İmzaya İtiraz Nedeniyle Takibin Durdurulması

Mağdur-Fail Arabuluculuğunun (Uzlaştırmasının) Sunduğu Faydalar

İmzaya İtiraz Nedeniyle Takibin Durdurulması

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu
ESAS: 2013/1440
KARAR: 2015/35

Taraflar arasındaki “imzaya itiraz nedeniyle kambiyo senetlerine özgü icra takibinin durdurulması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 9. İcra Hukuk Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 08.03.2012 gün ve 2011/247 E, 2012/265 K sayılı kararın incelenmesi davalı/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 11.10.2012 gün ve 2012/11512 E, 2012/28965 K sayılı ilamı ile;

(…Takip dayanağı senette alacaklı ciranta konumunda olup, imzanın çek keşidecisine ait olup olmadığını bilebilecek durumda olmadığından kötü niyetli ve ağır kusurlu kabul edilemez. Bu nedenle, alacaklı aleyhinde İİK.nun 170/son maddesi uyarınca inkar tazminatına hükmedilmesi isabetsiz olduğu gibi mahkemece takibin durdurulmasına karar verildiği halde bu kararıyla çelişecek şekilde araçlar üzerine konulan haczinde kaldırılmasına karar verilmesi doğru olmadığından mahkeme kararının bozulması gerekmiştir…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı/alacaklı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, imzaya itiraz nedeniyle kambiyo senetlerine özgü icra takibinin durdurulması istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı/alacaklı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davalı/alacaklı vekili getirmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nda işin esasının görülmesinden önce, dava dilekçesinde davacı talepleri arasında yer alan ve Özel Daire’nin bozma gerekçelerinden biri olan “araçlar üzerindeki haczin kaldırılması” konusunda direnme kararında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi ve direnmenin kısmi olduğu ile davacı talebinin bir bölümünün ret edildiğinin gerekçeli kararda açıklanmamış olması nedeniyle usule uygun bir direnme hükmünün bulunup bulunmadığı hususu ön sorun olarak değerlendirilmiştir.
Bilindiği üzere, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 388. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 297. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır.
HMK 297. maddesinin 2. fıkra hükmü aynen; “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” düzenlemesi içermektedir.
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyarak maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Bunu yanı sıra, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı HMK’ya eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı HUMK’nın, bozma sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 429/2.maddesinde, “…duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir.” hükmü öngörülmüştür.
Bu açık hüküm karşısında, mahkemece tarafların beyanlarının alınmasından sonra yapılacak iş; açıkça bozma nedenlerine uyulması ya da eski kararda direnilmesine dair ara kararı oluşturmak olmalıdır. Bunun yanında mahkeme, HUMK 429. maddesindeki yetkisini kullanırken, bozma nedenlerinden her birine, ne sebeple uyduğunu ya da uymadığını gerekçesiyle ortaya koymakla ödevlidir.
Zira, direnme kararlarının hukuksal niteliklerinin doğal sonucu ve gereği olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yapacağı inceleme ve değerlendirme, bozma üzerine Yerel Mahkemelerce verilmiş direnme kararlarına münhasır olduğundan, inceleme sırasında gözeteceği temel unsurlardan birini, bozmaya karşı tarafların beyanlarının tespiti ile uyulup uyulmama konusunda verilen ara kararları ile sonuçta hüküm fıkrasını içeren kısa ve gerekçeli kararların birbiriyle tam uyumu ve buna bağlı olarak kararın ortaya konulan sonucuna uygun gerekçesi oluşturmaktadır. Bunlardan birisinde ortaya çıkacak farklılık ya da aksama çelişki doğuracaktır ki bunun açıkça usul ve yasaya aykırılık teşkil edeceği kuşkusuzdur.
Başka bir ifadeyle, mahkemece düzenlenecek kısa ve gerekçeli kararlara ilişkin hüküm fıkralarında, Özel Daire bozma ilamına hangi açılardan uyulup hangi açılardan uyulmadığının hüküm fıkrasını oluşturacak kalemler yönünden tek tek ve anlaşılır biçimde kaleme alınması, kararın gerekçe bölümünde bunların nedenlerinin ne olduğu, bozmanın niçin yerinde bulunmadığı ve dolayısıyla mahkemenin bozulan önceki kararının hangi yönleriyle hukuka uygun olduğunun açıklanması, kararın yargısal denetimi açısından aranan koşullardır.
Bu aşamada hemen belirtilmedir ki, yerel mahkemelerin direnme kararları bir davayı sona erdiren (nihai) temyizi mümkün olan son kararlardandır. Direnme kararı ile mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Bu aşamada yapılması zorunlu iş, gerekçeli kararı direnme doğrultusunda mahkemenin yazmasından ibarettir. Bu bakımdan direnme kararından dönme (rücu) mümkün değildir. Esasen ilamın tefhim edilen karara uygun yazılması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardandır.
Bu itibarla, mahkeme herhangi bir ayrıma girmeksizin ve kısmen direndiğine ilişkin bir açıklık getirmeksizin önceki kararında direnme yönünde karar vermişse, artık direnme kararında yer alacak hüküm fıkrası, direnilen ilk karardan farklı olamaz. Zira, direnilmekle bir taraf lehine gerçekleşen usulü kazanılmış hakkı ortadan kaldıracak nitelikte hüküm kurmak olanaklı değildir.
Bu açıklamaların ışığında somut olaydaki ön sorun değerlendirildiğinde, davacı taraf dava dilekçesindeki açıklamalarıyla davalı bankaya borcunun bulunmadığını ileri sürerek, icra takibinin durdurulmasını, motorlu araçların sicil kaydına konulan haczin kaldırılmasını ve % 40 oranında tazminata karar verilmesini talep etmiştir. Yerel mahkemece, bozmaya konu ilk kararda bu üç talebin tamamı kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Özel Daire bozma ilamında ise takibin durmasına ilişkin hükmün doğru olduğu ancak araçlar üzerindeki haczin kaldırılmasının ve alacaklı aleyhine tazminata karar verilmesinin yanlış olduğu belirtilmiştir. Yerel mahkemece, bu bozma ilamına karşı “direnme” kararı verilmiştir. Ancak, direnme kararı verildiği halde bozmaya konu ilk ilamdan farklı bir hüküm verilerek, dava dilekçesinde davacı talepleri arasında yer alan ve Özel Daire’nin bozma gerekçelerinden biri olan “araçlar üzerindeki haczin kaldırılması” konusunda direnme kararında hüküm fıkrası oluşturulmamıştır.
Açıkça görüldüğü üzere, yerel mahkemece önceki kararda direnildiği ifade edilmiş ise de, ilk karardan farklı bir karar verilmiş ve davacı taleplerinden birisi hakkında hüküm fıkrası oluşturulmamıştır.
Bu itibarla, yerel mahkeme kararı, yukarıda açıklanan nedenlerle usul ve yasaya aykırı olup, direnilen ilk karardaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmak üzere kararın bozulması gerekmiş ve bozma nedenine göre diğer temyiz itirazları bu aşamada incelenmemiştir.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, bozma nedenine göre davalı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına 14.01.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat