Sanığın Kendisine Görevi Gereği Verilen Kullanıcı Kodu Ve Şifre İle Sorgulama Yapması Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme Veya Ele Geçirme Suçunu Oluşturmaz

Mirasçılık Belgesi Verilmesi Davaları Hakkında Önemli Bilgilendirme

Mirasçılık Belgesi Verilmesi Davaları Hakkında Önemli Bilgilendirme

Miras, ölen (ya da hakkında kesin olarak gaiplik kararı verilen) bir gerçek kişinin mal varlığının, hayatta bulunan gerçek ve tüzel kişilere geçtiği sistemdir. Anayasamız tarafından temel haklar ara­sında teminat altma alınmış; kamu yararı amacıyla kanunla sınır­landırılabileceği hükme bağlanmıştır. Mirasçıhk belgesi, muris ile mirasçılar arasmdaki kanuni ve ölüme bağlı tasarrufla oluşan bağı; mirasçıların, mirasın açıldığı anda sahip oldukları veya cenin olup sağ doğduklarını; Türk Kanunlarına göre mirası almaya hak ehliyet­lerinin bulunduğunu ve yine Türk Kanunlarına göre tereke payları­nı gösterir.

TMK’nun 495. maddesi ve devamında murisin tüm mirasçıları halefiyet prensibine göre açıklanmıştır. Miras bırakanm birinci, ikin­ci ve üçüncü derece mirasçıları, kanun maddelerinde ayrıntılı olarak açıklandığı için burada bu paylara tek tek yer vermeyeceğiz. Ancak eski adıyla veraset ilamı davaları sırasmda, uygulamada karşılaşılan bazı farklı durumlara ve bunlara ilişkili örneklere yer vereceğiz.

Davanın Konusu Ve Dava Dilekçesi

Mirasçılık Belgesi, ölen murisin mirasçılarından herhangi birisi tarafmdan alınabilecek ve mirasçıların muristen kendilerine kalan miras paylarım gösteren bir belgedir. Bu belge, hâlihazırda Adalet Bakanlığı’nın ilgili yönetmeliği gereği Noterler tarafmdan da belirli bir ücret karşılığında düzenlenebilmektedir. Ancak anılan yönetme­liğin 5. maddesi uyarmca bazı hallerde Noterler mirasçılık belgesi verememektedirler. Bunlar; Nüfus kayıtlarının mirasçılık belgesi verilmesi konusunda yeterli olmaması, yabancılar tarafmdan talep edilmesi veya mirasçılık belgesi verilmesinin bilirkişi incelemesi ya­pılmasını, tanık dinlenmesini gerektirmesi ya da talebin yabancılık unsuru taşıması gibi yargılamayı gerektiren durumlardır. Bu haller­de veraset ilamı için iş bu dava açılacak, mahkeme gerekli görürse delillerin toplanmasına karar verecek ve bu işlemleri duruşmah da yapabilecektir.

Mirasçıhk Belgesi almak için açılan dava; HMK 382. maddeye göre çekişmesiz yargı işerinden sayılır. Yine 385/1 maddesine göre ise, bu dava türünde basit yargılama usulü uygulanır. Aynı kanu­nun 316 ve devamı maddelerinde “Basit Yargılama Usulüne” yer verilmiştir. Bu başlık altında yer alan 320/1 maddesinde ise “Mah­keme, mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir” hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda sayıldığı üzere mahkemenin bu ilamı düzenleyebilmesi için topla­ması gereken herhangi bir delil yoksa verilecek dilekçe ve ekleri akabinde açılan mirasçıhk belgesi verihnesi davasmm dosya üze­rinden “duruşmasız” olarak görülmesinde bir sakmca yoktur.

Mirasçıhk Belgesi için yazılacak dilekçede, vefat eden murisin açık kimlik bilgileri, talep eden mirasçı ya da ilgilinin açık kimlik bilgileri bulunmak zorundadır. Ayrıca dava dilekçesine murise ait aile nüfus tablosunu gösterir nüfus kayıt örneği de eklenmelidir. Yukarda veraset ilamını mirasçıların alabileceğini belirtmiştik. Bu­nunla birlikte üçüncü kişi açtığı farkh bir davanın görülmesi sırasın­da, gereksinim duyulması üzerine, mahkemeden alacağı yetki belgesi ile “ilgili kişi” olarak bu davayı açmada hukuki yararı yardır.

Yetkili Mahkeme Ve Gerekli İşlemler

Mirasçıhk belgesinin verilmesi davalarında HMK’ya göre mi­rasçılardan her birinin oturduğu yer mahkemesi bu davanm görül­mesinde yetkilidir. Burada mirasçı sayısı kadar yetkili mahkeme olması mümkündür. Varisin ölüm kaydının nüfusa işlenmesine mü­teakip Nüfus Müdürlüğü’nden aile nüfus kayıt örneğini alan her bir mirasçı bu belge ve bir dilekçe ile davayı açabilir.

Duruşma İşlemleri Ve Karar

Mirasçılık belgesi istemiyle açılan davada bilirkişi incelemesini gerektirir bir durum yoksa mahkeme murisin payları kanunda açık­landığı üzere zümre hesabma göre kendisi hesaplayacaktır. Tanık dinlenmesini gerektirir bir durumda yoksa dosya üzerinden karar verecektir. Ancak payların çok karışık olması, yanlış hesap yapılma ihtimali veya murisin ölüm tarihinin “Türk Kanun-u Medenisi’nin” kabul tarihi olan 1926 yılından önceki bir zamanda olması ve bu ne­denle ilgili tarihte geçerli olan – feraiz- kanuna göre hesaplama ya­pılmasını gerektirir bir durumla karşılaşılması halinde mahkeme tensiben bir duruşma günü vererek dosyayı, payları hesaplaması için bir bilirkişiye gönderebilir. Bilirkişi incelemesi için gereken üc­ret, dava dilekçesi ile birlikte davacıdan avans olarak alınması ya da sonradan tamamlattırılması gerekir. Aşağıda uygulamada sık karşı­laşılan ve zaman zaman problem yaşanan durumları, izlenecek usul şartlarını ve konuyla ilgili Yargıtay içtihatlarına yer vereceğiz.

Muristen Önce Ölen Mirasçının Durumu

Mirasçılardan biri muristen önce ölmesi durumunda, bu kişiye muristen düşecek miras payı kendi altsoyuna geçer. Ancak bu kişi bekâr olarak ölmüşse miras, diğer mirasçılar arasmda sanki bu mi­rasçı yokmuş gibi dağıtılır. Mirasçının muristen önce ölmesi duru­munda dikkat edilmesi gereken husus, bu kişinin mirasına düşecek paydan hayatta kalan eşi değil sadece altsoyu yararlanabilir. Vefat eden mirasçmm eşinin asıl murisin mirasından faydalanabilmesi için, eşinin muristen daha sonra ki bir tarihte vefat etmiş olması ge­rekir.

Murise Ait Nüfus Kayıtlarına Ulaşılamaması

Mirasçılar mahkemeye gelerek mirasçılık belgesi almak için başvurduklarında, kendilerinden murise ait mirasçıları gösterir nü­fus kayıt örneği de istenir. Ancak herhangi bir sebeple murise ait bu belgelere ulaşılamaması durumunda, muristen kalan tereke nasıl ve hangi paylara göre paylaşılacaktır? Mahkeme, açılan davada, miras­çılara ait payları dosyaya sunulan nüfus kayıt örneğine göre paylaş­tırmaktadır. Ancak baz alman bu belge olmadığında davanm sadece bu nedenle reddedilmemesi gerekir. Miras oranları TMK’nun ilgili maddelerinde açıklanmıştır. Aynı kanunun 30. maddesi ise şu şekil­dedir: “Doğum ve ölüm, nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur. Nüfus sicilinde bir kayıt yoksa veya bulunan kay dm doğru olmadığı anlaşılırsa, gerçek durum her türlü kanıtla ispat edilebilir”. Bu ne­denle mahkeme kendisine sunulan diğer deliller ışığında yargılama­sını yapacak ve karine olarak bir sonuca ulaşabiliyorsa davayı kabul edecektir. Mahkemeye böyle bir durumda sunulacak deliller olarak; davacı olan mirasçının kendisine ait iddia edilen diğer mirasçılar ait nüfus kayıt örnekleri ve tanık beyanları sayılabilir. Mahkemenin ka­bul ettiği karine, aksi her zaman ispatlanabilir ve açılacak “verasetin iptali” davası ile yeni belge düzenlenebilecektir.

Aynı Anda Ölen Muris ve Mirasçının Durumu

TMK, kişiliğin başlangıcı ve sonu başlığı altında 29/2. madde­sinde birden fazla kişiden hangisinin önce veya sonra öldüğü belli olmaması halinde, bu kişilerin birlikte öldüklerinin kabul edileceği belirtilmiştir. Böylece bu kişiler yine kanunun 522 ve devamı mad­deleri gereğince birbirlerine mirasçı olamayacaktır.

Mirasçı, murisle aynı zamanda ölmüşse, kendisi mirasçı olama­yacaktır. Ancak mirasçmm alt soyu varsa, altsoyda bulunanların, murisin mirasından yararlanmalarına bir engel yoktur. Buradan anlaşılacağı üzere, murisle aynı anda ölen mirasçmm sanki muristen önce ölmüş gibi mirasının paylaştırılması gerekir.

Evlatlık Olan Mirasçının Durumu

TMK, evlatlık müessesesini düzenlerken 314.maddesinde evlat­lık olan kişinin evlat edinenin mirasçısı olacağmı belirtmiştir. Bu­nunla birlikte, TMK 500. maddede, evlatlık ve altsoyunun, evlat edinenin kan hışmı gibi mirasçısı olacaklarmı, aynı zamanda evlat edinilen kişinin varsa kendi öz ailesinden olan miras hakkı da de­vam eder. Evlatlık hem kendisini evlat edinen murisin mirasından hem de öz ailesinin mirasmdan yararlanacaktır. Mirasçı bir kimseyi evlat edindiği zaman; bu kişinin, murisin mirasmdan yararlanma­sında ve paylarm dağılımında, murisin öz çocuğu gibi muamele gö­recektir. Evlatlık, sağ kalan eşle birlikte mirasçı olacak; murisin eşi de öldüğü tarihte hayatta değilse, evlatlık tek başına mirasçı olacak­tır. Bununla birlikte evlat edinen kişi, evlatlık edindiği bu kişiye mi­rasçı olamaz. Yani evlatlık vefat ettiğinde sanki hiç evlat edinilme­miş gibi, mirasmdan varsa kendi altsoyu, yoksa zümre hesabına gö­re kendi öz ailesi yararlanacaktır.

Vatandaşlıktan Çıkan Mirasçının Bulunması

2009 yılında yürürlüğe giren 5901 sayılı Vatandaşlık Kanunun 28. maddesinin 1. fıkrası şu şekildedir: “Doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve üçüncü dereceye kadar olan altsoyları, bu maddede belirtilen is­tisnalar dışında Türk vatandaşlarma tanınan haklardan aynen yarar­lanmaya devam ederler”. Bu madde de belirtilen haklar nedeniyle mirasçı, T.C. vatandaşlığından çıkmış ve başka bir ülke vatandaşı olmuş ise, kendisine yabancı statüsü uygulanmayacak olup; T.C. vatandaşı bir mirasçı gibi terekeden aynı şekilde yararlanacaktır.

Mahkemeye sunulan dilekçe ekinde ki nüfus kayıt örneğinde, vatandaşlıktan çıkana bu kişinin ismi yer almakla birlikte altta açık­lamalar kısmmda bu kişinin hangi tarihte vatandaşlıktan çıktığına dair de bilgi yer alır. Mirasçılardan herhangi biri tarafından istenen veraset ilamı davasında böyle bir durumla karşılaşılırsa; mahkeme­nin, vatandaşlıktan çıkan bu kişinin hayatta olup olmadığı ile ilgili bir araştırma yaparak davanın kabul edilmesinde ve hayatta olduğu öğrenilen bu kişiye de mirastan pay verilmesinde bir sakınca yoktur. Mahkeme bu konuda yapacağı araştırmayı, vatandaşlıktan çıkan mirasçının hayatta olduğu ile ilgili bilgisi olan bir kişiyi tanık olarak dinleyerek veya varsa pasaport kayıtlarını inceleyerek ya da başkaca bir delille araştırabilecekti]’.

Mirasçılık Belgesindeki Hataların Düzeltilmesi

Mirasçılık belgesi düzenlenirken, daha doğrusu mahkeme tara­fından karar yazılırken bir takım maddi hatalar yapılabilmektedir. Bu hatalar fark edildiğinde, davanın taraflarınca düzeltilmesi bir dilekçe ile mahkemeden talep edilebilecektir. Bu şekilde gelen talep, mahkeme tarafından dosya üzerinden incelenir. Ve gerekli görülür­se, ilgili kişinin sunduğu karar örneğine, dosya içinde bulunan karar örneklerine ve de karar kartonuna konulmuş ise oradaki örneğin alt kısmına ya da arkasma tashih ya da tavzih yoluyla hatanın yapıldığı ve doğru şeklinin ne olduğu yazılır. Ancak, mahkemece karar ve­rilmesinden sonraki bir tarihte taraflarm nüfus kayıtlarında her hangi bir düzeltilme işlemi yapılmış ise (doğum tarihi, isim) bu dü­zeltmelerden dolayı tavzih işlemi yapılamaz. Çünkü dosya üzerin­den incelenecek talepte dosya da bulunan nüfus kayıt örnekleri üze­rinden yapılacaktır.

Tashih ya da tavzih şeklinde kararın üzerinden giderilebilecek hataların sadece şekil ya da maddi hata diye nitelendirilebilecek – harf, kelime, rakam – hataları nevi’nden olması gerekir. Aksi halde kararın esasına yönelik olan, örneğin, murisin mirasçılarına düşen hisse oranlarını ya da hak sahipliğini veyahutta mirasçılara düşen miras paymı değiştirebilecek düzeltme taleplerinin bu yollarla yapı­labilmesi mümkün değildir. Bu yönde ki talepler ancak ilgili kişi ta­rafından açılacak mirasçılık belgesinin iptali davası ile mümkün olaçaktır. Burada ilgili kişi olarak kimlerin olabileceğine alt kısımda mirasçılık belgesinin iptali davası kısmında ayrıntılı olarak yer veri­lecektir.

Yabancının Mirasçı Olması

Murisin Türk Vatandaşı olarak ölmesiyle birlikte, ölüm anında mirasçılardan biri yabancı uyruklu bir kimse ise, mirastan özellikle taşınmazlar yönünden hak sahibi olabilmesi için bazı şartlar ve bu şartlarda zaman içinde bazı değişikliklere olmuştur. Buna göre, bir Türk vatandaşına, Türk uyruklu olmayan yabancının, mirasçı ola­bilmesi için o kimsenin memleketinde, kendi vatandaşlarına bir Türk’ün mirasçı olabileceğinin kabul edilmiş olması gerekir. Tapu Kanunu 35. madde de getirilen bu kısıtlamaya göre mirasçının tabi olduğu ülke ile Türkiye arasmda karşılıklılık -mütekabiliyet- şartı aranır. Yani ülkemizle, ilgili ülke arasmda bu şartm konu edildiği bir anlaşma bulunmalıdır. Bu da tabi ki murisin ölüm tarihi itibariy­le var olmalıdır. 2644 Sayılı Tapu Kanununun 35. maddesi; karşılık­lılık olmak koşulu ile yabancı gerçek kişilerin Türkiye’deki taşınmaz mallara sahip olabilecekleri ve bunları miras yolu ile iktisap edebile­ceklerini hükme bağlamıştır. Bu yasa hükmü 19.07.2003’te 4916 sayı­lı Yasa ile şu şekilde değiştirilmiştir: “…Türkiye Cumhuriyeti ile arasmda karşılıklılık olmayan devlet vatandaşlarmm kanuni miras yoluyla edindikleri taşınmazlar ile kanuni kısıtlamalara tabi alan­lardaki taşınmazlar, intikal işlemleri yapılarak tasfiye edilir ve bede­le çevrilir…” Buna göre; Türkiye Cumhuriyeti ile arasmda karşılıklı­lık olmayan devlet vatandaşlarmm, kanuni miras yoluyla edindikle­ri taşınmazların intikal işlemlerinin yapılarak tasfiye edilip bedele çevrileceğini öngörülmüştür. Buna rağmen Yargıtay 2. Hukuk dai­resi 2008 yılında verdiği içtihat hükmünde; “Miras, ölenin milli hu­kukuna tabidir. Türkiye’de bulunan taşınmazlar hakkmda Türk Hukuku uygulanır (2675 s. MÖHUK m. 22/1). Yabancı uyruklu ger­çek kişiler karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara uyulmak şartıyla Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde taşınmaz edinebilirler (2644 sayılı Tapu Kanunu m. 35). Kanuni miras yoluyla edinmede de aynı koşul ve sınırlamalar aranır. Bu bakımdan, mirasçılar arasında ya­bancı uyruklular bulunuyor ise; bu mirasçıların uyruğunda oldukla­rı yabancı ülke ile Türkiye arasında kanuni miras yoluyla taşınmaz mülkiyeti edinmede, miras bırakanm ölüm tarihi itibariyle karşılıklı­lık bulunup bulunmadığı Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü vasıtasıyla Dışişleri Bakanlığından araştırılması ve ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir­ken…” denilmiştir. Tapu kanununda yapılan değişikliğe rağmen yabancının taşınmazlar açısından mirastan pay sahibi olabilmesi için mutlaka karşılıklılık şartı aranmıştır. Anılan kanun ve içtihatlarda yabancı mirasçının taşınır durumda bulunan mirasa sahip olabilme­si için herhangi bir şart ya da kısıtlama gerekmediği için taşınırlar yönünden mirastan pay sahibi olmasında bir sakınca olmamalıdır. Mahkeme de, şayet talep varsa herhangi bir karışıklığa sebebiyet vermemek için kararında taşmır ve taşmmazlar yönünden hak sa­hipliğini ayrı ayrı değerlendirmelidir.

Mirastan Feragat Sözleşmesinin Bulunması

TMK, 528. maddesinde mirastan feragat başlığı altında şu hük­me yer vermiştir: “Miras bırakan, bir mirasçısı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak mirastan feragat sözleşmesi yapabilir. Feragat eden, mirasçılık sıfatmı kaybeder. Bir karşılık sağlanarak mirastan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur.” Bununla birlikte, mirastan mahrum kalacak olan mirasçı hakkmda ki hukuki hükümler, terekenin fiilen bölüştürül­mesi sırasında gözetilmesi gereken bir durumdur. Yani bir mirasçı, mirastan feragat sözleşmesi imzalamış olsa da; mirasçılık belgesi istemesine ya da başka ilgili tarafından istenen bu belge de pay sa­hibi olarak gösterilmesinde bir engel yoktur.

Mirasçılık belgesi isteyen mirasçı ya da kendisinin de mirasçı olduğunun ispatlayan ilgili, dava açılmasıyla birlikte mahkemeye mirasçılardan bir kısmı ile ilgili feragat sözleşmesi olduğunu ileri sürer ve mahkemeye de bunu sunarak talepte bulunmuş olsa da, ilgili mirasçıya kararda yine de pay verilir ancak mahkeme kararın­da, sadece bu kişilerin mirası reddettiğine ve reddetmenin hukuki sonucunun terekenin bölüştürülmesi sırasmda gözetileceğine temas etmekle yetinmesi gerekir.

Mirasçılık Belgesinin İptali Davası, Usulü ve Kararı

Mirasçılık belgesi aksi sabit oluncaya kadar geçerliliğini koru­yan bir ilamdır. Bu yönü itibariyle aynı murisle ilgili alman daha yeni tarihli bir mirasçılık belgesi ortaya çıkarsa artık yeni olan mi- rasçılık belgesi geçerli olacaktır.

Sulh hukuk mahkemesi tarafından verilen kararla düzenlenen ya da noterlikçe düzenlenmiş bulunan mirasçılık belgesinde, paylar mirasçılara dağıtılırken yanlış hesaplanmış olabilir. Aynı zamanda pay dağıtımı haricinde, örneğin pay sahibi olmaması gereken bir kişinin de mirasçı gösterilmiş olabilir. Bu hataları fark eden ilgili ki­şi, bulunulan yer mahkemesinde bu davayı açarak hangi mirasçılık belgesinin hatalı olduğunu iddia ediyorsa, onun iptal edilmesini is­teyebilir. Bu davada görevli mahkeme son içtihatlara göre asliye hu­kuk mahkemesidir.

Bu davada davacı, ilk davayı açan mirasçı olabileceği gibi, ken­disine ya da murisine pay düşen, ya da düşmesi gerekirken pay ve­rilmeyen diğer mirasçı ya da alt mirasçılar ya da herhangi bir mah­kemeden alınmış yetki belgesi ile bu davayı açmada hukuki yararı belirlenen ilgili kişi de olabilmektedir.

Davacı diğer mirasçılardan bazılarıyla bu davayı açabilir. An­cak birlikte davacı olmadığı diğer tüm mirasçıları bu davaya dâhil  etmesi ve davalı olarak göstermesi gerekir. Davaya dâhil edilmesi gereken mirasçının öldüğü anlaşılırsa onun mirasçıları da bu dava­ya dâhil edilmelidir. Mahkeme burada taraf teşkilini sağlandığını, dosyaya sunulan ve murise ait olan -tüm mirasçıları gösterir- aile nüfus kayıt örneğinden kontrol edecektir. Mirasçılardan birinin da­vaya dâhil edilmediği mahkeme tarafmdan fark edildiğinde, bu hu­sus zapta geçirilerek, davacıya söz konusu eksikliği gidermesi için süre verilmesi aksi halde davanın reddedileceğinin ihtar edilmesi gerekir. Mirasçılardan birinin davaya dâhil edilmeden karar veril­miş olması bir bozma nedenidir.

Mahkeme kendisine sunulan dilekçeye müteakip gerekli ten­sibini yaparak bir duruşma günü verir. Mahkeme öncelikle iptale konu olan mirasçılık belgesi dosyaya getirtilecektir. Duruşmada da taraf teşkili sağlanmışsa davacının iddiaları ve davalıların cevapları dinlenir. Özellikle pay dağılımı konusunda bir ihtilaf varsa, ya da iddianm çözümü bunu gerektiriyorsa, mahkeme resen seçeceği bir bilirkişiye dosyayı göndererek iddia konusunda bir rapor hazırla­masını isteyebilir. Bilirkişi için takdir edilecek ücreti davanm görül­düğü asıl mahkeme belirler ve ücretin davacının yatırmış olduğu avanstan karşılanmasına karar verir.

Davacı mevcut veraset ilamının niçin iptal edilmesi gerektiğini ispatlamak durumundadır. Bunun için önceki belge de, örneğin mi­rasçı olmamasına rağmen pay verilmiş bir kişi varsa bu kişinin niçin mirasçı olmaması gerektiğini açıklamalıdır. Bu kişiye bir önce ki ka­rarda pay verilirken mahkeme hangi esaslara dayanmıştır ve niçin bu gerekçeler yerinde değildir bunlar açıklanmalıdır. Ve yine bir önce ki belge düzenlenirken gerekli kanunlara göre değil de geçerli olmayan bir kanuna göre paylar dağıtılmışsa bu da yine ilgili kimse tarafmdan iptal gerekçesi olarak gösterilebilir. Çünkü 4722 sayılı kanun 17. maddesine göre mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenmesi gerekir.

Mahkeme, yaptığı araştırmalar sonunda davacının iddiasını ye­rinde görürse davaya konu edilen mirasçılık belgesinin iptaline ka­rar verecektir.