İCRA İHALESİNDE BORÇLUYA AİT SATILAN MALIN 3. KİŞİLERCE MUVAZAALI ALINMASI
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
ESAS-KARAR NO:893/843
KARAR TARİHİ:04.10.2017
>>CEBRİ İCRA İLE SATIŞI YAPILAN GAYRI MENKULLERİ İHALEDE SATIN ALAN 3. KİŞİLERİN, BORÇLU LEHİNDE DANIŞIKLI İŞLEMLERİNİN BULUNDUĞU İDDİASI– MUVAZAA.
Davacı vekili; ….. ……… Ltd. Şti. ve N….’yi … ihalelere borçlular M.A. ve H. A. hesabına “nam -ı müstear” olarak katıldıklarından, ihale bedelinin borçlu davalılar tarafından ödendiğinden, ………Ltd.Şti.’nin hissedarları M. A. ve D.A.’nın borçluların yeğeni ve yengesi olduklarından, N. S.’nin ise davalıların dava dışı kardeşleri A. A.’nın eşi olduğundan, A. A.’nın da banka borçlularından olduğundan, ihalelerde…….. …….. Ltd. Şti, ve N. S.’nin B. K. tarafından temsil edildiğinden, B. K.’nin aynı zamanda daha önce iptal edilen tasarruflarda borçlular M. A.ve H. A.’yı da temsil ettiğinden, ………… Ltd. Şti’nin 2.000,00 TL. sermayesi olduğundan, bunun 500.000,00 TL’sinin ödendiğinden, 1.500.000,00TL’sinin taahhüt edildiğinden, şirketin mesken nitelikli taşınmazları iktisap etmesinin olayların normal akışına aykırı olduğundan, yine 1.207.400,00 TL ödeme yapmasının da sermaye miktarı karşısında olayların normal akışına aykırı olduğundan, “nam-ı müstear” ile ihalelere katılınılarak borçlular hesabına mülk edinilmesi işleminin muvazaalı olduğundan ve TBK’nın 19 uncu maddesi uyarınca iptali gerektiğinden söz ederek “açıklanan tasarrufların iptaline ve yine açıklanan tasarruflara konu taşınmazlar üzerinde davacı yararına cebri icra yetkisi tanınmasına karar verilmesini” istemiştir.
Davalı……. …… Ltd. Şti. vekili , “cebri icra yoluyla yapılan satışların iptal davasının konusu olamayacağı, hem TBK. 19 hem de İİK. 277 ve izleyen maddelerine göre iptal istenemeyeceği, tasarrufların gerçek olduğu; davalılar H. A. ve M. A. vekili, icra yoluyla yapılan satışların tasarruf konusu olamayacağı, nam-ı müstearın ve muvazaanın bulunmadığı; davalı N. S. vekili, cebri icra ile yapılan satışların iptale konu olamayacağı, muvazaa bulunmadığı, bedelin bu davalı tarafından ödendiği” şeklindeki gerekçelerle “davanın reddi gerektiğini” savunmuşlardır.
Mahkemece, “muvazaa yapıldığına ya da nam-ı müstearla hareket edildiğine dair herhangi bir kanıt bulunmadığı, cebri icra yoluyla yapılan ihalelere herkesin katılabileceği, borçluların iradi bir tasarrufunun mevzu bahis olmadığı” şeklindeki gerekçelerle “davanın reddine” karar verilmiştir.
Davacı vekili müddeti içerisinde verdiği istinaf dilekçesiyle;
a) Kararın yeterli gerekçe taşımadığı,
b) Borçlu “davalılar ile ihale alıcısı davalılar arasında muvazaa bulunduğu, davalı şirket ortaklarının borçluların yakın aile bireyleri olduğu, şirketin mesken edinmesinin olayların normal akışına uygun olmadığı, B.K.’nin hem borçluların hem de ihale alıcılarının temsilcisi olduğu, N. S.’nin borçluların yengesi olduğu”, şeklindeki gerekçelerle “kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini” istemiştir.
Duruşma açılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından inceleme ve görüşmeler HMK’nın 353’üncü maddesi uyarınca dosya üzerinden yürütülmüştür.
Buna göre;
l-a) ‘Sözlük’ anlamı “bir kişinin sanat, edebiyat, ticaret hayatında yahut faaliyette bulunduğu herhangi bir işte kimliğini gizlemek için seçtiği ad” olan ve uygulamada ‘mahlas’ ya da ‘takma ad’ da denilen nam-ı müstear hallerinde, borçlu, çeşitli nedenlerle -alacaklılardan mal kaçırma amacıyla- kendi adını gizleyerek yapmak istediği hukuki işlemi bir başkasına ve ancak kendi hesabına yaptırır. Borçlunun adını gizleyerek, borçlu hesabına ancak kendi adına hareket eden ve üçüncü kişilerle işlemde bulunan bu kişiye ‘nam-ı müstear’ denilir. Medeni Kanun ve Borçlar Kanununda bu kurumu düzenleyen açık bir hüküm bulunmamasına rağmen gerek doktrinde ve gerekse Yargıtay içtihatlarında nam-ı müstear iddialarının dinlenebilir olduğu kabul edilmektedir. (Talih UYAR, “Tasarrufun İptali Davalarının Konusu” “TBB Dergisi, sayı 78, 2008/Eylül-Ekim, s:287-313”) Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 05/05/2015 günlü ve 2014/18636 Esas, 2015/6642 Karar; 18/03/2013 günlü ve 2013/6263 Esas, 2013/3521 Karar sayılı ilamlarında da “nam-ı müstear hukuksal sebebine dayalı olarak iptal davası açılabileceğine” işaret edilmektedir. Davacı vekili, “davalı üçüncü kişilerin davalı borçlular adına nam-ı müstear olarak ihalelere katıldığını, amacın ihale konusu taşınmazların borçlular adına alınması ve ancak alacaklılardan gizlenmesi olduğunu” ileri sürdüğüne göre, davanın dinlenmesi gerekir.
b) “Borçlunun mal varlığını azaltmak (mal kaçırmak) amacıyla yaptığı muvazaalı işlemlerden zarar gördüğünü” ileri süren alacaklı dilerse özel hüküm niteliğindeki İİK 277 ve izleyen maddelerine göre iptal davası, dilerse genel hüküm niteliğindeki TBK’nın 19’uncu maddesine göre ‘muvazaa davası’ açabilir. İİK’ya göre açılan iptal davası, TBK’ya göre muvazaa davası açılmasını önlemez. Davacı – alacaklı bu konuda “terditli dava” da açabilir. Yani borçlunun mal kaçırmak amacıyla yaptığı tasarruflardan zarar gören alacaktı, açtığı davada önce işlemin muvazaalı olduğunun tespiti ile buna göre hüküm kurulmasını, bu iddiasının kabul edilmemesi halinde İİK 277 ve izleyen maddelerine göre tasarrufun iptaline karar verilmesini de talep edebilir (Talih UYAR, ‘Tasarrufun İptali Davası ve Muvazaa, Nam-ı Müstear, İnletmenin Devri, Kamına Karşı Hile ve Perdeyi Kaldırma Teorisi’ “ABD. 2016/2, s:343-403”). Davacı alacaklı vekili “nam-ı müstear olarak yapılan işlemlerin TBK 19’uncu maddesine göre iptalini” istemektedir. TBK’nun 19’uncu maddesine göre açılan iptal davalarında İİK’nın 277 ve izleyen maddelerinde arandığı gibi aciz vesikası koşulu aranmaz ve yine o maddelerle belirlenen hak düşürücü sürelerde uygulanmaz. Bu yönden de davanın dinlenebilme koşulları oluşmuştur.
c) Gerçekten de Yargıtay’ın bazı kararlarında “cebri icra yoluyla yapılan satışlar hakkında tasarrufun iptali davası açılamayacağına” işaret olunmaktadır. Ancak bu kararlarda bazı özgül koşulların oluşması halinde “cebri icra ile yapılan satışlara konu mal varlığı değerlerinin de iptal davası konusu olabileceği” olasılığı tümden yok sayılmamaktadır. Örneğin Yargıtay 17. Hukuk Dairesi bir kararında “kural olarak cebri icra yoluyla yapılan satışlar iptal davası konusu olamaz” diyerek, istisnai hallerde bu satışlar hakkında da iptal davası açılabileceğini benimsemiştir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 29/12/2011 gün ve 2011/6720 – 13241 E.K.). Bu açıklamalara göre şu sonuca ulaşılabilir: Eğer nam-ı müstear (inançlı işlem) iddiası yoksa, üçüncü bir kişiye cebri icra yoluyla yapılan satışlar iptal davası konusu olamaz. Ancak eğer nam-ı müstear iddiası varsa, cebri icra yoluyla yapılan satışlar da iptal davası konusu olabilir. Çünkü borçlunun, nam-ı müsteardan, kendisi hesabına, diyelim ki bir oto galerisinden bir araç satın almasını ya da birinden taşınmaz satın almasını istemesi ile kendisi adına ihaleye katılarak taşınmaz ya da araç satın almasını istemesi arasında nitelikçe herhangi bir fark bulunmamaktadır. İkisinde de amaç aynıdır. Borçlu, mal varlığı edinmek istemekte, ancak bu mal varlığının alacaklılarca bilinmemesini arzulamaktadır. Nam-ı müstearın “borçlu hesabına ihaleye girdiği ve ancak kendi adına taşınmaz satın aldığı” ileri sürüldüğüne göre, doğaldır ki cebri icra ile yapılan bu satışlar hakkındaki iptal davası da dinlenebilecektir. Dava, bu yönden de dinlenebilme koşullarına sahiptir.
2-Mahkemece uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için;
a) Taşınmazlardan üçünü borçlular hesabına nam-ı müstear olarak ihaleden satın aldığı iddia olunan …. Ltd. Şti.’nin ticari defter belge ve kayıtları üzerinde HMK’nın 222’inci maddesinde açıklanan yöntemle bilirkişi tetkikatı yapılması; 454.000,00TL, 674.000,00TL ve 80.400,00TL tutarındaki ihale bedellerinin şirket kayıtlarında bulunup bulunmadığının, bedellerin şirket hesabından ödenip ödenmediğinin, ödeme tarihleri itibariyle şirketin bu bedelleri ödeyecek parasal kaynağının bulunup bulunmadığının ve ihale bedellerinin ne şekilde ödendiğinin saptanması,
b) İhale bedelleri şirket hesabından ödenmemişse, getirtilecek ticaret sicil kayıtlarına göre belirlenecek yetkili temsilcisinin,
-İhale bedellerinin hangi kaynaktan ödendiği,
-Lojistik alanında iştigal eden şirketin hangi amaçla mesken nitelikli taşınmazları mülk edindiği,
olgularına ilişkin olarak HMK’nın 169 ve izleyen maddelerine göre isticvabı,
c) Davalı N. S.’nin ekonomik durumunun araştırılması, 67.000,00TL tutarındaki ihale bedelini ne şekilde ödediğinin belirlenmesi, dava dilekçesinde bu davalının borçlu davalıların yengesi (dava dışı A.A.’nın eşi) olduğu ileri sürülmesi ve ancak bu olgunun nüfus kayıtlarına yansımamış olması karşısında bu iddianın da araştırılması, davalı N. S. ile dava dışı A. A. arasında ne şekilde bir ilişki olduğunun belirlenmesi ve gerekirse hem ihale bedelinin ödenmesi, hem de davalı ile dava dışı A. A. arasındaki ilişki konusunda davalının HMK’nın 169 ve izleyen maddelerinde gösterilen yönteme göre isticvabı,
d) İhalelerde davalılar adına hareket eden B. K.’nin nüfus aile kaydını tedariki, adı geçen ile 156 ada 1 parsel, 5 ve 6 numaralı bağımsız bölümlerin ilk alıcısı İ. oğlu M. K. arasında akrabalık bağı olup olmadığının saptanması,
e) Davalı borçluların müşterek -müteselsil kefil olarak yer aldıkları kredi sözleşmelerinin borçluları olan;
-….. İç ve Dış Ticaret A.Ş. (….. Faktoring Finansal Hizmetler AŞ.)
-….. Akaryakıt Ticaret ve Sanayi A.Ş.
-…… Petrol Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.
-…… Yatırım ve Yönetim Holding A.Ş.
-…….Turizm Pazarlama İnşaat ve Reklam Ticaret A.Ş.
-……Petrol ve Kimyevi Ürünleri Depoculuk Aş. İle davalı …… …….. Ltd. Şti.’nin ticaret sicil kayıtlarının getirtilmesi, tetkiki ve davalı şirketin ortaklarıyla borçlu şirketin ortakları arasında aynılık ya da yakınlık bulunup bulunmadığının, bulunuyorsa derecesinin tespiti, ve bu araştırmalar ile hasıl olacak sonuca göre uyuşmazlığın özüne ilişkin değerlendirme yapılarak sonuca ulaşılması gerekirken, bu lazımelerin yerine getirilmemesi ve davacı banka vekilinin 23/05/2017 günlü oturumdaki “delillerimiz toplansın” şeklindeki istemi hakkında da olumlu ya da olumsuz herhangi bir karar verilmemesi, HMK’nın 353/1-a,6 madde ve bendine aykırıdır ve bu nedenle kararın kaldırılarak yukarıda açıklanan esaslar dairesinde davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerekir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçeye göre; I-İstinaf başvurusunun kabulüne, II- HMK’nın 353/1-a/6 madde ve bendi uyarınca kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, III- Diğer istinaf itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, IV- İstemesi halinde istinaf ilam harcının davacıya iadesine, 04/10/2017 gününde, oy birliğiyle ve HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olarak karar verildi……”