Takipsizlik Kararına Karşı Ne Yapılabilir?

T.C
YARGITAY
4.CEZA DAİRESİ
ESAS NO-2010/12163
KARAR NO-2011/25466
KARAR TARİHİ-28.12.2011

HİÇBİR ARAŞTIRMA YAPILMAKSIZIN TAKİPSİZLİK VERİLMESİ

“İçtihat Metni”

Görevi kötüye kullanma suçundan şüpheliler K… İ… ve M… Ç… haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Şişli Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/12/2009 tarihli ve 2009/31515 soruşturma, 2009/34942 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 29/01/2010 tarihli ve 2010/254 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 14.04.2010 gün ve 2010/23673 sayılı yazısı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.04.2010 gün ve 2010/95502 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

İstem yazısında “Dosya kapsamına göre, şüphelilerin suçlamaları kabul etmedikleri, görevlerini gereği gibi yerine getirdiklerini savundukları. Şişli 6. icra Müdürlüğünün 2005/450 takip sayılı dosyasının incelemesinde iddiaları doğrulayıcı delillerin tespit edilmediği, aynı hususlarla ilgili olarak müştekinin icra ve hukuk mahkemelerinde açmış olduğu davaların reddine karar verildiğinden bahisle müşteki ve şüpheli ifadelerinin alınmasından başka hiçbir araştırma yapılmaksızın kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de,

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesinde yer alan “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 14/11/2007 tarihli ve 2007/9636-9375 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere. Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un kendisine yüklediği soruşturma görevini hiç yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı bir durumda, anılan Kanun’un 160. maddesi ve diğer maddeleri uyarınca soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

Gereği görüşüldü;

5271 sayılı Ceza Yargılama Yasasının 160. maddesinin 1.fıkrasında “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.” 2. fıkrasında, “Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” 170. Maddesinin 2. fıkrasında, ” Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.” 173. maddesinin 3.fıkrasında ise ” Başkan, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hakimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder;…….

” hükümleri yer almaktadır.

İncelenen dosyada, yakınan B… E… Adalet Bakanlığına ve Cumhuriyet savcılığına verdiği 22.4.2009 ve 11.6.2009 tarihli şikayet dilekçelerinde, şüpheli icra memuru M… Ç…’un, 31.5.2006 tarihli tahliye işlemi sırasında kiralanan yerde bulunan çok sayıda taşınır eşyayı tahliye tutanağına sadece 63 kalem mal olarak yazdığı, tutanak içeriğiyle gerçek durum arasında nitelik ve nicelik yönünden büyük farklılıklar ve eksiklikler bulunduğu, taşınmaz tahliye edilirken makinelerinin parçalandığı, antikalar ve diğer sanat eserlerinin yağmalandığı, çıkarılan eşyanın niteliğine uygun bulunmayan bir depoya teslim edildiği, hukuken geçersiz vekaletnameye dayanılarak aleyhine icra takibi yapıldığı, iade edilecek malları alırken şüpheli icra müdürü tarafından ibraname vermeye zorlandığını ileri sürmüştür.

Yakınan itiraz dilekçesinde ise tahliye işleminin, yapılacağı tarihin kendisine bildirilmediği, mesai saatinden sonra gerçekleştirildiği, tutanağın içeriğinin gerçeği yansıtmadığı ve icra müdürünün tam ve eksiksiz aldığına dair yazı vermezsen mallarını vermem dediğini iddia etmiştir. M… A… D…’in aleyhine icra takibi yapmaya yetkili olmadığı, işlemler sırasında kullandığı vekaletnamenin hukuken geçersiz olduğu iddiasının, Yargıtay denetiminden geçen mahkeme kararlarına göre yerinde olmadığı ancak yakınanın öbür iddialarının yeterince araştırılmadığı anlaşılmaktadır. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı müşteki ve şüphelilerin ifadelerini almak ve Şişli 6. İcra Müdürlüğünün 2005/450 sayılı dosyasını inceleyip denetime olanak vermeyecek biçimde tutanağa geçirmekle yetinmiştir. 31.5.2006 tarihli tutanağın altında imzası olup tahliye işlemine katılan kişiler dinlenmemiş, Şişli 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/590 ve 2006/311 Değişik İş sayılı dosyaları incelenmemiş, 31.5.2006 tarihli tahliye tutanağının, içeriği itibariyle gerçeği yansıtıp yansıtmadığı, yakınanın tahliye edilen taşınmazdaki eşyasının tahliye işlemi nedeniyle herhangi bir hasar görüp görmediği, hasar görmüşse nereden kaynaklandığı, tahliye kararının icrasında icra memurunun yasa ve yönteme uymayan bir davranışı olup olmadığı, yedieminde bulunan eşyanın iadesi için yakınandan ibraname istenip istenmediği araştırılmamış ve soruşturma herkesi tatmin edecek kapsam ve nitelikte yürütülüp sonuçlandırılmamıştır.

Bu durumda itiraz merciinin, soruşturma eksikliğini gidermeden verdiği itirazın reddi kararının hukuka aykırı olduğu görülmektedir.

Somut olayda, C.Y.Y.’nın 160. maddesinin Cumhuriyet savcısına yüklediği maddi gerçeği araştırma sorumluluğunun gereği, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığınca yerine getirilmemiştir. Y.C.G.K.’nun, 4.12.2007 tarih ve 2007/247-257 sayılı kararında özetle “Cumhuriyet savcısı tarafından ceza yargılamasının temel hedefi olan maddi gerçeğe ulaşma amacına yönelik olarak gerekli kanıtların toplanmadığı hatta buna teşebbüs bile edilmediği çok açık olarak anlaşılmakta, başka bir anlatımla soruşturma evresinin tamamlanmadığı net bir biçimde tespit edilmekteyse, soruşturma evresi Cumhuriyet savcısınca tamamlanmalıdır. Aksinin kabulü halinde, soruşturma safhasının asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı varken istisnai yetkili olan sulh ceza hakiminin soruşturmayı yapması sonucuna ulaşılır ki bu C.Y.Y.’nın getirdiği sisteme ve yasanın amacına aykırıdır.” denilerek soruşturma eksikliğinin nasıl giderilmesi gerektiği gösterilmiştir. Yapılan açıklamalara göre itiraz merciinin, itirazı kabul edip dosyayı soruşturmayı tamamlaması için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesi hukuka uygun olacaktır.

Açıklanan nedenlerle, istem yerinde bulunduğundan, görevi kötüye kullanma suçundan şüpheliler K… İ… ve M… Ç… hakkında Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesince 29.1.2010 tarih ve 2010/254 D.İş sayı ile itiraz üzerine verilen kararın, 5271 sayılı C.Y.Y.’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA, aynı yasa maddesinin 4-a fıkrası gereğince sonraki işlemlerin yerinde tamamlanmasına, 28.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

CategoryYargı Kararı
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat