İhale Bedelleri Arasındaki Farkın Ödenmesi İstemi

0
23

T.C YARGITAY

13.Hukuk Dairesi

Esas: 1999 / 10125

Karar: 2000 / 129

Karar Tarihi: 25.01.2000

ÖZET: Davacının uğradığı menfi zararın tazminini davalıdan isteyebileceği gözetilmek suretiyle, kaçırılan fırsat ilkesine uygun şekilde menfi zarar tutarının gerektiğinde konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla hesaplanması; bu hesaplamada, iki ihale arasındaki bedel farkının değil, ilk ihaleye başka katılanların da bulunması nedeniyle, ilk ihalede davalının dışındaki katılımcılarca teklif edilen fiyatlardan en düşük olanı ile davacıdan evvel en düşük bedel teklif edenin teklif ettiği bedel ile ikinci ihalede gerçekleşen fiili alım fiyatı arasındaki farkın  yansıdığı tutarın esas alınması ve ortaya çıkacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesidir.(2886 S. K. m. 51, 53, 54, 84) (1086 S. K. m. 275)

Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi gereği düşünüldü.

Alacak Davası

Karar: Davacı, 25.3.1998 günlü ihale sonucunda 10.000 adet hazır çorba teslimini taahhüt eden davalının bu taahhüdünü yerine getirmediğini, malzemenin sonradan başkasından daha yüksek bedelle satın alındığını, o yüzden kendisi aleyhine 228.000.000 TL. tutarında bedel farkı oluştuğunu ileri sürerek, bu miktarın reeskont faiziyle birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı, ülkedeki mali istikrarsızlık ve fiyatların aşırı şekilde artması nedeniyle taahhüdünü yerine getiremediğini, kendi kusurunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulüne, 228.000.000 TL.nin 10.4.1998 tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte ödetilmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

İhale Sonucu Mal Teslimi Taahhüdünün Yerine Getirilmemesi

Davacı idarenin, 13.3.1998 günlü onaya dayanarak, ihtiyacı olan 10.000 adet hazır çorbayı satın almak için 25.3.1998 günü yaptığı pazarlığa dokuz isteklinin katıldığı, pazarlık sonucunda işin davalı uhdesinde kaldığı ve bu şekilde davalının, 16.000 TL/adet fiyat üzerinden toplam 160.000.000 TL. bedelle mal teslimini taahhüt ettiği toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Dosyadaki Pazarlıkla Defaten Satın Alınacak İkmal Maddelerine Ait Özel Şartnamenin 7.maddesinde, işin uhdesinde kaldığı istekliyle ayrıca sözleşme yapılmayacağı açıkça belirtilmiştir. Buna rağmen, davacı idarenin 27.5.1998 günlü iç yazışmasında, davalı yüklenicinin süresi içinde geçici teminatını kesin teminata çevirmediği ve sözleşme yapmadığı belirtilerek, geçici teminatın irat kaydı için onay istenildiği ve sonuçta davalı hakkında 2886 Sayılı Kanunun, 84. maddesine göre işlem yapıldığı görülmektedir. Öte yandan davalı, 19.2.1999 günlü davaya cevap dilekçesinde, sözleşmenin imzalanmasından sonra fiyatlarda oluşan aşırı artış nedeniyle taahhüdünü yerine getiremediğini beyan etmiştir. Bu durumda ortada, bir yandan istekliyle ayrıca bir sözleşme yapılmayacağına ilişkin bir şartname hükmü; diğer yandan bu hükme rağmen sözleşme yapmadığı gerekçesiyle davacı tarafından davalı hakkında alınan bir geçici teminatın irat kaydı ve ihalelere katılma yasağı kararı ve nihayet, davalının, sözleşme yaptığına, ancak elinde olmayan nedenlerle taahhüdünü yerine getiremediğine ilişkin savunması; kısaca, her biri diğeriyle çelişen beyan ve belgeler bulunmaktadır.

Bir davada, taraflarca dayanılan delilleri eksiksiz şekilde toplamak ve bu şekilde davayı tam olarak aydınlatmak, mahkemenin asli görevidir. Davacının, tazminat istemini davalı uhdesinde kalan pazarlığa dayandırmasına rağmen, buna ilişkin dosyanın eksiksiz bir örneğini sunmadığı ve mahkemenin de sunulan belge örnekleriyle yetinerek bu yolda bir talepte bulunmadığı, böylece, yukarıda değinilen ve Yargıtay denetimini olanaksız kılan bir durumun ortaya çıktığı görülmektedir. Hal böyle olunca, taraflar arasında bir sözleşme yapılıp yapılmadığı, dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Oysa, bu yön, aşağıda ayrıntılı olarak değinileceği üzere, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde ve oturtulacağı hukuksal çerçevenin belirlenmesinde temel ve öncelikli bir öneme sahiptir.

Bedel Farkının Belirlenmesi

Öncelikle belirtilmelidir ki, 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu, 53. maddenin ilk fıkrasıyla kural olarak tüm ihalelerin sözleşmeye bağlanmasını zorunlu tutmuş, ikinci fıkrasıyla ise, bu Kanunda belirtilen özel hallerde sözleşme yapılmasının zorunlu bulunmadığı hükmünü getirmiştir. Davacının dava konusu pazarlık işlemini, Kanunun 51/A maddesine dayanarak yaptığı ihale evrakından anlaşılmaktadır. Bu madde kapsamındaki alım işlemleri, 53/2. Maddede sözü edilen özel hallerdendir. O nedenle davacı idare, dava konusu pazarlığı sözleşmeye bağlayıp bağlamamak konusunda takdir yetkisine sahip ve şartnamenin yukarıda değinilen 7. Maddesindeki, istekliyle ayrıca sözleşme yapılmayacağı hükmü bu nedenle geçerlidir. Ne var ki, yukarıda belirtildiği gibi, davacının 27.5.1998 günlü iç yazışmasında, yüklenicinin süresi içinde geçici teminatını kesin teminata çevirmediği ve sözleşme yapmadığı belirtilmiştir. Eğer davacı idare, kendisince düzenlenen şartnamedeki açık hükme rağmen, davalıyı sözleşme yapmaya davet etmiş ise, takdir yetkisini işin sözleşmeye bağlanması yolunda kullandığının ve böylece şartnamenin tersini öngören 7. Maddesi hükmünü o doğrultuda değiştirmiş olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda ise, davalının sorumluluğunun kapsamı, aşağıda belirtilecek ilke çerçevesinde sözleşmeyi yapmış olup olmadığına göre farklılık gösterecektir. Buna karşılık, davalı sözleşmeye davet edilmemiş, diğer deyişle şartname hükmünde belirtildiği gibi iş ayrıca sözleşmeye tabi tutulmamış ise, davalının sorumluluğu yine aşağıda açıklanacak olan başka bir hukuksal çerçeve içinde değerlendirilmelidir. Oysa, bütün bu yönler, ihale dosyasındaki tüm belge örneklerinin getirtilmemiş olması nedeniyle, dosya anlaşılamamaktadır. Hal böyle olunca mahkemece yapılması gereken iş, ihale dosyasının eksiksiz bir örneği getirtilmek suretiyle, öncelikle, ihaleden sonra davacının davalıyı, sözleşme yapmak üzere yasada öngörülen yönteme uygun olarak ve süresi içerisinde davet etmiş olup olmadığının belirlenmesi, davet edilmesine rağmen davalının süresi içerisinde kesin teminatı yatırarak sözleşme yapmadığının saptanması durumunda, davacı idarenin,2886 Sayılı Kanunun 54/2. maddesi uyarınca sadece ve ancak davalının geçici teminatını gelir yazabileceğinin, bunun dışında ayrıca sonraki alım nedeniyle uğradığı menfi ya da müsbet zararının tazminini isteyemeyeceğinin benimsenmesi; buna karşılık, şartnamenin 7. maddesinde belirtildiği şekilde işin sözleşmeye tabi tutulmadığının ve o nedenle davalının sözleşmeye davet edilmediğinin ya da iş sözleşmeye tabi tutularak davalı bunun için davet edilip sözleşme imzaladığı halde edimini yerine getirmediğinin ve sözleşmenin o nedenle davacı tarafından haklı olarak feshedildiğinin anlaşılması halinde, davacının uğradığı menfi zararın tazminini davalıdan isteyebileceği gözetilmek suretiyle, kaçırılan fırsat ilkesine uygun şekilde menfi zarar tutarının gerektiğinde konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla hesaplanması; bu hesaplamada, iki ihale arasındaki bedel farkının değil, ilk ihaleye başka katılanların da bulunması nedeniyle, ilk ihalede davalının dışındaki katılımcılarca teklif edilen fiyatlardan en düşük olanı ile davacıdan evvel en düşük bedel teklif edenin teklif ettiği bedel ile ikinci ihalede gerçekleşen fiili alım fiyatı arasındaki farkın 10.000 adede yansıdığı tutarın esas alınması ve ortaya çıkacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesidir. Eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine 25.01.2000 gününde oybirliği ile karar verildi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here