Haberleşmenin Gizliliğini İhlâl

MADDE 132- (1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlâli haber­leşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

  • Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
  • Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın ale­nen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.

Haberleşmenin Gizliliğini İhlâl Korunan Hukuki Değer

Anayasanın 22. maddesinde Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haber­leşmenin gizliliği esastır. Haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.

Korunan hukuki değer kişilerin Anayasanın 22./1. maddesinde yerini bulan ha­berleşme özgürlüğü ve gizliliğidir.

Haberleşmenin Gizliliğini İhlâl Maddi Öğesi

Herkes tarafından işlenebilen bir suçtur. Madde metninde suçun faili olarak, haberleşmenin gizliliğini ihlal eden “kimse” tabiri kullanılmıştır. Söz konusu suçu, bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir.

Suçun kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi halinde verilecek cezanın 137. madde uyarınca arttırılarak belir­lenmesi öngörülmüştür. Bu durumda suç nitelikli hale dönüşür. Nitelikli hale dönü­şen suçun şikayete bağlı olmaktan çıktığı genel olarak kabul edilmektedir.

Maddenin 3. fıkrasında öngörülen suçun faili ise, haberleşmenin yapıldığı kişi­lerden birisi olabilir.

Suçun mağduru haberleşmesinin gizliliği bozulan, içeriği açıklanan kimsedir.

Haberleşmenin Gizliliğini İhlâl Suçunun Konusu

Her türlü haberleşme içeriği suçun konusunu oluşturur.

Haberleşmenin hangi tür araçla yapıldığının ve niteliğinin önemi yoktur. Chat (sohbet) odalarında konuşma ya da telekonferans şeklinde, telefonla, e-mail yoluyla ya da mektupla veya herhangi bir yazı notu ile haberleşme gerçekleştirilmiş olabilir. Haberleşmenin biçimi her ne olursa olsun, içeriği suçun konusunu oluşturur.

Haberleşmenin Gizliliğini İhlâl Hareket ve Neticesi

Haberleşmenin biçimi her ne olursa olsun, içeriğinin ve gizliliğinin bir başka kimse tarafından bozulması suç oluşturur.

Suç, belirli kişiler arasındaki haberleşmenin içeriğinin dinlenmesi veya okun­ması ile tamamlanır. İçerikten bir şey anlaşılmamasının suçun oluşması bakımından önemi yoktur. Bir kimsenin gizliliğin ihlali için haberleşme içeriğini dinlemesi ya da okumasına rağmen o dili bilmemesi veya teknik bir konu olması dolayısıyla anlayamaması durumunda dahi suçun teşebbüs aşamasında kaldığından değil ta­mamlandığından söz edilmelidir.

Haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak suretiyle ihlâl edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Ancak, bu gizlilik ihlâlinin, haberleşme içerik­lerinin yanı sıra konuşulanların veya yazılanların kayda alınması suretiyle yapılması, bu suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmışta’. Örneğin telefon konuşmalarının ses kayıt cihazıyla kayda alınması hâlinde, suçun bu nitelikli hâli gerçekleşmektedir.

Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin belli bir suça ilişkin soruşturma kapsamında Anayasa ve kanunların belirlediği koşullar çerçevesinde öğrenilmesinin veya kayda alınmasının hukuka uygun olduğu muhakkaktır. CMK’nın 135/1. mad­desi uyarınca bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendi­ğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasın­daki iletişiminin kayda alınmasına CMK’nın 135/2. maddesi hükmü engeldir.

Maddenin 2. fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içerikleri hukuka uygun bir şekilde veya birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle öğrenilmiş olabilir. Bu fıkrada öngörülen suçun, iletişimin aralarında gerçekleştiği kişilerden biri tarafından işlenmesi olanaklı değildir. Burada suç olarak öngörülen eylem, üçüncü kişiler tarafından hukuka uygun ya da aykırı olarak elde olunan ileti­şim içeriğinin hukuka aykırı olarak i ifşa edilmesi, açıklanmasıdır.

İfşa etmek, belli birkaç kişiye anlatmak suretiyle olabileceği gibi alenen açık­lamak suretiyle de olabilir.

Failin 1. fıkrada öngörülen biçimde elde ettiği haberleşme içeriğini 2. fıkrada öngörülen şekilde hukuka aykırı olarak açıklaması durumunda iki ayrı suç oluşur. Ancak hukuka uygun olarak öğrenilen iletişimi içeriğinin açıklanması halinde yal­nızca 2. fıkrada öngörülen suçun oluştuğundan söz edilir.

Fıkra metninde bu ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulanmıştır. Bu bakım­dan örneğin kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişi­ler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması hâlinde, bu suç oluşacaktır.

Maddenin 3. fıkrasında, kişinin kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa etmek suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlâl etmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Aleniyet herkese açık olmayı ifade eder. Bu bakımdan, örneğin kişinin kendisine gönderilen mektubu gönderenin bilgisi ve rızası dışında bir başkasına okutması ya da anlatması, telefon konuşmasını dinletmesi hâlinde, bu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, mektubun gönderenin bilgisi ve rızası dışında herkesin algılamasına ve öğrenmesine elverişli biçimde, alenen okunması, başkaları tarafından okunmasını temin için bir yere asılması veya telefon görüşmelerinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, söz konusu suç oluşacaktır.

  1. fıkrada, kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ikinci veya üçüncü fıkralara göre verilecek cezanın belli oranda artırılması öngörülmüştür.

Haberleşmenin gizliliğinin ihlali suretiyle elde olunan içerikleri basın yoluyla alenen açıklayan failin eylemi ayrı ayrı iki suçu oluşturur. Ancak sadece, basın yoluyla alenen ifşa eyleminden verilen ceza 4. madde uyarınca arttırılır.

Haberleşmenin Gizliliğini İhlâl Manevi Öğesi

Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu doğrudan kastla işlenebilir. Failin bilerek ve isteyerek haberleşme içeriğini hukuka aykırı olarak öğrenmesi, bu içeriği hukuka aykırı olarak alenen açıklaması ile suç oluşur. Suçun taksirle işlenmesi olanaklı değildir. TCK’nın 22/1. maddesi uyarınca taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır.

Bir kimsenin açıkta bırakılmış haberleşme içeriğini okuması, gizliliğin ihlali suçu bakımından suç kastıyla hareket ettiğini göstermeyeceği gibi, haberleşme sırasında konuşmaların ahizeden duyulmaması halinde de kastın bulunduğundan söz edilemez. Ancak kişinin haberleşme içeriğini ifade ettiğimiz koşullarda öğrenmekle birlikte, hu­kuka aykırı olarak açıklaması veya basın yayın yoluyla başkalarının öğrenmesini sağ­laması maddenin 2. fıkrasında öngörülen suç bakımından kastın bulunduğunu gösterir.

Haberleşmenin Gizliliğini İhlâl Yaptırımı

Maddenin 1. fıkrası uyarınca kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile ceza­landırılır. Bu gizlilik ihlâli haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşir­se, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmoiunur.

  1. Fıkra uyarınca kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
  2. fıkrada kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa eden kişinin, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılması öngörülmüştür.
  3. fıkra kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılmasını benimsemiştir.
  4. fıkranın 1. cümlesinde ve 3. fıkranın uygulanmasında hapis ve adli para ce­zası seçimlik olarak öngörülmüştür. Hakimin seçimlik cezalardan hapsi tercih etmesi durumunda TCK’mn 132/1-3. maddesi uyarınca fail hakkında altı aydan az olmamak üzere iki yıla kadar hapis cezasına hükmedilmesi olanaklıdır. TCK’mn 50/2. maddesi uyarınca suç tanımında hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adli para cezasına çevrilemez.

Bu durumda hakim Öncelikle hapis cezasına mı yoksa adli para cezasına mı hükmedeceğine karar verecektir. Hakimin hapsi tercih etmemesi ve adli para ceza­sına hükmetmeye karar vermesi olanaklıdır.

  1. fıkranın 2. cümlesi ile 2. fıkra uygulanmasında hapis cezası öngörülmüştür. Hakim kısa süreli bir hapis cezası belirlemişse, cezayı 50/1. maddesinde öngörülen adli para cezası veya diğer seçenek yaptırımlardan birine çevirebilir. Adli para ce­zasına çevrilmesi tercih olunduğunda, TCK’mn 52/2. maddesi uyarınca öngörülen değerler arasında bir miktarın, belirlenen hapis cezasıyla çarpılması ile sonuç adli para cezası bulunacaktır.

TCK’mn 50/3. maddesi uyarınca failin, daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş olmak koşuluyla, fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkum edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezasının, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zo­runludur.

Adli para cezasının ve diğer seçenek yaptırımların ertelenmesi, YTCK’mn 51. maddesi hükmü uyarınca olanaklı değildir. Adli para cezasına hükmolunması du­rumunda failin YTCK’mn 53. maddesi hükmü uyarınca belli haklardan yoksun bırakılma olanağı da bulunmamaktadır. Hapis cezasına hükmolunması halinde ise 53. maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları fail, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar kullanamayacaktır.

Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını dol­durmamış olan kişiler hakkında 53. maddenin 1. fıkra hükmü uygulanmaz.

Haberleşmenin Gizliliğini İhlâl Uzlaşma- Kovuşturma Ve Görevli Mahkeme

Suçun kovuşturulması TCK’nm 139. maddesi uyarınca şikayet koşuluna bağ­lıdır. Kamu görevlisi tarafından görev nedeniyle işlenen bir suç söz konusu ise 4483 sayılı Kanun hükümlerine göre suçun soruşturulması yapılır. Aksi takdirde soruş­turma genel hükümler uyarınca yapılmalıdır.

TCK’nm 73. maddesinin 1. ve 2. fıkraları uyarınca soruşturulması ve kovuş­turulması şikayete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.

Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl suçu, TCK’nm 139. maddesi uyarınca şikayete bağlı olup 5271 sayılı CMK’nın 5560 sayılı Kanunla değişik 253./1 maddesine göre uzlaştırma hükümlerine tabidir. Ancak 137. maddede öngörülen haller suçun nitelikli halleridir ve kovuşturulması şikayete bağlı değildir.

Maddenin 1. fıkra-1. cümlesi ile 3. fıkrasında öngörülen suçlara ilişkin Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 10. maddesi uyarınca yargılamayı yapmakla görevli mahkeme sulh ceza, diğer fıkralarda öngörülen suçlara ilişkin ise 11. madde uyarın­ca asliye ceza mahkemesidir.

CategoryMakale
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat