Silah Kaçakçılığı

Ceza Genel Kurulu 2010/8-242 E., 2010/265 K.

GÖREV
SİLAH KAÇAKÇILIĞI

“İçtihat Metni”

Sanık Doğan’ın, 6136 sayılı Yasa’nm 12/1 ve 5237 sayılı TCY’nin 62. maddeleri uyarınca 4 yıi 2 ay hapis ve 375 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, (Diyarbakır Altıncı Asliye Ceza Mahkemesi)’nce verilen 10.11.2006 gün ve 158-376 sayılı hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi’nce 07.10.2010 gün ve 9133-11307 sayı ile;

“Hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazete’de yürürlüğe giren 5728 sayılı * Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un’ 155. maddesi ile 6136 sayılı Kanun’un 12/1. maddelerindeki değişikliğe göre yargılama yerinin Ağır Ceza Mahkemesi olduğu anlaşılmakla görevsizlik karan verilmesi zorunluluğu../’ nedeniyle, sair yönleri incelenmeksizin bozulmuştur.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı I iğ ı’nca 22.11.2010 gün ve 6877 sayı ile;

“İtiraza konu ilamda da belirtildiği gibi 5728 sayılı y Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un’ 155. maddesi ile 6136 sayılı Yasa’nın 12/1. maddesindeki değişiklik hükümden sonra yürürlüğe girmiştir. Hüküm tarihi İtibariyle hüküm kuran asliye ceza mahkemesi görevli ve yetkilidir. Mahkemelerin görevine İlişkin yasal düzenlemeler usul hukuku düzenlemeleridir. Usul hukukuna ilişkin değişiklikler derhal uygulanır. Derhal uygulama ilkesi gereği yeni yasa ancak yürürlüğe girdikten sonraki işlemlere uygulanır, geçmişe İse yürümez. Yeni yasanın geçmişe yürümemesinin sonucu olarak eski yasa zamanında yapılmış işlemler geçerli olmaktadır (Centel-Zafer; Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 39; Yaşar, Osman; CMK, Haziran 2005, s. 71).

Göreve İlişkin yasa değişikliği usul hukuku tasarrufu olduğundan, usule ilişkin uygulamalann temyiz yasa yoluyla incelenmesi, incelenen işlemin yapıldığı zaman yürürlükte olan usul kurallanna uygun olup olmadığına dair olabileceğinden, hüküm tarihinde görevli ve yetkili mahkemenin hükmünün, hükümden sonra yürürlüğe giren yasa değişikliği esas alınarak bozulamaması esastır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.09.2003 tarih ve 1-226/229 ve 27.01.2004 tarih ve 10-3/14 sayılı kararları ile Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesinin aynı konuya ilişkin 2009/13989 K. sayılı 10.11.2009 tarihli kararı da bu doğrultudadır” gerekçeleri ile itiraz yasa yoluna başvurularak. Özel Daire Kararının kaldırılarak, yerel mahkeme hükmünün incelenmek üzere Özel Daire’ye gönderilmesine karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilmekle. Ceza Genel Kurulu’nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Sanık Doğan’ın, 12.11.2005 tarihinde silah kaçakçılığı suçunu işlediğinden bahisle mahkumiyetine karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu’nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün verildiği tarihteki yasal düzenlemeye göre görevli iken, hükümden sonra yürürlüğe girmiş olan yasa ile görevsiz hale geldiği anlaşılan mahkemece verilmiş bulunan hükmün, Özel Daire tarafından, “görevsiz mahkemece” verildiğinden bahisle, bozulup bozulamayacağının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosyada:

Sanık hakkında, 12.11.2005 tarihinde işlediği iddia edilen silah kaçakçılığı suçundan, 6136 sayılı Yasa’nın 12/1-son maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Diyarbakır Altıncı Asliye Ceza Mahkemesine açılan kamu davası ile ilgili olarak, bu mahkemece 10.11.2006 tarihinde mahkumiyete karar verildiği, sanık müdafiince temyiz edilen bu hükmün ise. Özel Daire’ce, sonradan yürürlüğe giren yasa uyannca görevsiz hale gelen mahkemece verildiğinden bahisle bozulduğu görülmektedir.

TC Anayasası’nın 142. maddesinde, mahkemelerin görevlerinin yasayla belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre; 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Yasa’nın; 10. maddesinde sulh ceza mahkemelerinin, 12. maddesinde ağır ceza mahkemelerinin görevleri sayılmış, 11. maddesinde ise bunlar dışında kalan dava ve işlere asliye ceza mahkemelerinde bakılacağı düzenlenmiştir.

Bu düzenleme uyarınca ağır ceza mahkemeleri, yasa maddesinde açıkça sayılan suçlarla, ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla görevlidir.

Aynı Yasa’nın 14. maddesine göre, mahkemelerin görevlerinin belirlenmesinde ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenler gözetilmeksizin kanunda yer alan suçun cezasının üst sınırı gözönünde bulundurulur.

Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; 6136 sayılı Yasa’nın 12. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen ve “beş yıldan sekiz yıla kadar ağır hapis ve onbeşbin liradan altmışbin liraya kadar ağır para cezasını” gerektiren suça, “asliye ceza mahkemelerinde” bakılmakta iken, 08.02.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı “Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kan un “un 155. maddesi ile 6136 sayılı Yasa’nın 12. maddesinde hapis cezasının üst sınırının, “8 yıldan”, “12 yıla” çıkarılmış olması nedeniyle, bu suçtan açılmış bulunan davalara bakma görevi, “asliye ceza mahkemelerinden”, “ağır ceza mahkemelerine” geçmiştir.

Ceza Genel Kurulu’nun 30.09.2003/226-229 ile 27.01.2004/3-14 gün ve sayılı kararlarında da açıkça belirtildiği üzere;

Böyle bir düzenlemenin, değişiklikten önce hüküm verilmiş olan davaları nasıl etkileyeceği sorunu, yargılama yasalarının zaman bakımından uygulanması ite ilgilidir.

Yargılama yasalarının zaman bakımından uygulanmasında asıi olan, yasa değişikliklerindeki geçici düzenlemelerde aksi belirtilmiş olmadıkça, derhal uygulama “hemen uygulama” ilkesinin geçerli olmasıdır. Bu ilke uyarınca usul işlemleri, yapılacağı sırada yürürlükte bulunan yargılama yasası hükümlerine tabi olacaktır. O halde, ceza yargılaması sırasında, yasada değişiklik olduğunda yeni yasa hemen uygulanmalıdır.

08.02.2008 gün ve 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un geçici 2. maddesinde yer alan; naJ Mahkemenin görevli olmaması halinde, dosya üzerinde yapılacak inceleme sonucunda verilecek görevsizlik kararıyla dosya, görevli mahkemeye gönderilir” hükmünün ise, ilk derece mahke-melerdeki yargılamalarla ilgili olduğu ve temyiz aşamasında bulunan hü-kümlerle ilgili olarak uygulanma olanağının bulunmadığı kabul edilmelidir.

Bu durumda, silah kaçakçılığı suçundan yargılanan sanık hakkındaki hükmün, hüküm tarihinde görevli olan asliye ceza mahkemesince 10.11.2006 tarihinde verilmiş bulunduğu somut olayda; bu suçla ilgili olarak “ağır ceza mahkemesini” görevli kılan 5728 sayılı Yasa’nın, hüküm tarihinden sonra, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunması karşısında, verildiği tarihteki usul hükümlerine göre geçerli bulunduğunda duraksama yaşanmayan hüküm, sırf görevsiz mahkemece verildiğinden bahisle bozulamaz. Bununla birlikte; başkaca bozma nedenlerinin bulunması halinde, önceki hüküm ortadan kalkarak, mahkemenin görevi sona ereceğinden, hükmün görev nedeniyle de bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, sair yönleri incelenmeyen hükme ilişkin dosyanın, incelenmek ve bir karar verilmek üzere Özel Daire’ye gönderilmesine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi O. Koçak;

“Görev kamu düzeniyle doğrudan ilgili olup, mahkeme görevli olup olmadığını re’sen gözönünde bulundurur. Ancak, duruşmada suçun hukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle görevsizlik karan verilerek dosya alt dereceli mahkemeye gönderilemez (CMK 6. madde). Görevsizlik kararı verilemeyeceğinin bir istisnası da kanun koyucu önceki mahkemenin derdest dosyalarına devam ederek sonuçlandırmasını öngörmüşse bu halde de görevsizlik karan verilemez. Nitekim 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 1. maddesi gereğince HSYK 29.12.2003 gün 610, 15.01.2004 gün ve 2, 08.12.2005gün ve 861 sayılı kararlarında mahkemelerce bu kanundan doğan davalara bakmaya devam etmelerine karar vermiştir.

İhtisas mahkemesinde yargılanmak sanık lehinedir. Zira ihtisas mahkemesi hakimleri sadece belli suçlara baktıktan için o konuda ihtisaslaşmışlardır. Dolayısıyla hata yapma ihtimali genel mahkemelere göre daha azdır. Nasıl ki kalp rahatsızlığını kardiyoloji, böbrek rahatsızlığını nefroloji, beyin rahatsızlığını nöroloji doktoriannın tedavi etmesi gerekiyorsa, kaçakçılık ve banka zimmeti gibi suçlaın da ihtisas mahkemelerinde yargılama yapılması gerekir. Somut olayımızda da üst mahkeme olan ağır ceza mahkemesinde yargılanmak heyet mahkemesi olması nedeniyle tek hakimli olan asliye mahkemesine göre sanık yönünden daha lehedir. Yasa koyucu Asliye veya Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan bir kamu görevlisinin yargılanmasının daha teminatlı olduğu gerekçesiyle Yargıtay ya da Anayasa Mahkemesi’nce yargılanması gerektiği yönünde bir yasa çıkarsaydı yine görevsiz kararı verilmeyecek miydi? Üst mahkemede yargılanmak her zaman sanık lehe olduğu gibi Yargıtay’da yargılama halinde verilen kararın temyizi de CGK olacaktır.

CGK’da daha önce düşüncemizin aksine 30.09.2003 gün ve 226/229 ve 27.01.2004 gün ve 10-3/14 sayılı iki karar örneği verilmiş ise de, bu kararlardaki görüşe katılmamakla birlikte bu kararlarda Ağır Ceza ile Çocuk Mahkemesi arasındaki bir uyuşmazlığın çözümü ile ilgili olarak Genel Kurul oyçokluğuyla dosyanın Çocuk Mahkemesine gönderilmesine gerek görmemiş ise de her ikisi de heyet mahkemesi olduğu için somut olaya benzer bir olay değildir.

Usul hükümlerinde yapılan değişikliklerde kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle derhal uygulamaya geçilir. Nitekim 04.02.1974 gün ve 251/71 sayılı CGKK’da; mahkemelerin görevlerini ilgilendiren yasa değişiklikleri usule ilişkin ve kamu düzeni ile ilgili olup, bunların geriye yürümelerini önleyici bir hüküm yoktur, denmektedir. Yine 20.11.2001 gün ve 7/259-268 sayılı CGKK’da “Hükümden sonra yürürlüğe giren yasa İle görev mahkemelerden alınıp idareye verildiğinden, mahkeme görevsizlik karan vermesi gerekir” denmiştir. Görüldüğü üzere genel kurul bu kararında suç daha hafif bir müeyyideye dönüştürülse dahi mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerektiğini söylemektedir. Bunun tek istisnası görev değişikliği ile ilgili yasada alt mahkemeye gönderilemeyeceğine dair bir hüküm olması halinde davayı yürüten mahkeme davaya devamla sonuçlandırılacaktır. Nitekim 5326 sayılı Kabahatler Kanunu 24. madde kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde görevsizlik kararı verilmeyerek mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verilir demektedir.

İzah edilen nedenlerle davanın Ağır Ceza Mahkemesinde görülmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.” biçiminde,

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi H. Metiner ise;

“Sanığın sevk ve idaresinde bulunan araçta 12.11.2005 tarihinde yapılan aramada 11 adet kuru-sıkıdan çevrilme tabanca ve şarjörü ve özel olarak bu tabancalar için hazırlanmış tabanca mermisi ele geçirilmiş ve bu nedenle hakkında 6136 sayılı Kanun’un 12/1-son, 5237 sayılı TCK’nın 53, 63. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

Suç tarihinde yürürlükte bulunan 6136 sayılı Kanun’un 12. maddesinin 1. fıkrasında “Her kim bu Kanun’un kapsamına giren ateşti silahları… satar veya satmaya aracılık ederse veya bu amaçla bulundurursa beş yıldan sekiz yıla kadar ağır hapis ve onbeşbln liradan altmışbin liraya kadar ağır para cezası” öngörülmektedir.

Yargılama da bu hükmün yürürlükte olduğu 10.11.2006 tarihinde mahkumiyetle sonuçlanmış ve hüküm sanık vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Daire temyiz incelemesi yapmadan önce; 6136 sayılı Kanun’un 12/1. maddesi;

nHer kim bu Kanun’un kapsamına giren ateşli silahlarla bunlara alt mermileri… satar veya satmaya aracılık ederse veya bu amaçla bulundurursa beş yıldan oniki yıla kadar hapis ve beşyüz günden beşbin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır, “şeklinde değişikliğe uğramıştır.

Temyiz incelemesini 07.10.2010 tarihinde yapan Daire ise “hükmü 08.02.2010 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun’un 155. maddesi ile değişik 6136 sayılı Kanun’un 12/1. maddesindeki değişikliğe göre yargılama yerinin ağır ceza mahkemesi olduğundan görevsizlik karan verilmesi zorunluluğundan hükmü bozmuştur.”

Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; hükümden sonra yürürlüğe girmiş olan yasa ile görevsiz hale geldiği anlaşılan mahkemece verilmiş bulunan hükmünf “görevsiz mahkemece” verildiğinden bahisle, bozmaya konu yapılıp yapılmayacağına ilişkindir.

O halde önce konuyu düzenleyen yasal düzenlemeye bakılması gerekmektedir. Mahkemelerin görevlerini yasa gösterir. Anayasamızın 140. maddesi “görev” terimini kullanmıştır. Görev kavramı yapılan faaiiyeti ifade etmektedir. Madde yönünden yetki mahkemelerin hangi ağırlıktaki suçlan yargılama yetkisine sahip olduklarının belirlenmesi demektir. Madde yönünden yetki yasayla belirlenir. Nitekim; CMK’ntn görev başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrası “mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir, “şeklindedir.

CMK’nın resen görev kararı ve görevde uyuşmazlık başlıklı 4. maddesi de “davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında resen karar verebilir, 6. madde hükmü saklıdır.” hükmünü ihtiva etmektedir.

Madde yönünden yetki kura/farının istisnalarının birincisi CMK’nın 8. maddesinde yer alan uyuşmazlıklar arasında bağlantı bulunması halidir. İkinci istisna ise “üst dereceli mahkemenin” duruşmada suçun hukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle görevsizlik karan verememesidir. Kural olarak; alt dereceli mahkeme iddianamenin kabulünden sonra duruşma hazırlığı devresi de dahil olmak üzere kovuşturmanın her aşamasında işin davayı gören mahkemenin görevini aştığını veya dışında kaldığını anladığında, suçun hukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle görevsizlik kararı vererek işi görevli mahkemeye gönderir. Nitekim “görevsizlik kararı verilmesi gereken hal ve sonucu” başlıklı 5. maddesi de “İddianamenin kabulünden sonra; işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir.” Ancak üst dereceli mahkeme duruşmada suçun hukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle yargılama yetkisinin alt dereceli bir mahkemeye ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı veremez.

Ceza muhakemesi kurallarında bir değişiklik söz konusu olduğunda, eski veya yeni kurallardan hangisinin uygulanacağına ilişkin sorun, ceza muhakemesi kurallarının zaman bakımından uygulama alanını oluşturmaktadır.

Hukuk normunun zaman bakımından uygulanmasında temel prensip hemen (derhal) uygulanma olarak adlandırılan, olay ve işlemlere o sırada yürürlükte olan hukuk kurallarının uygulanmasıdır.

Kural olarak, ceza muhakemesi normunda değişiklik söz konusu ise, uygulama açısından bu değişikliğin şüpheli veya sanığın lehine olup olmamasının hiçbir önemi yoktur.

Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun zaman itibariyle uygulanmasında genel İlke kanun değişikilklerindeki geçici düzenlemelerde aksi belirtilmedikçe derhal uygulama ilkesi geçerlidir.

Derhal uygulama ilkesinin doğal sonucu olarak muhakeme işlemleri yapılacağı sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tabi olacak ve ceza muhakemesi sırasında, kanunda değişiklik olduğu zaman yeni kanun hemen uygulanacak ve fakat bu durum önceki kanunun yürürlükte bulunduğu esnada o kanuna göre usulüne uygun yapılmış işlemlerin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı gibi tekrarlanmasını da gerektirmeyecektir. Yeni kanunun yürürlüğünden sonra yapılması gereken muhakeme işlemleri yeni kanuna tabi olacak ve yeni kanunun uygulanmasında leh ve aleyhine sonuç doğurmasına bakılmayacaktır.

Maddi ceza hukuku alanında geçerli olan geçmişe uygulanma yasağı, ceza muhakemesi normları açısından geçerli değildir. Yeni hüküm aleyhe sonuç doğursa bile uygulanacaktır. Maddi ceza hukukuna nazaran kendisini gösteren en önemli fark, eski kanun zamanında işlenmiş, ancak yargılaması henüz sonuçlanmamış uyuşmazlıklara da yeni kanunun uygulanacak olmasıdır. Bu ilkenin sonuçlarını şöyle ifade edebiliriz.

İlki; uygulanacak kanunun kişilerin lehinde veya aleyhinde olmasının hiçbir öneminin olmaması,

İkincisi, işlemlerin daima yürürlükte olan kanuna göre yapılıyor olması ve işlemlerin yürürlükteki norma göre yapılmasının da yargılamada her işlemin yapıldığı tarihteki norma tabi oluşundandır. Eğer suç işlendikten sonra yargılama yasasında bir değişiklik olursa getirilen yeni norm aynı zamanda önceki norm zamanındaki suçlar açısından da uygulama yeri bulacaktır. Çünkü belirli bir olay hakkında hukuki değerlendirme yapılırken, kural olarak yargıcın yürürlükte bulunan normu uygulaması gerekir.

Üçüncüsü ise, eski kanun zamanında yargılama başlamış olmakla beraber yeni kanun yürürlüğe girdikten sonra yapılması gereken işlemlerin yeni kanunun öngördüğü şekilde yapılmasıdır.

Derhal uygulama ilkesine istisnalar tanımak mümkündür.

İlkenin derhal uygulanmasının bazı haksızlıklara sebebiyet vermesi, yani ağır surette hakkaniyete ve adalete aykırı sonuçlar doğuracak olmasıdır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 02.05.1994 gün ve 10-97/126 sayılı kararında olduğu gibi)

Bir başka hali ise, bu konuda aksine bir düzenleme getirilmiş olmasıdır. Yeni normun geçiş döneminde uygulanmasına ilişkin olarak geçici hükümlere kanunda yer verilmesi halinde, bu konuda bir uyuşmazlığın oluşmayacağıdır. Nitekim; 5271 s. CMK’nın yürürlüğe girdiği sırada, geçiş hükümleri 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir. Mahkemelerin görevleri başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasında; Ceza Muhakemesi Kanunu yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, aşağıdaki maddelerin hükümleri saklı kalmak üzere, kesin hükme bağlanmış olanlar hariç görülmekte olan bütün soruşturma ve kovuşturmalarda uygulanacağı, 2. fıkrasında da ancak, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yapılmış işlem ve kararlar hukuki geçerliliklerini sürdürüleceklerine yer verilmiştir. Yine 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu geçici madde 2’de: Bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte kovuşturma evresinde bulunan dava dosyaları hakkında;

“Mahkemenin görevli olmaması halinde, dosya üzerinde yapılacak inceleme sonucunda verilecek görevsizlik kararıyla dosya, görevli mahkemeye gönderilir” hükmü sevk edilmiştir. Keza 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un geçici madde 1 hükmünde de nBu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte görüşülmekte olan dava ve işlerde mahkemelerin görevinde bir değişikliğin söz konusu olduğu hallerde, üst görevli mahkemeler yargılamaya devam eder/er. Ait görevli mahkemeler görevsizlik kararı vererek dosyayı üst görevli mahkemeye gönderirler.”şeklinde bir düzenleme getirilmek suretiyle, mahkeme/er arasında görev uyuşmazlığının nasıl giderileceği hususu çözüme kavuşturulmuştur.

08.02.2008 gün ve 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; geçici madde 2’de, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte kovuşturma evresinde bulunan dava dosyaları hakkında:

a) Mahkemenin görevli olmaması halinde, dosya üzerinde yapılacak inceleme sonucunda verilecek görevsizlik kararıyla dosya, görevli mahkemeye gönderilir.

b) Daha önce soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yapılmış olan işlem ve kararlar hukuki geçerliliklerini sürdürürler, biçiminde özel yasalarda uyum amacıyla yapılan değişiklikler bakımından, yeni normun geçiş dönemine uygulanmasına ilişkin geçici hüküm getirmek suretiyle, görev uyuşmazlığı hususunu kurala bağlamıştır. İtiraza konu dava dosyasındaki suçta 6136 sayılı Özel yasa uygulaması ile ilgilidir.

Madde yönünden yetkiyi gösteren kurallar kamu düzenine ilişkindir. Madde yönünden yetkili olmayan mahkemenin davaya bakması kesin hukuka aykırılık teşkil eder, halen yürürlükte olan CMUK’nın 308/4. maddesi uyarınca mutfak bozma sebebidir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun derhal uygulanma ilkesi uyarınca, henüz sonuçlanmamış veya kanun yolu aşamasında bulunan dava dosyalarındaki olaylara da uygulanması yasal zorunluluktur. Çünkü CMK’nın 2. maddesinin (f) bendinde kovuşturma “‘”iddianamenin kabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi” kapsaması şeklinde tarif edildiğine göre, derhal uygulama ilkesi mahkemeler için geçerli olduğu kadar temyiz mercii olan Yargıtay için de geçerlidir. İncelemeye konu dava dosyası karara bağlandığında uygulanan yasa maddesinde bir değişiklik bulun-mamaktadır. Dava dosyası temyiz merciinde incelendiğinde ise yasa maddesinde değişiklik olmuş, işe bakan mahkemenin görevi dışına çıkarılmıştır. 5728 sayılı Yasa’nın geçici 2. maddesinin (a) fıkrasının gözetilmesi gerekmektedir. Aksine düşünülecek olursa aynı suç tarihinde aynı suçtan, aynı yasa maddesinden yargılaması devam eden sanık hakkında belirtilen yasa yürürlüğe girdiğinde yerel mahkeme Yasanın geçici hükmü uyarınca görevsizlik kararı vererek, dava dosyasını üst mahkemeye gönderecek ve sanık veya sanıklar hakkında hüküm bu mahkemelerce verilecek, diğer sanık veya sanıklar hakkında ise yasa maddesindeki değişiklik yürürlüğe girmeden önce verilmiş olması nedeniyle, temyiz yasa yolunda bozmaya konu yapılmayacaktır. Bu durum aynı konumda bulunan sanık veya sanıklar hakkında yeni normun olaya uygulanmaması nedeniyle “eşitlik ilkesine” aykırılık oluşturur. Üst mahkemenin güvencesinden yararlanamayacak sanık veya sanıklar bakımından ayrıma tabi tutununmuş olunacaktır. Çünkü; aynı yargılama safhasında bulunan sanıklar açısından farklı mahkemelerde yargılanmaları gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Benzer konu hakkında Ceza Genel Kurulu’nun 30.09.2003gün ve 2003/1-226-229 ve 27.01.2004gün ve 2004/10-3/14 sayılı kararları gösterilmiş ise de, bu iki kararın verildiği tarih ve 30.07.2003 gün, 4963 sayılı Yasa’nın 2253 sayılı Yasa’da yapılan değişiklikle yürürlüğe girdiğinde, geçiş hükümlerine yönelik düzenleme bulunmadığından emsal karar olarak gösterilemez. Somut olayda; bu konuda açık düzenleme bulunmaktadır. Temyiz inceleme merciince doğrudan dikkate alınması gerekmektedir. Dairenin bozma kararı doğru ve yerinde olduğundan, çoğunluğun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı doğrultusunda Daire kararının bozulması yolundaki kararına yukarıda belirttiğim nedenlerle katılmıyorum” görüşüyle,

Çoğunluk görüşüne katılmayan diğer beş Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelerle,

Karşı oy kullanmışlardır. Sonuç: Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi’nin 07.10.2010 gün ve 9133-11307 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın, sair hususlar da incelenerek bir karar verilmesi için Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi’ne gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.12.2010 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...