Ceza yargılama hukukunda soruşturma; suç işlendiği hususunda herhangi bir şekilde (şikayet, ihbar veya bizzat) izlenim edinen yetkili makamların, kanunun verdiği yetki içerisinde, bu izlenimin maddi bir gerçek olup olmadığının belirlenmesi -işin yargılama makamı önüne götürülmesinin gerekip gerekmediği- hususunda yaptıkları araştırmaların bütünüdür. Burada aranan maddi gerçektir. Bu araştırmada, yani maddi gerçeğe ulaşmada bilimsel ve mantıksal yolun izlenmesi gerekir. Maddi gerçek; bilime, akla uygun, realist, olayın bütünü veya bir parçasını temsil eden kanıtlardan veya kanıtların bütün olarak değerlendirilmesinden ortaya çıkarılmalıdır.

Cumhuriyet Savcısı, soruşturma evresinin gerçek anlamda idarecisi olmalıdır. Bunun için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, Cumhuriyet savcısının soruşturmanın aktörü olması maksadıyla hükümler getirmiştir. Koruma tedbirleri için genel olarak hakim kararı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emrini şart koymuştur. Örneğin: Elkoyma CMK m.123

CMK, soruşturma evresi sonunda toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli  şüphe oluşturması  halinde  iddianamenin  düzenlenmesini öngörmüştür.            (m.170/2).

Bu hüküm, kamu davasının açılmasında Cumhuriyet savcısına bağlı yetki tanıyan, “mecburilik ilkesi”ni düzenlemektedir.

Ceza Muhakemesi Kanunu m.171 Cumhuriyet savcısına bazı durumlarda kamu davasını açmada takdir yetkisi tanımıştır ki bu mecburilik sisteminin yumuşatılması anlamına gelmektedir.

Bu maddede “yeterli şüphe” den söz edilmek suretiyle, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin soruşturma evresinde geçerli olmadığı vurgulanmış olmaktadır.

Yeni Ceza Muhakemesi Hukuku Sistemi hazırlık soruşturması yerine soruşturma terimini kullanmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nu m.2/l/e’de soruşturma şu şekilde tanımlanmıştır: “Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi ifade eder.

Aslında bu tanımda yer verilmemiş olmakla birlikte soruşturma sadece iddianame düzenlenmesi ve bunun mahkeme tarafından kabulü ile değil, Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi halinde de soruşturma sona erecektir.

Soruşturma evresi, suçun işlenmesi anından değil, suç şüphesini öğrenilmesi anından başlar. Çünkü bu aşamada henüz bir suçun işlendiğinde değil, ancak bir suç iddiasının varlığından söz edilebilir. Soruşturman başlaması için gerekli olan bir şüphenin varlığıdır. Bir suçun varlığı şart değildir. Aksi takdirde, suçun işlendiğinden bahsedildiği yerde; örneğin şüpheli, sanık, soruşturma, kovuşturma gibi muhakeme hukuku kişi ve kurumlarının, suçlu sayılmama karinesi gibi ilkelerin yeri olamazdı. Zaten soruşturma yapılmasının maksadı da bu şüphenin sonlandırılmasıdır.

Soruşturma Organları

  1. Cumhuriyet Savcısı

Mahkeme kuruluşu bulunan her il merkezi ve ilçede o il veya ilçenin anılan bir Cumhuriyet başsavcılığı kurulur. Cumhuriyet başsavcılığında, Cumhuriyet başsavcısı ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısı bulunur.

Genel Görevleri:

  1. Kamu davasının açılmasına yer olup olmadığına karar vermek üzere soruşturma yapmak veya yaptırmak,
  2. Kanun hükümlerine   göre,   yargılama   faaliyetlerini   kamu   adına izlemek, bunlara katılmak ve gerektiğinde kanun yollarına başvurmak,
  3. Kesinleşen mahkeme kararlarının yerine getirilmesi ile ilgili işlemi yapmak ve izlemek,
  4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

Cumhuriyet savcıları, bulundukları il merkezi veya ilçenin idarî sınırları ile bunlara adlî yönden bağlanan ilçelerin idarî sınırları içerisinde yetkilidirler.

Ağır ceza mahkemesi ile özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin yargı çevresinde yer alan Cumhuriyet başsavcılıkları, yetki alanları içerisinde yürüttükleri bu mahkemelerin görevine giren suçlarla ilgili soruşturmaları yapar ve ivedi, zorunlu işlerin tamamlanmasından sonra düşünce yazısına soruşturma evrakını ekleyip ağır ceza mahkemesi veya özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin Cumhuriyet başsavcılığına gönderirler.

Büyükşehir belediye sınırları içerisinde bulunan Cumhuriyet başsavcıları, bu yer ceza mahkemelerinin yargı çevresinde yetkilidir. Ancak, büyükşehir belediye sınırları içerisinde yer alan ağır ceza mahkemeleri ile Özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin görevine giren işlerde soruşturmaları yapar ve ivedi, zorunlu işlerin tamamlanmasından sonra düşünce yazısına soruşturma evrakını ekleyip ağır ceza mahkemesi veya özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin Cumhuriyet başsavcılığına gönderirler.

Cumhuriyet savcıları gecikmesinde sakınca bulunan veya olayın özelliğinin gerektirdiği hâllerde, yer aldıkları veya görevli oldukları Cumhuriyet başsavcılıklarının yetki sınırları ile bağlı olmaksızın keşif ve diğer soruşturma işlemlerini yapmaya yetkilidirler.

Soruşturma Görevi

İhbar, şikayet veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez Cumhuriyet Savcısı kamu davası açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

Soruşturma evresini açmak görevi Cumhuriyet savcısına verilmiştir. Özel kişiler ihbar yolu ile sadece soruşturma evresinin açılmasını tahrik edebileceklerdir. Kolluğun rolü Cumhuriyet savcısının yardımcısı olmaktan ibarettir. Bu bakımdan bu durum Batı’daki bazı görüş ve uygulamalardan farklıdır. Cumhuriyet savcısı, esaslı ihbar üzerine işin gerçeğini araştıracaktır ama, ihbarın, daha başlangıçtan esassız olduğu anlaşılıyorsa, araştırmaya yine de girişilmesi gerektiği söylenemez. İhbarın asılsız olduğu veya olayın suç oluşturmadığı (Örneğin: Şikayet konusu olayın hukuki uyuşmazlık olduğunun şikayet anından itibaren açıkça belli olması) baştan belli ise bu durumda araştırma yapmaya gerek yoktur. Hatta bu durumda şüpheli savunması dahi alınmamalıdır.

Soruşturmadaki yükümlülükleri: (CAAK m.160/2)

  1. Maddi gerçeği araştırmak:

Ceza muhakemesi hukukunda soruşturma ve kovuşturma evrelerinin sonunda bir doğru ortaya konur. Prof. Kunter’in deyimi ile “yargılama esnasında yargılamaya katılan herkes bir mütalaada bulunmuştur.” Suç işlendiğini iddia eden Cumhuriyet savcısı, buna müteakip savunma yapan şüpheli veya müdafii ve nihayet hükmü veren hakim de bir mütalaada bulunmuştur. Tüm bu mütalaalar sonucunda bir doğruya ulaşılır. Hükmün kesinleşmesiyle bulunan bu sonuç maddi gerçek olarak adlandırılır. Ancak bu nihai (mutlak) gerçek değildir. O muhakemede ulaşılmış olan gerçektir. Cumhuriyet savcısının görevi soruşturmada başından sonuna kadar bu maddi gerçeği ortaya çıkarmak için adli kolluk marifetiyle veya bazen bizzat her türlü araştırmayı yapmaktır.

  1. Adil yargılamanın yapılabilmesi için çalışmak:

Soruşturma evresinde temel görevi yerine getiren Cumhuriyet savcısı ve emrindeki adli kolluk faaliyetlerinde her zaman adil yargılama ilkesini gözetmelidir. Kendisi bu ilkeyi ihlal edemeyeceği gibi bu ilkeyi ihlal edebilecek engelleri de bertaraf etmelidir. Örneğin: Yakalanan veya gözaltına alınan bir şüphelinin basında suçlu gibi gösterilmesi durumunda bu ilke ihlal edilmiş olacaktır. Cumhuriyet savcısı veya adli kolluk şüpheliyi bu şekilde basına gösteremez. Gizli soruşturmayı ifşa edemez. Bu şekilde bir yayın yapılmasını engellemeli ve yapanlar hakkında cezai sorumluluk yolunu çalıştırılmalıdır.

Soruşturmaya egemen olan ilkeler; gizlilik, etkinlik, sür’at, dürüstlük ve hakkaniyettir. Bu ilkeler Adil yargılanmanın yapılması için doğrudan veya dolaylı olarak etki eden temel ilkelerdir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesine göre “bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır” aynı maddeye göre “her kişinin, davasının adil olarak görülmesini istemek hakkı vardır.” Anayasa m.38/4’e göre “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”

CMK m.l60/2’ye göre “Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.”

Tüm bu hükümler soruşturmanın adil yargılanma ilkesine uygun yürütülmesi gereğini ortaya koymaktadır.

CMK m.l57/l’e göre “Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir.”

TCK m.285/l’e göre “Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, soruşturma aşamasında alınan ve kanun hükmü gereğince gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğinin ihlali açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.”

Bu hüküm ceza muhakemesinde çabukluk (ivedilik), gizlilik ve etkinlik ilkelerine hizmet eden bir düzenlemelerdir.

  1. Emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplamak ve muhafaza altına almak:

Cumhuriyet savcısı soruşturmayı tek başına veya sadece adliye personeli ile yapmayacaktır. Cumhuriyet savcısının soruşturma esnasında en büyük yardımcısı emrindeki adli kolluk görevlileridir.

Her ne kadar adli kolluk hususunda özel bir kanun yapılamamış adli kolluk teşkilatı arzu edilen şekilde her yönüyle Cumhuriyet savcısına organik olarak bağlanamamış olsa da Ceza Muhakemesi Kanunu açıkça soruşturmanın Cumhuriyet savcısı tarafından emrindeki adli kolluk marifetiyle yapılacağını belirlemiştir.(CMK m.160/2)

Cumhuriyet savcısı bu soruşturmayı yaparken şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayacaktır. Bu hüküm de adil yargılanma hakkının kanuna bir yansımasından başka bir şey değildir. Zira silahların eşitliği ilkesi bunu gerektirir. Ceza Muhakemesi Kanunu ile iddianamenin iadesi kurumu getirilmiş olduğundan ve “suçun sübutuna etki edecek mevcut bir delilin toplanmadan” iddianame düzenlenmesi iade sebebi olarak öngörüldüğünden leh ve aleyhte tüm delillerin toplanması gerekir.

Cumhuriyet savcısı ve emrindeki adli kolluk soruşturma evresinde delil toplama faaliyeti yapmaktadır. Ceza muhakemesinde ilkeler ve sınırlar içerisinde kalmak şartıyla her zaman, her yerde, herkesten, her türlü delil toplayabilir.

Delillerin Özellikleri

  1. Uyuşmazlık Konusu Olayla İlgili Olmak: Olayı temsil etmeyen uzaktan yakından olayla alakası bulunmayan yani olaya yabancı unsurlar delil olamazlar. Suçun maddi unsurlarından olan nedensellik bağının tesisi için delilin olayla ilgili olması şarttır. Delil olduğu düşünülen bir şeyin ilk etapta olayla alakalı olup olmadığı hemen anlaşılmayabilir. Belli incelemeye tabi tutulduktan sonra olayla alakalı olduğu ortaya konabilir.
  2. Uyuşmazlık Konusunun Aydınlatılmasına Fayda Sağlamak: Olayla ilgili olan şeyin olayın aydınlatılmasına suçun ve suçlunun belirlenmesine yardımcı olması gerekir. Olaya yabancı bir hususun delil olması mümkün değildir. Delil olacak öğenin öncelikle olayla doğrudan ve en azından diğer unsurlarla birleştikten sonra açıklama getirecek kadar dolaylı bir bağlantısının olması gerekir. Olayla alakalı her unsur delil olamaz olayın aydınlatılmasına katkı sağlayacak tarzda deliller olmalıdır. Sadece muhakemeyi uzatmak amacıyla bazı hususların ileri sürülmesi halinde faydalı olmadığı gerekçesiyle o husus reddedilebilir.
  3. Mantıki ve Gerçekçi Olmak: Delil olacak şeyin akıl ve mantık kurallarıyla bağdaşması gerçekçi olması gerekir. Olayın oluşuna, eşyanın tabiatına ve hayatın olağan akışına uymayan unsurlar delil olamazlar. Delil olacak şey akıl ve mantık kurallarına göre ortaya çıkmış, bilime göre mümkün olmalıdır. Varsayımlara dayalı hususlar, harici bilgi edinmeleri gibi afaki unsurlar suçun soruşturmasına başlamak için sebep sayılabilirse de delil olarak kabul edilemezler.
  4. Deliller Müşterek Olmalı: Davanın taraflarınca ve yargı makamlarınca tartışılacağından müştereklik sağlamalı, tartışılabilir olmalı, olayın taraflarının özel bilgilerinden ibaret olmamalıdır. Zira deliller hükme esas alınmışsa tartışılmak zorundadır. CMK m.217, 230/1/b Taraflardan en az birine yabancı olan bir delil ortaya konamaz ve tartışılamaz. Taraflara iddia ve yargılama makamları da dahildir.
  1. Deliller Kanuna Aykırı Olmamalıdır

Toplanacak delilerin kanuna uygun olması gerekir. Burada teknik deyimi ile “Delil Yasakları” söz konusu olur. Delil yasağı savunma açısından tanınmış bir haktır. Bir temel hakkın ihlal edilmesi halinde karşımıza yasak delil çıkar. Bu nedenle delil yasağı kavramı daha yerinde bir kavramdır. Ancak yasak kanıt veya yasak delil kavramları da kullanılmaktadır.

Anayasa m.38/8 de “kanuna aykırı olarak elde edilen bulgular delil olarak kullanılamaz” hükmü mevcuttur. Burada Anayasa “delil” değil bunun yerine “bulgu” “hukuka aykırılık” yerine “kanuna aykırılık” kavramını kullanmıştır. Yani delil yasaklarının kapsamını genişletmiştir. Kanun deyimi ile tüm mevzuat dikkate alınacak hale gelmişti. Anayasa kuralı haline gelince sadece ceza yargılaması değil tüm yargılamalarda ve disiplin yargılamalarında delil yasakları dikkate alınır hale gelmiştir.

Tanıklıktan çekinme hakkı nerede ise en eski ve Yargıtay’ın uygulamada üzerine en fazla durduğu delil yasaklarından biridir. Zira hukukun genel ilkesi ve Anayasa m. 38/5 gereği “kimse kendisini veya kanunda belirtilen yakınlarından birini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanamaz.” Kişisel ilişkiler bazen toplumsal olgu ve hukuk kurallarının önündedir. Hatta bunlara aykırı hukuki düzenlemeler yararsızdır. Örneğin: Yaptırımı ne kadar fazla olursa olsun bir kişi kardeşinin işlediği iddia olunan bir suçta kardeşi aleyhine beyanda bulunmayacaktır. Anne, baba, eş, kardeş vb. ile olan ilişki ve güven duygusu toplumsal ve hukuksal nedenlere dayanarak zedelenemez. Bu sebeple şüpheli veya sanığın belli derecedeki akrabalarının tanıklıktan ve yeminden çekinme hakları vardır. Temel hak ve özgürlükler temeline oturan delil yasakları son derece önemlidir.

Anayasa m.38/8’de delil yasakları düzenlenmiştir. CMK m.217/2’de delil yasağını düzenlemektedir. Adli kolluğun müdafii olmaksızın aldığı şüpheli ifadesinin duruşmada sanık tarafından açıkça kabul edilmemesi halinde duruşmada okunamayacağı kuralını getirmiştir.

CMK da delillerin bir ispat vasıtası olduğu öne çıkarılarak suçun ispatında hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağı hükme bağlandı. Buna göre “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” M.217/2

  1. Şüphelinin haklarını korumak

Şüphelinin hakları savunma bahsinde açıklanacağı üzere: isnadı öğrenme hakkı, müdafiinin hukuki yardımını alma hakkı, susma hakkı, yargı merciine başvuru (itiraz) hakkı, ücretsiz tercüman hakkı, suçsuzluk karinesinden yararlanma hakkı gibi haklardır.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda şüphelinin kullanacağı ve bazen soruşturma organlarının şüpheliye kullandırmak zorunda olduğu hakları vardır. Örneğin: CMK 150/3 maddesine göre şüpheliye isnat edilen suçun kanundaki cezasının üst sınırının en az 5 yıl olması halinde şüpheliye müdafii tayin etmek zorunludur.

Kanunun belirlediği veya bazen de hak ve adalet duygusunun gerektirdiği durumlarda şüphelinin hakları korunmalıdır.

Şüphelinin haklarını korumak maksadıyla adli kolluğun bilgilendirilmesi, eğitimi ve denetimi hususlarında Cumhuriyet savcılarına görev düşmektedir.

Özellikle Cumhuriyet savcısının adli kolluk üzerindeki denetim yetkisi bu hakların fiilen kullandırılması noktasında işlev görmektedir. Örneğin: Nezarethanelerin Cumhuriyet savcısı tarafından denetlenmesi. İşkence ve kötü muamele iddialarında etkin hızlı bizzat soruşturma yapmak vs.

Cumhuriyet Savcısı’nın Yetkileri:

Cumhuriyet savcısını bu şekilde soruşturmanın başına yerleştiren bir sistem içerisinde yetkilerinin de daha belirgin olması kaçınılmazdır.

  1. Doğrudan doğruya veya adli kolluk yetkilileri aracılığıyla her türlü araştırmayı yapmak.
  2. Bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi istemek.
  3. Yargı yetkisi dışında bir işlem yapılması gerekiyorsa o işin yapılmasını o yer Cumhuriyet savcısından istemek.
  4. Adli kolluk görevlileri soruşturma hususundaki tüm işlemleri derhal Cumhuriyet savcısına bildirmek ve onun adliyeye ilişkin bütün emirlerini yerine getirmek zorundadırlar.
  5. Cumhuriyet savcısı adli kolluk görevlilerine emirleri kural olarak yazılı ancak gecikmesinde sakınca olan hallerde sözlü olarak verir. Sözlü emir en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir.
  6. Diğer kamu görevlileri de Cumhuriyet savcısının talep ettiği bilgileri vakit geçirmeksizin temin etmek zorundadırlar.
  7. Cumhuriyet savcısının adliye ile ilgili talep ve emirlerine karşı kamu görevlilerinin ihmal veya kötüye kullanma hallerinde (Vali, Kaymakam ve en üst kolluk amiri hariç ) Cumhuriyet savcısı bu kişiler hakkında doğrudan doğruya soruşturma yapabilir. Bu durumlarda 4483 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz.
  8. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinde vaii ve kaymakamların kişisel suçlarından dolayı genel hükümlere göre soruşturma yapılma yetkisi kaymakamlar için görev yaptıkları ilçenin bağlı olduğu il, Valiler için en yakın İl Cumhuriyet Başsavcılarına aittir.
  9. Cumhuriyet savcısı soruşturma sırasında hakim tarafından yapılması gereken ( Ör: Arama için hakim kararı alınması vs.) işlemleri o yer sulh ceza hakimine bildirir. Hakim o hususta karar verir. Bu kararın infazını yine Cumhuriyet savcısı adli kolluk vasıtasıyla yapacaktır.
  10. Suçüstü hali ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savasına erişilemiyorsa veya olayın genişliği itibariyle Cumhuriyet savcısının iş gücünü aşıyorsa sulh ceza hakimi de bütün soruşturma işlemlerini yapabilir ve bunu yaparken Cumhuriyet savcısının sahip olduğu yetkilere sahiptir.
  11. CMK m.332 hükmüne göre “Suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından yazılı olarak istenilen bilgilere on gün içinde cevap verilmesi zorunludur. Eğer bu süre içinde istenen bilgilerin verilmesi imkânsız ise, sebebi ve en geç hangi tarihte cevap verilebileceği aynı süre içinde bildirilir.
  12. Bilgi istenen yazıda yukarıdaki fıkra hükmü ile buna aykırı hareket etmenin Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesine aykırılık oluşturabileceği yazılır. Bu durumda haklarında kamu davasının açılması, izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler hakkında, yasama dokunulmazlığı saklı kalmak üzere, doğrudan soruşturma yapılır.”
  1. Kolluk

Kolluk teşkilatının görevi kamu düzeni ve güvenliğini sağlamak ve bozulan kamu düzeninin yeniden tesisi için çalışmak bunu yaparken, herkesin tanınan temel hak ve hürriyetlerden en iyi bir biçimde yararlanmasını temin etmektir.

İşte bu sebeple kolluk teşkilatının temelde aynı amaca hizmet eden iki ayrı yükümlülüğü vardır.

1.Koruma ve Önleme Görevi
2.Suç Soruşturmasını Yapma Görevi

Kolluğun bu iki ayrı gibi görünen görevleri temelde aynı kaynaktan beslenmektedir. Bu da kamu düzeninden başka bir şey değildir. Pratikte kolluğun suç öncesi görevi önleme olarak belirlenmekte ve bunu gerçekleştiren kolluğa da önleyici kolluk denmektedir. Bunun dışında suç soruşturması yapan kolluğa da yaptığı işin gereği olar adli kolluk denmektedir. Bu deyimi Ceza Muhakemesi Kanunumuz da m.l64-167’de kullanmıştır.

Adli ve İdari Kolluk Ayrımı

Kolluk görevlisinin adli ve idari (Önleyici) görevi birbirinden bir haritadaki ülke sınırları gibi çizilerek ayrılamaz. Bunu bir örnekle izah edersek: Trafik denetimi yapan bir trafik polisi ekibinin, bir araç sürücüsünün ehliyet ve ruhsatını kontrol ederken aracın içerisinde uyuşturucu olduğu şüphesini uyandıracak bir takım emarelere rastlaması olayında olduğu gibi. Bu durumda o şüphenin başladığı andan itibaren o polis adli kolluk görevi yapıyor diyebiliriz. Şüphenin yersiz olduğunun anlaşılması durumunda polis tekrar önleyici sıfat kazanacaktır.

Bu örnekte olduğu gibi adli ve önleme görevleri her ne kadar bazen iç içe geçse de bir kolluk biriminde kimlerin adli soruşturma yapmakla görevlendirilmiş olduklarının bilinmesi önemlidir. Bu tip bir ayrım sayesinde;

  1. Öncelikle adli kolluk biriminde görevli olan kişinin bunu bir asli görev olarak görmesi ve benimsemesi sağlanmış olacaktır.
  2. Sürekli aynı görevlilerin suç soruşturmasını yapması neticesinde urmanlaşma mümkün olacaktır.
  3. Soruşturmada görevli olan kişilerin önceden tayin edilmiş olması ve sürekli görev yapmaları sayesinde soruşturma esnasında görevlilerin suç işlemesi veya ihmaller durumunda sorumlu kişilerin belirlenmesi kolaylaşacaktır.

Bu sayede soruşturma esnasında görevini kötüye kullanan veya kötü muamele suçunu işleyen kolluk görevlisinin tespiti için olay tarihinde o birimde kimin görevli olduğu hususunda derin araştırmaya gerek kalmayacaktır.

Adlî zabıtanın genel kolluk içerisinde ayrı bir birim olarak teşkilatlanması ve çalışmalarını savcının denetim ve gözetiminde sürdürmesi en uygun yol olarak gözükmektedir.

Adli Kolluk Görevlileri
  1. Ceza Muhakemesi Kanunu’na Göre

Adli Kolluk Kanunu Tasarısı yasalaşamamış onun yerme türlü çekişmelerin sonunda CMK’ya (164-167) dört madde konarak adli kolluk kurulması hususu çözülmeye çalışılmıştır. Buradaki düzenleme de amaca hizmet edecek bir düzenleme değildir. Bu dört maddeden biri de (m.167) adli kolluk hususunu düzenleme görevini yönetmeliğe bırakmıştır. CMK, adlî kolluk görevini yürütecek teşkilatları saymakla yetinmiştir. Adlî Kolluğun görevleri hususu Adalet ve İçişleri Bakanlıkları tarafından hazırlanan ve 1 Haziran 2005 tarihli 25832 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Adli Kolluk Yönetmeliği’nde açıklanmıştır.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda üç ve Adli Kolluk Yönetmeliğinde on üç madde ile Adli Kolluk düzenlenmeye çalışılmıştır. Bu düzenlemenin yeterli olduğunu  ve  daha  sonra  ortaya  çıkacak  sorunları  öngördüğünü  söylemek mümkün değildir. Adli Kolluk tanımını yapan hükümler, her teşkilatta hangi birimlerin adli kolluk olarak görevlendirildiğini saymamış, kolluk teşkilatlarının kendi kuruluş kanunlarına atıf yapmak suretiyle adli kolluğun tanımını yapmaya kalkışmıştır.

Emniyet Teşkilatı Kanunu m.8,9,12; Jandarma Teşkilat Kanunu m.7; Sahil (Süvenlik Kanunu m.4 e atıfta bulunulmuştur.

Bu hükümler çerçevesinde özetlemek gerekirse Ceza Muhakemesi Kanunu m.164/1 ve Adli Kolluk Yönetmeliği m.3/1 ye göre Adli kolluk soruşturma yapmak üzere:

  1. Emniyet Şenel Müdürlüğünce, asgarî tam teşekküllü bir polis karakolu bulunan yerlerde,
  2. Jandarma Şenel Komutanlığınca, asgarî tam teşekküllü bir jandarma karakolu bulunan yerlerde,
  3. Sahil Güvenlik Komutanlığınca, asgarî sahil güvenlik bot komutanlıklarının bulunduğu yerlerde,
  4. Gümrük Muhafaza Şenel Müdürlüğünce, gümrük muhafaza müdürlüğü ile müstakil bölge ve kısım amirlikleri bulunan yerlerde,

Mevcut imkânlar ölçüsünde yeterince adlî kolluk personeli görevlendirilir.

  1. İçişleri Bakanlığı Genelgelerine Göre

Emniyet Teşkilatı Kanunu yürürlüğünden bu zamana kadar adli polis teşkilatını tamamlamayan İçişleri Bakanlığı’nın 6.7.2005 tarih ve 118746 sayılı genelgesi ile:

İl merkezlerinde Asayiş, Kaçakçılık, Mali, Narkotik, Organize, Terörle Mücadele Şube Müdürlükleri adli kolluk olarak tahsis edilmiştir.

Sayılan şube müdürlüklerinin uzantıları olan büro amirlikleri de ilçelerde adli kolluktur.

Adli kolluk olarak belirlenen şubelerde Şube Müdürleri adli kolluk sorumlusu, diğer amir ve memurlar ise adli kolluk amir ve memurlarıdır.

İlçe Emniyet Müdürlüklerinde adli kolluk olarak belirlenen bürolardan sorumlu en az başkomiser rütbesindeki İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı; adli kolluk sorumlusudur, büroların amir ve memurları ise adli kolluk amir ve memurlarıdır.

Ayrıca İçişleri Bakanlığının 07.11.2005 tarih ve 2005/115 genelgesinde de il ve ilçe teşkilatları bünyesinde kurulu bulunan polis karakolları ile polis merkezi amirliklerinde; adli kısım/büroda görevli olanlar, suça el koyan grup görevlileri ile karakol veya polis merkezinin amirleri adli kolluk görevlerini yürütmekle yükümlü kılınmıştır.

Adli kolluk sorumlusu en az başkomiser rütbesindedir.

İçişleri Bakanlığı’nın İlgili Genelgeleri Doğrultusunda;

  1. İl Emniyet Müdürlüklerinde
  2. Asayiş,
  3. Terörle Mücadele (TEM),
  4. Kaçakçılık ve Organize (KOM),
  5. Mali,
  6. Narkotik,
  7. Organize,
  8. Çocuk,
  9. Olay Yeri İnceleme,
  10. Yabancılar,
  11. Güvenlik,
  12. Özel Harekat Şube Müdürlükleri;
  13. Polis Merkezleri ve Karakolları
  14. Merkezde
  15. Terörle Mücadele ve Harekat (TEMÜH),
  16. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Dairesi
    Başkanlıklarının ilgili birimleri

Adli Görevi Bulunmayan Kolluk Amirleri:

İl Emniyet Müdürü,

İl Emniyet Müdür Yardımcısı

İlçe Emniyet Müdürü

Yürütülen soruşturma ile ilgili olarak adlî görevi bulunmayan üstler tarafından, adlî kolluk görevlilerine emir ve talimat verilemez. Soruşturma, Cumhuriyet savcısı sorumluluğunda olduğu için emir ve talimat verecek makamın sınırlı olması doğaldır.

  1. Adalet Bakanlığı Genelgesi’ne Göre

Ceza Muhakemesi Kanunu ile Adli Kolluk Yönetmeliği’nin hükümlerine göre Cumhuriyet savcısı ve adli kolluk arasındaki ilişkinin düzenlenmesi hususunda Adalet Bakanlığı da bir Genelge yayımlamıştır.

Adalet Bakanlığı’nın bu Genelgesi’ne Göre;

Soruşturmanın her noktasında görev yetki ve sorumluluk Cumhuriyet savcılarındadır. Hiçbir merci basın yayın organlarına şüpheli kişinin lekelenmeme hakkını ve soruşturmanın gizliliğini ihlal edecek şekilde açıklama yapamaz. Cumhuriyet savcıları dışında hiç kimsenin adli görevleri nedeniyle adli kolluk amir ve memurlarına emir ve talimat verme yetkisi bulunmamaktadır.

Kolluk amirlerinin adli kolluk memurları üzerinde yönlendirme, disiplin ve sicil gibi gözetim ve denetim yetkileri bulunmaktadır. Bu sebeple kolluğun organik bir bölünmesi söz konusu değil, sadece görevin daha etkin ve verimli yapılması için bir işbölümü yapılmıştır.

İdari yönden mülki amire karşı sorumlulukları devam eden adli kolluk amir ve memurlarının adli görevlerinde Cumhuriyet başsavcılarına karşı sorumsuz olduklarını düşünmek Mülga CMUK hükümlerinin de gerisine giderek yorumlamak CMK temel esprisi ile kanun koyucunun amacı ile uzlaşmaz.

Adli Kolluk Görevine İlişkin Esaslar

 CMK m. 158’de ihbar ve şikayetlerin Cumhuriyet savcısı ve adli kolluğa yapılacağı belirtilmiştir. Adli kolluk bunu Cumhuriyet savcısına havale edemez. Zira m.158’de ihbar ve şikayetleri Cumhuriyet savcısına gönderecek kurumlar sayılmıştır. Bunlar arasında adli kolluk yoktur. Adli kolluk sadece soruşturmanın seyri bakımından Cumhuriyet savcısının talimatlarını alacaktır. Yani adli kolluk resen soruşturmaya başlayacak ancak Cumhuriyet savcısının emirlerine göre işlem yapacaktır. Yoksa kendisine gelen şikayet veya ihbarı Cumhuriyet savcısına bildirin ve oradan talimat gelirse soruşturmaya başlarım şeklinde bir davranışa giremez. Adli kolluğun aksi davranışı TCK m.257 tanımlanan görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabilecektir.

Burada kanun koyucu soruşturmanın Cumhuriyet savcısı emir ve gözetiminde yapılmasını istemiştir. Bu maksatla m.160 ve 161 de Cumhuriyet savcısına görev ve yetkiler vermiştir.

  1. Soruşturma işlemleri Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adli kolluğa yaptırılır.
  2. Adli Kolluk görevlileri Cumhuriyet savcısının adli görevlere ilişkin emirlerini gecikmeksizin yerine getirir. Adlî kolluk, bağlı bulunduğu kolluk teşkilâtının bir parçası olup, öncelikli görevi, karşılaştığı suçun işlenmesini önlemektir.
  3. Cumhuriyet savcıları adli görevlere ilişkin emir ve talimatlarını öncelikle adli kolluk sorumlularına veya adli kolluk görevi ifa eden diğer birim amirlerine verir.
  4. Cumhuriyet savcıları tarafından adli görevler ile ilgili talimatlar zorunluluk bulunmadıkça kolluk biriminin aralarındaki iş bölümü ve kolluk teşkilatlarının görev ve yetkileri gözetilerek verilir.
  5. Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. Sözlü emir, en kısa sürede yazılı hâle dönüştürülerek mümkün olması hâlinde en seri iletişim vasıtasıyla ilgili kolluğa bildirir; aksi hâlde ilgili kolluk görevlilerince alınmasına hazır edilir. Ancak, kolluk görevlisi emrin yazılı hâle getirilmesini beklemeden sözlü emrin gereğini yerine getirir.
  6. Adlî kolluk görevlileri, kendilerine yapılan bir suça ilişkin ihbar veya şikâyetleri; el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhâl Cumhuriyet savaşma bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerine başlar.
  7. Adlî kolluk görevlileri, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, Cumhuriyet savcısının emirleri doğrultusunda şüphelinin lehine veya aleyhine olan tüm delilleri, kanunda ön görülen koşullara uyarak toplamak, muhafaza altına almak ve bunları bir fezleke ile Cumhuriyet savcısına sunmakla yükümlüdür. Hukuka aykırı delil elde edildiğinin tespiti hâlinde, fezlekede bu hususa da yer verilir. Adlî kolluk görevlileri diğer soruşturma işlemlerini de aynı titizlikle yerine getirir.
  8. Adli kolluk görevlisi olay yerinde görev yapmasına engel olan veya aldığı tedbirlere aykırı davranan kişileri işlemler sonuçlanıncaya kadar ve gerektiğinde zor kullanarak men eder.
  9. Adli Kolluk görevlilerine, adli görevi bulunmayan üstleri tarafından yürütülen soruşturma ile ilgili emir ve talimat verilemez.
  10. Adli kolluk adlî görevlerin haricindeki hizmetlerde üstlerinin emrindedir.
  11. Adlî kolluk görevlileri, kadrolarında yer aldıkları birimlere mevzuatla verilmiş ve adlî görev kapsamı dışında kalan diğer görev ve hizmetleri de yerine getirirler.
  12. Adlî kolluk görevlilerinin özlük hakları, bağlı oldukları teşkilât tarafından yürütülür.
  13. Gerektiğinde veya Cumhuriyet savcısının talebi halinde diğer kolluk birimleri de adli kolluk görevini yerine getirmekle yükümlüdür. Bu durumda adli kolluk görevlileri hakkında adli görevleri dolayısıyla CMK hükümleri uygulanır.
  14. Cumhuriyet Başsavcıları her yılın sonunda o yerdeki adli kolluğun sorumluları hakkında değerlendirme raporu düzenleyerek mülki idare amirliğine gönderir.
Cumhuriyet Savcısı ve Adli Kolluk İlişkileri

Kolluk dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi Ülkemiz’de de Cumhuriyet savcısının emrinde suç soruşturmasını yapmakla yükümlüdür. Bu durum CMK m. 160/2 ve 161/1 “emrindeki kolluk görevlileri marifetiyle” ve “emrindeki kolluk görevlileri aracılığıyla” ifadelerinden açıkça anlaşılmaktadır.

1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu birçok koruma tedbirine karar verilmesinde hakim kararı gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emrini gerekli kılmıştır. Bu durum her ne kadar “bundan sonra soruşturmayı Cumhuriyet savcısı bizzat yapacak” diye yansıtılmaya çalışılsa da gerçek durum öyle değildir. Tabii ki ideal olan, soruşturmanın Cumhuriyet savcısı tarafından bizzat yapılmasıdır. Soruşturmanın sonunda o olayla ilgili olarak değerlendirme yapacak ve bir kararla soruşturmayı tamamlayacak olan Cumhuriyet savcısının soruşturmayı da bizzat yapması ceza muhakemesi hukukundaki yüz yüzelik ilkesine de uygundur. Bu durum hukuki anlamda hata payının azalmasına sebep olacak bu uygulama soruşturmaya katılanların hak ve görevlerinin belirlenmesi açısından da kolaylık sağlayacaktır. Uygulamaya bakıldığında kolluk görevlilerinin soruşturmakta oldukları suçun hukuki nitelendirmesi hususundaki, Cumhuriyet savcısının da delillerin toplanması vb. kriminalistik bilimi ile ilgili bilgi eksikliği soruşturmanın bu iki organını birbirinden ayrılmaz şekilde bağlamaktadır.

Cumhuriyet savcısı;

Kanunun esas ve usulüne ilişkin yasal uzmanlık

Mahkeme tecrübesi, tüm sürecin işleyişine aşinalık.

Soruşturmadan  duygusal  anlamda  uzak  olma,  stratejik  yaklaşım konularında güçlüdür.

Adli Kolluk

Kriminal uzmanlık ve tecrübe

Taktiksel yaklaşım

Genellikle suçun ortamı konusunda net bir kanıya sahip olma

İşgücü ve teçhizat kapasitesi konularında güçlüdür.

Hukukçu olan suçun temel şekli ile ağırlatıcı ve hafifletici sebeplerini bilen bu sebeple hangi delilin niçin gerekli olduğunu belirleyen, diğer taraftan adil ve insan haklarına saygılı muhakeme yapılması ilkesi ile görevlendirilmiş olan Cumhuriyet savcısının soruşturmanın başında olması Ceza Muhakemesinde olmazsa olmaz şarttır.

Savcı ve polis arasındaki etkileşime kılavuzluk eden ilkeler:

  1. İlk bilginin derhal bildirimi ilkesi, Adli Kolluk Yönetmeliği m.6 Acil önlemleri aldıktan sonra polis, savcıya derhal ilk şüphesini bildirir
  2. Esnek devretme ilkesi, Savcının esnek bir biçimde soruşturmayı polise devretme kararı vermesi önem arz eder
  3. Kesin yetki devri ilkesi, Savcının yetki devrinin şartları ile ilgili kesin bir karar alması çok önemlidir
  4. Bilme gerekliliği ilkesi, Eğer dava polise devredildiyse, polisin hangi koşullar altında savcıyı bilgilendirmesi gerektiğini anlaması önem arz eder
  5. Savcının liderliği altında soruşturma ekiplerinin çalışması gerekir.
Adli Kolluğun Denetlenmesi:

Cumhuriyet başsavcıları ve Cumhuriyet savcıları;

  1. Adlî kolluk hizmetlerinin etkin ve verimli yürütülebilmesi amacıyla, adlî kolluk görevlilerince ifa edilen adlî işlemleri her zaman denetler.
  2. Yürütülen soruşturma evrakını gerektiğinde ilgili adlî kolluk biriminde inceleyerek, soruşturmaya ilişkin eksik gördüğü hususların ikmalini emredebileceği gibi, soruşturma evrakı ve taraflarının bulunduğu hâl üzere Cumhuriyet başsavcılığına intikal ettirilmesi talimatını da verebilir.
  3. Cumhuriyet başsavcıları veya Cumhuriyet savcıları adlî görevlerinin gereği olarak, gözaltına alınan kişilerin bulundurulacakları nezarethaneleri, warsa ifade alma odalarını, bu kişilerin durumlarını, gözaltına alınma sürelerini, gözaltına alma ile ilgili tüm kayıt ve işlemlerini denetler, sonucunu nezarethaneye alınanların kaydına ait deftere kaydeder.
  4. Cumhuriyet başsavcıları her yılın sonunda, o yerdeki adlî kolluğun sorumluları hakkında değerlendirme raporları düzenleyerek, mülkî idare amirlerine gönderir.

Adli kolluk sorumlularının adliyeye ilişkin görevlerini yerine getirmelerinin Cumhuriyet başsavcıları tarafından değerlendirilmesi ile, kolluk üzerinde etkinlik sağlanmaya çalışılmıştır.

Vali ve kaymakamların sicil raporu tanzim ederken bu raporları göz önünde bulundurma zorunluluğu olmayışı ve raporların atamaya yetkili amirin incelemek durumunda olduğu gizli sicil dosyalarına koyulması öngörülmediği için bu maddenin uygulamada çok etkili bir denetim mekanizması olması düşünülemez.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...