Anayasa Mahkemesi Kararı 2013/8635 E.

Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Nedir?

Anayasa Mahkemesi Kararı 2013/8635 E.

CİHAN YEŞİL BAŞVURUSU

Başvuru Numarası : 2013/8635

Karar Tarihi         :  6/5/2015

BAŞVURUNUN KONUSU

Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapah Ceza İnfaz Kurumunda infaz koruma memurlarının saldırısına maruz kalarak hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmasının, bu olay nedeniyle Disiplin Kurulu tarafından kendisine verilen iki ayrı 20 gün süreli hücreye koyma cezasına karşı yaptığı itirazda avukatı huzurunda savunma yapmak için kendisine makul süre verilmemesinin ve üç ayn cezaevine sevkinin yapılarak avukatı ile görüşmesinin kısıtlanmasının kötü muamele yasağını ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüş, disiplin cezalarının sonuçları itibariyle kaldırılması ve tazminat talebinde bulunmuştur.

BAŞVURU SÜRECİ

Başvuru, 28/11/2013 tarihinde Elazığ Ceza Mahkemeleri Ön Bürosu vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım isteminde bulunmuştur.

Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 28/2/2014 tarihinde, adli yardım talebinin kabulü ile başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

Bölüm Başkanı tarafından 18/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

Başvuru konusu olay ve olgular 18/7/2014 tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık görüşünü, ek süre sonunda 22/9/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

Bakanlık görüşü, başvurucuya 25/9/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu görüşe karşı cevaplarını 8/10/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

OLAY VE OLGULAR

Olaylar

Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ve UYAP üzerinden temin edilen belgelerde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

Başvurucu, başvuru tarihinde Elazığ E Tipi Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır.

Başvurucu, 8/2/2013 tarihinde infaz koruma memurları tarafından yaralandığını ve işkenceye maruz kaldığını belirterek vekilleri vasıtasıyla Bolu Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyetçi olmuştur. Yapılan soruşturma sonucunda bazı infaz koruma memurları hakkında zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan Bolu Asliye Ceza Mahkemesinde dava açılmış ancak işkence, kasten öldürmeye teşebbüs, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, tehdit ve hakaret suçundan kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.

Kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karara yapılan itiraz, Düzce Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmiş ve anılan karar kaldırılmıştır. Bunun üzerine Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, altı şüpheli infaz koruma memuru hakkında işkence suçundan Bolu Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açmıştır.

Bolu Asliye Ceza Mahkemesinde infaz koruma memurları hakkında açılan zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçuna ilişkin E.2013/243 sayılı dosyası Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin E.2013/246 sayılı dosyası ile birleştirilmiştir. Birleştirilen dosya, Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde halen derdesttir.

Başvurucunun infaz koruma memurlarını şikâyetine konu olan olay ile ilgili olarak başvurucu hakkında disiplin soruşturması açılmıştır. Disiplin soruşturması sonucunda Disiplin Kurulu, başvurucuya, 13/2/2013 tarihli ve 2013/20 sayılı kararı ile “hükümlü ve tutukluları kasten veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama ve görevlileri her türlü kasten yaralama” eylemi ve 14/2/2013 tarihli ve 2013/21 sayılı kararı ile “kurum görevlilerine karşı hakaret ve tehditte bulunmak” eylemi nedeniyle iki ayrı 20 gün hücreye koyma cezası vermiştir.

Başvurucu, anılan kararlara karşı 27/2/2013 tarihinde Bolu İnfaz Hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. Şikâyet dilekçesinde aynı koğuşta bulunan hükümlüler M.Ç., S.A. ve E.R.’nin tanık olarak dinlenmesini ve şikâyetin duruşmalı incelenmesini talep etmiştir. Bunun üzerine Bolu İnfaz Hâkimliği her iki itiraz ile ilgili olarak başvurucunun savunmasının alınması için başvurucunun sevk edildiği cezaevlerinin bulunduğu yerler gözetilerek önce Tekirdağ İnfaz Hâkimliğine sonra Elazığ İnfaz Hâkimliğine talimat yazmıştır.

Elazığ İnfaz Hâkimliğinde her iki şikâyet kapsamında Bolu İnfaz Hâkimliği tarafından yazılan 3/7/2013 tarihli talimat üzerine yapılan 4/7/2013 tarihli duruşmada başvurucu “ben beyanlarımı avukatım ile birlikte vermek istiyorum. Avukatım Hüseyin Yılmazdır, kendisi Diyarbakır Barosuna kayıtlıdır. Kendisine ben haber vereceğim avukatım ile beyanda bulunacağım. Şu an beyanda bulunmak istemiyorum, talimatın mahkemesine iadesini istiyorum, daha sonra itiraz dilekçemle ilgili avukatımla beyanda bulunacağım” şeklinde açıklamada bulunmuştur.

Başvurucunun talebi doğrultusunda iade edilen talimat üzerine Bolu İnfaz Hâkimliği başvurucunun şikâyet dosyasını Bolu Cumhuriyet Başsavcılığına göndererek görüş istemiştir. Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, 16/7/2013 tarihli mütalaasında başvurucunun savunması alındıktan ve ileri süreceği deliller toplandıktan sonra mütalaa istenmesi yönünde görüş beyan etmiştir. Bunun üzerine Bolu İnfaz Hâkimliği, Elazığ İnfaz Hâkimliğine tekrar talimat yazarak başvurucunun talebi doğrultusunda avukatı ile birlikte dinlenilmesini, varsa delillerinin sorulmasını başvurucuya makul bir süre verilerek bu yönde tebligat yapılmasını istemiştir.

Elazığ İnfaz Hâkimliği, Elazığ E Tipi Kapalı İnfaz Kurumuna yazdığı 1/8/2013 tarihli müzekkerede, başvurucunun avukatı ile görüşüp birlikte savunma yapıp yapmayacağının sorulmasını, avukatı ile savunma yapması halinde avukatının kimliğini bildirmesi için bir hafta süre verilmesini, bu hususun başvurucuya tebliğ edilmesini ve düzenlenecek tutanağın gönderilmesini istemiştir.

Elazığ E Tipi Kapalı İnfaz Kurumu 13/8/2013 tarihli ve 2013/10493 sayılı cevabında başvurucunun avukatına ulaşamadığını, ulaşmak için yakınları aracılığıyla haber gönderdiğini, haber gelmesi durumunda başvurucunun kendiliğinden bir dilekçe ile avukatının ismini ve adresini bildireceğine dair beyanda bulunduğunu belirtmiştir.

Talimatların iadesi üzerine Bolu İnfaz Hâkimliği, 9/9/2013 tarihli ve

2013/573, K.2013/1645 sayılı kararında başvurucunun “hükümlü ve tutukluları kasten veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama ve görevlileri her türlü kasten yaralama” eylemi nedeniyle aldığı disiplin cezasına dair şikâyetlerinin “makul süre içinde savunma yapmadığı ve delilleri de sunmadığı” gerekçesiyle reddine karar vermiştir. Başvurucunun “kurum görevlilerine karşı hakaret ve tehditte bulunmak” eylemi nedeniyle aldığı disiplin cezasına ilişkin şikayetleri ise İnfaz Hâkimliğinin 10/9/2013 tarihli ve E.2013/574, K.2013/1651 sayılı kararında “makul sürenin iki kez verilmesine rağmen savunma yapmadığından savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağı” anlaşılmakla disiplin cezası verilmesine dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile reddedilmiştir.

Anılan kararlara karşı itiraz, Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin sırasıyla 23/10/2013 tarih ve 2013/1126 Değişik İş sayılı ve 7/10/2013 tarihli 2013/1159 Değişik İş sayılı kararları ile reddedilmiştir.

Başvurucu, kararların kendisine tebliğ edilmediğini ve 28/10/2013 tarihinde kararlardan haberdar olduğunu belirtmiştir.

Başvurucu, 26/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

İlgili Hukuk

16/5/2011 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

” Hükümlü ve tutuklular hakkında alınan disiplin tedbirleri ve verilen disiplin cezalarının kanun, tüzük veya yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı olduğu iddiasıyla yapılan şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.”

4675 sayılı Kanun’un 6. maddesi şöyledir:

“Şikayet başvurusu, 5 inci maddede yazılı sürenin geçmesinden sonra veya infaz hâkimliğinin görev ve yetki alanı dışında kalan bir işlem veya faaliyete karşı ya da başvuru hakkı olmayan kimselerce yapılmışsa infaz hâkimi, başvuru dilekçesini esasa girmeden reddeder; şikayet başvurusu başka bir yargı merciinin görevi içerisinde ise o mercie gönderir.

Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.KJS.md.) Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S. K/5. md.J Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K/’S.md.) İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.

İnfaz hâkimi, inceleme sonunda şikâyeti yerinde görmezse reddine; yerinde görürse, yapılan işlemin iptaline ya da faaliyetin durdurulmasına veya ertelenmesine karar verir.

İnfaz hâkimi, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre inceleme ve işlemlerini yürütür ve kararını verir.

İnfaz hâkiminin kararlarına karşı şikayetçi veya ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından, tebliğden itibaren bir hafta içinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre acele itiraz yoluna gidilebilir.

İtiraz, infaz hâkimliğinin kurulduğu yer ağır ceza mahkemesine, ağır ceza mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması halinde (2) numaralı daireye yapılır, infaz hâkimi aynı zamanda bu mahkemenin üyesi olduğu takdirde itirazla ilgili karara katılamaz.”

13/12/2004 tarihli   ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 44. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“(1) Hücreye koyma cezası, hükümlünün eylemlerinin nitelik ve ağırlığına göre bir günden yirmi güne kadar, açık havaya çıkma hakkı saklı kalmak üzere, geceli ve gündüzlü bir hücrede tek başına tutulması ve her türlü temastan yoksun bırakılmasıdır.

2) Bir günden on güne kadar hücreye koyma cezasını gerektiren eylemler şunlardır:

Kurum görevlilerine hakaret veya tehditte bulunmak.

Onbir günden yirmi güne kadar hücreye koyma cezasını gerektiren eylemler şunlardır:

Hükümlü ve tutukluları kasten veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamak ile görevlileri her türlü kasten yaralamak.

Hücre, yaşamsal gereksinmeleri karşılayacak biçimde düzenlenir.”

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Avrupa Cezaevleri Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararlarında hükümlü ve tutuklularm disiplin ve cezalandırılmalarına dair kısmı şöyledir:

“Disiplin suçu işlediği öne sürülen mahpuslar:

Kendilerine isnat edilen suçlamaların mahiyeti hakkında anlayacakları bir dilde ve ayrıntılı olarak bilgilendirilmelidir;

Savunmalarım hazırlayabilmeleri için yeterli zaman ve imkanlara sahip olmalıdırlar;

Savunmalarını bizzat kendilerinin yapmasına ya da adaletin yararı bunu gerektiriyorsa hukuki bir yardım alarak yapmalarına izin verilmelidir;

Tanık dinlenmesini istemelerine ve onları dinlemelerine, ya da kendileri adına dinlenmelerine izin verilmelidir; ve,

Soruşturma esnasında kullanılan dili anlayamıyor veya konuşamıyorsa bir çevirmenin yardımından ücretsiz olarak yararlanmalıdır. ”

İNCELEME VE GEREKÇE

Mahkemenin 6/5/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 26/11/2013 tarih ve 2013/8635 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

Başvurucunun İddiaları

Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 9-10 gardiyanın saldırısına maruz kalarak hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığını, bununla ilgili halen Bolu Asliye Ceza Mahkemesinde davanın derdest olduğunu, ancak bu olaya ilişkin cezaevi disiplin kurulunca kendisine iki ayrı 20 gün süreli hücre cezası verildiğini, kararlara karşı Bolu İnfaz Hâkimliğine itirazda bulunduğunu, bazı hükümlüleri tanık gösterdiğini ancak bunların dinlenmediğini, avukatı ile savunma yapmak istediğini ancak İnfaz Hâkimliğinin kendisine makul bir süre vermediğini, ayrıca sırasıyla Tekirdağ 1 Nolu F Tipi, Kırıkkale ve Elazığ Ceza İnfaz Kurumlarma şevkinin yapılarak avukatı ile irtibatının koparıldığını belirterek Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde tanımlanan kötü muamele yasağı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, hücre hapis cezasının sonuçları ile kaldırılması ve tazminat talebinde bulunmuştur.

Değerlendirme

Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucu, diğer iddiaları ile birlikte, 9-10 gardiyanın saldırısına maruz kalarak hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığını belirterek Anayasa’nın 17. maddesinin ağır bir şekilde ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Öte yandan başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında da başvurusunun İnfaz Hâkimliğinin kararma yönelik olduğunu, gardiyanların saldırısına ilişkin olarak Ağır Ceza Mahkemesi veya Cumhuriyet Savcılığının yaptığı işlemlere yönelik bir şikâyetinin olmadığını beyan etmiştir.

Başvurucu, başvuru formunda infaz koruma memurlarının eylemleri nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin ağır bir şekilde ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de Bakanlık görüşüne karşı verdiği beyanda genel olarak hakkında verilen hücreye koyma cezasına karşı yaptığı itirazda İnfaz Hâkimliğinin kendisine yapılan işkence ve kötü muameleyi gözetmemesi ve cezaya karşı yaptığı itirazın reddi yönünde adil olmayacak şekilde karar vermesinden şikâyetçi olmuştur. Nitekim beyanında Anayasa Mahkemesine İnfaz Hâkimliğinin “gayri hukuki” uygulamasını şikâyet ettiğini ifade etmiştir.

Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurulara ilişkin incelemesi başvuru kapsamıyla sınırlı olup başvurucu tarafından ileri sürülmeyen herhangi bir hak ihlalinin resen incelenmesi mümkün değildir. Dolayısıyla her ne kadar başvuru formunda Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddialar ileri sürülmüş ise de Bakanlık görüşüne karşı verilen beyanda anılan hususa ilişkin herhangi bir şikâyetin olmadığının beyan edilmesi üzerine Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Bu nedenle başvurucunun iddiaları aşağıda adil yargılanma hakkı yönünden incelenmiştir.

Kabul Edilebilirlik Yönünden

Başvurucu, hakkında verilen iki ayrı 20 gün hücreye koyma disiplin cezasına yaptığı şikâyetin değerlendirilmesinde Bolu İnfaz Hâkimliği tarafından disiplin cezasına konu olaydaki kötü muamelenin gözetilmediğini, gösterdiği tanıkların dinlenmediğini, avukatı ile savunma yapmak istediğini ancak İnfaz Hâkimliğinin kendisine makul bir süre vermediğini, ayrıca sırasıyla Tekirdağ l Nolu F Tipi, Kırıkkale ve Elazığ Ceza İnfaz Kurumlarına şevkinin yapılarak avukatı ile irtibatının koparıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Bakanlık görüşünde, başvurunun kabul edilemezliğine dair herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

Mahkûmlara uygulanan disiplin yaptırımlarına karşı 4675 sayılı Kanun’un 6. maddesi gereğince infaz hâkimliğine şikâyet hususu kabul edilmiştir. Bu çerçevede disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekâletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. Dolayısıyla hükümlü veya tutuklulara uygulanacak disiplin yaptırımlarına ilişkin olarak infaz hâkimliğine yapılacak bir şikâyet ile yargı yolu sağlanmıştır (Gülmez/Tiirkiye, No: 16330/02,20/5/2008, § 29).

Başvurucunun, hücre hapsi cezasının infazı ile haberleşme veya iletişim araçlarından ve ziyaretçi kabulünden yoksun bırakılması sonucu ortaya çıkacağından disiplin cezasının kişisel hak ve bu bağlamda “medeni” hak niteliğinde olduğu kabul edilmelidir (bkz. Gülmez/Türkiye, 25; Ganci/İtalya, B. No. 41576/98, 30/10/2003, § 25; Enea/ltalya [BD], B. No: 74912, 17/9/2009, §§ 105-107). Dolayısıyla başvurucunun disiplin cezasına çarptırılmasından dolayı yaptığı şikâyetin infaz hâkimliği tarafından incelenmesinin “medeni hak” kapsamında kaldığının ve dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesinin birinci fıkrasının uygulanmasının mümkün olduğunun kabul edilmesi gerekir.

Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında hükümlü olan başvurucunun hakkında verilen disiplin cezasına karşı yaptığı itirazın değerlendirilmesinde Anayasamın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurusunun, açıkça dayanaktan yoksun olmadığından ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de görülmediğinden kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Esas Yönünden

Başvurucu, hakkında verilen disiplin cezasına yaptığı itirazda İnfaz Hâkimliğinin disiplin cezasına konu olan kötü muameleyi gözetmediğini, gösterdiği tanıkları dinlemediğini, avukatı ile savunma yapmak istediğini ancak kendisine makul bir süre vermediğini, ayrıca sırasıyla Tekirdağ 1 Nolu F Tipi, Kırıkkale ve Elazığ Ceza İnfaz Kuramlarına şevkinin yapılarak avukatı ile irtibatının koparıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Bakanlık görüşünde, başvurucunun iddialarını suç isnadına bağlı Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b), (c) ve (d) bentleri kapsamında değerlendirmiştir. Bu çerçevede başvurucunun savunmasının alınması için Bolu İnfaz Hâkimliğinin ilgili infaz hâkimliklerine talimat yazdığını ancak başvurucunun savunmasını avukatı ile yapacağını beyan ederek savunma yapmaktan imtina ettiğini, bunun üzerine infaz hâkimliğinin başvurucunun itirazından altı ay sonra ret kararı verdiğini belirtmiştir. Bakanlık, ayrıca, bu süreç içinde Bolu Asliye Ceza Mahkemesinde devam eden ve başvurucunun müşteki sıfatı ile taraf olduğu dosyada başvurucunun iki avukat ile temsil edildiğini, karara itiraz edilmesi gibi işlemleri yürüten avukatların cezaevinde başvurucu ile de görüştüklerini, başvurucunun bu avukatlarla birlikte savunmasını yapmak istediğine dair ya da bu avukatlara ulaşamadığına dair dosya içerisinde bir bilgi mevcut olmadığını ifade etmiştir. Bununla birlikte başvurucunun disiplin cezasına karşı verdiği şikâyet dilekçesinde isimlerini belirttiği tanıkların dinlenmesi için Bolu İnfaz Hâkimliği tarafından herhangi bir girişimde bulunulduğuna, tanıkların hazır edilmeleri için ilgili cezaevine talimat yazdıklarına dair dosya içerisinde bir bilgi bulunmadığı belirtilmiştir.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, İnfaz hâkimliğinin, tanıklarını dinlemediğini, herhangi bir delil toplamadığını, avukatları ile irtibatını kesmek için başka cezaevlerine sevk edildiğini ve infaz hâkimliğinin cezaevi idaresinin tuttuğu tutanaklar üzerinden karar verdiği iddialarını yinelemiştir.

Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (b), (c) ve (d) bentleri şöyledir:

“ Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak;

Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafınin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;

İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;… ”

Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında hakkında suç isnadında bulunulan kimseye tanınan haklar arasında (b) bendinde “savunmasını hazırlamak için yeterli zamana ve kolaylıklara sahip olma”, (c) bendinde “kendini bizzat veya seçeceği bir avukat aracılığı ile savunma” (d) bendinde de “aleyhine olan tanıkları sorguya çekme ve sorguya çektirme; lehine olan tanıkların aleyhine olan tanıklarla aynı şartlarda hazır bulunmalarını ve sorguya çekilmelerini sağlama” hakları da bulunmaktadır.

Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “suç isnadına” ve “medeni hak ve yükümlülüklere” ilişkin dava türlerinin her birine uygulanabileceğinde herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirmede başvurucunun iddialarının Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “medeni hak ve yükümlülükler” yönü kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasında sayılan haklar madde metninde de belirtildiği üzere münhasıran suç isnadı altında bulunan kişilere tanınmış usuli haklardır. Bu hakların Sözleşme’nin 6. maddenin (1) numaralı fıkrasında belirtilen “medeni hak ve yükümlülükler” ile ilgili “uyuşmazlıklar” için uygulanıp uygulanamayacağının belirlenmesi gerekmektedir.

AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrada belirtilen “medeni hak ve yükümlülükler’’’ ile ilgili uyuşmazlıklarda “hakkaniyete uygun yargılanma’’ kavramına uygun düştüğü ölçüde maddenin ikinci ve üçüncü fıkrasında belirtilen suç isnadı altındaki kişilere tanınan usuli hakların da güvence altına alındığını kabul etmektedir (Dombo Beheer/Hollanda, B. No. 14448/88f27/10/1993, §§ 31-33; Al be ti ve Le Compte/Belçika, B. No: 7299/75, 7496/76, 10/2/1983, §§ 39-41). Bu bağlamda AİHM, “suç isnadına” maruz kalmış kişilere uygulanacak 6. madenin (2) ve (3) numaralı fıkrası hükümlerinin uygun düştüğü ölçüde “kıyasen” (mutatis mutandis) disiplin soruşturmaları için de uygulanabilir olduğunu kabul etmiştir (Albert ve Le Compte/Belçika, § 39).

Nitekim Anayasa Mahkemesi de Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “hakkaniyete uygun yargılama” kavramının, aynı maddenin (3) numaralı fıkrasında yer alan “suç isnat edilmiş kişi”nin asgari haklarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu kabul etmiştir {Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 34). Bununla birlikte Mahkeme, Anayasa’nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından disiplin cezalarının da bu maddede öngörülen ilkelere tâbi olduğunu belirtmiştir (AYM, 20/10/2011 tarih ve E.2010/28, K.2011/139 sayılı kararı). Böylelikle Anayasa Mahkemesi, Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında belirtilen masumiyet karinesinin disiplin suçları için de uygulanabileceğini öngörmüştür.

Öte yandan, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Avrupa Cezaevleri Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararlarında da hükümlülere uygulanacak disiplin cezaları bakımından Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasında belirtilen usuli hakların tanınması gerektiği tavsiye edilmiştir (bkz. § 26).

Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında, somut olayda başvurucunun disiplin cezasına karşı yaptığı itirazlarda uygun düştüğü ölçüde “kıyasen” Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerinin tanıdığı usuli güvencelere sahip olduğu kabul edilmesi gerekir. Bu kapsamda başvurucunun iddiaları savunma ve tanık dinletme hakları kapsamında aşağıda iki ayrı başlıkta incelenmiştir.

Savunma Hakkının İhlali İddiaları

Başvurucu, hakkında verilen disiplin cezasına yaptığı itirazda avukatı ile savunma yapmak istediğini ancak İnfaz Hâkimliğinin kendisine makul bir süre vermediğini, ayrıca sırasıyla Tekirdağ 1 Nolu F Tipi, Kırıkkale ve Elazığ Ceza İnfaz Kuramlarına şevkinin yapılarak avukatı ile irtibatının koparıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

AİHM, “hakkaniyete uygun yargılama” kavramından hareket ederek adil yargılamanın gereklerini saptamıştır. Bu gereklerden en önemlisi Anayasa’nın 36. maddesinde de açıkça ifade edilmiş olan “savunma hakkı”dır. Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratik toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple AİHM’e göre hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilmesi için, yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin, savunma hakkının yeterince ve tam olarak kullanılması ile uyumlu olması ve bu hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde yorumlanması gerekmektedir {Erol Aydeğer, 32).

Savunmanın hazırlanması için gerekli zamana sahip olma hakkı, Anayasa’nın

maddesinde belirtilen “meşru vasıta ve yollardan yararlanmak” kavramının kapsamındadır. Bu hak gereğince sanığa ve müdafıine savunma için gerekli hazırlıkları yapabilecekleri zamanın verilmesi gerekmektedir (Erol Aydeğer, 38). Nitekim savunma yapacak kişiye savunma yapabilmesi için yeterli zaman verilmesi alelacele yargılama yapılmasını önlemeyi amaçlamaktadır (Kröcher ve Müller/İsviçre, B. No. 8463/78, 8/7/1981).

Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendinde belirtilen tlyeterli kolaylıklar” kavramı yargılama başlamadan önce veya yargılama sırasında savunmayı hazırlayabilmek için gerekli olduğu ölçüde avukata erişim hakkı da dâhil olmak üzere gerekli bilgi ve belgelere ulaşmak gibi “silahların eşitliğini” sağlamayı amaçlamaktadır (Campbell ve Fell/Birleşik Krallık, No: 7819/77 7878/77, 28/6/1984; Öcalan/Türkiye, B. No: 46221/99,12/5/2005; Jespers/Belçika, B. No: 8403/78, 15/10/1980).

Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendinde hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin “Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafıinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek” hakkı bulunduğu belirtilmiştir. Sanık kendisini bizzat savunma hakkına sahip olduğu gibi bir müdafi yardımıyla savunma hakkına da sahiptir. Ancak müdafi ile temsil edilme hakkı bakımından önemli olan, yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında, başvurucunun müdafi yardımından etkili bir biçimde yararlanmış olmasıdır (Erol Aydeğer, 40).

Ceza yargılaması temelinde savunma hakkının ve bu bağlamda Sözleşme’nin 6.maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin “hakkaniyete uygun yargılanma” kavramına uygun düştüğü ölçüde disiplin suçlarına kıyasen uygulanabileceği kabul edilmiştir (bkz. §§ 67-70). Bu bağlamda yukarıdaki paragraflarda (bkz. § 73-75) ceza yargılaması temelinde belirlenen ilkelerin uygun düştüğü ölçüde başvurucunun iddiaları açısından değerlendirilmesi mümkündür.

Somut olayda başvurucunun, vekil ile temsil edilmesi için mevzuatta herhangi bir zorunluluk bulunmamaktadır. Nitekim başvurucunun da savunmasını hazırlamak için infaz hâkimliğinden herhangi bir vekil atanması talebi de bulunmamaktadır. Başvurucu, kendisinin vekilinin olduğunu ve savunmasını vekili ile birlikte yapacağını belirtmiştir. Dolayısıyla başvuru konusu olayda temel sorun başvurucunun vekil ile temsil edilememesi değil Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendi kapsamında savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylık sağlanmasına yöneliktir.

Başvurucunun hakkında verilen iki ayrı disiplin cezasına karşı talimatla savunması alınmak istendiğinde başvurucu savunmasını avukatı ile yapmak istediğini beyan etmiştir (bkz. § 15). Bu beyan üzerine yetkili infaz hâkimliği bu hususu tutanağa geçirerek talimatı yetkili Bolu İnfaz Hâkimliğine iade etmiştir. Bunun üzerine Bolu İnfaz Hâkimliği, Elazığ İnfaz Hâkimliğine tekrar talimat yazarak başvurucuya bir hafta süre vererek bu hususu Elazığ Kapalı İnfaz Kurumu aracılığı ile başvurucuya tebliğ ettirmiştir. Ancak başvurucunun, avukatına ulaşamadığının, ulaşmak için yakınları aracılığıyla haber gönderdiğinin, haber gelmesi durumunda kendiliğinden bir dilekçe ile avukatının ismini ve adresini bildireceğini beyan ettiğine ilişkin düzenlenen tutanak üzerine talimat Bolu İnfaz Hâkimliğine iade edilmiştir. Bunun üzerine Bolu İnfaz Hâkimliği, iki ayrı disiplin cezasına “makul süre içinde savunma yapmadığı ve delilleri de sunmadığı” ve “makul sürenin iki kez verilmesine rağmen savunma yapmadığından savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağı” gerekçesiyle usul ve yasaya uygun bulunan disiplin cezalan ile ilgili itirazları reddetmiştir (bkz. § 17).

4675 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasına eklenen cümleye göre disiplin cezasına karşı yapılan şikâyeti inceleyen infaz hâkiminin hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını vermesi gerekir. Ancak savunma yapmayan veya savunma yapmayarak infaz hâkimliğindeki yargılamayı sürüncemede bırakan hükümlü ve tutuklular için nasıl bir yol izleneceği anılan Kanun’da açıklığa kavuşturulmamıştır. Bununla birlikte “medeni hak ve yükümlülükler” ile ilgili bir yargılamaya konu olan somut olay açısından savunması alınacak kişinin, savunma yapmayarak ilgili yargılamayı sürüncemede bırakmaya yönelik kanaat elde edilmesi gibi gerekçelerle kişinin savunma yapmaktan imtina ettiğinin kabul edilmesinin makul olmadığı söylenemez.

Başvuru konusu olayda, Bolu İnfaz Hâkimliği, başvurucunun savunmasının alınması için Elazığ tnfaz Hâkimliğine iki kez talimat yazmıştır. İlk talimat üzerine başvurucunun beyanı alındığı 4/7/2013 tarihinden İnfaz Hâkimliğinin itirazın reddine karar verdiği 8-9/9/2013 tarihine kadar başvurucunun beyanında belirttiği savunmasını avukatı ile birlikte yapma talebine yönelik olarak herhangi bir girişimde bulunduğuna yönelik dosya kapsamında herhangi bir hususa rastlanmamıştır. Nitekim başvurucunun avukatının isim ve adresini dilekçe ile bildireceğini beyan etmesine rağmen herhangi bir girişimde bulunduğuna yönelik bir iddia da ileri sürülmemiştir (bkz. § 18).

Somut olaya ilişkin olarak Bolu İnfaz Hâkimliği başvurucunun savunmasını yapabilmesi için yaklaşık iki aylık süre içinde iki kez imkân tanımış ve kendisine buna ilişkin en son talimatında ayrıca bir haftalık süre de vermiştir. Başvurucuya iki kez savunma hakkı verilmesine rağmen savunma yapmaması gerekçesiyle de İnfaz Hâkimliği itirazın reddine karar vermiştir. Cezaevinde bulunan başvurucunun hakkında uygulanan disiplin cezası sonrasında iki ayrı cezaevine nakledilmesine dair iddialar yönünden ise Bolu İnfaz Hâkimliğinin başvurucuya iki kez savunmasını yapması için makul olmadığı söylenemeyecek zaman ve kolaylıklar tanıdığı söylenebilir. Öte yandan başvurucu, cezaevinde bulunmasından kaynaklanan iletişiminin engellenmesi nedeniyle avukatına ulaşamadığına yönelik herhangi bir iddiada bulunmamıştır. Dolayısıyla, İnfaz Hâkimliğinin Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca başvurucunun savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıkları sağlamadığını söylemek mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alman savunma hakkının ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır. Üyeler Serruh KALELİ ve Hicabı DURSUN bu görüşe katılmamıştır.

Tanık Dinletme Hakkının İhlali İddiaları

Başvurucu, infaz hâkimliğine yaptığı itirazda gösterdiği tanıkların dinlenmemesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (Muhittin Kaya, B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde ilk olarak, sanığın iddia tanıklarını sorguya çekme veya çektirme hakkı güvence altına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kural istinasız olmamakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığın hakları Sözleşme’nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanık tarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamadığı bir dönemde alman önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez {Atila Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 46).

Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde ikinci olarak sanığın, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla “aynı koşullar altında” davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı güvence altına alınmıştır. Sanığa tanınan bu güvence, silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. Tanıkların dinlenmek üzere çağırılmasının uygun olup olmadığının değerlendirmesi, kural olarak, derece mahkemelerinin takdir yetkisi dâhilindedir. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi, sanığın lehine olan bütün tanıkların çağrılmasını ve dinlenmesini gerektirmez. Bu düzenlemenin esas amacı, sanığın “aynı koşullar altında” ve “silahların eşitliği ilkesi”ne uygun olarak tanık dinletme talebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla, bir sanığın bazı tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp, ayrıca bu tanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebini desteklemesi gerekmektedir {Atila Oğuz Boyalı, No: 2013/99, 20/3/2014, § 47).

Ceza yargılaması temelinde tanık dinletme hakkının ve bu bağlamda Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinin “hakkaniyete uygun yargılanma” kavramına uygun düştüğü ölçüde disiplin suçlarına kıyasen uygulanabileceği kabul edilmiştir (bkz. §§ 67-70). Bu bağlamda yukarıdaki paragraflarda (bkz. § 84-86) ceza yargılaması temelinde belirlenen ilkelerin uygun düştüğü ölçüde başvurucunun iddiaları açısından değerlendirilmesi mümkündür.

Başvuru konusu olaya ilişkin olarak 4675 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasına eklenen cümleye göre disiplin cezasına karşı yapılan şikâyeti inceleyen infaz hâkiminin talep edilen delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını vermesi gerekir. Nitekim başvurucu disiplin cezasına konu olan olaya doğrudan tanık olduklarını iddia ettiği ve aynı koğuşta bulunan isimlerini de verdiği bazı hükümlülerin dinlenmesini talep etmiştir (bkz. § 14). Ancak Bolu İnfaz Hâkimliği, başvurucunun itiraz dilekçesinde dinlenmesini talep ettiği ve başvurucunun iddiaları kapsamında olaya doğrudan şahitlik ettiği ileri sürülen tanıkları dinlemediği gibi, dinlememesinin gerekçesini de belirtmemiştir.

Dolayısıyla hükümlü olan başvurucuya verilen disiplin cezasına yapılan itirazlarda Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendinin disiplin suçlarında kıyasen uygulanabilirliği ve bu bağlamda 4675 sayılı Kanun’un açık hükmü ile güvence altma alınan delillerin toplanması hususu birlikte değerlendirildiğinde başvurucun tanık dinletme hakkının sağlanamadığının kabul edilmesi gerekir.

Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alman tanık dinletme hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

Başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği için maddi, manevi tazminat ve disiplin cezalarının sonuçlan itibariyle kaldırılması talebinde bulunmuştur.

6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarım ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

Başvurucu uğradığı maddi ve manevi zararlarının karşılanmasını talep etmiştir. Başvurucu, uğradığını iddia ettikleri maddi zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için, başvurucuların uğradıklarım iddia ettikleri maddi zarar ile tazminat talebi arasında illiyet bağı kurulması gerekir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayan başvurucunun maddi tazminat talebi reddedilmelidir.

Başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alının tanık dinletme hakkının ihlal edilmesi nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 2.250,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Üye Nuri NECİPOGLU bu görüşe katılmamıştır.

Başvuruya konu iddialara ilişkin olarak başvurucunun iki ayrı 20 gün süreyle hücreye koyma cezası ile cezalandırılması üzerine yaptığın itirazın infaz hâkimliği tarafından değerlendirilmesinde adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verildiği gözetilerek, başvurucu hakkmdaki yargılamada 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca gereği yapılmak üzere dosyanın ilgili Bolu İnfaz Hâkimliğine ve karardan bilgi edinilmesi için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

Başvurucunun, Anayasa’mn 36. maddesinin ihlaline ilişkin şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

Başvurucunun Anayasamın 36. maddesinde güvence altma alınan savunma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE, üyeler Serruh KALELİ ve Hicabi DURSUN’un karşıoyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,

Başvurucunun Anayasa’nm 36. maddesinde güvence altına alınan tanık dinletme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, OY BİRLİĞİYLE,

Başvurucuya net 2.250,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, üye Nuri NECİPOGLU’nun karşıoyu ve OY ÇOKLUĞUYLA, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE, OY BİRLİĞİYLE,

Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

Kararın bir örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca yargılamanın yenilenmesi için Bolu İnfaz Hâkimliğine, aynı maddenin (3) numaralı fıkrası uyarınca başvurucuya ve Adalet Bakanlığına gönderilmesine,

6/5/2015 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

Başvurucu, hükümlü kaldığı cezaevinde;

  • Gardiyanların saldırısı ile yaralandığını,
  • Olaya ilişkin olarak kendisine iki ayrı hücre cezası verildiğini,
  • Karara itiraz etmiş ve tanık göstermiş ise de dinlenmediklerini,
  • İnfaz hakimliğinin savunma için makul süre vermediğini,
  • Üç değişik cezaevine sevk edilerek Avukat ile bağının koparıldığını
  • Neticede kötü muamele yasağı ve Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucunun şikayeti üzerine infaz koruma memurları hakkında işkence suçundan açılan davanın halen derdest olduğu görülmektedir.

Değerlendirme:

Savunma hakkının ihlali yönünden:

Başvurucu, şikayete konu eylemlerin geçtiği yer cezaevinden, önce Tekirdağ sonra Elazığ cezaevine sevk edilmiş, soruşturmayı yürüten Bolu İnfaz Hakimliği başvuru konusu her iki şikayet nedeniyle Elazığ İnfaz Hakimliği’ne ifade alınması yönünde yazdığı talimat başvurucu tarafından verilen Avukat ile beyanda bulunmak cevabı üzerine iade edilmiştir.

Bu aşamada Hakimlik, Adil yargılanma ilkesi kapsamında savunma hakkına verilmesi gereken öncelik ve önem konusunu dikkate almayarak doğrudan Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na mütalaa için başvurmuş ise de Başsavcılığın savunmanın alınması ve delillerin toplanması işlemi bittikten sonra MÜTALAA isteyin uyarısı ile yeniden savunma almak ihtiyacına yönelmiştir.

Bolu İnfaz Hâkimliğinin ikinci talimatı üzerine Elazığ İnfaz Hâkimliği, başvurucuya avukatı ile savunmasını yapması için bir hafta süre vererek bu hususu Elazığ Kapalı İnfaz Kurumu aracılığı ile başvurucuya tebliğ ettirmiştir. Ancak bu tebligatta başvurucunun avukatı ile savunma yapmamasının ne gibi bir sonuç doğuracağına yönelik ihtarda bulunulmamıştır.

Hükümlünün ikinci kez yazılan talimata “Avukatıma haber gönderdim, dönünce tebligat adresini bildireceğim.” şeklinde dilekçesinde yer alan ifadesi, talimatın iade edildiği Bolu İnfaz Hakimliğince kısaca savunma hakkından vazgeçme olarak sayılmış ve verilmiş disiplin cezasının usul ve yasaya uygunluğuna karar verilmiştir.

4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasına 22/7/2010 tarih ve 6008 sayılı Kanun’un 5. maddesi ile eklenen cümle gereğince, disiplin cezasına karşı yapılan şikâyeti inceleyen infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını vermesi gerekir. Ancak savunma yapmayan veya savunma yapmayarak infaz hâkimliğindeki yargılamayı sürüncemede bırakan hükümlü ve tutuklular için nasıl bir yol izleneceği anılan Kanun’da açıklığa kavuşturulmamıştır.

Bu tür durumlarda ilgili yargı mercii de savunma yapmayarak yargılamayı sürüncemede bıraktığına yönelik kanaat oluşması veya yargılamanın makul sürede sonuçlanmasına yönelik haklı beklentiler ile savunma yapılmasından vazgeçildiği kabul edebilir. Ancak her halükarda savunmadan vazgeçildiğinin kabulü için savunması istenen kişiye süre verilmiş olması ve bu süre sonunda kişiye savunmasını yapmaz ise ne ile karşılaşacağını bilmesi imkânı tanınmış olmalıdır.

Cezaevinde bulunan başvurucunun hakkında uygulanan disiplin cezası sonrasında iki ayrı cezaevine nakledildiği gözetildiğinde avukatına ulaşamaması makul görülebilir. Her ne kadar Bakanlık görüşünde, başvurucunun başka vekiller aracılığı ile savunma yapmasının mümkün olduğu belirtilmiş ise de başvurucunun savunmasını beraber yapmak istediği avukatının seçiminde özgür olduğunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucuya yapılan tebligatta savunma yapmaması halinde savunma yapmaktan vazgeçmiş sayılacağı bildirilmemiştir. Dolayısıyla, İnfaz Hâkimliğinin Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca başvurucunun savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıkları sağladığını söylemek mümkün değildir.

Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendinde belirtilen “yeterli kolaylıklar” kavramı yargılama başlamadan önce veya yargılama sırasında savunmayı hazırlayabilmek için gerekli olduğu ölçüde avukata erişim hakkı da dahil olmak üzere gerekli bilgi ve belgelere ulaşmak gibi “silahların eşitliğini” sağlamayı amaçlamaktadır (Campell ve Fell/Birleşik Krallık, B. No: 7819/77 7878/77, 28/6/1984; Öcalan/Türkiye, B. No: 46221/99,12/5/2005; Jespers/Belçika, B. No: 8403/78).

Sanık kendisini bizzat savunma hakkına sahip olduğu gibi bir müdafi yardımıyla savunma hakkına da sahiptir. Ancak müdafi ile temsil edilme hakkı bakımından önemli olan, yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında, başvurucunun müdafi yardımından etkili bir biçimde yararlanmış olmasıdır.

Anılan nedenler ile başvurucunun savunma hakkının ihlal edilmediğine yönelik çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.

Üye Serruh KALELİ

KARŞIOY GEREKÇESİ

  1. Başvurucunun tanık dinletme hakkının ihlal edildiğine dair çoğunluğun yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında manevi tazminata hükmedilmesine yönelik çoğunluğun kararma katılmamaktayım.
  2. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık dinletme hakkının ihlal edildiğine yönelik kararı Bolu İnfaz Hâkimliği kararının tamamen hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşmaya matuf bir karar değildir. Nitekim adil yargılanma hakkının ihlali iddialarına yönelik Anayasa Mahkemesinin yaptığı inceleme yargılamada usulü güvencelerin sağlanıp sağlanmadığının tespiti ile sınırlıdır. Bu kapsamda usuli güvencelerin yerine getirilmediğine yönelik bir ihlal ve yargılamanın yenilenmesine kararının verilmesi halinde ilgili yargı merci usuli güvenceleri yerine getirerek yeni bir karar verecektir. Ancak bu kararın ne yönde olacağı usuli güvencelerin yerine getirilmesi ile ortaya çıkabilecek yeni duruma göre ilgili yargı merciinin takdirindedir. Dolayısıyla kişiler hakkında verilen ve bireysel başvuruya konu olan yargı merci kararının infaz edilip edilmediğinin, hak ihlalinin tazminat ile giderilip giderilemeyeceğinin değerlendirilmesinde gözetilmesinin bir anlamı yoktur. Zira usuli güvenceler getiren adil yargılanma hakkının ihlalinin tespiti üzerine yargılanmanın yenilenmesi kararı kapsamında ilgili yargı mercii, takdir alanı çerçevesinde belki de aynı kararı tekrar verecektir. Bu durumda ilgili kişi hakkında verilen cezanın infazının herhangi bir haksızlık yarattığını savunmak zordur.
  3. Başvuru konusu olayda başvurucunun tanık dinletme hakkının ihlal edildiğinin tespiti üzerine verilen yargılamanın yenilenmesi kararı ile Bolu İnfaz Hâkimliği usuli güvenceleri sağlayarak tekrar karar verecektir. Dolayısıyla başvurucu hakkında verilen disiplin cezalarının infaz edilmiş olsa dahi bu infazların Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı ile tamamen hukuka aykırı ve kesin bir mağduriyete yol açtığının kabulü mümkün değildir. Bu durum ancak Bolu İnfaz Hâkimliğinin yeniden yapacağı yargılama sonunda belli olacaktır.
  4. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altma alman tanık dinletme hakkının ihlal edilmesine ve bu bağlamda yargılamanın yenilenmesine karar verilmesi yeterli bir tazmin sağladığından ayrıca manevi tazminata karar verilmesine yönelik sayın çoğunluğun kararma katılmıyorum.

Üye

Nuri NECİPOĞLU

KARŞIOY GEREKÇESİ

  1. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü çoğunluğu 2013/8635 nolu başvuruda, başvurucunun savunmasını yapması için gerekli zaman ve kolaylığın sağlanmadığına yönelik iddiaları açısından savunma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.
  2. Somut olayda gözetilmesi gereken en önemli husus başvurucunun cezaevinde hükümlü olmasıdır. Nitekim cezaevinde bulunmanın kaçınılmaz sonuçları açısından başvurucunun dışarıda özgür olan kişilerden farklı olarak çok daha kısıtlı imkânlar içinde olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Öte yandan hükümlü olmak, başvurucunun taraf olduğu yargılamalarda kendisine her zaman ulaşma imkânını da tanımaktadır.
  3. Hakkında verilen disiplin cezalarından sonra başvurucunun iki ayrı cezaevine sevk edilmesi savunma hazırlayabilmek için olumsuz bir durum yaratmaktadır. Ayrıca Bolu İnfaz Hâkimliğinin talimatları ile alman beyanlarında, başvurucu, sürekli olarak savunmasını avukatı ile yapacağını ancak avukatına ulaşamadığını, ulaşınca hemen bildireceğini belirtmiştir. Hükümlü olan başvurucunun savunma yapmaktan kaçtığı yönünde de herhangi bir somut bilgi yoktur. Aksine alınan her beyanında avukatı ile savunma yapmak istediğini belirtmiştir. Ancak İnfaz Hâkimliği bu hususları gözetmeden başvurucunun savunma yapmaktan vazgeçtiğini değerlendirmiştir.
  4. Somut olay açısından “medeni hak ve yükümlülere ’’ dair bir yargılamada savunması alınacak kişinin, savunma yapmayarak yargılamayı sürüncemede bıraktığına yönelik kanaat elde edilmesi veya yargılamanın makul sürede sonuçlanmasına yönelik beklentiler gibi gerekçelerle kişiye savunmasını yapmak için kesin bir süre verilmesinin ve aksi takdirde savunma yapmaktan imtina ettiğinin kabul edilmesi mümkündür. Ancak hangi amaç ile yapılacak olursa olsun savunması istenen kişinin kendisine verilen süre sonunda savunmasını yapmaz ise ne ile karşılaşacağını bilmesine imkânı tanınmalıdır. Başvuru konusu olayda Elazığ İnfaz Hâkimliği vasıtasıyla Bolu İnfaz Hâkimliği başvurucunun savunma yapmamasının ne gibi bir sonuç doğuracağını başvurucuya bildirmemiştir. Başvurucuya avukatını bildirmesi için bir hafta süre verilmesine ilişkin tebligatta da başvurucunun avukatı ile savunma yapmamasının ne gibi bir sonuç doğuracağı bildirilmemiştir. Dolayısıyla başvurucunun savunmasını yapmak istediğine dair beyanları dikkate alınmamıştır.
  5. Cezaevinde bulunmanın sonucu olarak yeterli imkânlara ulaşamama durumu gözetilmeden ve belirli bir süre içinde savunma yapmamanın sonuçları açıklanmadan Bolu İnfaz Hâkimliğinin başvurucunun savunma yapmaktan vazgeçtiğini kabul etmesinin, başvurucuya savunma için yeterli zaman ve kolaylığın sağlandığı kanaatine varılamamaktadır. Bu gerekçelerle savunma hakkının ihlal edilmediği yönündeki çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Üye

Hicabi DURSUN

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat