Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Nedir?

Müvekkilin karşı tarafla sulh olması halinde vekalet ücretinden sorumluluğa ilişkin Yargıtay kararları

Davacı avukatın, Manavgat İş Mahkemesi’nin 2013/147 Esas (bozmadan önceki 2007/300 Esas) sayılı dava dosyası ile Düziçi İcra Müdürlüğü’nün 2011/1354 Esas sayılı takip dosyasında davalı Nabi’yi vekil olarak temsil ettiği, yargılama devam ederken, davalı Nabi’nin 5.3.2013 tarihinde anlaştıklarından dolayı davadan feragat ettiğine dair verdiği dilekçenin altına diğer davalı şirket vekilinin de feragati kabul ettikleri ve herhangi bir yargılama gideri ve vekalet ücreti talep etmediklerini yazdığı, 7.3.2013 tarihinde de davalı Nabi’nin davacıyı azlettiği, İş Mahkemesinde 8.4.2013 tarihinde davanın feragat nedeniyle reddine karar verildiği, davalının duruşma sırasında davacı ile
3.0. 00.TL vekalet ücreti karşılığında anlaştığını ve bu bedeli ödediğini, ekonomik durumu iyi olmadığından davalı şirketle anlaştığını ve davalı şirketten 40.000.00.TL aldığını ve davadan feragat ettiğini beyan ettiği, davalı şirket vekilinin 17.6.2013 tarihli cevap dilekçesinde böyle bir açıklaması olmamasına rağmen mahkemenin gerekçeli kararında davalı şirket vekilinin 17.6.2013 tarihli cevap dilekçesinde, İş Mahkemesinde dava devam ederken müvekkili şirketin davalı Nabi ile anlaştığını ve yapılan anlaşma doğrultusunda davalı Nabi’ ye gerekli ödemenin yapıldığı ve davalı Nabi’nin davasından feragat ettiği yönünde beyanda bulunduğunun yazıldığı ve bu gerekçenin davalı şirket tarafından temyiz edilmediği, azlin haksız olduğu ve davalı Nabi tarafından davadan
sonra 8.4.2013 tarihinde vekalet ücretine mahsuben davacıya 3.000.00.TL ödeme yapıldığı, yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Avukatlık Kanununun 164. maddesinde “taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesi bulunmadığı hallerde değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifeleri altında kalmamak koşulu ile ücret itirazlarını incelemeye yetkili mercii tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin %10 u ile %20 si arasında bir miktarın avukatlık ücreti olarak belirleneceği” Avukatlık Yasasının 165. maddesinde ise, “sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf, avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda avukata karşı müteselsilen sorumludurlar.” Hükümleri mevcut olup, dava sulh ile sonuçlandığında, avukat müvekkilinden aralarındaki ücret sözleşmesinde kararlaştırılan miktarı isteyebileceği gibi davada sulh olunan miktara göre karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini de isteyebilir. ( HGK.’nun 16.2.1994 T. 1993/13 – 810 E., 1994/60 K. sayılı kararı) Müteselsil sorumluluk gereğince aynı sorumluluk, müvekkille sulh olan karşı taraf için de geçerlidir. Avukatla müvekkili arasında ücret sözleşmesi bulunmaması (veya sözleşmenin geçersiz olması) halinde ise, müvekkilin ve müvekkille sulh anlaşması yapan hasmın, sulh olunan miktar üzerinden, Avukatlık Kanununun 164/son maddesinde düzenlenen (hasma tahmili gereken) vekalet ücretinden) ve Avukatlık Kanununun 164/4. maddesinde düzenlenen (müvekkilin avukata ödemesi gereken) vekalet ücretinden müteselsilen sorumlu olduklarının kabulü gerekir.
Dava konusu olayda da, davacının vekil olarak takip ettiği dava davalıların anlaşması üzerine feragatle sonuçlanmış olup, taraflar arasında vekalet ücret sözleşmesi bulunmadığından, öncelikle sulh olunan miktar tespit edilerek, vekalet ücretinin de buna göre belirlenmesi gereklidir. Ancak dosyada mevcut delillerle, davalıların hangi miktar üzerinden sulh oldukları ve sulh sonucunda davalı Nabi’ye kazandırılan menfaatin ne olduğu açıkça anlaşılamamaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, bu konudaki ispat yükümlülüğü davalılara aittir. Davalıların, davacı avukat tarafından takip edilen Manavgat İş Mahkemesi’nin 2013/147 Esas (bozmadan önceki 2007/300 Esas) sayılı dava dosyası ile Düziçi İcra Müdürlüğü1 nün 2011/1354 Esas sayılı takip dosyasında, tarafların sulh olmaları nedeniyle, dava ve takibin müddeabihlerine göre davalı Nabi’ye sağlanan menfaatin, daha az bir miktar olduğunu ispat etmeleri durumunda vekalet ücretinin bu miktar üzerinden ancak bu hususun ispat edilememesi halinde ise söz konusu dava ve icra takibinin müddeabihleri üzerinden ayrı ayrı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre nispi hesaplanacak ücretin altında olmamak üzere Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesine göre %10’u ile %20 arasında bir miktarın akdi vekalet ücreti olarak ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre yapılacak hesaplamaya göre karşı yasal vekalet ücretinin hesaplanması, ve bu bedeller davalıların müteselsilen sorumlu tutulmaları gerektiği de kabul edilmelidir.
O halde mahkemece, az yukarıda açıklanan hususlar ve sulh sonucunda davacının müvekkili olan davalı Nabi’ye kazandırılan menfaatin ne olduğu konusundaki ispat yükümlülüğünün davalılarda olduğu, aksi halde sulhle sonuçlanan dava ve icra takibindeki müddeabihleri üzerinden her iki tür (akdi ve karşı yan) vekalet ücretine de hükmedilme- si gerektiği dikkate alınarak, bu yönde yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yanlış gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 25.2.2015, 2014/14383-2015/5900)

Dava, ödenmeyen vekalet ücreti alacağının tahsili talebine ilişkindir. Davacının davalıyı Gaziosmanpaşa 3.İcra Müdürlüğü’nün 2009/15560 Esas sayılı takip dosyasında alacaklı vekili ve İstanbul 38. Asliye Ticaret Mahkemesi 2012/94 Esas sayılı dava dosyasında davacı vekili olarak temsil ettiği, davalının karşı yanla anlaşarak sulh olduğu ve Davalı Sevim’in davacı avukatı 25/08/2010 tarihinde azlettiği, taraflar arasında yazılı vekalet ücret sözleşmesi bulunmadığı dosya kapsamından anlaşılmakta olup bu hususlar taraflar arasında da çekişmesizdir. Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinde “…Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir…” hükmü düzenlenmiştir. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığına göre davacı avukat anılan yasal düzenleme gereğince dava ve takip dosyasında harcı yatırılmış değerlerin % 10-20’si oranında akdi vekalet ücreti de isteyebilir. Mahkemenin bu yönü göz ardı ederek yanlış değerlendirme ile yalnızca karşı yan vekalet ücretini kabul ederek yazılı şekilde hüküm tesis etmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 23.2.2015, 2014/17437 – 2015/5496)

Davacı, dava dışı Fatma Ş’nin vekili olarak davalı aleyhine dava açıp ve icra takibi başlattığını, davalı ile müvekkilinin sulh olduklarını ileri sürerek vekalet ücretinin tahsili için müvekkili ve davalı hakkında başlattığı icra takibine vaki itirazın iptali istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davalı davanın reddini dilemiş, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Avukatlık Kanununun 165. maddesinde, “sulh ile sonuçlanan işlerde her iki taraf avukatlık ücretinin ödenmesi konusunda avukata karşı müteselsilen sorumludurlar.” hükmü mevcut olup, davanın sulh ile sonuçlanması halinde, avukat müvekkilinden aralarındaki ücret sözleşmesinde kararlaştırılan miktarın tamamını isteyebileceği gibi davada sulh olunan miktara göre karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini de isteyebilir. (Bkz. HGK.’nun 16.2.1994 T. 1993/13 – 810 E., 1994/60 K. sayılı kararı) Aynı sorumluluk, müvekkille sulh anlaşması yapan karşı taraf için de geçerlidir. Burada, kanundan doğan teselsül hallerinden biri söz konusu olup, Borçlar Kanununun 142. maddesinde düzenlenen “alacaklı, müteselsil borçluların cümlesinden veya birinden borcunun ta-mamen veya kısmen edasını istemekte muhayyerdir” hükmüne göre, müteselsil sorumluluğun gereği olarak, sulh sözleşmesinin taraflarının her biri borcun tamamından sorumludur. Alacaklı taraf, 6098 Sayılı Yasanın 163/1. maddesi uyarınca, müteselsil borçlulardan hepsinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte muhayyerdir. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere tarafların sulh oldukları anlaşıldığına göre Aile Mahkemesinde takip edilen davada karşı taraf vekalet ücretinin de tahsiline karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle ve yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 8.12.2014, 2014/14384 – 2014/38935)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacının davalılardan C. Çelebi’ye vekaleten diğer davalı K.P.’a karşı açmış olduğu davada, tarafların sulh olmaları üzerine davanın feragatle sonuçlandığı anlaşılmaktadır.
Davanın dayanağını teşkil eden Avukatlık Kanununun 165. maddesinde, “sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf, avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda avukata karşı müteselsilen sorumludurlar.” hükmü mevcut olup bu sorumluluk, yargılama giderlerinden olan karşı taraf vekalet ücretini kapsadığı gibi, müvekkilin ödemesi gereken akdi vekalet ücretini de kapsamaktadır. (HGK.’nun 16.2.1994 T. 1993/13 – 810 E. 1994/60 K. sayılı kararı) Burada, kanundan doğan teselsül hallerinden biri söz konusu olup, Borçlar Kanununun 142. maddesinde düzenlenen “alacaklı, müteselsil borçluların cümlesinden veya birinden borcunun tamamen veya kısmen edasını istemekte muhayyerdir” hükmüne göre, müteselsil sorumluluğun gereği olarak, sulh sözleşmesinin taraflarının her biri, her iki tür vekalet ücretinin tamamından sorumludur. Buna göre alacaklı alacağının tamamını, her iki taraftan da talep edebileceği gibi, dilerse sadece birinden de talep edebilir. Dava konusu olayda davacı, vekalet ücretinin tahsili için davalılara karşı birlikte takip başlatmış olup, Avukatlık Kanununun 165. maddesi gereğince, her iki davalı da tüm vekalet ücretinden müteselsilen sorumludur. Mahkemece açıklanan bu husus göz ardı edilerek, ücret talebine esas davanın hasım tarafı olan davalı K.P.’un sadece karşı taraf vekalet ücreti nedeniyle sorumlu tutulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 5.11.2014, 2013/21964-2013/27268)

Mahkemece, davalı gerçek şahısların da sulh mahiyetindeki feragat işlemine katıldıklarının kabulü ile. Avukatlık Kanununun 165. maddesi hükmü gereği, davacı avukatın müvekkil vekalet ücreti ve karşı yan vekalet ücreti alacağından hisseleri oranında sorumlu tutulmuşlardır. Bu davalılar savunmalarında; taşınmazlar üzerinde tedbir veya şerh olmadığı için bedelini ödeyerek satın aldıklarını, bu anlamda iyiniyetli olduklarını, kendilerine karşı açılan davada, yokluklarında feragat edildiğini, feragat işleminden haberdar olmadıklarını, zaten feragatin kabule de bağlı olmadığını, feragate ilişkin kararın kendilerine tebliği edilmediğini, herhangi bir anlaşma olmadığını savunmuşlardır. Mahkemece alman bilirkişi raporunda da, Mustafa ve İsmail’in feragat işlemine katılıp katılmadığı hususu mahkemenin takdirine bırakılmış ayrıca, bu kişilere feragate ilişkin kararın tebliğinden önce, davacı vekilinin 20.8.2008 tarihinde dilekçe vererek Mustafa ve İsmail’in adresi olarak yeni bir adres bildirildiği, bu adresin kapalı olması nedeniyle tebligat kanununun 21. maddesine göre tebligat yapıldığı, bu adresin, davacı vekilinin adresi ile aynı olduğunun tesbit edildiği bildirilmiştir. Mahkemece, davalı Mustafa ve İsmail’de, hisseleri oranında sorumlu tutulmuş ancak hükmün gerekçe kısmında ne suretle sorumlu tutulduklarına ilişkin bir açıklama bulunmamaktadır. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması anayasal bir zorunluluktur. Mahkemece, taşınmazların üzerinde şerh bulunmaması, feragatin davalıların yokluğunda yapılması, kararın tebliğ edilmemesi, davacı vekilinin davalılar için yeni adres bildirmesi ve buraya tebligatı sağlaması, bu adresinde davacı vekilinin adresi olmasına ilişkin savunma üzerinde durulup tarafların delilleri değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 18.9.2014, 2014/2350 – 2014/27590)

Dosyanın incelenmesinde; Davacının davalının avukatı olarak iş mahkemesinde 40.000 TL dava değerli tazminat davası açtığı, dava sırasında davalının karşı tarafla anlaşması sonucu davadan feragat edildiği, kararın 17.1.2012 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasında yazılı avukatlık ücret sözleşmesi bulunmadığına göre, davacı vekilin bu dava nedeniyle vekalet ücreti alacağı Avukatlık Kanununun 164/4 ve 164/son maddesi hükümlerine göre tayin ve takdir edilir. Buna göre, davacı avukat, takip ettiği davanın harca esas değeri üzerinden %10 ila %20 oranı arasında takdir edilecek dava vekalet ücreti ile, davanın kazanılması halinde karşı taraftan alınacak karşı yan vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir. Zira Avukatlık Kanununun 165. maddesi hükmü uyarınca davada sulh veya sulh mahiyetindeki feragat halinde davalı tarafın vekalet ücreti ödeme yükümlülüğü sona ermemektedir. Mahkemece, bu hükümler çerçevesinde hesaplanacak vekalet ücreti alacağının, talebi aşmamak üzere tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 26.6.2014, 2014/2878 – 2014/21381)

Dava konusu olayda da, davacının vekil olarak takip ettiği davalar, davacının müvekkili S. Bozkurt ile karşı taraf N. A.Ş. arasında düzenlenen 12.9.2007 tarihli “Mutabakat Sulh ve İbra Anlaşmasıdır.” başlıklı sulh protokolü üzerine, feragatle sonuçlanmış olup, taraflar arasında vekalet ücret sözleşmesi bulunmadığından, hükmüne uyulan Dairemize ait 2009/9668 esas ve 2010/3266 karar sayılı bozma ilamında da belirtildiği üzere, davalı S. Bozkurt’a, sulh sonucunda kazandırılan menfaatin tespiti ile, vekalet ücretinin de buna göre belirlenmesi gereklidir. Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra alınan 19.12.2011 tarihli bilirkişi raporunda, “davalı S. Bozkurt’a sulh sözleşmesi ile kazandırılan menfaatin, sulh protokolünde belirtilen 20.000,00 TL olduğu, davacının talep edebileceği vekalet ücretinin de, bu miktarın %10’u olan 2.000,00 TL ile AAÜT üzerinden hesaplanan karşı taraf vekalet ücreti (talep gereğince yarısı) olan 1.100,00 TL’nin toplamı olan 3.100 TL olduğu” belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporunda belirtilen bu miktar üzerinden hüküm kurulmuştur. Ne var ki, söz konusu protokol gereğince davalı S.Bozkurt’a ödenmiş olan 20.000,00 TL, taraflar arasında sulh olunan miktar olmadığı gibi, sulh sonucunda ona kazandırılan yegane menfaat de değildir. Esasen bu miktarın, S. Bozkurt’un, taşeron olarak verdiği hizmetler sırasında doğan vergi ve bunların gecikme zammı ve faizlerine ilişkin olup, vekalet ücretine konu olan davalardan tamamen bağımsız olduğu da anlaşılmaktadır.
Öte yandan dosyada mevcut olan delillere ve sulh protokolü kapsamına göre, davalıların hangi miktar üzerinden sulh oldukları ve sulh sonucunda davalı S.’ye kazandırılan menfaatin ne olduğu anlaşılamamaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, bu konudaki ispat yükümlülüğü davalılara aittir.
Davalıların, davacı avukat tarafından takip edilen söz konusu davalarda, tarafların sulh olmaları nedeniyle, davaların müddeabihlerine göre davalı S.’ye sağlanan menfaatin, daha az bir miktar olduğunu ispat etmeleri durumunda vekalet ücretinin bu miktar üzerinden tespit ve takdir edilmesi gereklidir. Ancak bu hususun ispat edilememesi halinde ise vekalet ücretinin, söz konusu davaların müddeabihleri üzerinden ödenmesi gerektiği de kabul edilmelidir.
O halde mahkemece, az yukarıda açıklanan hususlar ve sulh sonucunda davacının müvekkili olan davalı S. Bozkurt’a kazandırılan menfaatin ne olduğu konusundaki ispat yükümlülüğünün davalılarda olduğu, aksi halde sulhle sonuçlanan davaların müddeabihleri üzerinden her iki tür vekalet ücretine de hükmedilmesi gerektiği dikkate alınarak, bu yönde yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 10.6.2014,2013/23299 – 2014/1853)

Bir davada görev yapan avukat, vekil edeninden aralarındaki sözleşmeye göre kararlaştırılan miktarı, şayet ücret kararlaştırılmamış ise Avukatlık Kanununun 164/4 Maddesine göre özetle “değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari üret tarifelerinin altında olmamak koşulu ile davanın kazanılan bölümü üzerinden yüzde on ile yüzde yirmi arasında belirlenecek miktarı, şayet değeri para ile ölçülemeyecek işlerden ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenecek miktarı ücret olarak talep etmek hakkına sahip olduğu gibi, ayrıca yargılama sonunda haklı çıkılan kısım üzerinden hasına yüklenen vekalet ücretini de talep etmek hakkına sahiptir. Vekil eden avukatına belirlenen bu iki kalem ücreti ödemekle yükümlü olup, Avukatlık Kanunun 165. Madde-sinde ise; “Sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukat ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar” hükmü yer almaktadır.
Dairemiz yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere. Avukat tarafından takip edilen dosyada tarafların sulh olmaları halinde vekil eden ile avukat arasında sözleşme bulunmaması, sözleşmedeki ücretin geçersiz olması halinde gerek vekil eden gerekse hasım, sulh olunan miktar, sulh olunan miktar belli değilse, mahkemece gerçek sulh olunan miktar araştırılarak bulunacak miktar, aksi takdirde dava veya icra takibine konu müddeabihin tamamı üzerinden Avukatlık Kanununun 164/4. maddesine göre belirlenecek ücret nedeni ile müteselsilen sorumludur.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında gerçekleşen somut olay değerlendirildiğinde, davacı avukatın talebine ve vekalet ücretine esas ilgili dava dosyası ve icra takip dosyası kesinleşmiş olup, davalıların aralarındaki sulh anlaşmasının ve davacı avukatın azil işleminin bu tarihten sonra yapılmış olması da nazara alındığında, mahkemece takip edilen dosyalarda müddeabihin tamamı sulh olunan miktar olarak kabul edilerek bu miktar üzerinden hesaplama yapılması gerekirken, müddeabihin yansı üzerinden vekalet ücreti hesaplaması yapılması gerektiği yönündeki bilirkişi raporuna atıf ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13, HD. 11.6.2014,2014/4693 – 2014/18748)

Avukatlık Kanununun 165. maddesinde, “sulh ile sonuçlanan işlerde her iki taraf avukatlık ücretinin ödenmesi konusunda avukata karşı müteselsilen sorumludurlar.” hükmü mevcut olup, davanın sulh ile sonuçlanması halinde, avukat müvekkilinden aralarındaki ücret sözleşmesinde kararlaştırılan miktarın tamamını isteyebileceği gibi davada sulh olunan miktara göre karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini de isteyebilir. (HGK.’nun 16.2.1994 T. 1993/13 – 810 E., 1994/60 K. sayılı kararı) Aynı sorumluluk, müvekkille sulh anlaşması yapan karşı taraf için de geçerlidir. Burada, kanundan doğan teselsül hallerinden biri söz konusu olup, Borçlar Kanununun 142. maddesinde düzenlenen “alacaklı, müteselsil borçluların cümlesinden veya birinden borcunun tamamen veya kısmen edasını istemekte muhayyerdir” hükmüne göre, müteselsil sorumluluğun gereği olarak, sulh sözleşmesinin taraflarının her biri borcun tamamından sorumludur. Alacaklı taraf, 6098 Sayılı Yasanın 163/1. maddesi uyarınca, müteselsil borçlulardan hepsinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte muhayyerdir.
Somut olayda davacı avukatın, davalı Miray ile yaptığı sözleşme gereğince sözleşmeden kaynaklanan vekalet ücretinden her iki davalı da sorumlu olduğu gibi, karşı yan vekalet ücretinden de her iki davalının sorumlu olduğu kabul edilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir. (Y. 13. HD. 2.6.2014, 2014/3079 – 2014/17007)

Dava konusu olayda, davacı avukat tarafından 2010/147 esasta görülen dava ile kamulaştırmasız el atma nedeni ile 10.000 TL. Tazminatın ödetilmesini talep ettiği ve mahkemece, 22.7.2010 tarihinde dava konusu taşınmazın davalı tarafça tapuda satın alındığından, davanın konusuz kaldığı gerekçesi ile esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilip kesinleştiği, tarafların yargılama aşamasında anlaşma yaparak davayı sonlandırdıkları, bu durumda davacı avukatın vekalet ücretini tüm davalılardan talep etmekte haklı olduğu kabul edilerek bir karar verilmesi gerekirken davalı bölge müdürlüğü hakkındaki davanın husumetten reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, davacı yararına bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 15.5.2014, 2014/909 – 2014/15537)Davacının, davalı Ömer’in 11.7.2011 tarihli vekaleti ile diğer davalı Şirket aleyhine 10 adet toplam 100.000 TL. bedelli senetlerin tahsili için icra takibi başlattığı, davalıların 3.12.2011 tarihli protokolle sulh oldukları ve davacının 16.1.2012 tarihli ihtarla azledildiği tüm dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. Mahkemece, taraflar arasındaki
11.7.2011 tarihli belge içeriğine göre, takip konusu 100.000 TL. Üzerinden %25 oranında vekalet ücretini talep edebileceği gözetilerek, yasal vekalet ücretinin tarafa ait olduğu gerekçesi ile, davacı avukatın icra dosyasından tahsil ettiği 11.694 TL.nin mahsubu ile bakiyesi üzerinden dava kabul edilmiştir.
Davalı Ömer imzasını taşıyan 11.7.2011 tarihli “muvafakatname-talimatname” başlıklı belgede; davacı avukata toplam 100.000 TL. bedelli senedin tahsil için verildiği ve ana para dışındaki faiz ve ferilerinin avukata ait olacağının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Anılan belgede davacı imzası bulunmadığı gibi, ödenecek vekalet ücretine ilişkin bir kararlaştırmanın da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davalılar arasındaki 3.12.2011 tarihli sulh protokolünün taraflar arasındaki tüm uyuşmazlıklara yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
Davacı ödenecek vekalet ücretinin %25 oranında olduğunu ispatlayamadığına göre, Avukatlık Kanununun 164/4 maddesine göre, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşulu ile davanın kazanılan bölümü üzerinden yüzde on ile yüzde yirmi arasında belirlenecek miktarı ücret olarak talep etmek hakkına sahip olduğu gibi, ayrıca yargılama sonunda haklı çıkılan kısım üzerinden hasma yüklenen vekalet ücretini de talep etmek hakkına sahiptir. Vekil eden, avukatına belirlenen bu iki kalem ücreti ödemekle yükümlüdür.
Avukatlık Kanunun 165. maddesi “Sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukat ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar.’’ hükmünü getirmiştir.
Açıklanan yasal kurallar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı avukatın sözleşme vekalet ücretinin avukatlık kanununun 164/4 maddesi gereğince % 10-20 oranı gözetilerek hesaplanması ve sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece, yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde %25 oranı üzerinden hesap yapılması usul ve yasaya aykırı olup davacı yararına bozmayı gerektirir.
Yukarıda açıklanan şekilde, karşı yan vekalet ücretinin avukata ait olduğu ve davacı avukatın karşı yan vekalet ücretini de icra dosyasından tahsil ettiği gözetilerek, sözleşme vekalet ücretinden karşı yan vekalet ücretinin ayrıca mahsup edilmesi de usul ve yasaya aykırı olup, davacı yararına bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 8.5.2014,2014/287 – 2014/4767)

Bir davada görev yapan avukat, vekil edeninden aralarındaki sözleşmeye göre kararlaştırılan miktarı, şayet ücret kararlaştırılmamış ise Avukatlık Kanununun 164/4 Maddesine göre özetle “değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari üret tarifelerinin altında olmamak koşulu ile davanın kazanılan bölümü üzerinden yüzde on ile yüzde yirmi arasında belirlenecek miktarı, şayet değeri para ile ölçülemeyecek işlerden ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenecek miktarı ücret olarak talep etmek hakkına sahip olduğu gibi, ayrıca yargılama sonunda haklı çıkılan kısım üzerinden hasma yüklenen vekalet ücretini de talep etmek hakkına sahiptir. Vekil eden avukatına belirlenen bu iki kalem ücreti ödemekle yükümlü olup, Avukatlık Kanunun 165. Maddesinde ise; “Sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukat ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar” hükmü yer almaktadır.
Dairemiz yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, Avukat tarafından takip edilen dosyada tarafların sulh olmaları halinde vekil eden ile avukat arasında sözleşme bulunmaması, sözleşmedeki ücretin geçersiz olması halinde gerek vekil eden gerekse hasım, sulh olunan miktar, sulh olunan miktar belli değilse, mahkemece gerçek sulh olunan miktar araştırılarak bulunacak miktar, aksi takdirde dava veya icra takibine konu müddeabihin tamamı üzerinden Avukatlık Kanununun 164/4. maddesine göre belirlenecek ücret nedeni ile müteselsilen sorumlu sayılmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında gerçekleşen somut olay değerlendirildiğinde, davacı avukatın talebine ve vekalet ücretine esas ilgili dava dosyası ve icra takip dosyası kesinleşmiş olup, davalıların aralarındaki sulh anlaşmasının ve davacı avukatın azil işleminin bu tarihten sonra yapılmış olması da nazara alındığında, mahkemece takip edilen dosyalarda müddeabihin tamamı sulh olunan miktar olarak kabul edilerek bu miktar üzerinden hesaplama yapılması gerekirken, müddeabihin yarısı üzerinden vekalet ücreti hesaplaması yapılması gerektiği yönündeki bilirkişi raporuna atıf ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 24.3.2014, 2014/978 – 2014/8647)

Davacı, bu davasında davalılardan Z. Gürkan’ın davasını takip ettiğini, aldığı kararı diğer davalıya karşı takibe koyduğunu, icra aşamasında tarafların anlaştıklarını, müvekkili Z.’nin alacağını haricen tahsil edip, karşı tarafa yazılı belge verdiğini ileri sürerek, gerek dava dosyası için ve gerekse icra takip dosyası için hak ettiği vekalet ücreti alacağı ile karşı yan vekalet ücreti alacağı yönünden talepte bulunmuş; mahkemece ise bilirkişi raporu benimsenmek suretiyle davalılardan Y.Tekstil Ltd. Şti’nin diğer davalı Z. ile birlikte Avukatlık Kanunun 165. maddesi kapsamında sorumlu olması gerektiği gerekçesiyle bu miktar alacak yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysa ki, davacı avukat müvekkili Z. lehine Bakırköy 10. İş Mahkemesinden karar aldıktan sonra bu kararın icrası aşamasında taraflar anlaşmış ve davalı Z. alacağını haricen tahsil etmiştir. Bu yön mahkemeninde kabulündedir. Hal böyle olunca davacı, Bakırköy 10. İş Mahkemesinin 2007/131 esas sayılı dava dosyası ve bu dosyanın karşı yan vekalet Ücreti alacağı yönünden talepte bulunamaz. Ancak icra takibine konu ettiği ve Bakırköy 10. İş Mahkemesi dosyası ile hüküm altına alınan asıl alacak miktarları yönünden Avukatlık Kanunun 164/4. maddesi kapsamında talepte bulunabilir. Ne var ki, davalı Y. Ltd. şti temyiz dilekçesinde bu takip dosyası yönünden 35.000.00 TL üzerinden hesaplama yapılmasını kabul ettiğinden bu miktar esas alınmak suretiyle anılan yasa maddesi kapsamında hesaplama yapılmalı yine bu miktar esas alınmak suretiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre karşı yan vekalet ücreti belirlenmeli, belirlenen miktarla sınırlı olarak temyiz eden davalının sorumluluğu cihetine gidilmelidir. Bu yönler gözardı edilerek yetersiz bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 17.3.2014, 2013/29806 – 2014/7546)

Somut Olayda, davacı 21.11.2011 tarihli celsede davalı V. AŞ hakkındaki davadan feragat ettiklerini açıklamıştır.
Davadan feragat öncelikle bir usul işlemidir. Dava konusu olayda davalılar arasında mecburi değil, ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğundan, davacı tarafın davalılardan birisi hakkındaki feragati usul hukuku bakımından diğer davalı aleyhine bir sonuç doğurmaz ise de, davadan feragat aynı zamanda bir maddi hukuk işlemi olduğundan, davalıların iç ilişkideki rücu hakkı açısından müteselsil sorumlu olan davalıların birbirini etkileyip etkilemediğinin üzerinde durulması gerekir.
Davacı taraf tediye veya takasa dayalı olarak değil, herhangi bir karşılık almadan davalı V. AŞ hakkındaki davadan feragat etmiş ise, BK’nun 145/2 nci maddesi hükmünün göz önünde bulundurulması gerekecektir. Sözü edilen madde “Eğer müteselsil borçlulardan biri borç tediye olunmamış iken ondan tahallüs etmiş ise, diğer borçlular ancak halin veya borcun mahiyetinin irae ettiği nisbette, bu beraetten istifade edebilirler” hükmünü haiz bulunmaktadır. Madde metninden de anlaşılacağı üzere tatmin edilmeden müteselsil borçlulardan birisi hakkındaki feragat, kural olarak diğerlerine tesir etmeyecektir. Ancak, maddede yer alan “halin veya borcun mahiyetinin irae ettiği ” şeklindeki hüküm nedeniyle bu hallerin varlığı halinde müteselsil borçlulardan birine yönelik bir feragat diğeri yönünden de sonuç doğuracaktır. Dava konusu olayda, davacı temyiz dilekçesinde, davalı V. şirketinden bir ödeme almadığını, sulh protokolünden kendisini haberdar edip protokol aslını kendisine verdiğinden hakkındaki davadan feragat ettiğini açıklamıştır. O halde davacının tam tatmin nedeni ile feragati yoksa, olayda BK’nun 147/2 nci madde hükmü uyarınca feragat edilmeyen davalı şirket açısından ağırlaştırıcı bir durum doğurmayacağından, yukarıda açıklandığı üzere, olayda B.K.nun 145/2 maddesindeki koşulların oluşup oluşmadığının araştırılması gerekir. Mahkemece, maddedeki “…halin veya borcun mahiyetinin irae ettiği….” hususu üzerinde durulup tartışılmadan bu koşullarda feragatin sirayet edip etmeyeceği tartışılmadan davacının davalı V. şirketi hakkındaki feragatinden diğer davalı şirketin de faydalandırılması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 27.2.2014, 2013/7831 – 2014/5360)

Davacılar haksız olarak azledildiklerini ve taraflar arasında zımni uzlaşma olması nedeniyle vekalet ücretinden davalıların birlikte müteselsilen sorumlu olduklarını ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır. Davalılar, verilmeyen hizmetin karşılığının talep edildiğini ve borçlarının olmadığını savunmuşlardır. Mahkemece, davacıların haksız azil edildiği ve davalıların vekalet ücretinden Avukatlık Kanunu gereğince müteselsilen sorumlu oldukları ve davacıların 13.900.00 TL vekalet ücretini hak ettikleri gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacıların davalı Melahat’ı boşanma ve mal paylaşımı davalarında avukat olarak temsil ettikleri, açılan bu davada taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulmasına karar verildiği, davalı Melahat’ın görülen lüzum üzerine 7.4.2011 tarihinde davacıları azlettiği, 18.5.2011 tarihinde yapılan duruşmaya tarafların katılmaması nedeniyle davanın işlemden kaldırılmasına ve 14.9.2011 tarihinde ise yenilenmediği için davanın HMUK 409 maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verildiği dosya kapsamından anlaşıldığı gibi taraflar arasında da bu yön ihtilafsızdır. Davalı Melahat davacıları görülen lüzum üzerine azletmiş olup bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere davacıların görevlerini tam olarak yaptıkları ve azlin haksız olduğu mahkemenin de kabulündedir. Açılan boşanma davasında davacı Melahat’ın davasından feragat ettiğine veya tarafların sulh olduğuna dair dosyada hiçbir delil mevut değildir. Davanın taraflarca takip edilmemesi nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verilmesi halinde davacının davasından feragat ettiğinin veya tarafların sulh olduğunun kabulü mümkün değildir. Bu yönde dosyada herhangi bir delilde mevcut değildir. Boşanma davasının özelliği gereği tarafların boşanmaya zorlanması mümkün değildir. Aksine yasalar gereği hakimin tarafları evlilik birliğini devam ettirmeye davet etmesi gerekir. Davalıların anlaşıp yuvalarını kurtardıklarını beyan etmeleri hukuki anlamıyla sulh olduklarının kabulünü gerektirmez. Avukatlık Kanununun 165 maddesinde “sulh ile sonuçlanan işlerde her iki taraf avukatlık ücretinin ödenmesi konusunda avukata karşı müteselsilen sorumludurlar.” hükmü mevcut olup az yukarıda açıklanan nedenlerle dava konusu avukatlık ücretinden davalı H. İbrahim’in bu yasa maddesi gereği sorumlu tutulması mümkün değildir. Hal böyle olunca; mahkemece, davalı H. İbrahim hakkında açılan davanın yukarıda açıklanan gerekçelerle reddine karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirmeyle bu davalı hakkında da davanın kabulü yönünde hüküm tesis edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD.18.2.2014, 2013/28866-2014/4162)

Avukatlık kanununun 165. maddesine göre, sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf, avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda avukata karşı müteselsilen sorumlu olup, burada kanundan doğan teselsül hallerinden biri söz konusudur. Müvekkil ve müvekkille sulh anlaşması yapan hasmın müteselsilen sorumlu olacakları vekalet ücretinin, avukatla müvekkil arasında yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunması ve sözleşmede sulh halinde ödenecek olan ücretin ayrıca kararlaştırılmış olması halinde, kararlaştırılan bu miktar üzerinden, avukatla müvekkil arasında yazılı bir ücret sözleşmesi bulunmakla birlikte sulh halinde ödenecek olan ücretin ayrıca kararlaştırılmamış olduğu, ya da yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı, veya yazılı sözleşme mevcut olmakla birlikte geçersiz olduğu hallerde ise, sulh olunan miktara göre belirlenmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Somut uyuşmazlığa konu olayda, dosya içeriğine göre davacı ile davalı Bülent arasında yapılan 21.4.2011 tarihli ücret sözleşmesinde sulh olunması halinde davacı avukata ödenecek ücret tespit edilmemiş ise de, davalılar arasındaki 8.8.2011 tarihli sulha ilişkin protokolde davalıların sulh oldukları bedelin 200.000 TL olduğu anlaşılmaktadır. O halde mahkemece sulh olunan 200.000 TL üzerinden davacı ile davalı Bülent Torun arasında yapılan vekalet ücret sözleşmesinde kararlaştırılan %10 oram üzerinden yapılacak vekalet ücreti hesabına göre vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği dikkate alınarak, bu yönde yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, boz-mayı gerektirir. (Y. 13. HD. 17.2.2014, 2013/26929 – 2014/4123)

Avukat olan davacı ile dava dışı işçi İnan arasında yapılan avukatlık vekalet sözleşmesine göre davacı avukatın dava dışı işçi adına davalı şirket aleyhine olmak üzere işçi alacaklarının tahsiline ilişkin dava açtığı, ancak dava dışı işçinin iş mahkemesine verdiği dilekçe ile davadan feragat ettiğini bildirdiği, iş mahkemesince davanın feragat nedeniyle sonuçlandırıldığı anlaşılmakta olup, davacı dava dışı işçi ile davalı şirketin anlaşması nedeniyle işçinin iş mahkemesinde açmış oldukları davadan feragat ettiğini, bu durumun aslında sulh anlamına geldiğini, bu nedenle avukatlık ücretinden birlikte sorumlu olduklarını ileri sürmektedir. Avukatlık Kanunun 165. maddesinde “iş sahibinin birden çok olması halinde, bunlardan her biri sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar” hükmü bulunmakta olup, davada çözülmesi gereken sorun davalı şirketin de avukatlık ücretinden diğer dava dışı işçi ile birlikte sorumlu olup olmadığı hususudur. Avukatlık kanununun 165. maddesi uyarınca her iki tarafın avukatlık ücretinden birlikte sorumlu olabilmesi için tarafların anlaşması sonucunda dava veya takip konusu işin sonuçlandırılması zorunlu olup, bu anlaşmanın sulh veya başka biçimde olması gerekir. Dava konusu olayda iş mahkemesinde açılan davada davacı avukatın müvekkili olan işçi İnan mahkemeye verdiği dilekçe ile davadan feragat ettiğini bildirmiş olup, bu feragat dilekçesinde davalı ile anlaştığına veya dava konusu alacaklarını tahsil ettiğine dair bir açıklamaya yer verilmemiştir. İşçinin tek taraflı yaptığı feragat işlemi iş mahkemesindeki davanın tarafları olan işçi ve davalı şirket arasında bir anlaşma ve sulh işleminin bulunduğunun kabulünü gerektirir mahiyette değildir. Hal böyle olunca mahkemece dava dışı işçinin yaptığı feragat işleminin bir sulh ve anlaşmaya dayalı olarak yapılıp yapılmadığının tespitine dönük olarak, bu konu üzerinde özellikle durularak tarafların gösterdikleri deliller muvacehesinde gerekli inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 17.2.2014, 2013/26377 – 2014/4115)

Dosyanın incelenmesinde; Davacının 2004 yılından beri davalıların vekili olduğu, aralarında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığı, davacının takip ettiği dava ve işlerin bir kısmının, davalıların karşı tarafla anlaşarak 4.1.2006 tarihli sulh ve ibra sözleşmesi ile belirlenen miktarlar üzerinden sonlandırıldığı, bu sulh ve ibra sözleşmesine konu işler nedeniyle Avukatlık Kanunun 164/4 ve 164/son maddesine göre vekalet ücreti alacağı ile, diğer dava ve işler adı altında 30.10.2008 tarihinde fazlaya ilişkin haklan saklı kalarak 75.0000 TL asıl alacak ve işlemiş faiz alacağı ile toplam olarak 94.047, 95 TL vekalet ücreti alacağının tahsili için kendi müvekkillerine icra takibi başlattığı anlaşılmıştır. Dava dilekçesinde ise, sulh ve ibra sözleşmesine konu işler ile icrada diğer dava ve işler olarak gösterdiği işlere açıklık getirerek dosyaların, esas numaralarını bildirmiştir. Davalı taraf savunmasında; Davacının takip talepnamesindeki isteklerinin açık olmadığını, sonradan bu talebi açıklayarak genişletemeyeceği, sulh ve ibra sözleşmesinin 6. maddesinde, “Avukatlık Kanunu 165. maddesi gereğince teselsül konusunda tarafların feragat etmiş olup, her vekil ücretini sadece ve sadece kendi müvekkilinden talep edecektir.” şeklinde kararlaştırma yapıldığını, davacı avukatında bu sulh ve ibra sözleşmesine imza atarak katılması nedeniyle bahsedilen sözleşme maddesinin davacı avukatı bağlayacağı ve karşı yan vekalet ücretini kendilerinden talep edemeyeceğini ayrıca 10.000 Dolar kısmi ödeme yaptıklarını, talebin fahiş olduğunu savunarak davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı alacağının 223.573, 77 TL olduğu, bunun 17.200, 32 TL sinin karşı yan (164/son) vekalet ücreti olduğu belirtilerek taleple bağlı kalmak üzere, takibin 75.000 TL asıl alacak, 184, 93 TL işlemiş faiz alacağı üzerinden devamına, fazla faiz talebi ve icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Davacı avukatın takip ettiği işlerin bir kısmını kapsar şekilde davalılar ve karşı taraf arasında yapılan 4.1.2006 tarihli sulh ve ibra sözleşmesi başlıklı sözleşmenin 6. maddesinde “Avukatlık Kanunu 165. maddesi hükmü gereğince teselsül konusunda taraflar feragat etmiş olup, her vekil ücretini sadece ve sadece kendi müvekkilinden talep edecektir.” yazılıdır. Davacı avukatta bu anlaşmayı imzalamıştır. Avukatlık Kanunun 165. maddesi hükmüne göre, “İş sahibinin birden çok olması halinde bunlardan her biri sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan veya takipsiz bırakılan işlerden her iki taraf, avukatın ücretinin ödenmesi konusunda müteselsil borçlu sayılırlar.” hükmünü içermekte ise de somut olayda davacı avukatında katıldığı sulh ve ibra sözleşmesinin 6. maddesindeki kararlaştırma ile davacı avukat Avukatlık Kanunun 164/son maddesine göre isteyebileceği vekalet ücretini müvekkilinden talep etme hakkından feragat etmiştir. Bu durumda, davacı avukat davalı müvekkilinden 164/son maddesi hükmüne göre karşı yan vekalet ücretini talep edemeyecektir. Davacı imzaladığı sözleşme ile bağlıdır. Mahkemece bu kalem isteğin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karşı yan vekalet ücreti bakımından da davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 13.2.2014, 2013/23288 – 2014/3784)

Davacı avukatın, Küçükçekmece Kadastro Mahkemesinin 1990/35 E. sayılı davasına asli müdahil olarak katılan davalıları, vekil olarak temsil ettiği, davanın taraflarının sulh olması üzerine davanın feragatle sonuçlandığı, davacı ile davalı Ahmet arasında tarihsiz ücret sözleşmesinin bulunduğu, diğer davalılarla arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığı, dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. Mahkemece, davalı Ahmet açısından sulh olunan miktar üzerinden sözleşme gereğince %25 oranı üzerinden, diğer davalılar açısından da, Avukatlık Ücret Sözleşmesi gereğince ücret hesabı yapılarak karar verilmiştir.
Davalı Ahmet tarafından davacı avukata ödenmesi gereken ücretin hesabında, 17.3.2006 tarihli sulh protokolündeki davalılara ödenecek 355.420 TL. üzerinden sözleşmede belirlenen %25 oranı uygulanarak karar verilmiştir. İki taraf arasındaki tarihsiz sözleşmede, tahsil edilen bedelin %25’i oranında ücretin ödeneceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Ancak 17.3.2006 tarihli sulh protokolünün davalı Ahmet Kurtuluş ile diğer hissedarlar davalı Mustafa , davalı Cemil mirasçıları ve dava dışı Dudu tarafından imzalandığı, 1426 parseldeki toplam 17.771 metrekare taşınmaz karşılığı olan toplam 355.420 TL. bedelin hissedarlara ödeneceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. O halde, davalı Ahmet açısından tahsil edilen ve sulh olunan miktar belirlenirken anılan sulh protokolü gereğince, toplam sulh tutarından davalı Ahmet hissesine isabet eden miktar üzerinden vekalet ücretinin hesaplanması gerekir. Mahkemece yanlış değerlendirme ile sulh protokolündeki toplam değer üzerinden vekalet ücreti hesabı usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 13.2.2014, 2013/14958-2014/3728)

Davacı tarafından başlatılan icra takipleri davalının takip borçluları ile anlaştığından takipsiz bırakılmıştır. Borçlularla haricen anlaşma yapıldığı mahkemenin kabulündedir. Avukatın icradan parayı tahsil etme imkanı takip alacaklısı ve borçlusunun sulh olması nedeniyle imkansız hale gelmiştir. Avukatlık Kanunun 165. madde uyarınca vekalet ücretinin tamamından davalı sorumlu olur. Mahkemece, karşı taraf vekalet ücretine ilişkin talebinde kabulü gerekirken, bu isteğin reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 26.12.2013, 2013/23226 – 2013/32943)

Davacı ile davalı Fadime arasında yapılan yazılı Avukatlık ücret sözleşmesinin 2. maddesine göre, tahsil edilecek paranın %20’sinin avukatlık ücreti olarak ödeneceği kararlaştırılmıştır. Davalı Fadime ile diğer davalı şirket arasında düzenlenen Sulh ve İbra Protokolüne göre de, Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/123 Esas sayılı dava dosyasında talep edilen 10.000.00.TL maddi ve 50.000.00. TL manevi tazminat yönünden davalıların 6.000.00.TL. bedel üzerinden anlaştıkları ve sulh oldukları dosya kapsamı ile sabittir. Avukatlık Kanunu’na göre, sulh olan taraflar avukatlık ücretinin ödenmesinden dolayı avukata karşı müteselsilen sorumludur. O halde mahkemece, avukatlık ücreti olarak davalıların sulh oldukları yani davalı Fadime’nin tahsil ettiği 10.000,00 TL’nin %20’si olan 1.200.00.TL’nın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerekirken yanlış gerekçe ile az yukarıda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykın olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 18.12.2013,2013/13152 – 2013/31925)

Avukatlık Kanununun 165. maddesinde, “sulh ile sonuçlanan işlerde her iki taraf avukatlık ücretinin ödenmesi konusunda avukata karşı müteselsilen sorumludurlar.” hükmü mevcut olup, bu durumda kanundan doğan teselsül hallerinden biri söz konusu olduğundan, Borçlar Kanununun 142. maddesinde düzenlenen “alacaklı, müteselsil borçluların cümlesinden veya birinden borcunun tamamen veya kısmen edasını istemekte muhayyerdir” hükmüne göre, alacaklı alacağının tamamım, her iki taraftan da talep edebileceği gibi, dilerse sadece birinden de talep edebilir. Müvekkil ve müvekkille sulh anlaşması yapan hasmın müteselsilen sorumlu olacakları vekalet ücretinin, avukatla müvekkil arasında yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunması ve sözleşmede sulh halinde ödenecek olan ücretin ayrıca kararlaştırılmış olması halinde, kararlaştırılan bu miktar üzerinden, avukat ile müvekkil arasında yazılı bir ücret sözleşmesi bulunmakla birlikte sulh halinde ödenecek olan ücretin ayrıca kararlaştırılmamış olduğu, ya da yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı, veya yazılı sözleşme mevcut olmakla birlikte geçersiz olduğu hallerde ise, sulh olunan miktara göre belirlenmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Taraflar arasında 12.5.2011 tarihli “Görüşme tutanağı ve ücret sözleşmesi” başlıklı vekalet ücret sözleşmesinin yapıldığı bu sözleşme ile davalı müvekkilin işçi alacağına konu toplam alacak miktarı yaklaşık 37.663 TL olarak belirlendikten sonra, bu alacakların tahsili için 1.000 TL müddeabih değeri üzerinden kısmi dava açılacağı, bilirkişi raporuna göre tavzih suretiyle tam tahsil davasına dönüştürüleceği, ücretin dava sonunda tahsil edilecek ferileri ile birlikte toplam alacağın %25 olması kararlaştırıldığı, ancak avukatın bilgisi haricinde işveren ile anlaşması, azil veya davanın başka bir biçimde davanın sonuçsuz bırakılması halinde 37.663 TL hesaplanan işçilik alacakları miktarı üzerinden vekalet ücretinin %25 oranı esas alınarak hesaplanıp ödeneceği, davanın reddi halinde tarifeye göre hesaplama yapılacağı kararlaştırılmıştır. Sözleşmedeki düzenlemeler itibariyle taraflar arasında başarıya göre değişen bir ücret belirlemesi söz konusu olup, tarafların serbest iradelerine göre, başarıya göre değişme koşulunu içeren ücret sözleşmesi düzenlemeleri (%25 sınırını aşmamak üzere) her zaman mümkün ve geçerlidir.
Bu itibarla somut olayda taraflar arasındaki 12.5.2011 tarihli ücret sözleşmesi geçerli olup, Avukatlık Kanununun 165. maddesi gereğince, söz konusu davada tarafların sulh oldukları tazminat miktarı üzerinden belirlenecek olan vekalet ücretinin davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesi gereklidir. Tarafların sulh oldukları miktar belli olmadığına göre, sulh olunan miktar tespit edilerek, tespit edilecek bu miktar üzerinden belirlenecek olan vekalet ücretinin davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerekirken, mahkemece vekalet ücretinden davalıların müteselsilen sorumlu oldukları kabul edilmekle birlikte, davacıya ödenmesi gereken vekalet ücretinin miktarında yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 2.12.2013, 2013/23239 – 29815)

Dosyanın incelenmesinde; Davacının, davalı kooperatif ile hukuki ihtilaflarının çözümü için 13.10.2009 tarihli vekaletname ve avukatlık ücret sözleşmesi düzenlediği, sözleşmenin 2. maddesine göre, dava değerinin %10’unun vekalet ücreti olarak kararlaştırıldığı, 6. maddesinde haksız azil halinde kararlaştırılan ücretin tamamının verileceğinin belirtildiği, kooperatifin diğer davalılarla yaptığı kat karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle arsa sahiplerinin açtığı 2009/325 esas sayılı 289.000 TL müddeabihli ecrimisil davasında davalı vekili olarak temsil ettiği, yine 2010/126 esas sayılı dava dosyası ile arsa sahiplerine karşı, süre uzatımı verilmesi, olmadığı takdirde yapılan imalatların değerinin tesbiti ve tahsili davası açıldığı, harca esas değer olarak 60.000 TL gösterildiği ancak yapılan bilirkişi incelemesinde imalatların değerinin 2.603.923 TL olarak tesbit edildiği aşamada tarafların dava dışı bir protokolle 16.7.2010 günü sulh oldukları, protokol içeriğine göre tarafların davalardan feragat etmesi, masraf ve vekalet ücreti almaması karalaştırılarak taraflar arasındaki hukuki ve mali ilişkilerin tekrar düzenlendiği, bu protokol uyarınca açılan davalar takip edilmeyerek 3.11.2010 ve 8.11.2010 tarihlerinde her iki davanın da açılmamış sayılmasına karar verildiği, davacının vekalet ücretini talep eden 16.5.2011 tarihli ihtarnamesi üzerine davalı kooperatifin gönderdiği 17.5.2011 tarihli azilname ile herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin azledildi- ği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davacı avukatın takip ettiği davalar her ne kadar HMK hükümleri doğrultusunda sulh sözleşmesiyle karara bağlanmamış ise de takip edilen davanın taraflarının haricen sulh oldukları açıkça anlaşılmaktadır. Avukatlık Kanununun 165. maddesi hükmüne göre takip edilen davanın harici sulhle sonuçlanması nedeniyle davanın tarafları avukatın yasal ve sözleşme vekalet ücretini ödenmesinden müştereken ve müteselsilen sorumludur. Davalı arsa sahiplerinin de Avukatlık Kanunu 165. maddesine göre sorumlu olduğu gözetilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 12.9.2013, 2013/16282-2013/21326)

Mahkemece, davalı şirketin azilden önce mecuru 10.5.2008 tarihinde tahliye ettiği ve davanın da takipsiz bırakıldığı gerekçesi ile sulhun varlığı kabul edilerek yazılı hüküm kurulmuştur. Anılan dosyanın kira tesbit davasına dönüştürülerek takipsiz bırakılmasının sulh anlaşmasına bağlı olduğun isbat yükü davacılara aittir. Sulh anlaşmasının varlığı davacılar tarafından ispatlanamamıştır. Ancak davacıların yemin delilinin varlığı gözetilerek, bu hususta davalı Yaşar’a yemin teklifine haklarının bulunduğu hatırlatılarak sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece, eksik inceleme ile davalı Yaşar aleyhindeki davanın da kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 5.7.2013, 2012/24617 – 2013/18649)

Temyiz talebinde bulunan davalılar yönünden taraflar arasında sözleşme ilişkisi mevcut olmayıp, dava Avukatlık Kanununun 165. maddesinden kaynaklanmaktadır. Anılan maddede, “sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf, avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda avukata karşı müteselsilen sorumludurlar.” Hükmü mevcut olup, davacı bu maddeye dayanarak, müvekkili olan davalı Mehmet’e vekaleten açmış olduğu tapu iptal tescil davasının, davanın tarafları arasında sulh protokolü yapılması ve sonrasında da davacı asil Mehmet tarafından davadan feragat edilmesi üzerine, davanın feragat nedeniyle reddine karar verildiğini belirterek, vekalet ücretinin müvekkili ve diğer davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Ücret talebine konu olan Üsküdar 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/319 esas sayılı dava dosyasının incelenmesinde;
Davanın Mehmet’e vekaleten Avukat Ekrem tarafından, 13.11.2008 tarihinde İbrahim aleyhine tapu iptal ve tescil istemiyle açıldığı, talep üzerine taşınmazın tapu kaydına tedbir konulduğu, yargılama devam etmekte iken, davacı vekili olan Av. Ekrem tarafından bizzat verilen 13.4.2010 tarihli dilekçe ile taşınmaz üzerindeki tedbirin kaldırılmasının istenildiği, mahkemece de aynı tarihli kararla tedbirin kaldırıldığı, bundan sonra yine davaya devam edilip, 30.12.2010 tarihinde “davanın kabulüne” ilişkin olarak verilen ilk hükmün, davalı İbrahimin, “dava konusu taşınmazın yargılama sırasında, protokol yapılmak suretiyle satıldığı, kendisinin Amerika’da yaşadığı, davadan feragat edileceği beyan edilmesine rağmen, feragat edilmeyip vekalet ücreti alabilmek için davaya devam edildiği, taşınmazın satıldığının Mahkemeden gizlendiği” şeklindeki temyiz talebi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi tarafından, “taşınmazın yargılama sırasında satılmış olması nedeniyle HUMK’nun 186. maddesine göre davacıya seçimlik hakkı hatırlatılmadan karar verilmiş olması” yönünden kararın 14.6.2011 tarihinde bozulduğu, bozma sonrasında yine Av. Ekrem tarafından vekaleten verilen 6.12.2011 tarihli celsedeki beyan ve 9.12.2011 tarihli dilekçe ile, davanın yeni malik Ahmet’e yöneltildiği, adı geçenin 23.12.2011 tarihli dilekçesini mahkemeye sunduğu, bundan sonra ise davacı asil Mehmet tarafından verilen 13.1.2012 tarihli dilekçe üzerine, davanın aynı tarihte feragat nedeniyle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Dosyada mevcut olan ve söz konusu davanın tarafları olan Mehmet ve İbrahim arasında düzenlenen 12.4.2010 tarihli “Tasfiye Protokolü”nde, tapu iptal tescil dosyasına konu olan taşınmazın, üzerindeki tedbir kaldırılarak satılıp bedelinin paylaşılması konusunda anlaşmaya varıldığı, davacı avukatın bu protokolden, yapıldığı tarihten itibaren haberdar olduğu, nitekim protokolle aynı tarihte bizzat kendisi tarafından verilmiş olan dilekçe ile, protokole uygun olarak taşınmaz üzerindeki tedbirin kaldırıldığı görülmektedir.
Tapu iptal tescil davasına konu olan taşınmazın yargılama sırasında, üçüncü kişiye satılmış olması nedeniyle, Yargıtay 14. Hukuk dairesinin bozma ilamında da değinildiği gibi, HUMK 186. maddesine göre davacı bu durumda, ya temlik edene olan davasından sarfınazar ederek davasını, dava konusunu temellük edene karşı yönelterek aynı konuyu dava etmeye devam eder. Bu durumda tarafta kanundan doğan bir değişme söz konusu olur. Ya da temlik edene karşı davasını zarar ziyan davasına dönüştürür.
Söz konusu davanın davacısı Mehmet’e vekaleten Av. Ekrem tarafından, bozma ilamından sonra verilen dilekçe ile dava, taşınmazı satın alan (temellük eden) Ahmet’e yöneltilmiş olup, temlik eden davalı İbrahim hakkındaki davadan sarfınazar edilmiştir. Tapu iptal tescil” istemine ilişkin olan davada, davanın yeni malike yöneltilmiş olması nedeniyle, davalı İbrahim aleyhine bir karar verilmesi artık mümkün değildir. O halde, davada taraf olmaktan çıkan, aleyhine bir karar verilmesi imkanı bulunmayan, Avukatlık Kanununun 165. maddesinde değinilen ‘‘taraf’ sıfatı kalmayan davalı İbrahim ’in, davacı avukata karşı Avukatlık Kanununun 165. maddesi gereğince sorumlu olduğunu kabule olanak bulunmamaktadır. Her ne kadar adı geçen davalı ile davacı Mehmet arasında, kararın bozulmasından önce sulh protokolü yapılmışsa da, dava bu protokole göre sonuçlandırılmadığı gibi, protokol mahkemeye ibraz edilmeyerek davaya devam edilmiş, sonrasında da bizzat davacı avukatın vekaleten yapmış olduğu işlemlerle dava yeni malike yöneltilerek, davalı İbrahim hakkındaki davadan sarfınazar edilmiştir.
Davalı Ahmet ise, tapu iptal tescil davasına konu olan taşınmazı, tapu malikinden iyiniyetle satın alan üçüncü kişi durumunda iken, bozma ilamı sonrasında HUMK’nun 186. maddesinin verdiği seçimlik yetkinin kullanılması üzerinde, dava konusunu temlik alan “yeni malik” sıfatıyla davanın yöneltildiği kişidir. Adı geçen davalı, tasfiye ve sulh protokolünün tarafı olmadığı gibi, esasen protokolün yapıldığı sırada davada “taraf’ durumunda da değildir. O halde sulh anlaşmasının tarafı olmayan, tapuda kayıtlı taşınmazı iyiniyetle satın alan ve dava konusunu temlik alması nedeniyle davanın yöneltildiği yeni malik Ahmet’in de, Avukatlık Kanununun 165. maddesi gereğince davacıya karşı vekalet ücretinden sorumlu olduğunu kabul etmek mümkün değildir.
O halde yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle, temyiz eden davalılar İbrahim ve Ahmet yönünden Avukatlık Kanununun 165. maddesinin uygulanması mümkün olmadığından, adı geçen davalılara karşı açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar gözardı edilerek, davanın bu davalılar yönünden de kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 2.7.2013, 2012/22513 – 2013/18141)

Avukatlık kanununun 165. maddesine göre, sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf, avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda avukata karşı müteselsilen sorumlu olup, burada kanundan doğan teselsül hallerinden biri söz konusudur. Müvekkil ve müvekkille sulh anlaşması yapan hasmın müteselsilen sorumlu olacakları vekalet ücretinin, avukatla müvekkil arasında yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunması ve sözleşmede sulh halinde ödenecek olan ücretin ayrıca kararlaştırılmış olması halinde, kararlaştırılan bu miktar üzerinden, avukatla müvekkil arasında yazılı bir ücret sözleşmesi bulunmakla birlikte sulh halinde ödenecek olan ücretin ayrıca kararlaştırılmamış olduğu, ya da yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı, veya yazılı sözleşme mevcut olmakla birlikte geçersiz olduğu hallerde ise, sulh olunan miktara göre belirlenmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Somut olayda davacı avukatın, müvekkili davalı Hilmi’ye vekaleten açıp takip etmiş olduğu icra takibi sırasında davalı şirket tarafından İTM’nde açılan davada, icra takibinden önce davalı Hilmi ile anlaştıklarını ileri sürerek, takibin iptalini talep ettiği ve icranın geri bırakılmasına karar verildiği ve 3.2.2012 tarihli ibranamenin dosyaya ibraz edildiği anlaşılmaktadır. Avukatlık Kanununun 165. maddesi gereğince, söz konusu davada tarafların sulh oldukları tazminat miktarı üzerinden belirlenecek olan vekalet ücretinin davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesi gereklidir. Tarafların sulh oldukları miktar ibranamede yazılı olmadığına göre, sulh olunan miktar tespit edilerek, tespit edilecek bu miktar üzerinden belirlenecek olan vekalet ücretinin davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerekirken, mahkemece vekalet ücretinden davalıların müteselsilen sorumlu oldukları kabul edilmekle birlikte, davacılara ödenmesi gereken vekalet ücretinin miktarında yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 20.6.2013, 2013/7554 – 2013/16901)Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacının, davalılardan Nazmi’ye vekaleten diğer davalıya karşı Isparta 2. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2008/75 esas sayılı dosyası üzerinden dava açtığı, 782.861,44 TL’nin tahsiline karar verilmesi üzerine de, Ankara 31. İcra Müdürlüğünün 2009/11115 esas sayılı dosyası ile ilamlı icra takibi başlattığı, bu sırada davalılar arasında 17.11.2009 tarihli protokolün düzenlendiği, 18.11.2009 tarihinde ise davacının azledildiği uyuşmazlık konusu olmayıp, davacı Avukatlık Kanununun 165. maddesi gereğince, vekalet ücretinin davalılardan müteselsilen tahsili istemiyle eldeki davayı açmıştır.
Davacı avukat tarafından takip edilen dava ve icra takibi sırasında davalılar arasında 17.11.2009 tarihli sulh protokolünün düzenlendiği ve bu protokolün, davalı Kooperatifin 17.1.2010 tarihli Genel Kurulunda da onaylandığı, davacının ise protokolün yapıldığı günün ertesinde 18.11.2009 tarihinde haksız olarak azledildiği dosyadaki tüm bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Avukatlık Kanununun 165. maddesinde, “sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf, avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda avukata karşı müteselsilen sorumludurlar.” hükmü mevcut olup, davacı, vekalet ücretlerini Avukatlık Kanununun 165. maddesi gereğince her iki davalıdan da talep etmekte haklı ise de, öncelikle davalılar arasında sulh olunan miktarın tespiti ile, davacıya ödenecek olan vekalet ücretlerinin de, tespit olunacak bu miktar üzerinde takdir edilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Davalılar arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesi bulunmakta olup, iş bu davada ücret talebine konu olan, söz konusu eser sözleşmesinden kaynaklanan kira kaybı alacağına ilişkin dava ve icra takibinden başka, aynı taraflar arasında ve aynı sözleşme ilişkisi içinde “tapu iptal tescil” “eksik ve ayıplı işten kaynaklanan tazminat” gibi başka davaların da bulunduğu, bu davaların da yine davacı avukat tarafından takip edildiği, ancak söz konusu davalara ilişkin vekalet ücreti talebi saklı tutularak, eldeki davaya konu yapılmadığı görülmektedir.
17.11.2010 tarihli sulh protokolünde, sulh olunan miktar ve bu sözleşmeyle davalı Nazmi’ye sağlanan menfaat açıkça anlaşılamadığı gibi, esasen davalılar arasındaki kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan tüm ihtilaf ve davaların sulh kapsamında bir bütün olarak değerlendirilerek sonuçlandırıldığı anlaşıldığından, davalıya sulhle kazandırılan menfaatin tespitinde, sulh kapsamındaki aynı sözleşmeden kaynaklanan tüm dava ve işlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği de kuşkusuzdur.
O halde açıklanan tüm bu nedenlerle, sulh protokolünün imzalandığı tarih itibariyle, davalılar arasındaki sulh kapsamında bulunan tüm dava ve işler birlikte değerlendirilerek, davalı Nazmi’ye söz konusu bu sulh nedeniyle kazandırılan menfaatin tespiti ile, daha sonra da ücret talebine esas olan Isparta 2. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2008/75 esas sayılı dava ve Ankara 31. İcra Müdürlüğüne ait 2009/11115 esas sayılı icra takibi nedeniyle adı geçen davalıya sağlanan menfaatin tespiti ve tespit edilecek bu miktar üzerinden, vekalet ücretlerinin takdiri ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilmek suretiyle, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 11.6.2013, 2013/2545 – 2013/15734)

Davacı, sulh ile sonuçlanan icra takibi nedeniyle hak ettiği ve ödenmeyen vekalet ücreti alacağının tahsili istemiyle eldeki davayı açmış, mahkemece taraflar arasında imzalanan protokolde takipten tüm sonuçlan itibariyle feragat edileceğinin kararlaştırıldığı, tarafların iradesinin vekalet ücreti istenmeyeceği doğrultusunda olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davalı alacaklı S. San. A.Ş. ile davalı borçlu Ali arasında 16.6.2009 tarihinde “Protokol ve İbraname” başlıklı protokol düzenlendiği, davacı avukatın da protokolde imzasının bulunduğu, bu protokolün 2. maddesinde Ali aleyhine başlatılan ve davaya konu vekalet ücreti alacağının dayanağı olan Üsküdar 2.İcra Müdürlüğünün 2009/8039 esas sayılı takipten tüm sonuçlan itibariyle feragat edileceğinin kararlaştırıldığı hususları dosya kapsamından anlaşılmakta olup bu hususlar taraflar arasında da çekişmesizdir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, protokolde takipten tüm sonuçları itibariyle feragat edilmesine dair kararlaştırmanın vekalet ücreti alacaklannı kapsayıp kapsamadığı noktasındadır. Protokolde yapılan feragate ilişkin kararlaştırma, davalı alacaklı ve davalı borçlu arasındaki hukuki ilişkiyi kapsar. Davacı avukatın vekalet ücreti alacağını kapsamaz. Protokolde davacı avukatın imzasının bulunması sonucu değiştirmez. Öyle olunca mahkemece işin esasma girilerek taraf delilleri toplanıp değerlendirildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. Hl). 23.5.2013, 2013/11662 – 2013/13668)

Davacı avukat davalıların sulh olduklarını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Davalı Mustafa eşi ile biraraya gelmediğini ve sulh olmadığını savunmuştur. Davacı avukatın, davalıların sulh olduklarım ispat etme yükümlülüğü vardır. İcra dosyasındaki haczedilen menkul malların davalı Firdevs tarafından yediemin olarak davalı Mustafa’ya bırakılmasını talep etmesi ya da davalı Firdevs’in davacı avukatını azletmesi sulh olunduğu sonucunu doğurmaz. Kaldı ki, davacı avukat adli yardımdan yararlanan davalı Firdevs’e Baro tarafından atanmıştır. Ücretini de Barodan aldığına göre davalıdan bir talep hakkı yoktur. Açıklanan nedenlerle temyiz eden davalı Mustafa açısından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 18.4.2013, 2013/1653 – 2014/10197)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı, davacı avukatın, Orhangazi Asliye hukuk Mahkemesinin 2009/518 esas sayılı dava dosyası ve Orhangazi İcra Müdürlüğünün 2009/371 esas sayılı takip dosyasında, davalıyı vekil olarak temsil ettiği, ancak davanın taraflarının sulh olmaları nedeniyle, dava ve takipten feragat edildiği sabit olup, mahkemece asıl ve birleşen davada, bilirkişiler tarafından, dava ve icra dosyası nedeniyle ayrı ayrı hesaplanan vekalet ücretlerinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Oysa ki davacı avukat tarafından, davalının üçüncü kişiden satın almış olduğu taşınmazın tapu devrinin yapılmaması nedeniyle, alacaklısı davalı, borçlusu 3. kişi olan 130.000 00 TL’lik senet nedeniyle takip başlatılmış, aynı uyuşmazlık nedeniyle tapu iptal tescil davası da açılmış, ancak taraflar arasındaki, gerek dava açılmasına ve gerekse icra takibi yapılmasına neden olan uyuşmazlık, taşınmazın tapusunun davalı adına devredilmesi üzerine sulhle sonuçlanmıştır. Görüldüğü üzere söz konusu dava ve icra dosyası birbiri ile bağlantılı olup, aynı amacın sağlanması için yapılan hukuki yardımlardır. Nitekim davalı ile 3. kişi arasında, tek bir satım sözleşmesi ve bundan doğan bir hukuki uyuşmazlık söz konusudur. Davacı avukatın, müvekkilinin menfaatine olarak, “tapu iptal tescil” talepli dava açıp, aynı hukuki ilişki kapsamında alman senet nedeniyle de ayrıca takip başlatmış olması isabetli ise de, tarafların sulh olmaları sonucunda davalı müvekkil, iki ayrı menfaat değil, tek bir menfaat temin etmiştir. Başka bir ifade ile davalı, hem tapuyu devralıp, hem de satış bedelini (senet bedelini) almamış, sadece bedelini ödemiş olduğu taşınmazın tapusunu devralmıştır. Bu nedenle davalı aleyhine hem tapu iptal ve tescil davası, hem de icra takibi nedeniyle ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değildir. O halde mahkemece, dava konusu vekalet ücretinin, tek bir hukuki yardım ve davalıya sağlanan menfaat üzerinden tespit ve tahsiline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 5.3.2013, 2012/17709 – 2013/5159)

Avukat olan davacılar ile davalı işçi arasında işe iade davası açılması için 3.1.2009 tarihinde avukatlık ücret sözleşmesi düzenlenip 2.900,00 TL ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davacıların bu bağlamda davalı şirket aleyhine işe iade davası açarak takip etmeye başladıkları, ancak davalı işçinin iş mahkemesine verdiği dilekçe ile davadan feragat ettiğini bildirdiği ve aynı zamanda davacı avukatları vekillikten azlettiği ve iş mahkemesince davanın feragat nedeniyle sonuçlandırıldığı anlaşılmakta olup, davacılar eldeki davada, davacı şirket ve davalı işçinin iş mahkemesindeki davada el ve işbirliği içinde hareket ettiklerini, bu durumun aslında sulh anlamına geldiğini, bu nedenle avukatlık ücretinden birlikte sorumlu olduklarını ileri sürmektedir. Avukatlık Kanunun 165. maddesinde “iş sahibinin birden çok olması halinde, bunlardan her biri sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar” hükmü bulunmakta olup, davada çözülmesi gereken sorun davalı şirketin de avukatlık ücretinden diğer davalı ile birlikte sorumlu olup olmadığı hususudur. Avukatlık kanununun 165. maddesi uyarınca her iki tarafın avukatlık ücretinden birlikte sorumlu olabilmesi için tarafların anlaşması sonucunda dava veya takip konusu işin sonuçlandırılması zorunlu olup, bu anlaşmanın sulh veya başka biçimde olması gerekir. Davanın taraflarının aralarında yazılı bir sulh sözleşmesi veya başka biçimde yazılı anlaşma olmasa dahi, tarafların hal ve davranışları ile sulh veya anlaşmanın varlığının ispatı halinde Avukatlık Kanununun 165. maddesinin uygulanması gerektiği sonucuna varılması zorunludur. Dava konusu olayda, davalı işçinin ıslak imzasını taşıyan davadan feragate dair dilekçe, benzer dosyalarda sunulan feragat dilekçeleri ile aynı formatta olup aynı bilgisayarda yazılmış ve hepside davalı şirket vekili tarafından iş mahkemesine ibraz edilmiştir. Bu itibarla, feragatnamenin davalı şirketçe davalı işçiden alınarak iş mahkemesine sunulduğu ve bu bağlamda eldeki dosyanın davalılarının kendi aralarında sulh oldukları anlaşılmaktadır. Öte yandan davalı işçinin diğer davalı şirkette tekrar işe başlayıp başlamamasının da olayda bir etkisi bulunmamaktadır. Hal böyle olunca her iki davalının da, avukatlık ücretleri bakımından davacılara karşı birlikte sorumlu olduklarının kabulü gereklidir. Mahkemece, değinilen bu yön gözetilerek ve her iki davalının da davacılara karşı birlikte sorumlu oldukları kabul edilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken, davalı şirket hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 18.2.2013, 2013/4299 – 2013/3730)

Dava konusu olayda da, davacının vekil olarak takip ettiği davalar, davacının müvekkili Süleyman ile karşı taraf N. Maden A.Ş. arasında düzenlenen 12.9.2007 tarihli “Mutabakat Sulh ve İbra Anlaşmasıdır.” başlıklı sulh protokolü üzerine, feragatle sonuçlanmış olup, taraflar arasında vekalet ücret sözleşmesi bulunmadığından, davalı Süleyman’a, sulh sonucunda kazandırılan menfaatin tespiti ile, vekalet ücretinin de buna göre tespiti gereklidir. Mahkemece bu miktarın, sulh protokolünde belirtilen 32.000,00 TL olduğunun kabulü ile bunun %10’u olan 3.200,00 TL üzerinden vekalet ücretinin tahsiline karar verilmişse de, söz konusu protokol gereğince
davalı Süleyman’a ödenmiş olan bu miktar, taraflar arasında sulh olunan miktar olmadığı gibi, sulh sonucunda ona kazandırılan yegane menfaat de değildir. Esasen bu miktarın, Süleyman’ın, taşeron olarak verdiği hizmetler sırasında doğan vergi ve bunların gecikme zammı ve faizlerine ilişkin olup, vekalet ücretine konu olan davalardan tamamen bağımsız olduğu da anlaşılmaktadır.
Ne var ki dosyada mevcut olan delillere ve sulh protokolü kapsamına göre, davalıların hangi miktar üzerinden sulh oldukları ve sulh sonucunda davalı Süleyman’a kazandırılan menfaatin ne olduğu anlaşılamamaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, bu konudaki ispat yükümlülüğü davalılara aittir. Davalıların, davacı avukat tarafından takip edilen söz konusu davalarda, tarafların sulh olmaları nedeniyle, davaların müddeabihlerine göre davalı Süleyman’a daha az bir miktar olduğunu ispat etmeleri durumunda vekalet ücretinin bu miktar üzerinden tespit ve takdir edilmesi gereklidir. Ancak bu hususun ispat edilememesi halinde ise vekalet ücretinin, söz konusu davaların müddeabihlerinin değerleri üzerinden ödenmesi gerektiği de kabul edilmelidir.
Mahkemece açıklanan hususlar göz ardı edildiği gibi, davalı Süleyman’a sulh sonucunda kazandırılan menfaat olduğundan bahisle 32.000 TL’nin %10’u olan 3.200 TL’nin tahsiline karar verilmiş, karşı taraf vekalet ücreti konusunda ise hüküm kurulmamıştır. Oysa ki davacı avukat, takip etmiş olduğu davaların sulhle sonuçlanması nedeniyle, gerek Avukatlık Kanunun 164/4. maddesinde yer alan akdi vekalet ücretlerini, gerekse aynı Kanunun 164/son maddesinde yer alan yargılama giderlerinden olan “karşı taraf vekalet ücretlerini” talep etme hakkına sahip olup, eldeki davada da her iki tür vekalet ücretinin, davalılardan müteselsilen tahsilini istemiştir. O halde mahkemece, az yukarıda açıklanan hususlar ve sulh sonucunda davacının müvekkili olan davalı Süleyman’a kazandırılan menfaatin ne olduğu konusundaki ispat yükümlülüğünün davalılarda olduğu, aksi halde sulhle sonuçlanan davaların müddeabihleri üzerinden her iki tür vekalet ücretine de hükmedilmesi gerektiği dikkate alınarak, bu yönde yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 5.2.2013, 2012/5183 – 2013/2304)

Dava konusu vekalet ücreti alacağına esas olan davanın sulh ile sonuçlanması nedeniyle, Avukatlık kanununun 165. maddesi gereğince davalılar, davacı avukata karşı vekalet ücretinden müteselsil sorumlu olup, mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Davacıya ödenmesi gereken vekalet ücretinin tespit edilebilmesi için ise öncelikle, uyuşmazlığa uygulanacak olan Avukatlık Kanunu hükümlerinin belirlenmesi zorunludur. Bilindiği üzere, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, 2.5.2001 tarihinde 4467 sayılı Yasa, 13.1.2004 tarihinde de 5043 sayılı Yasa ile değişikliğe uğramıştır. 5043 sayılı Yasanın 7. maddesi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanununa eklenen “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin olarak hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu kanunun değişik hükümleri uygulanır” hükmünü içeren geçici 21. madde, Anayasa Mahkemesince 8.2.2008 tarihinde iptal edildiğinden, avukatlık ücretinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, sözleşmelerin kurulduğu, hukuki yardımın başladığı tarihte yürürlükte olan Avukatlık Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.
Somut olayda, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, davacı avukat tarafından 16.4.2001 tarihinde vekalet ücretine esas İzmir 1. Asliye Ticaret mahkemesinin 2001/479 esas sayılı davası açıldığına göre uyuşmazlık, sözleşmenin kurulduğu tarihte yürürlükte olan 1136 sayılı Kanunun, 4667 sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki hükümlerine göre çözümlenmelidir. 1136 sayılı Kanunun, 2.5.2001 tarihli 4467 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki 163/son maddesi gereğince de, avukat ile müvekkil arasında yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda talep edilebilecek vekalet ücretinin, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenmesi gereklidir. O halde mahkemece, hukuki yardımın başladığı tarihte geçerli olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davacının hak ettiği vekalet ücreti belirlenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, açıklanan husus göz ardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 29.1.2013,2012/4795-2013/1764)

Avukat olan davacılar ile davalı işçi arasında işe iade davası açılması için 3.1.2009 tarihinde avukatlık ücret sözleşmesi düzenlenip 2.900,00 TL ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davacıların bu bağlamda davalı şirket aleyhine işe iade davası açarak takip etmeye başladıkları, ancak davalı işçinin iş mahkemesine verdiği dilekçe ile davadan feragat ettiğini bildirdiği ve aynı zamanda davacı avukatları vekillikten azlettiği ve iş mahkemesince davanın feragat nedeniyle sonuçlandırıldığı anlaşılmakta olup, davacılar eldeki davada, davacı şirket ve davalı işçinin iş mahkemesindeki davada el ve işbirliği içinde hareket ettiklerini, bu durumun aslında sulh anlamına geldiğini, bu nedenle avukatlık ücretinden birlikte sorumlu olduklarını ileri sürmektedir. Avukatlık Kanunun 165. maddesinde “iş sahibinin birden çok olması halinde, bunlardan her biri sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar” hükmü bulunmakta olup, davada çözülmesi gereken sorun davalı şirketin de avukatlık ücretinden diğer davalı ile birlikte sorumlu olup olmadığı hususudur. Avukatlık kanununun 165. maddesi uyarınca her iki tarafın avukatlık ücretinden birlikte sorumlu olabilmesi için tarafların anlaşması sonucunda dava veya takip konusu işin sonuçlandırılması zorunlu olup, bu anlaşmanın sulh veya başka biçimde olması gerekir. Davanın taraflarının aralarında yazılı bir sulh sözleşmesi veya başka biçimde yazılı anlaşma olmasa dahi, tarafların hal ve davranışları ile sulh veya anlaşmanın varlığının ispatı halinde Avukatlık Kanununun 165. maddesinin uygulanması gerektiği sonucuna varılması zorunludur. Dava konusu olayda, davalı işçinin ıslak imzasını taşıyan davadan feragate dair dilekçe, benzer dosyalarda sunulan feragat dilekçeleri ile aynı formatta olup aynı bilgisayarda yazılmış ve hepside davalı şirket vekili tarafından iş mahkemesine ibraz edilmiştir. Bu itibarla, feragatnamenin davalı şirketçe davalı işçiden alınarak iş mahkemesine sunulduğu ve bu bağlamda eldeki dosyanın davalılarının kendi aralarında sulh oldukları anlaşılmaktadır. Öte yandan davalı işçinin diğer davalı şirkette tekrar işe başlayıp başlamamasının da olayda bir etkisi bulunmamaktadır. Hal böyle olunca her iki davalının da, avukatlık ücretleri bakımından davacılara karşı birlikte sorumlu olduklarının kabulü gereklidir. Mahkemece, değinilen bu yön gözetilerek ve her iki davalının da davacılara karşı birlikte sorumlu oldukları kabul edilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken, davalı şirket hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 28.1.2013,2013/1945 – 2013/1568)

Dosyanın incelenmesinde; davacının davalılar vekili olarak 30.1.2006 tarihinde açılan davada davalıları temsil ettiği, davanın 1.013.000 TL harca esas değer üzerinden açıldığı, davalıların davacı tarafla anlaşarak sulhe bağlı feragat mahiyetindeki kararla davanın 17.7.2006 tarihinde bitirildiği, bu davanın davacısı ile davalıları arasında düzenlenen
21.3.2006 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi yapıldığı, sözleşmenin 3.1. maddesinde ücretin “…dava konusu taşınmazların mahkemece tesbit edilecek rayiç değer üzerinden yüzde on beş ve KDV” olarak kararlaştırıldığı, 3.2. maddesinde “davanın kısmen yada tamamen reddedilmesi veya davacıların davadan feragat etmesi durumunda, karar kesinleşme tarihinde yüzde beş başarı primi ek olarak avukata ödeneceği 3.3. maddesinde “müvekkilin davacılarla sulh olması, davayı takipten vazgeçmesi veya feragat etmesi, avukatı azletmesi, davanın takipsiz kalması, davacıların veya herhangi birinin davadan feragat etmesi gibi durumlarda da avukata aynı ücret ve başarı primi ödeneceği” hususlarının kararlaştırıldığı, davacıya …TL kısmi ödeme yapıldığı, davacının sözleşme hükümlerine göre bakiye ücretini talep için eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır. Davacı, takip edilen davanın 1.013.000 TL harca esas değer gösterilerek dava açıldığı ancak mahkemenin keşif yapmadan önce tarafların sulh olması nedeniyle dava sonlandırıldığından mahkemece keşif yapılarak sözleşmenin 3.1. maddesinde tarif edilen taşınmazların rayiç değerinin tesbiti ile sözleşmeye göre ücretinin belirlenmesini talep etmiştir. Davalılar ise sözleşmenin geçersiz olduğu, aksi halde bile harca esas değerin esas alınması gerektiği savunulmuştur. Avukatlık Kanununun 164. maddesi (Değişik: 2.5.2001 tarihli 4667/77 maddesi) hükmüne göre Yüzde 25’i aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabileceği belirtilmiştir. Buna göre taraflar arasında yapılan 21.2.2006 tarihli sözleşme bahsedilen yasal düzenlemeye uygundur. Davacı avukatın davalılar vekili olarak katıldığı ücrete konu dava 1.013.000 TL harca esas değer üzerinden açılmış ve keşif yapılmadan önce tarafların anlaşması sonucu sulhe bağlı feragat niteliğindeki kararla sonlandırılmış, karar harcı da bu değer üzerinden alınmıştır. Avukatlık Kanununun 164. maddesinde yazılı “dava veya hükmolunacak şeyin değeri” ifadesine uygun olarak davalılara sağlanan menfaat 1.013.000 TL harca esas değerli davanın reddinden ibarettir. Buna göre mahkemece 1.013.000 TL müddeabih değeri üzerinden sözleşme vekalet ücretinin hesaplanması gerekirken mahallinde keşif yapılmak ve keşfen belirlenen değer üzerinden ücret takdiri usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 16.1.2013,2012/4543 – 2013/680)

Davacının 3.1.2009 tarihli yazılı ücret sözleşmesi ile davalı Ahmet için açılan icra takibi ve itirazın iptali davasında davalı vekili olarak hizmet verdiği, hüküm verildikten sonra tarafların sulh olması sonucu icra takip dosyasından tahsilat yapılamadığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Avukatlık Kanunu madde 165 ”iş sahibinin birden çok olması halinde bunlardan her biri, sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukat ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar.” hükmünü içermektedir. Davacının takip ettiği davada tarafların haricen sulh olmaları sonucu takibin feragatle sonuçlandığı ve alacağın davalı tarafından haricen tahsil edildiği dosya içerisinde bulunan 10.11.2010 tarihli “feragat ve ibraname” başlıklı belgenin incelenmesinden anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca mahkemece, davalı T.Vakfı yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 25.12.2012, 2012/23252 – 2012/29550)

Dava konusu olayda, davacı avukatlar tarafından takip edilen davanın sulhle sonuçlandığı ve davacıların vekalet ücretlerini talep etmekte haklı oldukları tüm dosya kapsamı ile anlaşıldığına göre olayda Avukatlık Kanununun 165. maddesinin uygulanması gerektiği açıktır. Nitekim davacılar da icra takibinde, az yukarıda değinilen her iki tür vekalet ücretlerinin, gerek müvekkilleri olan davalıdan, gerekse hasım taraf olan diğer davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmişlerdir. O halde mahkemece öncelikle, davacıların avukat olarak takip etmiş oldukları ve taraflar arasında sulhle sonuçlanan tazminat davasında, sulh olunan miktar tespit edilerek, bu miktar üzerinden ödenmesi gereken karşı taraf vekalet ücretinin ve yine akdi vekalet ücretinin tespiti ile, tespit edilecek olan her iki tür vekalet ücretinden de, gerek davacıların müvekkilleri olan Necla’nın gerekse davanın karşı tarafı olan D. Gemi A.Ş. ve Ömer’in müteselsilen sorumlu tutulması gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 18.12.2012,2012/20238 – 2012/28932)

Davacının davalı Ö.S.’in avukatı olarak yazılı sözleşme ile vekilliğini üstlendiğini, davalı adına takip ettiği Bakırköy 3. İş Mahkemesinin 2011/140 esas sayılı dava dosyasında diğer davalı şirket ile kendisinin bilgisi olmadan haricen anlaştıklarını ve vekalet ücretinin de ödenmediğini ileri sürerek vekalet ücreti alacağının tahsili için eldeki davayı açmıştır. Mahkeme ise davacı avukattan habersiz sulh olan davalılar hakkındaki davayı kabul etmiş ve vekalet sözleşmesi hükümlerine göre 4.000,00 TL ücretin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Oysaki davacı avukat ile davalı Ö.S. arasındaki sözleşme sadece tarafları bağlamakta olup, davalı şirketi bağlamaz. Bu nedenle Mahkemece Avukatlık Kanununun 164. maddesi gereğince davalı şirketin sadece Bakırköy 3. İş Mahkemesinin 2011/140 esas sayılı dosyasının harca esas değeri üzerinden hesaplanacak vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 10.10.2012,2012/15823 – 2012/22665)

Davacının avukat olup taraflar arasında 28.11.2007 tarihli yazılı ücret sözleşmesi düzenlendiği, sözleşme içeriğine göre davacı avukatın davalının hissedarı olduğu taşınmazın ortaklığının giderilmesi davasında davalı vekili olarak takip edip sonuçlandırarak bilahare satış aşaması için görevlendirildiği, ücreti olarak 3. maddenin 3. ve 4.bendinde “Dava sonuçlandırıldığında kazanılan ve satışta elde edilen veya rızaen taksim olması halinde ortaya çıkan müvekkilin hissesine düşen bedelin %10’u vekalet ücreti olarak vekile verilecektir. Buna karşılık dava sonuçlanmadan müvekkil vekili ağır kusuru olmaksızın azlederse veya taraflar arasında sulh, feragat vs. gibi nedenlerle anlaşma sağlanıp davayı yürütmekten vazgeçerlerse müvekkil vekile kendi hissesine düşen taşınmazın veya bedelin %10’unu ödemek zorundadır.” şeklinde düzenleme getirildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Ortaklığın giderilmesi davası sonucu davalının hissedarı olduğu taşınmazın ortaklığının satılarak giderilmesine karar verildiği, kararın kesinleştiği, taşınmazın satış memurluğu nezdinde satılması için dosya açıldığı, 1.9.2010 tarihinde kıymet takdirinin yapıldığı safhada ise davalının diğer hissedarlarla anlaşarak noterde düzenleme şeklinde paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü başlıklı 6.10.2010 tarihli sözleşme imzalandığı, bu sözleşme içeriğine göre ortaklığın satılarak giderilmesine ilişkin dava ve satış dosyasından vazgeçilerek ekli krokide gösterilen şekilde fiili kullanıma müsaade edilmesinin kararlaştırıldığı hususları da taraflar arasında ihtilaflı değildir. Davacı, bu sözleşme ve ekli krokinin sulh niteliğinde olduğunu, satış dosyasındaki kıymet takdiri raporunda belirtilen değerden davalının taşınmazdaki hissesine düşen miktarın %10’unun vekalet ücreti olarak tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise taşınmazın satılmadığı, taksimde edilmediğinden hissesinin ya da hissesine düşen miktarın belli olmadığından davanın reddini savunmuştur. Davacı avukatın sözleşmede kararlaştırılan işi satış aşamasına kadar getirdiği, kıymet takdirinin yapıldığı safhada diğer hissedarlarla dava ve satıştan vazgeçerek paylı mülkiyeti devam ettirmek suretiyle anlaşması avukatlık ücret sözleşmesinin 3. maddesi hükmüne göre sulh anlaşması niteliğinde olup davacının avukatlık kanununun 164. ve 165. maddesi hükmüne göre sözleşmedeki vekalet ücretinin ödenmesini talep etme hakkı doğmuştur. Taşınmazın kıymet takdirinin yapılmış olmasına göre, bu miktar üzerinden davalının taşınmazdaki hissesine isabet oranın %10’u kadar vekalet ücretinin tahsili yönündeki davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davalının hissesinin belirlenmemiş olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 20.9.2012, 2012/12929 – 2012/20345)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacı, davalılardan D. Çikolata Gıda Limited Şirketi’ne vekaleten diğer davalı şirkete karşı açmış olduğu davada, tarafların sulh olmaları nedeniyle, Avukatlık Kanununun 165. maddesi gereğince, gerek karşı taraf, gerekse müvekkilin ödemesi gereken akdi vekalet ücretinin davalılardan müteselsilen tahsili istemiyle eldeki davayı açmıştır.
Davanın dayanağını teşkil eden Avukatlık Kanununun 165. maddesinde, “sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf, avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda avukata karşı müteselsilen sorumludurlar.” Hükmü mevcut olup, bu sorumluluk, yargılama giderlerinden olan karşı taraf vekalet ücretini kapsadığı gibi, müvekkilin ödemesi gereken akdi vekalet ücretini de kapsamaktadır.
(HGK.’nun 16.2.1994 T. 1993/13 – 810 E. 1994/60 K. sayılı karan) Burada, kanundan doğan teselsül hallerinden biri söz konusu olup, Borçlar Kanununun 142. maddesinde düzenlenen “alacaklı, müteselsil borçluların cümlesinden veya birinden borcunun tamamen veya kısmen edasmı istemekte muhayyerdir” hükmüne göre, müteselsil sorumluluğun gereği olarak, sulh sözleşmesinin taraflarının her biri, her iki tür vekalet ücretinin de tamamından sorumludurlar. Buna göre alacaklı alacağının tamamını, her iki taraftan da talep edebileceği gibi, dilerse sadece birinden de talep edebilir. Dava konusu olayda davacı, gerek müvekkilin ödemesi gereken akdi vekalet ücretinin, gerekse karşı taraf vekalet ücretinin, her iki davalıdan da müteselsilen tahsilini talep ettiğine göre, mahkemece her iki tür vekalet ücretinin de davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerekirken, davanın hasım tarafı olan A. Anonim Türk Sigorta Şirketinin, sadece karşı taraf vekalet ücreti nedeniyle sorumlu tutulmuş olması, usul ve yasaya aylan olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 26.6.2012, 2011/14007 – 2012/16661)

Dava, davadan feragat sebebiyle avukat tarafından müvekkili ve karşı tarafa yöneltilmiş avukatlık ücretine ilişkindir. Somut olayda davalı Ayşe boşanma davasının ikinci duruşmasında feragat dilekçesi vermiş ve dava feragat nedeniyle reddedilmiştir. Her ne kadar Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi hükmü gereğince “sulh ile sonuçlanan işlerde her iki taraf avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda müteselsilen sorumludur” hükmü mevcut ise de, burada tek taraflı bir işlem olan feragat sözkonusu olup karşı tarafın onayına gerek olmadan hukuki sonuç doğurmaktadır. Davacı avukatın müvekkili davalı ile karşı tarafın sulh olduklarını ispat etmesi gerekmektedir. Dosya kapsamından davacının sulh olma olgusunu ispat edemediği anlaşılmaktadır. O halde davacının emek ve mesaisi karşılığı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, sözleşmede kararlaştırılan %10 üzerinden boşanma davasındaki istem kalemleri esas alınarak yazılı şekilde vekalet ücretine hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 13.6.2012,2012/11129 – 2012/15395)

Mahkemece bilirkişi raporu doğrultusunda, Kazan Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/68 Esas sayılı davalarının kabul ile sonuçlanmış olmasına göre davacı açısından karşı yan vekalet ücretinin doğmadığı ve icra dosyasında da aynı şekilde dosya alacağının bulunmadığı kanaati ile davacının karşı yan vekalet ücreti talebi kabul edilmemiş ise de, Kazan Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/68 Esas sayılı davası tarafların anlaşması sonucu sulh ile sonuçlandığından, Avukatlık Kanununun 165. maddesi gereğince davalı Selami’nin karşı yan vekalet ücretinden de sorumlu olduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 25.4.2012, 2012/5737 – 2012/11238)

Davacı eldeki dava ile, davalı Hazni vekili sıfatıyla diğer davalıya karşı yürüttüğü davada, davalıların aralarında Sulh olmak suretiyle, davalı Hazni’nin davasından feragat etiğini ancak kendisinin vekalet ücretinin ödenmediğini, davalıların Avukatlık Kanunu 165. maddesi gereğince müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını belirterek vekalet ücretinin davalılardan tahsilini istemiştir. Davanın dayanağını teşkil eden Avukatlık Kanununun
165. maddesinde, “sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf, avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda avukata karşı müteselsilen sorumludurlar.” Hükmü mevcut olup, davanın sulh ile sonuçlanması halinde, avukat müvekkilinden aralarındaki ücret sözleşmesinde kararlaştırılan miktarın tamamını isteyebileceği gibi davada sulh olunan miktara göre karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini de isteyebilir. (HGK.’nun 16.2.1994 T. 1993/13 – 810 E. 1994/60 K. sayılı kararı) Aynı sorumluluk, müvekkille sulh anlaşması yapan karşı taraf için de geçerlidir. Davacı az yukarıda değinilen her iki tür vekalet ücretinin, gerek müvekkilleri olan davalıdan, gerekse hasım taraf olan davalı Saniye’den müteselsilen tahsilini talep etmiş olduğuna göre, mahkemece her iki vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken sadece ücret sözleşmesine göre hesaplanan vekalet ücretine hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 16.4.2012,2012/8005 – 2012/10315)

Taraflar arasındaki dava ve takip dosyalarının sulh ile sonuçlanması halinde, avukat müvekkilinden aralarındaki ücret sözleşmesinde kararlaştırılan miktarın tamamını isteyebileceği gibi davada sulh olunan miktara göre karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini de isteyebilir. (HGK.’nun 16.2.1994 T. 1993/13 – 810 E., 1994/60 K. sayılı kararı) Avukatla müvekkili arasında ücret sözleşmesi bulunmaması veya sözleşmenin geçersiz olması halinde ise, müvekkilin, sulh olunan miktar üzerinden, gerek Avukatlık Kanununun 164/4. maddesinde düzenlenen, müvekkilin avukata ödemesi gereken vekalet ücretinden, gerekse Avukatlık Kanununun 164/son maddesinde düzenlenen, hasma tahmili gereken vekalet ücretinden sorumlu olduğunun kabulü gerekir.
Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacı, vekalet görevini özenle ve gereği gibi ifa etmiş olmasına rağmen, bir kısım takip ve davaların sulhle sonuçlanması nedeniyle de vekalet ücretine hak kazanmıştır. Ancak davacı avukatın 4.1.2006 tarihli ibra ve sulh sözleşmesi kapsamı dışında kalan takip ettiği dosyalar için de eldeki dava ile vekalet ücreti talep ettiği ve taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesi bulunmadığı gözetildiğinde; talep edilebilecek olan ücretin, hükme esas alınan bilirkişi raporunda olduğu gibi, dava konusu edilen her bir takip ve dava değeri üzerinden değil, sulh sözleşmesi kapsamındaki dava ve takip dosyaları için davalıya sulh sözleşmesi ile sağlanan menfaat üzerinden hesaplanması gereklidir. O halde mahkemece az yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda öncelikle, 4.1.2006 tarihli sulh ve ibra sözleşmesi kapsamındaki davalıya sağlanan menfaatin miktarı üzerinden, gerek müvekkilin ödemesi gereken, gerekse hasma tahmili gereken vekalet ücretinin hesap ve takdir edilmesi, sözleşme kapsamı dışındaki dava ve takip dosyaları açısından da davacı avukatın hak ettiği vekalet ücreti tutarının belirlenerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece, yanlış değerlendirme ile sulh sözleşmesi kapsamındaki dava ve takip dosyalan da dahil edilmek suretiyle tüm takip ve dava değerleri üzerinden hesaplanan vekalet ücretine karar karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 12.4.2012, 2011/19295 – 2012/10112)

Davacının 1.6.2009 tarihli iş talimatı ile davalı Şeyhmuz’un diğer davalı kulüp nezdindeki 183.499, 99 TL alacağının tahsili için kulüp aleyhine TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulu nezdinde dava açtığı, dava sırasında talebin 144.500 TL olarak düzeltildiği, tarafların sulh olmaları nedeniyle davalı futbolcunun ibraname sunduğu, davada, ibraname nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, kararda taraflar yararına ücreti vekalet verilmediği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Avukatlık Kanunu madde 165 – (Değişik madde: 02/05/2001 – 4667/78. md.)”İş sahibinin birden çok olması halinde bunlardan her biri, sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukat ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar.”hükmünü içermektedir. Davacının takip ettiği davada tarafların haricen sulh olmaları sonucu davanın sonuçlandığı hususuna davalı tarafça itiraz olunmamıştır. Az yukarıda bahsedilen madde metnine göre tarafların sulh olduğu dava nedeniyle davacı avukatın avukatlık kanunu hükümlerine göre hesap edilecek vekalet ücretinin ödenmesinden takip edilen davanın tarafları müteselsil olarak sorumludur. Davalıların bu sorumluluğunun kapsamını Avukatlık Kanununun 164. maddesi hükmü uyarınca sözleşme ücreti vekaleti ve karşı yan ücreti vekaleti oluşturmaktadır. Davacı tarafın sunduğu, 1.6.2009 tarihli iş talimatında davalı Şeyhmuz 144.500 TL alacağının tahsili için dava açılmasını, verilen hukuki hizmet karşılığı %10 vekalet ücreti ödemeyi kabul ettiğini beyan ederek imzalamıştır. Davalı tarafça bu iş talimatı içeriği ve altındaki imzaya itiraz edilmemiştir. Mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda, %10 sözleşme ücreti vekaleti ve tarifeye göre hesaplanan karşı yan ücreti vekaleti aşamalı olarak hesaplanmıştır. Mahkemece davacı tarafın vekalet ücreti alacağının hesaplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçe ile karşı yan ücreti vekaletinin tahsili ile yetinilip, sözleşme vekalet ücretinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Kabul şekli bakımından, davacı taraf yararına delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmeden tarafların sulh olması gözetilerek 3.984 TL karşı yan ücreti vekaletinin tahsiline karar verilmiş ise de bu rakama nasıl ulaşıldığı anlaşılamamış olup mahkemenin gerekçesinde de bu hususta bir açıklık bulunmaması doğru görülmemiştir. (Y. 13. HD. 22.3.2012, 2011/20119-2012/7554)

Dava, Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinden kaynaklanan vekalet ücreti alacağı istemine ilişkindir. Avukatlık Kanununun 165. maddesi hükmü uyarınca; iş sahibinin birden çok olması durumunda bunlardan her biri, sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde avukatlık ücretinin ödenmesi yönünden avukata karşı müteselsilen sorumludurlar. Somut olayda, alacaklı ile borçlu arasındaki işin anlaşmayla sonuçlandığı ve takipsiz bırakıldığı ortadadır. O halde, Kanunun açık hükmü karşısında davalıların tespit edilen avukatlık ücretinin tamamından vekil sıfatı taşıyan davacıya karşı müteselsilen sorumlu olduklarının kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. Ne var ki, mahkeme kararı bu gerekçe ile bozulması gerekirken zuhulen onandığı bu kez yapılan incelemede anlaşıldığından onama kararının kaldırılarak kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir. (Y. 13. HD. 8.3.2012, 2012/4051 – 2012/5872)

Davacının, 1-5 nolu davalılar (Gökhan vs., M. Tekstil Limited Şirketi) ile 7 nolu davalıya (Tasfiye Halinde D. und S.) karşı açmış olduğu davada, hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
7 no’lu davalı şirket tarafından, davalı Av.Bilgiç ve yanında çalışan Av.Jülide’ye, gerekirse bir veya birkaç alt vekil tayin etmek üzere verilmiş olan 25.2.2002 tarihli vekaletnamedeki tevkil yetkisine dayanılarak, Av. Bilgiç’in talimatı ile Av. Jülide tarafından 7 no’lu davalı şirkete vekaleten davacıya 31.7.2002 tarihinde vekaletname verildiği, davacı avukatın kendisine verilen söz konusu tevkil vekaletnamesi ile 7 no’lu davalı şirkete vekaleten, 24/07/2003 tarihinde, 1-5 nolu davalılar aleyhine 2.500.000 DM’lik alacağın tahsili için İstanbul 7 ATM’nin 2003/1682 D.iş sayılı dosyasından ihtiyati haciz kararı aldığı, İstanbul l.İcra Müdürlüğünün 2003/7453 esas sayılı dosyası ile aynı davalılar aleyhine 01/09/2003 tarihinde 2.679.235 DM karşılığı TL üzerinden takip başlattığı, takibe yapılan itiraz üzerine İstanbul 5. ATM’nin 2003/1)76 esas sayılı dosyası üzerinden 09/10/2003 tarihinde itirazın iptali davası açtığı, yargılama devam etmekte iken, davacı asil temsilcisi tarafından verilen 25/08/2005 tarihli dilekçe ile, davaya konu borcun tamamen ödenmiş olması ve borçluların ayrı ayrı ibra edilmiş olmaları nedeniyle tüm davalılar yönünden hukuki uyuşmazlığın tamamını kapsayacak şekilde davadan feragat edildiği, mahkemece 12/09/2005 tarihli celsede, feragat sebebiyle davanın reddine, talep edilmediğinden masraf ve avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına karar verildiği, davacı avukat tarafından vekalet ücreti yönünden temyiz edilen hükmün, 06/03/2006 tarihinde onandığı, davacı avukatın, 7 no’lu davalı şirket adına vekaleten hareketle davalı Av. Bilgiç tarafından
20.3.2006 tarihli ihtarname ile azledildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, davacının, takip etmiş olduğu davanın feragatle sonuçlanmasından sonra azledilmiş olması, dava konusu ücret alacakları yönünden herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağı gibi, mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Ne var ki mahkemenin kabulünün aksine, 7 no’lu davalının vekili olan Av Jülide ’nin, tevkil yetkisini içeren vekaletname ile davacı avukatı vekil tayin etmesi üzerine, davacı ile 7 nolu davalı şirket arasında vekalet ilişkisi kurulmuş olup, davacı avukatın aldığı vekaletle ilgili yasadan doğan yükümlülüklerini, yanında sigortalı olarak çalışan avukatlarla birlikte yerine getirdiği, icra takibi ve itirazın iptali davasını açıp takip ettiği, ancak takip etmekte olduğu davada, davanın taraflarının sulh olmaları nedeniyle davanın feragatle sonuçlandığı anlaşıldığından, Avukatlık Kanununun 165. ve 171/son maddeleri gereğince davacı avukatın ücrete hak kazandığının kabulü gerekir. O halde davacı, 7 no’lu davalıdan, müvekkili sıfatıyla ücret talep edebileceği gibi, davanın sulhle sonuçlanmış olması nedeniyle de, Avukatlık Kanununun 165. maddesine dayanarak, davanın hasım tarafı olan 1-5 no’lu davalılardan da (Gökhan vs., M. Tekstil Limited Şirketi) söz konusu dava ile sınırlı olmak üzere ücret talep edebilecektir. Zira Avukatlık Kanununun 165. maddesine göre, sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf, avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda avukata karşı müteselsilen sorumludurlar. Bu sorumluluk, avukatla müvekkil arasındaki sözleşmeden kaynaklanan (akdi) vekalet ücretini kapsadığı gibi, karşı taraf (hasma tahmili gereken) vekalet ücretini de kapsamaktadır. (Y. 13. HD. 7.2.2012, 2011/6258-2012/2238)

Davalının, davacının vekili olarak Antalya 3. İcra Müdürlüğünün 2008/15195 esas sayılı takip dosyasında borçlu aleyhine icra takibi yaptığı, davacının borçlu ile 1.8.2008 tarihli “Protokol” başlıklı sulh anlaşması yaptıkları, davacının ayrıca 9.8.2008 tarihinde icra dairesine gelerek hacizleri kaldırdığı hususları dosya kapsamından anlaşılmakta olup bu hususlar taraflar arasında da çekişmesizdir. Davacı ile borçlu arasında yapılan sulhnamenin aksi sabit oluncaya kadar avukatın yarar sağladığı kabul edilir. 1.8.2008 tarihli sulhnamede alacaklı ile borçlu 50.000 TL üzerinden sulh olduklarına göre davalı avukatın hak ettiği vekalet ücretinin bu miktar üzerinden hesap edilmesi gerekir. Mahkemece bu husus göz ardı edilerek yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 2.2.2012,2011/17506-2012/1797)

Davacının, davalı şirketin müştekisi olduğu ceza davasında davalı şirketi temsil ettiği, dava devam ederken davalı şirketin yazılı talimatı ve onayı ile davacının 5.3.2010 tarihli makbuzdur başlıklı belgeyi düzenlediği ve karşı tarafın borcunun 20.000TL olduğu ve 4270 TL de vekalet ücreti ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davalının da buna istinaden davaya konu çek bedelini tahsil ettiğinden bahisle ceza davasında şikayetten vazgeçtiğini bildirdiği ve davacının da aleyhinde takip ettiği icra dosyalarında haklı istifa ettiğini belirterek dosyaları takipsiz bıraktığı anlaşılmaktadır. Davacının bizzat düzenlediği 5.3.2010 tarihli makbuzda vekalet ücreti 4270 TL olarak belirlenmiş ve davalıda buna istinaden ceza davasındaki şikayetinden vazgeçmiştir. Davalı ceza davasında çek bedelini haricen tahsil ettiğini bildirip şikayetinden vazgeçtiği için, aynı çeke davalı olarak açılan icra takibinin de bu bağlamda sona ereceği kuşkusuzdur. Davacı ile davalı arasında yazılı bir ücret sözleşmesi olmadığı için davacının ceza davasından dolayı ücretinin maktu vekalet ücreti olacağı hususu belirgin olup, bilirkişide bu yönde rapor vermiş ve davacıda bu hususu kabul etmiştir. Hal böyle olunca davacının düzenlediği makbuzda kararlaştırılan 4270 TL vekalet ücretinin çeke dayalı olarak açılan icra takibindeki vekalet ücretinde kapsadığının kabulü zorunludur. Bir başka anlatımla, davacının ceza davasına konu olan çeke dayalı olarak yapılan Bolu 2. İcra Müdürlüğü’nün 2009/1906 sayılı icra takip dosyasında talep edilebileceği akdi ve yasal vekalet ücretinin 4270 TL olarak kabul edilmesi gerekir. Oysaki hükme esas alınan bilirkişi raporunda, 2009/1906 sayılı icra dosyasında davacının 3500 TL akdi, 2850 TL yasal vekalet ücreti olmak üzere toplam 6350 TL vekalet ücreti alabileceği belirlenmiştir. Oysaki az yukarıda açıklandığı gibi davacı bahsi geçen icra dosyasında ancak 4270 TL ücreti isteyebileceği için 2009/1906 sayılı dosyaya özgü olarak (6350 – 4270= 2080) 2080 TL’lik talebin reddi gerekir. Tüm işlerden dolayı davacının talep edebileceği ücret miktarı 8870 TL olduğu içinde 8870 – 2080= davacının toplam alacağı 6790TL olarak kabul edilip bu miktara hükmedilmesi kabul edilerek hüküm oluşturulmalıdır. Mahkemece değinilen bu yön gözetilerek, 6790TL’na hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD.
24.1.2012, 2011/10279-2012/865)

Dava tarafların sulh olması sebebiyle müvekkil ve karşı taraftan doğan avukatlık ücretine ilişkindir. Avukatlık Kanununun 165’inci maddesi hükmü gereğince sulh ile sonuçlanan işlerde her iki taraf avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda müteselsilen sorumludurlar. Böyle olunca mahkemece açıklanan ilkeler çerçevesince davalı Mehmet ‘in davacıya ödemekle yükümlü olduğu vekalet ücretinden davalı A. Kulübünün de sorumlu olduğundan avukatlık ücreti belirlenip bu miktara da hükmedilmesi gerekirken sadece karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti ile yetinilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 22.12.2011, 2011/14375 – 2011/20210)

Dava, davadan feragat ve şikayetten vazgeçme sebebiyle avukat tarafından müvekkili ve karşı tarafa yöneltilmiş avukatlık ücretine ilişkindir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi gereğince, her iki taraf avukatlık ücretinin ödenmesi konusunda müteselsil borçlu sayılırlar. Mahkemece müddeabih dikkate alınarak kabul edilen
29.0, 00 TL üzerinden ve muvazaalı düzenlendiği ileri sürülmeyen avukatlık ücret sözleşmesinde kararlaştırılan %20’lik oran üzerinden davalıların sorumlu tutulması gerekirken, 29.000,00 TL tun yarısı esas alınarak ücret belirlenmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 14.12.2011,2011/12114-2011/18840)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkin olup, davacının dava dışı K. Otomotiv Limited Şirketinin vekili olarak davalı şirkete karşı biri 220.000 TL, diğeri ise 350.000 TL üzerinden olmak üzere iki ayrı takip başlattığı, ne var ki, takibin tarafları arasında yapılan tarihsiz sulh protokolü doğrultusunda her iki icra takibinden de feragat edildiği, davacının, 103.185 TL. vekalet ücreti alacağının tahsili için davalı şirket hakkında başlatmış olduğu icra takibine vaki itiraz üzerine de eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Avukatlık kanununun 165. maddesine göre, sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf, avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda avukata karşı müteselsilen sorumlu olup, somut olayda davacı, kanundan doğan müteselsil sorumluluk gereğince ücret alacağının tahsilini, müvekkilinin hasmı olan davalı şirketten talep etmiştir. Davalı şirketin bu sorumluluğu, davacı ile dava dışı müvekkili arasındaki sözleşmeden kaynaklanan (akdi) vekalet ücreti ile karşı taraf (hasma tahmili gereken) vekalet ücretini kapsamaktadır.
Davacının sunmuş olduğu avukatlık ücret sözleşmeleri, resmi şekilde değil, adiyen yazılı olup, sözleşmenin tarafı olmayan davalı şirket tarafından itiraza uğramıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, avukat ile müvekkili arasında yapılan ücret sözleşmesinin üçüncü kişi konumundaki hasım taraf yönünden bağlayıcı olabilmesi için, ücret sözleşmesinin yargılamayı sona erdiren taraf işleminden önce yapıldığının, HUMK’nun 299. (yeni HMK’nın 251.) maddesine göre kanıtlanması gerekir. Ücret sözleşmesinin, sulh protokolünden önce yapıldığının kanıtlanamadığı hallerde ise, avukatlık ücret sözleşmesinin mevcut olmadığı, ya da mevcut olmasına rağmen geçersiz olduğu hallerde de uygulandığı gibi, ücretin Avukatlık Kanununun 164/4. maddesine göre belirlenmesi gereklidir.
Somut olayda, sözü edilen ücret sözleşmelerinin, icra takiplerinden sulh nedeniyle feragat edilmeden önce yapıldığı kanıtlanamadığına göre, davalının sorumlu olacağı vekalet ücreti, karşı taraf vekalet ücreti ile, tarafların sulh oldukları miktar üzerinden, Avukatlık Kanununun 164/4. maddesindeki oranlar üzerinden hesaplanacak vekalet ücretleri kadar olmalıdır. Sulh protokolüne göre sulh olunan miktar, 611.428,21 TL olup, bu miktar, icra takip miktarlarının toplamının üzerinde olduğundan, bu durumda her bir takip miktarı üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenecek olan karşı taraf vekalet ücretleri ile, Avukatlık Kanununun 164/4. maddesine göre, takip miktarlarının %10’u ile %20’si arasındaki oranlar üzerinden belirlenecek olan akdi vekalet ücretlerinin toplamı üzerinden hüküm kurulması gerekirken, mahkemece, akdi vekalet ücretlerine ilişkin hesaplamanın, sözleşmelerin kurulduğu tarihte geçerli olan, dolayısıyla dava konusu olayda uygulanması gereken, 5043 sayılı yasa ile değişik 1163 sayılı Avukatlık Kanununun 164/4. maddesine aykırı olacak şekilde, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre yapılmış olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 6.12.2011,2011/12217-2011/18142)

Dava dilekçesinde; davacı avukat olarak, davalı Ahmet’in iş kazası nedeniyle diğer davalı aleyhinde açılan tazminat davasını üstlendiğini, tarafların bir araya gelerek sulh olduklarını, bu nedenle müvekkilinin davasından feragat ettiğini, vekalet ücretinin ödenmediğini ileri sürerek şimdilik 1000,00 YTL vekalet ücretinin tahsili istemi ile eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, sulh nedeniyle davacı ile müvekkili arasında düzenlenen sözleşme gereğince bilirkişice belirlenen vekalet ücretinden tarafların sorumlu olacakları belirtilmek suretiyle, taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verilmiş ise de Avukatlık Kanununun 165. maddesi hükmüne göre sulh ile sonuçlanan işlerde her iki taraf avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda avukata karşı müteselsilen sorumludurlar. Ancak, avukat ile müvekkili arasında yapılan ücret sözleşmesinin üçüncü kişi konumundaki hasım taraf yönünden bağlayıcı olabilmesi için, ücret sözleşmesinin yargılamayı sona erdiren taraf işleminden önce yapıldığının HUMK’nun 299. maddesine göre kanıtlanması gerekmektedir. Ücret sözleşmesinin sulh protokolünden önce yapıldığının HUMK’nun 299. maddesi uyarınca ispatlanamadığı hallerde bu sözleşmenin tarafı olmayan hasım tarafın sorumluluğu, bu ücret sözleşmesi yapılmamış olsa idi Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyannea tesbit edilebilecek miktar kadardır. Ayrıca sulh olan taraflar, mahkemenin hasım tarafa yükleteceği vekalet ücretinden de müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Vekilin müvekkili ile birlikte sulh protokolünü imzalamış olması bu sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı gibi, iş sahiplerinin karşılıklı olarak vekalet ücreti taleplerinden vazgeçmeleri de kendileri yönünden bağlayıcıdır.
O halde; resmi şekilde onaylanmayan ücret sözleşmesinin sulh protokolünden önce yapıldığının HUMK’nun 299. maddesi uyarınca ispatı için davacı taraftan delilleri sorulup tesbit edilmeden hüküm tesisi yanlıştır. Mahkemece bu hususun ispatı halinde yazılı şekilde, aksi halde ise üstlenilen davada harca esas miktar olan dava değerinin de
1.0, 00 YTL olarak açıklandığı gözetilerek, bu parasal değer üzerinden ücret tarifesi hükümlerine göre davalıların sorumlu olacağı vekalet ücreti ve hasım tarafa yükletilecek vekalet ücreti belirlenerek bu miktara hükmedilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir. (Y. 13. HD. 5.10.2009, 2009/4186 – 2009/10948)

Davacının, davalı Belediyenin vekili olarak diğer davalı aleyhinde 637.500 YTL alacağın tahsili için icra takibine giriştiği, borçlunun itirazı ile takibin durduğu ancak, icra takibinin tarafları olan davalıların 37.500 YTL üzerinde sulh oldukları, davacı vekil ile vekil edeni Belediye arasında yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı dosya kapsamı ile sabit olup, bu hususlar mahkemenin de kabulündedir. Davacı, takip ettiği icra dosyası nedeniyle vekalet ücretinin ödenmediği iddiasıyla hem vekil edeni, hem de onun hasmı olan diğer davalı hakkında Avukatlık Kanununun 165. maddesine dayanarak bu davayı açmıştır.
Bir davada görev yapan avukat, vekil edeninden aralarındaki sözleşmeye göre kararlaştırılan miktarı, şayet ücret kararlaştırılmamış ise Avukatlık Kanununun 164/4 Maddesine göre özetle “değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari üret tarifelerinin altında olmamak koşulu ile davanın kazanılan bölümü üzerinden yüzde on ile yüzde yirmi arasında belirlenecek miktarı şayet değeri para ile ölçülemeyecek işlerden ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenecek miktarı ücret olarak talep etmek hakkına sahip olduğu gibi, ayrıca yargılama sonunda haklı çıkılan kısım üzerinden hasma yüklenen vekalet ücretini de talep etmek hakkına sahiptir. Vekil eden avukatına belirlenen bu iki kalem ücreti ödemekle yükümlüdür.
Vekil edenin avukatının bu ücretlerinden, vekil edenin hasmının sorumluluğu nedir. Bu konuda Avukatlık Kanunun 165. maddesi “Sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukat ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar.” hükmünü getirmiştir. Yasanın bu hükmüne göre, avukatın ücretinden vekil edenin hasmının sorumlu olabilmesi için, avukatın takip ettiği davanın tarafları aralarındaki ihtilafı sulh yolu ile ve her şekilde olursa olsun anlaşarak sonuçlandırmaları ve takipsiz bırakmaları gerekir. Sulhun, anlaşmanın duruşmada olması veya yazılı bir metne dayanması gerekmez. Olayların gelişiminden böyle bir sonucun olduğu anlaşılması yeterlidir. Ayrıca asıl borç avukatın vekil edenine ait olup, yasadan kaynaklanan müteselsil sorumluluk nedeniyle avukata ödeme yapan hasım bunu asıl borçlu olan avukatın vekil edenine, sulh sözleşmesinde, anlaşmalarında aksine bir hüküm yok ise rücuu hakkının olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.
Avukat tarafından takip edilen dosyada tarafların sulh olmaları halinde vekil eden, avukatı ile aralarındaki adiyen düzenlenmiş olsa dahi sözleşmede belirtilen miktarı avukatma karşı ödemek zorundadır. Avukatla vekil edeni arasında adiyen düzenlenen ücret sözleşmesini hasmın kabul etmemesi halinde, ancak HUMK 299. maddesinde belirtilen şartların gerçeklemesi halinde, yani resmi olmayan senetlerin notere ibrazı, resmi bir işleme esas tutulması, imza edenin ölümü, veya imza etme alacağını ortadan kaldıran bir olayın vuku gibi hallerde üçüncü kişileri de bağlayacağı için hasım da sözleşmede belirtilen ücretten sorumludur. Bu hususun ispatı ise davacı avukata aittir. İspat edilemediği takdirde hasım sözleşmede belirlenen ücretten sorumlu olamaz. Hasım bu gibi hallerde veya sözleşme bulunmaması, sözleşmedeki ücretin geçersiz olması halinde gerek vekil eden gerekse hasım sulh olunan miktar, sulh olunan miktar belli değilse mahkemece gerçek sulh olunan miktar araştırılarak bulunacak miktar, aksi takdirde müdeabihin yarısı üzeriden Avukatlık Kanununun 164/4. maddesine göre ücret belirlenmelidir. Davanın sonucuna göre mahkemece belirlenecek hasma tahmil edilen vekalet Ücretinden ise. Avukatlık Kanunun 164/son ve 165. maddelerine göre sulh halinde her iki taraf avukata karşı sorumludur. Bu ücretin ise sulh olunan miktar belli ise onun üzerinden, belli değil ise mahkemece araştırılarak bulunacak gerçek sulh olunan miktar üzerinden, bulunamaz ise müddeabihinin yansı üzerinden Avukatlık Asgari Ücret tarifesine göre belirlenmesi gerekir.
Somut olayda davacının avukat olarak takip ettiği icra dosyasında tarafların 37,500 YTL üzerinde anlaşarak sulh olduklarına, davacı avukat ile vekil edeni arasında yazılı bir ücret sözleşmesi de bulunmadığına göre, sulh olunan miktar üzerinden Avukatlık Kanununun 164/4. maddesine göre, yine sulh olunan miktar üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hasma tahmili gereken ücretin belirlenerek, bunların toplamının davalılardan tahsiline karar verilmesi gerekir. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre araştırma yapılmadan verilen mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerekirken, dairemizce zuhulen başka gerekçe ile bozulduğu bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davalının karar düzeltme isteminin kabulü ile dairemizin bozma kararı kaldırılarak, açıklanan nedenlerle mahkeme kararı bozulmalıdır. (Y. 13. HD. 4.6.2009,2009/1675 – 2009/7719)

Avukat ile müvekkili arasındaki avukatlık (ücret) sözleşmesinin, sözleşmenin tarafı olmayan ve davada kendisi ile sulh olunan hasma karşı ileri sürütebilmesi için HUMK’un 299. maddesinde yer alan koşulların gerçekleşmesi gerekir.
Yargıtay 4. HD’ce (Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere ve özellikle ücret sözleşmesinin iş bu davadan çok önce yapıldığının bilirkişi raporlarından anlaşılmasına, Faik ile Ortaklığın sulh yolu ile aralarındaki uyuşmazlığı ortadan kaldırdıklarının mübrez noter belgesinde belirtilmesine göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasını kapsayan 19.3.1968 gün ve 2348/2675 sayılı ilamın karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davalı şirket vekili tarafından istenilmekle, yeniden incelenerek, Avukatlık Yasasının 133. maddesindel yer alan sulh ile sonuçlanan işlerde o işin taraflarının (Avukatlık Ücretini) ödeme konusunda müteselsil sorumlu sayılacakları konusundaki hüküm bu yasanın 128 ve sonraki maddeleri hükmünce belirlenecek ücreti amaç tutmaktadır. Ücretin ilişkin bulunduğu sözleşmenin geçerliliği için yasada yazılı sözleşmenin varlığı, az yukarıda sözü edilen şekildeki teselsül halinde, hasmı bağlı saymak için yeterli kabul edilemez. Çünkü böyle bir sözleşmenin sulhten önce vekil ile müvekkil arasında kararlaştırılmış bulunması zorunludur. Avukatlık Yasasını sözü edilen ve sulhla, sözleşmenin tarafı olmayan kişiyi teselsül yolu ile borç altına sokan hükmü Borçlar ve Avukatlık yasalarına göre geçerli şekilde doğmuş olan borcu amaç tutmaktadır. Eğer vekil ile müvekkil arasında yasaya göre geçerli sayılacak bir sözleşme yoksa sulh anında müvekkilin borcu tarife ile sınırlı olduğundan teselsül tarife ile sınırlı borç tutarında, geçerli bir sözleşme varsa bu sözleşme ile doğmuş ve sulh anında düşmemiş alacak bölümü ile sınırlı olmak gerekir. Aksi yönün kabulü, sulhten sonra düzenlenen bir yazılı sözleşme ile müvekkilin hasmını zarara sokmasını sağlayıcı bir sonuç doğabilmesi durumunun benimsenmesi anlamına gelir. Böylece taraflar sulh olduktan sonra vekil ile müvekkil arasında düzenlenecek eski tarihli bir yazılı sözleşme ile müvekkilinin hasmının zarara sokulması mümkün bir durum belirmiş olur ki bu da yasa koyucunun hem açık sözüne hem amacına aykırı olur. Çünkü, yasa koyucu sulh ile tarafların uyuşmazlığının giderilebileceğini benimserken yeni bir uyuşmazlığın doğmasını ve bu yolla müvekkilin hasmının zarara sokulmasının sağlanması yoluna gittiği, bu yönü üstün tuttuğu benimsenemez, açık sözüne aykırıdır. Çünkü, hasmının teselsül yoluyla avukat yararına sağlanacak sorumluluğu, onun tarafından düzenlendiği günü kabul edilmeyen bir adi belgeye dayandırılmak sonucunu doğurur. Gerçekten Usulün 299. maddesi hükmünce, iki taraf arasında (vekil ile müvekkil arasında) düzenlenen adi belge, resmi bir makama daha önceki tarihli ibraz edilmedikçe belli tarihten önce yapılması yönünden veya yalnız düzenlendiği gün bakımından usulen üçüncü kişileri bağlayabileceği durum yasada gösterilmiştir. Bunun dışında sözü edilen hükümde, düzenleme gününün bilirkişi incelemesi yoluyla bağlayıcılık vasfının benimseneceğini yasa kabul etmemiştir. Davacı avukatın sulhun kararlaştırıldığı günde mahkemeden ibraz öneli istemesi dahi yukarıda belirtilen esasların aksinin kabulünü sağlayıcı bir sonuç doğurmaz. O halde, mahkemenin davacı ile müvekkil arasında düzenlenen adi ve tarihsiz avukatlık ücret sözleşmesinin açıklanan esaslar uyarınca varsayılması Usulün 299. maddesi hükmüne aykırıdır. Yapılacak iş görülen hizmetin davalı ortaklık için tarife uyarınca belirecek para bakımından müvekkili ile hasmını müteselsil sorumlu kılmak, fazlası için temyiz eden davalı ortaklığa yöneltilmiş isteği reddetmekten ibarettir.
Bu nedenle talebin kabulü gerekir.) şeklinde karar verilip yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda bazı sebep ve düşüncelerle önceki hükümde direnmeye karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki kağıtlar okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşüldü;
Davacı, müvekkili Faik’in kendisine haber vermeden tazminat davasında feragat ettiğini Avukatlık Yasasının 133. maddesi gereğince tarafların vekalet ücretinden müteselsilen sorumlu olduklarını ileri sürmüş ve sözleşmede yazılı vekalet ücretinin ödettirilmesini istemiştir. Davalı sözleşmeye taraf olmadığını ve orada yazılı miktarın istenemeyeceğini bildirmiştir. Mahkeme sözleşmeyi esas almış, özel daire ise avukatlık ücret tarifesinin uygulanması gerektiğinden söz ederek hükmü bozmuştur. Özel daire ile mahkemenin görüş ayrılığı davacı ve müvekkili arasındaki resmi olmayan vekalet ücreti sözleşmesinin davalı şirketi bağlayıp bağlamadığı noktasında toplanmaktadır. Gerçekten davadan feragat tarihinden önce düzenlenmiş bir sözleşme olmadıkça davacı, üçüncü kişi olan davalıdan ancak tarif uyarınca vekalet ücreti isteyebilir. Çünkü aksi halin kabulü hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğurur. Öte yandan usulün 299. maddesi gereğince resmi olmayan senet tarihinin imza eden ve mirasçıları hakkında geçerli olup üçüncü kişileri ilzam etmez. Bu gibi senetlerin noterde ibrazı, resmi bir işleme esas kılınması, imza edenin ölümü veya imza etmesi olanağını kaldıran bir olayın vukuu tarihleri üçüncü kişiler hakkında da geçerli sayılır. Bu genel kural yasaca emredilen bir ispat şekli olduğundan vekalet ücreti sözleşmelerine de uygulanması gerekir. Olayda dayanılan sözleşmenin davadan feragat tarihi olan 4.8.1964 gününden önce düzenlendiğinin davalıya karşı ileri sürülebilmesi için bu yönün yukarıda açıklanan kanuni şekil uyarınca ispatı zorunludur. Yasaca sınırlandırılan ispat şartları arasında bilirkişi incelemesinden söz edilmemiştir. Davacının feragat tarihinden sonraki duruşma oturumunda sözleşmeyi ibraz edeceğini bildirmiş olması dahi bu hususta kesin bir delil teşkil etmez. O halde uyuşmazlıkla ilgili senedin davalı hakkında geçerli olabilecek tarihte düzenlendiği anılan yasa hükmü dairesinde sübuta ermediğinden yerinde olan özel daire bozma ilamına uyulmayarak önceki hükümde direnilmesi isabetsizdir. (Y. HGK. 28.10.1972 4/327 – 884)

Davacı eldeki dava ile, davalı Atilla’nıın vekili sıfatıyla diğer davalıya karşı yürüttüğü davada, davalıların aralarında Sulh olmak suretiyle, davalı Atilla’nın davasından feragat etiğini ancak kendisinin vekalet ücretinin ödenmediğini, davalıların Avukatlık Kanunu 165. maddesi gereğince müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını belirterek vekalet ücretinin davalılardan tahsilini istemiştir. Davalı TOKİ ise; diğer davalı ite aralarında bir sulh anlaşması bulunmadığını belirterek davanın reddini dilemiştir. Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde tanzim edilen rapor içeriğine göre; Davalılar arasında Sulh anlaşmasının delillerinin bulunmadığı ancak davalılar arasında bir anlaşmanın varlığının kabul edilmesi gerektiği aksinin hayatın olağan akışına ters olduğu yönünde görüş bildirildiği mahkemece anılan rapora atıf ite davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmış ise de; Tüm dosya kapsamına göre; davalı Atilla’nın diğer davalı TOKİ’ye karşı açtığı Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/500 esas sayılı dava dosyasında, davadan feragat etmesinin davalıların aralarındaki sulh anlaşmasına bağlı olduğuna dair delil bulunmayıp, bu hususun kanıtlanmadığı anlaşılmış olmakla, davalı TOKİ’nin Avukatlık Kanunu 165. maddesi gereğince davacının vekalet ücreti alacağından sorumlu tutulmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenle davalı TOKİ hakkındaki davanın Reddi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, BOZMA nedenidir. (Y. 13. HD. 24.10.2011, 2011/5458-2011/15256)

Dava konusu olayda da davacı, vekil olarak görevini ifa ettiği takip ve davaların, 16.12.2005 tarihli “Sulh ve İbra Sözleşmesi” başlıklı sulh protokolü üzerine feragatle sonuçlanmış olması nedeniyle vekalet ücretlerinin tamamını, müteselsil borçlulardan biri olan davalı müvekkilinden talep etmiş, tercih hakkını bu yönde kullanmıştır. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacı, vekalet görevini özenle ve gereği gibi ifa etmiş olmasına rağmen, takip ve davaların sulhle sonuçlanması nedeniyle vekalet ücretine hak kazanmıştır. Ne var ki taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesi bulunmadığından, bu durumda talep edilebilecek olan ücretin, hükme esas alınan bilirkişi raporunda olduğu gibi, dava konusu edilen her bir takip ve dava değeri üzerinden değil, davalıya sulhle sağlanan menfaat üzerinden hesaplanması gereklidir. Nitekim söz konusu takip ve davaların tarafları arasındaki ihtilaflar, sulh kapsamında bir bütün olarak değerlendirilerek sonuçlandırılmıştır. O halde mahkemece az yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda öncelikle, sulh protokolünün imzalandığı 16.12.2005 tarihi itibariyle davalıya söz konusu bu sulh nedeniyle kazandırılan menfaatin tespiti ile, tespit edilecek bu miktar üzerinden, gerek müvekkilin ödemesi gereken, gerekse hasma tahmili gereken vekalet ücretinin hesap ve takdir edilip, davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar gözardı edilmek suretiyle, vekalet ücretinin takip edilen tüm takip ve dava değerleri üzerinden tespit ve tahsiline karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 24.5.2011, 2010/12917-2011/7982)

Davacı, avukat olarak davalı Mehmet’in işçilik haklarından doğan alacaklarının tahsili amacıyla diğer davalı aleyhine açılan tazminat davasını üstlendiğini tarafların bir araya gelerek sulh olduklarını, bu nedenle müvekkilinin davasından feragat ettiğini, vekalet ücretinin ödenmediğini ileri sürerek vekalet ücretinin tahsili için eldeki davayı açmıştır. Davalı şirket savunmasında, davacı avukatın diğer davalı ile anlaşmadan haberi olduğunu, bu konuda davacı avukatın çalıştırdığı elemanına vekalet ücretinin ödendiğini, bu konuda 20.4.2009 tarihli belgenin alındığını, sulhten haberi olan ve vekalet ücretini alan davacının vekalet ücretini isteyemeyeceğini savunmuştur. Davacı avukat davalının delil olarak ibraz ettiği bu belgenin doğru olduğunu kabul ettiklerini ancak belgede geçen vekalet ücreti tabirinin bilgileri dışında yazıldığını, zaten ödenen miktarın dosya masrafları ile ilgili olduğunu vekalet ücretini karşılamasının mümkün olmadığını beyan etmiştir. Hal böyle olunca davacının kabulünde olan 20.4.2009 tarihli belgede davacının vekalet ücretini aldığı açıkça yazılı olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 16.3.2011, 2010/14191-2011/4027)

Davacının 23.9.2005 tarihli vekaletname ile davalı aleyhine açılan davada davalı vekili olarak takip ettiği, hüküm verildikten sonra tarafların sulh olması sonucu davanın feragat nedeniyle reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Avukatlık Kanunu madde 165 – (Değişik madde: 02/05/2001 – 4667/78. md.) “iş sahibinin birden çok olması halinde bunlardan her biri, sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukat ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar.” hükmünü içermektedir. Davacının takip ettiği davada tarafların haricen sulh olmaları sonucu davanın feragatle sonuçlandığı hususuna davalı tarafça itiraz olunmadığı gibi icra takibine itiraz ederken davacının ücreti vekalet alacağını ödediği, borcunun kalmadığını beyan etmiştir. Az yukarıda bahsedilen madde metnine göre tarafların sulh olduğu dava nedeniyle davacı avukatın avukatlık kanunu hükümlerine göre hesap edilecek vekalet ücretinin ödenmesinden takip edilen davanın tarafları müteselsil olarak sorumludur. Kaldı ki davalı ödeme savunmasını yasal delillerle ispatlamak zorundadır. Mahkemece taraf delilleri toplanıp, davacının vekalet ücreti alacağı hesaplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 24.2.2011, 2010/11904-2011/2708)

Davacı, dava dilekçesinde, 12.12.2000 tarihinde İstanbul 7.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2000/284 Esas numaralı dosyasında onaylanan Sulh Sözleşmesi’nin “SULH” başlıklı V. Bölümünün 3. maddesinde hüküm altına alınan 19.250- Amerikan Doları’nın faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir. Anılan maddede, “Borçlu 1 ve Borçlu 2 herhangi bir ücreti vekalet talebi olmadığını bu sulh sözleşmesi ile kabul etmiş olup, alacaklı vekili ile alakalı münhasıran muhakeme ücreti vekaleti olarak (vekalet ücreti yalnızca 19.250- ABD doları olup kaldı ki icra işlemleri bakımından ayrıca bir ücreti vekalet ödenmesi bahis mevzuu değildir), sözleşmenin imza tarihinde İnterbank A.Ş Avukatlık hizmetleri hesabı olan nolu USD hesabına havale yapılacaktır. ..” düzen-lemesi mevcuttur. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere, sulh sözleşmesinde öngörülen 19.250- ABD dolan vekalet ücreti, dava dışı NTV ..A.Ş ve A Yapım …A.Ş tarafından ödenecektir. Davacı da, 19.250- ABD dolarının faiziyle tahsili talebinde bulunduğuna göre, davacının talebini İstanbul 7.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2000/284 Esas numaralı dosyası ile görülmekte olan dava ile sınırladığı kabul edilemez. O halde mahkemece, davacının talebinin sulh sözleşmesinin V. Bölümünün 3. maddesinde öngörülen vekalet ücretinin tamamı olduğu gözetilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, davacının talebini sınırladığı gerekçesiyle ve yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 6.5.2010, 2009/12325 – 2010/6463)

Davacılardan İsmail ve Zafer’in 22.3.2002 tarihli vekaletname ile davalının alacağının tahsili için 22.12.2008 tarihinde toplam 27.149,92 TL alacak için kambiyo senetlerine mahsus takip başlattıkları, borçlunun icra emrini tebliğ aldığı halde itirazda bulunmadığı ve takip kesinleştiği halde davalının 6.2.2009 tarihinde alacağını haricen tahsil ettiğini beyan etmesi üzerine icra dosyasının infazen işlemden kaldırıldığı hususları icra dosyasının incelenmesinden anlaşılmaktadır. Mahkemece icrada davalının tahsil ettiği bedelin belli olmaması, davalı beyanına göre kısmi tahsilat yaptığı ve ücreti vekalet tahsil etmediği, zaten kambiyo senetlerine mahsus takip yapılamayacağı, borçlunun itirazı halinde asıl ilişkinin ispatının gerektiği bu yüzden davalının borçlu ile anlaşmasının lehine olduğu gerekçesi ile karşı yan ücreti vekalet talebinin reddine karar verilmiştir. Davaya dayanak icra takibinin borçlunun itiraz etmemesi nedeniyle kesinleştiği ve davada açılmadığı sabit olduğundan davacı avukat Avukatlık Kanununun 174. maddenin 2.fıkrası gereği avukatlık ücretinin tamamına hak kazanmıştır. Hükmedilen ücretten ayrı olarak icra takibi sonunda tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti Avukatlık Kanunun 164. maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca avukata ait olması nedeniyle davacı avukatlar bu ücrete de hak kazanmıştır. Öyle olunca mahkemece davacı avukatların tahsil edilebilir aşamaya getirdiği ancak davalının borçlu ile haricen anlaşması nedeniyle sonuçlandıramadığı takipte karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretini talep etmeye hakkı olduğundan, mahkemece bu miktara da hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde bu kalem istek yönünden davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 4.3.2010, 2009/11875 – 2010/2639)

Davacının, davalının aleyhine açılan tazminat davasında 8.3.2004 tarihli vekaletname ile Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/320 esas sayılı dava dosyası ile davalıya karşı açılan 35.000 YTL tutarındaki katkı payının tahsiline ilişkin davada davalıyı temsil ettiği, davacının bilgisi dışında düzenlenen 20.10.2005 tarihli protokol ile karşı tarafın davadan vazgeçtiği, davanın vazgeçme nedeniyle retle sonuçlandığı, davacının davayı başından sonuna kadar takip ettiği, taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Davacı avukat olarak davalıyı bu davada temsil ettiğine göre, davalı vekil edeninden hukuki yardımın başlandığı ve vekaletnamenin alındığı 8.3.2004 tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Kanununun 164/4 maddesi hükmü gereğince nispi vekalet ücreti istemeye hak kazanmıştır. Mahkemece Avukatlık Kanununun 164/4 maddesi hükmü gereğince davacının hak ettiği nisbi vekalet ücretinin belirlenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, 400 YTL maktu vekalet ücretine hükmetmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 9.6.2009, 2009/1991 – 2009/7846)

Davacı, davalılardan Sultan’ın vekili olarak diğer davalı Murat aleyhine açtığı tapu iptali ve tescil davasının yargılaması devam ederken tarafların sulh olduklarını ve davalı Sultan’ın davadan feragat ettiğini bildirerek her iki davalı hakkında vekalet ücretinin tahsili talebiyle bu davayı açmıştır. Davalıların davacı avukat tarafından açılan davada, 35.000 YTL karşılığında sulh oldukları ve davanın feragatle neticelendiği hususu tartışmasızdır. Öyle olunca davacının feragatle neticelenen dava nedeniyle yasaya göre kendi müvekkilinden isteyeceği avukatlık ücretinden Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi hükmü gereği her iki taraf da müteselsilsen sorumludur. Bu nedenle mahkemece hükmedilen 35.000 YTL vekalet ücretinden davalı Murat’ın da sorumlu olduğu yasa gereği kabul edilmelidir. Aksine düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 29.4.2009,2008/15936 – 2009/5749)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsiline yönelik itirazın iptaline ilişkindir. Davacı avukatın davalı şirketin vekili olarak aleyhine açılan şufa davasını vekil olarak takip ettiği, yargılama aşamasında tarafların anlaşarak, davalı şirketin şufa davasında davacı olan şahsa tapudaki hissesini devrettiği, bu nedenle davanın konusuz kaldığı ve mahkemece karar verilmesini yer olmadığına dair hüküm kurulduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Mahkemece itibar edilen bilirkişi raporuna göre, şufa davasında vekalet ücretinin nispi tarife gereğince belirlenmesinin doğru olacağı kabul edilmiş ise de, bu davada kazanılan bölüm olmadığı, davalı şirketin aslında davayı kaybetmiş olduğu kabul edilerek hükmün kesinleştiği tarihteki tarife gereğince maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Oysa, dosya kapsamından ve taraf vekillerinin şufa dosyasındaki beyanlarından şufa davasındaki ihtilafın tarafların dosyaya açıkça bu yönde beyanda bulunmasa dahi sulh ile sona erdirildiği anlaşılmaktadır. Şufa davası taşınmazın aynına ilişkin ve değeri para ile ölçülebilen bir dava olduğundan davacı avukat sulh ile sonuçlanan bu davada Avukatlık Kanununun 164. maddesi hükümlerine göre dava değeri üzerinden vekalet ücreti talep edebilir. Mahkemece davacının Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre ücret istediği nazara alınarak tarifeye göre hak ettiği ücret belirlenip buna hükmedilmesi gerekirken açıklanan bu hususlar gözardı edilerek ve dava reddedilmiş gibi değerlendirilerek maktu vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 8.6.2008,3406 – 9587)

Taraflar arasında dava dışı meydana gelen sulh nedeniyle davacının davasından feragat etmiş olması avukatın alacağı ücretin miktarını azaltmaz. Davacının dava dışında elde ettiği hak ve yarar belirlenip bu yarar üzerinden karşı yana yükletilmesi gereken avukatlık ücretinin hesaplanması ve avukata verilmesi gerekir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü.
1. Dava avukatlık ücretinin ödetilmesine ilişkindir. Davacı avukatlar davalı M. aleyhine açmış bulundukları davada iki taraf arasında gerçekleşen sulh gereğince davacının feragat beyanında bulunması ile davanın reddine karar verildiğini ileri sürerek, hak kazanmış oldukları gerek (davalı Ltd. Şti. ile olan vekalet ilişkisinden ötürü yazılı ücret sözleşmesi gereğince hesapladıkları vekalet ücretinin) gerekse (dava olunan üzerinden hasma yükletilecek ve asgari ücret tarifesi üzerinden hesaplanacak avukatlık ücretinin) her iki taraftan müteselsilen alınmasını istemişlerdir. Gerçekten, Av.K.’nın 165. m. hükmüne göre sulh ile sonuçlanan işlerde her iki taraf avukatlık ücretinin ödenmesi konusunda müteselsilen borçlu sayılırlar. Her ne kadar davalılar arasındaki tazminat davası görülürken davacı avukatların mazeretleri nedeniyle duruşmanın başka bir güne bırakılmasını istedikleri son oturuma gelen Ltd. Şti. temsilcisinin davadan feragat ettiğini bildirmesi üzerine Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın feragat sebebi ile reddine karar vermişse de aslında anılan şirketin hakkından vazgeçmediği, hasmı ile anlaşıp sulh olduğu ve bu sulhun bir şartı olarak açılmış bulunan davadan feragat ettiği Yenimahalle 1. Asliye Hukuk Mah.’ne daha önce yatırmış bulunduğu teminatın geri verilmesi için vermiş bulunduğu 3.7.1975 günlü dilekçesindeki sözlerinden açıkça anlaşılmaktadır. Esasen mahkemece Ltd. Şti’nin hakkından feragat etmediği, aksine hasmı ile sulh olup bu sulhün gereği olarak davadan feragat ettiğini bildirdiği benimsenerek hüküm ona göre kurulmuş ve davalı… M.’nin bu yöne ilişkin temyiz itirazları özel dairece reddedilmiş olduğuna göre, artık ortada sulh olmayıp kayıtsız şartsız bir feragat bulunduğunun ileri sürülmesine hukuken olanak kalmamıştır.
2. Mahkemece davalı Ltd. Şti. hakkındaki dava aynen kabul edilmiş ancak HUMK’un 299. maddesi hükmünce ücret sözleşmesi üçüncü kişi durumunda bulunan diğer davalı …. M’yi bağlamayacağından bu davalıdan dava olunan alacağın tutarı üzerinden asgari tarifeye göre hesaplanan vekalet ücreti 41.227, 98 lira ile yine aynı miktar üzerinden aynı şekilde hesaplanan ve yargılama giderleri hasma yükletilecek bulunan avukatlık ücretinin alınmasına karar verilmiştir. Her iki davalının temyizi üzerine karar yukarıda gösterilen nedenle bozulmuş, mahkemece verilen direnme kararı ise bu defa yalnız davalılardan … M. tarafından temyiz edilmiştir.
Görüldüğü gibi, davacı avukatlar ile müvekkili davalı Ltd. Şti. arasındaki yazılı ücret sözleşmesinin diğer davalı M’yi bağlamayacağını kabul eden mahkemenin bu davalıyı ücretle müteselsilen sorumlu tutarken sözleşme hükümlerine dayanmayıp asgari tarifeyi uygulayarak vermiş olduğu kararı davacılar temyiz etmemiştir. Bu durumda artık HUMK’un 299. ve 300. maddeleri uyarınca ücret sözleşmesindeki tarihin davalı … Müessesine karşı muteber sayılıp sayılamayacağı hususunun ve özellikle de direnme kararının davalı Ltd. Şti. tarafından temyiz edilmemiş olması karşısında ücret sözleşmesinin geçerli olup olmadığı yönünün tartışılmasına gerek kalmamıştır.
3. Kovuşturulan davada hasma yükletilmesi gereken avukatlık ücreti isteğine gelince; Av.K.’mn 164. m.’nin son fıkrası hükmüne göre avukatla iş sahibi arasında sözleşme bulunmayan hallerde tarifeye dayanılarak karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti de avukata aittir. Aynı kanunun sulh ile sonuçlanan işlerde her iki tarafında avukatlık ücretlerinden müteselsil borçlu sayılacaklarına dair ilkenin yalnız avukatın takip ettiği işten ötürü iş sahibinden isteyeceği vekalet ücreti hakkında değil aynı zamanda tarife uyarınca hasma yükletilecek avukatlık ücretinde de uygulanması gerekmektedir. Bu davaya konu olan işte takip edilen davanın şeklen feragatle sonuçlanması nedeniyle mahkemece bir avukatlık ücreti takdir edilip hasma yükletilmemiş ise de; bu feragatin aslında haktan feragat olmayıp, davanın iki taraf arasında gerçekleşen sulhün bir şartı olması karşısında davacılar bu avukatlık ücretini
de istemekte haklıdırlar. O halde, bu yönden yapılacak iş, kovuşturulan davanın taraflarının defter tutmakla yükümlü tacir oldukları gözetilerek bu konuda gerekli inceleme yapılıp, onların ne miktar üzerinden sulh oldukları tespit edildikten sonra bu sulh mahkeme önünde gerçekleşmiş olsa idi neye hükmedilecek idiyse hükmolunacak miktar üzerinden asgarî tarife uyarınca takdir edilip hasma yükletilecek olan avukatlık ücretinden davalı … M’yi de müteselsilen sorumlu tutmaktan ibarettir. Mahkemece bu yön gözetilmeyerek anılan davalının takip olunan davaya konu alacağın tümü üzerinden hesaplanan 41.227, 98. TL. avukatlık ücretiyle de sorumlu tutulmuş olması bozmayı gerektirir. (Y. HGK, 22.6.1983 4/2329 – 699)

CategoryGenel
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat