SOYBAĞININ HÜKÜMLERİ

VELAYET, KİŞİSEL İLİŞKİ

Ana ve baba evli değilse kural olarak velayet anaya aittir. Ana kü­çük, kısıtlı, ölmüş veya velayet kendisinden alınmışsa çocuğun menfaa­tine göre Aile Mahkemesi hakimi çocuğa vasi atar ya da velayeti babaya verir.

Ana ve babadan her biri velayeti altında bululnmayan ya da kendi­sine bırakılmayan çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteyebilir. Ancak, kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer ya da Önemli se­bepler varsa kişisel ilişki kurma hakkı mahkemece reddedilebilir. Veya kendisinden alınabilir, (md. 324)

Ana ve baba dışında kalan üçüncü kişiler özellikle hısımlar da, ço­cuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocukla kişisel ilişki kurulma­sını isteyebilirler. Kişisel ilişki kurulmasına yönelik davalarda, çocuğun oturduğu yer Aile Mahkemesi de yetkilidir. Boşanma ve evlilik birliğinin korunmasına ilişkin yetki kuralları saklıdır, (md. 326)

SOYADI

Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin, evli değilse ananın soyadını ta­şır. Ana, Önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa, çocuk onun bekarlık soyadını taşır. (md. 321)

Çocuk ile baba arasında soybağının «tanıma» ya da «babalık hükmü» ile kurulması halinde ne olacaktır?Önceki kanunumuzda (743 =. T. K. M. md. 312) bu durumda çocuğun, babanın soyadını alacağı hükmüne yer verildiği halde yeni kanunumuza bu ifade alınmamıştır. Madde gerekçesinde de (T. M. K. md. 321) “tanıma veya babalık hük­müyle soybağı kurulduğu halde dahi, çocuk ananın soyadını alacaktır, “yazılıdır. Bu gerekçe kanunumuzun tümüne egemen olan eşitlikçi ve çağdaş anlayışa aykırıdır. Bir yandan kişisel -tam babalık düzgün – düzgün olmayan soybağı ayrımına son verilirken diğer yanda soybağı babalık hükmü ya da tanıma yoluyla kurulan çocuğun, babasının soya­dını almasının engellenmesi Anayasamızın «eşitlik» ilkesine, ülkemiz­ce de onaylanıp iç hukukumuzun parçası haline gelen başta Çocuk Hak­ları Sözleşmesi olmak üzere uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Bu yasa­ğın çocuğun ve toplum için bir yararı da bulunmadığından 321. madde­nin en kısa zamanda değiştirilmesi doğru olur. 321. maddeye eklenecek ikinci bir fıkra ile: “Soybağının tanıma veya babalık hükmüyle kurulması halinde, çocuk, babanın soyadını alır. “İfadesine yer verilmesi, yasanın bütününde gözetilen eşitlik ilkesine uygun olur.

Uygulamada ortaya çıkan sorunlar ve ilgililerin haklı yakınmaları sonucu 29.4.2006 tarihinde yürürlüğe girin 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununda bu konuya yönelik de kısmen rahatlatıcı düzenlemelere yer verilmiştir. Kanunun 28.maddesinde: “Tanınan çocukları, babalarının hanesine, baba adı ve soyadıyla, analarının kimlik ve kayıtlı olduğu yer bilgileri belirtilmek suretiyle tescil edilecekleri” belirtilmiş, geçici 5.maddesinde de: “Bu kanun yürürlüğe girinceye dek tanıma beyanı veya babalığa hüküm kararı sonucu ana hanesine tescil edilen çocukların baba hanelerine nakline ; ana ve babanın birinin müracaatı, çocuk erginse, kendisinin müracaatıyla “İmkan tanımıştır.”

5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunun 28 .maddesinde sadece “Ta­nınan” çocukların durumunun düzenlenip, “Babalık hükmü” ile soy bağı kurulan çocukların nüfus kayıtları yönünden geçici 5.maddedeki düzenlemeyle yetinilmesi kısmen çelişkili ve yetersiz olmakla birlikte uygulamada bir rahatlamanın yaşandığı gözlenmektedir.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin son kararları da bu yeni düzenlemenin daha da genişletilerek uygulanmasına yöneliktir. Yargıtay, 5490 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden Önceki dönemdeki içtihatlarında; Baba­lık hükmü veya tanıma yoluyla soy bağı kurulan çocukların, baba hanelerine tesciline yönelik kararlan TMK. m.321 hükmüne aykırı buluyor,
yerel mahkeme kararlarını; «baba hanesine», «baba soyadıyla» kayıt yapılamayacağı gerekçesiyle bozuyordu. Ancak; 5490 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden sonra aynı nitelikteki (Babalık hükmü ve baba hanesine, babanın soyadıyla tescile yönelik) kararların onandığı görül­mektedir. Örneğin bir olayda; yerel mahkeme babalığa hükmedip, çocu­ğun babanın hanesine tesciline karar vermiş temyiz üzerine Yargıtay 2.Hukuk Dairesi şu gerekçeyle kararı onamıştır: ” özellikle 5490 sayı­lı yasanın geçici 5.maddesiyle babalığa hükmedilen çocukların baba hanelerine tesciline de imkan verilmiş bulunduğundan onanmasına.

ÇOCUKLARIN BAKIMI, NAFAKA

Kural olarak çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli gi­derler ana ve baba tarafından karşılanacaktır. Ancak; ana babanın eko­nomik durumu zayıfsa veya çocuğun özel durumu olağanüstü harcama yapılmasını gerektiriyorsa ya da olağan dışı bir sebebin varlığı, halinde çocuğun mallarından onun eğitim ve bakımına yetecek belli bir miktarı hakimin izniyle ana ve baba sarfedebilecektir. (md. 327)

Ana ve babanın çocuğun mallarım yönetirken her olayda istisnasız, Aile Mahkemesi hakiminin iznini alma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ana ve baba, velayetleri devam ettiği sürece çocuğun mallarım yönetme hakkına sahiptirler ve kural olarak hesap ve güvence vermezler. (md352) Çocuğa ait bir taşınmaz malın onun eğitimi veya bakımı için satılmak istenmesi halinde Aile Mahkemesinden izin alınması gerekir. Bu konu «çocuk malları» bölümünde daha ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Ana ve babanın bakım borcu kural olarak çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Ancak, çocuğun eğitimi ergin olduğu halde devam ediyorsa ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebi­lecek ölçüde, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdür­ler, (md. 328) Durum ve koşulları Aile Mahkemesi hakimi her somut olaya göre değerlendirecektir. Örneğin çocuğun sık sık okul değiştirme­si, parasız devlet okulundan çıkıp paralı özel okula kayıt yaptırması ve benzeri durumlarda; ailenin durumu ve koşulları araştırılıp bu yüküm­lülüğün kapsamı hakkaniyete uygun olarak belirlenecektir.

Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafa­ka davası açabilir. Henüz velayete ilişkin bir düzenleme yapılmamış olsa bile, soybağı belirlenmiş olan çocuk yanında bulunan ana veya baba bu davayı açabilir.

Küçük, ayırt etme gücüne sahip değilse, atanacak kayyım veya va­sinin de çocuk adına nafaka davası açma yetkisi bulunmaktadır. Ayırt r:me gücüne sahip olan küçük, bu davayı herhangi bir izne bağlı olmaksızın kendisi de açabilir, (md. 329)

Nafaka miktarı belirlenirken çocuğun ihtiyaçları, ana ve babanın hayat koşulları ile varsa çocuğun gelirlerinin gözönünde bulundurulma­sı gerekir.

Nafaka irat biçiminde, her ay peşin ödenecek şekilde belirlenir. Aile Mahkemesi hakimi bu nafakanın gelecek yıllarda ne miktarda ödenece­ğine de karar verebilir.

Bunun için;

1) Bu yönde istem bulunması,

2)  Gelecek yıllarda yapılacak ödeme belirlenirken bunun infazda
güçlük yaratmayacak şekilde olması gerekir

Taraflardan birinin durumunun değişmesi ve bu yönde istem bu­lunması halinde hakim nafaka miktarını yeniden belirleyebileceği gibi tamamen de kaldırabilir.

Aile Mahkemesi hakimi, nafaka davası açılınca, istem üzerine gerek­li olan önlemleri alır (md. 332).

CategoryMakale
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat