Üçüncü kişi yararına avukatlık ücret sözleşmeleri ile ilgili Yargıtay kararları

Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Nedir?

Üçüncü kişi yararına avukatlık ücret sözleşmeleri ile ilgili Yargıtay kararları

Özet: Tevkil yetkisi taşıyan vekilin avukatlık ücret sözleşmesi yapabilmesi için vekaletnamesinde özel yetkisi olması gerekir. Bu nedenle davalı müvekkil, davacı ile davalının tevkil yetkisi taşımayan vekili arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesinden dolayı sorumlu değildir.

Dosyanın incelenmesinde; davalının genel vekili dava dışı Ş.Öztürk tarafından davacı avukata dava açmak için 8.4.2009 tarihinde vekaletname verildiği, 1.4.2009 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi yapıldığı, bu vekaletname ile davacı avukatın davalı ve dava dışı hissedarlar lehine 8.4.2009 tarihinde, el atmanın önlenmesi davası açtığı, dava devam ederken davalının dava dışı Ş’yi 22.2.2010 tarihinde azlettiği, davacı avukatı da 19.4.2011 tarihli dosyaya verdiği dilekçe ile azlettiği ve durumdan haberdar ettiği, davacı avukatın diğer hissedarların vekili olarak davaya devam ettiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Mahkemece, davacının azli haksız görülerek, bilirkişi raporuyla belirlenen müddeabih üzerinden avukatlık ücret sözleşmesi esas alınarak 14.420,48 TL vekalet ücretine hak kazandığı kabul edilerek bu kısım üzerinden itirazın iptaline karar verilmiştir.
Davalı taraf, davacıyı haklı sebeple azlettiğini ispat edemediğinden Avukatlık Kanunu hükümleri gereği, davalı yararına açılan davanın müddeabihinin davalı hissesine isabet eden kısmı üzerinden % 10-20 oranlarında vekalet ücreti ödemekle yükümlüdür. Mahkemece, davalının tevkil yetkisi taşıyan vekili ile davacı avukat arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesi hükümleri esas alınarak ücret takdirine gidilmiş ise de, dava dışı vekil Ş’nin tevkil yetkisi taşıyan vekaletnamesinin incelenmesinde, avukatlık sözleşmesi yapmak yetkisi bulunmamaktadır. Tevkil yetkisi taşıyan vekilin avukatlık ücret sözleşmesi yapabilmesi için vekaletnamesinde özel yetkisi olması gerekir. BK.nun 388 ve HMUK.nun 63. maddelerinde özel yetkiyi gerektiren haller olarak sayılan hususlar tahdidi değil ise de, işlemin müvekkil bakımından arzettiği önemden dolayı avukatlık ücret sözleşmesi yapılması özel yetkiyi gerektiren hallerden olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle davalı müvekkil, davacı ile davalının tevkil yetkisi taşımayan vekili arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesinden dolayı sorumlu değildir. Mahkemece, davacının ücret alacağının az yukarıda izah edilen şekilde Avukatlık Kanununun 164. maddesi hükümleri çerçevesinde tayin ve takdiri gerekirken yazılı şekilde, sözleşmeyi esas alan bilirkişi raporu ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.(Bkz. Aynı nitelikte 13.HD. 1992/1902 – 5282) (Y. 13. HD. 27.3.2014, 2013/28778 – 2014/8981)

Özet:Avukatlık sözleşmesi üçüncü kişi yararına yapılabilir.

Davacı, oğlu hakkında ikame edilen ceza davasının takibi için davalı baba ile avukatlık ücret sözleşmesi yapıldığını, görevini ifa etmesinden sonra oğlu Y. tarafından avukatlıktan azledildiğini öne sürerek sözleşmede kararlaştırılan 2.000.000 TL. ücretin tahsilini istemiştir.
Davalı cevap vermemiştir.
Mahkeme avukatlık ücret sözleşmesini davalı babanın düzenlediğini, azil işlemini ise dava dışı oğlunun gerçekleştirmesi nedeniyle davalıya husumet düşmeyeceğini kabul etmiş davanın reddine karar vermiştir.
Davacı avukat ile davalı Ş. arasında düzenlenen avukatlık ücret sözleşmesiyle davacının, davalının oğlu Y.’nin ceza davasını takip etmeyi davalının da 2.000.000 TL. avukatlık ücretini davacı avukata ödemeyi şahsen yükümlendiği anlaşılmaktadır. Yine sözleşme içeriğinden davalının, dava dışı iş sahibi oğlu Y.’nin temsilcisi sıfatıyla hareket ettiğini kabule olanak sağlayan hiçbir irade bildirimine de rastlanmamaktadır. Uyuşmazlık konusu yapılmayan maddi olguların az yukarıda açıklanmasından sonra taraflar arasında aktedilen sözleşmenin hukuki niteliğinin belirlenmesine sıra gelmiştir.
Taraflar arasındaki bu sözleşmenin Borçlar Kanununun 111 ve 112. maddelerinde düzenlenmiş olan “tam üçüncü şahıs yararına sözleşme” olduğunda kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
Gerçekte de, üçüncü şahıs yararına sözleşme sözleşmenin tarafı olmayan bir şahsa, onun yararına bir edim kararlaştırılmasıdır. Sözleşmenin taraflarından biri (borçlu) diğerine karşı (alacaklı) bir üçüncü şahsa (yararlanan) edimi ifa edeceğini taahhüt etmektedir. Alacaklının kendi adına hareket etmesi, üçüncü şahıs yararına sözleşmenin temel unsurudur. Üçüncü şahıs kavramı bir hukuki işleme katılmayan şahıslan ifade eder. İşleme kuranlar “taraf’ kurmaya katılmayanlar “üçüncü şahıstır”. İşte üçüncü şahsa; borçluya karşı ifanın kendisine yapılmasını sağlamak üzere bir talep hakkı tanınan sözleşme “tam üçüncü şahıs yararına sözleşme” denir. Böyle bir sözleşmeyle üçüncü şahıs sözleşmeye göre bir talep hakkına sahip olur. (Şener Akyol, Tam Üçüncü Şahıs Yararı¬na Sözleşme. 1976, sh. 10)
Olayımızda “üçüncü şahıs yararına avukatlık sözleşmesi” ile davacı avukat üçüncü şahıs durumundaki Y.’ye edim ifasını, diğer bir ifade ile onun davasını takip edilmesini yükümlenmekte, davalı Ş.’de oğlu Y.’ye yapılacak edimin karşılığını davacıya ödemeyi borçlanmaktadır.
Şu halde; davacı avukat, takibini üstlendiği işi özenle yürütmek açısından hem âkidi davalı Ş.’ye karşı ve hem de bu sözleşme ile davanın takibi konusunda alacaklı durumunda bulunan iş sahibi Y.’ye karşı sorumludur. Diğer bir anlatımla, hukuki yardımın özenle yürütülmesini Ş ile Y. davacı avukattan talep edebilecek, ancak, davacı hukuki yardımın karşılığını sözleşme uyarınca sadece davalı Ş.’den isteyebilecektir.
Tüm açıklanan hukuki tanım ve değerlendirmeler sonunda, sözleşmenin tarafı olan davalı Ş.’ye husumet yöneltilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön görülmemiştir. (Y. 13. HD. 5.3.1991, 7510 – 2429)

Özet: Avukatlık sözleşmesine dayanarak talepte bulunan kişinin sözleşmede imzasının eksik olması sözleşmeyi geçersiz hale getirmez.

Ücret sözleşmesi, yazılı şekle tabi (1136 SK. m. 163), karşılıklı taahhütleri içeren bir sözleşme olması nedeniyle yapılacak işi, ücreti ve tarafların imzalarını kapsamalıdır. Ne var ki; iş ve ücret koşulu belirlenmiş bu sözleşmede, davacı avukatın imzası yok ise de; sözleşmenin davacı avukat tarafından ibraz edilmiş olmasına göre, imza olmasa bile sözleşmenin geçerli kabul edilmesi gerekir. Hal böyle olunca avukatlık ücret sözleşmesi esas alınarak istenilen ücretin değerlendirilmesi yapılmalıdır.
Öte yandan, davacı icra takibi ile davalı borçluyu temerrüde düşürmüştür (BK. 101/1). Bu tarihten itibaren yasal faiz yürütülmesi göz ardı edilmemelidir. (Y. 13. HD. 5.10.1992,6035-7408)

Özet: Vasinin, avukatlık ücret sözleşmesi yapabilmesi için özel yetkisi olması, yapılan sözleşmenin vesayet makamı tarafından denetlenmesi gerekir. Özel yetki yoksa, davalı müvekkil, davacı ile davalının vasisi arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesinden dolayı sorumlu değildir.

Davalı taraf, davacıyı haklı sebeple azlettiğini ispat edemediğinden davacının vekalet ücretini ödemekle yükümlüdür. Ancak bu vekalet ücretinin davacı ile davalının vasisi arasında yapılan 11.5.2009 günlü sözleşme çerçevesinde ödenip ödenmeyeceği hususlarından önce, vasinin avukatlık sözleşmesi yapma yetkisinin bulunup bulunmadığı hususlarının incelenmesi gerekir. Vasinin, avukatlık ücret sözleşmesi yapabilmesi için özel yetkisi olması, yapılan sözleşmenin vesayet makamı tarafından denetlenmesi gerekir. BK.nun 388 ve HMUK.nun 63. maddelerinde özel yetkiyi gerektiren haller olarak sayılan hususlar tahdidi değil ise de, işlemin müvekkil bakımından arzettiği önemden dolayı avukatlık ücret sözleşmesi yapılması özel yetkiyi gerektiren hallerden olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle davalı müvekkil, davacı ile davalının vasisi arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesinden dolayı sorumlu değildir. Avukatlık Kanunu hükümleri gereği, davalı yararına açılan davanın müddeabihinin üzerinden % 10-20 oranlarında vekalet ücreti ödemekle yükümlüdür. Buna göre mahkemece, davacı vekilin avukatlık ücretinin izah edilen şekilde Avukatlık Kanununun 164. maddesi hükümleri çerçevesinde tayin ve takdiri gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 3.7.2014, 2013/22039-2014/22716)

Özet: Davalı L.  sözleşmeyi kendi adına asaleten ve yetkilisi olduğunu iddia ettiği diğer davalı şirketler adına temsilen imzalamıştır. Davacı avukatlar tarafından davalı L. adına iş sahibi olarak verilmiş bir hukuki hizmet bulunmadığından, L. hakkında açılan davanın husumetten reddine karar verilmesi gerekir.

Davacılar, davalılar ile yapılan hukuki yardım sözleşmesine davalı olarak davalılara verilen avukatlık hizmeti nedeniyle doğan ücret alacağının tahsili isteminde bulunmuşlardır. Taraflar arasında 13.10.2005 tarihli “Hukuki Yardım Sözleşmesi” yapılmış olup, davalı L.N. K.’nın bu sözleşmeyi kendi adına asaleten ve yetkilisi olduğunu iddia ettiği diğer davalı şirketler adına temsilen imzalamıştır. Davalı L.N. K. 13.10.2005 tarihli sözleşmeyi kendi adına iş sahibi olarak imzalamış ise de, bu davalı adına davacı avukatlar tarafından açılmış bir dava bulunmadığı gibi davalı L.N. K. aleyhine açılan bir davanın bulunduğu ve bu davanın davacı avukatlar tarafından takip edilerek hukuki hizmet verildiği hususu da iddia ve ispat edilememiştir. Davacılar tarafından dava konusu edilen ücret alacağına konu davalarda L. N. K. taraf olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davacı avukatlar tarafından davalı L. N. K. adına iş sahibi olarak verilmiş bir hukuki hizmet bulunmamaktadır. Hal böyle olunca mahkemece davalı L. N. K. hakkında açılan davanın husumetten reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde bu davalı yönünden de davanın kabulüne dair hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 12.5.2014, 2013/31805-2014/15051)

Özet: taraflarca imza altına alınan 10.9.2003 tarihli Avukatlık ücret sözleşmesinin düzenlendiği tarihte davalı fiil ehliyetine haiz olmadığından düzenlenen avukatlık ücret sözleşmesi geçersizdir. Hal böyle olunca uyuşmazlığın çözümü açısından geçerli ücret sözleşmesinin yada sözleşmenin bulunmadığı durumlarda hangi tarihteki düzenlemenin uygulanacağı açıklığa kavuşturulmalıdır.

Her ne kadar mahkemece, taraflar arasında düzenlenen avukatlık ücret sözleşmesinde “yargılama aşamasında karşı taraf ile anlaşma yapılarak işin sonlandırılması halinde yine müvekkilin payına düşecek malın %10’u avukata verilecektir” hükmünün kısmi butlan nedeniyle geçersiz olmasına rağmen sözleşmenin geri kalan hükümlerinin geçerliliğini koruduğu, buna göre dava konusu taşınmazların değerinin toplam 2.119.650.00 TL olup %10’una isabet eden kısmının 211.965,00TL olduğu, karşı tarafa yüklenen vekalet ücreti 8.300,00 TL’nın davacının hak ettiği ücret olduğu,…” gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; Dosyada mevcut Adli Tıp Kurumu 4. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 19 Aralık 2011 tarih ve 4197 Karar sayılı raporuna göre, taraflarca imza altına alınan
10.9.2003 tarihli Avukatlık ücret sözleşmesinin düzenlendiği tarihte davalı fiil ehliyetine haiz olmadığından düzenlenen avukatlık ücret sözleşmesi geçersizdir. Hal böyle olunca uyuşmazlığın çözümü açısından geçerli ücret sözleşmesinin yada sözleşmenin bulunmadığı durumlarda hangi tarihteki düzenlemenin uygulanacağı açıklığa kavuşturulmalıdır. (Y. 13. HD. 26.6.2013, 2012/21927 – 2013/17619)

Her ne kadar Mahkemece, “…davalı R. Kurnaz’ın davacı adına avukatlık sözleşmesi yapma konusunda yetkisi bulunmadığı halde 2.3.2004 tarihinde dava dışı Av. D.K. Şahin ile avukatlık sözleşmesi yaptığı, bu sözleşmenin IV. nolu bölümünde yer alan ücrete ilişkin hükümlerin geçersiz olduğu, bu sebeple avukatın takip ettiği sözleşme kapsamındaki üç dosya için avukatlık asgari ücret tarifesine göre ücrete hak kazanacağı, davalının ücret sözleşmesini yaparken gerek yetkiyi aşmak ve gerekse vekaleti kötüye kullanmak açısından özen borcuna aykırı davrandığı ve ortaya çıkan zarardan sorumlu, davacının ödemek zorunda kaldığı ücret ile yapılan işlerin AAÜT.’ne göre karşılığı arasındaki farkın davacının zararını oluşturduğu buna göre davacının mahkeme karan sonucunda ödemek zorunda kaldığı 53.065.26.TL ile AAÜT’ne göre ödemesi gereken 9.526.58.TL vekalet ücreti arasındaki fark olan 43.541.68.TL’dan davalının sorumlu olduğu…” gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de; Davacı tarafından dava dışı Av. D. K. Şahin aleyhine açılan menli tespit davasının yapılan yargılaması sonucunda Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 8.9.2008 tarih ve 2007/319 Esas 2008/305 Karar sayılı kararı ile “…Davacı A. İlhan’ a ait 19.000.00 Euro alacağın tahsili için vekili olan R. Kurnaz’ın Antalya 2. İcra Müdürlüğünün 2003/6039 Esas sayılı takip dosyasını açtığı, davalı Av. D. K. Şahin’in vekil olarak R. Kurnaz’a hukuki yardımda bulunduğu, R. Kurnaz ile davalı avukat arasında 2.3.2004 tarihli ücret sözleşmesinin düzenlendiği, borçlunun Antalya 1. İcra Hukuk Mahkemesine açmış olduğu 2003/211 Esas ve 2003/223 Esas sayılı dava dosyalarında davalı avukatın vekil olarak R. Kurnaz’ı temsil ettiği, davacı A. İlhan’ın vekili olan R. Kurnaz’ı azlettiği, keşide ettiği ihtarname ile icra dosyasında hiçbir işlem yapmamasını istediği, davalı avukata Viyana’dan göndermiş olduğu faks mesajı ile de avukatlık ücretinin kendisine ait olduğunu bildirdiği, A.t İlhan’ın dolaylı temsil yoluyla vekili olan R. Kurnaz ile davalı avukat arasında düzenlenen ücret sözleşmesindeki vekalet ücretini üstlendiği, sözleşme gereğince hak edilen vekalet ücretinin 26.035.41.TL olduğu” gerekçesi ile Davacı A. İlhan tarafından açılan davanın reddine ve asıl alacağın %40’ı olan 10.042.40.TL icra inkar tazminatının davacıdan tahsiline karar verildiği ve verilen bu kararın Yargıtay incelemesinden geçerek 1.3.2010 tarihinde kesinleştiği, böylece davalı R. Kurnaz’ın, dava dışı Av. D. K. Şahin ile yaptığı 2.3.2004 tarihli ücret sözleşmesinin geçerli olduğu, davacı hesabına yapıldığı ve davacının bu sözleşmedeki vekalet ücretini üstlendiği sabit olmuştur. Ayrıca dosya kapsamına göre de, davalının, davacı tarafından verilen talimatlara aykırı davrandığı hususu kanıtlanamamıştır. O halde mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak yukarıda yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 27.2.2013, 2012/9421 – 2013/4665)

Dava, avukatlık hizmet sözleşmesinden kaynaklanan vekalet ücreti alacağına ilişkindir. Davalı tarafından 30.3.2005 tarihinde verilen ortak vekaletnamede, davacı ile dava dışı babasına vekalet verildiği, vekaletnameden bir gün sonra davalı ile dava dışı avukat N. Tiryaki arasında 31.5.2005 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi düzenlendiği, sözleşmede davacının isminin yer almakla birlikte imzasının bulunmadığı, açılacak kamulaştırmasız el atma davası sonucu kazanılan kısmın, tahsil edilinceye kadar işleyecek faizi birlikte tutarının %5‘i kadar olan miktarın ücret olarak belirlendiği, vekaletname sonrası ilk davanın Av. N.Tiryaki tarafından Gaziantep 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/134 E.da tazminat davası açıldığı ve duruşmalara davacı Av. Ö. M. Tiryaki’nin de katıldığı ve davanın takip edilmemesi sonucu dosyanın işlemden kaldırıldığı sabittir. Mevcut davamızda ise aynı vekaletnameyi kullanan davacı avukatın Gaziantep 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2008/213 esasında açtığı kamulaştırmasız elatmaya dayalı tazminat davası yönünden, davanın kazanılması sonucu hak ettiğini düşündüğü vekalet ücretini talep etmesi söz konusu olup, kazanılan dava sonucu davacı tarafından yapılan icra takipleri sonucu tahsil edilen paraların davalı asile ödenmesi sırasında, dava dışı Avukat tarafından icra müdürlüğünde düzenlenen bir belgede attığı imza gerekçe gösterilerek davanın reddi cihetine gidilmiş olup, yapılan değerlendinne sonucunda delillerin değerlendirmesinin hatalı olduğu sonucuna varılmıştır.
Şöyle ki; davacının geçerli bir vekaletname ile dava açtığı, davanın davalı lehine sonuçlandığı, tahsiline karar verilen tazminat ve dava yargılama giderlerinin itirazsız olarak davalı tarafından tahsil edilmesi hususlan dikkate alındığında davalı asilin bütün aşamalarla yapılan işlemlere muvafakat ettiği açıktır. Ayrıca davalı asilin her iki avukata ayrı ayrı ihtarnameler çekerek 25.2.2010 tarihi itibariyle vekalet ücret alacaklarını almaları için davette bulunduğu tevdi mahalli tayini için karar aldırdığı ve nihayetinde kendi hesaplaması sonucu, belirlediği 158,326 TL’yı davacı tarafından yapılan Gaziantep 1. İcra Müdürlüğünün 2010/2806 E. sayılı dosyasına yatırarak kısmi borca itirazda bulunduğu, neticeten davacının vekalet ücret alacağını temelde kabul ettiği, problemin ücret miktarı hususunda oluştuğu belirgindir.
Taraflar arasında bizzat davacı Avukatın imzasını taşıyan ücret sözleşmesi bulunmadığı açık ise de; davalı asilin başlangıçta baba-oğul avukatlara ortak vekalet vermesi, davacı avukatın ilk açılan davayı benimseyerek duruşmalara bizzat katılması sebebiyle, yukarıda özellikleri belirtilen 31.5.2005 tarihli avukatlık ücret sözleşmesini onayladığını, benimsediği açık bulunmakla, davacının taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmadığı iddiası benimsenmediği gibi, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmayan hallerde uygulanması gerektiği Avukatlık Kanunun 164. maddesinde belirtilen oralarında olayımızda uygulanamayacağı açıktır.
Bu düzenlemeler ve açıklamalar ışığında avukatlık hizmeti veren davacının, ancak 31.5.2005 tarihli sözleşme gereğince talep hakkının bulunduğu açık bulunmakta, bilirkişi raporunun buna işaret eden 2 kısmı itibariyle toplam vekalet ücreti alacağında, davalının kabul ettiği ve ödediği kısım düşüldükten sonra kalan alacak miktarının 218.375,06 TL olduğunun karar verilmesi gerektiği halde, kapsamı yanlış yorumlanan dava dışı avukatın beyanın yer aldığı Mersin 1. İcra Müdürlüğünü 2008/5856 E. Sayılı dosyası gereğince davanın reddine dair hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 8.4.2013, 2012/6756 – 2013/8993)

Taraflar arasında imzalanan ücreti vekalet sözleşmesini davalı Z. Aktan “şirket ve şahsım adına” ibaresi ile imzalamıştır. Davalı Z.’nin şirketi tek başına münferit imzası ile temsil etmeye yetkisi olduğu ticaret sicili gazetesi ve imza sirkülerinden anlaşılmaktadır. Davacı ile imzalanan avukatlık ücret sözleşmesini şirketin temsilcisi olan davalı Z. Aktan kendi şahsını da borç altına sokarak imzaladığı açıkça anlaşılmakla bu davalı hakkında da davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde gerçek şahıs hakkında davanın husumetten reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 14.7.2011, 2011/2846 – 2011/11508)

Özet: 507 sayılı yasanın 20. maddesine göre yönetim kurulu başkanı ve genel sekreterin imzasının bulunduğu sözleşme davalı taraf yönünden bağlayıcı nitelikte olup, mahkemece sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilerek sözleşme hükümlerine göre vekalet ücreti belirlenmesi gerekir

Davacı delil olarak 1.12.2004 tarihli “avukatlık ücret sözleşmesi ve iş zaptı“ başlıklı sözleşmeye dayanmış olup, sözleşmede davalıyı temsilen yönetim kurulu başkanı ve genel sekreterin imzasının olduğu anlaşılmaktadır. Bu sözleşmedeki imzalar üzerinde Adli Tıp Fizik İhtisas dairesince yapılan inceleme sonucu verilen 13.4.2010 tarihli raporda, söz konusu imzaların davalı odanın yönetim kurulu başkanı ve genel sekreterine ait olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Davalı Aydın Kamyoncular Kamyonetçiler Nakliyeciler Odası yönetim kurulunun 28.10.2004 tarih ve 09 karar nolu kararı ile üye aidatlarının tahsili amacıyla gerekli yasal işlemleri yapmak üzere davacıya yetki verilmesi hususunda karar alındığı anlaşılmaktadır. Davaya konu 1.12.2004 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 507 sayılı yasanın 20. maddesinde “…Odanın hukuki temsilcisi yönetim kurulu başkanıdır. Odayı, yönetim kurulu başkanı veya başkan vekillerinden biri ile oda genel sekreterinin ortak imzası bağlar.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Davacının vekil olarak davalıya hizmet verdiği hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Uyuşmazlık konusu husus avukatlık ücret sözleşmesine göre ücret talep edilip edilemeyeceğine ilişkin olup, davalı oda yönetim kurulunca alman kararla üye aidatlarının tahsili amacıyla davacı avukata yetki verilmesine karar verildiği, daha sonra bu karara dayalı olarak davalı odayı temsil yetkisi bulunan yönetim kurulu başkanı ve genel sekreter tarafından davacı ile avukatlık ücret sözleşmesi imzalandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda 507 sayılı yasanın 20. maddesine göre yönetim kurulu başkanı ve genel sekreterin imzasının bulunduğu sözleşme davalı taraf yönünden bağlayıcı nitelikte olup, mahkemece sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilerek sözleşme hükümlerine göre vekalet ücreti belirlenmesi gerekir iken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 11.4.2011, 2010/17981 – 2011/5523)

Davacı-karşı davalı, 6.12.2000 tarihli vekaletname ile Ü. T. B.’yi vekil tayin etmiş olup, bu vekaletnamede açıkça “vekalet ücreti sözleşmesi yapma yetkisi” verilmediğine göre, davalı ile davacının vekili sıfatıyla Ü. T. B. arasında düzenlenen 1.11.2002 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi geçerli değildir. Mahkemece, davalının isteyebileceği vekalet ücretini, sulh sözleşmesinin yapıldığı 29.6.2004 tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre nispi olarak hesaplayan bilirkişi ek raporu esas alınarak hüküm kurulmuştur. Hemen belirtmek gerekir ki davalıya ödenmesi gereken vekalet ücretinin tespit edilebilmesi için öncelikle, uyuşmazlığa uygulanacak Avukatlık Kanunu hükümlerinin belirlenmesi zorunludur. Bilindiği üzere, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, 2.5.2001 tarihinde 4467 sayılı Yasa, 13.1.2004 tarihinde de 5043 sayılı Yasa ile değişikliğe uğramıştır. 13.1.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5043 sayılı Yasanın 7. maddesi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanununa eklenen “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin olarak hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu kanunun değişik hükümleri uygulanır” hükmünü içeren geçici 21. madde. Anayasa Mahkemesince 8.2.2008 tarihinde iptal edildiğinden, avukatlık ücretinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, sözleşmelerin kurulduğu tarihte yürürlükte olan Avukatlık Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; taraflar arasında yazılı bir avukatlık ücret sözleşmesi bulunmadığına göre, az yukarıda açıklanan nedenlerle uyuşmazlığın çözümünde, sözleşme ilişkisinin kurulduğu, avukatlık hizmetinin verildiği 2002 tarihi itibariyle yürürlükte olan 1136 sayılı Yasanın, 2.5.2001 tarihinde 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonraki, Ancak 13.1.2004 tarihinde 5043 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten önceki hükümlerinin esas alınması gereklidir. Anılan yasanın 4467 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonraki 164. maddesinin 4. fıkrasında “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret anlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde on beşi arasındaki bir miktar, avukatlık ücreti olarak belirlenir.” hükmü bulunmakta olup, dava konusu olayda davanın sulh ile sonuçlanması nedeniyle, davacıya sulh sonucunda kazandırılan 30.190 TL’nin yüzde beşi ile yüzde onbeşi arasmda takdir edilecek vekalet ücretinin ödetilmesine karar verilmesi gerekir. Ne var ki, davacı vekili, 11.9.2009 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde, “davalının isteyebileceği vekalet ücretinin 30.190-TL’nin %10’u ile %20’si arasında olacağım belirterek, mahkemenin takdir edeceği oran üzerinden yapılacak hesaplama sonrasında davalının uhdesinde bulunan 1.770 TL’nin mahsup edilerek vekalet ücretinin hesaplanmasını” istemiştir. Bu durumda mahkemece, davalının hak ettiği vekalet ücretinin davacının bu beyanı da dikkate alınarak belirlenmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yanlış değerlendirme ve gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 24.2.2011, 2010/9620-2011/2747)

Özet:Başkalarını tevkile yetkili ilk vekil Ali’ye verilen vekaletlerin hiçbirinde ücreti vekalet sözleşmesi yapma yetkisi olmadığı gibi, müvekkilleri borçlandırmaya da yetki yoktur. Bu durumda ilk vekilin yetkisi olmadığı halde ikinci vekil ile yaptığı avukatlık ücrete sözleşmesi geçersizdir. Davalı müvekkilleri bağlamaz. Bu nedenle de davacı bu sözleşmeye dayanarak sözleşmede kararlaştırılan ücreti davalılardan isteyemez.İddia, savunma ve toplanan delillerden davalıların başkalarını da tevkil etme yetkisi vererek dava dışı avukat olmayan Ali isimli kişiyi 26.4.1985 ve 12.8.1985 tarihli iki ayrı vekaletname ile vekil tayin ettikleri, bu kişinin de mevcut yetkisine dayanarak 14.8.1985 tarihinde davalılar vekili sıfatıyla davacıya vekaletname verdiği ve yine davalılar vekili olarak davacı avukat ile davaya konu 15.9.1985 tarihli avukatlık ücret sözleşmesini imzaladığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlıkta çözümlenmesi gereken sorun, tevkil yetkisine haiz vekilin tayin ettiği ikinci vekil ile müvekkilleri adına vekaletnamesinde bu konuda özel yetkisi olmamasına rağmen ücreti vekalet sözleşmesi yapıp yapamayacağı ile yapılmış sözleşmenin müvekkilleri bağlayıp bağlamayacağında toplanmaktadır. BK’nın 388 ve HUMK’un 63. maddelerinde vekaletin kapsamı ve özel yetkiyi gerektiren haller sayılmıştır. Avukatlık Yasasında da ücreti vekalet sözleşmeleri gerek miktar ve gerekse içerik bakımından bazı emredici nitelikteki hükümlerle sınırlamaya tabi tutulmuştur. (Av.K.’nın 163. ve 164. maddeleri) Yanlar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde bu Yasa hükümlerinin vaaz ediliş sebepleri de göz önüne alınarak bir sonuca gidilmesi gerekir.
BK’nın 388 ve HUMK’un 63. maddelerinde özel yetkiyi gerektiren haller olarak sayılan hususların tahdidi olup olmadığının değerlendirilmesinin yapılmasında, tahdidi olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. İşlemin müvekkil bakımından arz ettiği önemden dolayı o işlem için de özel yetki verilmesi gerektiği sonucuna varılabilir. Nitekim, anı¬lan yasa maddelerinde sayılan tüm halle müvekkil açısından işlemin niteliği de nazara alındığında önem arz eden hususlardır. Öneminden dolayı özel yetkiyi gerektiren hallere benzerliği dolayısıyla vekilin müvekkili adına yargılamanın iadesini isteyebilmesi, konkordato teklif veya kabul edilebilmesi, iflasını isteyebilmesi, kişiye bağlı haklara ilişkin dava veya taleplerde bulunabilmesi için özel yetki gerektiği doktrinde ve bazı özel hükümler taşıyan yasalarda kabul edildiği gibi, uygulamada da hakimler aleyhine tazminat davası açabilmesi için vekilin vekaletnamesinde bu konuda özel yetki aranmaktadır. (Müderrisoğlu, Avukatlıkta Vekalet ve Ücret Sözleşmesi S.48.49; Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü C.l s.845; 4.2.1959 tarih 14/6 sayılı tevhidi içtihat kararı) Özellikle de, davaya vekalette ikinci vekilin verdiği avukatlık hizmetine karşılık alacağı, vekalet ücretinin miktarı müvekkiller için önemli olabilir ve bu önem derecesi de kişiye, her somut olaya göre değişir. Objektif ölçütlerle tespiti de mümkün değildir. Bu nedenle de müvekkillerin ödenecek ücreti işin başında bilmelerini sağlamak amacıyla Avukatlık Yasasının 164/1 maddesiyle ücretin belli bir miktarı kapsaması gerektiği hükmü getirilmiş olmakla ücreti vekaletin müvekkiller için önemli olduğu kabul edilmiştir. Öte yandan, anılan yasa kamu yararı ve avukatlık mesleğinin disipline edilmesi amacıyla avukatlık ücret sözleşmesinin yapılmasında özellikle kararlaştırılacak ücret açısından başka sınırlamalar da getirmiştir (Av.K.’nın 163/4, son 164/2-3, 171. maddesi gibi). Kaldı ki vekilin vekaletnamesinde özel yetki olmadan tevkil ettiği avukatla ücret sözleşmesini yapabileceğinin kabulü istismara da neden olabilecektir. Yasa bunu da önlemeye çalışmaktadır. Bu durumda vekilin, vekaletnamesinde açık yetkisi olmadan müvekkili adına avukatlık ücreti sözleşmesi yapamayacağının kabulü gerekir.
Somut olayda, başkalarını tevkile yetkili ilk vekil Ali’ye verilen vekaletlerin hiçbirinde ücreti vekalet sözleşmesi yapma yetkisi olmadığı gibi, müvekkilleri borçlandırmaya da yetki yoktur. Bu durumda ilk vekilin yetkisi olmadığı halde ikinci vekil ile yaptığı avukatlık ücrete sözleşmesi geçersizdir. Davalı müvekkilleri bağlamaz. Bu nedenle de davacı bu sözleşmeye dayanarak sözleşmede kararlaştırılan ücreti davalılardan isteyemez. Ne var ki, davacı vekil vekaletname gereği üstlendiği vekalet görevini ifa etmiştir. Av.K.’nın 163/son maddesi gereğince, davalılar asgari ücret tarifesi gereğince hesaplanacak miktarı davacıya ödemekle yükümlüdürler. Mahkemece yapılacak iş; veraset davaları nedeniyle tarifeye göre bulunacak miktarlar ile tapudaki intikal işlemleri içinde tarifedeki benzer durumlar ve avukatın  emeği de nazara alınarak takdir edilecek miktar toplamına hükmetmektir. Mahkemece açıklanan yönler göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 5.6.1992,1902-5282)

Özet: Üçüncü kişi yararına avukatlık sözleşmesi yapılabilir.Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşme geçerli olduğu kabul edilmekle birlikte, olayda davalıya tam sorumluluk yüklenmesi mümkün görülmediği gerekçesi ile bilirkişi raporunda belirlenen 600.00 lira yol gideri ile 2.000.000 TL. danışma ücreti ki toplam 2.600.0 liranın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Dairemizin pek çok kararında da belirlediği üzere, ücret sözleşmesi ile avukata verilen işin mutlaka, sözleşmeyi yapan kişinin işi olması gerekmez. Kişiler kendilerine ait olmayan bir işi de ücretini ödemek koşulu ile bir avukata gördürebilirler. Çünkü 1136 sayılı Avukatlık Kanununda bunu engelleyen bir hüküm yoktur. Olayımızda, davacı ile davalı arasında yapılan ücret sözleşmesi geçerli bir sözleşme olduğundan tarafları bağlar. Davalı, kardeşinin Emirdağ’da görülen ceza davası işi ile ilgili olarak davacıyı vekil tayin etmiş ve bu husus 5.2.1990 günlü ücret sözleşmesinde de açıkça belirtilmiş, davacıya bu görevi davalı verdiğinde ve davalının kardeşinin ise bir başka avukatı vekil tayin ettiğinde taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalı, davacıyı bu iş nedeniyle Afyon’a ve oradan da Emirdağ’ına götürerek bu işle ilgili evrakları inceletmiştir. Davalının, 24.10.1991 günlü oturumdaki “Hüseyin beyi (davacıyı) aradım bulamadım, Emirdağ’ına götürecektim, kendisini bulamadım” şeklindeki beyanı onu yükümlülükten kurtarmaz. Bu nedenlerle davalı, davacının sözleşmede tayin edilen 6.000.000. TL. vekalet ücretinin tamamını ödemekle yükümlüdür.
Sözleşmenin 4. maddesinde iş sahibinin giderler için 1.000.000. TL. ödeyeceği kabul edilmiş ve davalı da 24.10.1991 günlü oturumda 750.000 TL. ödediğini bildirmiş olup bu husus giderlere müteallik olduğundan davacının talebi dışında kalmaktadır. Mahkemece talep olunan 6.000.000. liranın tahsiline karar verilmesi gerekir. (Y. 13. HD. 14.5.1993,3121-4224)

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat