GİRİŞ

Tebligat usulü, gerek 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nda gerekse 12059 sayılı Tebligat Tüzüğü’nde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler çoğunlukla gerçek kişilere yapılacak tebligatın usulünü düzenlemekle birlikte tüzel kişilere yapılacak tebligatın usul ve içeriğini de hüküm altına almaktadır. Tüzel kişilere tebligatın nasıl yapılacağını düzenleyen kurallar genel itibariyle gerçek kişilere ilişkin düzenlemelerden daha sıkı tutulmuştur.

Tüzel kişilere yapılacak tebligatın usulü Tebligat Kanunu’nun 12 ile 13. maddelerinde ve Tebligat Tüzüğünün 17 ile 18. maddelerinde düzenlenmiştir. Söz konusu bu düzenlemeler özel ve kamu tüzel kişilerine yapılacak tebligatlar bakımından uygulanmaktadır.

Bu çalışmada düzenleyen ilgili kanun maddelerinden yola çıkılarak Yargıtay kararları ışığında tüzel kişilere tebligat usulü açıklanmaya çalışılacaktır.

TÜZEL KİŞİLERE TEBLİGAT

Genel Olarak

Tüzel kişilere tebligat usulü gerek 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nda gerekse 12059 sayılı Tebligat Tüzüğü’nde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Tebligat muhatabı gerçek ve tüzel kişilerdir. Fakat tebligat kanununda kural olarak gerçek kişiler esas alınarak düzenlemeler yapılmıştır. Bunun yanı sıra tüzel kişilere yapılacak tebligatın usulü Tebligat Kanunu’nun 12 ile 13. maddelerinde ve Tebligat Tüzüğünün 17 ile 18. maddelerinde düzenlenmiştir. Söz konusu bu düzenlemeler özel ve kamu tüzel kişilerine yapılacak tebligatlar bakımından uygulanmaktadır. Tüzel kişilere yapılacak tebligatın geçerli olabilmesi bu hükümlere aynen harfiyen uyulması gerekmektedir. Aksi takdirde yapılan tebliğ Tebligat Kanununun 32. maddesinde düzenlendiği üzere usulsüz tebliğ olacaktır[1]. Söz konusu maddelerin yanı sıra Tebligat Kanununda gerçek kişiler açısından getirilen hükümler, uygun olduğu ölçüde tüzel kişiler açısından da uygulanabilecektir. Misal olarak tebligatın yapılacağı muhatabın en son adresi ikâmetgâh, işyeri veya meskeni olabilir. Mesken kavramı yalnızca gerçek kişiler açısından söz konusu olabileceği için bu hüküm yalnızca gerçek kişilere yönelik tesis edilmiştir. Nitekim Yargıtay’ ın da tüzel kişilere, gerçek kişiler için ikâme edilmiş hükümlerin uygun olmayanlarının uygulanmasının geçersiz tebliğ neticesini doğurduğu yönünde kararları mevcuttur. Misal bir Danıştay kararında şirkete yapılan tebligata ‘ birlikte sakin yeğeni’ şerhi düşülmüş olması ve bu şekilde tebligatın ancak gerçek kişilere yapılabileceği belirtilerek yapılan tebligatın geçersiz olduğuna karar verilmiştir[2].

Tebligat Kanununda Tüzel Kişilere Tebligatı Düzenleyen Hükümler

7201 sayılı Tebligat Kanununun 12. Maddesi “ Hükmi şahıslara ve ticarethanelere tebligat ” başlığı altında tüzel kişiler adına tebligatı teslim alma yetkisine sahip kişileri düzenlemektedir. Madde metnine göre; “ (1) Hükmi şahıslara tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise, yalnız birine yapılır. (2) Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir.”

Tebligat Kanununun 13. maddesinde “Hükmi şahısların memur ve müstahdemlerine tebligat” başlığı altında hüküm tesis edilmiştir. Madde metnine göre;        “ Hükmi şahıslar namına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler her hangi bir sebeple mutad iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.”

Tebliğ Kanununun 12 ve 13. maddelerinden açıkça anlaşıldığı üzere tebligat yapılacak tüzel kişiler; ticaret şirketleri ( anonim, limited, kolektif ve komandit şirketler, kooperatifler), dernekler, kamu idareleri ( mahalli idareler, köy, belediye, il ), kamu kurumları ( Üniversiteler, TRT ve diğerleri ) gibi özel veya kamu tüzel kişileri olabilir. Adi şirketler gibi tüzel kişiliği bulunmayan şahıs ve mal toplulukları tebligat muhatabı olamayacağı için bunlar adına tebligat çıkarılıp yapılması da söz konusu olamaz[3]. Bakanlıkların devletten ayrı bir tüzel kişiliği mevcut olmayıp, organı oldukları devlet adına faaliyette bulunurlar. Ancak dava, icra takibi ve diğer işlerde tebligat muhatabı olurlar.

Tüzel kişilerin tebliğ almaya yetkili memur veya müstahdemlerine tebliğ yapılabilmesi için tüzel kişilerin salahiyetli kişilerinin herhangi bir sebeple mutad iş saatlerinde iş yerinde bulunmamaları ve tebliğ edilecek evrakı bizzat alamayacak bir halde olmaları gerekmektedir[4]. Bu hususun tebliğ memuru tarafından bizzat araştırılıp tebliğ tutanağına yazılması gerekir. Bu, tebliğin geçerli olabilmesi için zorunlu bir kaidedir. Aksi takdirde yapılan tebliğ usulsüz olur[5].

Tebligat Tüzüğünde Tüzel Kişilere Tebligatı Düzenleyen Hükümler

12059 sayılı Tebligat Tüzüğünde tüzel kişilere tebligat usulünü düzenleyen hükümler 17. ve 18. maddelerde yer almaktadır.

Tüzüğün 17. Maddesi  “Hükmi şahıslara ve ticarethanelere tebligat” başlığı altında tüzel kişiler adına kimlere tebliğ yapılabileceği düzenlenmiştir. Hükme göre; (1) Hükmi şahıslara tebliğ salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise yalnız birine yapılır. (2) Vekaletlerin ve bunların teşkilatının, mülhak ve hususi bütçeli idarelerle belediyelerin, köylerin ve hususi kanunlarına müsteniden kurulmuş olan teşekküllerle, şirketlerin ve cemiyetlerin salahiyetli oldukları mümessilleri tabi kanunlara ve statülerine göre tayin edilir. (3) Hükmi ve hakiki şahsa ait bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticarethanenin o muamelede salahiyetli ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir.

Yine tüzüğün 18. maddesinde “ Hükmi şahısların memur ve müstahdemlerine tebligat “ başlığı altında tüzel kişinin yetkilileri bulunmadığı zaman tebliğin kimlere yapılacağı düzenlenmiştir. Madde düzenlemesine göre “ (1) Yukarıdaki madde mucibince tebliğ yapılacak kimseler herhangi bir sebeple mutat iş saatlerinde işyerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, hükmi şahsın o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. (2) Şu kadar ki, kendisine tebliğ yapılacak memur veya müstahdemin, hükmi şahsın yerdeki teşkilatı veya personeli içinde vazife itibariyle tebligatın muhatabı olan hükmi şahsın mümessilinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu kabil işlerle tavzif edilmiş bir şahıs olması lazımdır. (3) Bunların da bulunmadığı tebliğ mazbatasında tespit edildiği takdirde tebligat, o yerdeki diğer bir memur veya müstahdeme yapılır.”

Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğündeki Düzenlemelere Göre Tüzel kişi Muhatap Adına Tebliğin Yapılacağı Kişiler

  • Tüzel kişi muhatap adına çıkarılan tebligat, tüzel kişinin temsilcilerine yapılır. Tüzel kişinin birden fazla yetkili temsilcisi varsa, tebligat bunlardan sadece birine yapılır.
  • Gerçek veya tüzel kişiye ait bir ticarethanenin işlemlerinden doğan ihtilaflarda tebligat, ticarethanenin o işlemde yetkili olan ticari mümessiline yapılır.
  • Bakanlıkların ve bunların teşkilatlarının katma ve özel bütçeli idareler ile belediyelerin, köylerin ve özel kanunlarına göre oluşturulmuş kuruluşların şirketlerin ve derneklerin yetkili temsilcileri, tâbi oldukları kanunlara ve statülerine göre belirlenir.
  • Tüzel kişilerin memur veya müstahdemlerine de tebligat yapılabilir. (Teb. K. m. 13) Fakat bu iki halde mümkündür. Buna göre tüzel kişiler adına kendilerine tebligat yapılacak kimseler:
  1. ya mutat iş saatlerinde ( yani alışılagelmiş olağan iş saatlerinde ) iş yerinde bulunmamalı, ya da
  2. tebliğin yapılacağı sırada tebliğ evrakını bizzat alamayacak durumda olmaları gerekmektedir.

Bu iki koşuldan birinin gerçekleşmesi halinde tüzel kişinin memur veya müstahdemine de tebliğ yapılabilir. Burada önemli bir husus da bu sayılan koşullardan birinin gerçekleşmesi durumunda tebliği almaya yetkili memur ve müstahdemin kim olduğudur. Tebligat Tüzüğünün 18. Maddesinin 2. fıkrasında bu husus açıklığa kavuşturulmuştur. Düzenlemeye göre; “(2) Şu kadar ki, kendisine tebliğ yapılacak memur veya müstahdemin, hükmi şahsın yerdeki teşkilatı veya personeli içinde vazife itibariyle tebligatın muhatabı olan hükmi şahsın mümessilinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu kabil işlerle tavzif edilmiş bir şahıs olması lazımdır.” Düzenlemeden de açıkça anlaşılacağı üzere tebligatı koşulları gerçekleşmesi halinde almaya yetkili memur veya müstahdem herhangi bir çalışan değildir. Yetkililerin tebligatı teslim alamamaları halinde bu iş ile görevlendirilmiş kişiler yani tüzel kişinin temsilcisinden sonra gelen bir personel gibi esasen bu iş ile görevlendirilmiş kimseler olması gerekir[6]. Tüzüğün 18. Maddesinin son fıkrasına göre de Bunların da bulunmadığı tebliğ mazbatasında tespit edildiği takdirde tebligat, o yerdeki diğer bir memur veya müstahdeme yapılır.”

Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğünde bahsi geçen hükümleri bir arada değerlendirecek olursak şu sonuca ulaşılacaktır:

  • Tebligat öncelikle tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmalıdır. Eğer Tebligat Kanununun 13. maddesinde zikredilen sebeplerden dolayı bu kişiye tebliğ yapılamıyorsa,
  • Yetkili temsilciden sonra gelen ve esasen bu işle görevlendirilmiş olan memur veya müstahdeme tebliğ yapılacaktır. Eğer bu kişi de tebliğ anında hazır değilse,
  • Tüzel kişinin bir diğer memur ve işçisine tebligat yapılacaktır.

Dolayısıyla tebligatın yapılacağı kişiler tek tek sayılmış olmakla hangi durumda bir alt kişiye tebliğ yapılacağı da açıkça düzenlenmiştir. Sıraya uyulmaması halinde misal olarak yetkili temsilci evrakı bizzat alacak durumda değilse, görev itibariyle temsilciden sonra gelen ve bu iş ile görevlendirilmiş personel yerine direkt olarak bir diğer elemana yapılacak olan tebliğ, usulsüz tebligat olacaktır. Aynı zamanda tebliğ mazbatasına neden bu personele tebliğ yapıldığının yazılması da zorunludur, aksi durumda usulsüz tebliğ söz konusu olacaktır[7].

ŞİRKETLERE TEBLİGAT

Adi Şirketlere Tebligat

Adi ortaklık, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir[8].

            Adi şirketlerin tüzel kişiliği yoktur. Bu bağlamda ticaret şirketlerinden temelde farklılık gösterirler. Dolayısıyla adi şirketler, Tebligat Kanununda özel ve kamu tüzel kişilerine tebligat usulünü düzenleyen hükümlere tâbi değildiler. Adi şirketin tüzel kişiliği bulunmadığından şirket malvarlığı olarak bilinen malvarlıkları da esasen şirket sözleşmesi gereği müştereken ortaklara aittir.

            Tüzel kişiliği bulunmadığı için de adi şirkete karşı dava açılması yahut takip yapılması söz konusu olmaz. Bu nedenle dava ve icra takiplerinde adi şirket, tebligat muhatabı olamaz[9]. Adi şirketin idaresi, sözleşme ile veya sonradan verilen bir kararla sadece bir ya da birkaç ortağa verilmiş olabilir. Bu durumda kendisine idare yetkisi verilen ortak, şirketin diğer ortaklarını 3. Kişilere karşı temsil yetkisini haiz olacağı için dava ve icra takiplerinde de yapılacak tebliğlerin muhatabı olur. Eğer şirketin idaresi bir veya birkaç ortağa yahut 3. bir kişiye verilmemişse şirket işlemlerinin idaresi bütün ortaklara aittir. Bu durumda tebligatların de şirketin idaresi ile yetkili ortaklardan sadece birine yapılması geçerlidir.

Ticaret Şirketlerine Tebligat

Tebligat Kanununun 12. ve 13. maddeleri ile Tebligat Tüzüğünün 18. maddesi, tüzel kişiliği haiz olmaları nedeniyle ticaret şirketleri bakımından da uygulama alanı bulur.

Ticaret şirketinde yetkili temsilcilerin birden fazla olması durumunda tebliğ, bunlardan yalnızca birine yapılmakla geçerli olacaktır[10]. Fakat tüzel kişinin yetkilileri birlikte temsil yetkisine sahip iseler bu durumda yetkililerin tamamına tebligat yapılması gerekir. Bunu yanı sıra icra ve dava takipleri hususunda yetkili temsilciler avukatları olmaksızın bizzat işlemleri takip edebilecekleri gibi, baroya kayıtlı bir avukata vekâlet vererek de işlemleri yürütebilirler. Bu durumda tebliğlerin şirketin yetkili temsilcisine değil avukata yapılması gerekir[11]. Aksi takdirde vekil varken şirketin yetkili temsilcisine yapılan tebligatlar geçersiz olacaktır.

Tüzel kişinin yetkili temsilcisi mutat çalışma saatleri içinde iş yerinde değilse veya tebliği bizzat alabilecek durumda değilse bu komuyla yetkili başkaca personele yapılacak tebliğ ancak ve ancak bu durumun tebliğ mazbatasında belirtilmesi ile geçerli olacaktır[12].

Tasfiye halindeki ticaret şirketlerinin ise tüzel kişiliği sona ermiş değildir. Şirketin tasfiyesi tasfiye memurlarına ait olup, tasfiye halindeki şirketle ilgili adli tebligatların da tasfiye memurlarından birine yapılması geçerlidir[13]. Ayrıca tasfiye halindeki ticaret şirketinin tüzel kişiliği devam ettiğinden, tüzel kişilere tebligatı düzenleyen Tebligat Kanununun 12. ve 13. maddeleri ile Tebligat Tüzüğünün 18. Maddesinin tatbiki, tasfiye halindeki tüzel kişiler bakımından da kabildir. Tasfiye memuru henüz seçilmemiş ise tebligat ortaklara yapılır.

KAMU TÜZEL KİŞİLERİNE TEBLİGAT

Dava ve takipler Hazine adına değil ilgili kamu idaresine karşı açıldığı için tebligatlar da bu kamu idaresine gönderilir. Kamu idaresi adına yapılacak bu tebligat, Tebligat Kanunum. 12 ve 13 hükümlerine tâbidir. Bunun yanı sıra bir kamu idaresine karşı açılan dava ve girişilen icra takibine Maliye Muhakemat Müdürlüğü avukatları katıldıktan sonra artık tebliğlerin o kamu idaresine değil, vekillere yapılması gerekir. Bu durumda adli tebligatın muhatabı, kamu idaresinin temsil eden kişiler veya muhakemat müdürü, hazine avukatı gibi yetkililerdir. Dava ve takipler kamu idaresi adına bu kimseler tarafından yürütülür[14].

Bakanlıklara karşı açılan dava ve girişilen icra takiplerinde tebliğler Bakanlığa yapılır. Bakanlıkta tebliğ evrakını kabul eden memurun, Bakanlık Teşkilat Kanununa göre böyle bir tebliği kabule de yetkili olması şarttır[15].

ELEKTRONİK TEBLİGAT

6099 sayılı tebligat kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanunun 2. maddesi uyarınca “ Elektronik tebligat” başlığı altında tüzel kişiliği bulunan bazı şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunluluğu getirilmiştir. Madde hükmüne göre:

 “ (1) Tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yolla tebligat yapılabilir.”

Bilişim alanındaki gelişmelerin yeni olması, herkesin şu anda bir elektronik adresi kullanamaması gibi hususlar dikkate alınarak, e-tebligatın kural olarak zorunlu olmaması esası kabul edilmiştir. Şu anda e-tebligatı kabul eden ülkelerde de henüz bu yöntem zorunlu değildir, alternatif olarak sunulmaktadır. Bu gerekçelerle, maddenin birinci fıkrasında, e-tebligat bir zorunluluk değil, kullanmak isteyenler için bir kolaylık ve imkân olarak sunulmuştur. Özellikle her gün yargı alanında tebligatla karşılaşan avukatların, istedikleri takdirde bu yolla daha seri usullerle tebligat yapabilmelerinin önü açılmıştır. Bu şekilde, e-tebligatın uygulama alanı kazanması ve yaygınlaşması da mümkün olabilecektir.

“(2) Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunludur.”

Maddenin ikinci fıkrasında, tek istisna olarak sermaye şirketleri bakımından e-tebligat zorunlu kılınmıştır. Tüzel kişiler içinde bu konuda en uygun olanlar sermaye şirketleridir. Zira, sermaye şirketleri nitelikleri gereği güven uyandırmak, sağlıklı bir organizasyon yapmak ve belirli ölçüde de şeffaf olmak durumundadır. Sermaye şirketlerinin internet sayfası oluşturması ve bu tür teknolojik gelişmeleri takip etmesi gibi zorunluluklar da gündemde bulunmaktadır. Bu hususlar dikkate alındığında, e-tebligatın yaygınlaştırılmasını sağlamak üzere uygun bir zemin de oluşturulmuş olacaktır. Sermaye şirketlerinin bu yolla resmî işlemlerde daha hızlı iletişim kurmaları ve tebligat almaları da mümkün hâle gelebilecektir.

“(3) Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.”  

Maddenin üçüncü fıkrasında, elektronik yolla tebligatın zorunlu hâllerde yapılamaması hâli düzenlenmiştir. Birinci fıkrada iradî olarak, ikinci fıkrada ise zorunlu olarak tebligatın elektronik ortamda yapılması esası benimsenmiştir. Ancak, bazen elektronik yolla tebligat yapılması mümkün olmayabilir ve bu durum, tebligatı çıkartan veya muhataptan kaynaklanmayabilir. Örneğin, elektronik postaların engellenmesi, teknik altyapının zarara uğraması, istem dışı engellemeler gibi durumlarda, birçok yönden önem taşıyan tebligatın yapılamaması ve bunun da muhatabın iradesi dışı gerçekleşmesi söz konusu olacaktır. Zorunlu sebeplerle elektronik yolla tebligat yapılamıyorsa, tebligatın amacını ortadan kaldırmamak İçin, alternatif olarak diğer tebligat yollarının devrede kalması ve uygulanabilmesi mümkün olmalıdır. Fıkrada bu imkânın, yani diğer yollarla tebligatın açık olduğu düzenlenerek bir boşluğun doğmaması amaçlanmıştır.

“(4) Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.

“(5) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.

Maddenin dördüncü fıkrasında, elektronik yolla tebligatın ne zaman yapılmış sayılacağı açıklığa kavuşturulmuştur. Buna göre, e-tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihte değil, ulaştığı tarihi izleyen üçüncü günün sonunda yapılmış sayılacaktır. Her ne kadar (sermaye şirketleri dışında) e-tebligatın ihtiyarî olması esası kabul edilmişse de kişilerin fizikî ortamda bulunmayan elektronik adreslerini her gün kontrol edemeyebilecekleri ve kendileri izin vermedikçe onların yerine bir başkasının da bu adrese ulaşması söz konusu olamayacağından, üç günlük süre öngörülmüştür. Bu şekilde üç gün sonra tebligat yapılmış sayılsa da bu usul, klasik tebligata göre yine de hızlı olacaktır. Burada hesaplama bakımından, elektronik yolla tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarih dikkate alınmaksızın, bu tarihi takip eden üçüncü günün sonunda tebligat yapılmış sayılacaktır. Örneğin, elektronik posta 1/12/2009 tarihinde elektronik posta kutusuna ulaşmışsa, bugün hesaba katılmayacak, bugünü takip eden üçüncü günün sonunda, 4/12/2009 tarihi bittiğinde tebligat yapılmış sayılacaktır. Dolayısıyla süre 5/12/2009’da işlemeye başlayacaktır.

Görüldüğü üzere getirilen yeni düzenleme ile kendisine elektronik yolla tebligat yapılmasını isteyen kişi bir elektronik adres vererek kendisine bu yolla tebligat yapılmasını isteyebilecektir. Bu hüküm gerçek kişiler için konulmuş ihtiyari bir düzenlemedir. Kişi talep ederse bu fıkra hükmü uygulanacaktır. Maddenin devamında ise anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler için elektronik yolla tebligat yapılmasının zorunlu olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla yukarıda sayılan şirketler için elektronik yolla yapılacak tebligat zorunluluk olarak düzenlenmiştir.  Eğer zorunlu bir sebeple bu sayılan şirketlere elektronik tebligat yapılamıyorsa bu durumda Tebligat Kanununda belirtilen ve bu çalışmada izah edilen usulle tebligat yapılacaktır. Bu sayılan şirketler dışında kalan tüzel kişiler ile gerçek kişiler açısından elektronik yolla tebligat yapılması zorunluluğu bulunmamaktadır.

SONUÇ

Tüzel kişilere yapılacak tebligat usulü Tebligat Kanununun 12 ve 13. Maddeleri ile Tebligat Tüzüğünün 18. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Tebligat öncelikle tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmalıdır. Eğer Tebligat Kanununun 13. maddesinde zikredilen sebeplerden dolayı bu kişiye tebliğ yapılamıyorsa yetkili temsilciden sonra gelen ve esasen bu işle görevlendirilmiş olan memur veya müstahdeme tebliğ yapılacaktır. Eğer bu kişi de tebliğ anında hazır değilse tüzel kişinin bir diğer memur ve işçisine tebligat yapılacaktır. Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler için elektronik yolla tebligat yapılmasının zorunlu olduğu düzenlenmiştir. Bu sayılanlar dışında kalan tüzel kişiler ile gerçek kişiler açısından böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır.

Kanun ve tüzükte öngörülen düzenlemedeki sıraya harfiyen uyulmalıdır. Aksi takdirde yapılan tebliğ, Tebligat Kanununun 32. maddesi uyarınca usulsüz tebliğ sayılacaktır. Bunun yanı sıra Tebliğ memuru mutlaka tebliği yetkili temsilciye yahut bir diğer memur ya da müstahdeme yapma sebebini tebliğ mazbatasında belirtmek zorundadır. Aksi takdirde yapılan tebliğ yine geçersiz olacaktır.

[1] Timuçin Muşul, Tebligat Hukuku, Güncelleştirilmiş 3. Baskı, On İki Levha Yay., İstanbul 2010, s. 77.

[2] Danıştay 7. HD. 07.06.1995, E. 1995/2355, K. 1995/1338.

   “Anonim Şirket adına çıkarılan tebligat “aynı adreste birlikte oturan…….imzasına” şeklinde yapılamaz.”

  (12.HD 7.6.1999 T. E.1999/7023 K.1999/7696)

  “Tüzel kişiye, “muhatabın kendisine” şeklinde tebligat yapılamaz.”(12.HD E.2002/6020 K.2002/6884)

[3] Seyithan Deliduman, Tebligat Hukuku Bilgisi, 2. Baskı, Yetkin Yay.; Ankara  2011, s. 53; Ejder  Yılmaz/Tacar Çağlar, Tebligat Hukuku, Genişletilmiş 5. Baskı, Yetkin Yay., s. 386-387;  Muşul, s.80.

[4] Muşul, s. 78; “ Somut olayda borçlu kollektif şirket temsilcisi C.K.’ nın icra dairesine gelerek ödeme emrini tebellüğ ettiği görülmektedir. Aynı kişiye yapılacak tebligatın geçerli olduğu anlaşılıp merciice de kabul edildiğine göre, tebliğ işleminin icra dairesinde gerçekleşmiş olması sonuca etkili olmayıp, tebligatın geçersiz sayılmasını gerektirmez. O durumda şikâyetin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü isabetsizdir.” (Y.12.HD 29.05.2003 T. E.2003/9828 K.12294)

[5]“Tüzel kişilerde tebliğ işleminin yetkili kişiye yapılması gerekir. Tebliğ sırasında yetkili kişinin bulunmaması durumunda bu hususun tebliğ belgesine yazılması koşuluyla tebligat işlemi tüzel kişinin personeline yapılabilir. Somut olayda şikâyetçi Şirkete tebliğ işleminde tebligat yapılan kişinin yetkili kişi olduğu belirtilmeden ve Şirket yetkilisinin bulunamadığı hususu tebligata yazılmadan Y. K. adına tebliğ işleminin yapılması usulsüzdür.” (Y.12.HD 29.03.2004 T. E.2004/1748 K.2004/7348)

   “Tüzel kişilere tebligat yetkili temsilcilerine, bunlar birden fazla ise yalnız birine yapılır. Tebliğ yapılacak bu kişiler herhangi bir sebeple mutat iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacakları bir halde oldukları takdirde tebliğ orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birisine yapılır. Yetkili kişilerin bulunmadığı tebliğ mazbatasına yazılmadığından yapılan tebligat geçerli değildir. ”  (Y.12.HD 18.11.2003 T. E.2003/23298 K.2003/22884)

   “Hükmi şahsiyeti temsile yetkili kişilerin bulunmadığı veya tebliğ evrakını alacak durumda olmadıkları tebliğ mazbatasına yazılmadan sekretere yapılan tebligat usulüne uygun olmadığından, muhatabın tebliğe muttali olduğunu bildirdiği tarihte tebliğ edilmiş sayılır. Bu nedenlerle itiraz süresinde olduğundan işin esasına girecek şikayet ve itiraz sebepleri incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.” (Y.12.HD 28.10.1994 T. E.1994/13529 K.1994/13189)

   “Şirketi, derneği vs tüzel kişiliği temsile yetkili kişilerin bulunmadığı veya tebliğ evrakını alacak durumda olmadıkları tebliğ mazbatasına yazılmadan doğrudan doğruya tüzel kişinin “daimi işçisine” sekreterine, muhasebecisine, müdürüne” memur ve müstahdemine, evrak memuruna yapılan tebligat geçerli değildir. Dava dilekçesi ve duruşma gününü bildirir davetiye davalı şirkete “Adreste daimi çalışan ehil şirket sekreterine” ,  temerrüt ihtarnamesi ise, “sekreterine” şerhiyle tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Bu tebligatların 7201 Sayılı Tebligat Kanununun 12. ve 13 Tüzüğün 17 ve 18.maddelerine uygun olarak tebliğ edildiği kabul edilemez. Tüzüğün 18.maddesinin son fıkrasına göre tebligatı alacak kişilerin bulunmadığının tebliğ mazbatasına yazılması zorunludur.” (Y.6.HD 28.10.1994 T. E.2004/256 K. 2004/317)

   “Davalının belirtilen adresine kararın tebliği için çıkarılan tebligat, şirket yetkilisi sekretere tebliğ edilmiştir. Tebliğ memurunun kanunda belirtilen sıralamaya uyması ve tüzel kişinin yetkili temsilcisine tebligat yapılamayıp diğer kişilere tebligat yapılması durumunda, bunun neden yapılamadığının tebliğ mazbatasında açıkça belirtilmesi gereklidir. Dava dilekçesi ve kararın tebliğ edildiği adreste, yetkili temsilcinin işyerinde bulunmadığı veya evrakı alamayacak durumda olduğu hususları tebliğ memurunca araştırılıp tebliğ belgesine şerh verilmiş değildir. Bu durumda, tebligat usulüne uygun bulunmamaktadır. Davalı şirket adına dava dilekçesi usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğinden, taraf teşkili sağlanmadan, davalı tarafın savunma hakkı kısıtlanarak, davanın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiştir.”

   (Y.17.HD 25.01.2010 T. E.2009/7251 K. 2010/380)

[6] Deliduman, s. 53; Muşul, s. 81, Yılmaz/Çağlar, s. 430-444.

[7]“hükmi şahıslara yapılacak tebliğin öncelikle hükmi şahsın yetkilisine yapılması, yetkili kişinin bulunamaması veya evrakı alacak durumda olmaması halinde ise memur veya müstahdemlerine tebligat yapılması gerekmektedir. Ancak memur veya müstahdemlere yapılacak tebligatta tüzel kişiliğin yetkilisinin işyerinde bulunamaması nedeniyle tebligatın bu kişilere yapıldığının belirtilmesi zorunludur.

Dava dilekçesine ekli 14.3.2007 onay günlü imza sirküleri incelendiğinde 27.3.2000 gününden itibaren on yıl için şirket müdürü olarak seçilen <K. Y.> in şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğu anlaşılmaktadır.

Dosyada bulunan dava konusu işlemi taşıyan tebliğ alındısının incelenmesinden, şirket yetkilisinin işyerinde bulunmadığı, tebligatı alacak durumda olmadığı yolunda herhangi bir kayıt düşülmeden <aynı çatı altında muhatapla birlikte Müd. D… P… tebliğ edildiği> kaydı düşülerek tebligatın D… P… yapıldığı anlaşılmaktadır.

Davacı şirketin böyle bir çalışanı olmadığını belirtmiş olduğu hususu da göz önüne alındığında, Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğüne uygun olmayan tebligata dayalı olarak dava açma süresinin başlatılmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. (Danıştay İDDK 11.02.2010 T. E.2007/2130 K. 2010/157)

“Kanuna göre yapılacak tebliğin öncelikle hükmi şahsın yetkilisine yapılması, yetkili kişinin bulunamaması veya evrakı alacak durumda olmaması halinde ise memur veya müstahdemlerine tebligat yapılması gerekmektedir. Ancak memur veya müstahdemlere yapılacak tebligatta tüzel kişiliğin yetkilisinin işyerinde bulunamaması nedeniyle tebligatın bu kişilere yapıldığının belirtilmesi zorunludur. Şirket yetkilisinin işyerinde bulunmadığı, tebligatı alacak durumda olmadığı yolunda her hangi bir kayıt düşülmeden işçisi olduğu belirtilen şahsa tebliğ edildiği anlaşıldığından kararın bozulmasına karar verilmelidir. (Danıştay 4. HD. 19.10.2006 T. E.2006/791K. 2010/1983)

“7201 Sayılı Tebligat Kanununun 12. maddesine göre, hükmi şahıslara tebligat salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise yalnız birine yapılır. 1580 Sayılı Belediye Kanunu’nun 100. maddesine göre belediyeyi Belediye başkanı temsil eder. O halde İcra Dairesinde belediye personel müdürü M. O. imzasına yapılan ödeme emri tebliğ işlemi anılan yasa hükümlerine aykırı olduğundan usulsüzdür.”

(Y. 12.HD.1.3.20005 T. E.2005/974 K. 2005/3955 )

“Tebligat kanunun 17.maddesi uyarınca tebligat yapılabilmesi için “işyerinin muhataba ait olması” ve tebligat yapılan kişinin de daimi memur veya müstahdem konumunda bulunması gerekir.”

( Y. 12. H.D. 15.06.2000 T. 200/9121 E. 2000/9960 K. )

“Kiralanan işyeri olarak kiraya verilmiştir. dava dilekçesi davalının işyeri adresine çıkartılmış tebligat oğlu Can Y. imzasına tebliğ edilmiştir. Tebligatta tebliğ yapılan kişinin davalının daimi memura veya müstahdemi olduğuna ilişkin bir açıklama yoktur. Bu durumda yapılan tebligat geçerli değildir.”

(6.HD 05.03.2002 T. E.2002/357 K.2002/1384)

[8] Paragrafta belirtilen madde hükmü 6098 S. TBK. m. 620 olup, 818 S. BK. m. 520 karşılığıdır.

[9] Muşul, s. 83; Deliduman, s. 53-54; Yılmaz/Çağlar, s. 428-429.

[10] Muşul, s. 84.

[11] 7201 S. Tebligat Kanunu m. 11 “ Vekile ve kanuni mümessile tebligat: Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır…”

[12]“ Çeşme otelcilik AŞ. Hükmi şahıs olup, şirkete tebliğ işleminde tebligat yapılan kişinin yetkili kişi olduğu belirtilmeden ve şirket yetkilisinin bulunamadığı hususu tebligata yazılmadan Y. K. adına yapılan tebliğ işlemi usulsüzdür. ( Y. 12. H.D. 29.03.2004 T.  2004/1748 E. 2004/7348 K. )

“İşyeri olarak kiraya verilen yerde yapılan tebligatta, tebliğ yapılan kişinin muhatabın daimi memuru veya müstahdemi olduğuna ilişkin bir açıklama bulunmadığından yapılan tebligat geçerli değildir.”

(Y. 6.HD 5.3.2002 T. E.2002/357 K.2002/1384)

[13] Muşul, s. 83; Yılmaz/Çağlar, s. 409-413.

[14] Muşul, s. 86; Yılmaz/Çağlar, s. 418-428.

[15] “Bakanlıklara karşı açılan davalarda ve yapılan icra takiplerinde yapılacak tebligat, Bakanlığın kendisine yapılır. Adli tebligatın muhatabı amme idaresini temsil eden kişiler veya muhakemat müdürü, hazine avukatı gibi yetkililer olup, takibin ilk safhasında, yani işe henüz maliye, muhakemat umum müdürlüğü veya hazine avukatları el koymadıklarına göre, borçlu (davacı) Bakanlığın, tebliğin muhatabı sayılmasında yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Dolayısı ile kendisine ödeme emri tebliğ edilen … Bakanlığı evrak memurunun Bakanlık Teşkilat Kanununa göre böyle bir tebliği kabule yetkili olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile tebligatın usulsüzlüğü kabul edilerek ödeme emri tebliğ tarihinin düzeltilmesine karar verilmesi isabetsizdir.” ( Y. 12.HD 21.01.2003 T. E.2002/27915 K.2003/616 )

[/fusion_builder_column][/fusion_builder_row][/fusion_builder_container]

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...