İİK m 332 Aczine Kendi Fiili İle Sebebiyet Vermek Veya Vaziyetinin Fenalığını Bilerek Ağırlaştırmak Suçu ve Cezası
İİK MADDE 332 (Değişik: 18.02.1965 gün 538 Say.Kan. m 131. Değişik : 31.05.2005 gün 5358 Say.Kan. m.2)
Haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu, adet üzerine tecviz edilemeyecek bir hiffetle hareket ederek veya haddinden ziyade masraflar yaparak yahut cüretli talih oyunlarına veya basiretsizce spekülasyonlara girişerek yahut işlerinde ağır ihmallerde bulunarak aczine kendi fiili ile sebebiyet verir yahut vaziyetinin fenalığını bildiği halde o gibi hareketlerle bu fenalığı ağırlaştırırsa, alehine aciz belgesi ihtihsal edildiği veya alacaklı alacağını istifa edemediğini ispat ettiği takdirde, onbeş günden altı aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
Konkordato mühleti talebinden önceki iki yıl içinde birinci fıkradaki fiileri işleyen borçlu hakkında da bu hükümler uygulanır.
Bu suç alacaklının şikâyeti üzerine takip olunur. Borçluyu fazla borç altına girmeye veya talih oyunu ile spkekülasyonlarda bulunmaya sevk etmiş yahut ağır faiz almak suretiyle zaafından istifade etmiş olan alacaklıların şikâyet hakkı yoktur.
Görevli Mahkeme
09.06.1932 tarih ve 2004 sayılı İİK’nun 346.maddesinde 5358 sayılı ve 31.05.2005 tarihinde yapılan değişiklik uyarınca madde başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Görev ve birleştirme yasağı:
Bu kanun hükümlerine göre disiplin veya tazyik hapsine icra mahkemesi karar verir.
İcra mahkemesinin görevine giren bu işler diğer mahkemelerde görülen ceza davaları ile birleştirilemez.
Bu babta yer alan suçlar ile ilgili davalara icra mahkemesinde bakılır.
Yetkili Mahkeme
09.06.1932 tarih ve 2004 sayılı İİK/nun 348.maddesinde 5358 sayılı ve 31.05.2005 tarihinde yapılan değişiklik uyarınca madde aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Bu babta yer alan fiillerden dolayı yetkili icra mahkemesi icra takibinin yapıldığı yerdeki mahkemedir. İİK 50 maddesi ise icra takibinin yapılacağı yeri göstermektedir.
Şikayetçi
İİK MADDE 332/3
Bu suç alacaklının şikâyeti üzerine takip olunur. Borçluyu fazla borç altına girmeye veya talih oyunu ile spekülasyonlarda bulunmaya sevk etmiş, yahut ağır faiz almak süretiyle zaafından istifade etmiş olan alacaklıların şikâyet hakkı yoktur.
Alacaklının şikâyeti üzerine kovuşturulacak suçlar için, kimi koşullarda, alacaklının şikâyet hakkı ortadan kalkmaktadır. Böyle bir düzenlemenin hakça olduğu açıktır.
Sanık
İİK MADDE 332/1 göre;
Haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde, adet üzerine tecviz edilemeyecek bir hiffetle hareket ederek veya haddinden ziyade masraflar yaparak yahut cüretli talih oyunlarına veya basiretsizce spekülasyonlara girişerek yahut işlerinde ağır ihmallerde bulunarak aczine kendi fiili ile sebebiyet veren yahut vaziyetinin fenalığını bildiği halde o gibi hareketlerle bu fenalığı ağırlaştıran borçludur.
Şikayet Süresi
İİK MADDE 332/1 göre;
Bu suç alacaklının şikâyeti üzerine takip olunur. Borçluyu fazla borç altına girmeye veya talih oyunu ile spkekülasyonlarda bulunmaya sevk etmiş yahut ağır faiz almak süretiyle zaafından istifade etmiş olan alacaklıların şikâyet hakkı yoktur.
İcra ve İflâs Kanunu 347.madde uyarınca şikâyet hakkı suçun vukuuna ıttıla tarihinden itibaren 3 ay ve her halde vukuundan 1 sene geçmekle düşer.
Şikayet Usulü
İİK MADDE 346 (Değişik: 31.5.2005 gün 5358 Say.Kan. maddel8)
Bu kanun hükümlerine göre, disiplin veya tazyik hapsine icra mahkemesi karar verir.
İcra mahkemesinin görevine giren bu işler, diğer mahkemelerde görülen ceza davaları ile birleştirilemez.
Bu Babta yer alan suçlarla ilgili davalara, icra mahkemesinde bakılır.
İİK MADDE 349/1
Şikâyet dilekçe ile veya şifahi beyanla yapılır.
İİK 349 hükmü nedeniyle; bu bölümde düzenlenen tüm icra iflas suçlarının yargılamasının 349 maddeye göre yapılması ve bunun sonucu olarak tüm icra iflas suçlarından dolayı şikâyetin dilekçe veya şifahi beyanla icra mahkemesine yapılması savunulmuştur.
5371 sayılı CMK’nunda, şahsi dava usulüne yer verilmemiş ise de burada İcra ve İflâs Kanunun benimsediği kendine özgü şahsi dava usulünde bir değişiklik yapılmamış olduğu için, bu usulün hala yürürlükte olduğu ileri sürülebilir.
Doktrinde savunulan diğer bir görüşe göre ise; İİK 349/1 de yer alan dilekçeyi veya dava beyanını alan icra mahkemesi sözcükleri 5371 ve 5330 sayılı kanun hükümleri karşısında yaptırımı hapis cezası olan icra suçlarında artık uygulanamaz. Bu konuda Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulması ve Cumhuriyet savcılığınca iddianame ile icra mahkemesinde ceza davası açılması gerekir.
Yargıtay 16.Hukuk Dairesinin 23.02.2006 gün ve 2005/ 10009 esas, 2006/1229 karar sayılı kararma göre; sanık hakkında İİK.’na göre hapis cezasının uygulanmasının gerektiği durumlarda, şikâyet dilekçesi ile dava açı- lamayıp yargılamanın iddianame ile icra dairesine açılacak dava üzerinden yapılması gerektiğini bildirmişse de daha sonraki kararlarında[1] İİK’nun 349 ve 346.maddesinin son fıkrasına göre sanığa yöneltilen suç hakkında iddianame ile dava açılmasının gerekmediği icra mahkemesine verilecek dilekçe ile yargılamaya başlanacağını bildirmiştir. Yargıtay 17. H.D. ise usule ilişkin hükümlerinden mal uygulanması ilkesi gereği bu konuda Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulması ve Cumhuriyet savcılığınca iddianame ile icra mahkemesinde ceza davası açılması gerektiği görüşündedir. Kanımızca da 5371 sayılı CMK’nunda şahsi dava usulüne yer verilmemiş ise de, İİK’nun benimsediği kendine özgü şahsi dava usulünde bir değişiklik yapılmamış olduğu için bu usul hâlâ yürürlüktedir. Bu suçtan ötürü şikâyet dilekçesi ile dava açılabileceğinin kabulü icra iflas suçlarından ötürü yapılan yargılamayı hızlandıracaktır.
CGK bir kararında, şikâyete tabi olduğu belirtilen bu suçlarla ilgili olarak, şikâyetin doğrudan İcra Ceza Mahkemesine yapılması gerektiğinden, 5271 sayılı yasanın 17O.maddesi uyarınca iddianame düzenlenmesine gerek bulunmadığı gibi, anılan yasanın 170 ve devamı maddelerinin de bu suçlar yönünden uygulanmasına olanak bulunmamaktadır, demek suretiyle, tartişmaya son vermiştir.
Suçun Unsurları
Borçlu Yaptığı Hareketlerle Aczine veya Bildiği Fena Olan Durumunun Daha Fenalaşmasına Sebep Olmalıdır
Bu hareketlerin neler olduğu maddede yazılıdır. Borçlunun;
- Adet üzerine tecviz edilemeyecek bir hiffet ile hareket etmesi,
- Haddinden fazla masraf yapması,
- Cüretli talih oyunlarına girmesi,
- Basiretsiz spekülasyonlara girmesi,
- İşlerinde ağır ihmallerde bulunması,
Neticesinde kendi fiili ile aczine sebebiyet vermesi veya vaziyetinin fenalığın bildiği halde bu hareketleriyle durumunu daha da ağırlaştırması suç teşkil eder.
Burada İİK 331 maddeden farklı olarak borçlunun bu hareketlerinde alacaklısına bir zarar verme kastının olup olmadığı araştırılmaz. Yani borçlu bu hareketlerini yaparken alacaklısına zarar verme kastı olmasa bile, diğer unsurların varlığı halinde cezalandırılır. Ancak suçun meydana gelmesi için her ne kadar borçlunun alacaklısını zarara sokma kastının olup olmadığı araştırılmazsa da borçlunun bu fiillerinin onun sosyal kişisel ve ailevi yaşantısına uygun olup olmadığı mahkemece araştırılmalıdır. Yaşantısının gerektirdiği biçim ve nitelikte, yukarıda sayılan hareketleri yapan borçlunun cezalandırılmaması gerekir. Lüzum olduğu takdirde bu hususta bilirkişi incelemesi de yaptırılabilir,
Belirtilen Bu Hareketlerin Sınırlandırılan Süre İçerisinde Yapılmış Olması Gerekir
- Haciz yoluyla takip talebinden sonra,
- Veya haciz yoluyla takip talebinden önceki iki yıl içerisinde,
- Veya konkordato mühleti talebinden evelki iki yıl içinde
Yapılmış olması gerekir. Belirtilen süreler dışındaki bir zamanda yapılan bu hareketler diğer suç unsurları olsa da, maddeye göre cezalandırılamaz.
Alacaklının Bu Yüzden Zarar Uğramış Olması Gerekir
Alacaklının zarara uğradığı bu durumlar, iki şekilde ortaya çıkabilir:
- Alacaklı borçlu hakkında yaptığı takip neticesinde aciz vesikası almış ise, alacaklının bir zarara uğradığı açıktır. Yani artık alacaklının zarara uğradığını ayrıca başka vasıtalarla ispatına gerek kalmaz. Elinde buludurduğu aciz vesikası onun zarara uğradığına karine teşkil eder. Aksi barçlu tarafından ispat edilmelidir.
- Alacaklı, borçlu aleyhine böyle bir aciz vesikası almamış ise; artık borçlunun bu kabil hareketlerinden dolayı bir zarara uğradığını ispat etmek zorundadır. Böyle bir durumda artık ispat külfeti alacaklının üzerinde demektir.
Zamanaşımı Süresi
Dava Zamanaşımı
İİK 354 meddesinde yer alan (Ek fıkra 31.05.2005-5358/22) “İcra Mahkemesinin bu bab hükümlerine göre verdiği tazyik veya disiplin hapsine ilişkin karar, kesinleştiği tarihten itibaren 2 yıl geçtikten sonra yerine getirilmez” hükmünden başka İİK.’nunda zamanaşımı ile ilgili başka bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu durumda icra iflas suçları ile ilgili zamanaşımı sürelerinin başlangıç tarihleri, zamanaşımının durma ve kesilme nedenleri ile zamanaşımı sonunda verilecek karar ve olağanüstü zamanaşımı süreleri gibi hususlarda TCK 66, 67, 68 maddelerinde düzenlenen hükümlerin uygulanacağı, İİK’nunda yer alan ve yaptırımı hapis ya da adli para cezası olan suçlarda dava zamanaşımı süresi TCK’nun 66/1 e maddesine göre 8 yıl olacağı savunulmuştur.
Ancak; ceza davasını açma süresi bakımından, 5358 Sayılı Kanun ile değişik İİK nm 347 maddesi hükmünü de göz önünde bulundurmak gerekir. Zira bu hüküm İİK’nun 16. Babında yer alan eylemlerden dolayı şikâyet hakkının kullanılması biçimlerini göstermektedir. Buna göre şikâyet hakkı fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer. O halde alacaklı, fiilin işlendiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde, şikâyet hakkını kullanarak bu ceza davasını açmak zorundadır. Ceza davası bu bir yıllık süre geçtikten sonra açılırsa, mahkeme artık davanın reddine karar vermek durumundadır.
Bu nedenle kanaatimizce; dava zamanaşı hesaplanırken, İİK.’nun 347. maddesindeki şikâyet hakkı ve kullanılması süresi dikkate alındığında, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde şikâyet hakkı kullanılmamış ise, artık dava açılamayacağından ya da bu süreden sonra açılmış bir dava mahkeme tarafından red edilmek durumunda olduğu için, bu suçlar bakından dava zamanaşımı fiilen bir yıl olarak uygulanacak demektir. Bu durumda TCK’nunu dava zamanaşımı süresi olan TCK 66/1-e maddesindeki sekiz yıllık süre işlerlik kazanamayacak demektir. Bu suçlar için dava zamanaşımı süresi şikâyet hakkı ve kullanılma süresi nazara alınarak bir yıl olarak uygulanacaktır. Buna karşın şikâyet hakkı zamanında kullanılmış ve usulünce dava açılmış ise, dava zamanaşımı olarak hiç kuşku yokki bu defa TCK 66/1-e maddesindeki süre yani sekiz yıllık dava zamaşımı süresi geçerli olacak demektir.
Şikâyete bağlı olmayan hallerde, zaman aşımı hesabında İİK. 347. maddedeki şikâyet süresi nazara alınmayacaktır.
Ceza Zamanaşımı
Ceza zamanaşımı süresi ise TCK madde 68/1-e ye göre 10 yıldır.