İnfazın Temel Amacı Nedir?

İptal Davalarında Subjektif Ehliyet Menfaat

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 4001 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinde dava türleri sayılmış, birinci bendinin (a) alt bendinde de, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından iptal davaları açılabileceği öngörülmüştür.

Dava hakkı, kişinin temel haklarından olup, bu hakkın Anayasa’da öngörülen koşulların varlığı gözetilmeksizin daraltılması Anayasa’mn 13. maddesine aykırılık oluşturur.

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin gerekli araç ve yollardan yararlanarak yargı organları önünde davacı ya da davalı olarak sav savunma hakkı bulunduğu belirtilmektedir.

İdari yargıda sübjektif ehliyet ise; iptal davaları için, dava konusu yapılacak işlem ile davacının kişisel, meşru (makul) ve güncel menfaatinin ihlal edilmiş bulunması yani davacı ile idari işlem arasında menfaat ilişkisi olması gerektiği öğretide ve yargı içtihatlarında kabul edilen bir husustur.

Tam yargı davaları için sübjektif ehliyet ise, tam yargı davasının açılmasına neden olan idari işlem, idari eylem veya genel idare hizmetlerinin yürütülmesi için yapılan bir sözleşme nedeniyle hukuka veya yasalara göre var olan ya da makul kabul edilebilecek bir hakkın (maddi anlam ifade eden çıkarın) verilme­miş veya çiğnenmiş veyahut ortadan kaldırılmış olması gerekir. Tam yargı da­valarında sübjektif ehliyetin var olup olmadığı, (pratik olarak) bazen davanın sonucuyla da aynı yönde gerçekleşir.

İdari davaların kendine özgü karakteri vardır. İptal davaları ile, idarenin hukuka uygun davranması sağlanır. İptal davalarında davacının menfaat ihlâli ilişkisinin varlığının kabul edilebilmesi için, işlemin kişiyi doğrudan veya do­laylı olarak etkilemesi, kararla kişi arasında maddî veya manevî irtibatın bulunması ve bu nedenle maddî veya manevî menfaatinin ihlâl edilmiş olması yeterlidir. İptal davalarında, tam yargı davalarında olduğu gibi sübjektif bir hakkın ihlâli ve bu ihlâlin ağırlık derecesinin tespiti ile giderilmesinin yolları araştırılmayıp, hukuka uygunluk denetimi yapılmaktadır.

İdare, özel hukuk kişilerinin sahip olduğu yetkilerin dışında ve üstünde birçok yetkilere sahiptir. İdareye özgü olan bu yetkilerle, kişilerin üzerinde, tek yanlı irade açıklaması ile hukuksal etkiler doğuracak eylem ve işlemler yapabilir. Bu işlemlerin yerine getirilmesi için, başka bir makam ya da merciin yardı­mına gereksinim olmadan kişiler çeşitli yükümlülükler altına sokulabilir.

Öte yandan, idari işlemler yasallık karinesinden yararlanır ve bu karine gereği idari işlemlerin yerindeliği ve hukuka uygun olduğu varsayılır. İdari dava­lar, idarenin işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluğunun yargısal yolla denet­lenmesi, kamu hizmetlerinin hukuk kurallarına ve hizmetin gereklerine uygun limitlide yapılmasının sağlanması, kamu hizmetlerinin getirdiği yarar ve zararların bireyler üzerindeki etkilerinin adaletli biçimde dengelenmesi için vatandaşdaşlara tanınmış bir haktır. İdari davalar, idare hukukuyla birlikte hukukun üstünlüğü, Devletin hukuka bağlılığı ilkesinin sonucu olarak hukuk alanına girmiştir.

İdari yargıda “idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar” olarak tanımlanan iptal davaları, idare­nin hukuka uygun davranmasını sağlayarak hukuk devletini gerçekleştiren önemli yollardandır. İptal davası kolay işleyen ve karmaşık olmayan niteliğiyle yargısal bir denetim yolu olarak öngörülmüştür.

İptal davaları ile idari işlemlerin hukuk kurallarına uygunluğu incelenir. Aykırılığın saptanmasında işlem ortadan kaldırılır. Böylece, idarenin hukuk kurallarına uygun şekilde hareket etmesi sağlanarak hukuk düzeni korunur.

İptal davaları, kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikteki idari işlemler hak­kında açılabilir. Böyle bir idari işlemin iptalinin istenilebilmesi için davacının menfaatinin ihlâl edilmiş olması gerekir. Yargı kararlarında ve öğretide “menfa­at”, dâvacı ile iptalini istediği idari işlem arasındaki bağı, ilgiyi anlatır. İdari işlem ile dâva açan kişi arasında geçerli (meşrû) güncel ve ciddi bir ilişki sözkonusu ise dâvada menfaat bağı bulunduğu kabul edilmektedir. Bunun dı­şında öznel bir hakkın ihlâl edilmesi koşulu aranmaz.

Hak, hukukun koruduğu menfaattir. Özel hukukta her menfaat korunmaz. Kamu hukukunda iptal dâvaları yoluyla korunması zorunludur. Tam yargı dava­larının tersine iptal dâvalarında dâva açabilmek için menfaat ihlâlinin yeterli sayılması, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlamak amacına yöneliktir. Her ne kadar bu amacın tam olarak gerçekleşebilmesi için menfaat ihlâli koşu­lunun aranmaması düşünülebilirse de, bu durumda, idari işlemlerle ilgisi bu bulunmayan kişilerin dava açması sonucu idare devamlı dâva tehdidi altında kain ve böylece idarenin işleyişi olumsuz yönde etkilenir.

Dava ehliyeti için aranan “menfaat ihlâli” koşulu, her olaya özgü irdelenmiş ve dava konusu işlemin davacıyı etkilemiş olması, idari yargıda menfaat ihlâlinin varlığı için yeterli sayılmıştır. İtiraza konu yasa kuralında geçen “kişisel hak” kavramıyla, genel, soyut ve gayrişahsi düzenleyici kuralların kişilere uygulanarak somutlaşması ve hukuksal sonuçlar doğurması amaçlanmıştır. İdari yargıda kişisel hal ihlâli, tam yargı davası açabilmenin ölçütüdür. Tam yargı davaları ile, idareden ihlâl ettiği bir hakkı yerine getirmesi ya da neden olduğu zararı gidermesi istenir.

İptal davalarında, hukuka aykırılığının saptanması durumunda idari işlemin iptal edilmesi, tam yargı davalarında ise idari işlem ve eylemin uygulanmasından ve yürütülmesinden doğan zararların tazmini söz konusudur. Bu iki dava türündeki farklılık ve gerçekleştirilmek istenilen amaç nedeniyledir ki, iptal davasında davacı olabilmek için “menfaat ihlâli” yeterli görülmüş iken; tam yargı davalarında idari eylem ve işlemlerden dolayı davacının “hakkının ihlâl” edilmesi gerekmektedir.

İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullardan biri olan “dava açma ehliydi her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin buna bağlı olarak olumsuz etkilenmemesi amacıyla dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade etmektedir her olay ve davada, idari işlem ile dava açacak kişi arasında öngörülen sübjektif ehliyet koşulu olarak menfaat ihlalinin kişisel, meşru ve güncel bir menfaat olması ölçütleri ekseninde yargı mercilerince değerlendirilerek takdir edilecektir.

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 14. maddesinde;

“Büyükşehir belediye başkanı, hukuka aykırı gördüğü belediye meclisi ka­rarlarını, yedi gün içinde gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere belediye meclisine iade edebilir.

Yeniden görüşülmesi istenilmeyen kararlar ile yeniden görüşülmesi istenip de biiyükşehir belediye meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğuyla ısrar edilen kararlar kesinleşir.

Büyükşehir belediye başkanı, meclisin ısrarı ile kesinleşen kararlar aleyhine on gün içinde idari yargıya başvurabilir.

Kararlar, kesinleştiği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde mahallin en büyük mülki idare amirine gönderilir. Mülki idare amirine gönderilmeyen karar­lar yürürlüğe girmez.

Mülki idare amiri hukuka aykırı gördüğü kararlar aleyhine on gün içinde idari yargı mercilerine başvurabilir.

İlçe ve ilk kademe belediye meclislerinin bütçe ve imarla ilgili olanlar dışın­daki kararları dayanak belgeleriyle birlikte büyükşehir belediye başkanına gönderilir. Büyükşehir belediye başkanı, yedi gün içinde, gerekçesini de belirterek hu­kuka aykırı gördüğü kararların yeniden görüşülmesini isteyebilir. İlgili meclis, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile kararında ısrar ederse karar kesinleşir.

Kesinleşen kararlar yedi gün içinde büyükşehir belediyesine gönderilir. Belediye başkanı, kesinleşen kararın iptali için on gün içinde idari yargı merciine başvurabilir.

Büyükşehir kapsamındaki ilçe ve ilk kademe belediye meclisleri tarafından alınan imara ilişkin kararlar, kararın gelişinden itibaren üç ay içinde büyükşehir belediye meclisi tarafından nazım imar planına uygunluğu yönünden incelene­rek. aynen veya değiştirilerek kabul edildikten sonra büyükşehir belediye başka­nına gönderilir.” hükmü yer almaktadır. Bu hükme göre mülki idare amirine ve belediye başkanlarına belirtilen durumlarda dava açabilmek için yetki tanınmış bulunmaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda genel olarak ehliyet konu­sunda düzenleme yapılmamıştır. Bu Kanunun 31. maddesinde ise ehliyet konusunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na atıfta bulunmuştur. Hukuk Usulü Mahkemeleri Kanunu da, ehliyet konusunda Medeni Kanuna atıfta bulunmuş­tur. Öyleyse, genel olarak ehliyet ile ilgili kuralları Medeni Kanuna göre çözeceğiz.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda sübjektif ehliyete ilişkin olarak iptal davalarında menfaat ihlali ve tam yargı davalarında ise hakkın muhtel olması şartı getirilmiştir.

Medeni usul hukukuna göre iki türlü ehliyet söz konusu olup, bunlar; “ta­raf’ ve “dava” ehliyetidir.

Taraf (Hak) Ehliyeti

Hak ya da taraf ehliyeti, medeni haklardan yararlanmayı kapsamaktadır. Bütün insanlar hak ehliyetine sahip olmakla birlikte, bu ehliyet kullanılırken yasalar çerçevesinde eşitlik söz konusudur.

Her insanın hak ehliyeti vardır. Buna göre, bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil olmada eşittirler (Med. Kan. Mad. 8).

Medeni usul hukukunda taraf ehliyeti, medeni hukuktaki medeni haklardan yararlanma ehliyetinin bir kısmını teşkil eder. Diğer bir deyişle, medeni haklar­dan yararlanma ehliyetinin davadaki görünüşü olarak nitelendirilebilir.

Fiil Ehliyeti

Medeni hakları kullanma ya da dava (fiili) ehliyeti ise bir gerçek veya tüzel kişinin doğrudan veya yetki vereceği bir temsilci (vekil) aracılığıyla bir davayı açması, açılan bu davayı yürütmesi ve ayrıca bu davaya ilişkin usuli işlemleri yapabilmesi ehliyetini ifade eder.

Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç allı na girebilir (Med. Kan. Mad. 9).

Hakları kullanma ehliyeti, haklardan yararlanma ehliyetinden farklıdır. İn sanlar medeni haklardan yararlanma ehliyeti bakımından genel ve eşit oldukları halde, medeni hakları kullanma ehliyeti bakımından herkes eşit değildir. Bütün insanlar medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip oldukları halde, insanların önemli bir kısmı medeni hakları kullanma ehliyetinden mahrumdur. Çünkü medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olabilmek için sağ doğmak yeterli olduğu hatta sağ doğması koşuluyla ceninin dahi medeni haklardan yararlanması kabul edildiği halde, medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olabilmek için Yasanın aradığı bazı özel koşullara sahip olmak gerekir.

Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliydi vardır (Med. Kan. Mad. 10).

Erginlik 18 yaşın doldurulmasıyla başlar. Evlenme kişiyi reşit kılar (Med. Kan. Mad. 11).

Onbeş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkemece ergin kılınabilir (Med. Kan. Mad.12).

Yaşın küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yok­sun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir (Med. Kan. Mad. 13).

Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur (Med. Kan. Mad.14).

Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bu­lunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz (Med. Kan. Mad.14).

Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası ol­madan, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkı bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar (Med. Kan. Mad.16).

Tüzel Kişilikler

Başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümleri uyarınca tüzel kişilik kazanırlar (Med. Kan. mad.47).

Hak Ehliyeti

Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler (Med. Kan. Mad.48).

Fiil Ehliyeti

Tüzel kişiler, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla fiil ehliyetini kazanırlar (Med. Kan. Mad.49).

Fiil Ehliyetinin Kullanılması

Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukuki iş­lemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar. Organlar, ku­surlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar (Med. Kan. Mad.50).

CategoryGenel
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat