Anayasa Mahkemesi Kararı 2013/2225 E.

Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Nedir?

Anayasa Mahkemesi Kararı 2013/2225 E.

ALİ KEMAL SONGÜR BAŞVURUSU

Başvuru Numarası : 2013/2225

Karar Tarihi: 6/5/2015

BAŞVURUNUN KONUSU

Başvurucu, 12/12/2007 tarihinde Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesinde Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan doğan uyuşmazlık nedeniyle aleyhine açılan davada lehine vekâlet ücretine hükmedilmediğini, bu durumu düzeltebilmek için yargılama masraflarına katlanmak zorunda kaldığını ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, yanlışlıklar sonucu katlanmak zorunda kaldığı yargılama masraflarının ödenmesini ve tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

BAŞVURU SÜRECİ

Başvuru, 1/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır, îdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

Bölüm Başkanı tarafından 16/10/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 15/12/2014 tarihli görüşüne karşı başvurucu 9/1/2015 tarihinde beyanda bulunmuştur.

OLAY VE OLGULAR

Olaylar

Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

Başvurucu hakkında, 12/12/2007 tarihinde on bir davacı tarafından Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan uyuşmazlık nedeniyle Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açılmıştır.

Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesi, 25/1/2012 tarih ve E.2007/2458, K.2012/114 sayılı kararı ile davacılar tarafından ara karar gereğinin verilen kesin süreye rağmen yerine getirilmemesi nedeniyle davanın reddine hükmetmiş, ancak başvurucu lehine avukatlık ücreti takdirinde bulunmamıştır.

Başvurucu, lehine avukatlık ücreti takdir edilmesi ve bu şekilde İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması için temyiz talebinde bulunmuştur.

Temyiz incelemesi sonucu, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 15/5/2012 tarih ve E.2012/2970, K.2012/5561 sayılı ilâmı ile İlk Derece Mahkemesinin kararını düzelterek onamış, ancak başvurucu lehine vekalet ücretine hükmetmek yerine maddi hata sonucu davacı taraf lehine vekâlet ücreti hükmedilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Söz konusu hata nedeni ile başvurucu maddi hatanın düzeltilmesi isteminde bulunmuş, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 1/10/2012 tarih ve E.2012/8672, K.2012/10311 sayılı ilâmı ile tespit ettiği eksikliklerin giderilmesi amacıyla dosyanın Mahkemesine geri çevrilmesine karar vermiştir.

İlk Derece Mahkemesince eksikliklerin tamamlanmasının ardından, yeniden Yargıtaya gönderilen dosyaya ilişkin karardaki maddi hatalar, aynı Dairenin 17/1/2013 tarih ve E.2012/14857, K.2013/430 sayılı ilâmı ile “600 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine” şeklinde düzeltilmiştir.

Bu karar başvurucuya 7/3/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Başvurucu 1/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

İlgili Hukuk

12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

6100 sayılı Kanun’un ‘‘Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler” kenar başlıklı 316. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Basit yargılama usulü, kanunlarda açıkça belirtilenler dışında, aşağıdaki durumlarda uygulanır:

Sulh hukuk mahkemelerinin görevine giren dava ve işler.

6100 sayılı Kanun’un “Yargılama giderlerinin kapsamı” kenar başlıklı 323. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Yargılama giderleri şunlardır:

Celse, karar ve ilam harçları,

Dava nedeniyle yapılan tebliğ ve posta giderleri.

Dosya ve sair evrak giderleri.

Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti,

6100 sayılı Kanun’un “Yargılama giderlerinden sorumluluk” kenar başlıklı 326. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. ”

  1. 23/6/1965 tarih ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunumun “Kat mülkiyetinin devri mecburiyeti’’ kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kat maliklerinden biri bu kanuna göre kendisine düşen borçları ve yükümleri yerine getirmemek suretiyle diğer kat maliklerinin haklarım, onlar için çekilmez hale gelecek derecede ihlal ederse, onlar, o kat malikinin müstakil bölümü üzerindeki mülkiyet hakkının kendilerine devredilmesini hakimden istiyebilirler. ”

634 sayılı Kanun’un “Görevli mahkeme” kenar başlıklı ek 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlık sulh mahkemelerinde çözümlenir. ”

3/4/2012 tarihli Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin “Yargılama giderlerinin iadesi” kenar başlıklı 47. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Yargılama gideri için tahsil edilen paranın kullanılmayan kısmı hükmün kesinleşmesinden sonra yazı işleri müdürü tarafından ilgilisine iade edilir. Hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle yapılır. Hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı kalan paradan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilir. ”

İNCELEME VE GEREKÇE

Mahkemenin 6/5/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 1/4/2013 tarih ve 2013/2225 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

Başvurucunun İddiaları

Başvurucu, 12/12/2007 tarihinde Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesinde Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan doğan uyuşmazlık nedeniyle aleyhine açılan davada hukukun yanlış uygulanması sonucu lehine vekâlet ücretine hükmedilmediğini, bu nedenle hükmün düzeltilerek onanması için temyiz talebinde bulunduğunu ve Mahkeme veznesine 124,65 TL temyiz harcı ile 80,00 TL posta gideri yatırdığını; temyiz sonucu ilâmda yapılan maddi hatadan dolayı maddi hatanın düzeltilmesi talebinde bulunduğunu, bu aşamada ise dosyanın eksiklik nedeniyle Yargıtaydan geri çevrildiğini, eksikliğin tamamlanmasının ardından dosyanın tekrar Yargıtaya gönderildiğini yine bu süreçte Mahkeme veznesine 50,00 TL gider avansı yatırmak durumunda kaldığım; Yargıtay ilâmlarında yaptığı bu masrafların iadesine dair bir hüküm bulunmadığından anılan masrafları tahsil edemediğini ayrıca yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Değerlendirme

Başvuru dilekçesi  ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun, Ankara 6. Sulh Hukuk     Mahkemesinde görülen  yargılamada lehine vekâlet ücretine hükmedilmediğini, hukuka    aykırı olan bu durumu      düzeltebilmek için        temyiz ve karar    düzeltme yollarına başvurarak masraf yapmak zorunda kaldığını, Yargıtay ilâmlarında da yapılan masrafların iadesine yönelik hüküm bulunmadığından anılan masrafları tahsil edemediğini belirterek, eşitlik ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Anılan ihlal iddiaları yargılama sürecinin ve yargılama sonunda verilen kararın adil olup olmadığına ilişkin olduğundan, adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında değerlendirilmiştir. Öte yandan başvurucunun makul sürede yargılama yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası ayrıca değerlendirilmiştir.

Kabul Edilebilirlik Yönünden

Kanun Yollarına Başvuru Sürecinde Yapdan Masrafların İade Edilmemesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası İle 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.

Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir {Bayram Gök, No: 2012/946, 26/3/2013, § 18).

Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sisteminde düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (.Bayram Gök, No: 2012/946, 26/3/2013, § 19).

Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, No: 2012/946,26/3/2013, § 20).

Başvurucu, Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin, vekâlet ücretine hükmedilmemesinden dolayı hatalı olan 25/1/2012 tarihli kararının düzeltilerek onanması için temyiz talebinde bulunduğunu, talebinin kabul edildiğini ancak yapılan maddi hata nedeniyle karar düzeltme isteminde bulunmak zorunda kaldığını, bu aşamada ise dosyanın eksiklik nedeniyle Mahkemesine geri gönderildiğini, belirtilen eksikliğin tamamlanmasının ardından Yargıtay temyiz ilâmında yapılan maddi hatanın düzeltilebildiğini, ancak bu süreçte yaptığı yargılama masraflarının iadesine yönelik hüküm kurulmadığını, dolayısıyla yaptığı masrafları tahsil edemediğini belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Adalet Bakanlığı görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) mahkemeye erişim hakkı ve mahkeme ücretleri konusundaki içtihatlarına atıfta bulunduktan sonra, başvurucunun, yargılama sürecinde yaptığı masrafları, uygulamada kararın kesinleşmesi ile birlikte aleyhine hüküm verilen taraftan ilamlı icra yoluyla talep edebileceğini, yargılama sürecinde kullanılmayan ve başvurucu tarafından yatırılan fazla gider avansının da Mahkemeden iadesini talep edebileceğini, dolayısıyla başvurucunun anılan ihlal iddiası kapsamında idari ve yargısal başvuru yollarını tüketip tüketmediğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etmiştir.

Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı, yargılama sürecinde yapılan masraflara ilişkin bir itirazının olmadığını, ancak bireysel başvuruya konu ettiği yargılamada yapılan basit hatalar nedeniyle davanın uzadığını, yargılamanın davalı tarafı olmasından dolayı mağdur olduğunu beyan etmiştir.

Bireysel başvuruya konu edilen, Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin ilgili dosyasının incelenmesinde, Mahkemece, başvurucu hakkında açılan davanın, davacılar tarafından ara karar gereğinin verilen kesin süre içinde yerine getirilmemesi nedeniyle reddedildiği, kararda avukat ile kendini temsil ettiren başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmedilmediği, başvurucunun anılan kararın vekâlet ücreti yönünden düzeltilerek onanması için temyiz isteminde bulunduğu, bu istem nedeniyle 124,65 TL temyiz harcı ile 80,00 TL posta masrafı yatırdığı, temyiz incelemesi sonucu, başvurucunun talebinin kabul edilerek lehine 600,00 TL vekâlet ücretine hükmedildiği, ancak maddi hata nedeniyle ilâma “600 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine” ifadesinin yazıldığı, söz konusu maddi hata nedeniyle maddi hata düzeltme talebinde bulunulduğu, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 1/10/2012 tarihli ilâmı ile eksiklik nedeniyle dosyanın Mahkemesine geri çevrilmesine hükmedildiği, başvurucunun da belirtilen eksikliklerin tamamlanmasında kullanılmak üzere Mahkeme veznesine 50,00 TL gider avansı yatırdığı, eksikliklerin tamamlanmasının ardından Yargıtaya gönderilen dosyaya ilişkin maddi hatanın, ilâma, “600 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine” ifadesinin yazılarak düzeltildiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla, Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin vekâlet ücreti yönünden hatalı olan kararma karşı kanun yollarına başvurması sonucu yaptığı yargılama giderlerini tahsil edemediğini ileri süren başvurucunun, yaptığı masrafları öncelikle yargılama sonunda aleyhine karar verilen taraftan ya da Maliye Hâzinesinden talep etmesi gerekirken ihlale neden olduğunu ileri sürdüğü iddiaya ilişkin olarak idari veya yargısal yollara başvurmadığından, başvuru yollarım usulünce tüketmediği anlaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, kanun yollarına başvuru sürecinde yapılan masrafların iade edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının, başvuru yolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Üye Serruh KALELİ bu görüşe katılmamıştır.

Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası

Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

Esas Yönünden

Başvurucu, 12/12/2007 tarihinde Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesinde aleyhine açılan Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan davada makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38-39).

Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların             yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve Diğerleri, No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41-45).

Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir.

Başvuru konusu olayda, Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan uyuşmazlığın söz konusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih, 12/12/2007 tarihidir.

Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergim ve Diğerleri, No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun karar düzeltme talebinin Yargıtay 18. Hukuk Dairesince kabul edilerek, temyiz ilâmında yapılan maddi hatanın düzeltildiği 17/1/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan doğan uyuşmazlıklara ilişkin davalarda görevli mahkeme, anılan Kanun’un ek 1. maddesine göre sulh hukuk mahkemeleridir. Yine 6100 sayılı Kanun’un 316. maddesine göre, bu mahkemelerde basit yargılama usulüne göre yargılama yapılmaktadır.

Basit yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un 316. maddesinde yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı davalarda uygulanan ve yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür (Nesrin Kılıç, B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 65).

6100 sayılı Kanun’un 316. maddesi ve devamı maddelerinde yer alan bu usulde davalar, mahkemeye sunulan dilekçe ile açılmakta ve davalının, dava dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevap dilekçesini mahkemeye sunması gerekmektedir. Bu süre bir defaya mahsus olmak üzere en fazla iki hafta uzatılabilmektedir. Basit yargılama usulünde cevaba cevap ve ikinci cevap aşamaları bulunmamaktadır. Mahkemeler, 6100 sayılı Kanun’un 320. maddesine göre mümkünse tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verirler. Duruşmalı yargılamada aynı maddeye göre mahkemelerin, tahkikatı ilk duruşma hariç, kural olarak iki duruşmada tamamlaması ve duruşmalar arasındaki sürenin de bir aydan uzun olmaması gerekmektedir. Ancak istisnai hallerde ikiden fazla duruşma yapılabileceği gibi, duruşma araları da bir aydan fazla tutulabilmektedir.

Bu şekilde kanun koyucu, Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan davaların, bu uyuşmazlıklara bakmakla görevli mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır.

Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun, davacılar ile aynı binada oturan başvurucunun bağımsız bölümü üzerindeki mülkiyet hakkının arsa payları oranında davacılara devredilmesine karar verilmesi istemi olduğu, davanın, verilen kesin süre içinde davacılarca ara karar gereğinin yerine getirilmemesinden dolayı 25/1/2012 tarihinde reddedildiği, ancak kararda, yargılama boyunca kendisini avukat ile temsil ettiren başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmedilmediği, bu nedenle başvurucunun İlk Derece Mahkemesi kararını, düzeltilerek onanması yönünde temyiz ettiği, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin, 15/5/2012 tarihli ilâmı ile temyiz talebini kabul ederek, kararın düzeltilerek onanmasına hükmettiği, ancak yapılan maddi hata nedeniyle başvurucunun, maddi hata düzeltme isteminde bulunduğu, bu aşamada eksiklik nedeniyle dosyanın 1/10/2012 tarihli ilâmla Mahkemesine geri çevrildiği, eksikliklerin tamamlanmasının ardından tekrar Yargıtaya gönderilen dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin, 17/1/2013 tarihli ilâmı ile maddi hatanın düzeltilmesine karar verdiği, böylece İlk Derece Mahkemesi kararının 17/1/2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Güher Ergim ve Diğerleri, No: 2012/13,2/7/2013, §§ 34-64).

Başvuruya konu Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan davada yer alan kişi sayısı dikkate alındığında başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğu ortaya çıkmakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu beş yıl bir aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alman makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

Başvurucu, başvuru konusu yaptığı yargılama sürecinde adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle yapmış olduğu toplam 254,65 TL yargılama masrafının ve 250.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesini talep etmiştir.

6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir. ”

Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin beş yıl bir ay beş günlük yargılama süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 2.550,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

Başvurucunun,

Kanun yollarına başvuru sürecinde yapılan masrafların iade edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemesi’’ nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, üye Serruh KALELİ’nin karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, OYBİRLİĞİYLE,

Başvurucuya net 2.550,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,

Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, OYBİRLİĞİYLE, 6/5/2015 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY

Başvurucu, aleyhine açılan ancak reddedilen ve Avukat ile temsil edildiği davada lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olmasını temyiz etmiş, bunun için temyiz karar ve başvuru harçları yatırmış, düzeltilerek onanan kararda maddi hata yapan Yargıtaya, yeniden düzeltme talebi için istenen gider avansını yatırmış ve Yargıtay 18. Hukuk Dairesi de ilamda ki maddi hatayı düzeltmiş ancak haklı çıkan başvurucu lehine süreçte yapılan yargılama masraflarının iadesine yönelik bir hükmün ise kurulmadığı anlaşılmıştır.

Yargılama sürecinde kararda ki yanlışları düzelttirmek ve hakkını elde etmek için yapmak zorunda kaldığı masrafların kararda hüküm altına alınmamış olması nedeniyle tahsil edemediğinden ve bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası ile yaptığı başvuru, Mahkememizce yaptığı masrafları tahsil etmek için idari ve yargısal yollara başvurmadığının anlaşılması diyerek “Başvuru Yollarının Tüketilmemiş Olması” gerekçesiyle “Kabul Edilemez” bulmuştur.

Hukuk Muhakemeleri Kanunumun 332. maddesinde;

“Yargılama Giderlerine Hükmedilmesi

  • Yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedilir.
  • Yargılama gideri, tutarı, hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümü hüküm altında gösterilir,
  • Hükümden sonraki yargılama giderlerini hangi tarafın ödeyeceği, miktarı ve dökümü ile bu giderlerin hangi tarafa yükletileceği, mahkemece ilamın altına yazılır.”

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 333. maddesinde;

“Avansın İadesi 1- Hükmün kesinleşmesinden sonra mahkeme kendiliğinden, yatırılan avansın kullanılmayan kısmının iadesine karar verir. Bu kararın tebliğ gideri iade edilecek avanstan karşılanır.” demektedir.

Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşmenin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, K.T. 14/1/2010).

Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının temyizi nedeniyle ortaya çıkan maddi hataların düzeltildiği karar, yargı sürecinde lehine karar verilen başvurucunun yaptığı giderleri bir nevi uğradığı kabul edilen zararları karşılamaya yönelik yasal zorunlulukları içermemektedir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre yargılama giderleri (Madde 326) aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir demektedir. Hükmedilme şekil şartları da 332. ve 333. maddelerde açıkça yazılıdır.

Başvurucu, somut olay dikkate alındığında, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme amacı ile adalet adına mücadele etme zorunda bırakıldığında, hukukun etkin korumasından, yararlanacağından endişe etmemeli, karar mercileri de kararın hukuka uygunluğunun sağlanmasında gerekli özeni göstermiş olmalıdırlar.

Yargılama giderlerine hükmedilmeden verilmiş yargı kararı, başvurucunun aleyhine sonuç doğuracak, hakka erişimi engelleyecek şekilde kurgulanmış, haklı çıktığı davada iade alması gerekli masrafların elde edilişini, infazını teminatsız bırakmış, sözleşmenin altıncı maddesi kapsamında ki güvencelerden yararlanmasını önlemiştir.

Başvurucunun yargılama giderlerine ulaşmada yasaca öngörülmüş hiçbir açıklığı taşımayan ilam hukuki belirliliğe açık aykırılık ve keyfilik taşımaktadır.

Hal böyle iken, başvurucuya çoğunluk görüşündeki gibi git alacaklarını idari ve yargısal yolları kullan ve almaya çalış demek suretiyle başvurucuya getirilen ek yük, bizatihi adil yargılanmanın mahkemeye erişim hakkı unsurları yönünden tanıdığı güvenceler ile, kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı teminat içeren Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ilgili maddelerini görmezden gelmek olduğu gibi, karar mercilerine de benzeri hataları yeniden yapma ve, yasayı uygulamada keyfi davranma meşruiyeti hazırladığı ve alacağına ulaşmada çektirilen bu sıkıntının mülkiyet hakkı yönünden dahi ihlalini tartıştırmayan “Başvuru Yollarının Tüketilmemiş Olması” nedeniyle başvurunun “Kabul Edilemez” bulunduğu şeklindeki çoğunluk görüşüne katılmmamıştır.

Üye

Serruh KALELİ

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat