Duruşmanın Gizliliği

Ceza Genel Kurulu 2005/7-24 E., 2005/56 K.

Sürücü belgesiz araç kullanmak suçundan sanığın 2918 sayılı Yasanın 36/3, TCY. nın 119, 55/3, 647 sayılı Yasanın 4 ve TCY. nın 72. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ilişkin (Mut Sulh Ceza Mahkemesi)nce verilen 21.11.2003 gün 410-380 sayılı hüküm O yer C. Savcısı tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay Yedinci Ceza Dairesince 22.12.2004 gün ve 21183-15919 sayı ile;

“07.08.2003 gün ve 25192 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4963 sayılı Yasanın 8. maddesiyle 2253 sayılı Yasanın 6. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen “15 yaşını bitirmeyen küçükler tarafından işlenen ve genel mahkemelerin görevine giren suçlarla ilgili davalara çocuk mahkemelerinde bakılır” hükmünde yer alan 15 ibaresi 18 şeklinde değiştirilerek 20.11.1989 tarihinde imzalanan ve 27.01.1995 gün ve 22184 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yasa ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanarak iç hukuk kuralı haline gelen Birleşmiş Milletler Çocuk Haklan Sözleşmesinin “bu sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır” yönündeki 1. maddesi hükmüne paralel düzenleme yapıldığı ve hüküm tarihinden sonra 22.05.2004 gün ve 25469 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5170 sayılı Yasa ile Anayasanın 90. maddesine eklenen cümlede “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır” hükmü getirilmiş olup, 2253 sayılı Yasanın 41. maddesindeki “Bu kanundaki küçük deyimi suçun işlendiği tarihte henüz 15 yaşını bitirmemiş kimseleri kapsar” hükmünü geçersiz hale getirdiği cihetle, açıklanan yasal düzenlemeler uyarınca 15-18 yaş grubuna dahil olan sanıkların da yargılanmasının 2253 sayılı Yasa hükümlerine tabi olduğu ve anılan Yasanın 26. maddesi gereğince küçükler tarafından işlenen suçların soruşturma ve kovuşturmasında 3005 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanamayacak olması ve bahsi geçen yasal düzenlemeler ışığında 2253 sayılı Yasanın 25. maddesi gereğince küçük sanığın duruşmasının da mutlaka gizli yapılmasının gerekmesi” isabetsizliğinden;

Daire Üyesi Dr. B. Karakaş’ın, “7.8.2003 gün ve 25192 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4963 sayılı Yasanın 8. maddesiyle 2253 sayılı Yasanın 6. maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişiklik ile “15 yaşını bitirmeyen küçükler tarafından işlenen ve genel mahkemelerin görevine giren suçlarla ilgili davalara çocuk mahkemelerinde bakılır” hükmünde yer alan “15 yaş sının, 18 yaş olarak” değiştirilmesi sonucunda 15-18 yaş grubu küçüklerin yargılamalarının da 7.8.2003 tarihinden itibaren çocuk mahkemelerinde görüleceği belirtilmiş, ancak küçükler hakkında yer alan diğer muhakeme kurallarında ve 41. maddede yer alan “küçük” tanımında değişiklik yapılmamıştır.

22.5,2004 gün ve 25469 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5170 sayılı Yasanın 7. fıkrası ile 2709 sayılı TC. Anayasasının son fıkrasına eklenen “ek cümle” gereğince “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin Milletlerarası Antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda Milletlerarası Antlaşma hükümleri esas alınır” yeni düzenlemesinin getirilmesi üzerine, TBMM tarafından kabul edilen ve 27.1.1995 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin 1. maddesinde yer alan “çocuk tanımı” esasa alınarak; suça konu dosyada, suç tarihinde 15 yaşını dolduran sanığa, temel hak ve özgürlükler bağlamında, 2253 sayılı Yasanın 25. maddesine göre duruşmasının gizli yapılması gerekir yönündeki bozma kararına;

Anayasaya eklenen yukarıda belirtilen ek cümle hükmünün, suç tarihinden sonra yürürlüğe girmiş bulunmasına, bu değişikliğin ise; bir usul kuralını etkilemesi ve usul kurallarının ise yayım tarihinden itibaren yürürlüğe girmesi nedeni ile katılmamaktayım” yönündeki karşı oyu ile oyçokluğuyla bozulmuştur.

Yargıtay C. Başsavcılığı 1.2.2005 gün ve 104454 sayı ile;

“22.5.2004 gün ve 25469 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5170 sayılı Yasa ile Anayasanın 90. maddesine eklenen cümlede “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır” hükmünün, hüküm tarihinden sonra yürürlüğe girmesi sebebiyle, önceki Yasanın yürürlükte bulunduğu dönemde, o yasaya uygun şekilde yapılmış işlemlerin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı gibi, yenilenmesini de gerektirmeyecektir.

Somut olayda, suç tarihinde 15-18 yaş grubu içinde olan sanık hakkında yargılama, o tarihte yürürlükte bulunan usul ve Yasaya uygun olarak, 3005 sayılı Yasa hükümlerine göre ve aleni olarak yapılmıştır. Yüksek YCGK. nun 30.9.2003 gün ve 226-229 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, Yargılama Yasalarının zaman bakımından uygulanmasında genel ilke, “hemen uygulama” ilkesi olmakla, önceki yasanın yürürlükte bulunduğu dönemde, o yasaya uygun biçimde yapılmış işlemlerin yenilenmesi gerekmeyecektir. Kaldı ki, sanığın yargılamasının sonradan “gizli” yapılması, önceden “açık” olarak yapılması durumunu ortadan kaldırmayacak olup, bu durumun giderilmesi de olanaksızdır.

Yargılama yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Usul Yasasına göre, 3005 sayılı Yasa hükümlerine göre yargılamanın yapılmış olması durumu, sanığın savunma hakkını kısıtlar nitelikte de değildir. Şöyle ki; suç tutanağı düzenlendikten sonra, davanın mahkemeye intikali üzerine, sanığın yaşı sebebiyle CMUK. nun 138. maddesine uygun şekilde sanığa müdafii tayini yapılmış, müdafisi huzurunda savunması tesbit edilip, önödeme uyarısında bulunulmuş, yargılama birkaç oturum devam etmiş, sanık müdafii tarafından takip edilmiş ve hüküm de müdafii huzurunda açıklanmıştır.

Bu itibarla; sanık hakkındaki yargılamanın 3005 sayılı Yasaya göre yapılmasının, savunma hakkı yönünden bir kısıtlama yaratmadığı, kaldı ki, o tarihte yürürlükte bulunan usul kurallarına göre yapılmış olması sebebiyle de sonradan yapılan değişikliğin önceki işlemlerin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı düşünülmektedir” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurularak Özel Dairenin bozma kararının kaldırılması isteminde bulunulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunda okundu, konu müzakere edilip aşağıdaki karar verildi.

Suç tarihinde 15-18 yaş grubu içinde bulunan sanığın sürücü belgesiz araç kullanmaktan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda; Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlıklar;

1-15-18 yaş grubu içinde bulunan sanıkların yargılamalarının gizli mi, yoksa açık mı yapılacağı,

2-Bu gruptaki sanıklar hakkında 3005 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanması olanağı bulunup bulunmadığı,

noktalarında toplanmaktadır.

Anayasanın 90. maddesinin son fıkrasındaki; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz” biçimindeki kuralın iç hukuka yansımaları, öğretide ve çeşitli yargısal kararlarda tartışılmış, uluslararası sözleşmelerin iç hukuka etkisinin ancak yapılacak yasal düzenlemelerle olanaklı olacağı yönünde görüşler ileri sürüldüğü gibi, başka hiçbir yasal düzenleme gerekmeksizin iç hukukun parçası olduğu yönünde de görüşler ileri sürülmüş, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.3.1996 gün ve 2/33 sayılı kararında ikinci görüş benimsenerek, usulüne göre yürürlüğe konulmuş sözleşmelerin yasa niteliği kazandığı ve doğrudan uygulanması gerektiği kabul edilmiştir. Yasa koyucu da, 7.5.2004 gün ve 5170/7 s. K. ile Anayasanın 90. maddesine eklediği, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır” hükmü ile tartışmaları ikinci görüş doğrultusunda kesin olarak çözmüştür.

Bu kapsamda uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için, konuya ilişkin uluslararası antlaşmalar ile iç hukukta yürürlükte bulunan normların birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

A) Ülkemizce ihtirazi kayıtla 14.9.1990 tarihinde imzalanan ve 9.12.1994 tarih ve 4058 sayılı Yasa ile onaylanması uygun bulunup, 27.1.1995 gün ve 22184 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin;

1)1. maddesinde; “Bu Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.”

2) 40. maddesinin;

a)

2. paragraf b. bendi iii. alt bendinde;

“Yetkili, bağımsız ve yansız bir makam ya da mahkeme önünde adli ya da başkaca uygun yardımdan yararlanarak ve özellikle çocuğun yaşı ve durumu gözönüne alınmak suretiyle kendisinin yüksek yararına aykırı olduğu saptanmadığı sürece, ana-babası veya yasal vasisi de hazır bulundurularak yasaya uygun biçimde adil bir duruşma ile konunun gecikmeksizin karara bağlanmasının sağlanması”;

b)2. paragraf b. bendi vii. alt bendinde;

“Kovuşturmanın her aşamasında özel hayatının gizliliğine tam saygı gösterilmesine haklı olmak”;

3. paragrafında;

“Taraf Devletler, hakkında ceza yasasını ihlal ettiği iddiası ileri sürülen, bununla itham edilen ya da ihlal ettiği kabul olunan çocuk bakımından, yalnızca ona uygulanabilir yasaların, usullerin, onunla ilgili makam ve kuruluşların oluşturulmasını teşvik edecek ve özellikle şu konularda çaba göstereceklerdir.”

(a) bendinde;

“Ceza Yasasını ihlal konusunda asgari bir yaş sınırı belirleyerek, bu yaş sınırının altındaki çocuğun ceza ehliyetinin olmadığının kabulü”;

Hükümlerine yer verilmiş,

B)Konuyla ilgili olarak 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Yasa’nın,

1)”Çocuk Mahkemelerinin Görevi” başlıklı 6. maddesinde;

“Onsekiz yaşını bitirmeyen küçükler tarafından işlenen ve genel mahkemelerin görevine giren suçlarla ilgili davalara çocuk mahkemelerinde bakılır.

Çocuk mahkemeleri, bu Kanunda yazılı tedbirleri alır ve Kanunla verilen diğer görevleri yapar.”

2)25. maddesinin 1. fıkrasında;

“Küçüklerin duruşması mutlaka gizli olur. Hüküm dahi gizli tefhim olunur.”

3)”Uygulanmayacak usul”, başlıklı 26. maddesinde;

“Küçükler tarafından işlenen suçların soruşturma ve kovuşturmasında 3005 sayılı Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Hakkındaki Kanun hükümleri uygulanmaz.”

4)41. maddesinde ise;

“Bu kanundaki küçük deyimi suçu işlediği tarihte henüz 15 yaşını bitirmemiş kimseleri kapsar.”

Hükümleri düzenleme altına alınmış,

C)1412 sayılı CYUY.nın 375. maddesinde ise;

“Onbeş yaşını henüz bitirmemiş olan çocuklara ait duruşma mutlaka gizli olur.

Hüküm dahi gizli tefhim olunur” hükmü yer almıştır.

Bu yasal düzenlemeler ışığında “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme” hükümleri yorumlandığında; 15 yaşını bitirmeyen küçükler tarafından işlenen ve gene! mahkemelerin görevine giren suçlarla ilgili davaların çocuk mahkemelerinde görüleceğine ilişkin 2253 sayılı Yasanın 6. maddesinde, 4963 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle, maddede yer alan “15” ibaresi “onsekiz” olarak değiştirilerek, çocuk mahkemelerinde yargılanma yaşı 15’den 18’e çıkarılmış, bu şekilde, çocuk mahkemelerinin kurulmuş bulunduğu yerler ve yargı çevrelerinde, genel mahkemelerin görev alanına giren suçları işleyen 15-18 yaş grubundaki kişilerin de çocuk mahkemelerinde yargılanacakları esası getirilmek suretiyle, Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 1. maddesine uyum sağlanmış, ancak 2253 sayılı Yasanın belirtilen maddesi dışında diğer maddelerinde herhangi bir değişiklik yapılmamakla bu gruptaki kişiler hakkında yalnızca görevli mahkemenin değiştirilmesi ile yetinilmiştir.

Sözleşmenin 1. maddesi dışında doğrudan uygulanabilme olanağı bulunan ve 2253 sayılı Yasa hükümleri ile çelişen bir hüküm Sözleşmede bulunmadığından, 1, madde ile 2253 sayılı Yasanın 41. maddesindeki küçük tanımının Sözleşme hükümleri ile çalıştığı, dolayısıyla küçük deyiminin 18 yaşından küçükleri kapsadığı yönünde bir yoruma gidilmesi olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki sözleşmenin 1. maddesinde çocuk tanımı yapıldıktan sonra, 37. maddesinde onsekiz yaşından küçükler hakkında yapılacak işlemler, uygulanacak yaptırımlar ve sahip oldukları hak ve yetkiler belirlenip, devamındaki 38. maddesinde onbeş yaşından küçüklerle ilgili düzenlemelere yer verilmiş, 40. maddesinde ise cezai ehliyet açısından asgari bir yaş sının kabul edileceği hususu belirtilmiştir. Tüm bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde 2253 sayılı Yasanın 41. maddesinin sözleşme hükümleri ile çelişmediği açıkça anlaşılmaktadır. 2253 sayılı Yasanın çeşitli maddelerinde 4963 ve 5036 sayılı Yasalarla değişiklik yapan Yasakoyucunun 41. maddede değişiklik yapmaması da bunu doğrulamakta ve açık iradesinin bu yönde olduğunu göstermektedir.

Diğer yönden, 2253 sayılı Yasanın 41. maddesindeki tanım uyarınca onbeş yaşından küçükleri kapsayan 25. maddesindeki düzenlemeler, yine aynı şekilde 1412 sayılı CYUY.nın 375. maddesinin 15 yaşından küçükleri kapsayan hükümleri ile Sözleşme hükümleri arasında herhangi bir çatışma bulunmadığından, mevcut uygulamanın, “anılan sözleşmeler ve yasa hükümleriyle çelişki halinde onaylı sözleşmelere üstünlük tanınması” gereğine İşaret eden Anayasa hükmü ile çelişen herhangi bir yönü de bulunmamaktadır.

Sözleşmenin 40. maddesinde her ne kadar, “kovuşturmanın her aşamasında özel hayatının gizliliğine tam hakkı olmak” yönündeki kurala yer verilmiş ise de, bu hüküm Anayasanın 20. maddesinde sınırları çizilen özel hayat ile ilgisi olup, suç soruşturması ve kovuşturmasıyla alakası bulunmadığından, anılan kuralın 15-18 yaş grubundaki çocukların da gizli olarak yargılanmasını emrettiği şeklinde yorumlanması olanağı da yoktur.

2253 sayılı Yasanın 26. maddesindeki küçükler tarafından işlenen suçların soruşturma ve kovuşturmasında 3005 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanamaycağına ilişkin düzenlemenin 15-18 yaş grubu içindekileri de kapsayıp kapsamayacağına gelince;

Yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği şekilde Sözleşmenin 1. maddesi ile 18 yaşından küçükler çocuk olarak tanımlanmış ise de, Sözleşmenin diğer hükümlerinde farklı yaş grupları için farklı bir sorumluluk rejimi ile farklı yaptırım ve usulleri belirlenmiştir. Nitekim bu doğrultuda 2253 sayılı Yasa da başlangıçta cezai sorumluluk yaşı 11 olarak belirlendiği halde, 5252 sayılı Yasa ve 5237 sayılı yasa hükümleri doğrultusunda cezai sorumluluk yaşı 12’ye yükseltilmiş, 12-15 yaş grubu ile 15-18 yaş grubu içinde olanlara uygulanacak hükümler ile sorumluluk rejimleri farklı şekillerde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde sözleşme hükümleri ile çatışan bir hüküm bulunmamaktadır. 2253 sayılı Yasanın 41. maddesindeki küçük tanımının 15 yaşından küçükleri kapsaması nedeniyle, 26. maddedeki yasak 15-18 yaş grubu içindeki çocukları kapsamamakta, dolayısıyla 15-18 yaş grubu içindeki çocukların 3005 sayılı Yasa hükümlerine göre yargılanmalarında sözleşme hükümlerine aykırılık bulunmamaktadır. Diğer yönden somut olayda, 3005 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılması gereken yargılamada, bu kurala tam olarak uyulmadığı, koğuşturmanın başlatıldığı ilk oturum dışında tüm usuli işlemlerin genel yargılama yöntemince yürütüldüğü ve sanığa savunması için tüm olanakların tanınması suretiyle hüküm tesis edildiği görülmektedir.

Anayasanın 90. maddesinin son fıkrasındaki düzenleme; usulüne~

~ göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalarla yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi durumunda uyuşmazlıkların antlaşma hükümleri esas alınarak çözümlenmesi gerektiğini hükme bağlamaktadır. Anılan anayasal düzenleme ancak ve sadece aynı konuda farklı hükümlerin varlığı halini ve bu halde milletlerarası antlaşma hükümlerinin üstün tutulacağını öngördüğünden farklı konulara ilişkin düzenlemelere ait hükümlerin çeliştiğine işaret etmek ve sözleşmede yer almayan bir düzenlemeyi genişletilmiş bir yorumla varsayıp yasa hükümlerini geçersiz saymaya yeltenmek isabetli olmayacaktır. Bu nedenledir ki; 2253 sayılı Yasanın 6.maddesini değiştiren ve 15 yaş sınırını 18 yaşa yükselten düzenlemeye dayanılarak anılan yasanın 41. maddesindeki “küçük deyiminin 15 yaşını bitirmemiş kişileri” ifade ettiğine ilişkin geçerli ve bilinçli hükmü dışlamak Yasakoyucunun iradesini reddederek ve onun yerine geçerek örtülü olarak yasa koymak anlamındadır ki böyle bir yorumu benimsemek olanaksızdır.

Yasakoyucunun açık iradesini duraksamaya mahal bırakmayacak nitelikte saptamak ve 2253 sayılı Yasanın 6. maddesinde yapılan değişiklikle 15 yaşını doldurmamış çocuklar safına 15-18 yaş arasındaki çocuklarında dahil edilmesiyle çocuk mahkemelerinde kimlerin yargılanacağını belirlediğini ancak 41. maddede mevcut normu aynen korumak suretiyle yasada “küçük” olarak tanımlanan çocukların 15 yaşını doldurmayanlar olduğunu ve sadece bu yaş grubunda olanlar için yargılamanın gizli yapılmasını ve 3005 sayılı Yasanın bunlar hakkında uygulanmasını öngördüğünü kabullenmek gerekmektedir Yasal düzenlemede kaynağını bulan bu düşüncenin, onaylanarak iç hukuk mevzuatına dahil olan milletlerarası antlaşmalarla çeliştiğinden söz etmek de olanaksızdır.

Bu İtibarla, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulü İle Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul üyesi M. Tatar;

Uluslararası Sözleşmelerin iç hukuka etkisini ancak yapılacak yasal düzenlemelerle olanaklı gören düalist (ikici) görüşün aksine; Türk Anayasa Hukuku Sisteminin monist (tekçi) görüşü benimseyerek, uluslararası sözleşmeleri, başka hiçbir yasal düzenlemeye gerek görmeden iç hukukun parçası saydığı ve bunu Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasındaki; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz” biçimindeki kural ile vurguladığı, öğreti tarafından da kabul edilmiş bilimsel bir gerçektir.

Anayasa’nın 90. maddesinde yer alan bu düzenlemedeki, “Anayasa Mahkemesine başvurulamazlık” ve “yasa ve hatta Anayasa İle değiştirilemezlik” özellikleri gözetildiğinde, uluslararası sözleşmelerin normlar hiyerarşisinde yasaların da üzerinde olduğu ve yasaları doğrudan etkileyeceğini de kabul etmek yanlış olmayacaktır. Nitekim bu düşüncemiz, Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına, 7.5.2004 gün ve 5170 sayılı Yasanın 7. maddesiyle eklenen, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” şeklindeki kuralla doğrulanmış bulunmaktadır.

Bu düşüncelerle somut anlaşmazlığa baktığımızda; 27.1.1995 gününde yürürlüğe giren yasa ile iç hukukun parçası olan ve üstün norm olması nedeniyle kendisine aykırı iç hukuk kurullarını, bu arada, 2253 sayılı Yasanın 41. maddesindeki küçük tanımını da değiştirerek 18 yaşın altındakileri küçük (ya da gerek 2253 sayılı Yasada gerekse Çocuk Hakları Sözleşmesinde hiçbir ayırım yapılmadığı için çocuk) sayan uluslararası sözleşmenin 1995 yılında, derhal uygulanması gereken üstün iç hukuk kuralı olarak etkisini gösterdiğini ve bu küçük tanımı değişikliğine bağlı olarak, yaş belirtmeden, “küçüğe” atıfla kurallar getiren 2253 sayılı Yasanın 25. ve 26. maddesinde de değişikliğe yol açtığını kabulle, yerel mahkemenin kararını bozan dairemiz çoğunluk görüşünün doğru olduğu kanısındayız.

Anlatılan bu Anayasal Sistem karşısında, uluslararası sözleşmelerin etkisini, iç hukukta yapılacak yasal değişikliklere bağlayan ve yasa değişmedikçe iç hukukun uygulanmasına devam edilmesi gerektiğini savunan görüşlere itibar edilemeyeceğinden ve bir an için uluslararası sözleşmelerin üst norm değil de kanuna eş değer kabul edilse bile, Çocuk Haklan Sözleşmesinin 1995 yılında yasa ile kabul edilmesi ve 1979 tarihli 2253 sayılı Yasayı sonraki yasa olarak değiştirdiğinin de kabulünde zorunluluk bulunmakla sonuç değişmeyeceğinden meseleyi yalnızca usul yasasındaki Anayasa ile yapılan değişiklikten ibaret basit bir yürürlük sorunu olarak ele alan itirazın yerinde olmadığını düşünmekteyiz.

3005 sayılı Yasaya göre yapılan yargılamaların savunma hakkını kısıtlayacağı açık olduğundan ve gizli yargılamanın küçük sanığın gelişimini etkilemesi açısından bir gereklilik olduğu da gözetilerek, sözü edilen sakıncaların giderilmesi bakımından oluşturduğumuz karara yönelen itirazın reddi düşüncesiyle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum.

Görüşüyle,

Bir kısım Kurul üyesi, Özel Daire ilamında belirtilen gerekçelerle,

Kurul üyesi A.R.Çınar ise, konunun Anayasa’nın 90. maddesi ile ilgisi bulunmadığı, çocuk mahkemelerinde yargılanan herkes İçin 2253 sayılı Yasa hükümleri uyarınca yargılama yapılacağı değişik gerekçesiyle,

İtirazın reddi yönünde oy kullanmışlardır.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle,

1-Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜ ile, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 22.12.2004 gün ve 21183-15919 sayılı bozma ilamının KALDIRILMASINA,

2-Yerel Mahkeme hükmünün ONANMASINA,

3-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 24.5.2005 günü oyçokluğu ile karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...