Yardım Nafakası Nedir?

Maddi koşulları iyi olan birinin ailesine yardım etmesi ahlaki ve insani bir görevdir. Böyle bir kişinin annesi veya babası kötü koşullarda yaşıyorsa, bu kişi hayırsız evlat sıfatıyla kınadığımız bir kişi olarak konuşmalarımızda yer alır. Kendisi refah içinde yaşarken kardeşi yoklukla mücadele ediyorsa yine bu kişi bizim konuşmalarımızın kötü adamıdır. Bir kişinin yardıma muhtaç aile bireylerine yardım etmemesi halinde karşılaşacağı tavır sadece ahlaken kınama olmayabilir. Aynı zamanda bu kişiye karşı hukuk yolları da açıktır.

Nafaka deyince genellikle aklımıza boşanma davaları ve bu davaların sonucunda eşe ve çocuğa bağlanan aylık gelir. Oysa ki toplumsal ve geleneksel dayanışmanın kanunlarımıza yansıması olarak görülen bir nafaka daha vardır. Bu da yardım nafakasıdır. Benim uygulamada en çok gördüğüm yardım nafakası davaları genellikle şu şekilde olmaktadır. Anne ve baba boşanmıştır ve çocuğa boşanma sonucunda bir nafaka bağlanır. Çocuğun 18 yaşını tamamlaması ile birlikte bu nafaka kendiliğinden ortadan kalkar ancak çocuğun eğitim hayatı devam etmektedir. Bu durumda çocuk anne ve babasına karşı yardım nafakası talebi ile dava açabilir. Yine yaşlı ebeveynlerin çocuklarına karşı açtığı yardım nafakası davaları uygulamada ikinci sırayı almaktadır.

Medeni Kanunumuzun yardım nafakası ile ilgili düzenlemesi şu şekildedir: “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üst soyu ve alt soyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır”

Medeni Kanunumuzun düzenlemesine göre yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek altsoy, üstsoy ve kardeşler diğerinden yardım nafakası talep edebilir. Kısacası yardım nafakası talep edilebilmesi için nafaka talep edenin yoksulluğa düşmüş olması, nafaka yükümlüsünün de ödeme gücünün bulunması gerekir.

Kanunumuz nafaka ile yükümlü olanları teker teker saymıştır. Bunun dışındaki kimselerin nafaka verme yükümlülüğü yoktur. Buna göre kanunla nafaka vermeye yükümlü olanlar anne-baba, çocuklar, evlat edinenler, erkek ve kız kardeşler, büyükanne ve büyükbabalardır. Bunların dışında kalan hala, teyze, amca, dayı, kayınpeder, kayınvalide gibi yakınlardan yardım nafakası istenemez.

Yardım nafakası, yoksulluğa düşen kişiyi bu zaruret halinden kurtaracak miktarla sınırlıdır. Çalışma imkanı varken çalışmayan, ergin olduktan sonra eğitim görmeyen çocuklar ve yine malvarlığı olan kişiler yardım nafakası talep edemez. Eğer talep edenin bir malvarlığı varsa yoksulluğunu öncelikle bu malvarlığından gidermek zorundadır.

Yani yardım nafakası talep edilebilmesi için öncelikle talep eden kişinin yoksul olması gerekir. Yoksulluk halinin kabulü içinse nafaka talep edenin çalışma gücü kaybı, eğitim görmesi, hastalık, iş bulamama vb. nedenlerle çalışmaması nedeni ile yoksulluğa düşmüş olması ve nafaka talep edenin menkul ve gayrimenkul malları ile hak ve alacaklarının bulunmaması gerekmektedir. Kısaca yardım nafakası talep edenin, kendisine yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olması gerekmektedir.

Kanundaki ifadesi ile, kardeşlerin nafaka yükümlükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Refah içinde olmak deyince aklımıza ilk gelen zenginliktir. Ancak burada kanunun amaçladığı yardım edecek kardeşin zengin olması değil, yardım etmesi halinde yaşam koşullarında değişiklik olmamasıdır. Kendisinden yardım talep edilen kardeş, kendi eşinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını ancak karşılayabiliyor ve kardeşine yardım ettiği takdirde kendisi yoksulluğa düşecekse yardım yükümlülüğü bulunmamaktadır.

Yargıtay bir kararında davacı babanın kusuru ile yardıma muhtaç duruma gelmiş ve bu sebeplerle aile bağlarının zayıflamış olmasına rağmen babaya nafaka ödenmesine karar vermiştir. Bu ilginç kararda şu ifadelere yer verilmiştir: “Yardım nafakası, zarurete düşen hısmın yaşamını sürdürebilmesi için zorunlu yardım isteğidir. Yardım nafakası isteyenin kusuru ile yardıma muhtaç duruma düşmüş olması, yükümlüyü borcundan kurtarmamaktadır. Aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olması da yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmemiştir. Yardım nafakasının koşulları objektiftir ve bu koşulların gerçekleşmesi halinde nafaka borcu doğmaktadır. Aileye karşı vazifelerini ağır surette ihmal edenlerin, nafaka isteyemeyeceği Medeni kanun’un 510. maddesi uyarınca kabul edilmektedir. Uygulamada, aile bağlarının temelinden sarsılması halinde nafaka yükümlülüğünün ortadan kalkacağı kabul edilmektedir. Davacı 60 yaşlarında, nafaka yükümlüsü oğul refah içerisindedir. Aile bağları babanın kusuru ile zayıflamıştır. Ne var ki, Medeni Kanun’un 2. maddesindeki dürüstlük kuralı, bu koşullarda davalı oğlun nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir neden olarak kabul edilmemelidir. Oğlun, yardıma muhtaç duruma gelmiş olan babasına karşı asgari yaşama giderlerini karşılama borcu, dürüstlük kuralı gereği ortadan kaldırılamaz. Aksini gerektirir. Zira, altsoyun (oğlun) üstsoya(babaya) karşı yardım yükümlülüğü ile üstsoyun altsoya karşı olan yardım yükümlülüğünün ahlaki, geleneksel ve toplumsal nedenleri farklıdır.”

Yardım nafakası davalarının sayısının artması toplumdaki yardımlaşma duygusunun azalması ile aslında ahlaki ve insani bir yükümlülük olan yardımın kanun zoru ile yerine getirilmesi anlamına gelmektedir. Bu sebeple dileğimiz yardım nafakası davalarının uygulamada hiç olmaması ve herkesin yardıma muhtaç aile fertlerine bir mahkeme kararı olmaksızın yardım etmesi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...