Bozmaya Uymanın Usuli Kazanılmış Hak Doğuracağı

TCK m. 136 nedir?

Bozmaya Uymanın Usuli Kazanılmış Hak Doğuracağı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas Numarası: 2012/6-1613
Karar Numarası: 2013/437 K.

Taraflar arasındaki “ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; …4. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 26.04.2011 gün ve 2009/1156 E., 2011/709 K. sayılı kararın incelenmesinin davalılardan M… vekili tarafça istenilmesi üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 13.12.2011 gün ve 2011/9760-14459 sayılı ilamı ile;

“…Dava bir adet taşınmazın paydaşlığının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece satış sureti ile paydaşlığın giderilmesine karar verilmiş, hüküm davalılardan M. U. Kocaoğlu vekili tarafından temyiz olunmuştur.

Borçlu ortağın alacaklısı İcra Hakimliğinden İ.İ.K.nun 121.maddesine göre alacağı yetki belgesine dayanarak borçlunun ortağı olduğu taşınmaz için ortaklığın giderilmesi davası açabilir, bu şekilde açılacak davada borçlu ortak dahil tüm ortakların davaya dahil edilmeleri zorunludur.

Borçlu ortağın alacaklısı tarafından açılan davada birden fazla taşınmaz dava konusu edilmiş ise icra takibine konu borç miktarına göre dava tarihi itibariyle taşınmazlardan borçlu ortağın payına düşecek değerin tespit edilerek borca yetecek miktarda taşınmazın ortaklığının giderilmesine karar verilmesi, fazlaya ilişkin istemin reddedilmesi gerekir.

Olayımıza gelince; dava konusu edilen ve satışına karar verilen 2956 ada 206 parsel 7 Nolu bağımsız bölümde ¼ pay, borçlu davalı M… adına kayıtlıdır. Bu haliyle taşınmaz paylı mülkiyet hükümlerine tabi olup parseldeki borçlu davalı M…’nun 1/4 payının tek başına haczi ve satışı mümkün olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

Hüküm bu nedenle bozulmalıdır…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davalı M…

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, borçlu paydaşın borcundan dolayı bir adet taşınmazda ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilinin borçlu M… aleyhine 03/02/2006 tarihinde …5.İcra Dairesi’nin 2006/348 sayılı dosyası ile icra takibi yaptığını, borçluya babasından miras yolu ile intikal eden 89 Pafta, 2956 Ada, 201 Parsel sayılı kargir apartmanda 7 nolu bağımsız bölümdeki miras payının haczedildiğini, icra mahkemesinden İİK. 121 ve MK 588 maddesi gereğince ortaklığın giderilmesi davası açılmak üzere müvekkiline yetki verildiğini belirterek, dava konusu taşınmazda ortaklığın satış yolu ile giderilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece, davanın kabulüne, dava konusu taşınmazda ortaklığın satış yoluyla giderilmesine dair verilen karar; Özel Daire’ce yukarıda başlık bölümünde metni aynen yazılı olan karar ile bozulmuş; mahkemece, önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararını davalı M… vekili temyize getirmektedir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; paylı mülkiyete konu taşınmazda borçlu-paydaşın borcundan dolayı davacı-alacaklının ortaklığın giderilmesini isteyip isteyemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

İşin esasına geçilmeden önce, mahkemece bozma ilamına uyulmasından sonra direnme kararı verilip verilemeyeceği hususu önsorun olarak tartışılmıştır.

Mahkemenin ilk kararının Özel Dairece bozulmasından sonra yapılan yargılamanın 20.03.2012 tarihli celsesinde verilen ara kararı ile bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş, ancak 02.03.2012 gün ve 2012/90-348 sayılı karar ile eski kararda direnilmesi yönünde hüküm kurulmuştur.

Burada “usul hukuku” ile ilgili ortaya çıkan sorun; tarafların beyanları alındıktan sonra mahkemece “ bozmanın usul ve yasaya uygun bulunduğu belirtilerek bozmaya uyulmasına” ilişkin ara kararı oluşturulmasına karşın, bu hukuki sonucun tam aksine bir karar verilmesinin hukuken mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle belirtelim ki, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429/2 (6100 sayılı HMK.nun 363/2) maddesinde bozma sonrası mahkemece yapılacak işlemler açıklanmıştır. Buna göre; mahkeme, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip, dinledikten sonra Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verecektir.

Mahkemece, tarafların beyanlarının alınıp bozmaya uyulmasına karar verildikten sonra yapılacak iş; bozma gereklerinin yerine getirilmesi olmalıdır. Zira, mahkemece bozmaya uyulması yönünde oluşturulan karar bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine neden olur.

Nitekim, 04.02.1959 gün ve 1957/13-E. 1959//5 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da (R.G. 28.04.1959 gün ve sayı:10193) usuli kazanılmış hakkın hukukumuzdaki yeri;

“Temyiz merciince bir kararın bozulması ve mahkemenin bozma kararına uyması halinde bozulan kararın bozma sebeplerinin şümulü dışında kalmış cihetlerinin kesinleşmiş sayılması, davaların uzamasını önlemek maksadıyla kabul edilmiş çok önemli bir usulü hükümdür. Bir cihetin bozma kararının şümulü dışında kalması da iki şekilde olabilir. Ya o cihet, açıkça bir temyiz sebebi olarak ileri sürülmüş fakat dairece itiraz reddedilmiştir; yahut da onu hedef tutan bir temyiz itirazı ileri sürülmemiş olmasına rağmen dosyanın Temyiz Dairesince incelendiği sırada dosyada bulunan yazılardan onun bir bozma sebebi sayılması mümkün bulunduğu halde o cihet dairece bozma sebebi sayılmamıştır. Her iki halde de o konunun bozma sebebi sayılmamış ve başka sebeplere dayanan bozma kararına mahkemece uyulmuş olması, taraflardan birisi lehine usulü bir müktesep hak meydana getirir ki, bu hakkı ne mahkeme, ne de Temyiz Mahkemesi halele uğratabilir. Zira umumi müktesep hakkın tanınması da amme intizamı düşüncesiyle kabul edilmiş bir esastır.”

şeklinde açıklanmıştır.

Somut olayda da, davalılardan M… vekilinin temyizi üzerine verilen Yargıtay bozma kararı üzerine yerel mahkemenin bu karara uyması ile davacı yararına usulü kazanılmış hak oluşmuştur. Burada usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olacak istisnai bir durumda bulunmadığına göre, artık önceki kararda direnilmesi usulen olanaklı değildir. Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup Yargıtay’ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir.

Açıklanan nedenlerle; Mahkemece, bozmaya uyulmakla gerçekleşen usulü kazanılmış hak nazara alınarak hükmüne uyulan bozma gereklerinin yerine getirilmesi gerekirken, direnme kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

S O N U Ç : Davalı M. U. Kocaoğlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “ Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 03.04.2013 gününde, oybirliği ile karar verildi.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat