Özel Dedektif Tutmak Yasal mı?

Ülkemizde özel dedektiflik üzerine ilk çalışma 3963 sayılı Özel Dedektiflik Kanunu’nun, TBBM Genel Kurulu’nca 20.01.1994 tarihinde oylanarak kabul edilmesi ve dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e incelenmek üzere gönderilmesi ile gündeme gelmiştir.

Dönemin sayın Cumhurbaşkanı başta özel hayatın gizliliği ve aile hayatının korunması ile kişi güvenliği ve kişilik hakları güvenliği açısından tehlike oluşturacak düzenlemelere sahip olması düşüncesi ile bu kanunu bir defa daha görüşülmek üzere iade etmiştir.

Bunun üzerine tekrardan bu konu ile ilgili olarak bir kanun çalışması yapılmamış ve düzenleme getirilmemiştir. Dolayısıyla geldiğimiz dönemde bu konuyla ilgili kanuni bir düzenleme bulunmamaktadır.

Bir düzenleme bulunmaması karşısında bu tür faaliyetlerin bir suç teşkil edip etmediği üzerinde duracak olursak; özel dedektifliğin kendisini yasaklayan bir hüküm bulunmamakla beraber yaptığı eylemler Türk Ceza Kanunu ya da diğer özel ceza kanunları kapsamında bir suç teşkil ettiğinde cezalandırılacaktır. Bir başka ifade ile özel dedektifin gerçekleştirdiği eylemlerinin gerek Türk Ceza Kanunu gerekse diğer özel ceza kanunlarında düzenlenen hükümleri ihlal etmesi durumunda özel dedektif cezalandırılacaktır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi, Anayasamızın 20. maddesi ve devamı ile Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri kişilerin özel hayatlarını koruma altına almış olmakla beraber Türk Ceza Kanunu Dokuzuncu Bölüm başlığı altında Özel Hayata ve Hayatın Gizli alanına karşı suçları düzenlemiştir. Buna göre haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasında konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel bilgilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, verileri yok etmeme eylemleri suç olarak düzenlenmiştir. Yukarıda da belirttiğim gibi özel dedektiflik hizmeti veren kişinin sayılan bu suçları işlemesi durumunda cezalandırılacağı çok açıktır. Bununla birlikte eylemlerinin bir başka suç tipini oluşturması durumunda da cezalandırılacağı açıktır.

Nitekim Yargıtay “Eşi katılanla aralarında boşanma davası görülmekte olan sanık F.. Ç…’in, eşinin başka erkeklerle gayri ahlaki ilişkisi olduğunu ve müşterek çocukları Yusufla ilgilenmediğini ispatlamak amacıyla, özel dedektiflik hizmeti veren sanık M.S ile anlaşarak, katılan hakkında delil toplamasını istemesi üzerine, sanık M.S’nin, katılanı 19 gün boyunca gizlice takip edip, katılanın kamuya açık alanlarda bulunduğu sırada kimlerle nerede görüştüğünü, katılanın konuta ve iş yerine geliş-gidiş saatlerini, oğlu Yusuf’un bu süreçte nerelerde kaldığını tespit edip, buna ilişkin fotoğraf ve video kayıtlarının yer aldığı CD’yi 07.08.2007 tarihli “İş Sonu Raporu” ile birlikte sanık F.Ç’ye teslim ettiği, sanık F.Ç’nin de, elde edilen kayıt ve belgeleri, eşi katılanla aralarında görülmekte olan dava dosyasına sunduğu olayda yapılan değerlendirmede; Özel hayat; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret olmayıp, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içermekte olup, kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık, bilinmezlik” PRENSİBİ GEÇERLİDİR. Kamuya açık alana çıkan her kişinin, bu alandaki her görüntü veya sesinin kaydedilip, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterdiğinin kabulü MÜMKÜN DEĞİLDİR. Bu itibarla suçun oluştuğu nazara alınmaksızın sanıkların mahkumiyeti yerine “katılanın dışarıdaki hareketlerinin takip edildiği” şeklinde özel hayatı salt mekana indirgeyen isabetsiz gerekçeyle sanıkların beraatlerine karar verilmesi,” eylemine beraat kararı veren mahkeme kararını bozmuştur. Bir başka anlatımla bu eylemin suç olduğunu açıkça belirtmiştir.

Yine Yargıtay kişisel verilerin neler olduğunu tek tek sayarak belirtmiş olmakla beraber bu husus “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir.” şeklinde ifade etmiştir. Buna göre özel dedektif olarak nitelenen kişinin burada sayılı verileri hukuka ele geçirmesi durumunda da suç işlediği hususu çok açıktır.

Yukarıda belirttiğim üzere özel dedektif olarak nitelenen kişinin eylemleri gerek Türk Ceza Kanunu gerekse diğer özel ceza kanunlarına göre suç teşkil edebilecektir ve cezalandırılacaktır. Bunun özünde ise her insanın kendi özel hayatına saygı duyulmasını isteme hakkı sebeptir. Bununla birlikte bu kişiye suç işlemesi yönünde talimat verenler ya da hukuka aykırı olarak ele geçirdiği verileri ifşa edenlerin eylemleri de suç teşkil edeceğinden onların da cezalandırılmaları mümkündür

CategoryMakale
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat