Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Nedir?

Avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda uygulanacak yasanın belirlenmesine ilişkin Yargıtay kararları

Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın çözümü açısından ücret sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda hangi tarihteki düzenlemenin uygulanacağı açıklığa kavuşturulmalıdır. 5043 sayılı Yasa ile değiştirilen Avukatlık Kanununun 164/4. madde ve fıkrasına göre; “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.” Yine 5043 sayılı Kanunun 7. maddesi ile geçici 21. madde eklenmiş olup, anılan maddede; “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun değişik hükümleri uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Ne var ki, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’na 5043 sayılı Kanunla eklenen geçici 21. madde, Anayasa Mahkemesi’ nin 7.2.2008 günlü kararı ile iptal edilmiştir. Öyle olunca, artık geçici 21. maddenin, dolayısıyla 5043 sayılı Kanun’un
164. maddesinde yapılan değişikliklerin de uygulanması mümkün değildir. Bu durumda, hukuki yardımın başladığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir. Hukuki yardımın ne zaman başladığı konusu ise değişken olup her işlemin özelliğine göre farklılık gösterebilmektedir. Ömek vermek gerekirse, dava açılmış ise, davanın açıldığı, ya da tespitin yapıldığı tarih, müvekkil aleyhine dava açılmış ise cevap verme tarihi, ya da vekaletnamenin verilme tarihi hukuki yardımın başladığı tarih olarak esas alınmalıdır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun ücrete ilişkin 163 ve 164. maddeleri, vekil ile müvekkil arasındaki ücrete ilişkin düzenlemeleri getinniştir. 1136 sayılı Kanunun bazı hükümlerini değiştiren 4667 sayılı Kanun, 2.5.2001 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, bu kanun yürürlüğe girmeden önceki uyuşmazlıklarda; sözleşme var ise, sözleşme hükümleri, yok ise ya da sözleşme geçerli değil ise, 163. maddenin son fıkrası hükümleri uygulanmaktaydı. 163. maddenin son fıkrasında ise “Yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış olan hallerde asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi bulunmaktadır. Böylelikle, sözleşmenin yapılmamış olması ya da geçersiz olması hallerinde hukuki yardımın başladığı tarihteki asgari ücret tarifesinin uygulanacağı açıktır. Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları da bu yöndedir. Yine 4667 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih olan 2.5.2001 tarihinden itibaren ise, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin 4. fıkrası uygulanacaktır. Madde sözleşmenin yapılmamış olması halinde “…Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde, değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret anlaşmazlığı Tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde onbeşi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir…” düzenlemesini getirmiştir. Bu düzenlemeye göre 2.5.2001 tarihinden sonra hukuki yardıma başlayan avukat emeğine göre yüzde beş ile yüzde on arasındaki bir miktarı ücret olarak hak edecektir. Yine 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda, 20.1.2004 tarihinde 5043 sayılı Kanunla değişiklikler yapılmış ve Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin dördüncü fıkrası değişikliğe uğramış ve “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarının incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamm kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Böylece 20.1.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda sözleşme bulunmaması halinde ya da sözleşmenin belirgin olmaması, tartışmalı bulunması ya da sözleşmenin geçersiz sayıldığı hallerde ilamm kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yirmisi arasındaki bir miktar avukatın emeğine göre verilmelidir. Halen de yürürlükte olan düzenleme bu şekildedir. Geçici 21. madde Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden bu madde ancak 20.1.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda uygulanabilecektir.
Özetlemek gerekirse değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde hukuki yardımın başladığı tarihteki yürürlükte olan kanun hükümleri uygulanarak, hukuki yardımın yapıldığı tarih 2.5.2001 tarihinden önce ise asgari ücret tarifeleri, 2.5.2001 ile 20.1.2004 tarihleri arasında hukuki yardım başlamışsa yüzde beş ile onbeş, bu tarihten sonra ise, yüzde onu ile yüzde yirmi arasındaki bir oran tatbik edilecek, değeri para ile ölçülemeyen davalarda ise avukatlık asgari ücret tarifeleri uygulanacaktır.
Somut olaya gelince; Dava konusu olayda, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, dayanak olan Ankara 10. İcra Müdürlüğünün 2002/834 esas sayılı icra takibinin 18.1.2002 tarihinde başladığı ve aynı yıl Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/101 Esas sayılı dosyasında itirazın iptali davası açıldığına göre davalı, bu tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu hükümleri gereğince yine bu tarihteki %5 – %15 oran arasında vekalet ücreti istemeye hak kazanmıştır. Ancak Mahkemenin, gerekçeli kararında olayda %10 – %20 oran arasından alt sınır olan %10 oranın uygulanması gerektiğinin belirtilmesi ve bu gerekçenin davalı tarafından temyiz edilmemesi üzerine hesaplamada alt sınırın uygulanması gerektiğinin davacı lehine kazanılmış hak oluşturduğu dikkate alınarak Mahkemece, icra dosyası yönünden tahsil edilen bedel üzerinden, dava dosyası yönünden müddeabih üzerinden alt sınır olan %5 oranında vekalet ücreti hesaplanarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken bu husus göz ardı edilerek yanlış değerlendirme ile %10 -%20 oran arasından %10 oranı dikkate alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 8.12.2014, 2014/2571 – 2014/39018)

Dava, taraflar arasındaki vekalet ilişkisine dayalı olarak davacı tarafından verilen avukatlık hizmetleri nedeniyle doğan ücretin tahsiline ilişkin yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Dava konusu hizmetin, eldeki davanın konusu olan icra takip tarihinden önce davacı avukat tarafından yerine getirilerek tamamlandığı hususu dosya kapsamı ile sabit olup, uyuşmazlığın vekalet ücretinin miktarı ve bu hizmet bedelinden sorumluluğa ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
Taraflar arasındaki vekalet ilişkisine dayalı olarak verilen avukatlık hizmeti nedeniyle doğan akdi vekalet ücretinin belirlenmesinde taraflar arasında sözleşme olup olmadığına göre ayrım yapılması gerekir. Avukatlık ücret sözleşmesi var ise, 1136 Sayılı Avukatlık Yasasının 164. maddesindeki sınırlamalar aşılmamak kaydıyla sözleşmeye göre ücret hesaplanmalı, sözleşme bulunmaması halinde ise hukuki yardımın başladığı tarihteki 1136 sayılı yasanın 164/4. maddesindeki düzenleme dikkate alınarak hesaplama yapılması gerekir. Ayrıca avukat yargılama sonunda haklı çıkılan kısım üzerinden hasma yüklenen vekalet ücretini de talep etmek hakkına sahiptir. Vekil eden avukatına Avukatlık Kanununun 164/4. Maddesine göre belirlenecek akdi ve aynı yasanın 164/son maddesine göre Avukatlık asgari ücret tarifesine göre belirlenen yasal vekalet ücreti olmak üzere bu iki kalem vekalet ücretini ödemekle yükümlüdür.
Avukatlık Kanununun 164/4. madde ve fıkrasına göre; “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.” hükmü düzenlenmiştir. Taraflar ara-sında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığı çekişmesizdir. Öyle olunca mahkemece davacının isteyebileceği akdi vekalet ücretinin “taleple bağlılık” kuralı da dikkate alınmak suretiyle Avukatlık Kanununun 164/4. maddesine göre hesaplanarak belirlenmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde Avukatlık asgari ücret tarifesine göre belirlenen vekalet ücretine hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 1.12.2014, 2014/10654 – 2014/37919)

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yargıtay 13. Hukuk Dairesi
İTİRAZIN KONUSU: 19.3.1969 günlü, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun, 13.1.2004 günlü, 5043 sayılı Yasa ile eklenen geçici 21. maddesinin Anayasa’nın 2., 5. ve 48. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Avukatlık ücret sözleşmesinden doğan uyuşmazlık nedeniyle açılan davada Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen kararın temyizen incelenmesi sırasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararı şöyledir:
“Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 364/575 sayılı ve 12.10.2004 tarihli kararının dairemizde yapılan temyiz incelemesinde, 1136 sayılı Avukatlık Kanununa 13.1.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5043 sayılı kanunla eklenen geçici 21. madde hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğu dairemizce görülmüş, davalı tarafça da ileri sürülen Anayasaya aykırılık iddiasının ciddi olduğu sonucuna varılmıştır.
Temyiz incelemesi yapılan dava dosyasının konusu, avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan vekalet ücretinin tahsili talebidir. Davacınm dayandığı avukatlık ücret sözleşmesi 1.4.1996 tarihinde düzenlenmiş, davacının üstlendiği davayı açıp takip ettiği, davalı lehine sonuçlandığı ve kararın 23.7.1998 tarihinde kesinleştiği, davacı avukatların üstlendikleri işi bu tarih itibariyle sonuçlandırdıkları, ücret ihtilafının aynı yıl içinde ortaya çıktığı, davanın 7.7.2003 tarihinde açıldığı sabittir.
Taraflar arasındaki ihtilaf 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 163 ve 164. maddeleri hükümlerine göre çözümlenecektir. 163 ve 164. maddelerde 2.5.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4667 sayılı ve 13.1.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5043 sayılı kanunlar ile değişiklik yapılmıştır. 13.1.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5043 sayılı Kanunun 7. maddesi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanununa eklenen geçici 21. madde, “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin olarak hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu kanunun değişik hükümleri uygulanır” hükmünü getirmiştir.
Avukatlık Kanununa eklenen bu geçici madde ile 1136 sayılı Avukatlık Kanununda 4667 ve 5043 sayılı yasa ile yapılan 2.5.2001 ve 13.1.2004 tarihlerinde yürürlüğe giren değişik yeni hükümlerin daha önceden yapılan avukatlık sözleşmesinden doğan ihtilaflarda uygulanması ve kanunun değişik yeni hükümlerine göre anlaşmazlıkların çözümlenmesi amaçlanmıştır.
Uyuşmazlığın çözümünde, 163 ve 164. maddeleri 2.5.2001 tarihinde yapılan değişiklikten önceki hükümleri veya 2.5.2001 ve 13.1.2004 tarihinde yapılan değişiklikten sonraki hükümleri uygulandığında varılacak sonuç birbirinden farklı olacaktır.
Anayasanın 2. maddesinde öngörülen hukuk devleti, insan haklarına saygılı, bu hakları koruyan toplum yaşamında adalete, eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kuran ve bu düzeni sürdürmekle kendini yükümlü sayan, bütün davranışlarında Anayasaya ve hukuk kurallarına uyan, işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir. Hukuk devleti ilkesi, devletin tüm faaliyetlerinde hukukun egemen olmasını amaçlar. Bu amacın gerçekleşmesi için, çıkarılan yasalarla konulacak kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerinin gözönünde tutulması gerektiği gibi, hukuk güvenliğinin de sağlanması gerekir. Bu nedenle hukuk devletinde yasa koyoıcu, yasaların yalnız Anayasaya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.
Anayasamızın 5. maddesinde, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve özgürlüklerini, sosyal hukuk devletini ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak şekilde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartlan hazırlamaya çalışmak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
Anayasamızın 48. maddesinde, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahip olduğu belirtilmiştir. Sözleşme, sözleşmeye taraf olanda, şimdiye ve geleceğe yönelik ümit ve inançların, beklentilerin doğmasına neden olmaktadır. Bunun temelinde, kişilerin sözleşme yaparken yürürlükte olan hukuk kurallarının güvencesi altında olmalarıdır. Sözleşme yapanların irade hürriyetine sahip olmaları, onların eşit durumda bulunduklarını gösterir.
Kanunlar kamu yararına ve kamu düzeninin gerektirdiği özel durumlar dışında, ilke olarak yürürlük tarihinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır ve daha önceki olay, işlem ve eylemler kanunun etki alanı dışında kalır. Sonradan yürürlüğe giren kanunların daha önceki ve kesinleşmiş hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun genel ilkelerindendir.
Açıklanan ilkeler ışığında bakıldığında 1136 sayılı Avukatlık Kanunun, 4667 ve 5043 sayılı kanunlar ile değişiklik getirilen hükümlerinin, değişiklik tarihinden önce yapılan sözleşmelerle ilgili ihtilaflara uygulanmasının temini için, 5043 sayılı kanun ile Avukatlık Kanununa eklenen geçici 21. madde, Anayasamızın 2, 5, 48. maddelerine aykırı olmaktadır.
Anayasanın 152. maddesi ile 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 28. maddesi uyarınca, dairemizce temyiz incelemesi yapılacak dava sebebiyle uygulanacak olan 1136 sayılı Kanuna, 5043 sayılı Kanunun 7. maddesi ile eklenen ‘‘geçici 21. maddenin” yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasanın 2, 5 ve 48. maddelerine aykırı görüldüğünden iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, dosyanın temyiz incelemesinin bekletilmesine, dava dilekçesi, cevap layihası, davalının temyiz dilekçesi ile avukatlık ücret sözleşmesi örneklerinin karara eklenmesine, 21.10.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
Avukatlık Kanunu’nun 13.1.2004 günlü, 5043 sayılı Yasa ile eklenen itiraz konusu geçici 21. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun değişik hükümleri uygulanır.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 2., 5. ve 48. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 8. maddesi uyarınca Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Semih KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün katılımlarıyla 17.11.2005 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Kanun kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Genel Açıklama
13.1.2004 günlü, 5043 sayılı Yasa ile Avukatlık Kanunu’nun bazı maddelerinde değişiklikler yapılmış ve geçici bir madde eklenmiştir.
Bu kapsamda, 5043 sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücreti” başlıklı 164. maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü ve dördüncü tümceleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.”
5043 sayılı Yasa’nın 7. maddesi ile Avukatlık Kanunu’na eklenen geçici 21. maddede de, 5043 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihte kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun değişik hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
B- İtiraz Konusu Kuralın Anayasa’ya Aykırılığı Sorunu
Başvuru kararında, Avukatlık Kanunu’na eklenen geçici 21. madde ile Avukatlık Kanunu’nun 163. ve 164. maddelerinde 4667 ve 5043 sayılı Yasalarla yapılan değişikliklerin bu Yasaların yürürlüğe girdiği tarihten daha önce yapılan avukatlık sözleşmelerinden doğan ihtilaflarda uygulanmasının amaçlandığı, 2.5.2001 ve 13.1.2004 tarihlerinde yürürlüğe giren 4667 ve 5043 sayılı Yasalar ile yapılan değişiklikler öncesinde ve sonrasında uygulanacak kurallara göre söz konusu uyuşmazlıklarda varılacak sonucun birbirinden farklı olduğu, kamu yaran ve kamu düzeninin gerektirdiği özel durumlar dışında kanunla- nn ilke olarak yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılmalarının ve bu tarihten önceki kesinleşmiş hukuksal durumlara etkili olamamalarının hukukun genel ilkelerinden olduğu, hukuk devleti ilkesi uyarınca yasa koyucunun yalnızca Anayasa’ya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun hareket etmek zorunda olduğu ve yasalarla konulacak kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerinin yanı sıra hukuk güvenliğinin de sağlanması gerektiği, itiraz konusu kuralın ise 4667 ve 5043 sayılı Yasalardan önce yapılan sözleşmelerle ilgili uyuşmazlıklarda uygulanmasını sağlamak amacıyla getirildiği, Anayasa’nın 48. maddesinde herkesin çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğunun belirtildiği, kişilerin sözleşme yaparken yürürlükte olan hukuk kurallarının güvencesi altında olduğu, belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 2., 5. ve 48. maddelerine aykırı olan kuralın iptali gerektiği ileri sürülmüştür.
5043 sayılı Yasa’nın 7. maddesi ile Avukatlık Kanunu’na eklenen geçici 21. maddede, “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun değişik hükümleri uygulanır.” denilmiştir.
Anayasa’nın “Çalışma ve sözleşme hürriyeti” başlıklı 48. maddesinde, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu ifade edilmiştir.
Sözleşme özgürlüğü, özel hukuktaki irade özerkliği ilkesinin Anayasa hukuku alanındaki dayanağıdır. Özel hukukta irade özerkliği, kişilerin yasal sınırlar içerisinde istedikleri hukuki sonuca bu yoldaki iradelerini yeterince açığa vurarak ulaşabilmelerini ifade etmektedir. Anayasa açısından sözleşme özgürlüğü ise Devletin, kişilerin istedikleri hukukî sonuçlara ulaşmalannı sağlaması ve bu bağlamda kişilerin belli hukukî sonuçlara yönelen iradelerini geçerli olarak tanıması, onların iradelerinin yöneldiği hukukî sonuçların doğacağını ilke olarak benimsemesi ve koruması demektir. Sözleşme özgürlüğü uyarınca kişiler, hukuksal ilişkilerini özgür iradeleriyle ve sözleşmelerle düzenlemekte serbesttir. Anayasanın 48. maddesinde koruma altına alınan sözleşme özgürlüğü, sözleşme yapma serbestisinin yanı sıra, yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını da içerir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
“Hukuk güvenliği ilkesi”, hukuk devletinde uyulması zorunlu temel ilkelerden birini oluşturmaktadır. Anayasada öngörülen temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının ve insan haklarının yaşama egemen kılınmasının önkoşulu olan hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçlan ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuk güvenliği ilkesine aykırılık oluşturur. Hukuk devletinin gereği olan hukuk güvenliğini sağlama yükümlülüğü, kural olarak yasaların geriye yürütülmemesini gerekli kılar. “Yasaların geriye yürümezliği ilkesi” uyarınca yasalar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren yasaların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun genel ilkelerindendir.
İtiraz konusu kuralla 5043 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihte kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda uygulanacağı öngörülmek suretiyle, yürürlüğe girdiği tarihten önce ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde de esas alınması kabul edilmiştir.
Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü ve dördüncü tümcelerinde 5043 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle, avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı veya ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktarın avukatlık ücreti olarak belirleneceği, değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır.
Anılan maddenin 5043 sayılı Yasa ile değiştirilmesinden önceki 4667 sayılı Yasa ile değişik halinde ise avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu durumlarda, değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık ücret tarifesinin uygulanacağı, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret anlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde onbeşi arasındaki bir miktann avukatlık ücreti olarak belirleneceği hükmü yer almıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun avukatlık ücretine ilişkin hükümlerin yer aldığı
163. ve 164. maddelerinde 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik öncesinde de, avukatlık ücret sözleşmelerinin yazılı şekilde olmasının şart olduğu, ücretten doğan davalarda yazılı sözleşmeden başka delil getirilemeyeceği ve dinlenemeyeceği ile yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış hallerde asgari ücret tarifesinin uygulanacağı belirtilmiştir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile bu Kanunda değişiklikler yapan 4667 ve 5043 sayılı kanunlarda, avukatlık ücreti ve avukatlık ücretinden doğan uyuşmazlıklara ilişkin farklı hükümler yer almakta iken itiraz konusu kuralla, 5043 sayılı Yasa öncesinde ortaya çıkan ve kesin hükme bağlanmamış uyuşmazlıkların 5043 sayılı Yasa hükümlerine göre çözümleneceğinin öngörülmesi, anılan Yasa’nın geriye yürümesi sonucunu doğurmaktadır.
5043 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanacağı uyuşmazlıkların kapsamına, avukatlık ücretine ilişkin olarak taraflar arasında akdedilen bir ücret sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar da girmektedir. Bu durumda, bir sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunmayan yasa hükmünün o sözleşmeden doğan uyuşmazlığın çözümünde uygulanması söz konusu olmaktadır. Hukuk devletinde hukuk güvenliğinin sağlanması, öncelikle hukuki işlemlerin sonuçlarının öngörülebilir olmasına bağlı bulunduğundan, bir sözleşmenin yapıldığı tarihte mevcut olmayan bir yasa hükmünün daha sonra geriye yürür şekilde bu sözleşmeden doğan bir ihtilafta uygulanmasının öngörülmesi, hukuk güvenliği ilkesine aykırıdır.
Bu durum aynı zamanda, Anayasanın 48. maddesinde düzenlenen sözleşme özgürlüğüne de aykırılık oluşturur. Sözleşme özgürlüğü, sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda sözleşme hükümlerinin esas alınmasını da gerekli kılar. Tarafların özgür iradeleri ile düzenledikleri ve hukuken geçerli olan sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda sözleşme hükümlerinin belirgin olmadığından ya da tartışmalı olduğundan bahisle, söz konusu sözleşmenin akdedildiği tarihte yürürlükte olmayan bir yasa kuralının esas alınarak uyuşmazlığın çözümlenmesinin öngörülmesi, sözleşme özgürlüğüne aykırıdır.
Tarafların akdettikleri bir sözleşmenin hükümlerinin uygulanmasında ihtilafa düşmeleri o sözleşmeyi geçersiz kılmayacağından, bu sonuca yol açacak şekilde 5043 sayılı Yasa hükümlerinin geriye yürütülmesine olanak bulunmamaktadır. Kişilerin sözleşme özgürlüklerini kullanarak bir sözleşme akdetmelerinden sonra, geriye dönük düzenlemelerle söz konusu sözleşme hükümlerinin ve dolayısıyla kişilerin iradelerinin etkisiz kılınması, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. ve 48. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Haşim KILIÇ, Sacit ADALİ, Cafer ŞAT, Serdar ÖZGÜLDÜR ve Serruh KALELİ bu görüşe katılmamışlardır.
Kural, Anayasa’nın 2. ve 48. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden Anayasamın 5. maddesi yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI- SONUÇ
19.3.1969 günlü, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 13.1.2004 günlü, 5043 sayılı Yasa ile eklenen geçici 21. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Sacit ADALİ, Cafer ŞAT, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELÎ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUGUYLA, 7.2.2008 gününde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1- İtiraz konusu 19.3.1969 günlü, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 13.1.2004 günlü, 5043 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen Geçici 21. maddesi, özü itibariyle bu Kanun’la 1136 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin (bu meyanda 164. maddenin dördüncü fıkrasının değişen üçüncü ve dördüncü cümlelerin) devam eden -kesin hükme bağlanmamış- bütün ihtilaflara da tatbikini öngörmektedir. İtiraz konusu davanın esasını teşkil eden ihtilaf avukatlık sözleşmesi ve bundan doğan vekalet ücretine ilişkin olup, mahiyeti itibariyle “usuF’e ilişkindir.
Anayasa Mahkemesi’nin 3.3.2004 tarih ve E.2002/126, K.2004/27 sayılı kararında (RG. 19.2.2005, Sayı: 25732) “… İtiraz konusu kuralın incelenmesinden, avukatların yaptıkları hukuksal yardımın karşılığı olarak almaya hak kazandıkları vekalet ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifenin esas alınacağı anlaşılmaktadır. Başvuru kararında, anılan hükmün, ceza davalarında suçun işlendiği, hukuk davalarında da dava konusu olayın her davanın açıldığı tarihteki koşula göre değerlendirilebileceği kuralına paralel olarak suç tarihine göre belirlenmesi gereken yargılama giderinin hüküm tarihine göre belirlenmesinin Anayasa’nm 38. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun değişiklikten önceki 168. maddesinde avukatlık ücretinin takdirinde hukuksal yardımın başladığı veya davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan tarifeler esas alınmış ise de, itiraz konusu kuralla ekonominin gerekleri gözetilerek avukatların emeklerinin gerçek karşılıklarını almaları amaçlanmıştır. Öte yandan, vekalet ücreti maddi ceza hukukuna değil, usul hukukuna ilişkin bir düzenleme olup, usul hukukuna göre yargılama giderlerinde yapılacak bir artış değişiklikten önce açılmış olan davalara da uygulanacağından, benzer bir düzenlemenin vekalet ücreti içinde öngörül-müş olması, Anayasa’nın 38. maddesi kapsamında değerlendirilemez. İptal isteminin reddi gerekir…” denilmektedir.
Kanun’dan doğan vekalet ücreti ile müvekkil-avukat arasında sözleşmeden doğan vekalet ücreti, mahiyet itibariyle “usuf’e ilişkindir. İkinci sayılanın bir “sözleşme”ye dayanması, onun salt bir Borçlar Hukuku sözleşmesi olarak nitelendirilmesini gerektirmez. Çünkü, 1136 sayılı Kanun’un 1. maddesine göre avukatlık bir “kamu hizmeti”dir ve kamu hizmetinin söz konusu olduğu durumlarda da, özel yasaya (1136 sayılı Kanun) dayalı sözleşmeler ve bundan doğan vekalet ücreti de kamu düzenine ilişkindir.
2- Ceza ve hukuk yargılaması kuralları da kamu düzenine ilişkin olduklarından, bunlarda vaki değişikliklerin de devam etmekte olan tüm yargılamalara “hemen” uygulanması asildir. Dava konusu “vekalet ücreti”de hem usule ilişkin bir düzenleme oluşu, hem de kamu hizmeti-kamu düzenine ilişkinlik unsurlarını özünde taşıması nedeniyle; Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda işaret edilen emsal kararı doğrultusunda, devam eden yargılamalar yönünden hemen tatbiki gereken bir kural mahiyetindedir. Öte yandan. Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında da işaret edildiği gibi “… Geriye yürümezlik ilkesi hakkında Anayasa’da açık bir kural bulunmamasına karşın, Anayasa Mahkemesi, hukuk devleti ve ölçülülük yönlerinden yargısal denetim yapar… Zorunlu nedenlerle, örneğin kamu yaran gibi, geriye yürüme durumunda önceyi etkileme sözkonusu olabilir… Bilindiği gibi yasalar kamu düzeninin gerektirdiği durumlarda geriye yürütülebil-
inekte ve önceye etkili olabilmektedir… Dava konusu düzenlemede… ortaya çıkan hukuksal sorunların çözümlenmesi amaçlandığına göre, yasa uygulamasının daha önceki bir tarihten başlatılması, kamu yararı ve kamu düzeni gereği olarak görülmüştür. Bu nedenle söz konusu hüküm Anayasa’ya aykırı değildir…” (Any. Mah. 7.11.1989 tarih ve E. 1989/6, K. 1989/42 sayılı kararı)
Dolayısıyla, konuya bu yönü itibariyle de bakıldığında; kamu yaran düşüncesiyle kamu düzenine ilişkin bir konuyu düzenleyici mahiyetteki kuralların, devam eden davalara da tatbiki gerektiğine işaret eden kuralın Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
3- Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırılığı söz konusu edilemeyeceğinden, kuralın iptaline yönelik istemin reddi gerektiği kanaatine ulaştığımızdan; kuralın iptaline dair çoğunluğun kararına katılmıyoruz. (Anayasa Mahkemesi, 7.2.2008, 128-54 – 7.2008 tarihli Resmi Gazete)

Dava konusu olayda, taraflar arasındaki 10.5.1988 tarihinde imzalanan ücret sözleşmesinin “Dava edilen taşınmazın tapuya bağlanması halinde, kesinleşme tarihindeki değerinin %25′ i avukatlık ücreti olarak ödenecektir.” şeklindeki ücrete ilişkin hükümleri, az yukarıda açıklanan yasanın öngördüğü “belli ve muayyen olma” ve “başarıya göre değişme” kurallarını içermediği için geçersizdir. Davacı geçersiz olan sözleşmeye dayanarak sözleşmede kararlaştırılan ücreti talep edemez. 1136 Sayılı Yasanın 4467 sayılı yasa ile değişikliğinden önceki 163/son maddesi gereğince yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı veya sözleşme mevcut olmakla birlikte geçerli olmadığı durumlar da, avukata ödenmesi gereken vekalet ücretinin, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenmesi gereklidir. Dava konusu olayda taraflar arasındaki ücret sözleşmesi geçerli olmadığına göre, davacı tarafından davalılar vekili olarak takip ettiği Ardahan Asliye Hukuk Mahkemesinin 1977/630 Esas sayılı dava dosyasında belirtilen dava değeri üzerinden vekalet hizmetinin verildiğini, tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi esas alınarak davacıya ödenmesi gerekli olan vekalet ücreti belirlenip, belirlenecek bu miktara göre hüküm kurulması gerekirken, açıklanan hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 2.4.2014, 2014/2365 – 2014/9975)

Dava, davacmm davalıyı vekil olarak temsil ettiği alacak davasında yazılı vekalet sözleşmesi olmamasına karşın hak ettiği nispi vekalet ücretinin tazminine ilişkindir.
Mahkemece vekalet hizmetinin gereği gibi yerine getirildiğinin tespiti ile %20 oranında nispi vekalet ücretine hükmedilmiştir. Oysa, akdi vekalet ücretinin belirlenmesinde hukuki yararının başladığı tarihteki düzenleme ve sözleşme hukuki uygulanmalıdır. Taraflar arasındaki hukuki yardımın başladığı tarih 2002 olup henüz Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 5043 sayılı Yasa yürürlüğe girmemiştir. 4667 sayılı Yasa ile değişik Avukatlık Kanunun 161/4 maddesi uyarınca nispi vekalet ücretinde %5 ila %15 oranında bir oran belirlenip ona göre vekalet ücretinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak mahkemece davacının da kararı temyiz etmediği göz önüne alınarak, davalının temyiz dilekçesi ile kabul ettiği %10 oranı üzerinden hesaplama yapılıp karar verilmesi gerekirken Mahkemece, açıklanan hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 10.2.2014, 2013/27379 – 2014/3109)

Somut olayda, mahkemece, alman bilirkişi raporu doğrultusunda Avukatlık Kanununun 164/4 maddesi hükmü gereğince davacının hak ettiği vekalet ücreti belirlenerek takip edilen dava ve icra takiplerinin %75’inin derdest olması nedeniyle BK.nun 320 – 390. maddeleri gereğince belirlenen miktardan indirim yapılmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı avukatın davalıya vekaleten 90 adet icra takibi ve 244 adet dava dosyasını takip ettiği taraflar arasında çekişmesizdir. Hükme esas ah- nan bilirkişi raporunda takip edilen her bir dosya için hukuki yardımın başladığı tarihteki yasal düzenlemeler dikkate alınmadan hesaplama yapılmış olup bilirkişi raporu bu haliyle hüküm kurmaya elverişli değildir. Ayrıca davalı tarafça yapılan aylık ödemeler de dikkate alınmamıştır. Öte yandan vekilin hak ettiği vekalet ücretinden indirim yapılmasına ilişkin herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığından belirlenecek vekalet ücretinden takdiri indirimde yapılamaz. Hal böyle olunca mahkemece, az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda ilgili dosyalarda getirtilmek suretiyle inceleme ve araştırma yapılmalı gerektiğinde açıklamalı, taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu da alınmak suretiyle davacının takip ettiği her bir dava ve icra takibi için hukuki yardımın başladığı tarihteki yasal düzenlemeler doğrultusunda davacı avukatın hak ettiği vekalet ücretleri saptandıktan sonra davalı tarafın aylık ücret şeklinde yaptığı ödemelerle belirlenecek miktardan düşülmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ve eksik inceleme ile yetersiz bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 16.1.2014, 2014/1262-2014/813)

Dava konusu olayda, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, davalı aleyhine 20.12.2001 tarihinde açılan dava ile ilgili olarak davacı avukata 20.1.2003 tarihinde vekaletname verildiği ve 6.2.2003 tarihinde davacı avukat tarafından bu dava dosyasına dilekçe verildiği dolayısıyla 20.1.2003 tarihi itibariyle sözleşme ilişkisi kurulduğuna göre davacı, bu tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu hükümleri gereğince davada davalı lehine reddedilen bölüm olan 1.597.336.00.TL üzerinden yüzde beş ile onbeş arasındaki bir oran üzerinden vekalet ücreti istemeye hak kazanmıştır. O halde mahkemece, reddedilen ve davalı lehine hüküm altına alınan 1.597.336.00.TL üzerinden vekaletname verilme tarihi olan 20.1.2003 tarihi itibariyle geçerli olan %5 – %15 oran arasında, emek, hak ve nesafet ile davalının davada birden çok avukatla temsil edildiği gözönünde bulundurularak bir karar verilmesi gerekirken açıklanan hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 4.12.2013, 2013/11431 – 2013/30240)

Dava konusu olayda, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, davacı tarafından 14.11.2003 tarihinde açılan dava ile ilgili olarak davacı avukata Gediz Noterliği’nin 22.5.2002 tarihli düzenleme şeklinde vekaletname verildiği dolayısıyla bu tarih itibariyle sözleşme ilişkisi kurulduğuna göre davacı, bu tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu hükümleri gereğince akdi vekalet ücreti istemeye hak kazanmıştır. Mahkemece, davacının sözleşme ilişkisinin kurulduğu tarih itibariyle geçerli yasal düzenlemeler çerçevesinde akdi vekalet ücretine de talep edebileceği hususu göz ardı edilerek yanlış değerlendirme ile sadece avukatlık kanunun 164/son maddesinde düzenlenen yasal vekalet ücretine hükmolunmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 25.11.2013,2013/18843 – 2013/29175)

Dava konusu olayda, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin, davacı avukatın takip ettiği dava ve takip yönünden, o dava ve takip tarihi itibariyle kurulduğu kabul edilmeli, ödenmesi gereken vekalet ücretleri de bu tarihlerde geçerli Avukatlık Kanunu hükümlerine göre belirlenmelidir. O halde mahkemece, davacının, davalı lehine açtığı dava ile ilgili karşı yan vekalet ücreti olarak hükmedilen 15.076.52.TL ücreti vekaletini dava dışı idareden Ankara 5. İcra müdürlüğünün 2006/2324 Esas sayılı takip dosyasında ve icra karşı yan vekalet ücreti olarak 32.859.92.TL’nın da tahsil ettiği, davacının bu dava da, davalının talep etmeye hakkı olan yasal dava ve takip vekalet ücretini talep ettiği dikkate alınarak dava akdi vekalet ücreti olarak 254.413.6.TL üzerinden, dava tarihi olan 20.12.2012 tarihi itibariyle geçerli olan %5- %15 oran arasında, icra akdi vekalet ücreti olarak takip değeri olan 611.498.6.TL üzerinden, icra takip tarihi olan 23.2.2006 tarihinde geçerli olan %10-%20 oran arasında takdir edilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken açıklanan hususlar gözardı edilerek icra dosyasındaki değeri 676.691.41.TL üzerinden, dava ve icra takip tarihleri itibariyle icra ve dava, akdi ve karşı yan vekalet ücretinin Avukatlık asgari ücret tarifesi üzerinden hesaplayan ve bu hesaplama yöntemine göre tahsil edilen 15.076.52.TL ile 65.824.69.TL dışında kalan 32.859.92.TL’ yı da hesaplamaya katmayan eksik ve yetersiz 13.10.2010 tarihli bilirkişi ek raporunu esas alarak yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 9.10.2013,2013/11025 – 2013/24878)

Dava konusu olayda, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, davalı tarafından 1996 tarihinde açılan dava ile ilgili olarak davacı avukata Kumluca Noterliği’ nin 24.4.2007 tarih ve 3766 yevmiye sayılı düzenleme şeklinde vekaletname verildiği dolayısıyla bu tarih itibariyle sözleşme ilişkisi kurulduğuna göre davacı, bu tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu hükümleri gereğince yine bu tarihteki Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücreti istemeye hak kazanmıştır.
Mahkemece, bu husus göz ardı edilerek yanlış değerlendirme ile azil tarihindeki yasa hükümleri uygulanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 9.10.2013, 2012/29455 – 2013/24866)

Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut değildir. Mahkemece, görevin sonlandınldığı tarihte yürürlükte olan 2009 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplama yapılan bilirkişi raporu hükme esas alınmıştır. Oysa ki yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, hukuki yardımın başladığı tarihte yürürlükte bulunan %5 ile % 15 oranına ilişkin hükümlerin somut olaya uygulanması gerekir. Hukuki yardımın ne zaman başladığı konusu ise değişken olup, her somut olayın özelliğine göre farklılık gösterebilmektedir. Ömek vermek gerekirse, dava açılmış ise, dava açıldığı, ya da tespit yapıldığı tarih, müvekkilin aleyhine dava açılmış ise cevap verme tarihi, ya da vekâletnamenin verilme tarihi hukuki yardımın başladığı tarih olarak esas alınmalıdır. Mahkemece, hukuki yardımın başladığı 27.8.2002 tarihinde yürürlükte bulunan 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 5043 sayılı Yasa ile değişiklikten önceki 164. maddesi uyarınca %5 ile %15 arasında bir orana hükmedilebilir. Kaldı ki, ücret tayininde %20 oram belirlenirken avukatın emek ve mesaisinin ölçülü olarak özen yükümlülüğü benimsenmiştir. Oysa özen görevi vekalet sözleşmesinin bir unsurudur. Emek ve mesai belirlenirken ağırlıklı olarak uyuşmazlık niteliği, kompleks olup olmadığı davanın geçirdiği safahat ve süresi vekilin yargılama faaliyetine katkısı gözönüne alınmalıdır. Özellikle nafaka vb. davalarda alt sınırdan uzaklaşıİmasının somut dayanakları gösterilmelidir. Açıklanan ilkeler ışığında davacmm hak ettiği vekalet ücretinin belirlenerek, sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yanlış değerlendirme ve gerekçe ile yazılı şekilde görevin sona erdiği tarihteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 5043 sayılı Kanunla değişiklikten sonraki hükümleri esas alınarak karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 30.1.2013, 2012/23463-2013/1903)

Dava konusu olayda, taraflar arasındaki 26.12.1999 tarihli ücret sözleşmesinin “Ücret” başlıklı bölümünde, “müvekkil 500.000.000 TL peşin ücret öder. Davanın tamamlanmasının ardından, karara bağlanan alacağın, rakamın ferileriyle birlikte ulaşacağı değerin %20’sine tekabül eden Türk Lirası başarıya bağlı olarak avukata ödenir.” Hükümleri mevcut olup, her ne kadar sözleşmede, “peşin” olarak bir ücretin ödenmesi de düzenlenmiş olmakla, az yukarda açıklanan yasanın öngördüğü, başarıya göre değişme koşulunu içerdiğinden söz edilebilirse de, aynı yasada belirtilen, ücretin “belli ve muayyen olma” koşulunu taşımadığı gibi, “hasılı davaya iştirak” niteliğinde de bulunduğundan sözleşmenin geçersiz olduğunun kabulü gerekir. Nitekim hükme esas alınan bilirkişi raporunda da “avukatın maddi menfaatinin davanın neticesine bağlandığı, sözleşmenin belli bir meblağı içermediği gibi, davaya iştirak durumunun da söz konusu olduğu” açıklanmak suretiyle sözleşmenin geçersiz olduğu belirtilmiştir.
O halde davacı geçersiz olan bu sözleşmeye dayanarak sözleşmede kararlaştırılan ücreti talep edemez. 1136 sayılı yasanın 4467 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten önceki 163/son maddesi gereğince, yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı veya sözleşme mevcut olmakla birlikte geçerli olmadığı durumlarda, avukata ödenmesi gereken vekalet ücretinin, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenmesi gereklidir. Dava konusu olayda taraflar arasındaki ücret sözleşmesi geçerli olmadığına göre, davacı tarafından davalının vekili sıfatıyla Sandıklı Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın müddeabihi üzerinden ve o dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri gereğince yapılacak hesaplamaya göre davacıya ödenmesi gerekli olan vekalet ücreti belirlenip, belirlenecek olan bu miktara göre hüküm kurulması gerekirken, mahkemece, alman bilirkişi raporu doğrultusunda, sözleşmenin geçersiz olduğu tespit edilmekle birlikte, davacıya ödenmesi gereken ücretin tespitinde yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 7.6.2011,2010/14004-2011/8863)Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut değildir. Mahkemece, azil tarihinde yürürlükte olan 2004 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplama yapılan bilirkişi raporu hükme esas alınmıştır. Oysa ki yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, hukuki yardımın başladığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Taril’esi’nin ilgili hükümlerinin somut olaya uygulanması gerekir. Hukuki yardımın ne zaman başladığı konusu ise değişken olup, her işlemin özelliğine göre farklılık gösterebilmektedir. Örnek vermek gerekirse, dava açılmış ise, dava açıldığı, ya da tespit yapıldığı tarih, müvekkilin aleyhine dava açılmış ise cevap verme tarihi, ya da vekâletnamenin verilme tarihi hukuki yardımın başladığı tarih olarak esas alınmalıdır. Mahkemece, hukuki yardımın başladığı tarihte yürürlükte bulunan Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre, davacıların hakettikleri vekalet ücretinin belirlenerek, sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yanlış değerlendirme ve gerekçe ile yazılı şekilde azil tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin esas alınarak karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 20.1.2011, 2010/8769- 2011/492)

Dava konusu olayda, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, davalı tarafından 1996 tarihinde açılan dava ile ilgili olarak davacı avukata Kumluca Noterliği’nin 24.4.19977 tarih ve 3766 yevmiye sayılı düzenleme şeklinde vekaletname verildiği davacı avukatında bu vekaletnameye dayanarak davalıya vekaleten Finike Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/16 esas sayılı dava dosyasında 25.4.1997 tarihli oturumdan itibaren hizmet vermeye başladığından davacı, bu tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu hükümleri gereğince yine bu tarihteki Asgari Ücret Tarifesi uyannca vekalet ücreti istemeye hak kazanmıştır. Mahkemece, bu husus göz ardı edilerek yanlış değerlendirme ile azil tarihindeki yasa hükümleri uygulanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 28.12.2010, 2010/9430 – 2010/18213)

Dava konusu olayda taraflar arasında yazılı bir avukatlık ücret sözleşmesi bulunmadığına göre, az yukarıda açıklanan nedenlerle avukata ödenmesi gereken vekalet ücretinin tespitinde, sözleşme ilişkisinin kurulduğu, avukatlık hizmetinin verildiği takip tarihi olan 12.6.2003 tarihi itibariyle yürürlükte olan 1136 sayılı Yasanın, 2.5.2001 tarihinde 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonraki, ancak 13.1.2004 tarihinde 5043 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten önceki hükümlerinin esas alınması gereklidir. Anılan yasanın 4467 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonraki 164. maddesinin 4. fıkrasında “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde değeri para ile ölçüleme- yen dava ve işlerde avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret anlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde on beşi arasındaki bir miktar, avukatlık ücreti olarak belirlenir.” Hükmü bulunmakta olup, vekalet görevinin ifa edildiği takip konusu, değeri para ile ölçülebilen işlerden olduğundan, mahkemece takip değerinin yüzde beşi ile onbeşi arasında takdir edilecek vekalet ücretinin ödetilmesine karar verilmesi gerekirken, Avukatlık Kanununun 13.1.2004 tarihinde 5043 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten sonraki 164/4 maddesinde öngörülen müddeabihin %10’u ile %20’si arasındaki oranlarına göre vekalet ücretinin belirlenmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 14.12.2010, 2010/14784-2010/16894)

Dava konusu olayda, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, davacı avukat tarafından 29.6.1998 tarihinde icra takibi yapıldığına, dolayısıyla bu tarih itibariyle sözleşme ilişkisi kurulduğuna göre davacı, bu tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu hükümleri gereğince yine bu tarihteki Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücreti istemeye hak kazanmıştır. Mahkemece, bu husus göz ardı edilerek yanlış değerlendirme ile azil tarihindeki yasa hükümleri uygulanmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 14.10.2010, 2010/1038 – 2010/13283)

Dava konusu olayda, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, davacı avukat tarafından 16.4.1999 tarihinde tasarrufun iptali davası açıldığına göre, dolayısıyla bu tarih itibariyle sözleşme ilişkisi kurulduğuna göre davacı, bu tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanununun 164/4 maddesi hükmü gereğince nispi vekalet ücreti istemeye hak kazanmıştır. Mahkemece, Avukatlık Kanunu’nun 164/4 maddesi hükmü gereğince davacmm hak ettiği nispi vekalet ücretinin belirlenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yanlış değerlendirme ve gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 20.9.2010, 2009/16174 – 2010/11690)

Taraflar arasındaki sözleşme, 18.11.1998 tarihli olduğundan, bu dava ile ilgili ücret uyuşmazlığının çözümünde, sözleşme tarihinde yürürlükte olan 1136 sayılı Kanunun, 4667 sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki hükümleri esas alınmalıdır. Bu noktada taraflar arasındaki ücret sözleşmesinin geçerli olup olmadığının, dolayısıyla davacının sözleşmede belirtilen ücreti talep etmekte haklı olup olmadığının belirlenmesi gereklidir. Nitekim, vekalet ücret sözleşmelerinin geçerli olup olmadığı, kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece de resen gözetilmesi gereken bir husustur.
1136 sayılı Kanunun, 2.5.2001 tarihli 4467 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki 164. maddesinin 1. fıkrası hükmü gereğince, vekalet ücretinin belli ve muayyen olması gerekli olup, yine aynı kanunun 164. maddesinin 2. fıkrasına göre de, %25’i aşmamak üzere nispi bir ücretin vekalet ücreti olarak kararlaştırılması mümkün ise de, bunun geçerli olabilmesi, başarıya göre değişme koşulunu taşımasına bağlıdır. Başka bir ifade ile, davada gösterilen başarıya göre değişmek ve %25’i aşmamak üzere, dava olunan veya hükmolunacak şeyin değerinin belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir. Avukatın davayı kazanması durumunda belli bir ücret alacağı, kaybetmesi durumunda ise hiçbir ücrete hak kazanamayacağı, diğer bir deyişle avukatm ücret almasının, davayı kazanma koşuluna bağlı olacağı yolundaki sözleşmeler geçerli değildir. Yine aynı Kanunun 164. maddesinin 3. fıkrasına göre de, dava konusu mal, alacak veya hak gibi kıymetlerden bir kısmının aynen avukata ait olacağına ilişkin sözleşmeler de, “hasılı davaya iştirak” niteliğinde olduğundan geçersizdir.
Dava konusu olayda davacı ile davalı Hamit arasındaki 18.11.1998 günlü ücret sözleşmesinin vekile %25 oranında vekalet ücreti ödeneceğine ilişkin hükmü, az yukarıda açıklanan yasanın öngördüğü belli ve muayyen olma ve başarıya göre değişme koşullarını içermediği için geçersiz olup, bu geçersizlik davalı Yaşar Güngörsün ile davalı şirkete de sirayet eder niteliktedir. Davacı geçersiz olan bu sözleşmeye dayanarak sözleşmede kararlaştırılan ücreti talep edemez. İcra takibi 5.2.2002 tarihinde başlattığı için icra takip tarihinde yürürlükte bulunan 4667 sayılı yasanın 164/4. maddesi uyarınca davacı avukata sarf ettiği emek ve mesaisine karşılık %5 ile %15’i arasında takdir edilecek bir oranda vekalet ücretinin verilmesi gerekir. Değinilmesi gereken başka bir hususta, iş mahkemesince 12.000 TL manevi tazminata hükmedilmişken kararı temyizen inceleyen Yargıtay 21.Hukuk Dairesi tarafından tazminat miktarı 10.000 TL’na indirilmek suretiyle düzeltilerek onanmış ve karar bu haliyle kesinleşmiştir. Hal böyle olunca davalı Yaşar ile diğer davalı şirket 10.000 TL ve bunun icra takip tarihine kadar işleyecek faizinin toplamı üzerinden oluşacak vekalet ücretinden sorumlu olurlar. Mahkemece değinilen bu yönler göz ardı edilerek, davalı Yaşar ile davalı şirketin 10.000 TL ve bunun icra takip tarihine kadar işlemiş faizinin toplamı üzerinden icra takip tarihinde yürürlükte bulunan 4667 sayılı yasanın 164/4. maddesi uyarınca davacı avukatın sarf ettiği emek ve mesaisine karşılık %5 ile %15 arasında belirlenecek avukatlık ücretinden sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HI). 25.5.2010, 2010/6026 – 2010/7109)

Dava konusu olayda, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, davacı avukat tarafından 27.12.2002 tarihinde icra takibi yapıldığına, dolayısıyla bu tarih itibariyle sözleşme ilişkisi kurulduğuna göre davacı, bu tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanununun 164/4 maddesi hükmü gereğince nispi vekalet ücreti istemeye hak kazanmıştır. Mahkemece, Avukatlık Kanunu’nun 164/4 maddesi hükmü gereğince davacının hak ettiği nispi vekalet ücretinin belirlenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yanlış değerlendirme ve gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 11.3.2010,2010/2392 – 2010/3101)

Davacı avukat olarak davalıların Kestel Kadastro Mahkemelerinde aleyhlerine açılan davaları üstlendiğini, tarafların bir araya gelerek sulh olmaları sonucunda dosyaların karara bağlanıp kesinleştiğini, vekalet ücretinin ödenmediğini ileri sürerek şimdilik her bir davalıdan ayrı ayn toplam 42000 TL vekalet ücretinin tahsili istemi ile eldeki davayı açmıştır. Mahkemece sulh nedeniyle tarafların Av. Kanunu 165’e göre sorumlu oldukları, bilirkişice belirlenen davanın kazanılan bölümü için %10 vekalet ücretinden sorumlu olacakları belirtilmek suretiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı eldeki davasında davalılarla aralarında yazılı ücret sözleşmesi olmadığından davaların kazanılan bölümlerinden doğan vekalet ücretini talep etmektedir. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmamaktadır. Ücret sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda hangi tarihteki düzenlemenin uygulanacağı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Somut olaya gelince; Davacının, davalılar adına takip ettiği Kestel Asliye Kadastro Mahkemesi’nin 1995/271 esas ve 2003/9 karar, 1995/203 esas ve 2004/6 karar sayılı dava dosyalarında hukuki yardım tarihlerindeki yürürlükte olan yasa hükümleri dikkate alınıp taleple bağlı kalınarak vekalet ücreti hesaplanarak, sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken. Eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 17.2.2010, 2009/16267 – 2010/1918)

Davacı, eldeki davasında hem yukarıda açıklanan şekilde müvekkili ile arasında kararlaştırılan ücret düzenlemesi uyarınca vekalet ücretini talep etmekte hem de, takip ettiği dosyalar nedeniyle hasma tahmil olunan ücretleri istemektedir.
Davacının, Davalı adına takip ettiği Adana 1. Asliye ticaret Mahkemesi’nin 1999/1100 esas ve 2003/1195 karar sayılı dava dosyasında hukuki yardım (dava açma tarihi) 16.11.1999 tarihi olup, bu tarihte yürürlükte olan avukatlık asgari ücret tarifesi dikkate alınıp hem müvekkilinden hem de hasma tahmil olunan ücret hesaplanmalıdır. Yine Adana Asliye Mahkemesinin 1999/1102 esas ve 2002/1185 karar sayılı dava dosyasında hukuki yardım (dava açma tarihi) 19.11.1999 tarihidir. Bu dosya içinde o tarihte yürürlükte olan avukatlık asgari ücret tarifesi dikkate alınmalıdır. Yine Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin (fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi Sıfatıyla bakıp) sonuçlandırdığı 2005/177 esas ve 2005/417 karar sayılı dava dosyasmda ise, davanın açılış tarihi ise 2.10.2002 tarihi olup, yürürlükte bulunan Avukatlık Yasasının 164. maddesinin 4. fıkrası uyarınca bu tarih uyarınca Avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanarak hem vekilinden alacağı ücret hem de hasma tahmil olunan ücret hesaplanmalıdır. Yine Adana 3. Asliye hukuk Mahkemesi’nin 2005/178 esas ve 2005/418 karar sayılı dava dosyasında da hukuki yardımın başladığı (dava açma tarihi) 7.11.2002 olup, bu tarih itibariyle Avukatlık Yasa- sı’nın 164. maddesinin 4. fıkrası uyarınca bu tarih uyarınca Avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanarak hem vekilinden alacağı ücret hem de hasma tahmil olunan ücret hesaplanmalıdır. Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2005/394 esas sayılı dava dosyasının ne zaman açıldığı anlaşılamamakta olup, bu dosya için de dava açıldığı tarihin saptanarak o tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari ücret tarifesinin uygulanarak davacının kendi müvekkilinden hak edeceği ücret hesaplanmalı, talep de dikkate alınarak, sonucuna uygun karar verilmelidir. Eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 16.12.2009, 2009/8801 – 2009/14941)

Taraflar arasındaki sözleşme, 17.1.2000 tarihli olduğundan, bu dava ile ilgili ücret uyuşmazlığının çözümünde, sözleşme tarihinde yürürlükte olan 1136 sayılı Kanunun, 4667 sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki hükümleri esas alınmalıdır. Bu noktada taraflar arasındaki ücret sözleşmesinin geçerli olup olmadığının, dolayısıyla davacının sözleşmede belirtilen ücreti talep etmekte haklı olup olmadığının belirlenmesi gereklidir. Nitekim, vekalet ücret sözleşmelerinin geçerli olup olmadığı, kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece de resen gözetilmesi gereken bir husustur.
1136 sayılı Kanunun, 2.5.2001 tarihli 4467 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki 164. maddesinin 1. fıkrası hükmü gereğince, vekalet ücretinin belli ve muayyen olması gerekli olup, yine aynı kanunun 164. maddesinin 2. fıkrasına göre de, %25’i aşmamak üzere nispi bir ücretin vekalet ücreti olarak kararlaştırılması mümkün ise de, bunun geçerli olabilmesi, başarıya göre değişme koşulunu taşımasına bağlıdır. Başka bir ifade ile, davada gösterilen başarıya göre değişmek ve %25’i aşmamak üzere, dava olunan veya hükmolunacak şeyin değerinin belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir. Avukatın davayı kazanması durumunda belli bir ücret alacağı, kaybetmesi durumunda ise hiçbir ücrete hak kazanamayacağı, diğer bir deyişle avukatın ücret almasının, davayı kazanma koşuluna bağlı olacağı yolundaki sözleşmeler geçerli değildir. Yine aynı Kanunun 164. maddesinin 3. fıkrasına göre de, dava konusu mal, alacak veya hak gibi kıymetlerden bir kısmının aynen avukata ait olacağına ilişkin sözleşmeler de, “hasılı davaya iştirak” niteliğinde olduğundan geçersizdir. Dava konusu olayda, taraflar arasındaki 17.1.2000 günlü ücret sözleşmesinin, “…Türk Mahkemeleri veya İnsan Hakları Mahkemesi’nce belirlenen tazminatın %20’nin TL. karşılığı” şeklindeki ücrete ilişkin hükmü, az yukarıda açıklanan yasanın öngördüğü “belli ve muayyen olma” ve “başarıya göre değişme” koşullarını taşımadığı için geçersizdir. Davacı geçersiz olan bu sözleşmeye dayanarak sözleşmede kararlaştırılan ücreti talep edemez. 1136 sayılı yasanın 4467 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten önceki 163/son maddesi gereğince yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı veya sözleşme mevcut olmakla birlikte geçerli olmadığı durumlarda, avukata ödenmesi gereken vekalet ücretinin, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenmesi gereklidir. Dava konusu olayda taraflar arasındaki ücret sözleşmesi geçerli olmadığına göre, davacı tarafından davalının vekili sıfatıyla takip edilen davalarda hukuki hizmetin verildiği tarihlerdeki değerleri üzerinden, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri gereğince yapılacak hesaplamaya göre davacıya ödenmesi gerekli olan vekalet ücretleri belirlenip, belirlenecek olan bu miktarlara göre hüküm kurulması gerekirken, açıklanan hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 22.10.2009, 2009/4783 – 2009/11942)

Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; taraflar arasında yazılı bir avukatlık ücret sözleşmesi bulunmadığına göre, az yukarıda açıklanan nedenlerle uyuşmazlığın çözümünde, sözleşme ilişkisinin kurulduğu, avukatlık hizmetinin verildiği 2002 ve 2003 tarihleri itibariyle yürürlükte olan 1136 sayılı Yasanın, 2.5.2001 tarihinde 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonraki, ancak 13.1.2004 tarihinde 5043 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten önceki hükümlerinin esas alınması gereklidir. Anılan yasanın 4467 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonraki 164. maddesinin 4. fıkrasında “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret anlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde on beşi arasındaki bir miktar, avukatlık ücreti olarak belirlenir.” Hükmü bulunmakta olup, dava konusu olayda davacının vekil olarak görevini ifa ettiği davalar nedeniyle, anılan hüküm doğrultusunda ve davaların sulh ile sonuçlanması nedeniyle, birleştirilen her iki davada davalı şirkete sulh sonucunda kazandırılan menfaatin tespiti ile, tespit edilecek bu miktar üzerinden yüzde beş ile yüzde onbeş arasında takdir edilecek vekalet ücretinin ödetilmesine karar verilmesi gerekirken, mahkemece açıklanan hususlar gözardı edilerek, takip edilen dava değerleri üzerinden. Avukatlık Kanununun 5043 sayılı yasa ile değişik 164/4. maddesinde öngörülen %10 ile %20 arasındaki oranlara göre ücret hesabı yapılan 17.3.2008 tarihli bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 12.10.2009, 2009/1958-2009/11222)

CategoryGenel
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat