Cezaevinde Beslenmenin Reddi ve Açlık Grevi

Cezaevinde Beslenmenin Reddi ve Açlık Grevi

Beslenmenin Reddi

Beslenmenin reddi, açlık grevi şeklinde olabileceği gibi intihar ya da akıl hastalığı nedenlerinden biri ile de gerçekleşmiş olabilir. Bunu göz önünde bulunduran yasa koyucu 5275 sayılı CGTİHK m.82’de üst bir terim olarak “hükümlünün kendisine verilen yiyecek ve içecekleri reddetmesi” terimini kullanmış olup bunu “beslenmenin reddi” şeklinde ifade etmek de mümkündür. Ancak beslenmenin reddi nedenlerinden çoğunluğunu açlık grevlerinin oluşturduğu söylenmelidir.

Açlık ve Beslenme Kavramları ve Açlık Grevi

Açlık, günlük faaliyetler, büyüme ve yara iyileşmesi için yeterli olmayan kalori, protein ve vitamin alımı şeklinde tanımlanabilir. O hâlde açlık günlük faaliyetleri etkileyen, büyümeyi ya da yara iyileşmesini engelleyen bir niteliğe sahiptir.

Öte yandan açlık, besinden yoksun kalmış olan insan ya da hayvanı yiyecek aramaya yönelten ve besin aldıktan sonra yok olan bir dürtü olarak da tanımlanabilir.

Açlık kavramı ile yetersiz ve dengesiz beslenme kavramları karıştırmamalıdır.

Açlık, tam ve kısmi açlık olarak ikiye ayrılmaktadır:

Tam açlık vücut için gerekli olan besinlerin hiç alınmamasıdır. Bu durum canlının kendi bünyesinden beslenmesine yol açar ve 45 gün kadar sürebilir. Tam açlık vücut sıcaklığının düşmesine, güç kaybına, sinir bozukluklarına, baş dönmelerine, sanrı ve zekâ bozukluklarına yol açar.

Kısmi açlık ise vücut için gerekli olan bazı besin maddelerinin ya tümüyle ya da kısmen alınmaması şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Beslenme, ortam şartları içinde, günlük faaliyetler, büyüme ve yara iyileşmesi için gerekli olan kalori, protein, makro ve mikro element ile vitamin alımı şeklinde tanımlanmaktadır.

Beslenme de iradi beslenme, zorla beslenme, yetersiz ve kötü beslenme olarak dört başlık altında incelenebilir.

İradi beslenme, yukarıda tanımı verilen beslenmenin kişinin özgür iradesi ve isteği ile gerçekleşmesi hâlidir.

Zorla beslenme ise söz konusu beslenmenin kişinin özgür iradesinin herhangi bir şekilde ortadan kaldırılarak gerçekleştirilmesidir. Bu işkence, kötü muamele, cebir-şiddet kullanma gibi bir sebeple olabilir. Zorla beslenmenin herkes tarafından yapılabilir olması, bu eylemi tıbbi müdahaleden ayırır.

Yetersiz beslenme, besinlerle günlük enerji gereksinimi olan 2600 kaloriden az miktarda enerji alınması durumudur. Yetersiz beslenmeyi kötü beslenmeden ayıran, kalorinin azlığıdır.

Besinlerden alınan enerji miktarı yeterli fakat vitamin, protein vb. unsurlar açısından fakirse kötü beslenme vardır.

Açlık grevi; belirli bir hedefe ulaşmak, bir hareketi protesto etmek ya da bir görüşe taraftar bulmak için kamuoyu yaratmak düşüncesi ile kişinin tek başına veya bir grup şeklinde yemek yemeyi durdurarak ve/veya sıvı almayarak aç kalma eylemidir.

Dünya Tabipler Birliğinin Açlık Grevleri Konusunda Malta Bildirgesi

Madde 1- Tanım: Açlık grevcisi zihinsel olarak ehliyetli, açlık grevine kendi iradesiyle karar vermiş, bu nedenle belirli bir zaman için yiyecek ve/veya sıvı almayı reddeden kişidir.

Açlık grevine başvuran kişi ise zihinsel olarak ehliyetli, açlık grevine kendi iradesiyle karar vermiş, bu nedenle belirli bir zaman yiyecek ve/veya sıvı almayı reddeden kişidir.

Diğer bir deyişle “açlık grevcisi”dir.

Açlık grevi bir tür protesto yöntemidir. Bu yönüyle sorun doğuran husus, açlık grevine ona başvuranın rızası hilafına tıbbi muayene ya da zorla besleme yoluyla müdahalenin adil olup olmayacağı hususudur. Görüldüğü üzere açlık grevi belli bir amacın gerçekleştirilmesine yöneliktir.

Açlık grevlerinde amaç ölüm olmamakla birlikte, uzun süreli olması ölüm tehlikesini her zaman olası kılmaktadır. İnsan bedeninin açlığa dayanma sınırı yaklaşık 70 gün olarak ifade edilmektedir.

Açlık grevi özellikle siyasi hükümlülerin sıklıkla başvurduğu ve baskı aracı olarak kullandığı bir yöntemdir. Gerçekten açlık grevine başvuran hükümlü aslında ölmek istemez; hukuka uygun olmasa dahi isteklerini kabul ettirmeye çalışır. Siyasi amaçla yapılan açlık grevleri bir insanın ölümüne seyirci kalmak istemeyen yetkililer ve kamuoyu üzerinde etki bırakmakta ve çoğu zaman isteklerinin yerine getirilmesiyle sonuçlamaktadır.

Yakın zamanda ülkemizde de sıklıkla başvurulmuş olan açlık grevlerinde asıl sorun, açlık grevi yapan hükümlülere tıbbi müdahalede bulunulabilip bulunulamayacağı noktasında yer almaktadır. Çeşitli İl Tabipler Odaları, iradeye rağmen müdahale edilmeyeceğini kabul eden Malta Bildirgesi’ne dayanarak, açlık grevi yapanlara müdahale edilemeyeceğini ifade etmişlerdir.

Bugün açlık grevi şeklinde ortaya çıkan protestonun belli bir noktadan sonra gayrı meşru ya da hukuka aykırı olduğu kabul edilmekte, örneğin, ölümle ya da sakat kalmakla sonuçlanabilecek isteklerin kabulüne kadar sürdürülen açlık grevinin artık protesto değil, eylem ve mücadele niteliğini kazanacağı ifade edilmektedir. Gerçekten bu durumda grevci, yandaşlarınca ölümü göze almış direnişçi ve savaşçı olarak kabul edilir.

Açlık grevi, yemek boykotu, süreli açlık grevi, süresiz açlık grevi, dönüşümlü açlık grevi, destek amaçlı açlık grevi ve ölüm hedefli açlık grevi şeklinde gruplandırılmaktadır.

Cezaevinde Tıbbi Bakımından Ahlaki ve Kurumsal Yönleri İle İgili R (98) 7 Sayılı Tavsiye Kararına Ek

Madde 61.- Açlık grevinde olan kişinin herhangi bir psikiyatri servisine transfer edilmesi gerektirir ciddi mahiyette bir akli dengesizliği olmadığı sürece, klinik değerlendirmeleri kendisinin sözlü izniyle yerine getirilmelidir.

Madde 62.- Açlık grevindekiler, yapmakta oldukları hareketin kendi fiziki durumları üzerinde yol açacağı zararlı etkiler konusunda tarafsız bir anlatımla bilgilendirilmeli, bu suretle sürdürdükleri açlık grevinin tehlikesi anlatılmalıdır.

Madde 63.- Eğer doktora göre açlık grevcinin durumunda gözle görünür bir kötüleşme meydana geliyorsa esas itibariyle bu durumu ilgili makamlara rapor edecek ve bu konudaki ulusal düzenlemeye göre hareket edecektir (Mesleki standartlar da dahil).

Uluslararası Ceza Reformu, Dünya Sağlık Birliğinin Tokyo ve Malta Bildirilerinde müdahale etme konusundaki son kararın bireysel olarak doktora ait olduğu esasında hareketle şu sonuçlara ulaşmıştır:

  • Doktorlar ya da diğer sağlık bakım personeli açlık grevcisine grevi ertelemek için herhangi bir şekilde yersiz baskı yapmamalıdır.
  • Açlık grevcisi, açlık grevinin klinik sonuçları üzerine bir doktor tarafından bilimsel olarak bilgilendirilmelidir.
  • Hastaya uygulanacak herhangi bir tedavi onun onayı alınarak yapılmalıdır.
  • Doktor, günaşırı hastanın açlık grevini devam ettirmeyi isteyip istemediğini araştırmalıdır.

Beslenmenin Reddi Hâlleri

Ret, bir şeyin bilinerek ve istenerek kabul edilmemesi olup iradi bir davranışı ifade etmektedir.

Beslenmenin iradi olarak reddi ise iki sebebe dayanır: Protesto ve İntihar.

Protesto; bir davranışı, düşünceyi ya da uygulamayı haksız, yersiz ve/veya gereksiz bularak karşı çıkma ve reddetmedir. O hâlde açlık grevi bu amaçla da başvurulabilen bir protesto yöntemidir.

5237 sayılı TCK m.298 açlık grevine başvuranı değil fakat hükümlü ve tutukluların beslenmesini engelleyenleri, hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmelerini ya da bu yolda kendilerine talimat verilmesini cezalandırmaktadır.

Öte yandan beslenmenin engellenmesi nedeniyle kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinden biri veya ölüm meydana gelmiş ise ayrıca kasten yaralama veya kasten öldürme suçlarına ilişkin hükümlere göre cezaya hükmolunur (TCK m.298/3).

Benzer bir düzenleme 5275 sayılı CGTİHK’nında da bulunmaktadır. Buna göre, açlık grevi yapmak (m.40/2-g), hükümlü ve tutukluların beslenmelerini engellemek, açlık grevine ve ölüm orucuna teşvik veya ikna etmek ve bu yolda talimat vermek (44/2-m) disiplin cezasını gerektiren fiiller olarak kabul edilmektedir.

TCK ve CGTİHK hükümleri arasındaki ortak özellik her iki yasanın da açlık grevcisi bakımından, eylemi suç olarak değerlendirmemesi; buna karşılık CGTİHK’nın, açlık grevini disiplin yaptırımını gerektiren bir fiil niteliğinde kabul etmesidir. Bir hareket suç olarak kabul edilmez iken pekâlâ disiplin yaptırımını gerektiren bir fiil olarak düzenlenmiş olabilir.

Açlık grevine giden kişi ölümü istemez. Fakat isteklerinin yerine getirilmesi için ölümü göze alır ve bu konudaki kararlılığını sürdürür. Açlık grevinin ölümle sonuçlanabilmesi onun intiharla aynı nitelikte sayılmasına neden olmaz. Zira intihar, isteğe veya depresyona bağlı bir dürtü sonucu hayatı sona erdirmeyi amaçlayan bir fiildir. Oysa açlık grevinde başlangıçtaki amaç ölüm değildir fakat ölüm, amaca giden yolda her zaman gerçekleşebilecek bir sonuçtur.

İntihar başlığını taşıyan 5237 sayılı TCK m.84’e göre; Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu fiilin basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulur.

O hâlde hükümlü veya tutuklu intihar amacıyla beslenmeyi sürekli reddetmiş ise onu azmettiren, intihar etmesi için teşvik eden veya kararını kuvvetlendiren kişi TCK m.84’e göre cezalandırılır.

Konu 5275 sayılı CGTİHK ile düzenlenmeden önce öğreti ve uygulamada ele alınmıştır.

Açlık grevi yapan kişi/kişiler kendi düşüncelerini açıklamak ve yaymak çabası içinde oldukları için açlık grevlerinin düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü içinde değerlendirilebileceği söylenmektedir. İnsanları yemek yemeğe ya da içmeye zorlayan yasal bir düzenleme bulunmadığına göre kendi serbest ve özgür iradeleriyle yeme ve içmeyi reddetmişlerse bu iradeye saygı gösterilmelidir.

Bununla birlikte açlık grevi ya da ölüm orucunda birey yavaş yavaş ölüme gittiğine göre buna seyirci kalınmasının kabul edilebilip edilemeyeceği ve bireyin ölme hakkına da sahip olup olmadığı tartışılmıştır.

Kişinin bedeni üzerinde bazı müdahalelere rıza göstermesi belli ölçülerde kabul edilebilirken (Anayasa m.17/2), vücudunda kalıcı zararların ortaya çıkmasına kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkının ihlali olduğu için izin verilmemelidir. Öte yandan bu şekilde kişinin topluma ve ailesine karşı yükümlü olduğu ödev ve sorumluluklarının ihmali sonucu da ortaya çıkacaktır. Aynı şekilde, bizim hukukumuz ölümü anayasal bir hak olarak kabul etmediğinden, bu yöndeki fiiller hukuka aykırıdır.

O hâlde açlık grevi ya da ölüm orucuna müdahale edilebilmelidir. Bu durumda ortaya çıkan sorun müdahalenin kim tarafından ve hangi koşullarda gerçekleştirilebileceğidir.

Dünya Tabipler Birliğinin 1991 tarihli Malta Bildirgesi’nde kişinin veya kanuni temsilcisinin rızasına ulaşma olanağı olmadığı ve ilgilinin büyük tehlikelere maruz kaldığı hâllerde hekim kanuni yetkililere ve meslek ahlakına bağlı olarak kişinin sağlıklı yaşama hakkını koruma ve saygı gösterme ilkesi çerçevesinde müdahalede bulunabilecek ve gereken tedaviyi uygulayacaktır (Malta Bildirgesi m.2). O hâlde müdahale hekim tarafından yapılmalı ve gerekirse rızanın aranması zorunlu olmamalıdır.

Dünya Tabipler Birliğinin, Tutuklanma ve Hapsedilmeyle İlgili İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele veya Cezalar Hakkında Tıp Doktorları İçin Kılavuz Konulu Tokyo Bildirgesi

Madde 5.- Bir tutuklu veya hükümlü beslenmeyi reddediyor ve hekim, gönüllü olarak beslenmeyi reddetmenin yol açacağı sonuçlar hakkında onun zarar görmemiş bir akıl ve mantıkla karar verme yeteneğine sahip olduğunu düşünüyor ise tutuklu ya da hükümlü yapay beslenmeyecektir. Tutuklu veya hükümlünün böyle bir kararı verebilme yeteneği ile ilgili karar, bağımsız olan en az bir diğer hekimce teyit edilmelidir. Beslenmeyi reddetmenin yol açacağı sonuçlar hekim tarafından tutuklu veya hükümlüye anlatılacaktır.

Konu, suç genel teorisi bakımından da ele alınmış ve müdahalenin meşru müdafaa hukuku uygunluk sebebi oluşturacağı ifade edilmiştir.

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi m.3/1 “Tabip, vazifesi ve ihtisası ne olursa olsun gerekli bakımın sağlanmadığı acil vakalarda mücbir sebep olmadıkça, ilk yardımda bulunur” düzenlemesini getirirken, m.18 “Tabip ve diş tabibi, acil yardım, resmi veya insani vazifenin ifası halleri hariç olmak üzere, mesleki veya şahsi sebeplerle hastaya bakmayı reddedebilir” demektedir.

Açlık grevi, artık grevci için tehlike sınırına gelmişse müdahale bir görev hâlini almaktadır.

Sonuç olarak devletin tutuklu ve hükümlüyü korumak, onların hayat ve sağlıklarını iyileştirmek sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kişiler, devletin koruması altındadır. Bu nedenle tehlikeye maruz kalan grevciye müdahale cezaevi personeli için zorunludur. Aksi hâlde idarenin sorumluluğu söz konusu olacaktır.

5275 sayılı CGTİHK konuya açıklık getirmektedir. Konuya ilişkin bir başka düzenleme TCK’da bulunmaktadır.

Kişinin yaşama hakkı en üst değer olarak kabul edildiğinde nedeni ne olursa olsun (protesto ya da ölüm) açlık grevine müdahale edilmesi mümkün olmalıdır. Buna göre;

  • Bilgilendirme (ikna çalışmaları) ve zorla besleme Hükümlüler, hangi nedenle olursa olsun, kendilerine verilen yiyecek ve içecekleri sürekli olarak reddettikleri takdirde; bu hareketlerinin kötü sonuçları ile bırakacağı bedensel ve ruhsal hasarlar konusunda ceza infaz kurumu hekimince bilgilendirilir. Belirtelim ki hekimin bilgilendirme görevini yapmayarak söz konusu eylemi övmesi ve teşvik etmesi TCK m.298’de yer alan suçu oluşturur. Psiko-sosyal hizmet birimince de bu hareketlerinden vazgeçmeleri yolunda çalışmalar yapılır ve sonuç alınamaması hâlinde, beslenmelerine kurum hekimince belirlenen rejime göre uygun ortamda başlanır (CGTİHK m.82/1).

Muayene ve teşhise yönelik tıbbi araştırma, tedavi ve beslenme gibi tedbirler Beslenmeyi reddederek açlık grevi veya ölüm orucunda bulunan hükümlülerden, yukarıdaki şekilde alınan tedbirlere ve yapılan çalışmalara rağmen hayati tehlikeye girdiği veya bilincinin bozulduğu hekim tarafından belirlenenler hakkında, isteklerine bakılmaksızın kurumda, olanak bulunmadığı takdirde derhâl hastaneye kaldırılmak suretiyle muayene ve teşhise yönelik tıbbi araştırma, tedavi ve beslenme gibi tedbirler, sağlık ve hayatları için tehlike oluşturmamak şartıyla uygulanır. O hâlde;

  • Alınan tedbirlere ve çalışmalara rağmen beslenmeye başlamayan hükümlülerden ancak hayati tehlike altına girenlere veya bilincini kaybedenlere müdahale edilebilir.
  • Hükümlünün hayati tehlike altına girdiği veya bilincini kaybettiği infaz kurumu hekimince belirlenmiş olmalıdır.
  • Söz konusu müdahale tıbbi bir müdahaledir. Buradaki besleme de esas itibarıyla tıbbi bir nitelik taşımaktadır. Yani buradaki besleme tedavi amaçlıdır. Bu yönüyle yukarıdaki zorla besleme kavramından ayrılır.
  • Muayene ve teşhise yönelik araştırma, tedavi ve beslenme hükümlünün sağlığı ve hayatı için tehlike oluşturmamalıdır.
  • Hükümlülerin sağlıklarının korunması ve tedavilerine yönelik zorlayıcı tedbirler, onur kırıcı nitelikte olmamak şartıyla uygulanır.

Ekleyelim ki kurum hekiminin zamanında müdahale edememesi veya gecikmesi hükümlü için hayati tehlike doğurabilecek ise bu tedbirlere her halükârda başvurulur (CGTİHK m.82/4). Diğer bir deyişle bu hâllerde müdahalenin bir hekim tarafından yapılması zorunluluğu bulunmamaktadır.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
error: Content is protected !!
WhatsApp chat