Uzlaştırmanın Taraflara İlişkin Şartları

Fazla çalışmaya ilişkin yasal düzenlemeler

Uzlaştırmanın Taraflara İlişkin Şartları

Uzlaştırmanın şartlarından anlaşılması gereken, soruşturma veya kovuşturma konusu ile ilgili olarak şüpheli veya sanık ile mağdur veya suçtan zarar gören arasında uzlaştırma usulünün uygulanabilmesi için gerekli olan unsurlardır. 5560 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesinde uzlaşma usulünün uygulanabilmesi için şüpheli veya sanığın suçu kabullenmesi şarttı. Başka bir ifadeyle şüpheli veya sanık suçunu inkâr ediyorsa, o kişi hakkında uzlaştırma usulünün uygulanması mümkün değildi. 5560 sayılı Kanun da yapılan değişiklik sonrasında ise ikrar, uzlaştırmanın şartları arasından çıkartılmıştır.

İkrar, genel olarak bir kimsenin aleyhine olan bir maddî veya hukukî olgunun doğru olduğunu kabullenmesidir. Ceza muhakemesinde ikrar, şüpheli veya sanığın aleyhine olan bir konunun doğruluğunu tasdik etmesidir. Suçu ikrar ise, sanığın mahkeme huzurunda o suçu kendisinin işlediğini kabullenmesidir. Ceza muhakemesinde sanığın suçu ikrarı hâkimi kesin bir şekilde bağlamaz, hâkim sanığın ikrarını diğer delillerle birlikte değerlendirecektir.

Sanığın, kendisine yapılan uzlaştırma teklifini kabul etmiş olması ikrar anlamına gelmediği gibi, uzlaştırmacının kesinlikle böyle bir algı ile hareket etmemesi gerekir. Aksi hâlde uzlaştırmacı, tarafsızlık konusundaki yükümlülüğünü ihlâl etmiş olur. Şüpheli veya sanığın suçu işlediğini kabul etmesinin uzlaştırma müzakerelerine başlanabilmesi ve uzlaşmaya varılabilmesi için koşul olarak aranması, masumiyet karinesinin ihlâl edildiği şeklinde eleştirilerin yöneltilmesine neden olmuştur. Uzlaşmanın sağlanması için suçun ikrarının aranması, aynı zamanda faili uzlaşma teklifini kabul etmekten uzak tutabilmektedir.

Tarafların uzlaşma teklifini kabul etmesi veya uzlaşmış olması, sanığın (veya şüphelinin) suçu ikrar ettiği anlamını taşımaz. Sanık veya şüpheli, yargılanma deneyimini yaşamaktan kaçınmak veya atılı suçun gizli kalmasını istemek gibi pek çok farklı gerekçe ile uzlaşmış olabilir. Uzlaşmış olması, sanık veya şüphelinin suçlu olduğu anlamına gelmez. Bu hususun sanık veya şüpheliye uzlaştırmacı tarafından vurgulanması, uzlaştırma görüşmelerinin sağlıklı bir biçimde yürütülmesi bakımından faydalı olacaktır.

5560 sayılı Kanun ve 6763 sayılı Kanun ile yapılan değişikler ile uzlaştırmanın şartlarında kapsamlı değişiklere gidilmiştir. Bu surette uzlaştırma kapsamında olan suçların sayısı arttırılmış, ikrar şartı kaldırılmış, zararın tazmini yerine edim kavramı getirilmiştir. Ayrıca 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanununun 34. maddesiyle, Ceza Muhakemesi Kanunu m. 253/3’teki, bir suçun uzlaştırmaya tabi olması için o suçla ilgili etkin pişmanlık hükümlerine yer verilmemesi gerektiği yönündeki düzenleme ilga edilmiştir. Bu itibarla, hakkında etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar da uzlaştırma kapsamına alınmıştır.

Mağdur veya Suçtan Zarar Görenin Gerçek Kişi veya Özel Hukuk Tüzel Kişisi Olması

Uzlaştırmanın tarafları, şüpheli veya sanık ile mağdur veya suçtan zarar görendir. Uzlaşmanın sağlanması, ancak her iki tarafın anlaşması ile mümkündür. Ancak tarafların tek kişiden ibaret olması gerekmez. Bir suç, birden fazla fail tarafından işlenebileceği gibi suçun birden çok mağduru veya zarar göreni olabilir.

Uzlaştırma kurumu ancak suçun mağduru veya suçtan zarar gören bir gerçek kişi yahut özel hukuk tüzel kişisi ise söz konusu olabilir. Suçun mağduru veya suçtan zarar gören bir kamu tüzel kişisi ise uzlaştırma gündeme gelmez. Örneğin, Türk Ceza Kanunu’nun m. 340/2 ve 341 hükümlerinde düzenlenen suçlarda şikâyet hakkı yabancı devlete tanındığı ve kamu tüzel kişisine karşı işlenmiş suç niteliğinde olduğundan uzlaştırma söz konusu değildir.

6763 sayılı Kanun ile Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklik ile suça sürüklenen çocuklar bakımından uzlaştırmanın kapsamı genişletilmiştir. Değişiklik sonrası CMK m. 253/1-c hükmüne göre; “Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar uzlaştırma kapsamındadır. ” Kanun koyucu suça sürüklenen çocuklar bakımından da uzlaştırmanın sınırlarını genişlettiği hâlde, kamu tüzel kişilerine karşı işlenen suçlar bakımından uzlaştırma usulünü kabul etmemiştir.

Uzlaşmanın taraflarının gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişilerinden ibaret olmasının birden fazla sonucu bulunmaktadır. Bunlardan birincisi taraflardan birinin kamu gücünü elinde bulundurmaması dolayısıyla tarafların eşit oluşudur. Gerçekten de uzlaştırmanın bir tarafının kamu tüzel kişisi olması durumunda, uzlaştırma görüşmelerinin sağlıklı, eşit şartlarda ve özgür iradeye dayanması hususunda şüpheler ortaya çıkabilecektir.

Ayrıca kamu tüzel kişisi adına kendisine uzlaştırma teklifi yapılacak makam veya kişinin hangisi olacağı da ayrı bir meseleyi oluşturmaktadır. Böyle bir teklifi kabul ve uzlaşma hâlinde kamunun zarara uğrayıp uğramayacağı, zarara uğradığının belirlenmesi hâlinde sorumlunun kim olacağı bunun ceza veya tazminat hukuku bakımından hangi sonuçları doğuracağı da tartışma konusu olabilecektir.

Mağdurun kamu tüzel kişisi olamamasının bir başka neticesi ise, failin bireysel menfaatleri karşısında kamunun menfaatlerinin teraziye konulmamasıdır. Uzlaşmanın sağlanması hâlinde feragat edilen haklar kamuya ait haklar değil bireye ait haklardır. Bu itibarla uzlaştırmada taraflar ve uzlaşı konusu edilen menfaatler eşittir.

Taraflardan Birinin Ölümü ve Mirasçılık

Uzlaştırma usulünün uygulanabilmesi için tarafların sağ olmaları gerekir. Şüphelinin ölümü kovuşturma engelidir ve soruşturma evresinde kovuşturmaya yer olmadığı, kovuşturma evresinde ise düşme kararı verilmesini gerektirir (TCK m.64). Ancak, tarafların uzlaştırma müzakerelerini tamamlayıp uzlaştırma raporunu imzalamalarından sonra şüphelinin ölümü hâlinde durum farklılık arz edecektir. Uzlaştırma raporu İİK m.38 anlamında ilam niteliğinde bir belge olduğundan edimin ifa edilmemesi durumunda, ceza hukukuna ilişkin yaptırımlardan bağımsız olarak, mağdur veya suçtan zarar gören bu belgeye dayanarak ilâmlı icra yoluna başvurabilir. Bu koşullarda şüpheli veya sanığın mirasçılarına karşı, bu belge ileri sürülebilir. Burada cezaların şahsiliği ilkesinin ileri sürülmesi olanaksızdır. Çünkü uyuşmazlık, ceza hukuku uyuşmazlığından çıkarak borçlar hukuku uyuşmazlığı biçimini alacak ve uzlaştırma raporundaki edim mirasçılar tarafından icra edilebilecek bir edimse (örneğin para borcuysa), terekeye intikal eden borçtan mirası kabul eden mirasçıların müteselsil sorumluluğu gündeme gelecektir.

Mağdur veya suçtan zarar görenin ölümü hâlinde, istisnaî durumlar haricinde, şikâyet hakkı mirasçılara geçmez. Şikâyet hakkı, şahsa sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Mirasçılar, ancak kendilerine yetki verilen durumlar kanunda açıkça düzenlenmişse, bu konuda söz sahibi olabileceklerdir. Mağdurun ölümü halinde, soruşturma evresinde mağdurun mirasçılarına uzlaşma teklifinin yapılması söz konusu olamayacaktır. Sadece hakaret suçu bakımından düzenlenmiş olan şikâyetle ilgili TCK m. 130/2 hükmü burada da etkili olacak ve hakaret bakımından şikâyete hakları olan mirasçıların uzlaşma konusunda da hak sahibi olduklarını kabul etmek gerekecektir.

Uzlaştırma raporunun düzenlenmesinden önce mağdurun ölmesi hâlinde Uzlaştırma Yönetmeliği m. 7/7 hükmü uygulanacaktır. Buna göre; “Soruşturma evresinde mağdur veya suçtan zarar görenin ölümü hâlinde uzlaştırma işlemi sonlandırılır. Kovuşturma evresi için Kanunun 243 üncü maddesi hükmü saklıdır. ” Bu hüküm gereği, soruşturma evresinde mağdurun veya suçtan zarar görenin ölümü hâlinde uzlaştırma işlemi sonlandırılacak, başka bir ifadeyle uzlaştırma işlemi yapılmaksızın soruşturmaya devam edilecektir. Bunu, uzlaştırma raporunun düzenlenmesinden önceki ölümler olarak değerlendirmek gerekir. Uzlaştırma raporunun düzenlenmesinden sonra müşteki veya suçtan zarar görenin ölümü halinde, elde İİK m.38 kapsamında ilam niteliğinde bir belge bulunduğundan, mirasçıların bu belgeye dayanarak icra takibi başlatma hakları söz konusu olacaktır. Kovuşturma evresinde uzlaştırma usulü uygulanırken mağdurun öldüğü anlaşılırsa mağdurun ölmeden evvel katılan sıfatını alıp almadığı araştırılır. Mağdur (veya suçtan zarar gören) katılan sıfatını aldıktan sonra ölmüşse bu durumda uzlaştırma işlemleri katılanın mirasçıları ile yürütülecektir. Mağdur (veya suçtan zarar gören) katılan sıfatını almadan ölmüşse uzlaştırma işlemi sonlandırılacaktır.

Şüpheli veya Sanığın Akıl Hastası Olması

Akıl hastalıkları dolayısıyla işledikleri fiillerin anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya davranışlarını yönlendirme yeteneklerini önemli ölçüde kaybetmiş olan kişiler cezalandırılamayacaklarından bunlar hakkında uzlaştırma hükümleri uygulanamaz. Çünkü uzlaştırma, güvenlik tedbirlerinin değil cezaî sorumluluğun alternatifidir.

TCK m. 32/2 kapsamında akıl zayıflığı bulunanlar bakımından ise uzlaştırmanın tatbik edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır. Burada göz ardı edilmemesi gereken husus; şüphelinin veya mağdurun reşit olmaması durumunda uzlaşma teklifinin onun kanunî temsilcisine yapılmasının gerekli olmasıdır (CMK m. 253/4; CMUY m.29).

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat