10.000 ve 1/25.000 ölçeklerine ayrı ayrı denkleştirilerek sağlıklı bir biçimde zemine uygulanıp, değişik açı ve uzaklıklarda olan 198, 199, 200, 201, 202 ve 203 numaralı tahdit sınır (OTS) noktalarını da gösterecek biçimde çekişmeli taşınmazın tahdit hattına göre konumu duraksamaya yer vermeyecek ve önceki çelişkileri giderecek biçimde saptanmalı; 198, 199, 200, 201, 202 ve 203 numaralı tahdit sınır (OTS) noktalarının 1970 tarihli ilk orijinal tahdit haritasındaki açı, eğim ve mesafeleri dikkate alınmalı, bilirkişilere tahdit hattı ile irtibatlı müşterek kroki düzenlettirilmeli ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Kabule göre de, karar tarihinden önce 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunun 16. maddesiyle 3402 sayılı Kanuna eklenen “Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekalet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz.” şeklindeki 36/A maddesi ve 17. maddesi ile eklenen “Bu Kanunun 36/A maddesi hükmü, henüz infaz edilmemiş yargı kararlarındaki vekalet ücreti dahil yargılama giderleri için de uygulanır.” şeklindeki geçici 11. maddesi hükümleri uyarınca davalı aleyhine vekalet ücreti dahil harç ve yargılama giderlerine hükmolunamayacağından, bu husus gözardı edilerek yazılı olduğu şekilde davalı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesi de doğru bulunmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin ile davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bozma nedenine göre bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde iadesine 01.06.2016 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.

Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat