Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Nedir?

Kamulaştırma davalarında avukatlık ücretine ilişkin Yargıtay kararları

Özet: Kamulaştırma bedelinin tespit ve tesciline ilişkin davada, avukatla müvekkili arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması durumunda, avukata ödenmesi gereken vekalet ücretinin, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde öngörülen maktu ücret olduğunun kabulü gerekir.

Her ne kadar mahkemece, kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği belirtilmesine rağmen bu durumun hak ve nesafete, hukuk hayatının olağan akışına ve Avukatlık Kanununa aykırı olacağı ve taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığı gerekçesi ile kamulaştırma bedelinin tespiti davasında hükmedilen bedelin %10’u üzerinden 422.472.50 TL ücret takdirinin uygun olacağına karar verilmiş ise de; taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmaması halinde Avukatlık Kanunu’nun 164/4. maddesinde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde “müdeabihin değerinin %10’u ile %20’si arasındaki bir ücret” mahkemece tayin edilecektir. Ancak Kamulaştırma Kanunu’nun 31. maddesinin (e) bendinde ise, “kamulaştırma bedelinin tamamının veya bir kısmının avukat veya dava vekili veya onlar adına hareket edenlere ait olacağının kararlaştırılması”nın yasak ve suç sayılan bir eylem olduğu, aynı Kanunun 33. maddesinde de, 31. maddenin (e) bendine aykırı hareket edenler hakkında bir yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve ağır para cezası öngörüldüğü açıkça yazılıdır. Bu durumda kamulaştırma davaları ile ilgili olarak vekalet ücretinin belirlenmesi konusunda, özel kanun niteliğindeki Kamulaştırma Kanununun öncelikle uygulanması gerekeceğinden, kamulaştırma bedelinin tespit ve tesciline ilişkin bir davada, avukatlık ücretinin nispi (müddeabihin belli bir yüzdesi, %10, %20, %30 vb.) olarak kararlaştırılmasının, anılan yasa hükümleri gereğince yasak ve suç teşkil etmesi itibariyle geçersiz olduğunun kabulü gerekir.
Bu kabule göre, yazılı veya sözlü bir sözleşmenin bulunmaması halinde ödenmesi gereken vekalet ücreti miktarının, mahkemenin takdirine göre, dava değerinin %10’u ile %20’si arasında nispi (yüzde) olarak belirlenmesini öngören Avukatlık Kanununun 164/4. maddesinin de, aynı şekilde kamulaştırma davaları yönünden uygulanması mümkün değildir. Aksine görüşün kabulü, başka bir ifadeyle “yazılı ücret sözleşmesi yapılmaması durumunda, Avukatlık Kanunu’nun 164/4. maddesi gereğince, vekalet ücretinin dava değerinin %10’u ile %20’si arasındaki bir oran üzerinden belirlenebileceğini” kabul etmek, bu davalar yönünden ücretin nispi (yüzde) olarak belirlenmesini yasaklayan ve cezai müeyyide öngören Kamulaştırma Kanunu’nun 31(e) ve 33. maddelerine aykırılık teşkil edeceği gibi, genel olarak benimsenen sözleşme serbestisinin, kamu yararı düşüncesiyle sınırlandırıldığı istisnai hallerden biri olarak düzenlenen söz konusu bu yasa hükümlerinin ihdas amacına da aykırı olacaktır.
O halde açıklanan tüm bu nedenlerle, kamulaştırma bedelinin tespit ve tesciline ilişkin davada, avukatla müvekkili arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması durumunda, avukata ödenmesi gereken vekalet ücretinin, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde öngörülen maktu ücret olduğunun kabulü gerekir.
Somut olayda da mahkemece, haksız olarak azledilen davacı avukatların, taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesi mevcut olmaması nedeniyle kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde öngörülen maktu ücret üzerinden vekalet ücreti talep edebileceği, kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası yönünden ise, dava dosyasında dava değeri 15.000.00 TL. olarak gösteril¬miş ve o davanın yargılaması sırasında talep sonucu da attırılmamış olduğundan dava değeri olan 15.000.00.TL’nin % 10′ ile %20′ si arasındaki oran yönünden mahkemenin kabul ettiği %10 oran üzerinden 1.500.00.TL nisbi vekalet ücreti talep edebileceği kabul edilerek, bu bedellerin davalılardan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yukarıda yazılı yanlış gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 25.2.2015, 2014/13305 – 2015/5897)

Davacının davalının avukatı olduğu ve aralarında ücreti vekalet sözleşmesi bulunmadığı hususları taraflar arasında ihtilaflı değildir. Davacının TMO’ya ait taşınmazın kamulaştırma kanunun 30. maddesine göre davalıya devri için görevli Danıştay 1.Dairesinde 2005 yılında açtığı davada 1.7.2005 tarihli kararla taşınmazın davalıya devrine karar verildiği, ancak bedelinin tesbiti konusunda tarafların bilahare anlaşarak 27100 TL nin ödenmesi ile taşınmazın tapusu davalı adına yapıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Kamulaştırma kanununun 30. maddesinde Madde 30 -(Değişik madde: 24/04/2001 – 4650/17. md.) Kamu tüzel kişilerinin ve kurulularının sahip oldukları taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakları diğer bir kamu tüzel kişisi veya kurumu tarafından kamulaştırılamaz.
Taşınmaz mala, kaynak veya irtifak hakkına ihtiyacı olan idare, 8 inci madde uyarınca bedelini tespit eder. Bu bedel esas alınarak ödeyeceği bedeli de belirterek mal sahibi idareye yazılı olarak başvurur. Mal sahibi idare devire muvafakat etmez veya altmış gün içinde cevap vermez ise anlaşmazlık, alıcı idarenin başvurusu üzerine Danıştay ilgili idari dairesince incelenerek iki ay içinde kesin karara bağlanır. Taraflar bedelde anlaşamadıkları takdirde; alıcı idare, devirde anlaşma tarihinden veya Danıştay kararının tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde, 10 uncu maddede yazılı usule göre mahkemeye başvurarak, kamulaştırma bedelinin tespitini ister. Bu durumda yapılacak yargılamada mahkemece, 29/06/1938 tarihli ve 3533 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz.
Mahkemece, 10 uncu maddede öngörülen usule göre kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen miktarın, peşin ve nakit olarak mal sahibi idareye verilmek üzere belirleyeceği bir bankaya yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için alıcı idareye onbeş gün süre verilir. Gereken hallerde bu süre bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir. Alıcı idare tarafından kamulaştırma bedelinin mal sahibi idare adına bankaya yatırıldığına dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın alıcı idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin mal sahibi idareye ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup tarafların bedele ilişkin temyiz haklan saklıdır. Bu suretle devir alınan taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkı, sahibinden kamulaştırma yolu ile alınmış sayılır ve devir amacı veya devreden idarenin izni dışında başkaca bir kamusal amaçla kullanılamaz. Aksi takdirde devreden idare, 23 üncü madde uyannca taşınmaz malı geri alabilir. Bu husus tapu kütüğünün beyanlar hanesine şerh verilir.” Bu madde içeriği¬ne göre taşınmazın devri hakkında Danıştay 1 .Dairesinin devri hakkmdaki kararının tesbit kararı niteliğinde kesin hüküm olduğu, tescil için taraflann bedel üzerinde anlaşmaları yada adli yargıda kamulaştırma bedelinin tesbiti davası açmalan, bu tesbit edilen bedelin ilgili ku¬ruma ödenmesi karşılığında taşınmazın tesciline karar verilebilir. Dava konusu olayda da taraflar devir kararından sonra kamulaştırma bedeli konusunda anlaşarak taşınmazın davalı adına tapuda tescil işlemi yapılmıştır. Davacının idari yargıda açtığı davada taşınmazın değer tesbiti yapılmamıştır. Esasen tesbit davası niteliğinde bulunan bu davanın neticesinde taraflar arasında ücreti vekalet sözleşmesi de bulunmadığından AAÜT’de belirtilen maktu ücrete hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde bilahare davalı ve dava dışı kamu kurumu arasındaki görüşmeler neticesinde belirlenen ve ödenen tescil bedelinin Danıştayda görülen davanın müddeabihi üzerinden nisbi ücreti vekalete hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 5.5.2011,2010/5726 – 2011/7253)

Davacı bu davasında davalılara vekaleten dava dışı Ulaştırma Bakanlığına karşı kamulaştırmaya icbar davası açtığını, davayı kazandığını, kararı icra takibine koyduğunu, davalıların alacaklarını tahsil etmelerine rağmen ücretini ödemediğini, her iki dosya yönünden de aralarındaki şifahi sözleşme gereğince %10’ar oranında ücrete hak kazandığından bahisle talepte bulunmuş; davalılar, dava dışı idarenin taşınmazlarının kalan kısmını da kamulaştırmayı kabul ettiğini, davacının gerekmediği halde dava açtığını savunmuşlardır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise, davacı avukatın dava dışı Ulaştırma Bakanlığı Uzlaştırma Komisyonunun önerdiği 247.465 YTL’nı kabul etmemekle davalılara tahakkuk etmiş 80.000 YTL faiz alacağı kazandırdığı, bu nedenle davacının hüküm altına alman alacağın ve işlemiş faizinin Avukatlık Kanunu’nun 5043 Sayılı Yasa ile değişik 164/4 maddesi hükmü uyarınca % 10-20 arasında bir ücret hak kazandığı, ancak davacının talebinin %10 olduğu, aldığı mahkeme ilamını davacı avukatın ayrıca icra takibine koymasının ayrı bir ücreti tabi olmadığı buna göre kamulaştırmaya icbar davacı yönünden talep edilebilecek toplam miktarın 37.224.51 YTL olduğu belirtilmiş ve mahkemece de bu miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysaki 2942 Sayılı Kamulaştırma yasasının “Yasak İşler ve Eylemler” başlığını taşıyan 31. maddesinin (e) bendinde “Kamulaştırma bedelinin tamamının veya bir kısmının avukat veya dava vekili veya onlar adına hareket edenlere ait olacağının kararlaştırılamayacağı” hüküm altına alındıktan sonra aynı yasanın 32 maddesinde aksine davranışın suç olduğu belirtilmiş, 33. maddesinde de bu suçun müeyyidesi öngörülmüştür. Yasanın bu açık düzenlenmeleri karşısında davacı avukat, Fatih 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/291 esas sayılı dosyası ile hüküm altına alınan miktarın %10’u üzerinden talepte bulunamaz. Mahkemenin de kabulünde olduğu gibi dava dışı Ulaştırma Bakanlığı Uzlaştınna Komisyonu, davalılar vekili olan davacıya 15.8.2005 tarihli tutanak başlıklı belge ile 247.465. YTL önermiş; davacı davalılar vekil olarak bu öneriyi kabul etmemiştir. Bu durumda davacı reddettiği bu miktar alacağın vekalet ücretini davalılardan isteyemez. Hal böyle olunca davalılara kazandırdığı yalnızca 80.000 YTL faiz alacağının vekalet ücretin ister. Mahkemenin bu yönü gözardı ederek yazılı şekilde hüküm tesis etmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Davacı, bu davasında davalılar vekili olarak takip ettiği Fatih 1 .Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/291 esas ve 2007/45 karar sayılı ilamını davalılara vekaleten Beyoğlu 4.İcra Müdürlüğünün 2007/5146 esas sayılı takip dosyası ile takibe koyduğunu, bu takip nedeniyle anılan dosya yönünden de ücrete hak kazındığını savunarak talepte bulunmuştur. Hükme esas alman bilirkişi raporunda ise “ilamın icrasının ayrı bir ücrete tabi olamayacağı” gerekçesiyle vekalet ücreti hesaplaması yapılamamıştır. Oysaki davacı avukatın aldığı ilamı herhangi bir ücret almaksızın icra takibine koyacağına ilişkin olarak herhangi bir yasal düzenleme yoktur. Aksine verdiği hizmetin karşılığım istemek onun en doğal hakkıdır. Hal böyle olunca icra Vekalet Ücreti alacağı yönünden de hesaplama yapılmalı, sonucuna uygun bir karar verilmedir. Mahkemenin davacının bu yöndeki talebini tümden reddetmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Davacının gönderdiği ihtarname ile davalıları 3.11.2007 tarihi itibarıyla temerrüde düşürdüğü mahkemenin de kabulündedir. Nitekim asıl dava için hükmedilen miktara bu tarih itibarıyla faiz işletilmiştir. Davalılar dava tarihinden önce temerrüde düşürülmüş olduklarına göre ıslahla hüküm altına alman miktara da temerrüt tarihinden itibaren faiz işletilmelidir. Bu yönün gözetilmemiş olması da doğru değildir. (Y. 13. HD. 23.3.2010,  2009/7865 – 2010/3737)

Kamulaştırma Kanununun 31. maddesinin (e) bendinde, kamulaştırma bedelinin tamamının veya bir kısmının avukat veya dava vekili veya onlar adına hareket edenlere ait olacağının kararlaştırılmasının yasak ve suç sayılan bir eylem olduğu, aynı Kanunun 33. maddesinde de, 31. maddenin (e) bendine aykırı hareket edenler hakkında bir yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve ağır para cezası öngörüldüğü açıkça yazılıdır. Bu durumda Kamulaştırma davaları ile ilgili olarak avukatlık ücretinin nispi (%10, %20, %30 vb.) olarak kararlaştırılmasının, anılan yasa hükümleri gereğince yasak ve suç teşkil etmesi itibariyle geçersiz olduğunun kabulü gerekir. Kamulaştırma davaları yönünden, avukatla müvekkili arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması, ya da geçersiz olması durumunda, avukata ödenmesi gereken vekalet ücreti ise, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde öngörülen maktu ücret kadardır.
Dava konusu olayda, taraflar arasındaki “Avukatlık Ücret Sözleşmesinde işin konusu, sözleşmede belirtilen arsaların “kamulaştırılması ve kamulaştırma bedellerinin alınması” olarak açıklanmış, ücret olarak da, “kamulaştırma bedelinin %10’nun ödeneceği” belirtilmiştir. Söz konusu ücretin 30.000,00 TL’lik kısmının peşin olarak davalıya ödendiği ihtilafsız olup davacı, davalı avukatın sözleşme ile üstlendiği edimlerini yerine getirmediğini ileri sürerek, peşin olarak ödenen ücretin iadesi istemiyle eldeki davayı açmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, taraflar arasındaki sözleşme, Kamulaştırma Kanunu’nun az yukarıda belirtilen hükümleri gereğince geçersizdir. Davalı avukat, söz konusu ücreti, danışmanlık ücreti olarak aldığını savunmuşsa da, bu savunma davacı tarafından kabul edilmediği gibi, sözleşmede de böyle bir ücretten bahsedilmemiştir. Ayrıca davalı, davacı şirkete bir hukuki yardımda bulunduğunu da ispat edememiştir. Bu itibarla davalı avukat, geçersiz sözleşme ile öngörülen ücreti talep edemeyeceği gibi, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince maktu ücrete de hak kazanamamıştır. Her ne kadar mahkemece, sözleşmenin 9. maddesinde düzenlenen, “60 iş günü içinde sözleşme şartlarının yerine getirilmemesi halinde tarafların birbirlerini karşılıklı olarak ibra etmiş sayılacakları” koşulu karşısında, davacının 60 iş günü geçtikten sonra peşin ödediği bedeli isteyemeyeceği kabul edilmişse de, söz konusu maddenin, geçersiz bir sözleşmeye geçerlilik izafe edecek şekilde yorumlanması mümkün olmadığı gibi, esasen taraflar bu amaçla da sözleşme hükmü düzenleyemezler. Dolayısıyla sözleşmenin 9. maddesindeki hüküm de, mahkemenin kabulünün aksine, geçersiz sözleşmeye göre yapılan kısmi ücret ödemesinin iadesine engel değildir. O halde mahkemece, davacı tarafın 30.000,00 TL’nin iadesi için yaptığı takibe vaki itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle davanın reddedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 20.1.2015, 2014/8469 – 2015/608)

Taraflar arasında düzenlenen 18.10.2010 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinin 2. maddesinin a, b, c, d, e bentlerinde, mahkemece belirlenecek taşınmaz hisse değerlerinin %10’una tekabül eden vekalet ücretlerinin her bir taşınmaz için ayrı ayrı ödeneceğinin kararlaştırıldığı görülmektedir. Mahkemece, Çatalca 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/4 esas sayılı kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasına ilişkin ücret alacağı yönünden taraflar arasında yapılan bu anlaşma hükmüne göre %10 oranı üzerinden hesaplama yapılarak tespit edilecek vekalet ücretine hükmolunması gerekirken, yazılı şekilde taraflar arasındaki sözleşme hükmüne aykırı bir yoruma dayalı olarak sözleşmenin, Kamulaştırma Kanunu’nun 31/e maddesine aykırı olarak dava sonunda kazanılacak komisyon bedelinin belli bir kısmının vekile verilmesi yönünde hüküm içerdiği için geçersiz olduğu gerekçesiyle AAÜT”ne göre maktu vekalet ücreti yönünde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 14.1.2015, 2014/9368 – 2015/238)

Dava, 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine göre açılmış kamulaştırma bedelinin tespiti ve yerin idare adına tescili davasında, davalı tarafı temsil eden avukatın vekalet ücreti alacağına ilişkindir. Taraflar arasındaki tarihsiz ücret sözleşmesinde, kamulaştırma bedelinin alınması ve dava açılması, takibi ve sonuçlandırılması sonucunda, toplam avukatlık ücretinin kamulaştırma bedelinin %15’i nin ücret olarak alınacağının kararlaştırıldığı ve 4.2.2013 tarihinde davacı avukatın azledildiği tüm dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. Mahkemece, davalı tarafından tahsil olunan kamulaştırma bedelinin %15 ile uzlaşma dışında kalan taşınmazlar için de dava değeri üzerinden AÜT’ne göre nisbi vekalet ücretine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davalarında davalı tarafta yer alan davacı avukata ödenecek ücretin ne olacağı konusunda toplanmaktadır. 4650 sayılı yasanın kamulaştırma davalarını yeni bir usule bağladığını öncelikle belirtmek gerekir. Kanun genel hükümler uyarınca açılan kamulaştırmasız el atma davalarının tabi olduğu yöntemden ayrılmıştır. Kamulaştırma bedelinin tespiti ve yerin idare adına tescili davası niteliği itibariyle bir tespit davası niteliğinde olduğundan her iki taraf lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmektedir. Davanın her iki tarafı kamulaştırmaya konu taşınmazın gerçek değerinin tespitini istemektedir. Açılan davada kamulaştırma bedelinin artımı sözkonusu olabileceği gibi kıymet takdir komisyonun belirlediği değerden daha az bir bedelin ortaya çıkması da imkan dahilindedir. Bu tür davalarda haklı veya haksız çıkan bir taraf yoktur, bu nedenle Mahkemece, 10 uncu maddede öngörülen usule göre kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen miktarın, peşin ve nakit olarak mal sahibi adına bir bankaya yatırılması halinde taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin davalı tarafa ödenmesine karar verilir. Tescil hükmü kesin olup tarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.
Bu açıklamalardan sonra 2942 Sayılı Kamulaştırma yasasının “Yasak İşler ve Eylemler” başlığını taşıyan 31. maddesinin (e) bendinde “Kamulaştırma bedelinin tamamının veya bir kısmının avukat veya dava vekili veya onlar adına hareket edenlere ait olacağının kararlaştırılamayacağı” hüküm altına alındıktan sonra aynı yasanın 32 maddesinde yasak daha da genişletilerek aksine davranışın suç olduğu belirtilmiş, 33. maddesinde de bu suçun müeyyidesi öngörülmüştür. Bu nedenle yasanın açık düzenlemeleri karşısında kamulaştırma bedelinin tamamının veya bir kısmının avukata ait olacağına ilişkin her türlü ücret kararlaştırmalarının yasaklandığı ve suç sayıldığı, taraflar arasında kurulduğu kabul edilen sözleşmenin BK 19 ve 20. maddeleri ile Yasanın 31. maddesi gereği kesin hükümsüzlüğü gözönüne alınmalıdır. O halde mahkemece, davacı avukatın, davalıları temsil ettiği kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davalarında maktu vekalet ücreti alabileceği göz önünde bulundurularak, bu yönde gerekirse taraf ve yargı denetimine esas olacak şekilde alanında uzman bilirkişi veya bilirkişi heyeti marifetiyle rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. (Y. 13. HD. 29.5.2014, 2014/881 – 2014/16658)

Özet: kamulaştırma bedelinin artırılmasına ilişkin davada, avukatla müvekkili arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması durumunda, avukata ödenmesi gereken akdi vekalet ücretinin, mahkemece artırılan kamulaştırma bedeli üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanacak olan nispi vekalet ücreti olduğunun kabulü gerekir.

Davacının, davalılara vekaleten takip etmiş olduğu kamulaştırma bedelinin artırılması davası nedeniyle mahkemece, yazılı ücret sözleşmesi mevcut olmadığından, sözlü anlaşmanın varlığı da ispat edilemediğinden Avukatlık Kanununun 164/4. maddesine göre %15 üzerinden akdi vekalet ücretinin takdiri ile hüküm kurulmuştur.
Her ne kadar yazılı ücret sözleşmesinin bulunmaması halinde Avukatlık Kanununun 164/4. maddesinde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde “müdeabihin değerinin %10’u ile %20’si arasındaki bir ücretin” mahkemece tayin edileceği belirtilmişse de, Kamulaştırma Kanununun 31. maddesinin (e) bendinde ise, “kamulaştırma bedelinin tamamının veya bir kısmının avukat veya dava vekili veya onlar adına hareket edenlere ait olacağının kararlaştırılması”nın yasak ve suç sayılan bir eylem olduğu, aynı Kanunun 33. maddesinde de, 31. maddenin (e) bendine aykırı hareket edenler hakkında bir yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve ağır para cezası öngörüldüğü açıkça yazılıdır. Bu durumda Kamulaştırma davaları ile ilgili olarak vekalet ücretinin belirlenmesi konusunda, özel kanun niteliğindeki Kamulaştırma Kanununun öncelikle uygulanması gerekeceğinden, kamulaştırma bedelinin artırılmasına ilişkin bir davada, avukatlık ücretinin müddeabihin belli bir yüzdesi(%10, %20, %30 vb.) olarak kararlaştırılmasının, anılan yasa hükümleri gereğince yasak ve suç teşkil etmesi itibariyle geçersiz olduğunun kabulü gerekir.
Bu kabule göre, yazılı veya sözlü bir sözleşmenin bulunmaması halinde ödenmesi gereken vekalet ücreti miktarının, mahkemenin takdirine göre, dava değerinin %10’u ile %20’si arasındaki bir oranda belirlenmesini öngören Avukatlık Kanununun 164/4. maddesinin de, aynı şekilde kamulaştırma davaları yönünden uygulanması mümkün değildir. Aksine görüşün kabulü, başka bir ifadeyle “yazılı ücret sözleşmesi yapılmaması durumunda, Avukatlık Kanununun 164/4. maddesi gereğince, vekalet ücretinin dava değerinin %10’u ile %20’si arasındaki bir oran üzerinden belirlenebileceğini” kabul etmek, Kamulaştırma Kanunun 31 (e) ve 33. maddelerine aykırılık teşkil edeceği gibi, genel olarak benimsenen sözleşme serbestisinin, kamu yararı düşüncesiyle sınırlandırıldığı istisnai hallerden biri olarak düzenlenmiş olan söz konusu bu yasa hükümlerinin ihdas amacına da aykırı olacaktır.
O halde açıklanan tüm bu nedenlerle, kamulaştırma bedelinin artırılmasına ilişkin davada, avukatla müvekkili arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması durumunda, avukata ödenmesi gereken akdi vekalet ücretinin, mahkemece artırılan kamulaştırma bedeli üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanacak olan nispi vekalet ücreti olduğunun kabulü gerekir. Somut olayda da mahkemece, haksız olarak azledilen davacı avukatın, taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesi mevcut olmaması nedeniyle mahkemece artırılan kamulaştırma bedeli üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanacak olan nispi ücret üzerinden akdi vekalet ücreti talep edebileceği kabul edilerek, bu miktarın davalılardan tahsiline karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle Avukatlık Kanununun 164/4. maddesine göre ücret hesabı yapılarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Davacının takip etmiş olduğu Ümraniye 3. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2010/488 esas 2011/200 karar sayılı “kamulaştırma bedelinin artırılması”na ilişkin davanın, davacı avukatla birlikte dava dışı Avukat E.Çakır tarafından da takip edildiği, nitekim mahkeme kararında davacılar avukatı olarak her iki avukatın da isimlerinin belirtildiği anlaşılmaktadır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 5. Maddesinde, “hukuki yardımın birden çok avukat tarafından yapılması durumunda, karşı tarafa bir avukatlık ücretinden fazlası yükletilemez.” Hükmü mevcut olup, buna göre birden çok avukat taralından temsil edilen taraf yararına ancak tek bir vekalet ücretine hükmedilebilir. Dava konusu olayda da davacı avukat, Ümraniye 3. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2010/488 esas 2011/200 karar sayılı dava dosyasını başka bir avukatla birlikte takip etmiş olduğuna göre, bu dosya nedeniyle davacının talep edebileceği karşı taraf vekalet ücreti, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanacak ücretin yarısı kadar olmalıdır. O halde mahkemece davacı avukatın, söz konusu dava nedeniyle karşı taraf vekalet ücreti olarak mahkemece hükmedilen 14.549 TL’nin yarısını talep edebileceği kabul edilerek hüküm kurulması gerekirken, davacı yararına dava karşı taraf vekalet ücreti miktarının tamamı üzerinden hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 12.11.2013, 2013/438 – 2013/27909)

Davalıya ait taşınmazın kamulaştırılması için dava açıldığı, davacının bu davada avukat olarak görev yaptığı, idarenin kamulaştırmadan vazgeçmesi nedeniyle davanın reddedildiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasında düzenlenen 24.3.2010 tarihli sözleşmede kamulaştırma bedelinin %10’u oranında bedelin avukata ödeneceği kararlaştırılmıştır. 2942 sayılı yasanın 3 1/e maddesi uyarınca bu kararlaştırma geçersizdir. Mahkemece, davanın geçersiz sözleşme uyarınca nisbi ücret isteyemeyeceği ancak maktu vekalet ücreti talep edebileceği kabul edilerek hüküm kurulması gerekirken yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 31.10.2013, 2013/17942 – 2013/26499)

Her ne kadar Mahkemece, “…kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davalarından dolayı davalının vekil olarak toplam 1.029.205.97.TL kamulaştırma bedelini çektiği, davacılara isabet eden 257.301.49.TL dan davacılara 232.751.00.TL ödendiği, bakiye 24.550.49.TL ödenmediği, davalı vekilin davalardan dolayı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesi gereğince hesaplanan vekalet ücretinin 88.220.37.TL olduğu ve bu miktardan 1/4’ü olan 22.055.9.TL’nın davacıların hissesine düştüğü, davalının hapis hakkını kullandığı ve icra takibinden sonra 6.000.00.TL davalının davacılara ödediği o halde buna göre davalının davacılara eksik ödemesi bulunmadığı…” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de; Kamulaştırma Kanunu tarafından hüküm altına alınacak şeyin değerinin belli yüzdesi koşulu ile ücret sözleşmesi yasaklanmıştır. Kamulaştırma bedelinin artırılması için açılacak davalarda Avukatlık Kanununa göre özel hüküm niteliği taşıyan Kamulaştırma Kanunu’nun ilgili hükümleri öncelikle uygulanacaktır. Davalı, Avukatlık Kanunu’na göre nisbi ücret talep edemez. Kamulaştırma Kanunu gereğince kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında maktu vekalet ücretine hak kazanır. O halde mahkemece, davalı avukatın, davacıları temsil ettiği kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davalarında maktu vekalet ücreti alabileceği göz önünde bulundurularak bu yönde gerekirse taraf ve yargı denetimine esas olacak şekilde alanında uzman bilirkişi veya bilirkişi heyeti marifetiyle rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken az yukarıda yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. (Y. 13. HD. 12.6.2013, 2013/5765-2013/16006)

CategoryGenel
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat