Avukatın Azlinin Haklı Olup Olmadığının araştırılmasına ilişkin Yargıtay kararları

Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Nedir?

Avukatın Azlinin Haklı Olup Olmadığının araştırılmasına ilişkin Yargıtay kararları

Özet: Azlin haklı olup olmadığı araştırılırken, bağlantılı dosyaların bekletici mesele yapılması gerekir.

Davacıların 2.8.2006 tarihli vekaletname ile davalı kooperatifin vekili olarak dava ve icra dosyalarını takip ettikleri ve davacı Ramazan  ile davalı kooperatif arasında 1.8.2006 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi imzalandığı anlaşılmaktadır. Davacılar, eldeki dava ile 9.12.2009 tarihinde yapılan toplantıda haksız azledildiklerini, vekalet ücretlerinin ödenmediğini, İstanbul 4.İcra Müdürlüğü’nün 2009/3125 Esas sayılı dosyasında hakettikleri vekalet ücretinin ve masrafların tahsili için davalı aleyhine başlatılan icra takibine haksız itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini istemişlerdir. Davalı, davacıların 14.12.2009 tarihli ihtarname ile haksız istila ettiklerini, vekalet ücretine hak kazanmadıklarını savunmuştur. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azil ya da istifanın haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalının vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir.
Mahkemece, davacıların vekillik görevini ifa ederken davalı kooperatif tarafından haksız olarak azledildiklerinin Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2011/138 esas sayılı dosyasındaki bilirkişi heyeti raporu ile anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2011/138 esas sayılı dosyası derdest olup henüz sonuçlanmamıştır. Dosya kapsamından Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2011/213 Esas sayılı dosyasında davacı Kooperatif tarafından davalı Ramazan aleyhine davalıya avukatlık sıfatı nedeniyle muhtelif miktarlarda avans verildiği, ancak avansları nereye harcadığım belgelendiremediği, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin dosyasında iade edilen harcın davalı tarafından tahsil edildiği halde kendilerine ödenmediği, kooperatif başkanlarının şahsi dosyaları için kazanılan vekalet ücretlerinin kooperatiften tahsil edildiği gerekçeleriyle alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali davası açıldığı, bu dosyada aldırılan bilirkişi raporunda ise davalı avukatın haklı azledildiği yönünde mütalaa verildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davacı avukatların azil veya istifasının haklı olup olmadığı yönünde farklı mahkemelerde alman bilirkişi raporlan arasında çelişki bulunmaktadır. Bu durumda eldeki davanın sonucunu etkileyecek nitelikte bulunan ve yukarıda anılan Bakırköy 5. ve 8. Asliye Ticaret Mahkemesi dosyalarının bekletici mesele yapılmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre hüküm tesisi gerekirken eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 12.3.2015,2015/6142-2015/7768)

Davacı avukatın, davalı tarafından verilen 14.2.2007 tarihli vekaletname ile davalı adına tazminat davası açtığı ve icra takibi başlattığı, taraflar arasında 12.9.2007 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi imzalandığı, vekalet ilişkisinin, 7.3.2012 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı avukat, azlin haksız olduğunu ileri sürerken davalı ise, davacının görevini sadakat ve özenle yerine getirmediğini, davalar hakkında yeterli bilgi vermediğini, 7.3.2012 tarihli azilnamede açıklanan nedenlerle azlin haklı olduğunu savunmuştur. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalının vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir.
Hukukçu bilirkişi tarafından düzenlenen 21.10.2013 tarihli raporda, sözleşmenin geçerli olduğu, davacının Sözleşmede kararlaştırılan şekilde vekalet ücretine hak kazandığı ancak davacının yanlış takip ve davalar açarak Kocaeli 5.İcra Müdürlüğü’nün 2011/3981 sayılı dosyasında davalının gereksiz yere 16.969 TL ödemesine sebebiyet verdiği, bu miktarın alacaktan mahsup edilmesi gerektiği bildirilmiştir. Mahkemece, bilirkişi raporu hükme esas alınarak, davalının davacıyı azlinin aralarındaki avukatlık ücret sözleşmesi gereği tahakkuk eden vekalet ücretlerinin avukat tarafından alınmasına engel teşkil etmeyeceği, raporla da belirlendiği üzere davalı tarafın gereksiz ödemesine sebebiyet verildiği belirtilen ödemeyle ilgili davalı tarafın karşı davasının da bulunmadığı, bu bedele ilişkin konunun ayrı bir yargılama konusu yapılabileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, mahkemece, davalının yargılama sırasında ileri sürdüğü ve azilnamede açıkça belirttiği azil nedenleri üzerinde durulmamış, davacının azlinin haklı olup olmadığı tartışılmamış ve davacının yanlış takip ve davalar açarak davalıyı zarara uğrattığı tespit edilmesine rağmen davacı hakkında vekalet ücreti hesabı yapılan çelişkili bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmuştur. Hal böyle olunca, mahkemece, davalının savunmasında ve azilnamesinde bildirmiş olduğu azil nedenleri ile ilgili ayrı ayrı inceleme ve değerlendirme yapılmak suretiyle azlin haklı olup olmadığı irdelenerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanlış değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 26.2.2015, 2014/14628 – 2015/5959)

Davalı avukat tarafından davacıya vekaleten Balıkesir İdare Mahkemesinin 2008/1559 esas sayılı dosyası ile idari işlemin iptali istemiyle dava açıldığı, bu davanın mahkemece, 30 günlük dilekçe yenileme süresinin geçmesi nedeniyle süre aşımı yönünden reddine karar verildiği, kararın Danıştay tarafından onandığı, dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Mahkemece, İdare Mahkemesinde açılan davada dilekçenin süresinde yenilenmesi halinde davacının davayı kazanabilme ihtimalinin olup olmadığı, olmadığı takdirde bile, sorumlulara karşı başkaca hukuki sebeplerle talepte bulunma hakkı bulunup bulunmadığı, başka bir deyişle davacı müvekkilin, vekilin eylemi ile zarara uğrayıp uğramadığı, zararın gerçekleşip gerçekleşmediği hususlarında herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Eksik incelemeye dayanılarak hüküm kurulamaz. Öyle olunca mahkemece, davalı vekil tarafından davacı müvekkiline vekaleten Balıkesir İdare Mahkemesinde açılan iptal davasına ilişkin dosya incelenip gerektiğinde konusunda uzman bilirkişiden taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor da, alınmak suretiyle davacının dilekçe süresinde yenilenmiş olsaydı iptal davasını kazanabilme ihtimalinin olup olmadığı, sorumlulara karşı başkaca hukuki sebeplerle talepte bulunma hakkı bulunup bulunmadığı, dolayısıyla davacı müvekkilin davalı vekilin eylemi nedeniyle zarara uğrayıp uğramadığı hususlarının belirlenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 5.3.2015, 2014/15408 – 2015/6771)

1- Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davalılardan Canip, davacı avukatın iş bu davada ücret talep edilen icra takip dosyasının hasım tarafı olan Osman ile kendisi aleyhine ve menfaat temin etmek amacıyla defalarca telefon görüşmesi yaptığını, ayrıca baş başa da görüştüğünü, bu nedenle güven ilişkisi ortadan kalktığından, davacıyı haklı olarak azlettiğini, olayda vekalet ücreti talep edilemeyeceğini savunmuştur. Davalı Canip’in bu savunması diğer davalılar tarafından, “davacının vekil olduğu icra dosyalarına ilişkin kendileriyle haricen görüştüğü, belli bir miktar para karşılığında takipleri lehe sonuçlandıracağını beyan ettiği, ancak kendilerinin bu talebi kabul etmedikleri şeklindeki dosyaya ibraz edilen 5.9.2011 tarihli dilekçe ile de teyit edilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde, azlin haklı olduğu kabul edilir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, vekaleti sadakatle ifa etmemiş ise, müvekkilin vekilini azli haklıdır.
TBB Meslek Kurallarının 31. maddesinde de, “Avukat hasım tarafın ancak avukatı ile görüşebilir. (Hasmının avukatı yok ise) avukatın hasımla teması zorunlu sınırlar içinde kalır. Hasım tarafla her temasından sonra avukat müvekkile bilgi verir.” düzenlemesi mevcut olup, avukatın hasım tarafla zorunlu olmadığı halde görüşmesi ve bu görüşmeden müvekkilini bilgilendirmemesi, başlı başına meslek kurallarına ve sadakat borcuna aykırılık teşkil eder. Kaldı ki, dava konusu olayda davalı Canip, davacının kendi aleyhine ve menfaat temin etmek için davalı asille görüştüğünü iddia etmektedir.
Her ne kadar mahkemece, “davalının iddialarının mücerret anlatımdan ibaret kaldığı, azlin haklı olduğunun ispat edilemediği14 kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de, davalı Canip, davacının hasım tarafla herkesin görebileceği bir ortamda bilgisi haricinde görüşüp pazarlık yaptığını iddia ederek bu konuda tanık deliline de dayanmıştır. Maddi vakıalar tanıkla ispat edilebileceğinden, mahkemece davacı tanıkları dinlenmeden karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırıdır.
Öte yandan davalı Canip ve aynı avukata vekalet veren dava dışı Canip’in ortaklarının, davacı avukatın Avukatlık Kanunu ve meslek kurallarına aykırı olan söz konusu bu davranışı nedeniyle Baro’ya ve C.savcılığına şikayette bulundukları, davacı hakkında Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından “soruşturma izninin verilmesine yer olmadığına dair” ve İstanbul Barosu tarafından da “disiplin kovuşturması açılmasına yer olmadığına dair” kararlar verildiği, ancak söz konusu bu kararlara karşı itiraz edildiği ve idare mahkemesinde de dava yoluna müracaat edildiği, yapılan başvuruların henüz sonuçlanmadığı, idare mahkemesinde açılan davaların ise derdest olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda azlin haklı olup olmadığının tespiti için, davacı avukat hakkında Baro ve Cumhuriyet Savcılığı nezdinde yapılan şikayetlerin, itiraz yoluyla birlikte nihai olarak sonuçlanmasının bekletici sorun yapılmamış olması da isabetsizdir.
O halde mahkemece azlin haklı olup olmadığı konusunda, öncelikle idare mahkemesinde açılan davalar ile, Barolar Birliğine yapılan itirazların sonuçlanması beklenip, ayrıca davacının gösterdiği tanıklar da dinlenmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile “azlin haklı olduğunun ispat edilemediği44 belirtilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 13.1.2015, 2014/9036-2015/154)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin, 27.6.2011 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı avukat, azlin haksız olduğunu ileri sürerken davalı ise, davacının görevini sadakat ve özenle yerine getirmediğini, azlin haklı olduğunu savunmuştur. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgilidir. Oysa ki mahkemece bu yönde bir inceleme ve değerlendinne yapılmamıştır. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. O halde mahkemece, taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık konusu olan, “azlin haklı olup olmadığı” hususu ile ilgili inceleme ve değerlendinne yapılarak, bunun sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 28.1.2014,2013/23203 – 2014/2149)

Davacı eldeki dava ile davalı tarafından haksız nedenle azledildiğini ileri sürerek az yukarıda belirtilen ücret kalemlerinin davalıdan tahsilini istemiş olup, davalı ise azlin haklı olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir. Davacı avukatın, vekil olarak borçları BK’nun 389 ve devam maddelerinde gösterilmiş olup, öncelikle vekilin BK.nun 390 maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekte yükümlüdür. Vekil sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. Şayet vekili görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, vekil edenin vekilini azli haklıdır. Avukatlık kanununun 174. maddesi hükmüne göre azil haklı ise avukatlık ücretinin ödenmesi gerekmez, haksız azil halinde ise ücretin tamamına avukat hak kazanır.
Davalının azlin haklı olduğuna dair savunması üzerinde gerektiği şekilde durulup araştırılmamıştır. Her şeyden önce numarası bildirilen icra ve dava dosyalarının tamamı celbedilip incelenmemiş, davacının görevini yerine getirip getirmediği, bir ihmal ve kusurunun olup olmadığı hususu hükme esas alınan bilirkişi raporunda somut ve ayrıntılı olarak belirtilmemiş, mahkemece de bu yönde bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Öyle olunca davacının gerekli şekilde özen ve dikkati göstererek dosyaları takip ettiği, azlin haksız olduğu yönündeki bilirkişi ve mahkemenin görüşünün doğru olup olmadığı denetlenememektedir. Hal böyle olunca mahkemece, davalının azlin haklı olduğuna dair savunmasında belirttiği tüm icra ve dava dosyalarının getirtilerek, öncelikle davacının görevini layikı ile yerine getirip getirmediği, davacının bir ihmal ve kusurunun bulunup bulunmadığı, azlin haklı olup olmadığı konusunda detaylı bir inceleme ve araştırma yapılmalı, gerektiğinde konusunda uzman bilirkişi veya kurulundan rapor alınmalı sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece açıklanan hususlar nazara alınmadan aksi düşüncelerle ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 25.2.2014, 2014/4938 – 2014/4980)

Davacı, davalının avukatlığını üstlenerek davalıya vekaleten alacak davası açtığını, davanın lehe sonuçlanması sonrasında mahkeme ilamının infazına yönelik icra takibi yaptığını, bu icra takibi aşamasında davalı tarafından yapılan haksız azil işlemi nedeniyle vekalet ücretinin ödenmediğini ileri sürerek bu vekalet ücretinin tahsili isteminde bulunmuştur. Davalı savunmasında, mahkeme ilamının icra takibine konulmamasına ilişkin davacıya verdiği talimata aykırı olarak, davacı tarafından icra takibi yapılması nedeniyle haklı olarak azlettiğini savunmuştur. Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesine dayanmakta olup, vekalet sözleşmesinin en önemli unsurları arasında; vekilin talimata uygun hareket etme borcu, özen borcu ve hesap verme borcu gelmektedir. 6098 Sayılı Borçlar kanunun 505. maddesindeki (Eski BK 389.) düzenlemeye göre vekil, vekalet verenin açık talimatına uygun davranmakla yükümlü olup, bu kapsamda vekilin talimata aykırı davranması halinde vekalet veren, vekilini azletme hakkına sahiptir. Somut uyuşmazlık itibariyle azlin haklılığına ilişkin olarak davalının savunması doğrultusunda vekilin talimatına aykırı davrandığım ispat etmesi gerekir. Davalı, ihtarname göndermek suretiyle davacı avukata icra takibi yapmaması yönünde yazılı bir talimat ilettiğini iddia etmediği gibi bu yönde bir delilde göstermemiştir. Davalı vekalet veren davacıya bu talimatını sözlü olarak ilettiğini iddia etmiş olup, bu olgu maddi bir vakıaya ilişkin olmakla, maddi vakıaların tanıkla ispat edilebileceği bilinen bir gerçektir. Davalı bu hususun ispatına yönelik olarak tanık beyanına dayanmıştır. Mahkemece davalının gösterdiği tanıklar dinlenerek ve dosya kapsamındaki diğer deliller değerlendirilmek suretiyle azlin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı tespit edilerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde soyut davalı savunmasına itibar edilmek suretiyle eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 5.5.2014, 2014/841 – 2014/14408)

Davacı eldeki davada, davalının kendisine hakaret edip kavga çıkardığını, haksız olarak azledildiğini, istifasının da haklı nedenlere dayandığını belirterek ücretinin tahsilini istemektedir. Mahkemenin davanın kabulüne dair ilk kararı dairemizce, davacı hakkında görülen ceza davasının soncunun beklenmesi gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece, dairemiz bozma karanna uyularak davacının ceza davasında mahkum olduğu belirtilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, mahkemelerin her türlü kararının gerekçeli olması 6100 sayılı HMK.nun 297 ve Anayasanın 141. maddesi uyarınca zorunludur. Bu husus Anayasal ve yasal mevzuat uyarınca zorunlu olduğu gibi, mahkeme kararının temyiz denetimi de ancak kararın gerekçeli olarak yazılması halinde mümkündür. Temyiz edilen mahkeme kararı incelendiğinde azlin, varsa istifanın haklı olup olmadığı yönünden bir belirlemenin bulunmadığı, azlin veya varsa istifanın yerinde olup olmadığının karar yerinde tartışılmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, davacının ceza mahkemesinde mahkum olduğunun karar yerinde gösterilmesinin azlin veya istifanın haklı olup olmadığı yönünde yeterli gerekçeyi kapsamadığı da sabittir. Bu itibarla mahkemece, davacının vekaletten azlinin veya varsa davacı avukatın istifasının haklı nedenlere dayalı olup olmadığının araştırılarak bu hususun karar yerinde de gösterilmesi gerekir. Araştırma sonunda, davacı avukatın davalı müvekkili tarafından azledilmesinin haklı veya varsa davacımn istifasının haksız olduğunun kabul edilmesi halinde ise, azil veya istifa tarihinde davacının tahsil edilerek veya sonuçlanarak kesinleşen işlere ait avukatlık ücreti-ni Avukatlık Kanununa göre hesaplanan miktarda isteyebileceğinin kabulü gereklidir. Mahkemece, değinilen bu yönler gözetilmeden, yeterli inceleme yapılmadan eksik ve yetersiz gerekçeyle, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 14.5.2014,2013/32324 – 2014/15494)

Davacı, ödenmeyen vekalet ücretinin tahsili amacıyla davalılar aleyhine başlattığı icra takibine davalıların haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, icra takibine vaki itirazın iptali istemiyle eldeki davayı açmıştır. Taraflar arasında yazılı vekalet ücreti sözleşmesi bulunmamaktadır. Taraflar arasmda yazılı sözleşme bulunmayan hallerde vekalet ücreti üstlenilen işin sonuçlanması ile muaccel olur. Vekil-vekil eden arasında bulunan vekalet sözleşmesinin temel dayanağı olan güven ve saygı ilişkisidir. Güven sarsıcı harekette bulunulması sonucu ilişkinin sarsılması, buna da davacı tarafın tutum ve davranışının yol açması halinde azil haklıdır. Avukatlık Kanununun 174. maddesine göre, avukatın haksız olarak azli halinde ücretin tamamı azil edilen vekile verilir ancak, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise, yani azil haklı ise avukatlık ücretinin ödenmesi gerekmez.
Davacı bu davasında davalıların vekili olarak takip edip sonuçlandırdığı dava ve icra takiplerinden dolayı kendisine ödenmesi gereken vekalet ücretinin ödenmediğini, davalıların kendisini haksız olarak azlettiklerini ileri sürmektedir. Davalılar ise, davacının vekilliklerini üstlendiği dönemde davalarla ilgili kendilerini yeterince bilgilendirmediğini belirterek davacıya güvenlerinin sarsılması nedeniyle haklı olarak azlettiklerini belirtmişlerdir. Mahkemece tarafların az yukarıda açıklanan iddia ve savunmaları üzerinde durulmamış azlin haklı olup olmadığı konusunda herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır.
Hal böyle olunca mahkemece öncelikle davalıların davacıyı azletmesinin haklı olup olmadığının saptanıp buna göre davacının hak ettiği vekalet ücretinin, konusunda uzman bilirkişiden açıklamalı, taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle tespit edilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incele-me ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 11.3.2014, 2013/28445 – 2014/6774)

Taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin, 16.12.2008 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı avukat, azlin haksız olduğunu ileri sürerken davalılar ise, özetle; davacının görevini sadakat ve özenle yerine getirmediğini, Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2003/915 sayılı dosyasında dava değerinin yüksek gösterildiğini, bu dosya için yapılan ek vekalet ücret sözleşmesinin murisin yaşlılığından faydalanılarak imzalatıldığını, bu dosyada faiz talep edilmesinin unutulduğunu, talimat vermedikleri halde unutulan faizin tahsili için icra takibi başlatıldığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne açılan davanın gereği gibi takip edilmediğini, prosedüre uyulmadığını, kendilerine eksik bilgi verildiğini, şirket tarafından icra dosyasına ibraz edilen banka teminat mektubunun haber verilmeden davacı tarafından nakde çevrilmeye çalışıldığını belirterek azlin haklı olduğunu savunmuşlardır. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalıların vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir.
Hukukçu bilirkişi tarafından düzenlenen 22.3.2011 tarihli raporda, Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2003/915 esas sayılı dosyasında faiz talep edilmemiş olmasının ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne açılan davanın prosedüre uyulmaması nedeniyle kısmen reddedilmiş olmasının haklı azil nedeni olabileceği belirtilmiştir. İtiraz üzerine aldırılan 20.3.2012 tarihli bilirkişi kurulu raporunda ise davacının haklı azledildiğine dair delil sunulmadığı ve azlin haksız olduğu bildirilmiştir. Mahkemece, davalının yargılama sırasında ileri sürdüğü azil nedenleri tartışılmamış, bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmemiş, hangi bilirkişi raporuna itibar edildiği açıklanmadan soyut olarak davacının vekalet ücreti alacağına hak kazandığı kanaatine varıldığı belirtilmiştir. Hal böyle olunca, mahkemece, davalının savunmasında bildirmiş olduğu azil nedenleri ile ilgili ayrı ayrı inceleme ve değerlendirme yapılmak suretiyle azlin haklı olup olmadığı irdelenerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanlış değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Diğer taraftan davacı, dava dilekçesinde her bir dosya yönünden talebini ayrı ayrı açıklamıştır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verildiği halde, hangi dosyalar yönünden kabul hangi dosyalar yönünden ret kararı verildiğinin, hangi yöntemle hesaplama yapıldığının açıklanmamış olması kabul şekli bakımından yerinde görülmemiştir. Usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD.
30.1.2014, 2013/9385 – 2014/2394)

Her ne kadar mahkemece, bilirkişi raporu da dikkate alınarak azlin haksız olduğu gerekçesi ile 8.387.42.TL akdi ve 7.030.00.TL karşı yan vekalet ücreti ile 1.212.00.TL dava ve başvuru masrafı olmak üzere toplam 16.629.42.TL’nın davalılardan tahsiline karar verilmiş ise de; davalıların, aile fertleri tarafından kurulan 3 şirket ve diğer aile fertlerinin davalarını da vekil olarak takip eden davacı vekilin, tüm davalarda ihmali olduğu, davaları sürüncemede bıraktığı ve layıkıyla takip etmediği gerekçesi ile haklı nedenle 22.9.2010 tarihli azilname ile azlettikleri yönündeki savunmaları doğrultusunda davaya konu yapılan ve azil tarihinde halen derdest olan Araklı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/33 Esas sayılı dava dosyası haricinde bir araştırma yapılmadığı, bu yönden davalıların delil listesinde belirttiği delillerin toplanmadığı dosya kapsamı ile sabittir. O halde mahkemece, davalılar tarafından yapılan azlin haklı olup olmadığı yönünde taraf delilleri toplanarak, inceleme yapılması ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 15.1.2014, 2013/14190-2014/631)

Her ne kadar mahkemece, Davacı tarafından, davalı avukat Kamil aleyhine yapılan azlin haklı olduğu kabul edilmiş ise de; Davacı şirket adına İstanbul Bölge Müdürü Macit ile davalı Kamil  arasında imzalanan 1.3.1999 tarihli Avukatlık ücret sözleşmesi geçerlidir. Tarafları bağlar. Bu sözleşmenin 1. maddesinde, avukatın açılan takip miktarının % 10’ unu vekalet ücreti olarak alacağı ve avukatlık ücretinin 1/3′ ünün peşin olarak ödeneceği, 2. maddesinde icra takipleriyle ilgili olarak icra tetkik mercilerindeki davalarda, çekler hakkında yapılan karşılıksız çek şikayetlerinde (Asliye Ceza Mahkemesindeki davalarda) ve şirketin diğer bilumum işlerinde İstanbul Barosu en az vekalet ücret çizelgesindeki miktarın peşinen ödeneceği, aynı sözleşmenin 3. maddesindeki yapılacak masraflar ve vekalet ücretinin peşinen ödenmediğinde yapılan icra tahsilatlarından vekalet ücretini ve masraflarım ve masraf avanslarını kesme hakkına sahip olacağı kararlaştırılmıştır. Bu hükümler gözönünde bulundurularak davalı karşı davacı avukatın tahsilatı yapılmayan icra takibi ve karşılıksız çek davaları yönünden işin başında talep edebileceği peşin ücretler ile tahsilatı yapılan miktarlardan alabileceği vekalet ücreti hesaplanarak bu miktarın avukatın uhdesinde tuttuğu tahsilattan fazla olup olmadığı taraf ve yargı denetimine esas olacak şekilde gerekirse alanında uzman bilirkişi marifetiyle belirlenerek azlin haklı olup olmadığı hususunun değerlendirilmesi gerekirken mahkemece eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD.
5.3.2014, 2013/8339 – 2014/6000)

Taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin, 12.8.2010 tarihli vekaletname ile başlayıp, 31.12.2010 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Asıl ve birleşen davada davacı avukatlar, azlin haksız olduğunu ileri sürerken davalı şirket ise, davacıların görevini sadakat ve özenle yerine getirmediklerini, gerekçeli kararları almakta geciktiklerini, bilgi ve hesap vermediklerini, duruşmaya katılmadıklarını, kendisini zarara uğrattıklarını belirterek azlin haklı olduğunu savunmuştur. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalının vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir.
Oysa mahkemece, davalının, gerek 31.12.2010 tarihli azil ihtarında ayrı ayrı kalemler halinde bildirmiş olduğu, gerekse yargılama sırasında ileri sürmüş olduğu azil nedenleri üzerinde inceleme ve değerlendirme yapılmadığı gibi, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da, azil nedenleri irdelenmemiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. O halde mahkemece, taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık konusu olan, “azlin haklı olup olmadığı” hususu ile ilgili, davalının 31.12.2010 tarihli ihtarında ve iş bu davada ileri sürmüş olduğu azil nedenleri incelenip değerlendirilerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 1.7.2014,2013/19995 – 2014/22376)

Hükmüne uyulan bozma ilamından sonra mahkemece, “davalının, davacı tarafından psikolojik baskı altında senet imzalatıldığı konusundaki iddiasını kanıtlayamadığı, bu nedenle azlin haklı olmadığı” belirtilerek hüküm kurulmuşsa da, davalının diğer azil nedeni olan, “davacı avukat tarafmdan dosyaların gereği gibi ve özenle takip edilmediği” konusunda ise herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. O halde mahkemece davacı avukat tarafmdan, vekalet konusu işlerin özenle ve gereği gibi takip edilip edilmediği konusunda inceleme yapılıp, gerektiğinde bilirkişiden taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine uygun rapor alınmak suretiyle azlin haklı olup olmadığı değerlendirilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, tek azil nedeni irdelenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 24.12.2013, 2013/3935-2013/32550)

Taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin, 24.6.2011 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Davalı, davacıları haklı olarak azlettiğini savunmuşsa da, mahkemece bu yönde bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı gibi, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da azille ilgili bir değerlendirme bulunmamaktadır. Her ne kadar davacıların ücret talep etmiş oldukları 16 adet dava ve icra dosyası arasmda, azil tarihi itibariyle kesinleşmiş olan, dolayısıyla azilden bağımsız olarak ücrete hak kazanılan dosyalar mevcutsa da, henüz sonuçlanmayıp derdest olan dosyalar da mevcuttur. Bu nedenle taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, davalının ödemekle yükümlü olduğu vekalet ücreti miktarı da, ancak bunun sonucuna göre belirlenebilecektir.
O halde mahkemece, taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık konusu olan, “azlin haklı olup olmadığı” incelenip değerlendirilerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 24.9.2013, 2013/19010 – 2013/22612)

Dava, vekalet ücreti alacağına ilişkin olup, davacı, davalının kendisini haksız olarak azlettiğinden bahisle aralarında akdedilen yazılı ücret sözleşmesine göre hesaplanacak olan vekalet ücretinin davalıdan tahsilini istemiştir. Davalılar, davacı avukatın davalarda hukuki hatalar yaptığını, güven duygularını yitirmeleri sonucunda davacıyı haklı olarak azlettiklerini savunmuşlardır. Mahkemece, davacı avukatın davalılar tarafından azlinin haklı olup olmadığı üzerinde durulmamıştır. Tarafların bu konuda delileri toplanarak, gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi heyetinden rapor alınarak, rapor sonucunda azlin haklı olduğuna karar verilirse, davacının azil tarihine kadar olan bitmiş ve kesinleşmiş işlerden dolayı ücrete hak kazandığı kabul edilerek vekalet ücretinin hesaplanması, yok eğer azil haksız ise taraflar arasındaki sözleşme uyarınca vekalet ücretinin hesaplanması gerekirken, yazılı şekilde azlin haklılığı tartışılmadan hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 25.6.2014, 2013/18990-2014/20995)

Taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin, 1.11.2010 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı avukat, azlin haksız olduğunu ileri sürerken davalı ise, 8.3.2011 tarihli celsede özetle; davacının görevini sadakat ve özenle yerine getirmediğini, icra dosyasına yatırılan nafakanın bilgisi ve talimatı olmadan davacı tarafından çekildiğini, kendisinden olması gerekenden fazla masraf alındığım, verilen bir kısım masrafların dosyalara yatırılmadığını belirterek azlin haklı olduğunu savunmuştur. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalının vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir.
Mahkemece, davalının yargılama sırasında ileri sürdüğü azil nedenleri üzerinde durulmamış, soyut olarak davacının yasal işlemleri yerine getirdiği belirtilmiştir. O halde mahkemece, davalının savunmasında bildirmiş olduğu azil nedenleri ile ilgili ayrı ayrı inceleme ve değerlendirme yapılmak suretiyle, azlin haklı olup olmadığı irdelenerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanlış değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 10.10.2013, 2013/17672-2013/25026)

Davacı eldeki davada, davalı ile yaptığı ücret sözleşmesi gereğince, davanın kazanılması halinde davalıya ödenecek meblağın %10’nun avukatlık ücreti olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davalının azlinin haklı nedenlere dayanmadığını belirterek, ücret sözleşmesinden bakiye kalan kısmın davalıdan tahsili noktasında yapılan icra takibine itirazın iptalini istemiş olup, davalı ise, azlin haklı nedenlere dayandığını belirterek davanın reddini dilemiştir.
İncelenen dosya içeriğine göre, mahkemece, bilirkişi raporu esas alınarak azlin haklı olduğu noktasında ispat yükümlülüğünün davalı tarafından yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmakta ise de, 7.12.2012 tarihli bilirkişi raporunda, davalı tarafından haklı azil nedeni olarak açıkça ileri sürülen hususların incelenerek azlin haklı olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, mahkemece, davalı tarafça tanzim edilen azilname ile İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/519 esas sayılı dosyasının bilirkişiye tevdi ile azlin haklı olup olmadığı hususunda alınacak rapor sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, Bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 12.11.2013, 2013/17000-2013/27932)

Mahkemece, bilirkişi raporunda davacı avukatın azlinin haklı azil niteliğinde bulunmadığının mütalaa edildiği gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Ancak, mahkemece, davalının azlin haklı olduğuna dair savunması üzerinde gerektiği şekilde durulup araştırılmamıştır. Herşeyden önce numaraları bildirilen dosyalarda davacının görevini gereği gibi yerine getirip getirmediği, bir ihmal ve kusurunun olup olmadığı, davalı savunmasını karşılayacak şekilde somut olarak araştırılmamış, bu yönde bir inceleme yapılmamış, bilirkişi raporunda da bu husus üzerinde durulmamıştır. Öyle olunca, davacıların gerekli şekilde özen ve dikkati göstererek dosyaları takip ettiği, azlin haksız olduğu yönündeki mahkemenin görüşünün, doğru olup olmadığı denetlenememektedir.
Zira kararda dosyalara göre değerlendirme ve belirleme olmadığı gibi, sadece genel bir ifade ile azlin haksız olduğunun açıklanması yeterli değildir. Mahkemece davalının bildirdiği dosyalarda, davacıların bir ihmal ve kusurunun bulunup bulunmadığı, gerektiğinde bilirkişi aracılığı ile araştırılarak, azlin haklı olup olmadığı belirlenmeli, sonucuna göre, davalının karşı davası üzerinde de durularak bir karar verilmelidir. Mahkemece açıklanan hususlar nazara alınmadan aksi düşüncelerle ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 23.1.2014, 2013/16560 – 2014/1628)

Davalıların, İscehisar Noterliği’nin 29 Mayıs 2008 ve 23 Haziran 2008 tarihli vekaletnameleri ile davacıyı vekil olarak atadıkları, taraflar arasında 15.1.2010 tarihli avukatlık sözleşmesinin imzalandığı, davacının bu vekalet ilişkisine istinaden dava ve icra dosyalarında davalıları temsil ettiği, İscehisar Noterliği’nin 13 Temmuz 2011 tarihli ihtarnamesi ile davacının vekalet görevinden azledildiği, eldeki davanın Afyonkarahisar 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/49 Esas-2011/28 Karar sayılı dava dosyasında davacının hak kazandığını ileri sürdüğü vekalet ücretinin tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkin olduğu hususlarında ihtilaf yoktur.
Davalılar, dava dışı şirketle yaptıkları 14.4.1998 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince dava dışı şirketten olan alacaklarının tahsili için başlatılan icra takiplerinde davacının vekil olarak kendilerini temsil ettiğini, icra takipleri nedeniyle dava dışı şirket ile uzlaşıldığım ve 16/07/2009 tarihli protokol imzalandığını, davacının söz konu-su protokol ile kendi avukatlık ücretini tamamen aldığını, bu protokol ile dava dışı şirketin ibra edildiğini ancak davacı avukat tarafından 14/04/1998 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan haklarının saklı tutulmadığını, bu nedenle hukuki menfaatlerinin ihlal edildiğini, dava dışı şirketten alacaklarını tahsil edebilmek için 230.000,00 TL tutarında alacak davası açmak zorunda kaldıklarını, bu davada da davacının yeterince savunma yapmadığını, Avukatlık Kanunu’ndan kaynaklanan yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmediğini, 2009 tarihli protokol ile dava dışı şirketin ibra edilmesi nedeniyle davanın reddine karar verildiğini belirterek azlin haklı olduğunu savunmuşlardır. Mahkemece, 29 Kasım 2012 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak davacının takip ettiği icra ve dava dosyalarında azli haklı kılacak şekilde herhangi bir kusur ve ihmalinin bulunmadığı, azlin haksız olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalıların az yukarıda açıklanan azil nedenleri değerlendirilmemiş, salt icra dosyaları incelenerek sonuca ulaşılmıştır. Bilirkişi raporu bu hali ile hükme dayanak yapılamaz. Vekalet ilişkisi bir bütün olup azil, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet eder. Dosya kapsamından davacı avukat ile davalılar arasında başka dava dosyaları nedeniyle avukatlık ücretine ilişkin davalar olduğu anlaşılmaktadır. O halde mahkemece öncelikle davalıların azil nedenleri üzerinde durulmalı, vekalet ücretine ilişkin diğer dava dosyaları ile 16/07/2009 tarihli protokol ve 14/04/1998 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmeleri incelenmek suretiyle davacı avukatın azlinin haklı olup olmadığı değerlendirilmeli ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemece eksik ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yanlış değerlendinne ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 20.6.2013, 2013/15312 – 2013/16890)

Taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık azlin haklı olup olmadığına ilişkindir. Davacı, azlin haksız olduğunu ileri sürmüş, Davalı ise, dosya numaralarını belirtmek suretiyle davacı avukat tarafından takip edilen bir kısım dosyaların yeterli takip edilmemesi nedeniyle işlemden kaldırıldığını, işlemden kaldırılan dosyaların yenilenmesi sonrasında hiçbir işlem yapılmadığını, yine bazı dosyalarda açıldığı tarihten itibaren uzun süre geçmesine rağmen menkul haczi yapılmadığı, borçlunun işyerine maaş haczi için yazı yazılmadığı, bir kısım dosyalarda taşınmaz haczi olmasma rağmen satış yapılmadığı, bir kısuu icra dosyalarına tahsilat olarak para yatırılmasına rağmen bu işlemin sözleşmede belirlenen 5 iş günü içinde kendilerine bildirilmediği gibi uzun süre geçmesine rağmen paraların davacı avukat tarafından çekilmediğinin tespit edildiğini belirterek, bu nedenle azlin haklı olduğunu savunmuştur.
Mahkemece karara esas alınan bilirkişi raporunda azlin haklı olup olmadığına ilişkin olarak davalının savunmaları doğrultusunda herhangi bir inceleme yapılmadığı gibi mahkemenin karar gerekçesinde de bu yönde bir değerlendirmenin yer almadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece öncelikle azlin haklı olup olmadığı hususu tartışmaya açılarak, davalı savunmaları doğrultusunda dosyalar üzerinde gerekli bilirkişi incelemesi yapılması sağlanarak azlin haklı olup olmadığı tespit edilerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 21.10.2013, 2013/13016 – 2013/25199)

Mahkemece, davacı avukatın gerekçesiz şekilde azledildiği açıklanarak hüküm kurulmuştur. Ancak, davalının azlin haklı olduğuna dair savunması üzerinde yeterince durulup araştırılmamıştır. Her şeyden önce numarası bildirilen icra dosyası celbedilip incelenmemiş, davacının görevini yerine getirip getirmediği, bir ihmal ve kusurunun olup olmadığı hususu somut olarak hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirtilmemiş, mahkemece de bu yönde bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Ayrıca mahkemece, vekalet ücretinin ne şekilde hesaplandığı da dosya kapsamı ile anlaşılamamaktadır. Öyle olunca, mahkemece, az yukarıda açıklanan şekilde gerekli inceleme ve araştınna yapılarak, azlin haksız olduğu kabul edilirse vekalet ücreti hesabına ilişkin gerekçede açıklama yapılarak sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece, bu hususlar nazara alınmadan aksi düşüncelerle ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 7.11.2013,2013/11583-2013/27574)

Yanlar arasında imzalanan 25.5.2009 tarihli avukatlık ücret sözleşmesine göre, şirket çalışanlarından Mehmet  ve Pınar  hakkında açılan ceza davasında vekalet ücreti olarak 15 Bin USD+KDV ödeneceği, bu ücretin 1/2 sinin akdin imzasını takiben 7 gün içinde bakiye ücretin ise davanın sanıklar lehine sonuçlanması halinde avukata ödeneceği, böylece bakiye ücret ödenmesinin başarı koşuluna bağlandığı anlaşılmakta ise de, davacı vekilin azli ile bahsi geçen kamu davasının davacı Avukat tarafından takibi ve sonuçlandırılması artık mümkün bulunmamaktadır. 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 174/2. maddesi uyarınca haksız olarak azledilen avukat ücreti tamamına hak kazanır. Azlin haklı olması halinde ise azil tarihinde devam eden işler yönünden istemde bulunamaz ise de, biten işler yönünden vekalet ücretini isteyebilir. Öyle olunca mahkemece bu doğrultuda araştırma ve inceleme yapılmalı, azlin haklı olup olmadığı araştırılmalı ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılarak sonucuna göre hüküm tesis edilmesi gerekirken, sözleşmede yer alan başarı koşulunun gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 22.10.2013, 2013/20360 – 2013/25378)

Davacı, davalı şirketin vekili olarak davalar açtığını, takipler yaptığını ancak haksız yere azledildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Davalılar, davacı ile 10.000-TL karşılığında anlaştıklarını, bu meblağın kendisine ödendiğini ancak davacının haklı bir neden olmadan birbirini takip eden duruşmalara katılmadığını, hiçbir takipte imza itirazı ile birlikte yetki itirazında bulunmadığını, lüzumsuz harcamalar yaparak zarara neden olduğunu, süre-sinde itiraz edilmemesi nedeniyle kesinleşen takipler nedeniyle işyerlerinde hacizler yapıldığını, azlin haklı olduğunu savunarak davanın reddini dilemişlerdir. Davaya konu azil nedenleri hakkında davalılar davacıyı Baro Başkanlığına şikayet etmiş, İstanbul Barosu Disiplin Kurulu Başkanlığı’nın 30.4.2012 tarihli karan ile davacı avukatın boş çekler için iptal davası açtığı, icra takiplerinde yetki itirazında bulunmadığı, bu hali ile müvekkilini zarara uğrattığından bahisle kınama cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkemece, 14.3.2009 tarihli bilirkişi raporu ve ek raporu hükme esas alınarak azlin haklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne hükmedilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, dosyalara ilişkin masraflann ve yatırılması gereken teminatlann davalılar tarafından davacıya verilmemesi nedeniyle davacı avukatın azil olayında hiçbir kusurunun bulunmadığı, azlin davacı avukatın sorumluluğu dışındaki olaylar nedeniyle gerçekleştiği ve haksız olduğu mütalaa edilmiştir. Ne var ki bilirkişi raporunda davalılar tarafından öne sürülen diğer azil nedenleri hakkında bir değerlendirme yapılmamıştır. Hal böyle olunca bu bilirkişi raporu ve ek raporu hüküm kurmaya elverişli ve yeterli değildir. Bu durumda mahkemece, davalılar tarafından ileri sürülen diğer azil nedenleri de tartışılarak ve davacı avukat hakkında verilen disiplin cezası da gözetilerek azlin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanlış değerlendinne ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykın olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 23.5.2013,2012/28724 – 2013/13597)

Taraflar arasındaki 18.7.2008 tarihli vekaletname ile başlayan vekalet ilişkisinin, 20.4.2009 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı avukat, azlin haksız olduğunu ileri sürerken davalı ise, davacının görevini sadakat ve özenle yerine getinnediğini, hesap vermediğini, yanIış davalar açtığını, kendisini zarara uğrattığını belirterek azlin haklı olduğunu savunmuştur. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalıların vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir.
Mahkemece, davalının gerek 20.4.2009 tarihli azil ihtarında ayrı ayrı kalemler halinde bildirmiş olduğu azil nedenleri üzerinde inceleme ve değerlendirme yapılmadığı gibi, yargılama sırasında belirtilen azil nedenleri üzerinde de durulmamıştır. Yine hükme esas alman bilirkişi raporunda da, azil nedenleri irdelenmemiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. O halde mahkemece, taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık konusu olan, “azlin haklı olup olmadığı” hususu ile ilgili, davalının 20.4.2009 tarihli azil ihtarında ve iş bu davada ileri sürmüş olduğu azil nedenleri, incelenip değerlendirilerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 30.4.2013,2012/15418 – 2013/10808)

Taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin, 22.2.2008 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı avukat, azlin haksız olduğunu ileri sürerken davalılar ise, davacının görevini sadakat ve özenle yerine getirmediğini, hesap vermediğini, kendilerini zarara uğrattığını belirterek azlin haklı olduğunu savunmuşlardır. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalıların vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir.
Oysa mahkemece, davalıların 22.2.2008 tarihli azil ihtarlarında ayrı ayrı kalemler halinde bildirmiş oldukları azil nedenleri üzerinde inceleme ve değerlendirme yapılmadığı gibi, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da, azil nedenleri irdelenmemiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. O halde mahkemece, taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık konusu olan, “azlin haklı olup olmadığı” hususu ile ilgili, davalıların 22.2.2008 tarihli ihtarlarında ve iş bu davada ileri sürmüş oldukları azil nedenleri, incelenip değerlendirilerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 2.4.2013, 2012/12960 – 2013/8195)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasında 11.2.2004 tarihli vekaletname ile başlayan vekalet ilişkisinin, 24.6.2008 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı avukat, azlin haksız olduğunu ileri sürerken davalılar ise, davacının görevini sadakat ve özenle yerine getirmediğini, hesap vermediğini, açmış olduğu davalardaki eksik ve yanlış talepler nedeniyle kendilerini zarara uğrattığını belirterek azlin haklı olduğunu savunmuşlardır. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalıların vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir.
Oysa mahkemece, davalıların gerek 24.6.2008 tarihli azil ihtarlarında altı ayrı kalem halinde bildirmiş oldukları, gerekse yargılama sırasında ileri siirmüş oldukları azil nedenleri üzerinde inceleme ve değerlendirme yapılmamış, dayanakları ve gerekçesi gösterilmeden “davacının dosya ve takiplerde işlemleri meslek kurallarına ve Avukatlık Yasasına uygun olarak yerine getirdiği” belirtilerek azlin haksız olduğu kabul edilmiştir. Yine davalıların dayandıkları azil nedenleri konusunda, hükme esas alman bilirkişi raporunda da herhangi bir inceleme ve değerlendirme bulunmamaktadır. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. O halde mahkemece, taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık konusu olan, “azlin haklı olup olmadığı” hususu ile ilgili, davalıların 24.6.2008 tarihli ihtarlarında ve iş bu davada ileri sürmüş oldukları azil nedenleri, ilgili dosyalar üzerinden incelenip değerlendirilerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 19.3.2013, 2012/14720 – 2013/6788)

Davacı avukat hakkında Ankara 4.Ağır ceza Mahkemesinde görevi ihmal ve hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak suçlarından kamu davası açıldığı, yargılama sonucunda davacının üzerine atılı suçlardan unsur ve delil yokluğu sebebiyle ayrı ayrı beraatine karar verildiği kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Hukuk hâkimi 818 sayılı B.K.’nun 53. maddesi uyarınca ceza mahkemesinde verilen beraat kararı ile bağlı değildir. Davacı avukat, davalıdan dava dışı şahsın borcu sebebiyle vekalet almış ise de makul süre içinde herhangi bir icra takibi yapmamıştır. Takip yapmamasının açıklamasını davacı avukat ispatlamalıdır. Ceza dosyasında dinlenen tanık Kemal  ifadesinde, kendisinin davacı avukata bir takım ödemeler yaptığını bir kısmını çek olarak verdiğini aktarmıştır. Davalının savunması, borçlu Kemalden olan alacağı için davacı avukatın takip yapmadığı gibi borçludan tahsil ettiği ödemeleri kendisine vermeyerek uhdesinde tuttuğu bu nedenle haklı azlettiğini ileri sürmüş olup, mahkemece davalının bu savunması karşısında herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamış, tanık Kemal’in beyanında geçen çeklerin bankaya ibraz edilip edilmediği, çeklerin tahsil edilip edilmediği konulan üzerinde durulmamış ve azlin haklı olup olmadığı yeterince irdelenmemiştir. Ayrıca davacı avukat hakkında disiplin soruşturmasının da devam ettiği anlaşıldığından tüm bunların nazara alınarak deliller toplanarak disiplin soruşturması dosyası da celbedilerek davacı avukatın azlinin haklı olup olmadığı irdelenerek, azlin haklı olması durumunda davanın reddi gerektiği gözetilerek hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken bu hususlar gözardı edilerek eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 13.3.2013, 2012/27822 – 2013/6203)

Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasında 2.11.2001 tarihli vekaletname ile başlayan vekalet ilişkisinin, 26.2.2009 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı avukat, azlin haksız olduğunu ileri sürerken davalı ise, davacının görevini sadakat ve özenle yerine getirmediğini, azlin haklı olduğunu savunmuştur. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalının vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir. Oysa mahkemece, “dosya kapsamına göre azlin haksız olduğu kabul edilebilir.” denilmek suretiyle bu konuda kesin ve tereddütsüz bir şekilde karar verilmemiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. O halde mahkemece, taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık konusu olan, “azlin haklı olup olmadığı” hususu ile ilgili inceleme ve değerlendirme yapılarak, bu konuda kesin ve tereddütsüz bir şekilde karar verilip, bunun sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 12.3.2013,2012/11154 – 2013/6082)

Davacı, haksız azil nedeni ile vekalet ücreti alacağını talep etmiş, davalı ise vekalet görevlerinini özenle yerine getirmediklerinden dolayı azlin haklı olduğunu savunmuştur. Mahkemece, 30.5.2008 tarihli rapor nazara alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükme esas alman bilirkişi raporunda davacı vekilinin dava dilekçesinde belirttiği icra dosyaları ve İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2003/674 E. ve 2003/487 E. dosyalan incelenmiş; davalı vekilinin, dava dışı icra dosyasında sıra cetveli yapılmadan önce davacıların davalının alacağını eksik bildirmesi sebebi ile alacağının tehlikeye düştüğü iddiasında bulunması sebebi alacağın tehlikeye düşüp düşmediği, aynca davacıların vekaletten azlinde davalının haklı olduğuna dair ileri sürdüğü iddiaları ispat edemediği değerlendirilmiş, azlin haksız olduğu kanaatine varılarak vekalet ücreti alacağı belirlenmiştir.
Davalı vekilince 27.3.2009 havale tarihli dilekçesi ile davaya konu İzmir 2. İcra Mü- dürlüğü’nün 2005/6015 sayılı takip dosyasında borçluların mal bildiriminde bulunmasına rağmen söz konusu mallar üzerine davacılar tarafından haciz konulmadığı, aciz vesikası alınmadığı; İzmir 2. İcra Müdürlüğü’nün 2005/6531 sayılı icra dosyasındaki takibin düşmesine sebebiyet verdikleri; İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2005/453 E. ve İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2006/102 E. sayılı dosyasını takipsiz bırakarak davanın açılmamış sayılmasına sebebiyet verdikleri hususu ve bu nedenle kusurlu oldukları belirtilse de mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmamış ve davalı vekilinin belirttiği diğer hususlar gerekçeli kararda tartışılmamıştır. O halde azlin haklı olup olmadığı hususunda davalı vekilinin belirttiği dava dosyasına getirtilmeyen diğer dosyalar da getirtilerek, azlin haksız olması halinde şimdiki gibi, aksi halde azil tarihine kadar bitirmiş işlerle ilgili ücret isteyebileceği, bitirmediği ve azle sebep olan dosyalarla ilgili herhangi bir talepte bulunmayacağı gözetilerek inceleme yapılıp gerektiğinde bilirkişiden bu hususta ek rapor, yetersiz görüldüğü takdirde yeni bir bilirkişi raporu alınarak hasıl olacak sonuca göre hüküm tesisi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 25.2.2013,2012/23648 – 2013/4343)

Davalı, şikayeti üzerine davacılar hakkında disiplin soruşturması açıldığını, icra takiplerinin borçtan aciz vesikası alınarak semeresiz kaldığını, davalılar aleyhine alacak davası açtığını bildirmiştir.
Mahkemece davalının savunmasında belirttiği delilleri toplanarak varsa davacıların karşı delilleri birlikte değerlendirmek suretiyle davacıların özen borcuna uygun davranıp, davranmadığı gözetilmek suretiyle sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup boz-mayı gerektirir. (Y. 13. HD. 6.12.2012, 2012/19294 – 2012/28125)

1 -Asıl dava, avukat tarafmdan müvekkile karşı açılan haksız azil nedeniyle vekalet ücreti alacağının tahsili, birleşen dava ise, müvekkilin, “özen yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği” iddiasıyla avukata karşı açmış olduğu tazminat davasına ilişkindir.
Avukatın, vekil olarak borçları BK’nun 389 ve devam maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, BK.nun 390 maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. Vekil, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, vekil edenin vekilini azli haklıdır. Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” Hükmü mevcut olduğundan bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Haksız azil halinde ise avukat ücretin tamamına hak kazanır.
Dava konusu olayda, asıl dava yönünden taraflar arasındaki uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığına ilişkin olup davacı, haksız olarak azledildiğini ileri sürerken, davalı ise, davacı avukatın görevini özenle ve gereği gibi yerine getirmediğini, kendisini zarara uğrattığını, ayrıca sadakat borcuna da aykırı davrandığını, azlin haklı olduğunu savunmuştur. Mahkemece alman bilirkişi raporunda, “azlin haklı olup olmadığı husususun takdirinin mahkemeye ait olduğu” belirtilerek, bu konuda herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmamış, dosyalara ilişkin safahat açıklandıktan sonra, sadece vekalet ücreti hesabı yapılmıştır. Mahkemece de, tarafların azil konusundaki iddia ve savunmaları irdelenip değerlendirilmeden, davacının, avukat olarak vekalet görevini yasa ve meslek kurallarına göre özen ve sadakatle yerine getirip getirmediği tartışılmadan soyut bir ifade ile “azlin haksız olduğu” kabul edilerek karar verilmiştir. Bu şekilde esik inceleme ile hüküm kurulamaz. O halde mahkemece, davacı avukatın, Avukatlık Kanunu ve meslek kuralları gereğince vekaleti özenle ve gereği gibi ifa edip etmediği, üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmediği konusunda, gerektiğinde uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan açıklayıcı ve denetime elverişli rapor alınmak suretiyle, tarafların bu konudaki iddia ve savunmaları üzerinde de durulup tartışılarak, azlin haklı olup olmadığı belirlenmeli ve bunun sonucuna göre karar verilmelidir. Açıklanan bu husus göz ardı edilerek, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2- Davalı-karşı davacı birleşen davada, davacı avukatın, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/724 esas ve 2005/367 karar sayılı dosyasına ilişkin ilamın icrası için, Şişli 4. İcra Müdürlüğünün 2005/12356 esas sayılı dosyası ile başlattığı icra takibinde hatalı talepte bulunduğunu, takipte hisse senetlerinin aynen iadesi, bunun müm-kün olmaması halinde ise parasal değerinin tahsili için iki ayrı icra emri çıkarılmadığını, ayrıca hisse senetlerinin aynen iadesinin mümkün olmaması halinde belirlenecek parasal değeri üzerinden faiz talebinde de bulunulmadığını ileri sürerek, bu nedenle uğramış olduğu zararın tazminini istemiş, davacı-karşı davalı avukat ise, talebin Avukatlık Kanununun 40. maddesi gereğince zamanaşımına uğradığını savunmuş, mahkemece de birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Oysa ki davalı-karşı davacı 21.4.2008 tarihinde, Şişli 4. İcra Müdürlüğünün 2005/12356 esas sayılı dosyasında, takip konusu hisse senetleri aynen ödenmediğinden, alacağın talep edilen parasal değeri üzerinden faizinin de hesaplanmasını istemiş, ancak bu talep İcra Müdürlüğü tarafından aynı tarihte reddedilmiş, İcra Müdürlüğünün bu kararının kaldırılması için Şişli 3. İcra Hukuk Mahkemesine 22.4.2008 tarihinde şikayet yoluyla başvuruda bulunmuş, 24.4.2008 tarihinde söz konusu şikayet de reddedilmiştir. Birleşen dava 16.5.2008 tarihinde açıldığına göre, davada zamanaşımına söz konusu olmayıp, birleşen dava yönünden mahkemece işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 2.10.2012, 2012/3983 – 2012/21778)

Mahkemece, davacı avukatın azlini gerektirir dosyada herhangi bir kayıt ve belge bulunmadığı gerekçesi ile hüküm kurulmuştur. Davacı avukatın azil tarihinden önce liste halinde sayılan dava ve icra dosyalarından sulh ve ibra edildiğine ilişkin, davalı kooperatif tarafından imzalanan belgelerin, sayılan dosyalardan dolayı vekalet ücretleri-ni hakettiği anlamında değerlendirilmesine olanak yoktur. Mahkemece, davalının azlin haklı olduğuna dair savunması üzerinde gerektiği şekilde durulup araştırılmamıştır. Herşeyden önce numaraları bildirilen dosyalarda davacının görevini yerine getirip getirmediği, bir ihmal ve kusurunun olup olmadığı, azilden önceki 19.4.2006 ve 25.4.2006 tarihli istifaların neye dayandığı, haklı olup olmadığı hususu hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirtilmemiş, mahkemece de bu yönde bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Öyle olunca, davacının gerekli şekilde özen ve dikkati göstererek dosyalan takip ettiği, azlin haksız olduğu yönündeki mahkemenin görüşünün, doğru olup olmadığı denetlenememektedir. Zira kararda dosyalara göre değerlendirme ve belirleme olmadığı gibi, sadece takibe ve davaya konu dosya açısından azlin haklı olup olmadığının araştırılması da, davacı avukatın süregelen ücret sözleşmeleri ile hukuki danışmanlık ve hizmet verdiği gözetildiğinde, yeterli değildir. Mahkemece davalının bildirdiği dosyalarda, davacının bir ihmal ve kusurunun bulunup bulunmadığı, gerektiğinde bilirkişi aracılığı ile araştırılarak, azlin haklı olup olmadığı belirlenmeli, sonucuna uygun bir karar verilmelidir. (Y. 13. HD. 21.1.2010, 2009/6286 – 2010/420)

Davalı tarafından davacının 18.2.2005 tarihinde vekil tayin edildiği, 5.6.2006 tarihli azilname ile de azledilmiş olduğu taraflar arasında tartışmasızdır. Davacı, takip ettiği dosyalar ve işler nedeniyle avukatlık ücreti talebinde bulunmuş, davalı ise, davacının takip ettiği dava ve icra dosyalarında tahsil ettiği hiçbir ücret hakkında bilgi vermediğini, Balıkesir 3. İcra Müdürlüğünün 2006/3150 E sayılı dosyasında haberi olmadan temyizde olan kesinleşmemiş hükmün vekâlet ücretini karşı tarafla anlaşarak dört taksitte kabul ettiğini, bunun karşılığında hiçbir fatura ve teslim belgesi sunmadığını bildirerek azlin haklı olduğunu savunmuştur. Mahkemece, azlin haklılığını kanıtlama yükünün davalıda olduğu, davalının bu konuda kanıt göstermediği gibi esasen böyle bir savunmasının da bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, davalının savunmaları üzerinde durulmamış, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili bir araştırma yapılmamıştır. Bu durumda, mahkemece, öncelikle Avukatlık Kanunu 174. maddesi uyarınca davacının üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmediğinin, davalının azilde haklı olup olmadığının araştırılması ve bu konuda uzman bilirkişi veya bilirkişiler kurulundan denetime elverişli, açıklayıcı rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 28.10.2010, 2010/4567 -2010/14129)

Davacıların, 19.12.2001 tarihli vekaletname ile davalılar tarafından vekil tayin edildikleri, 30.9.2002 tarihinde davalıların, “Bugüne kadar başlanan ve devam eden işlerde herhangi bir işlem yapılmaması, bugüne kadar başlanan ve devam eden işler dışında yeni iş ve işlem yapılmaması” hususlarını içerir ihtarnameyi davacılara gönderdikleri tartışmasızdır. Davacılar, bu ihtarname ile işlerini kovuşturma imkanı kalmadığından fiilen azledildiklerini ileri sürerek, avukatlık ücret sözleşmesi ile kararlaştırılan avukatlık ücreti talebinde bulunmuşlar, davalılar ise sözleşmede belirtilen ücreti ödediklerini, ancak davacıların sözleşmede belirtilen işlere hiç başlamadığını yada sonuçlandırmadığını bildirerek, cevap dilekçesinde her bir dosya yönünden ayrı ayrı savunmada bulunmuşlardır. Mahkemece, azlin haksız olduğu kabul edilmiş ve avukatlık ücret sözleşmesine göre hesaplama yapan bilirkişi raporu esas alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 30.9.2002 tarihli ihtarname ile davacıların işlemleri takip etme imkanı kalmadığından, bu ihtarnamenin azil niteliği taşıdığı açıktır. Ancak, mahkemece, davalıların savunmaları üzerinde durulmamış ve azlin haklı olup olmadığı ile ilgili bir araştırma yapılmamıştır. Yine, davalılar tarafından aynı avukatlık ücret sözleşmesinden kaynaklandığı ileri sürülen Ankara 30. İcra Müdürlüğü’nün 2002/13226 Sayılı takip dosyasına yapılan itirazın iptali için açılan dava dosyası (Ankara Barosu Hakem Kurulu’nun 25.3.2004 tarih, 2002/223 Esas,2004/79 Karar sayılı dosyası) getirtilmemiş ve davalıların bu yöndeki savunması incelenmemiştir. Bu durumda mahkemece, Ankara 30. İcra Müdürlüğü’nün 2002/13226 Sayılı takip dosyasına yapılan itirazın iptali için açılan dava dosyasının dosya arasına alınması, aynı avukatlık ücret sözleşmesinden kaynaklanıyor ve derdest bir yargılama var ise eldeki dava ile birleştirilmesi, sözleşme kapsamında bulunan tüm takip ve dava dosyalarının getirtilerek davacıların üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmedikleri ve davalıların azilde haklı olup olmadıkları konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişiler kurulundan denetime elverişli, açıklayıcı rapor alınması ve hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde ve eksik incelemeyle hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 25.3.2010, 2009/11627 – 2010/4019)

Davacı, davalılardan Sabahattin Arslan adına bir kısım davaları takip ederken adı geçen davalının 27.4.2009 tarihli azilnamesi ile davacıyı azlettiği, azilnamenin de bir kısım dava dosyaları içerisine girdiği anlaşılmaktadır. Avukatlık Kanunu’nun 174/2 maddesinde “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücret ödenmesi gerekmez” yazılıdır. Yasanın bu hükmü karşısında öncelikle davacı avukatın haklı olarak mı yoksa haksız olarak mı azledildiği varsa bu konuda tarafların delil ve karşı delilleri toplanmak suretiyle araştırılmalı, azlin haklı olduğunun kabulü halinde haklı azli gerektiren dava dosyalan yönünden davacı avukatın ücret isteyemeyeceği, bunun dışında kalan ve azil tarihi itibarıyla karara bağlanan dava dosyaları yönünden ücret isteyebileceği, azlin haksız olduğunun kabulü halinde de azille birlikte azil gününde vekalet ücreti muaccel hale geleceğinden davacının bu davalıya vekaleten vekaletnamesini sunup, takip ettiği dava dosyalan yönünden ücrete hak kazandığı kabul edilmek suretiyle sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemenin bu yönleri gözardı ederek idare mahkemesine açılan dava dosyaları dahi getirtilmeden ve azlin haklı olup olmadığı üzerinde durup, tartışmaksızın, davacının dava dilekçesinde talebi olmamasına rağmen karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti hesabı yapan yetersiz ve denetime elverişsiz olan 19.12.2008 tarihli bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmiş olması aynı zamanda HUMK 74 maddesine de aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 24.11.2009, 2009/6102 – 2009/13699)

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat