Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Nedir?

Avukatlık ücreti alacaklarında faize ilişkin Yargıtay kararları

Taraflar arasındaki “takibin iptali” davadan dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 4. İcra Tetkik Merciince itirazın reddine dair verilen 9.5.2003 gün ve 2003/330-346 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 27.10.2003 gün ve 2003/17123-20970 sayılı ilamı ile; (… Alacaklı vekili tarafından borçlu Oyakbank A.Ş. hakkında İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.3.2002 tarih ve 2001/926 esas, 2002/118 karar sayılı ilamı dayanak yapılarak alacaklı yararına hükmedilen 5.260.000.000 TL. avukatlık ücretinin tahsilinin talep edildiği görülmektedir. Takip dayanağı ilamda, hükmedilen avukatlık ücretinin “faiziyle birlikte tahsil edileceği” yönünde bir açıklama mevcut değildir. Bu durumda karar tarihinden itibaren faiz istenilmesi mümkün ise de, alacaklı, 23.5.2002 tarihli takibinde sadece takip tarihinden sonraki dönem için faiz istemiş, karar tarihinden itibaren takip tarihine kadarki dönem için de itiraz konusu ikinci takibini başlatarak yeniden faiz talep etmiştir.
Alacaklı vekili 01.4.2003 tarihinde dosya alacağını tahsil ederken, karar tarihi ile takip tarihi arasındaki faiz hakkını saklı tutmuş ise de, “ilamda yazılı olmadığı” için Borçlar Kanununun 113/2. maddesinde yazılı koşulların oluşup oluşmadığı hususunun araştırılması yargılamayı gerektirir. Bu durumda, itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı nedenle reddine karar verilmesi isabetsizdir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava (itiraz) icra takibinin ve icra emrinin iptali istemine ilişkindir.
Davacı/borçlu Oyakbank A.Ş. vekili, davacı banka tarafından davalı aleyhine açılan alacak davasının mahkemece reddedildiğini ve davalı yararına 5.260.000.000 TL. avukatlık ücretine hükmedildiğini, bu ilama dayalı olarak 23.5.2002 tarihinde yapılan icra takibi sonucunda, borcun tüm yasal ferileriyle birlikte 8.555.400.000 TL. olarak 1.4.2003 günü ödendiğini; davalı tarafın bu icra takibinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı halde, bu kez fazlaya ilişkin alacaklar adı altında aynı borç için yeni bir icra takibi yaparak
582.983.0 TL’nin tahsilini istediğini, bunun BK’nın 84. ve 113. maddelerine aykırı bulunduğunu, zira davalı tarafın ilk takip dosyasından alacağını tahsil ederken işlemiş faizi talep hakkını saklı tutmadığı gibi, olayda faiz talep etme hakkının halin icabından da bulunmadığını ileri sürerek, icra takibinin ve icra emrinin iptaline, kötüniyetli takip nedeniyle asgari %40 oranında tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı İzulaş A.Ş vekili, takibe dayanak ilamın 15.3.2002 tarihli olduğunu, hükmedilen vekalet ücretinin bu ilam tarihinde muaccel hale geldiğini, dolayısıyla faizin ilam tarihinden itibaren işlemeye başladığını, icra takibinin ise 23.5.2002 tarihinde yapıldığını; takip talepnamesinde tüm sair hakların saklı tutulduğunu, dosyaya yatırılan paranın da ilam tarihi ile takip tarihi arasındaki sürenin işlemiş faizi saklı tutulmak suretiyle çekildiğini, bu konudaki ihtirazi kaydın bir gün önceden dosyaya bildirildiğini ve icra müdürlüğünün de sair hakların saklı tutulduğu hususunu karara bağladığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İcra Tetkik Merciince verilen; davaya konu icra takibinin, ilk takipte talep edilmemiş olan ilam ve takip tarihleri arasındaki dönemin faizine ilişkin bulunduğu, her iki icra takibinin dayanağının aynı ilam olduğu, ilk icra takibinde alacaklı tarafından takip talepnamesinde ve dosya borcu tahsil edilirken fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması karşısında, takibin yasaya uygun bulunduğu gerekçesine dayalı, itirazın reddine dair karar, Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Davacı/borçlu Oyakbank A.Ş tarafından, alacaklı/davalı İzulaş A.Ş. aleyhine 13.1.1999 günü açılıp, İzmir Asliye 3. Ticaret Mahkemesinin 2001/926 esasında görülen alacak davasının 15.3.2002 gün ve 2002/118 karar sayılı ilamla reddedildiği ve davalı yararına 5.260.000.000 TL. nispi vekalet ücretine hükmedildiği; İzulaş A.Ş. tarafından bu ilama dayalı olarak İzmir 9. İcra Müdürlüğünün 2002/8688 esas sayılı dosyası üzerinden 23.5.2002 günlü takip talebiyle girişilen icra takibinde, 5.260.000.000 TL. vekalet ücretinin takip tarihinden itibaren yasal faizi, icra giderleri ve vekalet ücretiyle birlikte tahsilinin istenildiği, sair tüm hakların saklı tutulduğu, borçlu bankanın asıl alacak, takip tarihinden sonraki döneme ait faiz, KDV, vekalet ücreti toplamından oluşan 8.555.500.0 TL. dosya borcunu 1.4.2003 tarihinde yatırdığı, alacaklı vekilinin 1.4.2003 günlü beyanıyla, ilam ve takip tarihleri arasındaki süreye ait 582.983.000 TL. tutarındaki faizi isteme hakkını saklı tutmak suretiyle 2.4.2003 günü parayı tahsil ettiği, İcra Müdürlüğünün, dosya borcu tamamen tahsil edildiği için dosyanın infazen işlemden kaldırıldığına dair 1.4.2003 günlü belgeyi düzenleyerek borçlu vekiline verdiği; daha sonra, 582.983.000 TL. tutarındaki faiz için 24.4.2003 günlü takip talepnamesiyle İzmir 9. İcra Müdürlüğünün 2003/3283 esas sayılı dosyası üzerinden eldeki davaya konu ikinci icra takibinin yapıldığı, bu talebin de aynı ilama dayandırıldığı, dosya kapsamından açıkça anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, yukarıda ayrıntılı olarak değinilen ilk icra takibi, alacak davasının reddine dair ilamda hüküm altına alınan avukatlık ücretinin tahsili istemiyle yapılmış ve takip tarihinden itibaren faiziyle birlikte alacak tahsil edilmekle, anılan ilam infaz edilmiştir.
Eldeki davaya konu ikinci icra takibi ise, ilam ve takip tarihleri arasındaki döneme ait faizin tahsili istemiyle yapılmıştır. Önemle vurgulanmalıdır ki; her ne kadar, alacaklı vekili bu icra takibini de, tıpkı ilk takip gibi, alacak davasının reddine dair ilama dayandırmış ise de; açıktır ki, yukarıda açıklanan şekilde, ilk icra takibiyle anılan ilam infaz edilmiş olduğundan, artık aynı ilama dayanılarak ikinci bir ilamlı takip yapılmasına hukuken olanak yoktur. Kural olarak bir alacağı hüküm altına alan ilamda başka bir şekilde (Örneğin, dava veya davadan önceki bir temerrüt tarihinden itibaren) ayrıca faize de hükmedilmeyen hallerde, asıl alacağa ilam tarihinden itibaren faiz yürütülmesi hukuken mümkün ise de, somut olayda olduğu gibi, asıl alacağı içeren ve faiz konusunda hüküm taşımayan ilam infaz edildikten sonra, salt asıl alacağın tahsilinden önce bildirilmiş olan bir ihtirazi kayda dayanılmak suretiyle, tahsil tarihinden önceki döneme ait faiz için ayn bir icra takibinin yapılması durumunda, bu icra takibi bir ilamlı takip olarak kabul edilemez. Alacaklının icra takibini ilama dayandırmış olması da bu sonuca etkili değildir. Böylesi durumlarda, artık ilama değil, Borçlar Kanunu’nun 113/2. maddesindeki kurala dayalı bir icra takibi yapılabilir. Nitekim, alacaklı vekili de istemini açıkça bu hükme dayandırdığı halde, ilamsız takip yerine, daha önce infaz edilmekle yeniden infazına hukuken olanak bulunmayan ilama dayalı takip yapma yoluna gitmiştir.
Özel Daire bozma kararında da vurgulandığı üzere, somut olayda davacı yararına, BK’nın 113/2. maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olup olmadığı, dar yetkili İcra Tetkik Merciince takdir edilemez.
Eş söyleyişle, somut olaydaki alacak talebinin ilama değil, para borçlarına ilişkin genel nitelikteki hukuk kuralı olan BK’mn 113. maddesine dayalı bulunduğunun; böyle- si bir talebin ilamsız icra takibine veya genel hükümlere göre açılacak bir alacak davasına konu edilmesi gerektiğinin kabulü zorunludur. Alacaklının gerek doğrudan doğruya açacağı alacak davası ve gerekse ilamsız takip yaptığı takdirde borca itiraz üzerine açacağı itirazın iptali davası genel mahkemede görülecek ve böylece olayda Borçlar Kanu- nu’nun 113/2. maddesinde öngörülen koşulların davalı alacaklı yararına oluşmuş olup olmadığı, genel mahkemece değerlendirilecektir.
Hukuk Genel Kurulu’nun 8.10.1997 gün ve esas: 1997/12-517, karar: 1997/776 sayılı kararı da aynı yöndedir.
Hal böyle olunca, İcra Tetkik Merciince, aynı yöndeki Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, direnme kararı verilmiş olması usule ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır. (Y. HGK. 9.6.2004, 2004/12-320 – 2004/345)

Taraflar arasında 2.1.2008-1.1.2009 dönemi için hukuki müşavirlik, danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunumuna ilişkin sözleşme yapıldığı, bu dönemde hukuki yardımın karşılığı olarak 660 TL. maktu ücretin ödeneceğinin kararlaştırıldığı ve davacı avukat taralından takip ettiği 2008/282 esas sayılı dosyaya 15.10.2009 tarihinde verdiği dilekçe ile vekaletten istifa etliğini bildirdiği anlaşılmaktadır. Davacı davalı aleyhine yaptığı icra takibi ile 2008 yılı ekim ayından itibaren ödenmeyen 14 aylık maktu vekalet ücreti ile işlemiş faizi ve cezai şart toplamı 30.471 TL. üzerinden talepte bulunmuştur. Mahkemece aylık %10 faiz uygulanarak işlemiş faiz hesabı yapıldığı gibi, takip tarihinden itibaren de aylık %10 faiz uygulanmasına karar verilmiştir.
Uyuşmazlığın Dairemiz incelemesine geldiği aşamada 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu yürürlüğe girmiş olup, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu’nun 2. Maddesinde, “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlâka ilişkin kuralları, gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın, bütün fiil ve işlemlere uygulanır” denildikten sonra, görülmekte olan davalara ilişkin uygulama başlığını taşıyan 7. maddesinde aynen “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlâka ilişkin kuralları ile geçici ödemelere ilişkin 76., faize ilişkin 88., temerrüt faizine ilişkin 120. ve aşırı ifa güçlüğüne ilişkin 138. maddesi, görülmekte olan davalarda da uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 88. maddesindeki “Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamaz” hükmünü içermesinin yanı sıra, temerrüt faizine ilişkin 120. maddesinde de aynen; “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırıl- mamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdi faiz oram kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; uyuşmazlığın çözümü bakımından yargılama sırasında yürürlüğe girmiş bulunan ve halen devam eden davalarda da uygulanması gereken hükümler içeren 6098 sayılı TBK 88 ve 120. Maddelerinin emredici nitelik taşıdığı ve taraflar ileri sürmese de re’sen gözetileceğinin kabulü gerekir.
TBK.nda “temerrüt faizi” başlıklı düzenlemede (m 120) şu şekilde bir çözüme gidilmiştir:
Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir (TBK m.l20/f.l atfıyla 3095 sayılı Yasa m.2).
Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmışsa, bu oran (sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı), birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. (TBK m. 120/f.2 atfıyla 3095 sayılı Yasa m.2 – âdi işlerde %9 + yüzde yüz fazlası yani %9=18’i; ticari işlerde avans faizinin yüzde yüz fazlasını yani avans faizinin iki katını, (1.1.2011 tarihinden 31.12.2012 tarihine kadar avans faizi % 15 olduğundan iki katı olan %30’u aşamayacaktır)
Hal böyle olunca; mahkemece, hükmedilecek işlemiş faiz ile takip tarihinden itibaren uygulanacak faiz oranının yukarıda açıklanan şekilde temerrüt tarihinden itibaren yıllık 3095 sayılı kanun gereğince öngörülen yasal faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşmayacak şeklide temerrüt faizi olarak uygulanması gerekirken yazılı şekilde aylık %10 (yıllık 120) faizi ile hesap yapılması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 27.3.2014, 2013/9803 – 2014/8939)

1- (-)
2- Davacı alacaklı davalı borçluyu takipten önce temerrüte düşürdüğünü iddia ve ispat edememiştir. Bu nedenle takipten önce temerrüt olmadığından birikmiş faiz isteyemez. O halde, mahkemece sadece asıl alacak için itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmeli iken, birikmiş faiz alacağını da içine alacak şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 24.3.2014, 2013/25897 – 2014/8435)

Davacı dava dilekçesinde fazla haklannı saklı tutarak 66.430.00 TL’nın tahsilini istemiş, yargılama aşamasında 4.2.2011 tarihinde harçlandırdığı ıslah dilekçesi ile talebini 149.383.84 TL’ye çıkartmıştır. Davacı ıslah ettiği miktar için ıslah tarihinden önce davalıyı temerrüde düşürdüğünü kanıtlayamadığına göre, kısmi ıslah halinde ıslah edilen kısma ıslah tarihinden itibaren faiz talebinde bulunulabilir. Mahkemece bu yön göz ardı edilerek kabul edilen alacağın tamamına dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi usul ve yasaya aykın olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 25.4.2012,2012/4101 -2014/11151)

Davacının temyiz itirazlarının incelenmesinde, taraflar arasındaki 4.10.2002 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinin 2. Maddesinde 25.000 TL. Ücret ödeneceği belirtildikten sonra, 10. maddesinde, ödenecek ücretin 5.000 TL.nın 1.11.2002 tarihinde, 10.000 TL.nm 1.12.2002 tarihinde, 10.000 TL.nın 1.1.2003 tarihinde olmak üzere üç taksitte ödeneceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Sözleşmedeki bu düzenleme, davalının edimi için kesin vade olup, tarafları bağlar. Yine, sözleşmede davalı edimi için kesin vade öngörüldüğünden davacının davalıya BK. 101 vb. maddeleri uyarınca ihtar çekip münasip bir mehil tayin etmesine de gerek bulunmamaktadır. Açıklanan nedenle, davacının ücret alacağına vade tarihlerinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken, işlemiş faiz talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 2.12.2010, 2010/7108 – 2010/15996)

Borçlar hukukumuzun ana ilkelerinden biri sözleşme serbestisi olup taraflar akdin konusunu kanunun getirdiği sınır dairesinde serbestçe tayin edebilirler (BK.mad.19). Ancak sözleşme yapma özgürlüğü de maddi ve hukuki yönden bazı sınırlamalara tabi tutulmuştur (BK.mad. 19-20). Gabinde sözleşme yapma özgürlüğüne getirilen bir sınır olup, kanun koyucu BK.nun 21. maddesinde öngörülen şartların oluşması halinde sözleşmede karşılıklı edimlerin kapsamının serbestçe tayin edilmesini sınırlamıştır. Gabin, tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, tarallardan birisinin diğer tarafın müzayaka halinden (zor durumda, sıkıntı ve darlık içinde kalmasından), tecrübesizliğinden veya hiffetinden (düşüncesizlik ve uçarılık) yararlanmak suretiyle aşırı bir menfaat elde etmesi, edimler arası bir dengesizlik yaratması demektir. Görüldüğü üzere gabin’in biri objektif diğeri de sübjektif olmak üzere iki koşulu bulunmaktadır.
Bir sözleşmenin edimleri arasındaki aşırı oransızlık objektif unsuru oluşturmaktadır. Aşırı oransızlığın karşı tarafın özel durumundan yani müzayaka veya hiffeti ya da tecrübesizliğinden bilerek yararlanması sonucu doğması gerekir ki bu da sübjektif unsuru oluşturmaktadır.
Somut olaya gelince; sözleşmede kararlaştırılan faiz oranı yıllık %80 olarak belirlenmiş olup, yasal faiz oranı 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun I. maddesinde öngörülen kanuni faiz oranı Bakanlar Kurulu’nca 19/12/2005 tarihinde verilen karar gereği 1/1/2006 tarihinden geçerli olmak üzere yıllık %12’den %9’a indirilmiştir. Sözleşme tarihi olan 6.4.2007 ve dava tarihi itibariyle geçerli olan yasal faiz oranı %9‘dur. Yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde yasal faiz oranı ile sözleşmede kararlaştırılan faiz oranı arasında aşırı oransızlık bulunduğu sabittir. Diğer taraftan; davacının akit tarihi itibariyle psikolojik rahatsızlığının mevcut olduğu, boşanma olayları nedeniyle taraflar arasındaki akitte belirlenen faiz oranının tecrübesizlik ve düşüncesizliğinden kaynaklanarak gerçekleştirildiği de anlaşılmaktadır. Bu durumda, sözleşmedeki faiz oranına ilişkin işlemde gabinin objektif ve sübjektif unsurlarının bulunduğu kabul edilmesi gerekir iken yazılı şekilde faize hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir. (Y. 13. HD. 6.4.2010,2009/14753-2010/4517)

Davacının gönderdiği ihtarname ile davalıları 3.11.2007 tarihi itibarıyla temerrüde düşürdüğü mahkemenin de kabulündedir. Nitekim asıl dava için hükmedilen miktara bu tarih itibarıyla faiz işletilmiştir. Davalılar dava tarihinden önce temerrüde düşürülmüş olduklarına göre ıslahla hüküm altına alınan miktara da temerrüt tarihinden itibaren faiz işletilmelidir. Bu yönün gözetilmemiş olması da doğru değildir. (Y. 13. HD. 23.3.2010, 2009/7865-2010/3737)

B.K.nun 101. maddesi uyarınca muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Davacının davalıyı temerrüde düşürdüğüne dair dosyada bir bilgi ve belge yoktur. Öyle olunca davalının dava tarihinden önce temerrüde düşmediğinin kabulü gerekir. Temmerrüde düşmeyen davalı hakkında faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir. (Y. 13. HD. 10.3.2010, 2009/12580 – 2010/2973)

Borçlar Kanununun 101/1. maddesi gereğince muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Davacı, daha önce davalıya göndermiş olduğu 10.2005 tarihli ihtarname ile dava konusu alacağını davalıdan talep etmiş  olup, 19.10.2005 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılan ihtarnamede verilen 5 günlük sürenin de eklenmesi ile tespit edilecek temerrüt tarihinden itibaren dava konusu alacağa faiz yürütülmesi gerekirken, 20/02/2006 tarihinden itibaren faiz yürütülmüş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK.nun 438/7 maddesi gereğidir. (Y. 13. HD. 25.1.2010, 2009/6832 – 2010/548)

Davacı, dava dilekçesi ile faiz talep etmemiş ancak 19.6.2008 tarihli ıslah dilekçesi ile talibini artırarak tüm alacağına dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanarak tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Faiz alacağı asıl alacağa bağlı onun ferisi niteliğinde olup karar kesinleşinceye kadar her zaman istenmesi mümkün olduğu gibi ayrı bir dava ile de istenebilir. Bu konuda davalı yararına usulü kazanılmış bir haktan da söz edilemeyeceğinden mahkemece kabulüne karar verilen alacağın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde faiz hakkında hiç karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, temyiz eden davacı lehine bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 5.11.2009, 2009/3019 – 2009/12643)

Davacılar tarafından muris Şaban Şahin’in 14.2.2008 tarihinde vefat etmesi üzerine Söke 2.Noterliğinin 6.5.2008 tarih ve 5196 yevmiye sayılı ihtarname ile, muris Şaban Şahin’in vefatı nedeniyle vekilliklerinin sona erdiği ve 23.5.2008 tarihli ilk celseye kadar kendilerine vekaletname vermeleri yada 150.000.00.Euro vekalet ücretinin ödenmesini istedikleri, bu ihtarnamenin muris Şaban Şahin’in mirasçıları olan davalılara tebliğ edildiği ve böylece davalıların avukatlık ücreti yönünden 23.5.2008 tarihi itibariyle temerrüde düştükleri anlaşılmıştır. O halde mahkemece, davacıların 23.5.2008 tarihinden takip tarihine kadar işlemiş faiz talep edebilecekleri dikkate alınarak bu yönde bilirkişiden rapor alınarak hesaplanacak işlemiş faize karar verilmesi gerekirken açıklanan husus gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 22.1.2014, 2013/20867 – 2014/1550)

Davacının temyiz itirazlarının incelenmesinde; davacı, vekalet ücreti alacağının ödenmesi için davalıya 14.1.2010 tarihli ihtarnameyi göndermiş olup, bu ihtar 15.1.2010 tarihinde karşı tarafa tebliğ edilmiştir. İhtarnamedeki üç günlük sürenin de ilavesi ile davalı temerrüde düşmüştür. Mahkemece, ihtarnamenin 18.1.2010 tarihinde tebliğ edildiğinin kabulü ile bu tarihe üç gün ilave edilerek, davalının 21.1.2010 tarihinde temerrüde düştüğü belirtilerek, talep edilen işlemiş faiz alacağının bir kısmı reddedibniştir. Mahkemece yapılacak iş, ihtarnamenin 15.1.2010 tarihinde davalıya tebliğ edildiğinin kabulü ile işlemiş faizin yeniden hesaplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesidir. İhtarnamenin tebliğ tarihinin yanlış belirlenmesi ile yazılı şekilde işlemiş faizin kısmen reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 21.1.2013,2011/20393 – 2013/844)

Borçlar Kanununun 392. maddesi hükmüne göre, vekil zimmetinde kalan paranın faizini de vermek mecburiyetindedir. Anılan hüküm gereğince faize hükmetmek için davalı vekilin ayrıca temerrüde düşürülmesine gerek yoktur. Davacı, davalının kendisine vekaleten almış olduğu teminatın, alındığı tarihten itibaren işlemiş faiziyle birlikte tahsili istemiyle icra takibi başlatmış olup, az yukarda açıklanan yasa hükmü dikkate alınarak, davacının asıl alacak dışında talep edebileceği işlemiş faiz alacağı da hesaplanarak, hesaplanacak işlemiş faiz miktarı üzerinden de, (faize faiz yürütülmeyecek şekilde) takibe yapılan itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken, sadece asıl alacak üzerinden itirazın iptaline karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 28.2.2012, 2011/8117-2012/4675)

Davacı eldeki dava ile vekalet ücret sözleşmesinden doğan alacağın tahsilini istemiş, davalı ise ücretin ödendiğini belirterek davanm reddini dilemiştir. Taraflar arasında tanzim edilen 21.5.2004 tarihli ücret sözleşmesi içeriğine göre; ücret olarak icra takibindeki alacağın(faiz dahil) %10’unun kararlaştırıldığı belirlenmiş ise de; incelenen sözleşme içeriğine göre ücretin ödeme tarihinin ayrıca ve açıkça kararlaştırılmadığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamına göre, davalının davacı tarafından usulüne uygun olarak temerrüde düşürüldüğüne dair delil bulunmadığı anlaşılmakla davalının icra takip tarihinde temerrüde düştüğünün kabulü gerekir. Hal böyle olunca Mahkemece, icra takip tarihine kadar işlemiş faiz alacağı yönünden davanın reddi gerekirken yazılı şekilde davanın tümden kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, BOZMA’yı gerektirir. (Y. 13. HD. 26.9.2011, 2011/3396 – 2011/13109)

Davacının 30.3.2007 tarihinde davalı tarafından azledilmesi üzerine, davalıya gönderildiği 16.4.2007 tarihli ihtarla vekalet ücretinin iki gün içinde ödenmesini istediği ve ihtarnamenin 16.4.2007 tarihinde davalıya tebliğ edildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Davacının hak ettiği vekalet ücretinin azil tarihinde muaccel olduğu izahtan vareste olup, davalı kendisine tebliğ edilen ihtarname ile BK’nun 101 /1. maddesi uyarınca mütemerrit duruma düşmüştür. Hal böyle olunca davacı, har ettiği vekalet ücreti için ihtarnamede belirlenen iki günlük sürenin sonundan itibaren yasal faiz isteme hak ve yetkisine sahip olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece değinilen bu yön gözetilerek davacının isteyebileceği faiz miktarınm belirlenmek suretiyle, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken işlemiş faiz isteminin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 10.5.2011,2010/16213 – 2011/7640)

Borçlar Kanununun 101/1. maddesi gereğince muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Davacı, dava konusu vekalet ücreti alacağının tahsili için, davadan önce 9.9.2008 tarihinde ihtar göndererek davalıyı temerrüde düşürmüştür. Bu durumda ihtarın tebliğ tarihi olan 10.9.2008 tarihine, ihtarda verilen 3 günlük sürenin de ilavesi ile davalının 14.9.2008 tarihi itibariyle temerrüde düştüğü kabul edilmek suretiyle, mahkemece hükmedilen alacağa, temerrüt tarihi olan 14.9.2008 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken, yazılı şekilde azil tarihinden itibaren faiz yürütülmüş olması da ayrıca usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 22.3.2011,2010/9117 – 2011/4201)

Davalı tarafında avans olarak ödenen bedelin tahsili için açılan dava davacının vekalet ücret alacağı davası ile birleştirilmiştir. Öyle olunca her bir dava için ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken, Mahkemece, asıl ve birleşen davalar için ayrı ayrı hüküm kurulmaması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Kabule göre, BK.nun 101. maddesi hükmü uyarınca muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Dava konusu olayda davacı davalıyı davadan önce temerrüde düşürdüğünü ispatlayamamıştır. Öyle olunca davanın açılması ve ıslah edilmesi tarihlerinde davalının temerrüde düştüğünün kabulü ile 6.000,00 TL’ye dava tarihinde, bakiye kısma ise ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi, ayrıca yargılama giderlerinin bir kısmı davalı tarafından karşılandığı anlaşılmakla, kabul ve ret oranlarına göre taraflar arasında paylaştırılması gerekirken, tüm giderlerin davacı tarafından yapılmış kabul edilerek hüküm kurulması doğru değildir. (Y. 13. HD. 21.3.2011, 2010/14325 – 2011/4144)

Davacı avukat, davalı tarafa 15.12.2005 tarihli ihtarnameyi göndererek, dava konusu süre için vekalet ücretinin ödenmesini istemiştir. Bu ihtarnamenin tebliğ edildiği tarih araştırılarak bu tarihten itibaren, eğer tebliğ edilmemiş ise takip tarihinden itibaren, asıl alacağa faiz yürütülmelidir. Bu hususlar araştırılmadan mahkemece işlemiş faize de hükmedilmesi, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 21.2.2011, 2010/7216 – 2011/2443)

Borçlar Kanununun 101/1. maddesi gereğince muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Davacı, dava konusu alacağın tahsili için davadan önce 24.7.2008 tarihinde davalıya ihtar göndererek davalıyı temerrüde düşürmüştür. Bu durumda ihtarın tebliğ tarihi olan 25.7.2008 tarihinde davalının temerrüde düştüğü kabul edilmek suretiyle, mahkemece hükmedilen alacağa temerrüt tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken, yazılı şekilde dava tarihinden itibaren faiz yürütülmüş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK.nun 438/7 maddesi gereğidir. (Y. 13. HD. 21.12.2010, 2010/4266 – 2010/17405)

Davacı takibe geçerken 9.000.00.TL asıl alacak 1.000.00.TL işlemiş faiz olmak üzere 10.000.00.TL toplam alacağın takip tarihinden itibaren işleyecek KMK’ya göre aylık %10 faizi ile birlikte tahsilini istemiş, davalı itirazında takip talebinde toplam alacak üzerinden %35 faiz, ödeme emrinde ise toplam alacak üzerinden KMK’ya göre aylık %10 faiz istenmesinin ve işlemiş faiz olarak talep edilen 1.000.00.TL’nın yasaya aykırı olduğunu ancak yasal faiz talep edilebileceğini belirtmesi üzerine davacı açtığı davada talebini 9.000.00.TL asıl alacak ve takibe kadar işlemiş 457.00.TL faiz ve takipten itibaren yasal faizi ile birlikte takibin devamı yönünde sınırlandırmasına rağmen Mahkemece talep aşılarak ve BK.’nun 104/son maddesinde düzenlenen faize faiz yürütülemez hükmüne aykırı olarak davanın kabulü ile Erdemli İcra Müdürlüğü’nün 2006/2746 Esas sayılı takip dosyasında borçlunun yapmış olduğu itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmiştir. Mahkemece, tarafların iddia ve savunması, dosyada mevcut icra takibinden önce dava ücretine mahsuben davacıya 1.250.00.TL ödeme yapıldığını gösteren ve davacı tarafından düzenlenen 5.6.2006 tarihli serbest meslek makbuzu, temerrüt tarihinden itibaren yasal faiz istenebileceği, BK.’nun 104/son maddesi gereğince ancak takip tarihinden itibaren asıl alacak üzerinden yasal faiz istenebileceği ve talepten fazlaya karar verilemeyeceği hususları gözetilerek gerektiğinde uzman bilir-kişiden taraf, hâkim ve Yargıtay denetimine açık, gerekçeli rapor da alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken mahkemece yukarıda açıklandığı gibi karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 14.12.2010, 2010/8872 – 2010/16935)

Borçlar Kanununun 14.11.1990 gün ve 3678 sayılı yasa ile değişik 83. maddesi gereğince yabancı para alacağı, aynen veya yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki Merkez Bankasınca belirlenen efektif satış kuru üzerinden Türk Lirası karşılığı olarak talep edilebilir. Somut olayda, taraflar arasındaki sözleşmenin 5. maddesine göre, 20.000,00 Dolar vekalet ücreti alacağının en geç 2007 Şubat ayı içinde ödeneceği kararlaştırılmış olup, belirlenen bu kesin vade gereğince ödenmeyen söz konusu bu alacak nedeniyle, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davacı şirket 1.3.2007 tarihi itibariyle temerrüde düşmüştür. Davalı alacaklı tarafından da, 20.000,00 Dolar’ın temerrüt tarihindeki Türk Lirası karşılığı olan 28.400,00 TL üzerinden belirlenen asıl alacak ile 28.400,00 TL’nin temerrüt tarihinden takip tarihine kadarki işlemiş faiz miktarı üzerinden takip başlatılmış olup, alacaklı az yukarıda değinilen Borçlar Kanununun 83. maddesinde öngörülen seçimlik hakkını, yabancı para alacağının temerrüt tarihindeki Türk Lirası karşılığının ödetilmesi yönünde kullanmış olduğundan, faiz konusunda istirdatı gereken miktarın da, alacaklının bu seçimlik hakkına göre belirlenmesi gereklidir. Oysa ki mahkemece bizzat yapılan hesaplamada ise, temerrüt tarihinin 1.3.2007 tarihi olduğu kabul edilmekle beraber, (alacaklının temerrüt tarihindeki yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığını, temerrüt tarihinden takip tarihine kadarki Türk Lirası üzerinden işlemiş faizi ile birlikte talep etmiş olduğu gözardı edilerek) talep dışında, temerrüt tarihindeki
20.0 Dolar yabancı para alacağına takip tarihine kadar Dolara uygulanan faiz oranı üzerinden faiz yürütülmek suretiyle hesaplama yapılmış olması da, ayrıca usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 7.12.2010, 2010/3685 – 2010/16343)

CategoryGenel
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat