Hukuk müşavirliği sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklara ilişkin Yargıtay kararları

Davacı ile davalı kurum arasında avukatlık hizmeti verilmesi hususunda 6.2.2003 tarihinde yazılı avukatlık ücret sözleşmesini imzalandığı, sözleşmenin IV. Ücret başlıklı bölümünün 4. maddesine göre, davacı avukatın davalıyı temsilen takip edeceği adli ve idari yargı mercileri ile icra dairelerinde yapacağı takiplerde, dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata ait olacağının kararlaştırıldığı, davalının aralarındaki sözleşmeyi 11.6.2006 tarihinde feshettiği dosya kapsamı ile sabittir. Her ne kadar mahkemece, Bilirkişi Haşan Tahsin Sanlı tarafından tanzim olunan 6.2.2013 tarihli rapor ve 1.3.2013 tarihli ek rapor hükme esas alınmış ise de, bu rapor ve ek raporda, davacı avukatın sadece sözleşmenin feshi tarihi olan 11.6.2006 tarihine kadar biten yani sona eren icra takip ve davalardan dolayı Avukatlık asgari ücret tarifesine göre, bitmemiş halen devam eden dava ve icra takipleri yönünden ise davacı avukatın emek ve mesaisi de dikkate alınarak hak ve nesafete göre karşı yan vekalet ücretinin takdir edilmesi gerektiği göz ardı edilmiştir. O halde mahkemece, belirtilen bu ilkeler doğrultusunda araştırma yapılarak gerekirse alanında uzman yeni bir bilirkişi marifetiyle taraf ve yargı denetimine esas olacak şekilde istenebilecek karşı yan vekalet ücretinin tespiti sağlanarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 30.4.2014, 2014/6835 – 2014/14121)

Taraflar arasındaki vekalet sözleşmesinin 3. maddesinde davacı avukata, hukuk davaları ve icra takipleri için gecikme zammı hariç işin verilişindeki asıl alacak üzerinden, işin veriliş tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Ücret Tarifesine göre ücret ödeneceği, ücretin tamamının davalarda karar kesinleştikten, icralarda ise asıl alacağın tüm ferileriyle birlikte tamamen tahsil olunduktan sonra ödeneceği, ceza davaları için ayrıca ücret ödenmeyeceği, mahkemelerce ve icra daireleri tarafından tahakkuk ettirilen ve borçludan tahsil edilen vekalet ücretinin %70’inin avukata ödeneceği, %30’unun şirkete bırakılacağı, sözleşmenin 7. maddesinin a fıkrasında, sözleşmenin süresinin 1 yıl olduğu, tarafların sürenin bitim tarihinden bir ay önce yazılı şekilde ihbarda bulunmadıkları takdirde sözleşmenin aynı şartlarla bir yıl uzatılmış sayılacağı, b fıkrasında ise, sözleşmenin, yazılı ihbarın tebliği tarihinden itibaren bir ay sonra geçerli olmak üzere taraflarca her zaman feshedilebileceği, gerek bu durumda gerekse akit süresinin bitmesi durumunda avukat tarafından kanuni süreler dikkate alınarak hak kaybına sebebiyet verilmeksizin üzerindeki işlerin bir rapor ekinde ve tutanağa bağlanarak Teiaş Hukuk Müşavirliğine teslim edileceği kararlaştırılmıştır.
Taraflar arasında düzenlenen sözleşme, hizmet hukuk müşavirliği niteliğinde bir sözleşme olup geçerlidir. Sözleşme ile belirlenen ücretin. Avukatlık Kanununa aykırı olduğu da kabul edilemez. O halde dava konusu ihtilafın, tarafların serbest iradeleri ile yaptıkları ve geçerli olan bu sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Sözleşmenin az yukarıda değinilen hükümlerine göre, her iki tarafin, yazılı ihbarın tebliği tarihinden bir ay sonra geçerli olmak üzere sözleşmeyi her zaman feshedebilecekleri kararlaştırıldığına göre, davalı tarafından 16.4.2007 tarihli yazı ile sözleşmenin 7/b maddesi gereğince sözleşmenin feshedildiğinin bildirilmesi, sonuçlarını bir ay sonra doğuracak feshi ihbar niteliğindedir. Sözleşmenin bu maddeye göre feshedilmesi, haksız fesih sayılamayacağı gibi, Avukatlık Kanununda düzenlenen haksız azlin sonuçlarını da doğurmaz. O halde mahkemece, sözleşmenin feshedildiği, feshi ihbarın tebliği tarihinden bir ay sonraki tarih itibariyle davalı avukatın sözleşmenin az yukarıda belirtilen maddeleri gereğince hak etmiş olduğu vekalet ücreti miktarları tespit edilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, sözleşmenin geçersiz olduğundan bahisle Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre ücret hesabı yapan 10.4.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 8.4.2014, 2013/10794 – 2014/10736)

Mahkeme, gerekçeli kararında davacı avukatın, davalı şirkette 1.4.2006 -27.9.2010 tarihleri arasında hukuki müşavirlik yaptığını kabul etmiştir. Davalı şirket bu gerekçeyi temyiz etmemiştir. Bu durum davacı yönünden usuli kazanılmış hak oluşmuştur. O halde mahkemece, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı da dikkate alınarak 1.4.2006 – 27.9.2010 tarihleri arasmda hukuki danışmanlık ücretinin o tarihlerde yürürlükte bulunan Avukatlık asgari ücret tarifesine göre hesaplama yapılarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 25.12.2014,2013/3920- 2014/32760)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkin olup, davacı avukatın, TOBB Tahkim Divanında görülmüş olan, Petrol Ofisi…A.Ş. tarafından GTİ aleyhine açılan 2010/1, GTİ tarafından Setur…A.Ş. aleyhine açılan 2010/2 ve Setur…A.Ş. tarafından GTİ aleyhine karşı dava olarak açılan 2010/2 numaralı tahkim davalarında, davalı şirketi avukat olarak temsil ettiği, davaların sonuçlanarak kesinleştiği ihtilafsızdır.
Davacı, tahkim davalarına ilişkin yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığından, AK’nun 164/4. maddesi gereğince vekalet ücreti talebinde bulunmuş, davalı ise taraflar arasmda hukuki danışmanlık sözleşmesi bulunduğunu, sözleşmede dava ve takip işlerinin, taraflarca değerlendirilerek, karşılıklı mutabık kalınması halinde ayrıca ücretlendiri- leceğinin kararlaştırıldığını, davacı avukatın ise bu konudaki edimlerini yerine getirmediğini, aydınlatma ve bilgi verme yükümlülüğü söz konusu olmasına rağmen, tahkim davalarından kaynaklanan avukatlık ücreti ve olası sonuçları konusunda bilgi vermediğini, dürüstlük ve iyiniyet kurallarına aykırı davrandığını, talep edilen ücretin ise fahiş olduğunu savunmuştur.
Davanın, taraflar arasındaki avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan ücret alacağına ilişkin olması nedeniyle, uyuşmazlığın çözümü için öncelikle, avukat ve müvekkil arasındaki ilişkiler ve “avukatlık ücreti” konusundaki ulusal ve bir kısım uluslararası ilke ve meslek kurallarının incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
Avukatlık Kanununun 1. maddesinde, avukatlık mesleğinin serbest bir meslek olduğu belirtilmekle beraber, avukatın yaptığı işin aynı zamanda bir kamu hizmeti olduğu vurgulanmış, 2. maddesinde, avukatın, hukuki bilgi ve tecrübelerini, adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis edeceği, 34. maddesinde de, avukatların, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlü oldukları açıklanmıştır.
Aynı Kanunun 163 ve devamı maddelerinde, avukatlık ücreti ve buna ilişkin sınırlandırmalar ile yazılı bir sözleşmenin mevcut olması halinde ücret sözleşmesinin geçerlilik koşullarına, yazılı bir sözleşmenin bulunmaması halinde de, ücretin belirlenmesine ilişkin ilke ve esaslara yer verilmiştir.
Avukatlık Kanununun, 5043 sayılı yasa ile değişik 164/4. maddesinde ise, “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.” hükmü öngörülmüştür.
Konu ile ilgili uluslararası ilke ve meslek kurallarının incelenmesine gelince;
27 Ağustos 7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana’da toplanan Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilen ve “Havana Kuralları” olarak bilinen, “Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler”in, “Avukatların Görev ve Sorumlulukları” başlıklı 13. Maddesinin (a) bendinde; “Müvekkillerine, sahip oldukları haklar ve yükümlülükler ile müvekkillerinin haklarını ve yükümlülüklerini ilgilendirdiği ölçüde hukuk sisteminin işleyişi konusunda kendilerine bilgi vermek”, avukatların en temel görevleri arasmda sayılmıştır.
Avrupa Baroları ve Hukuk Birlikleri Konseyinin (CCBE), “Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü” ve “Avrupa’da Avukatların Tabi Olduğu Meslek Kuralları”nın “Ücretlerin Düzenlenmesi” başlıklı “3.4” no Tu bölümünde de; “Bir avukatın talep edeceği ücret, müvekkile açıkça bildirilmeli, adil ve makul olunmalı, avukatın tabi olduğu yasa ve meslek kurallarıyla uyum içinde olmalıdır.” denilmiştir.
Yine, 7.10.2002 tarihinde Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA) Genel Kurulunca kabul edilen, “21. Yüzyılda Avukatlık Meslek Kurallarına Dair Turin İlkeleri”nde de, “Avukatların mesleklerini, bir yandan kendilerine emanet edilen menfaatleri korurken, bir yandan da yasaların bilinmesini, anlaşılmasını, uygulanmasını gözetecek şekilde icra etmek, avukatların hakları ve görevleridir.” denildikten sonra, “ücretler” başlıklı bölümde ise, “Verdiği hizmetler karşılığında hakça bir ücret almak avukatın hakkıdır. Avukatın ücreti, sabit bir ücret olabileceği gibi, sağlanan hizmetlere göre de belirlenebilir. Müvekkil kabul ettiği takdirde, vekalet sonunda elde edilen netice de, ücretin belir-lenmesinde dikkate alınabilir. Meslek kurallarına uygun şekilde, ekonomik ve mali düşüncelerin ön plana geçmesine izin vermeden, hizmet duygusuyla mesleğini icra etmek avukatın görevidir.” şeklindeki açıklamalara yer verilmiştir.
Tüm bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; taraflar arasında önce 1.11.2009, daha sonra da 2.1.2010 tarihinde hukuki danışmanlık hizmet sözleşmesi imzalanmış, sözleşme süresinin bir yıl olduğu, feshedilmediği takdirde kendiliğinden yenileneceği, aylık ücretin net 5.000,00 TL olduğu kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 2.2. maddesinde ise, “müvekkilin dava ve takip işleri, danışmanlık hizmetine dahil değildir. Bu işlere ait ücretler, dava ve takip konularının içeriklerine göre taraflarca değerlendirilecek, karşılıklı mutabık kalınması halinde, ayrıca ücretlendirilecektir.” hükmü öngörülmüştür. Nitekim ilk sözleşme öncesi davacı tarafından verilen 1.11.2009 tarihli belgede de, “davalarınızın bedeli, konularının içeriklerine göre, sizlerle beraber değerlendirilerek ücretlendirilecektir.” şeklinde aynı doğrultuda bir de taahhütname verilmiştir.
Sözleşmenin özellikle 2.2. maddesi hükmünden, davacının asıl ediminin, hukuki danışmanlık hizmeti olmakla beraber, müvekkil tarafından verilecek olan dava ve takip işlerinin de, bir diğer edim olarak yapılacağı, ancak bu işler için, dava ve takip konularının içeriklerine göre taraflarca mutabık kalınacak miktar üzerinden, aylık danışmanlık ücreti haricinde ayrıca ücret ödeneceği anlaşılmaktadır. Esasen bu konuda taraflar arasında da ihtilaf bulunmamaktadır. Ne var ki sözleşmenin bu hükmüne rağmen, davacının takip etmiş olduğu tahkim davalarının açılıp, devam ettiği süreç içinde ücretin belirlenmediği, ancak davaların sonuçlanmasından sonra taraflar arasında ücret konusunda ihtilaf çıktığı görülmektedir. Davacı, ücretin belirlenmediği hallerde, AK’nun 164/4. maddesi gereğince ücretin belirlenmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu iddia ederken, davalı ise davacının, gerek sözleşme öncesi gönderdiği 1.11.2009 tarihli belgede, gerekse sözleşmenin ilgili hükmünde, ücretin davalarda belirlenme şeklinin çerçevesinin çizildiğini, ancak davacı avukatın, sözleşme gereğince yükümlülüğü olan, müvekkilini diğer konularda olduğu gibi bilgilendirme, aydınlatma ve ücret tespitine davet etme görevini yerine getirmediğini, avukatlık mesleğinin ilkeleri ile Türk Medeni Kanununun 2. maddesindeki dürüstlük kurallarına aykırı davranarak, fazla miktarda avukatlık ücreti alabilmek için davanın kesinleşmesine kadar sessiz kaldığını savunmuş, sözleşmenin açık hükmü gereğince ücretin AK’nun 164/4. maddesine göre belirlenemeyeceğini ileri sürmüştür.
Her ne kadar hükme esas alman bilirkişi raporunda, “ücretin belirlenmesinde iş sahibinin menfaati olduğu, davalı iş sahibinin ücret teklifi alıp, ona göre hareket etmesi gerektiği, bu nedenle ücretin daha önceden belirlenmemesinde davacının değil, davalı şirketin kusurlu olduğu” belirtilmişse de, davalı şirkete bu konuda yükümlülük getiren bir hüküm olmadığı gibi, aksine sözleşmede mutabakatın karşılıklı olarak sağlanacağının yazılı olduğu, davacının, davalı şirketin hukuki danışmanı olduğu ve dava konusu tahkim davalarından önce ve yargılamalar sürecinde de devam eden danışmanlık sözleşmesine göre, vekil sıfatıyla davacıya karşı bilgi ve hesap verme yükümlülüğü altında olduğu gözetildiğinde, bu konudaki asıl sorumluluğun, vekalet verene değil, vekile ait olduğu sonucuna varılmalıdır.
Bilindiği üzere vekalet sözleşmesinde, “sadakat ve özen gösterme”, “hesap verme” borçları, vekilin en temel borçlan olup, bu sorumluluğun belirlenmesinde ise, basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır. Davacı ise, basiretli bir vekil gibi hareket edip, sözleşmenin 2.2. maddesinde öngörülen, “tahkim davalarındaki ücretin belirlenmesi” konusundaki yükümlülüğünü yerine getirmemiş, bu konuda davalıya bilgi ve hesap vermemiş, sessiz kalmayı tercih etmiştir. Davacının, vekalet sözleşmesinden kaynaklanan söz konusu borçlarını gereği gibi yerine getirmemiş olması, onun lehine sonuçlar doğurmamalıdır.
Gerçekten de, avukatların görev ve sorumluluklarına ilişkin “Havana Kuralları”nın 13. maddesinde belirtildiği gibi, “müvekkillerinin haklarını ve yükümlülüklerini ilgilendirdiği ölçüde, hukuk sisteminin işleyişi konusunda kendilerine bilgi vermek”, avukatların müvekkillerine karşı en temel görevleri arasındadır. Her ne kadar avukatın verdiği hizmetler karşılığında hakça bir ücret talep etmesi, onun en tabii hakkı ise de, bu ücretin müvekkile açıkça bildirilmesi, adil ve makul olunması gerektiği de, az yukarıda değinilen uluslararası hukukun kabul ettiği en temel ilke ve esaslardandır. Esasen somut olayda, sözleşmenin 2.2. maddesinin de, davalı yönünden bu amaç ve kaygılarla düzenlendiği, davacı tarafından da kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla taraflar arasında, davaların görüldüğü sırada da devam eden bir hukuki danışmanlık sözleşmesinin mevcut olması ve özellikle bu sözleşmenin 2.2. maddesindeki özel düzenleme karşısında, mahkemenin kabulünün aksine, davacı ve davalı arasında hiçbir yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığını kabul etmek mümkün değildir. Aynı şekilde taraflar arasındaki sözleşme ilişkisini, “danışmanlık hizmeti” ile “dava ve işler” şeklinde, birbirinden bağımsız olarak düşünmek ve değerlendirmek de doğru ve isabetli değildir. Nitekim davalar yönünden vekalet ilişkisinin, taraflar arasındaki “danışmanlık hizmeti” konusundaki ilk ve esas sözleşmede yer verilen özel bir düzenleme sonucunda gerçekleştiği açıktır. Öte yandan Dairemizce öteden beri kabul edilen kökleşmiş içtihatlarda da, “Hizmet Hukuk Müşavirliği” olarak adlandırılan, hizmet ve vekalet sözleşmelerinin unsurlarını kapsayan, karma nitelikteki bu tip danışmanlık sözleşmelerinin, AK’nun 164/4. maddesinde öngörülen sınırlandırmalardan bağımsız olarak geçerli kabul edildiği, bu konudaki ihtilafların da, tarafların serbest iradeleri ile düzenledikleri ve geçerli olan bu sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği” açıkça ifade edilmiştir.
O halde somut olayda da, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi bütün olarak değerlendirip, dava konusu uyuşmazlığın da, sözleşmenin 2.2. maddesindeki özel düzenleme esas alınarak çözümlenmesi gereklidir. Hemen belirtmek gerekir ki, söz konusu tahkim davalarını takip edip sonuçlandıran davacı avukatın, vekalet ücretine hak kazandığı tartışmasızdır. Ne var ki, gerek danışmanlık sözleşmesinin gerekse bu sözleşmenin 2.2. maddesindeki özel düzenlemenin gereğini yerine getirmeyen, davalı müvekkiline ücret konusunda bilgi ve hesap verip, olası bir mutabakat sağlamayan davacının, edimlerini ve vekalet sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemiş olmasını, kendi lehine sonuçlar doğurması kabul edilemeyeceğinden, mahkemece, söz konusu tahkim davalarında davacı avukatın, davalıya sağladığı hukuki yardım nedeniyle sarf etmiş olduğu emek ve mesaisine karşılık, hak ve nesafete göre alması gereken vekalet ücreti tespit edilip, tespit edilecek bu miktar üzerinden hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 8.7.2014,2013/23329 – 2014/23087)

1-(…)
2- Dava, vekil olan davalı tarafından takip edilen icra dosyalarında tahsil edilen miktardan, masraf ve ücret adı altında fazladan yapılan kesintinin, davalıdan yasal faizi ile tahsili istemine ilişkindir. Davalı davanın reddini dilemekle birlikte esasa cevap dilekçesinde sözleşme kapsamında hak ettiği danışmanlık ücretlerinin de ödenmediğini belirtmiştir. Taraflarca imzalanan avukatlık ve hukuki danışmanlık sözleşmesinin incelenmesinde ise danışmanlık ücreti olarak aylık 150,00 TL+KDV ödeneceği kararlaştırılmıştır. Ancak Mahkemece, davalının hak ettiği danışmanlık ücretinin değerlendiril- meşine ilişkin talebin savunmanın genişletilmesi niteliğinde olduğu vurgulanarak hükme esas alman hesaba danışmanlık ücreti dahil edilmemiştir. Oysa ki davalı cevap dilekçesinde bu durumu belirtmiş olup, mahkemece icra dosyalarından yapılan tahsilattan davalı avukatın hak ettiği ücret mahsup edilirken, en son yapılan danışmanlık ücreti ödeme tarihinden, azilnamenin avukata tebliği tarihine kadar olan süreçte davalının hak ettiği danışmanlık ücretinin hesap edilerek hasıl olacak sonuca göre hüküm tesisi gerekirken yazılı şekilde verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir.
3. Davalı, dava sırasında davacı vekiline 965,00 TL ödediğini belirterek ödeme definde bulunmuştur. Bu husus mahkemece değerlendirilmemiştir. Ödeme defi yargılamanın her safhasında ileri sürülebilir nitelikte bir defi olup mahkemece bu hususun göz önüne alınarak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 9.6.2014,2014/4255 – 2014/18288)

Dava, vekalet hukuki ilişkisinden doğan hizmet bedelinin tahsiline dair yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı ile davalı arasındaki vekalet ilişkisi kapsamında davacı avukatın, davalıyı Aydın 2. Asliye Ceza mahkemesinin 2011/296 ve 2012/373 esas sayılı dosyalarında karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık olarak yargılandığı davalarda vekil olarak temsil ettiği ve bu davaların davacı avukat tarafından takip edilerek sonuçlandığı anlaşılmakta olup, bu husus taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir.
Davacı avukat ile davalının görev yaptığı A… vakfı arasında yapılan Hukuki Müşavirlik ve Avukatlık Sözleşmesinin 1. maddesinde “Bu sözleşmeye konu olan hizmetler sadece iş sahibi ile ilgili hukuki iş ve işlemleri kapsar. İş sahibinin, çalışanlarının ve yetkililerinin kişisel olarak karşılaşacakları hukuki sorun, takip ve davalar bu sözleşmenin kapsamı dışındadır” şeklinde yapılan düzenleme ile avukatın sorumluluğuna ilişkin sınır belirlenmiştir.
Davalının aynı zamanda A… vakfında yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı, bu görevi kapsamında vakıf adına vakfın borçlarının ödenmesi amacıyla ceza davalarında yargılanmasına esas teşkil eden çekleri imzaladığı, bu çeklere konu bedellerin vakfın mali imkanlarının yetersiz olması nedeniyle ödenemediği anlaşılmaktadır. Davalının karşılıksız çek keşide etmek suçundan yargılandığı ceza davalarında, suç konusu olarak kabul edilen çeklerin A… vakfına ait çekler olduğu, bu çekleri davalının vakıf yetkilisi olması nedeniyle vakıf tüzel kişiliğini temsilen imzaladığı, çeklerin karşılıksız kalması nedeniyle vakfın temsil etmesinden dolayı çeki imzalayan sıfatıyla ceza yargı-lamasına muhatap olduğu anlaşılmaktadır. Davalının vakıf yetkilisi olması itibariyle görevi gereği imzaladığı çeklerden dolayı yargılanması nedeniyle, vekalet ilişkisine konu işin vakfa ait hukuki iş ve işlemler kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu durumda davacı avukatın verdiği hizmetin, dava dışı vakıf ile yaptığı sözleşme kapsamında ifa edilen bir hizmet olduğu ve vekalet ücretine ilişkin alacak talebini sözleşme ilişkisinin tarafı olan dava dışı vakfa yöneltmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece davacı tarafından vekalet ücreti alacağına ilişkin olarak davalıya karşı husumet yöneltilemeyeceği gözetilerek davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne dair hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 2.6.2014,2014/3673 – 2014/17026)

Serbest avukat olan davacının, davalı taraf ile yazılı bir sözleşme yapmaksızın hukuki danışmanlık hizmeti verilmesi ve tevdi edilen dava ile icra takiplerinin takip edilmesi konusunda şifahen anlaştığı ve aylık ücret ödenmesinin kararlaştırıldığı, 14.3.2008 tarihinde davalının gönderdiği yazı ile “iş sözleşmesini” 31.3.2008 tarihi itibarıyla sona erdirdiği, ancak 1.2.2005 günlü vekaletname nedeniyle azilname gönderilmediği, davacının ödenmeyen aylık ücretleri ve takip ettiği dava ve takipler nedeniyle ücretinin ödenmemesi nedeniyle 10.6.2008 tarihinde vekaletten çekildiği hususları taraflar arasında ihtilaflı olmadığı gibi dosya kapsamından da açıkça anlaşılmaktadır. Davalı taraf aylık ücret ödenmesine ilişkin hukuk müşavirliği sözleşmesini süresinin dolması nede-niyle sona erdirdiklerini, davacı elindeki dava takipleri vekil olarak takip edip sonuçlandırması halinde karşılığının ödeneceğini, ancak davacının hukuk müşavirliği sözleşmesinin süresinin dolması nedeniyle yenilenmemesini bahane ederek dava ve takiplerden çekilmesinin haksız olması nedeniyle herhangi bir ücreti hak etmediğini savunmuştur. Mahkemece, takip edilen işler için müddeabihin %10 üzerinden vekalet ücreti hesaplanması halinde 116.617.78 TL ücret, 31.536.78 TL karşı yan vekalet ücreti ve aylık vekalet ücretinden kalan bakiye 323.44 TL olmak üzere toplam 107.602.16 TL olduğu belirlenerek ıslah talebi doğrultusunda 85.000.00 TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmiş, bu karar davalının temyizi üzerine Dairemizin 2011/6956 esas 2011/17299 karar sayılı ilamı ile 24.11.2011 tarihinde “…Somut olayda sözleşme Borçlar Kanunu kapsamında bir hizmet hukuk müşavirliği sözleşmesidir. Tarafların sözleşmeyi avukatlık ücret sözleşmesi olarak isimlendirmeleri de bu sonucu değiştirmez. Davalının 31.3.2008 tarihinden sonra sözleşmenin yenilenmeyeceğini davacıya bildirmesinde ve sözleşmenin bu şekilde, sürenin dolması nedeniyle tek taraflı feshinde sözleşmeye aykırılık yoktur. Esasen burada azlin ve buna bağlı olarak çekilmenin haklı yada haksız olduğu değil, sözleşmenin süre itibarıyla sona erdirilmesi asildir. Öyle ise mahkemece yapılacak iş davacının hizmet verdiği 10.6.2008 tarihine kadar dava ve icra takipleri ve buna bağlı hukuk ve ceza davaları nedeniyle tamamlanmış işlerde avukatlık kanununa göre hak ettiği ücretin tamamını, tamamlanmamış işlerde ise davacının harcadığı emek ve mesaisine, yapılan işin niteliği geldiği safhaya göre hak ve nesafete uygun olarak ücret takdiri ile hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken…” gerekçesiyle davalı yararına bozulmuş olup mahkemece, bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacının tamamlanmış işler için 70.171.96 TL, tamamlanmamış işlerden dolayı 105.263.35 TL ve aylık vekalet ücreti alacağından kalan bakiye 323.44 TL ücrete hak kazandığı, toplam 175.758.75 TL alacağı olduğu gerekçesiyle taleple bağlı kalınarak davanın 85.000.00 TL üzerinden kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyulmasına karar verildiğine göre bozma ilamının gereğinin yerine getirmesi gerekir. Bu husus taraflar yararına usulü kazanılmış hak niteliğindedir. Mahkemece verilen ve davalı tarafından temyiz edilip davacının temyiz etmediği Dairemizce bozulana ilk kararda Manavgat İş Mahkemesinin 2006/54 esas sayılı dosyasında vekalet ücretine hak kazanılmadığı belirtilmiş bozmadan sonra verilen kararda davacının vekalet ücretine hak kazandığı kabul edilerek hesaplanan vekalet ücretinin tahsiline karar verilmiştir. Ayrıca Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/222 esas sayılı dosyasında bozma öncesi verilen ilk kararda davacının vekalet ücretine hak kazanmadığı kabul edilmesine rağmen davalının temyizi üzerine verilen bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonrasında verilen kararda davacının 54.849.98 TL vekalet ücretine hak kazandığı kabul edilmiştir. Az yukarıda açıklandığı üzere her iki dosya için mahkemece kabul edilen hesaplama hatalı olup, usulü kazanılmış hakların ihlali niteliğindedir. Hal böyle olunca; mahkemece, yukarıda açıklanan her iki dosya için davacının vekalet ücretine hak kazanmadığı kabul edilerek yapılacak hesaplama sonucu bulunacak rakama hükmedilmesi gerekirken usulü kazanılmış hak ilkesi ihlal edilerek yanlış hesaplamaya dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 6.5.2014, 2013/1043 – 2014/14663)

Davacı, 1.7.2004 tarihli sözleşme ile davalının avukatı olduğunu, 31.12.2008 tarihi itibariyle sözleşmenin yenilenmeyeceğinin kendisine bildirildiğini, sözleşme gereğince karşı tarafa yüklenen ücretlerin %20’sinin kesildiğini ve derdest dosyalar nedeniyle karşı tarafa yüklenen vekalet ücretlerinin ödenmediğini belirterek; hem bunların, hem de %20’lik kesintilerin ödenmesi için bu davayı açmıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre, davacının bu talepleri kabul edilmiş ve Dairemizce sözleşme hükümlerine göre değerlendirme yapıldığında, davacının kendisine ödenmemiş olan %20 oranındaki karşı taraf vekalet ücretleri ile ve sözleşmenin fesih tarihinde derdest olan dosyalar nedeniyle vekalet ücretlerini isteyemeyeceği gerekçesi ile bozulmuş ve mahkemece de bozmaya uyulmuştur.
Bozma kararında da açıklandığı üzere, taraflar arasındaki sözleşme geçerli olup, uyuşmazlığın çözümünde sözleşme maddeleri esas alınmalıdır. Sözleşmenin 2. maddesi gereğince, karşı taraftan tahsil edilen avukatlık ücretinin %80’i avukata ödenecektir. Yine sözleşmenin 3/son maddesi gereğince; sözleşmenin yenilenmemesi halinde sadece tahsil edilmiş miktarlar esas alınarak, prim ve avukatlık ücreti ödenecektir; avukat emeği geçse bile, henüz tahsil edilmemiş olan miktarlar üzerinden prim ve avukatlık ücreti talep edemeyecektir. Şu halde mahkemece bozmaya uyulduğu açıklandığı halde tahsil edilmiş dosyalar için karşı yan vekalet ücretinin %20’sine hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. Hl). 3.4.2014, 2013/27876 – 2014/10083)

Dava, davacı kurumun vekili olarak görev yapan davalının, ücret alacaklarının tahsili amacıyla başlatmış olduğu icra takibinde, davacı tarafından hataen fazla miktarda ödeme yapıldığı iddiasıyla açılan alacak istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki vekalet sözleşmesinin 2. maddesinde davalı avukata, davacı kurumca belirlenen limiti aşmamak üzere Avukatlık Ücret Tarifesine göre ücret ödeneceği, ücretin yarısının işin verilişinde, diğer yarısının da, davanın kesin olarak sonuçlanmasından sonra, icra dosyalarında ise alacağın tamamının tahsilinden sonra ödeneceği, bunun dışında mahkeme ve icralarda takdir edilen avukatlık ücretinin, alacağın tamamen tahsil edilmesi koşuluyla %70’inin avukata ödeneceği, %30’unun ise Teiaş’a ait olacağı, ancak bu ücretin ödenebilmesi için asıl alacağın, harç, yargılama ve icra giderleri de dahil olmak üzere tamamının tahsil edilmiş olmasının şart olduğu, 12. maddesinde, avukatın sebepsiz olarak işleri takip etmemesi veya takipte herhangi bir kusur veya ihmalinin saptanması halinde Teiaş’ın verilen işin tümünü veya bir bölümünü avukattan alma hakkına sahip olduğu, bu takdirde geri alınan işler için avukata hiçbir ücret ödemesi yapılmayacağı, yine sözleşmenin 14. maddesinin a fıkrasında, sözleşmenin süresinin 1 yıl olduğu, tarafların sürenin bitim tarihinden bir ay önce yazılı şekilde ihbarda bulunmadıkları takdirde sözleşmenin aynı şartlarla bir yıl uzatılmış sayılacağı, b fıkrasında ise, sözleşmenin, yazılı ihbarın tebliği tarihinden itibaren bir ay sonra geçerli olmak üzere taraflarca her zaman feshedilebileceği, gerek bu durumda gerekse akit süresinin bitmesi durumunda avukat tarafından kanuni süreler dikkate alınarak hak kaybına sebebiyet verilmeksizin üzerindeki işlerin bir rapor ekinde ve tutanağa bağlanarak Teiaş Hukuk Müşavirliğine teslim edileceği kararlaştırılmıştır.
Davalı tarafından bir kısım ücret alacaklarının ödenmediğinden bahisle 26.8.2010 tarihli ihtarla sözleşmenin feshedildiği, 1.9.2010 tarihi itibariyle de ücret alacaklarının tahsili için takip başlatıldığı anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında düzenlenen sözleşme, hizmet hukuk müşavirliği niteliğinde bir sözleşme olup geçerlidir. O halde dava konusu ihtilafın, tarafların serbest iradeleri ile yaptıkları ve geçerli olan bu sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Sözleşmenin az yukarıda değinilen hükümlerine göre, her iki tarafın yazılı ihbarın tebliği tarihinden bir ay sonra geçerli olmak üzere sözleşmeyi her zaman feshedebilecekleri kararlaştırıldığına göre, davalı tarafından 26.8.2010 tarihinde sözleşmenin feshedilerek istifa edildiğinin bildirilmesi, sonuçlarını bir ay sonra doğuracak feshi ihbar niteliğindedir. O halde mahkemece, sözleşmenin feshedildiği, feshi ihbarın tebliği tarihinden bir ay sonraki tarih itibariyle davalı avukatın sözleşmenin az yukarıda belirtilen maddeleri gereğince hak etmiş olduğu vekalet ücreti miktarları tespit edilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, geçerli olan sözleşme hükümleri dikkate alınmadan,
26.3.2013 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 18.2.2014, 2014/2632 -2014/4184)

Davacı, davalı Bankanın vekili olarak dava ve icra dosyalarını takip ederken, sözleşmenin feshedilerek, kendisinin de azledildiğini ileri sürerek, vekalet ücretlerinin tahsili için eldeki davayı açmış, davalı ise davacının ihmal ve kusurlu davranışları nedeniyle sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, davacıya görev yaparken alması gereken ücretlerin ödendiğini, herhangi bir vekalet ücreti borçlarının bulunmadığını savunmuştur.
Taraflar arasındaki 19.2.1987 tarihli vekalet sözleşmesi incelendiğinde; sözleşmenin 2. maddesinde aylık ücretin belirlendiği, yine aynı maddede “yalnız icra dosyalarının takip ve sonuçlandırılmasından dolayı Baro ücret tarifesine göre icra Memurluğunca takdir edilen veya tetkik mercii veya Yargıtay İcra İflas Dairesince hükmedilen avukatlık ücretinin yarısının avukata ait olacağı, bu ücretin ödenebilmesi için de alacağın tamamının veya bir kısmının avukatlık ücreti ile birlikte tahsil edilmesinin şart olduğu, kalan yarı avukatlık ücreti ile davalar nedeniyle hükmedilerek borçlulardan tahsil edilen avukatlık ücretinin ise bankaya ait olacağı” belirtilmiştir.
Sözleşmenin 10. maddesinin I. fıkrasında, “sözleşme süresinin bir yıl olduğu, tarafların sürenin bitiminden bir ay öncesinden akdin devam etmeyeceği konusunda yazılı ihbarda bulunmamaları halinde sözleşmenin, bir yıl uzamış sayılacağı”, 2. fıkrasında da “ihbar tarihinden bir ay sonra geçerli olmak üzere taraflarca sözleşmenin her zaman feshedilebileceği” yazılıdır.
Somut olayda davalı Banka tarafından sözleşmenin 10. maddesinin 2. fıkrasına göre, ihbar tarihinden bir ay sonra geçerli olmak üzere 27.2.2002 tarihli ihtarla sözleşmenin feshedildiği ihtilafsız olup, davacı tarafından iş bu davadan önce, taraflar arasında aynı sözleşmelerden kaynaklanan ve davacı avukat tarafından takip edilen diğer dava ve takiplerle ilgili vekalet ücreti alacağının tahsili için, Mersin I. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/528 esas sayılı dosyası ile dava açıldığı, açılan davada sözleşmenin haksız olarak feshedildiği kabul edilerek, bilirkişi raporunda sözleşmenin 2. maddesine göre yapılan hesaplamaya göre davacı avukatın hak kazandığı vekalet ücreti üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verildiği, tarafların temyizi üzerine Dairemizce davalının tüm temyiz itirazları reddedilmek suretiyle “bir kısım icra takipleri nedeniyle de vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden bahisle” hükmün davacı yararına bozulduğu, mahkemece bozmaya uyularak 11.5.2009 tarihli kararla davanın kısmen kabulüne karar verildiği, söz konusu hükmün Dairemizce 2009/9235 esas, 2010/689 karar sayılı ve 27.1.2010 tarih ilamla onandığı, 2011/983 esas, 2011/14111 karar ve 27.1.2010 tarihli ilamla karar düzeltme talebi de reddedilerek hükmün kesinleştiği anlaşılmaktadır.
O halde davacı avukat tarafından takip edilen diğer dava ve takiplerle ilgili vekalet ücreti alacağının tahsili istemiyle aynı sözleşme ilişkisi kapsamında ve aynı taraflar arasında görülüp kesinleşen, az yukarıda değinilen dava dosyasında tespit edilen maddi olguların, eldeki dava yönünden kesin delil teşkil edeceği göz önüne alınarak, buna göre yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 11.2.2014, 2013/23534 – 2014/3503)

Davacı, davalı ile imzaladığı avukatlık ücret sözleşmesine göre teslim edilen işlerini yürütürken davalının İbrahim adlı borçlunun dosyasının iadesini istemesi üzerine ihtirazi kayıtla iade etmesi nedeniyle ücret ödemelerini durdurması üzerine sözleşmeyi haklı olarak 22.11.2004 günlü ihtarla feshederek tüm işleri için ücret talebinde bulunduğu halde ödenmemesi nedeniyle eldeki davayı açmıştır. Davalı, Fon Kurulu kararı nedeniyle değeri 50.000 Doların altındaki işlerin sözleşmeli avukatlar tarafından tahsil ve takibinin kararlaştırıldığı için davacı ile sözleşme imzalandığı ve iş teslimi yapıldığı ancak davacıya teslim edilen işlerden İbrahim dosyasında bu borçlunun başka dosyaları da bulunduğu, toplam alacağın 50.000 Doların üstüne çıkması ve bir elde takip edilmesi gerekçesi ile davacıdan geri istendiği ve bilahare sulhen çözümlendiği, sözleşmenin 8. maddesine göre istediği işi alıp başka avukata verme hakkı bulunduğu, davacının buna itiraz edip bir hak iddia edemeyeceğinin kararlaştırıldığı halde davacının haksız olarak ihtirazi kayıt koyup ücret ihtilafı çıkarması ve sözleşmeyi feshetmesinin sözleşmenin 9. maddesine aykırı bulunduğunu savunarak davacının tüm taleplerinin reddine karar verilmesini savunmuştur.
Taraflar arasındaki sözleşmenin incelenmesinde, 8. maddede, davalının dosyaları başka bir avukata verebileceği, davacının buna muvafakat etmiş kabul edildiği, 9. maddesinde, avukatın sözleşmeyi feshi halinde vekaletten de istifa etmiş sayılacağı, yaptığı işler nedeniyle ücret talep edemeyeceği, sözleşmenin 1 yıl süreli olduğu ve bu süre bitimine kadar taraflar fesihte bulunmadıkları takdirde aynı şartlarla bir yıl daha uzayacağı, tarafların sözleşmeyi bir ay önceden diğer tarafa ihbar etmek suretiyle her zaman feshedilebileceği hususları yazılıdır.
Davalının, bildirdiği Fon Kurulu kararına ve bu sözleşme hükümlerine göre borçlu İbrahim’in dosyasını davacıdan geri isteme hakkı mevcuttur. Davacının bu sebeple tüm sözleşmeyi feshi haklı bir fesih değildir. Kaldı ki bu husus mahkemenin de kabulündedir. Sözleşmeyi haksız fesheden avukatın hukuki durumu haklı sebeple azledilen avukat gibidir. Haklı sebeple azle ilişkin yasal düzenlemeye göre ise; Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olduğundan bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ya da avukat tarafından haksız fesih halinde ancak fesih tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Bu itibarla somut olayda mahkemece, fesih tarihi itibarıyla tahsil edilen veya sonuçlanıp kesinleşen işler nedeniyle sözleşmede kararlaştırılan vekalet ücretini talep edebilir. Zira vekalet ilişkisi bir bütün olup fesih, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet eder. Bu nedenle mahkemece davacının fesih tarihinde tahsil edilerek yada sonuçlanarak kesinleşen işlere ilişkin sözleşmeye göre talep edebileceği vekalet ücreti alacağı konusunda gerekirse yeniden bilirkişi incelemesi yapılarak sonucuna göre ve taleple bağlı kalınarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 21.11.2013, 2013/20326 – 2013/28960)

Taraflar arasındaki sözleşmenin, davalı tarafından gönderilen 5.12.2008 tarihli ihtarla, 31.12.2008 tarihi itibariyle yenilenmeyerek feshedildiği sabit olup, fesih hali de dahil olmak üzere avukata ödenecek vekalet ücretinin sözleşmenin 3. maddesinde düzenlendiği, sözleşmenin 15. maddesinin 1. fıkrasında, tarafların takvim yılı sonundan 15 gün önce yazılı olarak fesih ihbarında bulunmadıkları takdirde aynı koşullarla sözleşmenin bir yıl uzayacağının, aynı maddenin 2. fıkrasında da, kurum tarafından 15 gün, avukat tarafından da bir ay önceden ihbar etmek koşuluyla sözleşmenin her zaman feshedilebileceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında düzenlenen sözleşme, hizmet hukuk müşavirliği niteliğinde bir sözleşme olup geçerlidir. Sözleşme ile belirlenen ücretin, Avukatlık Kanununa aykırı olduğu da kabul edilemez. O halde dava konusu ihtilafın, tarafların serbest iradeleri ile yaptıkları ve geçerli olan bu sözleşmenin hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Sözleşmenin az yukarıda değinilen hükümlerine göre, Kurumun 15 gün önceden ihbar etmek koşuluyla, sözleşmeyi her zaman feshedebileceği kararlaştırıldığına göre, davalının 5.12.2008 tarihinde gönderdiği ihtarla sözleşmeyi yenilemeyeceğini bildirmesi, haksız fesih sayılamayacağı gibi, Avukatlık Kanununun 174. maddesi anlamında haksız azlin sonuçlarını doğuran bir fesih de değildir. Olayda bu nedenle Avukatlık Kanununun 174. maddesi hükmünün uygulanması düşünülemez.
Davacı, ancak fesih tarihi itibariyle sözleşme gereğince varsa ödenmeyen ücret alacaklarının tahsilini isteyebilir. Sözleşmenin 3. Maddesinin 1. fıkrasında, yapılacak tahsilatlar üzerinden ödenecek vekalet ücreti miktarı nispi olarak belirtilmiş, 2. fıkrasında da, Kurum alacakları tahsil edildikten sonra, Kurum lehine hükmedilip karşı taraftan tahsil edilen avukatlık ücretinin %80’inin ödeneceği, yine son fıkrasında da avukata, sözleşmenin feshi, gerekli görülen hallerde Kurumca dosyanın geri alınması, istifa nedeniyle dosyaların iade edilmesi, sözleşmenin yenilenmemesi hallerinde sadece tahsil edilmiş miktarlar esas alınarak prim ve avukatlık ücreti ödeneceği, bu gibi durumlarda avukatın, emeği geçse de henüz tahsil edilmemiş olan miktarlar üzerinden prim ve ücret talep edemeyeceği açıkça düzenlenmiştir.
O halde mahkemece, az yukarıda belirtilen sözleşme hükümlerine göre, fesih tarihi itibariyle davacı avukatın ödenmeyen ücret alacağı bulunup bulunmadığı belirlenerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, geçerli olan hizmet hukuk müşavirliği niteliğindeki sözleşmenin geçersiz olduğundan bahisle Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre ücret hesabı yapılmış olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 22.10.2013, 2012/29349-2013/25388)

Davacı, davalı bankanın alacaklarının tahsili için başlattığı icra takiplerinden dolayı sözleşme gereği vekalet ücreti ile karşı taraftan tahsil edilecek vekalet ücret için bu dava ile talepte bulunmuş, davalı ise bu talepler yönünden ücret isteme koşullarının oluşmadığını savunmuştur.
Taraflar arasındaki 14.10.2004 tarihli avukatlık hizmet sözleşmesinin 3. Maddesinde; davacı avukata ödenecek ücretin ne şekilde olacağı ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. O halde davacı, istifa tarihi itibariyle takip etmiş olduğu dosyalar için sözleşmede kararlaştırılan şekilde ücret talep edebilir.
Avukatlık kanununun 164/son maddesi hükmüne göre, karşı tarafa yüklenen ücret avukata aittir. Görülmekte olan davada davacı, Avukatlık Kanununun 164/son maddesine göre hasıma yükletilmesi gereken ücreti de talep etmiştir. Karşı tarafa tahmil edilecek vekalet ücretinin miktarı, dava ve icra takibinin sonuçlanması ile belli olur. Vekil edenin avukatına ödeme borcu da, bunun karşı taraftan tahsil edildiği anda doğar. Henüz karşı taraftan vekalet ücreti alacağını tahsil etmemiş olan müvekkilden, avukat bu ücret alacağını isteyemez. Açıklanan bu husus taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ile de taraflarca kabul edilmiştir.
Somut olayımızda, davacı ancak istifa tarihine kadar sonuçlandırdığı, dosyalar ile yine aynı tarih itibariyle karşı taraftan tahsil ettiği veya tahsil etmiş sayılabileceği ücretleri isteyebilir. Tahsilat olmayan veya tahsil etmiş kabul edilemeyeceği dosyalarla ilgili olarak davacı bir ücret talebinde bulunamaz. Davacının istifadan önce işlemden kaldırılan yada onun ihmali neticesinde tahsilatın geciktiği veya yapılamadığı takip dosyalan yönünden davacı vekalet ücreti adı altında hiçbir ücret isteyemeyeceği gibi, karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti yönünden de istifa tarihi itibariyle tahsil edilmeyen veya tahsil edilebilirlik aşamasına gelmeyen takip dosyaları yönünden de talepte bulunamaz.
Hükme esas alman 24.2.2012 tarihli raporda, davacı avukat tarafından takip edilen tüm icra dosyaları için sözleşmede kararlaştırılan şekilde hesaplama yapılmamış, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre dosyalann aşamaları gözetilmeksizin ücret hesabı yapılmış, karşı yan vekalet ücreti için de aynı şekilde bir ayrıma gidilmeden hesaplama yapılmıştır.
Hal böyle olunca mahkemece, yukarıda açıklanan şekilde sözleşme hükümleri de gözetilerek, davacının talep edebileceği vekalet ücreti alacağı ile karşı tarafa yükletilmesi gereken vekalet ücreti alacağından istifa tarihine kadar tahsil edilmiş veya tahsil aşamasına gelmiş alacak miktarları belirlenmeli, sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Bu yönler gözetilmeksizin yetersiz bilirkişi kurulu raporu esas alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD.19.9.2013, 2013/8031 – 2013/22076)

Davacı, dava dışı köyün 15.6.2006 tarihli ihtiyar heyeti kararı ile avukat olarak atandığı, aylık 400 TL ücret ödenmesinin kararlaştırıldığı halde ödenmediği gibi sonradan köyün devredildiği davalı belediye tarafından da ücretinin ödenmediğini bildirerek tahsili için eldeki davayı açmıştır. Davalı taraf, köyün 1.1.2009 itibarıyla Kemer Bele- diyesi’ne mahalle olarak bağlandığı, devir protokollerinde ve köy defterlerinde davacı alacağının gösterilmediğini, ayrıca verilen hizmetin ispat edilmesi gerektiğini savunmuştur. Köyün davalıya devri protokolünde ve köy defterlerinde davacının verdiği hizmetlere ve ödenen ücretlere ilişkin olarak bir kayıt bulunmadığı anlaşılmaktadır.
15.6.2006 tarihli köy ihtiyar heyeti kararında “…Muhtarlığımız leh ve aleyhinde açılmış veya açılacak bilumum dava ve takiplerinden dolayı Mahkemelerde her sıfat tarik ve suretle köy tüzel kişiliğini temsile Antalya Barosu avukatlarından Ramazan Beyrek’e vekalet verilmesine, vekaletname verilmek üzere Muhtar Halit Çilingir’e yetki verilmesine, avukata aylık 400 YTL köy bütçesinden ücret ödenmesine karar verilmiştir.” şeklinde karar alınmıştır. Bu karar içeriğine göre, davacı avukatın dava ve takip işleri için görevlendirildiği, bunun içinde aylık 400 TL ödenmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacının dava dışı köye danışmanlık hizmeti de vereceği hususu kararlaştırılma- mıştır. Bu durumda davacının dava dışı köye verdiği avukatlık hizmeti, takip ettiği dava ve takiplerin neler olduğu, sözleşmenin yürürlüğe konulup konulmadığı hususlarını ispat yükümlülüğü davacı avukata aittir. Mahkemece davacı tarafa takip ettiği dava ve işlere ilişkin olarak delillerinin sorularak, herhangi bir dava ve takibin veya hizmetin bildirilmemesi halinde davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 10.7.2013, 2013/16333 – 2013/19286)

Davacının, dava dışı Belbim A.Ş. ile davalı İSKİ arasında, hukuk hizmetleri satın alınması için yapılan “Hukuk Hizmetleri Protokolü” kapsamında davalının taraf olduğu icra takipleri ve davaları vekil sıfatı ile takip ettiği, maaş ve ücretleri ile her türlü özlük haklarını Belbim AŞ.’den aldığı dosya içeriği ile sabit olduğu gibi bu husus tarafların da kabulündedir. Yine davacının Belbim A.Ş. bünyesinde çalışması nedeniyle, SSK işe giriş bildirgesinin de aynı şirket tarafından düzenlendiği, istihdam edildiği işyeri olarak da bu şirketin gösterildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının, davalı İSKİ Genel Müdürlüğünün kadrolu veya sözleşmeli personeli olmadığının, Belbim A.Ş. ile İSKİ arasında yapılan “Hukuk Hizmetleri Protokolü” hükümleri doğrultusunda hizmet verdiğinin kabulü gerekir. İSKİ Genel Müdürlüğünün icra takipleri ve davalar için davacıya vekaletname vermesi yasal bir zorunluluk olup, bu durum davacının dava dışı Belbim A. Ş.’nin çalışanı olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğinden uyuşmazlığın protokol hükümleri doğrultusunda çözümlenmesi gereklidir. Söz konusu “Hukuk Hizmetleri Protokolü”nün “Konu” başlıklı 2. maddesinde “Bu potokolun konusu İSKİ tarafından ihtiyaç duyulan avukatlık hizmetlerinin İSKİ’nin ortaklığı bulunan Belbim A.Ş.’inde çalışmakta olan avukatlar tarafından bila bedel verilmesi hakkındadır.” Elemanların özlük hakları ile ilgili 5. maddesinde, “yapılacak avukatlık hizmetlerinin ifası ile ilgili aylık ücret, her türlü ikramiye, tazminat, vekalet ücreti, harcırah vb. ödemeler, haklar ve sorumluluklar Belbim’e aittir.“, “Avukatların Sorumlulukları” başlığını taşıyan 6.4. maddesinde ise, “Avukatlar ücret dışında vekalet ücreti vb. gibi herhangi bir hak talep etmeyeceklerdir.” hükümleri bulunmaktadır. O halde protokolün açıklanan bu hükümleri gereğince, davalıya avukatlık hizmeti veren davacının, dava konusu vekalet ücretleri nedeniyle davalıdan talepte bulunması mümkün değildir. Nitekim aynı şekilde çalışan başka bir avukat tarafından Fatih 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/196 esas sayılı dosyası üzerinden açılmış olan dava yerel mahkemece kabul edilmişse de, davalının temyizi üzerine Dairemizce aynı gerekçeyle bozulmuş, mahkemenin önceki kararında direnmesi üzerine de Hukuk Genel Kurulunca, Dairemize ait “bozma” kararı benimsenmek suretiyle, direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. (Bkz. Hukuk Genel Kurulunun 17.6.2009 tarihli ve 2009/13-250 esas, 2009/270 karar sayılı ilamı) Mahkemece, açıklanan tüm bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabul edilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 19.6.2013, 2013/7188 – 2013/16775)

Dava, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle ücret alacağının tahsiline ilişkindir. Davacı ile davalı arasında 1.11.2005 tarihinde imzalanan sözleşmenin 3 yıl süreli olduğu, aylık 750 TL. Ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığı ve davalının 20.7.2006 tarihli yazı ile sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, sözleşmenin feshedildiği 2006 temmuz ayından sözleşmenin sona ereceği 1.11.2008 tarihine kadar olan bakiye 28 aylık ücrete karar verilmiştir. Ancak ücret alacağının belirlenirken B.K 325 maddesinin de gözardı edilmemesi gerekir. Yanlar arasında düzenlenen sözleşmenin, süresi dolmadan davalı tarafından feshedildiği açıktır. BK.nun 325. maddesinin; davacının tasarruf ettiği yahut diğer bir işle kazandığı veya kazanmaktan kasten feragat eylediği şeyi mahsup ettirmeye mecburdur, hükmü uyarınca davacının işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği emek ve mesai gözetilerek istediği ücretten uygun miktarda indirim yapılması gerekirken bu yön gözardı edilerek ücretin tamamına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 13.6.2013, 2013/5882 – 2013/16098)

Birleşen dava davacısının temyiz itirazı yönünden; Birleşen davada, davacı, haksız azil nedeniyle Artova İcra Müdürlüğündeki 88 adet takip dosyası için 18.154.18.TL, Yeşilova İcra Müdürlüğündeki 54 adet dosya için 16.897.27.TL, Tokat Mahkemeleri ve İcra Müdürlüğündeki 14 adet dava ve takip dosyası için 9.854.76.TL akdi ve karşı yan vekalet ücreti ile Avukatlık Yasası’ nın 35. maddesi gereğince 4.12.2001 tarihinden itibaren 18.000.00.TL zorunlu aylık ücret olmak üzere toplam 62.906.23.TL’ nın davacı birleşen davalıdan tahsilini talep etmiştir. Mahkemece, birleşen davacının sadece Avukatlık Kanunu’ nun 35. maddesi gereğince istediği 18.000.00.TL zorunlu aylık ücret talebi yönünden davanın reddine karar verilmiş, Artova İcra Müdürlüğündeki 88 adet takip dosyası için 18.154.18.TL, Yeşilova İcra Müdürlüğündeki 54 adet dosya için 16.897.27.TL, Tokat Mahkemeleri ve İcra Müdürlüğündeki 14 adet dava ve takip dosyası için 9.854.76.TL akdi ve karşı yan vekalet ücreti talebi yönünden gerekçe de değerlendirme yapılmamıştır.
Karşı tarafa tahmil edilecek vekalet ücretinin miktarı, dava ve icra takibinin sonuçlanması ile belli olur. Vekil edenin, avukatına ödeme borcu da, bunun karşı taraftan tahsil edildiği anda doğar. Henüz karşı taraftan vekalet ücreti alacağmı tahsil etmemiş olan müvekkilden, avukat, bu ücret alacağını isteyemez.
Mahkemece, birleşen dava davalısı tarafından 23.11.2004 tarihinde yapılan fesih işleminin haksız olduğunun doğru şekilde kabul edilmesi nedeniyle birleşen dava davacısının az yukarıda yapılan açıklama da dikkate alınarak taraflar arasında imzalanan 27.5.2007 tarihli Avukatlık Sözleşmesinin 2. ve 3. maddeleri doğrultusunda birleşen dava davacısının akdi ve karşı yan vekalet ücreti alacağı olup olmadığı yönünde uzman bilirkişi heyetinden taraf ve yargı denetimine açık rapor almak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde birleşen davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 29.5.2013,2013/4532 – 2013/14360)

Davalının temyizi yönünden; Her ne kadar mahkemece, dosyada mevcut bilirkişi raporunda, Avukatlık asgari ücret tarifesinin 1. kısım 3. bölümüne göre, “takip edilecek dava, takip ve işlerde tarifeye göre hesaplanacak ücret, Avukatlık Kanununun 35. maddesi gereğince bulundurulması zorunlu sözleşmeli avukatlara ödenecek yıllık ücretin üzerinde olduğu takdirde aradaki miktar avukata ödenir.” hükmü de dikkate alınarak Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’niıı 22.12.2005 tarih ve 2005/32 Esas 2005/635 Karar sayılı hüküm altına alınan 43.954.55.TL vekalet ücretinden 2005 yılında aylık olarak ödenen 20.700.00.TL avukatlık ücretinin indirilmesinden sonra bakiye 23.254.00.TL vekalet ücreti alacağı olduğu bildirilmiş ve mahkeme tarafından da bu yönde davacının talebi de dikkate alınarak karar verilmiş ise de; Taraflar arasında 1.11.2004 tarihinden itibaren başlayan ve son olarak 8.1.2010 tarihli sözleşme ile 1,11.2009 tarihinden itibaren 12 aylık süre ile yenilenen vekalet sözleşmesinin “Ücret” başlıklı maddesine göre, davalı banka tarafından davacı avukata sözleşme süresince aylık net 1.840.00.TL + KDV ödeneceği, ayrıca bankaca davalarda karşı taraftan tahsil edilen vekalet ücretleri veya icra takiplerinin vekalet ücreti, takibe konu miktarın tamamının veya bankaca kabul edilen kısmının tahsilini müteakiben sözleşmeli avukata ödenecektir. Taraflar arasında aylık ücretin ödenmesi yönünde uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşme gereğince tahsil edilen karşı yan vekalet ücreti de bulunmadığından davacının buna ilişkin talebinin Mahkeme tarafından da reddi doğrudur. Taraflar arasında imzalanan sözleşme her iki tarafı da bağlar. Davacı sözleşmede belirtilen ücret doğrultusunda kendisine ödeme yapılmasını talep edebilir. Bunun dışında az yukarıda açıklanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 1. kısım 3. bölümüne göre talepte bulunamaz. O halde mahkemece, açılan davanın tümden reddi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 22.5.2013,2013/2779 – 2013/13456)

Davacı, davalı adına takip ettiği icra ve dava dosyalarından kaynaklanan vekalet ücreti alacağının tahsili istemi ile eldeki davayı açmış, davalı davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin Avukatlık Kanununa aykırı olduğu belirterek, bilirkişi tarafından belirlenen ücret alacağının tahsiline karar verilmiştir. Oysa ki taraflar arasında düzenlenen sözleşme, hizmet hukuk müşavirliği niteliğinde bir sözleşme olup geçerlidir. Sözleşme ile belirlenen ücretin. Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinin l.cümlesinde belirtilen anlamda ve Asgari Ücret tarifesi altında bir ücret olması da sözleşmenin geçerliliğini etkilemez. O halde dava konusu uyuşmazlığın, tarafların serbest iradeleri ile yaptıkları ve geçerli olan bu sözleşmenin hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Sözleşmenin 2/1 ile 3/1, 3/2 maddelerinde vekalet ücretinin nasıl hesaplanacağı kademeli ve ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Sözleşmenin 2/1 maddesine göre icra takibi veya davanın açılmasından itibaren 6 ile 12 aydan daha uzun süre içinde tamamlanması halinde kademeli olarak tahsilatın %5 ile %2 si oranında kademeli brüt avukatlık ücretinin ödeneceği düzenlenmiştir. Yine sözleşmenin 3/1 maddesine göre dava yada icra takibi sonunda, karşı taraf aleyhine AAÜT’ne göre hükmedilecek olan avukatlık ücretinin %75’ni avukatın alacağı %25’nin ise bankaya bırakılacağı hükme bağlanmıştır. Avukat olan davacınm bu sözleşme hükümleri ile bağlı olacağının kabulü zorunludur. O halde mahkemece davacı alacağının taraflar arasındaki Avukatlık ücret sözleşmesinin yukarıda belirtilen hükümlerine göre belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir. (Y. 13. HD.
21.5.2013, 2012/17807-2013/13166)

Dava vekalet ücreti alacağından doğan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının sunduğu tahsilata ilişkin belgeler üzerinden yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde hesaplanan vekalet ücreti üzerinden dava kısmen kabul edilmiştir.
Davacı ile davalı Birlik arasında imzalanan 17.12.2004 tarihli sözleşme uyarınca davacı akdi vekalet ücretini istemiştir. Sözleşmenin 7. maddesi ücrete ilişkin düzenleme ile davacının isteyebileceği vekalet ücreti kararlaştırılmasını içermektedir. Buna göre tahsilat üzerinden kademeli bir ücret söz konusudur. Ayrıca bu ücretlerin her yılın Aralık ayında artırılacağı kararlaştırılması mevcuttur. 7/A-2 maddesinde ise ücretin ödenme şekli benimsenmiş, 4. maddesinde ise vekilin tahsilatları en kısa süre içerisinde Birlik görevlerine uygun veya Birliğin göstereceği banka hesabına yatırılacağı öngörülmüştür. Diğer yandan 8. maddede Birliğin gerekli gördüğü tarihlerde dava yada icra takibinin her safhasında başka bir avukata vekalet vermeye yetkili olduğu kararlaştırılmıştır. Ay-rıca, davacı avukata sürekli dosya verileceğine dair de bir taahhütte bulunmamaktadır.
Bu durumda öncelikle davacının ücrete hak kazanabileceği için takip ve dava dosyalan getirtilerek incelenmeli dosyalarda davacının üzerine düşen özen yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği saptanmalı, ücrete hak kazandığını benimsenmesi halinde, sözleşmenin 7. maddesi uyarınca tahsilat aşamaları gözetilerek, kademeli olarak ücret hesabı yapılmalı ve birden fazla vekille takip edilen davalarda eşit oranda ücrete hak kazandığı kabul edilerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Mahkemece, bu doğrultuda araştırma ve inceleme yapılmalı ve bilirkişiden ek rapor alınarak, yeterli görülmediği taktirde de yeni bir bilirkişi incelemesi yapılarak (davalının kazanılmış hakkında gözetilerek hasıl olacak sonuca) uygun karar verilmelidir. Eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirir. (Y. 13. HD. 4.4.2013,2012/28777 – 2013/8703)

Taraflar arasında 1.11.2005 tarihinde yenilenen sözleşme, davalı tarafından feshedilerek, 31.12.2008 tarihinde sona erdirilmiştir. Sözleşmenin 1. maddesi ile davacı, Tokat ili ve ilçeleri dahilinde mahkemeler ve icra müdürlüklerinde davalı leh ve aleyhine açılmış ve açılacak her türlü davalar ile icra takiplerini, yürürlükteki kanunlar dahilinde takip ve sonuçlandırmayı, 2. maddesi ile de davalı il müdürlüğünce kendisine sorulacak hukuki konularda sözlü ve yazılı görüş bildirmeyi üstlenmiştir. Sözleşmenin 3. maddesi ile de, davacı avukata takip ettiği dosyaların aşamalarına göre, prim ve karşı yan vekalet ücretlerinin ne şekilde ve ne oranda ödeneceğinin kararlaştırıldığı ilamsız yada ilamlı icra takipleri neticesinde yapılacak tahsilatlardan kurumca yapılan masraflar düşüldükten sonra %1,5 oranında prim verileceği, kurum alacağı ve masraflar tahsil edildikten sonra davalı kurum lehine hükmedilen ve tahsil edilen avukatlık ücretinin %80’inin ödeneceği, yine avukatın emeği geçse bile sözleşmenin feshi veya gerekli görülen hallerde kurumca dosyanın geri alınması veya istifa nedeniyle dosyaların iade edilmesi veya sözleşmenin yenilenmemesi halinde, henüz tahsil edilmemiş olan avukatlık ücretinin istenemeyeceği, 15. maddesi ile de, taraflardan biri 15 gün önceden feshi ihbar etmediği takdirde sözleşmenin I yıl daha uzamış sayılacağı, yine avukat tarafından 1 ay önceden, kurum tarafından ise 15 gün önceden bildirilmesi şartı ile sözleşmenin her zaman feshedilebileceği kararlaştırılmıştır.
Taraflar arasındaki sözleşme, açıklanan bu içeriği itibariyle Borçlar Kanunu kapsamında kalan “hizmet hukuk müşavirliği” niteliğinde olup, tarafların, sözleşmeyi “Avukatlık Ücret Sözleşmesi” olarak isimlendirmeleri de bu sonucu değiştirmez. Borçlar Kanununda düzenlenen hizmet sözleşmelerinde tarafların hizmet karşılığını serbestçe kararlaştırabileceklerine, bu yasada Avukatlık Kanununda olduğu gibi ücret konusunda herhangi bir sınırlandırma da bulunmadığına göre, taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli olduğunun kabulü gereklidir. Kaldı ki sözleşme, feshedildiği 31.12.2008 tarihine kadar taraflar arasında uygulanmış, davacı bu süre içinde sözleşme ile yükümlendiği edimlerini itirazsız olarak yerine getirmiştir. Öte yandan sözleşmede kararlaştırılan ücretin, Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinin 1.cümlesinde belirtilen anlamda ve asgari ücret tarifesi altında olduğu da kabul edilemez. Bu nedenlerle dava konusu ihtilafın geçerli olan bu sözleşme hükümlerine göre çözümü gerekli olup, davacının, sözleşmenin sona erdirildiği 31.12.2008 tarihi itibariyle, sözleşmenin 3. maddesi hükmüne göre ücret isteme hakkı mevcuttur. Davacının, sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle, ödenmeyen aylık ücretlerini, tahsilatla sonuçlanan veya henüz tahsilatla sonuçlanmayan ancak tahsilatı mümkün hale gelen ve tahsilat yapılabileceği kabul edilebilecek dosyalardan dolayı, sözleşmenin 3. maddesinde belirtilen ücretleri isteyebileceğinin kabulü, hakkaniyet ilkelerinin gereğidir. Davacı, sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle halen devam eden, sonuçlanmayan ve ne olacağı belli olmayan dosyalardan dolayı ise yine sözleşmenin 3. maddesinin son fıkrası hükmüne göre bir ücret isteyemeyecektir. O halde mahkemece, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, davacının alacağı olup olmadığı ile varsa bunun miktarı, konusunda uzman bilirkişiler aracılığı ile, açıklamalı, gerekçeli ve denetime elverişli raporla belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle sözleşme hükümleri gözetilmeksizin, avukatlık asgari ücret tarifesine göre ücret belirlenerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 28.3.2013, 2012/27170 – 2013/7772)

Davacı, davalı tarafa danışmanlık hizmeti verdiğini belirterek 1.12.2009 tarihli belgede kararlaştırılan 5.000,00 TL’nin tahsili amacı ile takip başlatmış, davalı ise belgede kendisinin herhangi bir taahhüt altına girmediğini, danışmanlık hizmeti de verilmediği belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporu doğrultusunda danışmanlık hizmetinin iki dilekçenin yazımı ile sınırlı olduğu belirtilerek Avukatlık Asgari ücret Tarifesi’ne göre hesaplanan danışmanlık ücretinin 500,00 TL olduğu kanaatine varılmış ve bu miktar yönünden itirazın iptaline karar verilmiştir. Taraflar arasında düzenlenen 1.12.2009 tarihli belgede danışmanlık hizmet bedeli olarak 5.0, 00 TL’nin ödenmesi halinde ibra edileceğinin kararlaştırılmış olmasına ve taraflarca atılan imzanın da uyuşmazlık konusu olmamasına göre mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 18.3.2013, 2012/29910 – 2013/6587)

Mahkemece, haksız azil nedeniyle davacının azil tarihinden sözleşmenin bitim tarihi olan 29.12.2011 tarihi arasındaki 26 aylık dönem yönünden danışmanlık hizmeti için ücret talep edebileceği, doğru olarak belirtilmiş ise de; dava konusu olayda uygulanması gereken BK.’nun 325. maddesinin de gözden uzak tutulmaması gerekir. BK.’nun 325. maddesi, “…işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı veya kazanmaktan kasten feragat ettiği şeyin mahsup edileceği“ni hükme bağlamış olup, anılan amir hüküm uyarınca, davacının sözleşmenin feshinden sonra, sözleşme ile yükümlendiği işi yapmamasından dolayı tasarruf edebileceği miktar ile başka bir iş yapabileceği nedeniyle kazanabileceği miktarın bakiye aylık ücret miktarından mahsubu gerekir. Mahkemece değinilen bu yönler gözetilerek az yukarıda açıklanan şekilde davacının tasarruf eyleyebileceği miktar konusunda gerekirse alanında uzman bilirkişiden taraf ve yargı denetimine açık rapor almak suretiyle belirlenecek miktarın bakiye aylar ücretinden mahsubuna karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde bu yöndeki talebin kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 27.2.2013, 2012/22858 – 2013/4678)

Davacı eldeki dava ile, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre kendisine ödenmesi gereken vekalet ücretinin ödenmediği gerekçesiyle davalı hakkında icra takibi yaptığını belirterek, davalının haksız itirazının iptaline karar verilmesini istemiş, davalı ise yine aralarındaki sözleşme gereğince banka lehine hükmolunan vekalet ücretinin karşı taraftan tahsil edilmediği için, muacceliyet şartının oluşmadığını belirterek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, her ne kadar “vekalet ücretinin ödenmesi hususunun ilgili dava veya icra dosyasındaki alacağının tahsil edilmesi şartına bağlı tutulduğu anlaşılmış ise de, sözleşmenin sona ermesi ile birlikte davacı avukatın davalı adına dosyalan takip edip sonuçlandırmasının düşünülemeyeceği” gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmış ise de, taraflar arasındaki vekalet ücretinin ne zaman ödeneceğine ilişkin sözleşme hükümleri açık olup, buna göre, akti vekalet ücretinin tayininde, zaman kriteri ve başarı kriteri belirlenerek, vekalet ücretinin ödenmesinin, alacağının tahsil edilmesi şartına bağlı tutulduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, Mahkemece, vekalet ücretine esas dava ve icra takip dosyalarında alacağın tahsil edilip edilmediği hususunun araştırılarak sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, BOZMA nedenidir. (Y. 13. HD. 15.2.2013, 2012/15879 – 2013/3582)

Taraflar arasında düzenlenen 15.8.2007 tarihli ücret sözleşmesinin “Ücret” başlığı altında, iş sahibi tarafından avukata aylık 2.000,00 TL net avukatlık ücreti ile %18 KDV ödeneceği, ödemelerin takip eden ayın en geç ikinci haftası içinde yapılacağı, aylık ücretin bir yıl içinde üç kez zamanında ödenmemesi ya da iki aylık ücretin ödenmemesi- nin sözleşmenin feshi sebebi olacağı ve avukatın ihbara gerek olmadan sözleşmeyi feshedeceği ve sözleşme süresi sonuna kadar olan aylık ücretlerin muacceliyet kazanacağının belirlendiği anlaşılmıştır.
Mahkemece, davacı avukat tarafından davalı işveren vekili olarak takip ettiği Bakırköy 5. İş Mahkemesi’ndeki dosyalar ve zayi belgesi talepli dosyalara dayalı olarak davacı avukattan hesap vermesi ve bilgilendirme ödevini yerine getirmesini talep ettiklerine ilişkin davalı tarafça dosyaya hiçbir delil sunulmadığından bu iddialan yönünden davacı avukatın yaptığı takipteki ödeme emrinin kendilerine tebliğ edilinceye kadar azledilmemiş olması ve taraflar arasındaki sözleşmenin feshedilmemiş olması sebebiyle, 15/08/2007 tarihinden icra takip tarihi olan 17/04/2008 tarihine kadar aylık ücret alacaklarını talep edebileceği gerekçesiyle 9 aylık ücrete hükmedilmiştir. Öncelikle belirtmek gerekirse davalının, takip tarihinden önce avukatın yaptığı işlemlere ilişkin hesap vermesi ve bilgilendirme ödevini yerine getirmesini talep ettiğine ilişkin herhangi bir ihtarının olmadığı mahkemenin de kabulündedir. Her dava açıldığı tarihteki koşullara göre belirlenir. Dolayısıyla mahkemenin az yukarıdaki azlin haklılığına ilişkin gerekçesi doğru değildir. Kaldı ki, davalının aylık ücretleri süresinde ödemediği de sabittir. Hal böyle olunca, davacı avukatın sözleşmenin sonuna kadar olan aylık ücreti hak ettiğinin kabulü gerekir ise de, dava konusu olayda uygulanması gereken BK’nun 325. maddesinin de gözden uzak tutulmaması gerekir. BK’nun 325. maddesi, “…işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat etliği şeyin mahsup edilcceği”ni hükme bağlamış olup, mahkemece bu yasa hükmü değerlendirilmemiştir. Öyle olunca mahkemece anılan yasa hükmü değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 13.2.2013,2012/8545-2013/3249)

Davacı, davalı adına takip ettiği icra ve dava dosyalarından kaynaklanan alacağının ödenmediği ileri sürerek alacağının tahsili istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davalı davanın reddini dilemiş, mahkemece yapılan sözleşmenin avukatlık kanununa aykırı bulunduğunu belirterek avukatlık kanunu gereğince bilirkişi tarafından belirlenen ücret alacağının tahsiline
karar verilmiştir. Taraflar arasında düzenlenen sözleşmeler hizmet hukuk müşavirliği niteli-ğinde bir sözleşme olup geçerlidir. Sözleşme ile belirlenen ücretin, Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinin 1.cümlesinde belirtilen anlamda ve Asgari Ücret tarifesi altında bir ücret olduğu kabul edilemez. Taraflar arasındaki ihtilafın, tarafların serbest iradeleri ile yaptıkları ve geçerli olan bu sözleşmenin hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Öyle olunca taraflar arasında avukatlık ücret sözleşmesinin 2/1 ile 3/1, 3/2 maddelerinde vekalet ücretinin nasıl hesaplanacağı kademeli ve ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 2/1 maddesine göre icra takibi veya davanın açılmasından itibaren 6 ile 12 aydan daha uzun süre içinde tamamlanması halinde kademeli olarak tahsilatın %5 ile %2 si oranında kademeli brüt avukatlık ücretinin ödeneceği düzenlenmiştir. Yine sözleşmenin 3/1 maddesine göre dava yada icra takibi sonunda, karşı taraf aleyhine AAÜT’ne göre hükmedilecek olan avukatlık ücretinin %75’ni avukatın alacağı %25’nin ise bankaya bırakılacağı hükme bağlanmıştır. Avukat olan davacının bu sözleşme hükümleri ile bağlı olacağının kabulü zo-runludur. Böyle olunca mahkemece davacı alacağının taraflar arasındaki Avukatlık ücret sözleşmesinin yukarıda belirtilen hükümlerine göre belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir. (Y. 13. HD. 19.11.2012, 2012/15526-2012/25944)

Davacı, davalı kurum ile avukatlık sözleşmesi yapıldığını, sözleşmenin haksız olarak feshedildiğini, ancak vekalet sözleşmesi nedeni ile herhangi bir maaş veya vekalet ücreti verilmediğini belirterek; maaş alacağı nedeniyle 5.000,00 TL. Ve vekalet ücreti olarak 5.000,00 TL.nin tahsili istemiyle eldeki davayı açmış, bilahare talebini 71.275,00 TL.ne yükseltmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığı, davacının vekalet ücreti isteyip isteyemeyeceği, kamu avukatlarına ödenen aylık ücret isteyip isteyemeyeceği ve varsa alacağın miktarı hususundadır. Sözleşmenin 15. maddesine göre; Kurum onbeş gün önceden avukat bir ay önceden ihbar etmek şartıyla sözleşmeyi her zaman feshedebilecekleri kararlaştırıldığına göre, davalının 10.10.2008 tarihli ihtarname ile sözleşmenin sürenin sona erdiği 31.12.2008 tarihi itibariyle feshedildiğini bildirmesi haksız fesih sayılamayacağı gibi, Avukatlık Kanununun 174. maddesi anlamında haksız azlin sonuçlarım doğuran bir fesihte değildir. Olayda, bu nedenle Avukatlık Kanununun 174. maddesi hükmünün uygulanması düşünülemez. Ancak, feshin haksız olmaması davacının fesih tarihi itibariyle, hiçbir ücret isteyemeyeceği anlamına da gelmez. Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin ücrete ilişkin hükümlerini düzenleyen 3. maddesinin geçersiz olduğunun kabulü ile Avukatlık asgari Ücret tarifesine göre Ücret Tarifesinin 4.bölümünde “Kamu kurum ve kuruluşları ile özel ve tüzel kişilerin sözleşmeli avukatlarına ödeyecekleri aylık avukatlık ücretinin de davacıya ödenmesi gerektiğini belirten bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulmuştur. Davacı avukat olup, imzaladığı sözleşmenin sonuçlarını bilebilecek bir kişidir. Taraflar arasında düzenlenen sözleşme hizmet-hukuk müşavirliği niteliğinde bir sözleme olup belirlenen ücretin, Avukatlık Kanununun 164. maddesinin 4. fıkrasının 1. cümlesinde belirtilen anlamda ve asgari ücret tarifesi altında ücret olduğu kabul edilemez. Bu nedenle taraflar arasındaki ihtilafın, tarafların serbest iradeleri ile yaptıkları sözleşme hükümlerine göre çözümü gerekir. Taraflar arasındaki sözleşmenin geçersiz olduğu görüşüne ağırlık veren bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulması yasaya aykırıdır. Mahkemece geçerli olan sözleşme hükümleri esas alınarak bu çerçevede bilirkişi incelemesi yaptırılması ve davacının alacağı vekalet ücretinin belirlenmesi gerekirken yerinde olmayan bilirkişi raporu esas alınarak hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 24.9.2012,2012/14722 – 2012/20842)

Davacı, 1.7.2004 tarihli sözleşme ile davalının avukatı olduğunu, 31.12.2008 tarihi itibariyle sözleşmenin yenilenmeyeceğinin kendisine bildirildiğini, sözleşme gereğince karşı tarafa yüklenen ücretlerin %20’sinin kesildiğini ve derdest dosyalar nedeniyle karşı tarafa yüklenen vekalet ücretlerinin ödenmediğini belirterek; hem bunların, hem de %20’lik kesintilerin ödenmesi için bu davayı açmıştır. Mahkemece hükme esas alman bilirkişi raporuna göre, davacının bu talepleri kabul edilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşme geçerli olup, uyuşmazlığın çözümünde sözleşme maddeleri esas alınmalıdır. Sözleşmenin 2. maddesi gereğince, karşı taraftan tahsil edilen avukatlık ücretinin %80’i avukata ödenecektir. Yine sözleşenin 3/son maddesi gereğince; sözleşmenin yenilenmemesi halinde sadece tahsil edilmiş miktarlar esas alınarak, prim ve avukatlık ücreti ödenecektir; avukat emeği geçse bile, henüz tahsil edilmemiş olan miktarlar üzerinden prim ve avukatlık ücreti talep edemeyecektir. Şu halde davacı, kendisine ödenmemiş olan %20 oranındaki karşı taraf vekalet ücretlerinin ve sözleşmenin fesih tarihinde derdest olan dosyalar nedeniyle vekalet ücretlerini iste-yemez. Mahkemece bu ilkelere göre karar verilmesi gerekirken, sözleşme hükümlerini esas almayan bilirkişi raporuna dayanarak hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 24.9.2012,2012/12818-2012/20800)

Dava, avukatlık ücret sözleşmesinden kaynaklanan vekalet ücreti alacağına ilişkindir. Davacı ile davalı arasında yapılan 2.1.2006 tarihli vekalet ücret sözleşmesi devam eden yıllarda yenilenerek, davalı tarafından davacının 19.9.2008 tarihinde azledilmesi ile sona ermiştir. Davacı vekilin azli mahkemenin de kabulünde olduğu üzere haklı sebebe dayanmamaktadır. Avukatlık Kanunu’nun 174/2 maddesi gereğince avukatın kusur veya ihmalinden kaynaklanmayan sebeplere dayalı olarak yapılan azil halinde avukat sözleşmede kararlaştırılan ücretin tamamını isteyebilir. Taraflar arasında yapılan
2.1.2006 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinin 4. maddesinin “A” bendinde; davacının aylık 2.000 TL ücret alacağı, ayrıca yılda iki defa maaş tutarında davacıya ikramiye ödeneceği düzenlenmiş, avukatlık kanununun 164/son maddesinde düzenlenen hasma tahmili gereken yasal vekalet ücretine ilişkin olarak da sözleşmenin 4. maddesinin “B” bendinde yapılan düzenleme ile; davacı avukatın açtığı ve takip ettiği icra ve dava dosyalarında hükmolunacak vekalet ücretinin avukata ait olacağı, davalardan federasyon tarafından feragat edilmesi, dosyaların geri istenmesi, avukatın azli ile sözleşmenin feshedilmesi yinelenmemesi durumunda Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden hesaplanacak vekalet ücretinin davacı avukata ödeneceği kararlaştırılmıştır. Bu düzenlemeler itibariyle davacı, sözleşmenin erken feshi nedeniyle sözleşmenin sona ereceği 1.2.2009 tarihine kadar olan dönem için sözleşmede kararlaştırılan aylık 2.000 TL ücret ile Avukatlık Kanunun 164/son maddesine göre hasma tahmili gereken yasal vekalet ücretini sözleşmenin 4. maddesinin “B” bendine göre yapdacak hesaplamaya göre talep edebilecektir. Mahkemece karara esas alman bilirkişi raporunda yapılan hesaplamada bu hususlar gözetilmemiştir. Hal böyle olunca mahkemece yukarıda açıklandığı şekilde taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre hesaplama yapılmak üzere bilirkişiden ek rapor alınarak sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeye dayalı bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 6.7.2012, 2011/1414707 – 2012/17510)

Dava haksız azil nedeni ile vekalet ücreti alacağına ilişkin olup, mahkemece, davalının, davacı tarafından takip edilen bazı icra dosyalarından tahsil ettikleri vekalet ücretlerini 5302 sayılı kanunun 67. Maddesine göre kurum avukatları ve hukuk servislerinde görevli personel arasında paylaştırdıklarına ilişkin savunmasını kabul ederek hüküm kurmuş ise de taraflar arasındaki sözleşmenin 4. maddesine göre, davacının icra dosyalarından tahakkuk edecek alacağı talep etme hakkı olduğu ancak dosyalardan tahsil edilen ücretlerin diğer davalı personeli arasında paylaştırılacağına ilişkin sözleşmede bir hüküm bulunmadığı taraflar arasında davalı tarafın iddia ettiği gibi tahsil edilen vekalet ücretlerinin kurum personeli arasında dağıtılması yönünde davacı tarafından da benimsenmiş bir uygulama olup olmadığı hususunda inceleme yapılıp gerektiğinde bilirkişiden bu hususta ek rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre hüküm tesisi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 14.3.2012, 2012/1691 – 2012/6348)

Taraflar arasındaki 1.5.2002 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinde, davacı avukatın hukuk müşavirliği yanında davalıya ait dava dosyalarını takip edeceği, bunun için ayrı bir ücret ödenmeyeceği, yine sözleşmenin 3. maddesinde avukata net aylık 800,00 TL ücret ödeneceği kararlaştırılmıştır. Davacı avukat tarafından davalının taraf olduğu Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/611 E. sayılı dava dosyasında avukatlık hizmeti verdiği sabit olup davalı, yapılan avukatlık ücret sözleşmesini geçerli bir şekilde feshetmediğine ve yine usulüne uygun bir azil bulunmadığına göre davacının aylık ücretlere hak kazandığının kabulü zorunludur. Mahkemece bu doğrultuda araştırma yapılıp, davacının hak ettiği ücretin hesaplanarak tahsile karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 1.3.2012,2012/1619 – 2012/5257)

1-(-)
2-Taraflar arasında avukatlık ücret sözleşmesinin 2/1 ile 3/1 maddelerinde vekalet ücretinin nasıl hesaplanacağı kademeli ve ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 2/1 maddesine göre icra takibi veya davanın açılmasından itibaren 12 aydan daha uzun süre içinde tamamlanması halinde tahsilatın %2’si oranında brüt avukatlık ücretinin ödeneceği düzenlenmiştir. Yine sözleşmenin 3/1 maddesine göre dava yada icra takibi sonunda, karşı taraf aleyhine AAÜT’ne göre hükmedilecek olan avukatlık ücretinin %75’ni avukatın alacağı %25’nin ise bankaya bırakılacağı hükme bağlanmıştır. Avukat olan davacının bu sözleşme hükümleri ile bağlı olacağının kabulü zorunludur. Böyle olunca mahkemece davacı alacağının taraflar arasındaki Avukatlık ücret sözleşmesinin yukarıda belirtilen hükümlerine göre belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir. (Y. 13. HD. 27.2.2012,2012/1459 – 2012/4616)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacı, taraflar arasındaki 30.10.2001 tarihli sözleşemeye dayanarak, 2006 yılından itibaren ödenmeyen aylık ücretlerinin tahsili istemiyle takip başlatmış olup, davalı ise bir yıllık süre ile yapılan sözleşmenin, sürenin sona ermesinden sonra bir yıl daha uzatıldığını, 30.10.2003 tarihinden sonra ise yazılı bir sözleşme yapılmadan sözlü anlaşma ile davacıdan vekalet hizmeti alındığını, ancak bu hizmetin karşılığının da davacıya ödendiğini, 2006 yılı başından itibaren de başka bir avukatla sözleşme yapıldığını, davacıya borçlu olmadığını savunmuştur.
Taraflar arasındaki 30.10.2001 tarihli “Avukatlık Sözleşmesi” başlıklı sözleşmenin 8. maddesinde, avukata asgari ücretin iki katı brüt tutarı üzerinden her ayın biri ile beşi arasında ücret ödeneceği kararlaştırılmış olup, 9. maddesinde de, sözleşme süresinin bir yıl olup, feshedilmediği sürece bir yıl daha uzatılmış sayılacağı belirtilmiştir. Davalı, sözleşmenin 30.10.2003 tarihinde sona erdiğini, bu tarihten sonra sözlü olarak yapılan sözleşmeye göre de davacıya tüm ücretlerinin ödendiğini, 2006 yılı başından itibaren davacı ile aralarında herhangi bir akdi ilişkinin bulunmadığını savunmuşsa da, bu iddiasını yasal delillerle ispat edememiştir. Davalının bu dönem içinde başka bir avukatla sözleşme yapmış olması da, sonuca etkili değildir. 2006 yılından itibaren, davacı avukatla yapılan sözleşmenin, “yenilenmeyerek feshedildiği” konusundaki ispat yükü, davalıya ait olup, davalı bu konudaki ispat yükümlülüğünü yerine getiremediğine göre, mahkemece davacının talep edebileceği aylık ücret alacakları belirlenip, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerekir. (Y. 13. HD. 17.2.2012,2011/10024 – 2012/321)

Taraflar arasında 1.2.2001 tarihinden geçerli olmak üzere 12 yıl süreli danışmanlık sözleşmesi akdedildiği dosya kapsamından anlaşılmakta olup bu husus mahkemenin de kabu- lündedir. Davacı, 6.12.2005 tarihli ihtarname ile Kasım-Aralık 2005 tarihlerindeki aylık 1.000 USD danışmanlık ücretinin ödenmediği, bu nedenle sözleşme süresi sonuna kadar olan tüm ücretlerin muaccel hale geldiği gerekçesiyle bu ücretlerin ödenmesini davalıya ihtar etmiş, akabinde davalı aleyhine 9.2.2006 tarihinde icra takibi başlatmıştır. Taraflar arasındaki sözleşmenin 5. maddesinde iş sahibinin sözleşmede yazılı yükümlülüklerini yerine getirmeyerek mütemerrit olması halinde ödeme sürelerine bakılmaksızın tüm ücret alacaklarının muaccel hale geleceği kararlaştırılmış ise de, dava konusu olayda da uygulanması gereken BK’nun 325. maddesinin de gözden uzak tutulmaması gerekir. BK’nun 325. maddesi,
“…işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat ettiği şeyin mahsup edileceği”ni hükme bağlamış olup, mahkemece bu yasa hükmü değerlendirilmemiştir. Öyle olunca mahkemece anılan yasa hükmü değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın tümden kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 9.2.2012,2011/19242 – 2012/2467)

Her ne kadar mahkemece, davacının protokolün imzalandığı 5.3.2007 tarihinden 22.1.2009 tarihli azilnamenin tebliğ edildiği tarihe kadar geçen sürede verilen danışmanlık hizmeti için ücret talep edilebileceği, bunun dışında kalan zaman yönünden istenemeyeceği belirtilmiş ise de; protokol başlıklı sözleşmenin başlangıcının 5.3.2007 tarihi olduğu ve 3 ay evvelinden ihbar edilmek suretiyle sözleşmeyi tarafların feshedebilecekleri kararlaştırılmış olup bu kararlaştırma tarafları bağlar. Feshedilmeyerek uzayan sözleşmenin bitim tarihi 5.3.2009 olup sözleşme uyarınca en geç 5.12.2008 tarihinde feshedildiği bildirilmiş olmadıkça bir dönem için daha uzadığının kabulü zorunludur. Davalı 3 aylık sürede feshi ihbarda bulunmadığı ve uzayan sözleşmeyi süresinden sonra gönderdiği 22.1.2009 tarihli azilname ile feshettiği için uzayan dönem sonuna kadar ücretten sorumludur. Ancak davalı haksız olarak sözleşmeyi azilname ile feshettiği için sözleşme süresi sonuna kadar olan ücreti davacıya ödemekle yükümlü ise de, dava konusu olayda uygulanması gereken BK.’nun 325. maddesinin de gözden uzak tutulmaması gerekir. BK.’nun 325. maddesi, “…işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı veya kazanmaktan kasten feragat ettiği şeyin mahsup edilece- ği”ni hükme bağlamış olup, anılan amir hüküm uyarınca, davacının sözleşmenin feshinden sonra, sözleşme ile yükümlendiği işi yapmamasından dolayı tasarruf edebileceği miktar ile başka bir iş yapabileceği nedeniyle kazanabileceği miktarın bakiye aylık ücret miktardan mahsubu gerekir. Mahkemece değinilen bu yönler gözetilerek az yukarıda açıklanan şekilde davacının tasarruf eyleyebileceği miktar konusunda gerekirse alanında uzman bilirkişiden taraf ve yargı denetimine açık rapor almak suretiyle belirlenecek miktarın bakiye aylar ücretinden mahsubuna karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde bu yöndeki talebin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 8.2.2012, 2011/12806 – 2012/2361)

Taraflar arasındaki 9.5.2005 tarihli “Hukuki Danışmanlık ve Avukatlık Sözleşmesi “ başlıklı sözleşmenin 4. maddesinde, “şirketin dava takip ve hukuksal işlemleri ile ilgili olarak (4.1.) Av. Atıf Şenel’in yazılı muvafakati dışında başka bir avukata yetki, vekalet ve iş devri veya nedensiz/haksız azli halinde (4.2.) sözleşme, beş yıllık süre beklenmeksizin ve ayrıca feshe gerek olmaksızın derhal sona erer. (4.3) Böyle bir durum karşısında Ekspres İnterfracht Uluslararası Taşunacılık Ticaret Limited Şirketi, Av. Atıf Şenel’e derhal KDV hariç 30.000 Euro sözleşme fesih tazminatı öder.” Hükmü bulunmaktadır.
Görüldüğü üzere, taraflar arasındaki sözleşmede davalının, davacının muvafakati dışında başka bir avukata yetki veya vekalet vermesi durumunda sözleşmenin kendiliğinden sona ereceği ve davalı tarafça davacıya 30.000 Euro tazminat ödeneceği öngörülmüştür. Oysa ki vekalet sözleşmesi, karşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olup, güven, sözleşmenin önemli bir özelliğini teşkil eder. Bu nedenle taraflardan her biri, sözleşmeyi her zaman feshedebilir. ( Yasada bu durumda vekil ve müvekkile tanınan hak ve yükümlülükler saklıdır.) Nitekim Borçlar Kanununun 396. maddesinde “vekaletten azil ve ondan istifa, her zaman caizdir.” Hükmü bulunmakta olup, emredici nitelikteki bu hüküm gereğince müvekkil, vekilini her zaman azletmek hakkından, vekil dc her zaman istifa edebilmek hakkından önceden vazgeçemez. Bunun aksini öngören sözleşmeler geçersiz olduğu gibi, istifa ve azil hakkını zorlaştıran kararlaştırmalar da geçersizdir. (Bkz. Dairemize ait aynı yöndeki 1997/7395 E. 1997/8923 K. sayılı 7.11.1997 tarihli kararı) O halde dava konusu olayda sözleşmenin az yukarıda belirtilen 4.3. maddesindeki başka bir avukata vekalet verilmesi durumunda, “30.00 Euro sözleşme fesih tazminatı ödeneceğine” ilişkin kararlaştırma da geçersizdir. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13.HD. 24.1.2012, 2012/5455-2012/881)

Dosyada bulunan ve taraflar arasında düzenlenen 15.10.2003 tarihli “avukatlık sözleşmesi” başlıklı sözleşmenin, 15. maddesinde taraflarca takvim yılı sonundan 15 gün önce karşı tarafa ulaşacak şekilde sözleşmenin feshedildiği yazılı olarak bildirilmediği takdirde aynı şartlarla bir yıl daha uzayacağı, kurumca 15 gün önceden ihbar etmek şartıyla sözleşmenin her zaman feshedilebileceği kararlaştırılmıştır. Ücretin belirlendiği, sözleşmenin 3. maddesinin 1.bendinde, yapılacak ilamlı ve ilamsız takiplerde yapılan tahsilatlardan masraflar düşülmek şartıyla %1,5 oranında prim verileceği, 2.bentte ise kurum lehine hükmedilip karşı taraftan tahsil edilen avukatlık ücretinin %80’nın avukata ait olacağı, bunun dışında her ne nam altında olursa olsun başka bir ödeme yapılmasının talep edilemeyeceği kararlaştırılmıştır. Yine dosyada bulunan, davalı tarafından davacıya gönderilen 11.12.2007 tarihli ihtarla sözleşmenin feshedildiği bildirilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen sözleşme hizmet-hukuk müşavirliği niteliğinde bir sözleşme olup geçerlidir. Sözleşme ile belirlenen ücretin, Avukatlık Kanununun 164. maddesinin 4. fıkrasının 1. cümlesinde belirtilen anlamda ve asgari ücret tarifesi altında ücret olduğu kabul edilemez. Taraflar arasındaki ihtilafın, tarafların serbest iradeleri ile yaptıkları ve geçerli olan bu sözleşmenin hükümlerine göre çözümü gerekir. Sözleşmenin 15. maddesi ile sözleşme süresinin bitiminden on beş gün önce tarafların yazılı ihbarla sözleşmeye son verebilecekleri kararlaştırıldığına göre, davalının sözleşme bitim tarihinden önce, 11.12.2007 tarihinde gönderdiği ihtarla sözleşmeyi yenilemeyeceğini bildirmesi, haksız fesih sayılamayacağı gibi, Avukatlık Kanununun 174. maddesi anlamında haksız azlin sonuçlarım doğuran bir fesih de değildir. Olayda bu nedenle Avukatlık Kanununun 174. maddesi hükmünün uygulanması düşünülemez. Bunun yanında, sözleşmenin 3. maddesindeki ücrete ilişkin kararlaştırmaya göre avukat belirtilen ücretlerin dışında başkaca bir ödeme talep edemeyecektir. Öyle olunca, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 19.1.2012,2011/13966 – 2012/651)

Davacı ile davalı arasında akdedilen 29.8.2006 tarihli sözleşmenin 4. maddesinde, sözleşmenin bir yıl süreli olduğu, sözleşme süresinin sona erme tarihinde sözleşmenin feshedildiğinin ihbar edilmemesi takdirde aynı koşullarla bir yıl daha uzamış sayılacağı, tarafların 15 gün önceden yazılı bildirimde bulunmak koşulu ile tek taraflı olarak diledikleri tarihte herhangi bir nedene bağlı olmaksızın sözleşmeyi fesih hakkına sahip oldukları “hükme” bağlanmıştır. Davalının 26.11.2007 tarihli yazısı ile sözleşmeyi fesh ettiği ve sözleşmenin az yukarıda açıklanan hükmü uyarınca bu feshin sözleşmeye uygun olduğu anlaşılmakta olup, davacı hukuki danışmanlık ile kendisine tevdi edilen dava ve icra takiplerini aylık ücret karşılığında takip etmeyi kabul ettiği ve 2007/394 sayılı davayı da bu sözleşme dışında kararlaştırılan bir bedelle takip etmesinin kararlaştırıldığını ispat edemediği için davalı kooperatiften sözleşme dışında akdi ücret istemesi olanaklı değildir. Esasen mahkemenin kabulü de bu yönde olup; mahkemenin bu kabulü sözleşmeye uygundur. Ne var ki, sözleşmenin 5. maddesinde “yargı merciilerinde görülen veya görülecek davalar ile icra işlerinde yargı merciileri ve icra müdürlükleri tarafından müvekkiller lehine hükmedilecek avukatlık ücretlerinin davacıya ait olacağı ve bunun aylık ücret dışında bulunduğu” kararlaştırılmıştır. Bu durumda davacının bir süre takip ettiği 2007/394 sayılı davadan dolayı karşı yan aleyhine hükmedilecek vekalet ücretini isteyebileceği kural olarak kabul edilmelidir. Ancak davalı kooperatif fesih hakkını sözleşmeye uygun olarak kullandığı içinde davacı ancak fesih tarihine kadar (26.11.2007 tarihine kadar) 2007/394 sayılı dosyada sarfettiği emek ve mesaisine göre takdir edilecek karşı yan vekalet ücretinden bir miktarı isteyebilir. Hemen belirtmek gerekir ki davacı taraf, karşı yan aleyhine hükmedilecek vekalet ücretinden emek ve mesaisine uygun olarak ücreti isteyebilecek ise de bunu ancak bu alacağının muaccel hale gelmesi halinde isteyebilir. 2007/394 sayılı dava halen devam ettiği içinde davacının bu husustaki alacağının muaccel olmadığı sabittir. Mahkemece, davacının fesih tarihine kadar takip ettiği 2007/394 sayılı davada karşı yan aleyhine hükmedilecek vekalet ücretinden, sarfettiği emek ve mesaisine karşılık, ileride muaccel hale gelmesi halinde takdir edilecek ücreti isteyebileceği kabul edilerek bu yönde karar verilmesi gerekirken, davacının ileride muaccel hale gelmesi ihtimali bulunan bu ücretten dahi talepte bulunmasını engelleyecek bu hususta kesin hüküm oluşturacak şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 6.12.2011,2011/17038-2011/18184)

Davacının serbest avukat iken, davalı taraf ile yazılı bir sözleşme yapmaksızın hukuki danışmanlık yapılması ve tevdi edilen dava ve icra takiplerini vekil olarak takip etmek üzere şifahen anlaştıkları ve aylık ücret ödenmesinin kararlaştırıldığı, 14.3.2008 tarihinde davalının gönderdiği yazı ile “iş sözleşmesini” 31.3.2008 tarihi itibarıyla sona erdirdiği, ancak 1.2.2005 günlü vekaletname nedeniyle azilname gönderilmediği, davacının ödenmeyen aylık ücretleri ve takip ettiği dava ve takipler nedeniyle ücretinin ödenmemesi nedeniyle 10.6.2008 tarihinde vekaletten çekildiği hususları taraflar arasında ihtilaflı olmadığı gibi dosya kapsamından da açıkça anlaşılmaktadır. Davalı taraf aylık ücret ödenmesine ilişkin hukuk müşavirliği sözleşmesini süresinin dolması nedeniyle sona erdirdiklerini, davacı elindeki dava takipleri vekil olarak takip edip sonuçlandırması halinde karşılığının ödeneceğini, ancak davacının hukuk müşavirliği sözleşmesinin süresinin dolması nedeniyle yenilenmemesini bahane ederek dava ve takiplerden çekilmesinin haksız olması nedeniyle herhangi bir ücreti hak etmediğini savunmuştur. Uyuşmazlığın çözümü için yukarıda izah edilen taraflar arasındaki kararlaştırma şekline sözleşmenin, avukatlık yasasında öngörülen ve aynı yasanın 163. ve 164. maddelerindeki ücretlere ilişkin kısımlara sınırlama getirilmiş avukatlık ücret sözleşmesi mi yoksa Borçlar Kanunu kapsamında hizmet sözleşmesi mi olduğunun tesbiti gerekmektedir. Hizmet sözleşmesinin ayırıcı ölçütü belirli veya belirsiz bir süre için hizmet edimlerinin yükümlenilmesi olduğu halde avukatlıkta vekillik ve ücret sözleşmeleri belli ve muayyen işler için ayrı ayrı ücret kararlaştırılmasını gerektirir. Oysa hizmet sözleşmelerinde böyle bir sınırlandırma bulunmamaktadır.
Somut olayda sözleşme Borçlar Kanunu kapsamında bir hizmet hukuk müşavirliği sözleşmesidir. Tarafların sözleşmeyi avukatlık ücret sözleşmesi olarak isimlendirmeleri de bu sonucu değiştirmez. Davalının 31.3.2008 tarihinden sonra sözleşmenin yenilenmeyeceğini davacıya bildirmesinde ve sözleşmenin bu şekilde, sürenin dolması nedeniyle tek taraflı feshinde sözleşmeye aykırılık yoktur. Esasen burada azilin ve buna bağlı olarak çekilmenin haklı yada haksız olduğu değil sözleşmenin süre itibarıyla sona erdirilmesi asildir. Öyle ise mahkemece yapılacak iş davacının hizmet verdiği 10.6.2008 tarihine kadar dava ve icra takipleri ve buna bağlı hukuk ve ceza davaları nedeniyle tamamlanmış işlerde avukatlık kanununa göre hak ettiği ücretin tamamını tamamlanmamış işlerde ise davacının harcadığı emek ve mesaisine, yapılan işin niteliği geldiği safhaya göre hak ve nesafete uygun olarak ücret takdiri ile hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 24.11.2011,2011/6956-2011/17299)

Her ne kadar mahkemece, davacı delillerinde ek 9 olarak numaralandırılan belgede 26.6.2008 tarihinde davalı tarafça çekilen mail’de 27.6.2008 cuma günkü toplantıya katıl-ması, acil cevap vermesi istendiği halde, bu mail’e 8.7.2008 tarihinde cevap verildiği, dolayısıyla toplantıya katılmadığı, aynca 17.7.2008 tarihli ve cuma akşamına kadar cevap verin şeklinde mesajı 19.7.2008 cumartesi saat 18,37’de cevap verildiği, dolayısıyla fesih haklı nedene dayalı olup, davacıların fesih nedeniyle aylık ücretini de talep edemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de; feshin haklı olduğuna ilişkin gerekçelerden 26.6.2008 saat 11.04 tarihli “Mustafa Bey cuma günü öğleden sonra saat 14.00 gibi sizin de katılmanızı istediği toplantı yapmak istiyor. Size ulaşmaya çalışıyor ancak irtibat kuramıyor. Acil olarak cevap verirseniz giriş izninizi almak için müracaat edeceğiz” şeklinde davalı şirket çalışanı tarafından gönderilen email’ e davacılardan Yaşar Öztürk’ ün 27.6.2009 günü saat 20.14.’te “Mustafa Bey biliyordu, ben 25 Haziran sabahı NY'(Newyork)’a uçtum. Haftaya döneceğim. Selamlar.” şeklinde email yoluyla cevap verdiği; yine 17.7.2008 Perşembe günü saat 18.52’de “SOS International ile ilgili olarak “bu çok önemli bir konu. Bugüne kadar atlamışım. Lütfen gerekli olan herşeyi yapalım ve SOS İntemational’a yardımcı olalım. Danimarkadaki bu şirket bizim en önemli ortağımız. Teşekkürler. Lütfen Cuma akşamına kadar bana mutlaka bir görüş bildiriniz” şeklinde gönderilen email’e davacılardan Mustafa Öztürk’ün, 19.7.20098 Cumartesi günü saat 18.37′ de “İyi günler Mustafa Bey. Eşimin göz ameliyatı nedeniyle dünü hastanede geçirdiğim için dün yanıtlayamadım sizi. Sos İntl bu sorunu ile ilgili hukuki adımları atmış zaten. Sizden sadece bu hukuki işlemleri yürüten firma belge talep ediyor. Yazınız ekindeki yazıda talep edilen, SOS İntl ile yapmış olan çalışmaları, onlann Türkiye’de markasının uzun yıllardır kullanıldığına ilişkin elinizde mevcut belge ve bilgiler varsa (sözleşmeler, yazışmalar, faturalar, duyurular, SOS intl ile başka firma, kuruluş ve gerçek kişilerin çalışmasına ilişkin her türlü belge, Türkiye’de resmi kuruluşlara yapılmış izin ve sair başvurularla ilgili belgelerin) fotokopilerini Stok Sınai Mülkiyet Hizmetleri A.Ş.’ne gönderirseniz yapılabilecek yardım yapılmış olacaktır. Saygılarımla” şeklinde email yoluyla cevap verdiği ayrıca bu yazışmalardan sonra da 19 Temmuz 2008 günü 18.37.’de, 29.7.2008 günü saat 17.32.’de, 31 Temmuz 2008 günü saat 8.42’de yine farklı konularda yazışmalar yapıldığı, 21 Temmuz 2008 günü 8.04’ de TAV sözleşmesi ile ilgili hukuki mütalaa ve 1.8.2008 günü saat 9.52′ de şirketler arası hizmet sözleşmesinin davacı Yaşar Öztürk tarafından hazırlanıp email yoluyla davalı ve ona bağlı şirketlere gönderildiği, davacıların davalı ile sözleşmeyi imzaladıktan ancak sözleşmenin başlangıç tarihinden önceden başlayarak sözleşmenin feshi tarihine kadar yani mahkemece feshe gerekçe olarak kabul edilen olaylardan sonrada davalı ve hatta ona bağlı şirketlere karşı sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirdikleri ve böylece davalının şirket bünyesinde yeniden yapılandırma çalışmalarında tespit edilen hususları gerekçe göstererek yaptığı feshin, haksız olduğu tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 7. maddesine göre, iş sahibi tarafından haklı bir sebep olmaksızın sözleşmenin feshi halinde avukat sözleşmede belirtilen ücretin tamamına hak kazanacaktır. Buna göre, davalı haksız olarak sözleşmeyi feshettiği için sözleşme süresi sonuna kadar olan ücreti davacılara ödemekle yükümlü ise de, dava konusu olayda da uygulanması gereken BK.’nun 325. maddesinin de gözden uzak tutulmaması gerekir. BK.’nun 325. maddesi, “…işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı veya kazanmaktan kasten feragat ettiği şeyin mahsup edileceği”ni hükme bağlamış olup, anılan amir hüküm uyarınca, davacıların sözleşmenin feshinden sonra, sözleşme ile yükümlendiği işi yapmamasından dolayı tasarruf edebileceği miktar ile başka bir iş yapabileceği nedeniyle kazanabileceği miktarın bakiye aylık ücret miktardan mahsubu gerekir. Mahkemece değinilen bu yönler gözetilerek az yukarıda açıklanan şekilde davacıların tasarruf eyleyebileceği miktar konusunda gerekirse alanında uzman bilirkişiden taraf ve yargı denetimine açık rapor almak suretiyle belirlenecek miktarın bakiye aylar ücretinden mahsubuna karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 24.11.2011, 2011/5555 – 2011/16672)

Davacı, davalı banka ile aralannda düzenlenen 1.3.1998 tarihli sözleşme ile avukatlık işlerini yürütmekteyken 14.6.2001 tarihinde haksız azledildiğini, sözleşmenin haksız feshedilmesi sebebiyle kıdem ve önel tazminatı alacakları ile esas numaralarını bildirdiği dava dosyalan ile ilgili vekalet ücreti alacaklannın ödenmediğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Mahkemece alman ve itibar edilen bilirkişi raporu sadece dava dosyalarının sayısı ile bu dosyalardan davacının ne kadar alacağı olduğunu belirlemekle yetinmiş, icra takip dosyalarından ademi takipte olanların ne sebeple ademi takipte olduğu, işlemde olan takip dosyalarının hangi aşamada olduğu icra takip dosyaları getirtilerek araştırılmamış, davacının kusurlu olup olmadığı azlin haklı olup olmadığı yönünde bir inceleme yaptırılmamış, kararda da tartışması yapılmamıştır. Durum böyle olunca mahkemece değinilen bu yönler gözetilerek taraflar arasındaki sözleşme hükümleri gözönünde bulundurularak tüm dava dosyalan getirtilerek konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişiler kurulundan davacının üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmediği, davalı bankanın davacıyı azlinin haklı olup olmadığı hususunda rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde ve eksik incelemeyle hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 23.11.2011, 2011/8606 – 2011/17140)

Dosyada bulunan ve taraflar arasında düzenlenen “vekalet sözleşmesi” başlıklı sözleşmenin, 12. maddesinin 1. fıkrasında sözleşmenin süresinin bir yıl olduğu, tarafların, sözleşmenin bitiminden bir ay önce yazılı olarak fesih ihbarında bulunmadıkları takdirde, aynı koşullarla sözleşmenin bir yıl uzayacağı, aynı maddenin 2. fıkrasında taraflarca her zaman yazılı ihbar tarihinden itibaren bir ay sonra geçerli olmak üzere sözleşmenin fesih edilebileceği, 13. maddesinde, sözleşmenin feshi halinde avukatın üzerindeki dosyalan ve tüm belgeleri bir aylık süre sonunda Bankaya teslim etmekle yükümlü olduğu, aynı maddenin son fıkrasında da, bu durumda avukatın, ilamda belirtilen avukatlık ücretinden hizmeti oranında yararlanacağı ve başkaca bir hak iddia edemeyeceği kararlaştırılmıştır.
Sözleşmenin 1. maddesinde, avukatın bankanın leh ve aleyhine açılmış ve açılacak her türlü adli ve idari davalarla, mukabil davaları, icra takiplerini ve kendisine verilecek diğer işleri takip etmekle yükümlü olduğu, 2.fıkrasında, verilen hukuki işlemlerin tamamlanmasını sağlayan ek dava ve icra takipleri ile karşılıklı dava ve mütalaaların, paranın tahsili için açılan takip ve davaların ayrılmaz parçası, devamı sayıldığından, ayrıca ek bir ücreti gerektinnediği, ücretin belirlendiği sözleşmenin 2/1. maddesinin (a) fıkrasında, avukata 1. maddede belirtilen işlerle ilgili olarak banka tarafından, işin 3 ay içinde tamamlanması durumunda %8, işin 6 ay içinde tamamlanması durumunda %6, işin 9 ay içinde tamamlanması durumunda %4, işin 12 ay veya daha uzun zamanda tamam-lanması durumunda %2 oranında brüt, (b) fıkrasında, verilen iş sonuçlandığında İcra Müdürlükleri ile Yargı Organlarınca banka yararına hükmedilen vekalet ücretlerinin %50’si oranında vekalet ücretinin ödeneceği, 2/2. maddesinde, ücrete esas olacak tutarın, avukata aktarılan işin takip ya da davaya konu asıl alacak tutarı olacağı, faiz, senet ya da diğer yan dosyalar nedeniyle avukata ayrıca bir vekalet ücreti ödenmeyeceği, 2/3. maddesinde, ödemelerin, avukata verilen işin, tüm aşamalardan geçip sonuçlandığında, bankanın alacağı tümüyle tahsil edildiğinde ya da bakiye alacak aciz belgesine bağlandığında yapılacağı, ayrıca hiçbir ad altında ücret ödenmeyeceği, ancak kısmi tahsilatlarda, fiilen tahsil edilen kısım üzerinden 2.l/a maddesine göre hesaplanacak ücretin %50’sinin, tahsil edilen paralann fiilen Banka kasasına girmesini takiben 3 gün içinde ilgili avukata ödeneceği, bu ödemenin, sözleşme hükümlerine göre iş bitiminde veya bakiye alacağın aciz belgesine bağlanmasında avukata ödenecek toplam ücretten mahsup edileceği, 3. maddesinde, bankanın, avukata verdiği dava ve icra takiplerini, talimatı ile bulunduğu safhada durdurmak veya vazgeçmek suretiyle takipten kaldırmak veya avukattan alarak başka avukata vermek yetkilerine haiz olduğu, bu durumda bankanın, davanın ve takibin bulunduğu aşamaya göre ödenecek vekalet ücretinin miktarını saptamaya yetkili olduğu, avukatın buna herhangi bir itirazının olmayacağı, 4/3. maddesinde, bankanın herhangi bir nedenle (iş bölümü, iş dağılımı, sözleşmenin feshi vb.) avukatın bakmakta olduğu işi bir başka avukata aktarırsa veya başka bir avukatın baktığı işi avukata aktarırsa, bu durumda vekalet ücretinin dosyadaki emeğe göre dağıtılacağı, 4/5. maddesinde avukatın tahsilat yapılamayan dosyalan, aciz belgesi alınıncaya kadar sürdürmek zorunda olduğu, ancak aciz belgelerinin bankaya ulaşması halinde avukatlık ücretine hak kazanacağı, aciz belgesi ile sonuçlanan işlerde avukata 2/b bendi uyarınca belirlenen ücretinin 1/2’si oranında ücretin ödeneceği, başka bir ücretin ödenmeyeceği belirtilmiştir.
Yine dosyada bulunan, davalı tarafından davacıya gönderilen 5.9.2005 tarihli ihtarla, davacının nezdinde bulunan dava ve takip dosyalarının, Bankanın tam gün sözleşmeli avukatları tarafından takip edilmesi uygun görüldüğünden teslimi talep edilmiş, davacı da bunun üzerine 13.9.2005 tarihli ihtarla vekalet ücretinin tahsilini talep etmiştir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, “vekalet ücretinin tahsilat koşuluna bağlandığı, tahsilat yapılmaması halinde avukatın hiçbir ücret alamayacağının anlaşıldığı, bu şekilde salt kazanma şartına bağlanan ücret sözleşmelerinin geçerli olmayacağı” belirtilmişse de, taraflar arasında düzenlenen sözleşme, hizmet-hukuk müşavirliği niteliğinde bir sözleşme olup geçerlidir. Bu nedenle sözleşme ile belirlenen ücretin, Avukatlık Kanununun 164. maddesinin 4. fıkrasının 1. cümlesinde belirtilen anlamda bir ücret olduğu kabul edilemez. O halde dava konusu ihtilafın, tarafların serbest iradeleri ile düzenledikleri ve geçerli olan bu sözleşme hükümlerine göre çözümü gereklidir. Sözleşmenin 12. maddesi gereğince, bir ay sonra hüküm ifade etmek üzere, tarafların her zaman yazılı ihbarla sözleşmeye son verebilecekleri kararlaştırıldığına göre, davalı bankanın sözleşmenin bitim tarihinden önce, 13.9.2005 tarihinde gönderdiği ihtarla dosyaların teslimini istemesi, haksız fesih sayılamayacağı gibi, Avukatlık Kanununun 174. maddesi anlamında haksız azlin sonuçlarını doğuran bir fesih de değildir. Olayda bu nedenle Avukatlık Kanununun 174. maddesi hükmünün uygulanması düşünülemez. Bu durumda davacının öncelikle, sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle ve az yukarıda belirtilen sözleşme koşullarına göre tahsilatla sonuçlandırdığı veya kısmi tahsilatın sağlandığı, ya da alacağın aciz belgesine bağlandığı işler nedeniyle, sözleşmenin 2. maddesi gereğince işin tamamlanma süresine göre ve yine sözleşmede öngörülen oranlarda ücret isteyebi-leceğini kabul etmek gereklidir. Bununla birlikte sözleşmenin sona erdirildiği tarih itibariyle sonuçlanmayan ve devam edip ne olacağı belli olmayan dosyalar nedeniyle de, sözleşmenin 2. maddesinde öngörülen ücret baz alınarak ve bu miktarın altında olmak üzere, davacının davalıya sağladığı hukuki yardım nedeniyle sarf etmiş olduğu emek ve mesaiye karşılık hak ve nesafete uygun bir avukatlık ücretinin ödenmesi gerektiği de kabul edilmelidir. O halde mahkemece yukarıdaki açıklamalar ışığında, davacının talep edebileceği vekalet ücreti alacağı konusunda bilirkişilerden ek rapor alınarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 25.10.2011, 2011/563 – 2011/15315)

Davacı, davalı bankanın üçüncü şahıslardan olan alacaklarının tahsili için başlattığı icra takiplerinden ve açtığı dava dosyalarından dolayı sözleşme gereği %2 ücreti ile avukatlık ücret tarifesi gereğince hesaplanacak vekalet ücretinin ödenmesi için bu dava ile talepte bulunmuş, davalı ise bankanın her zaman sözleşmeyi feshedebileceğini bu nedenle bir ücret ödenmeyeceğini savunmuştur.
Mahkemece, davacı avukat tarafından takip edilen icra dosyaları için sözleşme gereğince vekalet ücreti hesabı yapılmış ancak bildirdiği dava dosyaları için bir inceleme ve hesaplama yapılmamıştır. Davacı avukatın bildirdiği dava dosyaları celbedilerek gerekli inceleme ile vekalet ücretinin hesabı yapılarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, sadece icra dosyaları için hesaplama yapılması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 12.5.2011, 2010/15483-2011/7788)

Taraflar arasında 17.2.2003 tarihli sözleşme ile davacının davalı kurumun sözleşmeli avukatı olarak görev yaptığı, davacının Tip 1 kodlu sözleşmesinin 31.12.2008 itibarıyla feshedildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacı takip ettiği icra dosyalarından aciz vesikasına bağladığı takipler nedeniyle AAÜT nin 11/2. Maddesine göre ücrete hak kazındığını bildirerek ücret alacağını talep etmiştir. Taraflar arasındaki sözleşme takvim yılı sonu itibarıyla önceden ihbar edilerek feshedilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 3. maddesinde, alacağın tahsili halinde, kurum lehine takdir edilen ücreti vekaletin, masraflar düşüldükten sonra kalan miktarın %80’inin avukata ödeneceği, son bendinde ise; sözleşmenin teshi, kurumca dosyanın geri alınması, istifa, sözleşmenin yenilenmemesi hallerinde henüz tahsil edilmemiş olan avukatlık ücretinden herhangi bir şey isteyemeye- ceği kararlaştırılmıştır. Davacı avukatın sözleşmesi takvim yılı itibarıyla feshedilmesi ne-deniyle tahsil edilemeyen takipler için ücret istenemeyeceğine ilişkin sözleşme hükmü geçerli olup, davacı bu sözleşme ile bağlıdır. Avukat olan davacı bu sözleşme hükmünün Avukatlık Kanununa, AAÜT’ne uygunluğunu bilebilecek durumdadır. Sözleşme imzalarken ihtirazi kayıt konulmadan imzalanan ve uygulanan sözleşmenin, feshinden sonra kanuna aykırılığını ileri sürmek iyiniyet kurallan ile bağdaşmaz. Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 27.1.2011, 2010/9864-2011/962)

Taraflar arasında 1.1.2008 tarihinden geçerli olmak üzere 2 yıl süreli hukuki danışmanlık sözleşmesi akdedildiği ve iş sahibi tarafından haklı bir sebep olmaksızın sözleşmenin feshi halinde avukatın sözleşmede belirtilen ücretin tamamına hak kazanacağı dosyada bir örneği bulunan sözleşme kapsamından anlaşılmakta olup, davalı belediyenin 27.4.2009 tarihli ihtar ile sözleşmeyi feshettiği ve feshin haksız olduğu da anlaşılmaktadır. Davalı haksız olarak sözleşmeyi feshettiği için sözleşme süresi sonuna kadar olan ücreti davacıya ödemekle yükümlü ise de, dava konusu olayda da uygulanması gereken BK’nun 325. maddesinin de gözden uzak tutulmaması gerekir. BK’nun 325. maddesi, “…işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı veya kazanmaktan kasten feragat ettiği şeyin mahsup edileceği”ni hükme bağlamış olup, anılan amir hüküm uyarınca, davacının sözleşmenin feshinden sonra, sözleşme ile yükümlendiği işi yapmamasından dolayı tasarruf edebileceği miktar ile başka bir iş yapabileceği nedeniyle kazanabileceği miktarın hükmedilen miktardan mahsubu gerekir. Mahkemece değinilen bu yön gözetilerek az yukarıda açıklanan şekilde davacının tasarruf eyleyebileceği miktar konusunda gerekirse bilirkişiden ek rapor almak suretiyle belirlenecek miktarın mahsubuna karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 14.12.2010, 2010/7870 -2010/16859)

Asıl dava; taraflar arasındaki avukatlık sözleşmesinin ifası sırasında, davalı avukat tarafından davacı bankanın zararına sebebiyet verildiği iddiası ile açılan banka zararının tazmini, karşı dava ise haksız fesih nedeniyle ödenmeyen ücret alacağının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece asıl davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulüne,11.3.2008 tarihli bilirkişi raporu ve 20.10.2008 ve 16.11.2009 tarihli ek raporlar hükme esas alınarak, 369.461,91 TL vekalet ücretinin tahsiline karar verilmiştir. Birbirini doğrulayan 11.3.2008 ve 25.5.2009 tarihli bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamına göre, davacı Banka tarafından davalı avukatın sözleşmesinin 14.12.2005 tarihli ihtarla feshedilmesi ve daha sonra da yapılan 9.2.2006 tarihli azil işleminin haksız olduğu, davalının haksız azil nedeniyle vekalet ücreti talep etmekte haklı olduğu anlaşılmakta olup, mahkemenin de kabulü bu yöndedir. Bu durumda ödenmesi gerekli olan vekalet ücretlerinin tespitinde ise, öncelikle taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin, Avukatlık Kanununun ilgili hükümleriyle birlikte incelenip değerlendirilmesi gereklidir.
Davalının, 22.5.1998 tarihinden itibaren vekilliğini üstlendiği davacı Banka ile son olarak 3.3.2004 tarihi itibariyle yenilenen avukatlık sözleşmesinin bulunduğu uyuşmazlık konusu olmayıp, bu sözleşmenin “Avukata Verilecek Ücret” başlıklı 2/1. maddesinde, “Avukata üstlendiği işlerle ilgili olarak yalnızca nispi avukatlık ücreti ödenecektir. Nispi ücretin hesabına esas bedel, icra takibi veya davaya konu olan ve asıl alacağı teşkil eden tutar üzerinden olmak şartıyla ister kısmi, ister tam olarak yapılacak tahsilatın Banka kasasına giren miktarı olup, tahsilat yapılması durumunda, yapılan tahsilatın %2’si oranında brüt avukatlık ücreti ödenecektir.” Hükmü, aynı maddenin (g) fıkrasında, “…karşı taraftan alınmasına karar verilen avukatlık ücreti, tahsili halinde Bankaca avukata ödenecek olup, başkaca bir ücret ödenmeyecektir.” Hükmü, yine “Karşı Taraf Aleyhine Hükmedilen Avukatlık Ücreti” başlıklı 3/1. maddesinde de, “Banka alacağının her türlü masraf, faiz, BSMV ile birlikte tümüyle tahsiline bağlı olmak şartıyla, dava veya icra takibi sonucunda karşı taraf aleyhine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre takdir ve hükmedilecek olan ücretin %75’ini almayı, %25’ini Bankaya bırakmayı avukat peşinen kabul ve taahhüt etmiştir.” Hükümleri bulunmaktadır.
Görüldüğü üzere sözleşmede, avukata ödenmesi öngörülen %2’lik vekalet ücretinin, ancak “tahsilat” yapılması durumunda ve bu “tahsilat” oranında ödeneceği kararlaştırılmıştır. Her ne kadar Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir.” Hükmü gereğince avukatın, haksız azil halinde üzerine aldığı işi devam ettirip tamamlama olanağı kalmadığından, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işlerin tüm vekalet ücretlerini talep edebileceği öngörülmüşse de, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşmede ücretin ödenmesi “tahsilat” şartına bağlanmış olup, bazı dosya ve takipler yönünden, vekaletin devam etmesi halinde dahi, tahsilatın hiç gerçekleşmemesi, ya da uzun zaman sonra gerçekleşmesi söz konusu olabileceğinden, dava konusu olayda ancak azil tarihi itibariyle tahsil edilmiş veya tahsil edilme aşamasına gelmiş olan dosyalar yönünden avukatın ücret talep edebileceğinin kabulü gerekir. Nitekim tahsilatı mümkün olmayan dosyalardan, sözleşmenin devamı halinde vekalet ücretlerini alamayacak olan avukatın, vekillikten azledilmesi halinde, bu ücretlerini alabileceğini kabul etmek, müvekkil yönünden ağır sonuçlar doğuracak olup, hakkaniyete de aykırıdır. Hükme esas alman 11.3.2008 tarihli bilirkişi raporu ve 20.10.2008 tarihli ek raporda ise, az yukarda açıklanan doğrultuda, dosyaların tahsil edilebilirlik durumuna göre bir ayrım yapılmamış, tüm dosyalardan tahsilat yapılmış gibi hesaplama yapılmıştır.
Öte yandan davacı, haksız olarak azledilmesi nedeniyle, üstlendiği işleri takip olanağı kalmadığından, yoksun kaldığı karşı tarafa yüklenecek olan vekalet ücretlerinin de tahsilini talep etmiş olup, Avukatlık Kanununun 164/son maddesi hükmüne göre, karşı tarafa yüklenen ücret avukata aittir. Görülmekte olan bir davada tahmil edilecek vekalet ücretinin miktarı, dava ve icra takibinin sonuçlanması ile belli olur. Vekil edenin avukatına ödeme borcu da, bunun karşı taraftan tahsil edildiği anda doğar. Henüz karşı taraftan vekalet ücreti alacağını tahsil etmemiş olan müvekkilden, avukat bu ücret alacağını isteyemez. Ancak kural böyle olmakla birlikte hakim bu kurala sıkı sıkıya bağlanmama- lı, Avukatlık Kanununun 164/son maddesine işlerlik kazandıracak şekilde her olayın özelliğine, durum ve şartlarına göre değerlendirme yapılmalı, özellikle Medeni Kanunun 2. maddesinde belirtilen hakkın kötüye kullanılmasına, dürüstlük kurallarının ihlaline izin verilmemeli, gerektiğinde müvekkilin bu alacağını da karşı taraftan tahsil etmiş olduğu kabul edilmelidir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 3/1. maddesinde de, avukatın, “Banka alacağının tümüyle tahsiline bağlı olmak şartıyla, dava veya icra takibi sonucunda karşı taraf aleyhine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre takdir ve hükmedilecek olan ücretin %75’ini talep edebileceği” belirtilmek suretiyle, bu konuda Avukatlık Kanununa paralel bir düzenleme getirilmiş, ancak Kanundan farklı olarak bu ücretin ancak %75’inin avukata ait olacağı kararlaştırılmıştır. O halde gerek Avukatlık kanunu, gerekse taraflar arasındaki sözleşmenin ilgili hükmü gereğince davacı, talep etmiş olduğu karşı taraf vekalet ücreti alacakları yönünden de, ancak azil tarihi itibariyle karşı taraftan tahsil edilen veya tahsil edilmiş sayılabilecek ücretleri isteyebilecek, buna karşılık tahsil edilebilirlik aşamasına gelmeyen takip dosyaları yönünden ise talepte bulunamayacaktır. Oysa hükme esas alınan bilirkişi raporu ve ek raporunda, karşı taraf vekalet ücretleri yönünden de, açıklanan doğrultuda bir ayrım ve hesaplama yapılmamıştır.
Sonuç olarak, yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle, davalı-karşı davacı avukatın, haksız azil nedeniyle talep etmiş olduğu, gerek müvekkilin ödemesi gereken, gerekse aynı Kanununun 164/son maddesi kapsamındaki, karşı tarafa tahmili gereken vekalet ücreti alacakları yönünden, mahkemece, konusunda uzman bilirkişi kurulu aracılığıyla yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda, taraflar arasında düzenlenmiş bulunan
3.3.2004 tarihli sözleşme hükümleri de gözetilmek suretiyle, dava konusu olan her bir takip ve dava dosyası, ayrı ayrı ve titizlikle incelemeye tabi tutulmalı, her bir dava ve takip nedeniyle, tahsil edilmiş veya tahsilat yapılabileceği kabul edilebilecek olan tahsil aşamasına gelmiş alacaklar belirlenmeli, bunun sonucuna göre de avukata ödenmesi gereken her iki tür vekalet ücretleri hesaplanarak tahsiline karar verilmelidir. Bu yönler gözetilmeksizin yetersiz bilirkişi kurulu raporu esas alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 9.11.2010, 2010/2663-2010/14772)

Taraflar arasında düzenlenen sözleşme hizmet-hukuk müşavirliği niteliğinde bir sözleşme olup geçerlidir. Taraflar arasındaki ihtilafın, tarafların serbest iradeleri ile yaptıkları ve geçerli olan bu sözleşmenin hükümlerine göre çözümü gerekir. Sözleşmenin 3. maddesi ile sözleşme süresinin bitiminden 15 gün önce yazılı ihbarla sözleşmeye son verebilecekleri kararlaştırıldığına göre, davalının sözleşme bitim tarihinden önce, 4.12.2008 tarihinde gönderdiği ihtarla sözleşmeyi yenilemeyeceğini bildirmesi, haksız fesih sayılamayacağı gibi, Avukatlık Kanununun 174. maddesi anlamında haksız azilin sonuçlarını doğuran bir fesih de değildir. Olayda bu nedenle Avukatlık Kanununun 174. maddesi hükmünün uygulanması düşünülemez. Ancak feshin haksız olmaması davacının fesih tarihi itibariyle hiçbir ücret isteyemeyeceği anlamına da gelmez. Davacının, sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle, sözleşmenin 3. maddeleri hükmünce ücret istemeye hakkı vardır. Davalı sözleşmeye göre ücretin verildiğini savunmuş, davalıda buna itiraz etmemiştir, ayrıca sözleşme gereğince verilecek ücret dava konusu da edilmemiştir. Öyle olunca davacı sözleşme gereğince sözleşmenin feshine kadar itirazsız aldığı, verilen ücretin avukatlık yasasına ve asgari ücret tarifesinin altında kaldığından bahisle talepte bulunması MK. 2. maddesine aykın olup, mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma gerektirir. (Y. 13. HD. 25.10.2010, 2010/5956 – 2010/13831)

Davacının, davalı bankanın 20.2.2007 tarihli sözleşmesi ile vekilliğini üstlendiği, icra takip dosyasını takip ederken tahsilat yapıldığı halde sözleşme uyarınca vekalet ücretinin ödenmediğinden sözleşmeyi haklı feshettiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının vekalet ücreti talep ettiği dosyanın sözleşmenin 5./3 maddesi gereğince davacı harici bankanın görevlendirdiği başka bir avukat tarafından takip edilip edilmediği hususundadır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda sözleşmenin 5/3 maddesi üzerinde hiç bir açıklama ve araştırma yapılmadığı da anlaşılmaktadır. Davalı banka alman bilirkişi raporuna itirazında da sözleşmenin 5-3 maddesinde “Banka herhangi bir nedenle (işbölümü, iş dağılımı, sözleşmenin feshi vh)Avukatın bakmakta olduğu işi bir başka avukata aktarırsa veya bir başka avukatın baktığı işi Avukata aktarırsa, bu durumda da avukatlık ücreti, Banka Genel Müdürlüğünün işi izleyen Avukatların hizmetleri ile orantılı olarak yapacağı takdire göre tevzi edilecek olup Avukat bu hususu peşinen Kabul etmiştir.” düzenlemesi olduğunu ve dava konusu takip dosyasının davacı ile beraber başka bir avukat tarafından da takip ettiğini ileri sürmüştür. Hal böyle olunca sözleşmenin bu maddesi değerlendirilerek bilirkişiden rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde ve eksik incelemeyle hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 20.10.2010,2010/5987 – 2010/13492)

Davacı, davalının avukatı olup askere gideceğinden, takip ettiği icra dosyalarını 18.2.2005 tarihinde davalıya iade etmiştir. Aralarındaki 28.7.2003 tarihli sözleşmenin 4/A maddesi gereğince, karşı taraftan tahsil edilen avukatlık ücretlerinin %70’i ile 4/Bd maddesi gereğince, takip taraflarının sulh olması durumunda asıl alacak üzerinden %2 prim ödenecektir. Davacının takip ettiği 1596 adet icra dosyasının bir çoğu, sulh ile sonuçlanmıştır. Ancak davacı, askere gidinceye kadar sonuçlanan dosyalar için sözleşmeye göre kararlaştırılan vekalet ücretinin tamamını isteyebilir. Bu tarihten sonra dava dışı avukatlar tarafından sonuçlandırılan dosyalar için ise, dosyalan teslim ettiği 18.2.2005 tarihine kadar harcadığı emek ve mesai gözetilerek, hakkaniyet gereği tespit edilecek bir miktara hükmedilmelidir. Eksik incelemeyle yazılı şekilde tüm dosyalar için tam vekalet ücretine hükmedilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 20.9.2010,2010/2046 – 2010/11719)

Davacı avukatın ilk Yankı Yapı Kooperatifi ile 6.9.2001 tarihinde hukuk danışmanlığı ve avukatlık sözleşmesi akdettiği, Yapı Kooperatifinin kendisini fesh ederek davalı işletme kooperatifi ile birleştiği ve bu nedenle sözleşmeden kaynaklanan hak ve yükümlülüklerin davalı kooperatife geçtiği sabit olup, bu husus taraflarının ve mahkemenin de kabulündedir. 6.9.2001 tarihli sözleşmede, sözleşmenin başlangıcının 1.9.2001 tarihi olduğu ve tarafların mağduriyetleri söz konusu olduğunda bir ay önceden noter aracılığı ile ihtar etmek şartıyla sözleşmeyi feshedebilecekleri kararlaştırılmış olup, bu kararlaştırma tarafları bağlar. Feshedilmeyerek uzayan sözleşmenin bitim tarihi 1.9.2006 tarihi olup, sözleşme uyarınca en geç 1.8.2006 tarihinde feshedildiği bildirilmiş olmadıkça bir yıl için uzadığının kabulü zorunludur. Davalı taraf 1 aylık sürede feshi ihtarda bulunmadığı ve uzayan sözleşmeyi süresinden sonra gönderdiği 25.9.2006 tarihli azilname ile feshettiği için 1.9.2007 tarihine kadar olan ücretten sorumludur. Davacının fesihten sonraki 2006 yılı sonuna kadar olan ücreti çocuklarının kooperatif aidat borçlarına davacının rıza ve talimatı ile mahsup edildiği için 2006 yılı sonuna kadar olan ücreti isteyemez ise de 1.1.2007 ile 1.9.2007 tarihleri arasındaki ücreti isteme hak ve yetkisi bulunmaktadır. Ne varki davacı avukat 1.1.2007 ila 1.9.2007 tarihleri arasında davalı kooperatifin işlerini takip etmediği için elde ettiği veya edebileceği menfaatinde BK.nun 325. maddesi uyarınca isteyebileceği bu ücretten mahsup edilmesi gerekir. Mahkemece, değinilen bu yön gözetilerek, BK.nun 325. maddesi uyarınca takdir edilecek miktarın indirilmesi suretiyle davacı avukatın 1.1.2007 ile 1.9.2007 tarihleri arasında talep edebileceği ücretin belirlenerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 1.6.2010, 2009/15128 – 2010/7425)

Taraflar arasında 11.12.2002 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi düzenlendiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere taraflar arasındaki sözleşme geçerlidir. Sözleşmenin “avukata verilecek ücret” başlıklı 2. maddesinde davacı vekilin sonuçlanan ve bedeli tahsil edilen dosyalar ile sulh, feragat ve aciz vesikasına bağlanan icra dosyalan yönünden hangi oranda davacı vekilin ücrete hak kazanacağı düzenlenmiş olup, aynı 2. maddenin 4. bendinde davalı tarafın talimatıyla işlemden kaldırılan dosyalar yönünden davacı vekilin ücret talep edemeyeceği düzenlenmiştir. Ancak sözleşmenin süresi sonunda yenilenmemesi halinde davacı avukat tarafından takip edilen derdest dava ve icra dosyaları yönünden davacı vekile hangi oranda ücret ödeneceğine dair bir düzenleme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle sonuçlanan dava ve icra dosyalan yönünden sözleşmenin 2. maddesi hükmü gereğince avukatlık ücreti belirlenecektir. Derdest dava ve icra dosyalan yönünden ise davacı avukatın yaptığı işlerden dolayı emek ve mesaisi gözetilerek, hak ve nesafete göre ücret isteyebileceği kabul edilip, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirmeye dayalı bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 20.4.2010, 2009/15184-2010/5356)

Dosyada bulunan ve taraflar arasında düzenlenen 29.6.2007 tarihli vekaletname ile davacı avukatın 31.12.2007 tarihine kadar davalı şirketin vekilliğini üstlendiği anlaşılmaktadır. Vekaletnamenin süresinin bittiği tarihten sonra davalı şirketin vekaletnamenin süresini uzatmadığı da ihtilaf konusu değildir. Ayrıca yazılı bir vekalet ücret sözleşmesi yapılmamıştır. Mahkemece, vekaletname yenilenmediğinden davalı şirketin vekalet sözleşmesinden vazgeçtiği, davacı avukatın azledildiğini, Avukatlık Kanunu’nun 174/2 maddesine göre davacı avukatın vekalet ücretinin tamamına hak kazanacağı kabul edilmek ve bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davamıza münhasır olan süreli vekaletnamenin müvekkil tarafından süresinin uzatılmaması veya yenilenmemesi, vekilin azli olarak yorumlanamaz. Vekaletnamenin sona erme şekilleri Borçlar Kanunu’nun 396. vd maddeleri ile Avukatlık Kanunu ve HUMK’da açıkça tarif edilmiştir. Bu kanunlardaki hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden çıkan sonuç, müvekkilin vekaletini devam ettirmesine icbar edilemeyeceğidir. Kaldı ki davacı avukat vekaletname alırken, takip ve dava edeceği işlerin ne kadar sürede sonuçlanıp sonuçlanmayacağını öngörmek, mesleğinin icabı olarak bilmek zorundadır, başka bir deyişle öyle kabul edilmelidir. Hal böyle olunca, davacının sarfettiği emek ve mesaisi, vekaletname süresinin bittiği tarih nazara alınarak, hak ve nesafet kuralları da gözetilmek suretiyle, gerekirse konusunda uzman bilirkişiden yeniden denetime elverişli bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, mahkemenin açıklanan bu yönleri gözardı ederek eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesis etmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 24.3.2010, 2009/11684 – 2010/3772)

Davacı eldeki davada sözleşmenin feshinden sonraki döneme tekabül eden aylara ait ücretini talep etmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise sözleşmenin başlangıcından feshine kadar olan ücret alacağı hesaplanmış ve mahkemece de buna hükmedilmiştir. HUMK’nun 74. maddesi uyarınca hakim tarafların talebi ile bağlı olup, talepten başkasına hükmedilmesi olanaklı değildir.
Davalı 21.11.2007 tarihli ihtarla bir ay sonra geçerli olmak üzere sözleşmeyi feshettiğine göre ve feshi ihbarda 29.11.2007 de davacıya tebliğ edildiği için davacı 29.12.2007 tarihinden 6.6.2008 sözleşme bitim tarihine kadar olan ücretini isteyebilir.
Davacı, 29.12.2007 tarihinden 6.6.2008 tarihinde kadar olan ücretini, sözleşme haksız olarak feshedildiği için isteme hakkına sahip ise de olayda uygulanma imkanı bulunan B. K’nun 325. maddesininde gözden uzak tutulmaması gerekir. BK’nun 325. maddesi uya-rınca davacının sözleşme ile kararlaştırılan işi yapmaması nedeniyle tasarruf ettiği yahut diğer bir işi ile kazandığı ve kazanmaktan kasden feragat eylediği şeyin mahsup edilmesi zorunludur. Bu itibarla mahkemece davacının (vefat etmekle mirasçılarının) 29.12.2007 ile 6.6.2008 tarihleri arasında sözleşme uyarınca talep edebileceği ücret belirlenerek, belirlenecek bu ücretten sözleşmedeki çalışma koşulları (part-time) değerlendirilmek suretiyle BK.’nun 325, maddesi uyarınca takdir edilecek bir miktarın mahsubu yapılarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 16.2.2010,2009/9170 – 2010/1713)

Bir örneği dosya içerisinde bulunan ve taraflar arasında düzenlenen tarihsiz “Avukatlık Sözleşmesi” başlıklı belgenin, 2. maddesinin 1. bendinde avukata üstlendiği işlerle ilgili olarak asıl alacağı teşkil eden tutar üzerinden ister tam, isterse kısmi olarak yapılacak tahsilatın banka kasasına giren kısmına göre nispi vekalet ücreti ödeneceği, aynı maddenin (a) bendinde erken tahsilat halinde prim ödeneceği,(b)bendinde dava ve takiplerin tarafların anlaşmaları ile sonuçlandırılması halinde yine banka kasasına giren paranın yukarıda belirtilen süreler ve oranlar da gözetilmek suretiyle 1/2 oranında brüt avukatlık ücreti ödeneceği, (d) bendinde ödenecek brüt ücretin dosya bazında 100.000.000.000 TL m aşmayacağı, (f) bendinde banka lehine sonuçlanan dava ve takiplerin kesin hükme bağlanması ve tahsil şartının gerçekleşmesi halinde karşı taraftan tahsiline karar verilen avukatlık ücretinin tamamının; banka aleyhine sonuçlanmış olanların ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2.kısmının 2.bölümünde öngörülen ücretin 1/2 sinin ödeneceği, (g) bendinde konusu para ile ifade edilen ve banka aleyhine sonuçlanan dava ve işlerde kesin hükme bağlandıktan sonra karşı taraftan tahsil edilen avukatlık ücretinin avukata verileceği, bu işlerin aleyhe sonuçlananları yönünden de Tarifenin 3. kısmında öngörülen ücretin 1/2 lik kısmının verileceği, 2. maddesinin 2. bendinde Bankaca açılan davanın tümüyle aleyhe sonuçlanması, tahsilat yapılmadan bankaca feragat yada sulhle sonuçlandırması, yada tahsilat yapılmadan aciz belgesine bağlanması hallerinde avukata tarifede öngörülen ücretin 1/2 sinin ödeneceği, 3/1 maddesinde Dava ve icra takibi sonunda avukatlık ücretinin %75 ni almayı, 3/2 maddesinde karşı taraf vekalet ücreti yönünden benzer hüküm konulduğu, 4. maddesinde bankanın avukata verdiği dava ve icra takiplerini bulundukları safhada durdurmak Ya da vazgeçmek suretiyle takipten kaldırmak Ya da avukattan alarak başka bir avukata verme yetkilerine sahip olduğu, alınan bu dosyalar yönünden avukatın ücret talep edemeyeceği, öngörülmüştür.
Taraflar arasında düzenlenen ve davaya konu olayla ilgili maddeleri az yukarıda özetlenen bu sözleşme hizmet-hukuk müşavirliği niteliğinde bir sözleşme olup geçerli- dir. Sözleşme ile belirlenen ücretin, Avukatlık Kanununun 164. maddesinin 4. fıkrasının 1. cümlesinde belirtilen anlamda ve asgari ücret tarifesi altında ücret olduğu kabul edilemez. Taraflar arasındaki ihtilafın, tarafların serbest iradeleri ile yaptıkları ve geçerli olan bu sözleşmenin hükümlerine göre çözümü gerekir. Davalı gönderdiği 28 12.2005 tarihli yazı ile sözleşmeyi fesh ettiğini bildirdiğine göre davacı, davalının gönderdiği 1.5.2005 tarihli yazısı sonrası 6.6.2005 tarihinde iade ettiği 164 adet icra takip dosyası yönünden sözleşmenin 4. maddesinin açık hükmü karşısında talepte bulunamaz ise de diğer takip dosyalan yönünden sözleşmenin az yukarıda açıklanan ilgili hükümleri çerçevesinde ve ikinci maddedeki oranlar da gözetilmek suretiyle ücret talebinde bulunabilir. Sözleşmede ödenecek ücretin banka kasasına girmiş olması şartının bulunmasının da sonuca etkisi yoktur. Hal böyle olunca davacı, az yukarıda açıklanan sözleşmenin 2 maddesi kapsamında, davacının tahsilatla sonuçlandırdığı veya henüz tahsilatla sonuçlanmayan, ancak tahsilatı mümkün hale gelen veya tahsilatı mümkün hale geldiği ve tahsilat yapılabileceği kabul edilebilecek dosyaları ile, tahsilat yapılması mümkün ol-mayacağı anlaşılan dosyalardan dolayı ücret isteyebileceği ve yine fesih tarihi itibariyle sonuçlanmayan ve devam edip ne olacağı belli olmayan dosyalardan dolayı da davacının sarf ettiği emek ve mesaisi nazara alınarak, sözleşmenin 2. maddesine göre isteyebileceği ücret baz alınarak ve bu miktarın altında olmak üzere hak ve nesafet kuralları da nazara alınarak, uygun bir miktarı ücret olarak isteyebileceğinin kabulü gerekir. Hükme esas alman her üç bilirkişi raporunda da bu yönlerde herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadığı için bu raporlara itibar edilemez. Hal böyle olunca mahkemece, yukarıdaki açıklamalar ışığında davacının talep edebileceği alacak miktarı konusunda uzman bilirkişi kurulundan alınacak raporla tereddüde yer vermeyecek ve denetime açık bir şekilde belirlenmeli, sonuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemenin bu yönleri gözardı ederek yetersiz ve denetime elverişli olmayan bilirkişi raporlarına itibar etmek suretiyle yazılı şekilde hüküm tesis etmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 13.10.2009, 2009/4163 – 2009/11466)

Davacı, avukat ile davalı arasında 1.6.1996 tarihinde yapılan Sözleşmenin 6. maddesine göre, taraflar dönem sonunda iki ay önceden bildirmek koşulu ile dönem sonu itibariyle sözleşmeyi feshedebilirler. Davalı 1.6.2005 tarihli yeni sözleşme dönemi başladıktan sonra 13.6.2005 tarihli ihtarnamesi ile sözleşmeyi feshetmiştir. Ne var ki, bu fesih ihbarı sözleşmenin 6. maddesine uygun olmadığından sözleşmenin 1.6.2005 tarihinden itibaren 1 yıl süre ile uzadığı kabul edilmelidir. Davalı kural olarak dönem sonuna kadar olan ücretten sorumludur. Ancak; BK.390 ve 325. maddeleri uyarınca davacının işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği, yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat eylediği şeylerin ücretinden indirilmesi gerekir. 0 halde; mahkemece, uzman bir bilirkişi aracılığı ile inceleme yaptırılmalı ve BK. 325. maddesi hükmü gereğince davacı avukatın ücretinden indirilmesi gereken miktar saptanmalı ve sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 10.6.2009, 2008/16061 -2009/8031)

Dosyada bulunan ve taraflar arasında düzenlenen tarihsiz “vekalet sözleşmesi” başlıklı sözleşmenin, 3. maddesinin 1. fıkrasında sözleşmenin süresinin bir yıl olduğu, aynı maddenin 2. fıkrasında taraflar sözleşme bitiminden 15 gün önce yazılı olarak fesih ihbarında bulunmadığı takdirde aynı koşullarla sözleşmenin bir yıl uzayacağı, 4. maddesinin 1 .fıkrasında aylık brüt ücretin 263.090.905 TL olarak belirlendiği, sözleşmenin 4. maddesinin 4. fıkrasında da icra dairesi, mahkeme ve Yargıtay’ca takdir ve hasıma tahmil edilecek avukatlık ücretleri, Telekom personeli avukatlarının tabi olduğu hükümler dairesinde avukata ödeneceği 12 maddesinde Türk Telekom’uıı haklı bir neden olmasa dahi 15 gün önceden yazılı bildirimde bulunarak sözleşmeyi her zaman fesh edeceği kararlaştırılmıştır.
Yine dosyada bulunan, davalı tarafından davacıya gönderilen 12.5.2003 tarihli ihtarla, sözleşmenin 3/1 maddesine göre 1 aylık feshi ihbar süresinin sonunda sözleşmenin yenilenmeyerek sona erdirileceği ve fesih edileceği bildirilmiştir.
Mahkemece, davacının takip ettiği toplam 660 adet takip dosyası için Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplama yapıldığı belirtilip, 14.392.79 YTL. vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Davalı, davacı avukatın ücret talep ettiği dosyalarda gereği gibi görevini ifa etmediği ve ihmal gösterdiğinden bahisle, görevi ihmal suçundan Niğde Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakkındaki ceza davasında yargılandığı ve ceza dosyasının halen Yargıtay incelemesinde bulunduğunu, ileri sürmüştür.
Taraflar arasında düzenlenen sözleşme hizmet-hukuk müşavirliği niteliğinde bir sözleşme olup geçerlidir. Sözleşme ile belirlenen ücretin. Avukatlık Kanununun 164. Maddesinin 4. fıkrasının 1. cümlesinde belirtilen anlamda ve asgari ücret tarifesi altında ücret olduğu kabul edilemez. Taraflar arasındaki ihtilafın, tarafların serbest iradeleri ile yaptıkları ve geçerli olan bu sözleşmenin hükümlerine göre çözümü gerekir. Sözleşmenin 3. maddesi ile sözleşme süresinin bitiminden bir ay önce veya her zaman bir ay sonra hüküm ifade etmek üzere, tarafların yazılı ihbarla sözleşmeye son verebilecekleri kararlaştırıldığına göre, davalının sözleşme bitim tarihinden önce, 12.5.2003 tarihinde gönderdiği ihtarla sözleşmeyi yenilemeyeceğini bildirmesi, haksız fesih sayılamayacağı gibi, Avukatlık Kanununun 174. maddesi anlamında haksız azilin sonuçlarını doğuran bir fesih de değildir. Olayda bu nedenle Avukatlık Kanununun 174. maddesi hükmünün uygulanması düşünülemez. Ancak feshin haksız olmaması davacının fesih tarihi itibariyle hiçbir ücret isteyemeyeceği anlamına da gelmez. Öyle olunca davacının, sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle, sözleşmenin 3.ve 4 maddeleri hükmünce ücret istemeye hakkı vardır. Sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle, davacının tahsilatla sonuçlandırdığı veya henüz tahsilatla sonuçlanmayan, ancak tahsilatı mümkün hale gelen veya tahsilatı mümkün hale geldiği ve tahsilat yapılabileceği kabul edilebilecek dosyalardan dolayı davacının sözleşmenin 4. maddesine göre ücret isteyebileceğinin kabulü gerekir. Sözleşmenin sona erdirildiği tarih itibariyle sonuçlanmayan ve devam edip sonucunun ne olacağı belli olmayan dosyalardan dolayı da davacının sarfettiği emek ve mesaisi her bir dosya için nazara alınarak, sözleşmenin 4. maddesine göre isteyebileceği ücret baz alınarak ve bu miktarın altında olmamak üzere hak ve nesafet kuralları da nazara alınarak, uygun bir miktarı ücret olarak isteyebileceğinin kabulü gerekir. Ancak, davacı hakkında ücret talep ettiği dosyalar açısından görevi ihmal suçundan ceza mahkemesinde dava bulunduğu bildirildiğine göre, mahkemece bu dosya ve yine davacının davalıya karşı Niğde 1.Asliye Hukuk mahkemesinin 2004/710 esas sayılı dosyası ile Niğde 1 .Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/363 esas sayılı dosyası celp edilerek davacının ücret talep ettiği icra dosyalarının gerek ceza dosyası ve gerekse az yukarıda açıklanan hukuk mahkemesi dosyalarının konusunu oluşturan dosyalarla aynı olup olmadığı da araştırılmak suretiyle davacının yukarıda açıklanan sözleşme hükümlerine göre hak edebileceği ücret, uzman bilirkişi veya kurulu aracılığıyla belirlenmeli ve yine bu belirleme yapılırken mahkemece toplam 660 takip dosyası yönünden hüküm kurulduğu, davacının mahkeme kararını temyiz etmemesi nedeniyle eldeki davaya konu edilmesine rağmen hüküm altına alınmayan bu 660 adet takip dosyası dışında kalan diğer dosyalar yönünden davalı lehine usuli kazanılmış hak doğduğu da gözetilmek suretiyle herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmamalıdır. Mahkemenin açıklanan bu yönleri göz ardı ederek, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesis etmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 21.4.2009, 2008/11853 – 2009/5474)

Davacıların, davalı bankanın vekilliğini üstlendikleri, aralarında, dosyadaki tarihsiz vekalet ücret sözleşmesinin düzenlendiği, tartışmasızdır. Bu sözleşmenin, “Avukata ait yükümlülükler” başlıklı bölümün 1. maddesinin son kısmında avukatın “BDDK gibi resmi kurumlar hariç hiçbir bankanın vekaletini alarak işlerini takip etmeyeceğini kabul ve taahhüt eder.”, 15. maddesinde özetle “Banka takip ve dava her ne aşamada olursa olsun istediği dosyayı takdiri münhasıran kendisine ait olmak üzere Avukata her ne ad ve nam altında olursa olsun herhangi bir ücret ödemeksizin geri çekebileceği gibi, Bu hususta münhasıran takdir yetkisi bankaya aittir. Banka, bu durumlarda avukata hiç bir ücret ödemeyeceği”, “ücret” başlıklı bölümün, 2. maddesinde özetle “Avukatın vekalet ücretine hak kazanabilmesi için faiz dahil banka alacağının tüm feriileri ile tahsil edilmesi gerektiği “, 3. Maddesi 1. fıkrasında “Takibe konu alacak, dosya avukata tüm fer’ileri ile birlikte eksiksiz olarak tevdii edildiği tarihten itibaren, bu maddede belirtilen oranlara göre ve aşağıda açıklanan şekilde, takip tarihindeki alacak miktarı üzerinden hesaplanmak üzere, alacak üç ay içerisinde tahsil edilirse bürüt %10, teslimden itibaren altı ay içerisinde tahsil edilirse bürüt %7 teslimden itibaren dokuz ay içerisinde tahsil edilirse bürüt %5, teslimden itibaren dokuz ayı aşan bir sürede tahsil edilirse bürüt %3 oranında vekalet ücreti, yasal kesintiler yapılıp, ancak bankanın kontrolü ve onayından sonra, avukat tarafından kesilecek serbest meslek makbuzu ve karşılığında ödenecektir.”, 4. maddesinde “ayrıca Avukatlık Yasası gereğince, avukat olarak icra dosyasına doğrudan ilişkin olarak açılacak her türlü ceza ve hukuk davaları da dahil olmak üzere Banka lehine hükmedilecek karşı taraf vekalet ücreti bankaya ait olacaktır. Avukat 3. madde uyarınca ödenecek vekalet ücreti dışında ayrıca bir vekalet ücreti talep etmeyecektir. Ücrete esas tutar, avukata aktarılan işin takip yada davaya konu asıl tutan olup faiz, teminat senedi gibi diğer yan dosyalar nedeniyle ayrıca bir vekalet ücreti talep edilmeyecektir.”,5. maddesinde özetle “Sulh ve alacaktan vazgeçilmesi, alacağın tahsil edilmeyerek aciz belgesi alınması halinde avukata ücret ödenmeyeceği”, 6. maddesinde “Banka, takip ve dava her ne aşamada olursa olsun istediği dosyayı takdiri münhasıran kendisine ait olmak üzere, Avukata her ne ad ve nam altında olursa olsun herhangi bir ücret ödemeksizin geri çekebilir.”, 7. maddesinde “sözleşme süresi sona ermiş ve/veya feshedilmiş ise, bu tarihe kadar her ne suretle olursa olsun sonuçlandırılmamış dava ve icra takipleri nedeniyle avukata o tarihe kadar ödenen tutar dışında ödeme yapılmayacaktır” hükümleri bulunmaktadır.
Davacı, bu sözleşmenin ücret bölümünün 3.4.5.6.7.8.9 maddelerinin Avukatlık Kanunu hükümlerine aykırı olduğu ve yok hükmünde sayılması gerektiğinden, hasma tahmil edilip, tahsil edilen ücretler ile kendisinden geri alman dosyalar nedeniyle hakettiğini iddia ettiği ücretinden bir kısmının tahsili talebiyle bu davayı açmıştır. Davalı, davacıların bilerek serbest iradeleri ile bu sözleşmeyi imzaladıklarını, sözleşmeye aykırı olarak İş Bankası ile anlaşmasını gizlediğini, dosyaları da sözleşmede kendisine tanınan yetkiye göre istediklerini, davacıların kötü niyetli olduklarını bildirip, davanın reddini savunmuştur. Dosyada örneği bulunan 17.8.2001 tarihli sözleşme ile davacıların İş Bankasının avukatlığını üstlendikleri anlaşıldığı gibi, davacılarda bunu kabul edip, davalının sözleşme imzalanırken İş Bankası ile olan anlaşmalarını bildiğini iddia etmişlerse de, bunu ispat edememişlerdir. Davacıların İş Bankası ile olan anlaşmalarının daha önceki tarihli olması, davalının bunu bildiğini göstermeyeceği gibi, bu hususun sözleşmeye açık aykırılığını da ortadan kaldırmaz. Öte yandan davacılar avukat olup, kanunları ve özellikle kendi meslekleri ile ilgili olan Avukatlık Kanununu herkesten çok daha iyi bilip, buna uygun davranmak zorundadırlar. Meslek yasalarına aykırı hükümler taşıyan bahis konusu sözleşmeyi bilerek imzalayıp, vekalet görevini üstlenip, işi aldıktan sonra, sözleşmenin yasaya aykırı hükümler taşıdım ileri sürerek, bunların lehlerine değiştirilmesini istemeleri öncelikle ve özellikle M.K. 2. maddesinde belirtilen iyiniyet ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğu gibi, Avukatlık Kanunun 34 ve 38. maddelerinde belirtilen ilke ve esaslara da aykırıdır. Davacılar bilerek imzaladıktan sözleşmenin, yasaya aykırı hükümlerde taşısa sonuçlarına katlanmak zorundadırlar. Kaldı ki Avukatlık Kanununun 164. maddesinin 4. fıkrasının 1. cümlesindeki hüküm, avukatlann bir meslek kuralı olup, buna uyulmaması bağlı olduğu meslek kuruluşuna karşı sorumluluğunu gerektirir. Bunun takibi ve gereğinin ifası meslek kuruluşuna aittir. Yine Avukatlık Kanunun 164/4 maddesinin 2. cümlesinde, avukatın ücretsiz dava alabileceği belirtildiğine göre, Avukatlık Kanununun 164/4. maddesinin 1. cümlesinin kamu düzenini ilgilendir-mediği, avukat ile müvekkili arasındaki ilişkiyi etkileyecek özel hukuk etkisi tanınmayacağı sonucuna varılmıştır. (Yar. Doç. Dr. Türker Yalçınduran’ın vekalet sözleşmesinde ücret isimli eseri)
Genel olarak yasalardaki yasaklamaların konulmasındaki asıl amaç, kötüniyetli kişilerin eylem ve tasarruflarından iyiniyetli kişileri, dolayısı ile toplumu koruyarak kamu düzenini sağlamaktır yukarıdaki açıklamaların aksinin kabulü, her meslekte olacağı gibi saygın ve onurlu avukatlık mesleğinin mensubu olan, azda olsa kötüniyetli avukatları ödüllendirecektir. Buna imkan vermemek, kutsal savunma hakkım üstlenen onurlu ve saygın avukatlık mesleğinin korunması için gerekli ve mesleğin menfaatinedir. Açıklanan bu nedenlerle davalı banka dosyaları geri istemekte ve hasma tahmil edilen ücretleri de ödememekte haklı olup, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 16.4.2009, 2008/13044 – 2009/5353)

Dosyada bulunan ve taraflar arasında düzenlenen 9.5.202 tarihli “Avukatlık Sözleşmesi” başlıklı sözleşmenin, 2. maddesinin 1. bendinde avukata üstlendiği işlerle ilgili olarak asıl alacağı teşkil eden tutar üzerinden ister tam, isterse kısmi olarak yapılacak tahsilatın banka kasasına giren kısmına göre nispi vekalet ücreti ödeneceği, aynı maddenin (a) bendinde erken tahsilat halinde prim ödeneceği,(b) bendinde dava ve takiplerin tarafların anlaşmaları ile sonuçlandırılması halinde yine banka kasasına giren paranın yukarıda belirtilen süreler ve oranlar da gözetilmek suretiyle 1/2 oranında brüt avukatlık ücreti ödeneceği, (d) bendinde ödenecek brüt ücretin dosya bazında
100.0. 000.000 TL m aşmayacağı, (f) bendinde banka lehine sonuçlanan dava ve ta-kiplerin kesin hükme bağlanması ve tahsil şartının gerçekleşmesi halinde karşı taraftan tahsiline karar verilen avukatlık ücretinin tamamının; banka aleyhine sonuçlanmış olanların ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2.kısmının 2.bölümünde öngörülen ücretin 1/2 sinin ödeneceği, (g) bendinde konusu para ile ifade edilen ve banka aleyhine sonuçlanan dava ve işlerde kesin hükme bağlandıktan sonra karşı taraftan tahsil edilen avukatlık ücretinin avukata verileceği, bu işlerin aleyhe sonuçlananları yönünden de Tarifenin 3. kısmında öngörülen ücretin 1/2 lik kısmının verileceği, 2. maddesinin 2. bendinde Bankaca açılan davanın tümüyle aleyhe sonuçlanması, tahsilat yapılmadan bankaca feragat yada sulhle sonuçlandırması, yada tahsilat yapılmadan aciz belgesine bağlanması hallerinde avukata tarifede öngörülen ücretin 1/2 sinin ödeneceği, 12 maddesinde de sözleşmenin bankaca verilecek genel vekaletnamede öngörülen süre ile sınırlı olarak yürürlükte kalacağı öngörülmüş olup, davalı da sözleşmenin bu hükmüne dayanarak gönderdiği 10.2.2006 tarihli yazısı ile verilen vekaletnamedeki sürenin 31.12 2005 tarihi itibarıyla dolduğunu ve yenilenmesinin düşünülmediğini bildirmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen sözleşme hizmet-hukuk müşavirliği niteliğinde bir sözleşme olup geçerlidir. Sözleşme ile belirlenen ücretin, Avukatlık Kanununun 164. maddesinin 4. fıkrasının 1. cümlesinde belirtilen anlamda ve asgari ücret tarifesi altında ücret olduğu kabul edilemez. Taraflar arasındaki ihtilafın, tarafların serbest iradeleri ile yaptıkları ve geçerli olan bu sözleşmenin hükümlerine göre çözümü gerekir. Sözleşmenin 12. maddesi ile sözleşme süresinin verilecek vekaletnamede öngörülen süre ile sınırlı tutulduğuna ve en son verilen vekaletnamedeki sürenin de 31.12 2005 tarihinde sona erdiği anlaşıldığına göre davalının 10.2.2006 tarihli yazısıyla sözleşmeyi yenilemeyeceğini bildirmiş olması, haksız fesih sayılamayacağı gibi, Avukatlık Kanununun 164. maddesi anlamında haksız azlin sonuçlannı doğuran bir fesih değildir. Nitekim mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Olayda bu nedenle Avukatlık Kanununun 164. maddesi hükmünün uygulanması düşünülemez. Ancak feshin haksız olmaması davacının fesih tarihi itibariyle hiçbir ücret isteyemeyeceği anlamına da gelmez. Sözleşmeye ödenecek ücretin banka kasasına girmiş olması şartının konulmasının da sonuca etkisi yoktur. Hal böyle olunca davacı, az yukarıda açıklanan sözleşmenin 2 maddesi kapsamında, sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle, davacının tahsilatla sonuçlandırdığı veya henüz tahsilatla sonuçlanmayan, ancak tahsilatı mümkün hale gelen veya tahsilatı mümkün hale geldiği ve tahsilat yapılabileceği kabul edilebilecek dosyalan ile, tahsilat yapılması mümkün olmayacağı anlaşılan dosyalardan dolayı ücret isteyebileceği ve yine sözleşmenin sona erdirildiği tarih itibariyle sonuçlanmayan ve devam edip ne olacağı belli olmayan dosyalardan dolayı da davacının sarf ettiği emek ve mesaisi nazara alınarak, sözleşmenin 2. maddesine göre isteyebileceği ücret baz alınarak ve bu miktarın altında olmak üzere hak ve nesafet kuralları da nazara alınarak, uygun bir miktarı ücret olarak isteyebileceğinin kabulü gerekir.
Mahkemece yukarıdaki açıklamalar ışığında davacının talep edebileceği alacağı konusunda uzman uzman bilirkişi kurulundan alınacak raporla belirlenip, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 7.4.2009,2008/14478-2009/4714)

Dava avukatlık ücret sözleşmesinin haklı sebeple feshi nedeniyle ücret alacağına ilişkindir. Davacı 25.4.2005 tarihinde davalı ile bir yıl süreli sözleşme imzalamış, sözleşme gereğince fesih ihbarında bulunulmadığı için bir yıl süre ile yenilenmiş olup, davacı 27.6.2006 tarihinde çektiği ihtar ile sözleşmeyi feshettiğini, vekillik görevinden haklı sebeple istifa ettiğim bildirerek, sözleşmenin sona ereceği tarihe kadar aylık ücretlerini ve takip ettiği dosyalardan vekalet ücretlerini istemiştir. Davacı fesih sebebi olarak; davalının takip ettiği icra dosyasında borçlu bilgisi dışında sulh olmasını ve üç aylık danışma ücretinin ödenmemesini göstermiştir. Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 4. maddesinin 5. bendinde iş sahibinin hukuki ihtilafı sulh ve feragat ile bitirmesi halinde avukata yazılı bildirme zorunluluğu olduğu düzenlenmiş, 5. maddesinde ise; iş sahibinin avukatm rızası olmadan sulh olması halinde avukatın istifa edebileceği ve bu durumda sözleşme gereğince ödenmesi gereken ücretin tamamını isteyebileceği kararlaştırılmıştır.
Davacı fesih ihbarında sözleşme sonuna kadar ücretini talep etmiş, davasında da aynı iddia ile alacağının tespiti talebinde bulunarak kısmi dava açmıştır. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve davacının fesih sebebi olarak bildirdiği üç aylık ücretinin ödenmediği kabul edilmiş ise de; sözleşmede kararlaştırılan sürenin sonuna kadar alması gereken ücret konusunda değerlendirme yapılmamış, mahkemece de bu rapora itibar edilerek davacının toplam alacak miktarı tespit edilmiştir. Oysa davacı sözleşmenin 5. maddesindeki düzenleme ile kararlaştırılan sözleşme süresi sonuna kadar olan aylık ücretlerini istemekte haklıdır. Ancak davacmm fiilen hizmet vermediği halde talep edebileceği bu ücret miktarı tespit edilirken Borçlar Kanununun 325. maddesi göz önünde bulundurulmalıdır. Mahkemece bu yön gözardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 3.2.2009, 2008/9028 – 2009/973)

Dosyada bulunan ve davacı Müzeyyen ile davalı arasında düzenlenen eylül 2002 ve davacı Semire ile davalı arasında düzenlenen ekim 2002 tarihli sözleşmenin 3/1. maddesinde sözleşmenin süresinin bir yıl olduğu tarafların sözleşme bitiminden bir ay önce yazılı olarak fesih ihbarında bulunmadığı takdirde aynı koşullarla sözleşmenin bir yıl uzayacağı, 3/2 maddesinde taraflarca yazılı ihbar tarihinden bir ay sonra geçerli olmak üzere her zaman feshedilebileceği, 3/son maddesinde ise sözleşmenin feshi halinde ücretin sözleşmenin 4. maddesine göre belirleneceği kararlaştırılmıştır. Ücretin belirlendiği sözleşmenin 4. maddesinin 1.fıkrasında Türkiye Barolar Birliği Asgari Vekalet Ücret Tarifesinin 1 .kısım 4.bölümde belirtilen miktarda aylık net ücret ödeneceği, 4/3 maddesinde sözleşmeden doğan her türlü resim, vergi, harç, stopaj, fon, (KDV dahil) davalı tarafından karşılanacağı, 4/5. Maddesinde avukat tarafından takip edilen, davalının leh ve aleyhine açılan her türlü davalar ile yapılacak icra takiplerinde ve bu takiplere bağlı olarak açılacak davalarda, karşı taraftan tahsil edilen avukatlık ücretlerinin, Türk Telekom avukatlarının tabi olduğu vekalet ücretlerinin dağıtımına ve ödenmesine ilişkin esasların hükümleri dairesinde avukata ödeneceği, 4/6. Maddesinde de vekalet ücretinin, asıl alacağın faiz, gecikme bedeli, masraf gibi tüm ferileriyle birlikte tamamen tahsilini müteakip avukata ödeneceği kararlaştırılmıştır.
Dosyada bulunan, davalı tarafından davacılara gönderilen 12.5.2003 tarihli ihbarla, sözleşmenin yenilenemeyeceği ve feshedileceği bildirilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen sözleşmeler hizmet hukuk müşavirliği niteliğinde bir sözleşme olup geçerlidir. Sözleşme ile belirlenen ücretin, Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinin 1.cümlesinde belirtilen anlamda ve Asgari Ücret tarifesi altında bir ücret olduğu kabul edilemez. Taraflar arasındaki ihtilafın, tarafların serbest iradeleri ile yaptıkları ve geçerli olan bu sözleşmenin hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca davalının 12.5.2003 tarihli ihtarla sözleşmeyi yenilemeyeceğini bildirmesi haksız fesih sayılamayacağı gibi, Avukatlık Kanununu 164. maddesi anlamında haksız feshin (azlin) sonuçlarını doğuran bir fesih de değildir. Bu itibarla olayda Avukatlık Kanunun 164. maddesi hükmü uygulanamaz. Ancak feshin haksız olmaması davacıların fesih tarihi itibarıyla hiç bir ücret isteyemeyecekleri anlamına da gelmez. Öyle olunca davacılar, sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle, sözleşmenin 3/son maddesi hükmüne göre yine sözleşmenin 4. maddesi gereğince ücret isteme hakkına sahiptirler. Sözleşmelerin sona erdiği tarih itibariyle, davacılarının tahsilatla sonuçlandırdığı veya henüz tahsilatla sonuçlanmayan ancak tahsilatı mümkün hale gelen veya tahsilatının mümkün hale geldiği ve tahsilat yapılabileceği kabul edilebilecek dosyalar ile, tahsilat yapılmasının mümkün olmayacağı anlaşılan dosyalardan dolayı davacıların sözleşmenin 4. maddesine göre ücret isteyebileceğinin kabulü gerekir. Sözleşmenin sona erdirildiği tarih itibariyle sonuçlanmayan ve devam edip ne olacağı belli olmayan dosyalardan dolayı da davacıların sarf ettiği emek ve mesaileri nazara alınarak sözleşmenin 4. maddesine göre isteyebilecekleri ücret baz alınarak ve bu miktarın altında olmak üzere hak ve nesafet kuralları da gözetilerek uygun bir miktarın ücret olarak istenebileceğinin kabulü gerekir.
Mahkemece, az yukarıda açıklamalar ışığında davacıların talep edebileceği alacağın bilirkişilerden ek rapor alınmak veya oluşturulacak yeni bilirkişi kurulundan rapor alınarak belirlenip bu miktara ve ıslah edilen miktara ıslah tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle eksik bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 2.2.2009, 2008/8842 – 2009/868)

CategoryGenel
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat