Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Nedir?

Azil halinde avukatlık ücretinin kapsamı ve miktarına ilişkin Yargıtay kararları

Somut olayda davacı avukatın haklı olarak azledildiği, ancak azil tarihinden önce bitirdiği işlerden dolayı ücret isteyebileceği, takibe konu dava dosyası nedeniyle taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre vekalet talep edebileceği hususları bozma kararı ile kesinleşmiş olup, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama esnasında aldırılan ek bilirkişi raporuna göre, yapılan ödemelerin mahsubundan sonra davacının talep edebileceği miktar 144.648,04-TL olarak tespit edilmiştir. Mahkemece, 34.101,30-TL bedelli ve 000682 sıra no’lu faturanın, Antalya 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2004/144 Esas sayılı dosyası ile ilgisinin olmadığı bu faturanın Antalya 5.İcra Müdürlüğümün 2006/4131 Esas sayılı dosyasında borçlu vekalet ücretine karşılık Muratpaşa Belediyesine kesildiği, açılan dava ile bir ilgisinin olmadığı, bu nedenle hesaba dahil edilmemesi gerektiği gerekçesiyle bu miktarın bilirkişi raporunda belirlenen 144.684,04-TL’ye ilave edilmesi ile davacının hak ettiği toplam vekalet ücreti alacağının 178.785,00-TL olduğu kanaatine varılmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki Antalya 5.İcra Müdürlüğü’nün 2006/4131 Esas sayılı dosyası azil tarihi itibari ile sonuçlanmamış olup davacı avukatın bu dosya nedeniyle hak ettiği bir vekalet ücreti alacağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca bu icra dosyası için düzenlenen karşı yan vekalet ücretine ilişkin fatura bedelinin bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacının hak ettiği vekalet ücretinden mahsubu gerekir. Mahkemece, dosya kapsamına uygun bulunan bilirkişi raporu esas alınarak bir karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle ve yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 13.1.2015, 2014/7006-2015/189)

Dava, vekalet ücretinin tahsiline yönelik alacak davasıdır. Mahkemece, azlin haksız olduğu, vekillik görevinin tam olarak yerine getirildiği, menfaat çatışması olan kişilerin avukatlığının yapılmadığı ve karşı yana yükletilen vekalet ücretinin bu aşamada talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ve 51.521.90 TL’sının tahsiline karar verilmiştir.
Avukatın, vekil olarak borçları Borçlar Kanununun 389. ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 390. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır, “üzen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanunumun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Borçlar Kanununun 390. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır. Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 36. maddesinde “Bir anlaşmazlıkta taraflardan birine hukuki yardımda bulunan avukat, yararı çatışan öbür tarafın vekaletini alamaz, hiçbir hukuki yardımda bulunamaz” hükmü düzenlenmiştir.
Avukatlık Kanunu’nun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; davalının davacıya 21.3.2012 tarihinde vekalet verdiği ve taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin 25.4.2012 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı avukat, azlin haksız olduğunu ileri sürerken davalı ise azlin haklı olduğunu savunmaktadır. O halde taraflar arasındaki uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalının vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir.
Davalı taraf, davacı avukatın işini gereği gibi takip etmediğini, özenli davranmadığını, icra dosyasında borçlu olan kişinin de avukatlığını yaptığını, bu kişinin akrabası olduğunu, avukatlık meslek kurallarına aykırı davrandığını ve azlin haklı olduğunu savunmuştur. Bilirkişi raporuyla tespit edildiği üzere davacı avukat 21.3.2012 tarihli vekaletnameye dayanarak vekillik görevini tam olarak yapmış olup menfaat çatışması olan bir kişinin vekilliğini yapması söz konusu değildir. İcra dosyasında borçlu olan Hakan 20.6.2011 tarihinde davacı avukata vekalet vermiş ise de davacının bu vekalete dayanarak bir işlem yapmadığı gibi davalının vekili olarak giriştiği icra takibini tam ve özenle yerini getirdiği anlaşılmaktadır. Davacı, ihtiyati haciz kararı alarak borçlu aleyhine icra takibine girişmiş ve tüm işlemleri zamanında yerine getirmiş olup davacı avukatın görevini tam olarak zamanında yerine getirmiştir. Bilirkişi raporunda detaylı olarak açıklandığı üzere azil haksız olup davacı vekalet ücretini ve karşı yan yüklenen vekalet ücretine hak kazanır. Azlin haksız olduğunu kabul edilmesine rağmen alacağın henüz tahsil edilmemesi nedeniyle karşı yan vekalet ücretinin talep edilemeyeceğinin kabulü doğru olmamıştır. Hal böyle olunca; mahkemece, azlin haksız olduğu ve davacının vekalet ücreti ile birlikte karşı yana yüklenen vekalet ücretini de talep edebileceği kabul edilip karşı yana yüklenecek vekalet ücretinin hesaplanarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Davacı, azlin haksız olduğunu ileri sürerek 10.000 TL’sı vekalet ücretinin tahsili amacıyla eldeki davayı açmış olup 2.1.2014 tarihinde talebini 79.545.86 TL’sı olarak ıslah etmiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 51.521.90 TL’sının dava tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline karar verilmiştir.
6098 sayılı B.K.nun 117. maddesi hükmü uyarınca muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Dava konusu olayda davacının, davalıyı dava tarihinden evvel temerrüde düşüren ihtarı söz konusu olmadığı halde, mahkemece hükmedilen alacak miktarına dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi doğru olmamıştır. Öyle olunca; mahkemece, hükmedilen alacağın dava dilekçesinde talep edilen 10.000.00 TL’sı kısmına dava, ıslah edilen kısma ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 23.9.2014, 2014/11112-2014/28411)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacı avukatın, davalıların murisi adına 23.2.2007 tarihinde aldığı vekalet ile tapu iptali ve tescil davası açıp takip ettiği, murisin ölümü ile davalıların vekili olarak davaya devam edip ıslah ile alacak davasına dönüştürerek, 105.759 TL.nin tahsiline karar verilmesini talep ettiği ve
12.12.2001 tarihli ihtar ile azledildiği, mahkemece tapu iptali ve tescili davasının reddine ve 72.719 TL. üzerinden alacak davasının kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinde “…Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir…” hükmü düzenlenmiştir. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığına göre, davacı avukat anılan yasal düzenleme gereğince mahkemece hükmedilen dava değerinin %10-20’si oranında akdi vekalet ücreti ve yine aynı değer üzerinden karşı yan vekalet ücreti isteyebilir. Mahkemenin bu yönü göz ardı ederek yanlış değerlendirme ile takip edilen davada ıslah edilen değer üzerinden vekalet ücreti hesabı yapılması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 11.12.2014,2014/13778 – 2014/39492)

Davacılar bu davasında, davalıların kendilerinin haksız olarak azlettiğini ileri sürerek, Bartın 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/291 E. 2009/94 K. sayılı dosyası ve Zonguldak 3.İcra Müdürlüğünün 2010/251 sayılı takip dosyası nedeniyle, akdi ve karşı yan vekalet ücreti alacağının tahsili istemi ile eldeki davayı açmıştır. Mahkemece davalının, davacıyı haksız olarak azil ettiği kabul edilmiş, ancak karşı yan vekalet ücretini talep edemeyeceğini belirterek akdi vekalet ücretine hükmetmiştir.
Haksız olarak azledilen avukat, takip ettiği her dava için avukatlık ücretinin tamamına hak kazanır. (Avukatlık Kanunu 174/2 maddesi) Avukatın bu ücret alacağı kapsamında, müvekkili ile arasında yapılan ücret sözleşmesi gereğince hesaplanan vekalet ücreti ile yasanın 164/son maddesi gereğince aksine sözleşme yapılmadığı için avukata ait olacağı açıklanan ve hasma tahmil edilmesi gereken ücretin bulunduğunda da duraksama olmamalıdır.
Davacı avukatların icra dosyasının takibi sırasında haksız olarak azledilmesi nedeniyle akdi ve karşı yan vekalet ücretinin istenmesi için tahsil edilme şartı aranmayacağı gözönünde bulundurularak, dava ve icra dosyasındaki akdi ve karşı yan vekalet ücreti talebi gözetilerek, azil tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre vekalet ücretine hak kazandığı kabul edilerek, sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece, yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 24.11.2014, 2014/14560 – 2014/36982)

Dava, avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan ücret alacağının tahsili istemine ilişkin olup, avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır.
Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Zira vekalet ilişkisi bir bütün olup azil, taratlar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceğinden, azlin haklı olduğunun kabul edilmesi halinde, davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesin-leşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir.
Öte yandan 5043 sayılı yasa ile değişik Avukatlık Kanununun 164/4. maddesinde, “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü İçin avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçüleme- yen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” hükmü öngörülmüştür.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, vekalet görevini özenle ve gereği gibi yerine getirmeyen davacı avukat, müvekkili olan davalı (birleşen davanın davacısı) tarafından haklı olarak azledilmiştir. Az yukarıda da değinildiği üzere, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilemez. Somut olayda mahkemece azlin haklı olduğu kabul edilmesine rağmen, azil tarihi itibariyle sonuçlanmayan işler nedeniyle de vekalet ücretine (%50 oranında) hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Davacı avukat, azil tarihi itibariyle kesinleşmiş olan dosyalar nedeniyle vekalet ücretine hak kazanmış olup, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığmdan, Avukatlık Kanunu’nun 164/4. maddesi gereğince, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde, asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla, emeğine göre müddeabihin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktarda, değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesinde öngörülen maktu miktarlarda vekalet ücreti talep edebilir. O halde mahkemece, davacının azil tarihi itibariyle kesinleşen dosyalarda, değeri para ile ölçülebilen davalar yönünden, işin niteliği, zorluk derecesi, işe harcanan zaman, sarf edilen emek ve işe katkı değeri dikkate alınarak müddeabihin değerinin %10’u ile %20’si arasındaki oranlarda takdir edilecek miktarlar üzerinden, değeri para ile ölçülemeyen davalar yönünden ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre maktu oranda ücret talep edebileceği göz önüne alınarak, her bir dosya yönünden “taleple bağlılık” kuralı da dikkate alınmak suretiyle vekalet ücretinin tespit ve tahsiline karar verilmesi gerekirken, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen miktarlar üzerinden vekalet ücretine hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 4.11.2014, 2013/30108 – 2014/33980)

Dava, haksız azil nedeni ile ödenmeyen vekalet ücretinin tahsili talebine ilişkindir. Avukatlık Kanunu’nun 174/2 maddesinde düzenlendiği üzere, haksız olarak azledilen avukat, takip ettiği her dava ve takip için avukatlık ücretinin tamamına hak kazanır. Avukatın bu ücret alacağı kapsammda müvekkili ile arasında yapılan ücret sözleşmesi gereğince hesaplanan vekalet ücreti ile Kanunun 164/son maddesi gereğince aksine sözleşme yapılmadığı için avukata ait olacağı açıklanan ve hasma tahmil edilmesi gereken vekalet ücretinin de bulunduğunda duraksama olmamalıdır. Zira, avukat haksız azledilmekle dava ve takipleri sonlan- dınnak ve yasal vekalet ücreti alacağını tahsil etmek hakkı elinden alınmış olmaktadır. Somut olayda, davalı Serdar Öner tarafından davacı avukata noterden gönderilen bir azilname olmasa da, 28.4.2010 tarihli, aslı davacı avukat tarafından mahkemeye sunulan ve davalı Serdar tarafından imzalanmış “İbraname” başlıklı belgede; vekalet ücretine konu dava ve icra dosyasının Av. Hasan’dan geri alındığı, bu tarihten itibaren dosyasını kendisinin takip edeceği, avukatı tüm görev ve sorumluluklarından ibra ettiği yazılı olup, iş bu belge mahiyeti itibariyle azil niteliğini taşımaktadır. Zira, yukarıda bahsedilen ibraname ile davacı avukatın dava ve takipleri sonlandırmak ve yasal vekalet ücreti alacağını tahsil etmek hakkı elinden alınmış olmaktadır. Hal böyle olunca, vekalet ücretine konu dava ve icra dosyalan yönünden davacı avukat ve davalı Serdar arasındaki vekalet ilişkisinin devam ettiğinden bahsedilemez. Bu durumda davacınm davalı Serdar’dan da dava ve icra dosyalan nedeniyle karşı yan vekalet ücretini isteyebileceğinin kabulü gerekir. Mahkemece, yanlış değerlendirme ve henüz tahsilat gerçekleşmediği gerekçesi ile bu kalem yönünden davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Davacı avukat, her üç davalı hakkında ayrı ayrı davalar açmış ve icra takipleri başlatmıştır. Bu durumda, her bir davalı yönünden kabul edilen meblağ üzerinden karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre hesaplanacak nispi vekalet ücretinin davalılardan ayrı ayn tahsiline karar verilmesi gerekirken davanın kabul edilen kısmı üzerinden hesaplanan tek bir nispi vekalet ücretinin davalılar Hüseyin ve Cumhur’dan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 12.6.2014, 2013/32828 – 2014/18796)

Davacı, davalı ile yapılan avukatlık ücret sözleşmesi gereğince davalı adına işlerini takip ettiği halde haksız olarak azil edildiğinden bahis ile alacağının tahsili istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davalı, davacının başka avukat yanında sigortalı olarak çalıştığını, işvereni avukatın işi takip ettiğini savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ise de, Davacı avukatın davalı ile avukatlık ücret sözleşmesini bizzat kendisinin yaptığı ve takip edilen dosyayı ise başka avukat ile birlikte takip ettiği hususu tartışmasızdır.
1136 sayılı Avukatlık Yasasının 174/2 maddesinde azlin haksız olması halinde avukat ücretin tamamına hak kazanır. Azlin haklı olması halinde ise azilden sonraya ilişkin (azilden sonra devam eden veya kesinleşen) işler nedeniyle bir ücret isteyemez ise de, azil tarihine kadar olan tamamlanmış işler nedeniyle vekilin ücrete hak kazanacağı kabul edilmelidir.
Diğer yönden ücretin belirlenmesinde taraflar arasında sözleşme olup olmadığına göre ayrım yapılmaktadır. Sözleşme var ise 1136 Sayılı Avukatlık Yasasındaki 164. maddesindeki sınırlamalar aşılmamak kaydıyla sözleşmeye göre ücret hesaplanmalı, sözleşme yok ise hukuki yardımın başladığı tarihteki 1136 sayılı yasanın 164/4. maddesindeki düzenleme dikkate alınmalıdır.
Somut olayda taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmaktadır. Davacı avukat ile davalı arasında sözleşme yapıldığına ve avukat tarafından işin kısmende olsa takip edildiğine göre, mahkemece, azlin haklı olup olmadığı tartışılarak, azlin haksız olduğu anlaşılırsa ücretin tamamına hak kazandığı, azlin haklı olduğu anlaşıldığında işe azil tarihi itibariyle sadece bitmiş işler nazara alınarak ücret hesabı yapılmalı ve yukarıdaki açıklamalar ışığında davacının başka bir avukat ile birlikte işi takip ettikleri değerlendirilmek şartı ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir. (Y. 13. HD. 2.6.2014,2014/1237 – 2014/16998)

Davacı eldeki dava ile haksız azil nedeni ile akdi ve kanuni vekalet ücretinin tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptalini istemiş, mahkemece azlin haksız olduğu kabul edilmekle birlikte kanuni vekalet ücretinin davalıya ait olduğu gerekçesiyle kanuni vekalet ücretine yönelik talebin reddine karar verilmiştir. Avukatlık Kanunu 174/2 maddesinde düzenlendiği üzere, haksız olarak azledilen avukat, takip ettiği her dava ve takip için avukatlık ücretinin tamamına hak kazanır. Avukatın hu ücret alacağı kapsamında müvekkili ile arasında yapılan ücret sözleşmesi gereğince hesaplanan vekalet ücreti ile yasanın 164/son maddesi gereği aksine sözleşme yapılmadığı için avukata ait olacağı açıklanan ve hasma tahmil edilmesi gereken ücretin bulunduğunda da duraksama olmamalıdır. O halde mahkemece üstlenilen takipteki karşı vekalet ücretinin bilirkişi vasıtası ile hesaplanarak davacının alacağı belirlendikten sonra hasıl olacak sonuca göre taleple de bağlı kalmak kaydıyla bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 21.4.2014, 2013/29009 – 2014/12724)

Dava, vekalet ücretinin tahsili amacı ile açılan alacak davasıdır. Davacı eldeki dava ile haksız azil nedeni ile akdi ve kanuni vekalet ücretinin tahsilini istemiş, mahkemece azlin haksız olduğu kabul edilmekle birlikte bilirkişi raporunda tespit edilen 18.349,47 TL vekalet ücretine hükmetmiştir. Avukatlık Kanunu 174/2 maddesinde düzenlendiği üzere, haksız olarak azledilen avukat, takip ettiği her dava ve takip için avukatlık ücretinin tamamına hak kazanır. Avukatın bu ücret alacağı kapsamında müvekkili ile arasında yapılan ücret sözleşmesi gereğince hesaplanan vekalet ücreti ile yasanın 164/son maddesi gereği avukata ait olacağı açıklanan ve hasma tahmil edilmesi gereken ücretin bulunduğunda da duraksama olmamalıdır. O halde mahkemece yürütülen davalardaki karşı vekalet ücretinin davacıya ait olduğu gözetilip gerektiğinde ek rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup boz-mayı gerektirir. (Y. 13. HD. 16.4.2014, 2013/30539 – 2014/11995)

Davacı, davalının verdiği vekaletnameye istinaden maddi ve manevi tazminat davaları açtığını, davalarını yasalara uygun olarak takip etmekte iken davalının haksız olarak kendisini azlettiğini ve aralarındaki sözleşme gereğince avukatlık ücretlerini ödenmediğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Davalı, (birleşen dosyanın davacısı) avukatlık ücret sözleşmesi imzalamadığını, ağır depresyon geçirmesi nedeniyle sözleşme yapacak geçerli bir iradesinin olmadığını ve davacının işleri takip etmemesi nedeniyle haklı olarak azlettiğini savunmuş ayrıca birleşen dosyasında avukatlık ücret sözleşmesinin geçersiz olması nedeniyle iptaline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davacının ceza dosyasını takip etmemesi nedeniyle azlin haklı olduğu, avukatlık ücret sözleşmesinin haksız şartlar içerdiği ve davacının ücrete hak kazanamayacağı gerekçesiyle, davacının davasının reddine, davalının birleşen davasının kabulü ile avukatlık ücret sözleşmesinin iptaline karar verilmiştir. Her ne kadar davalı azlin haklı olduğunu ileri sürmüş, mahkemece de azlin haklı olduğuna karar verilmiş ise de bilirkişi raporundan ve tüm dosya kapsamından da açıkça anlaşılacağı gibi, davacı avukat, davalıya vekaleten Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/83 sayılı dosyasında işini gereği gibi takip etmiştir. Hal böyle olunca davalının davacı avukatı azletmelerinin haklı nedenlere dayanmadığı ve davacının haksız olarak azledildiği kabul edilmelidir.
Avukatlık Kanunu’nun 174/2 maddesinin “Avukatın haksız azli halinde ücretin tamamı verilir” hükmü ve 164/4. maddesinde “…Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” hükmü düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu hükümlere göre davacı avukatın iş sahibinden akdi ilişki nedeniyle müstehak olduğu ücret taraflar arasındaki avukatlık sözleşmesinde belirlenen miktar kadardır. Taraflar arasında avukatlık ücreti hususunda 17.8.2009 tarihli yazılı sözleşme yapılmış olup bu sözleşme geçerlidir. Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda davacının hak ettiği ücretin hesaplanması ve taraflar arasında imzalanan avukatlık ücret sözleşmesi geçerli olduğuna göre davalının birleşen dosyasının reddine karar verilmesi gerekir. Hal böyle olunca; mahkemece, avukatlık ücret sözleşmesinin geçerli olduğu, davacının haksız azledildiği, Avukatlık Kanunu ile taraflarca imzalanan avukatlık ücret sözleşmesine göre hesaplanacak ücrete hak kazanacağı ve yukarıda açıklandığı şekilde vekalet ücreti hesaplanması gerektiği gözetilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 1.4.2014, 2013/33210 – 2014/9829)

Uyuşmazlık, davacının haklı nedenlerle azledilip azledilmediği ve ücrete hak kazanıp kazanmadığı hususlarında toplanmaktadır. Davacı avukatın, davalının taraf olduğu Aile mahkemesinde görülmekte olan davada, dosya kapsamına uygun düşmeyecek şekilde, temyiz gideri olarak davalıdan 2.000 TL talep ettiği, bu şekilde aradaki vekalet akdinin esaslı unsurlarından olan güven unsurunu ihlal ettiği anlaşılmaktadır. Esasen bu husus mahkemenin de kabulünde olup, bu hususun vukuu bulması nedeniyle davacının haklı olarak azledildiği de kabul edilmiştir.
Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Bu itibarla, davacının azledildiği tarih itibariyle davalı yararına takip ettiği işlerden kesinleşen dava bulunup bulunmadığı belirlenerek, “haklı azlin” gerektirdiği sonuçlara göre bir inceleme ve değerlendinne yapılarak, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, BOZMA nedenidir. (Y. 13. HD. 17.12.2013, 2013/19597-2014/31643)

Davacı bu davasında, davalının kendisini haksız olarak azlettiğini ileri sürerek, icra takibi nedeniyle, akdi ve karşı yan vekalet ücreti ile Asliye Ceza Mahkemesindeki davayı takip etmesi nedeniyle de akdi ve karşı yan vekalet ücreti alacağının tahsili için yaptığı icra takibine itirazın iptali ile inkar tazminatını talep etmiştir. Mahkemece davalının, davacıyı haksız olarak azil ettiği kabul edilmiş, ancak haksız azlin icra dosyası sonuçlanmadan gerçekleşmesi nedeniyle davacı avukatın karşı yan vekalet ücretini talep edemeyeceği, sözleşme vekalet ücretinden de sarf ettiği emek ve mesaisi nazara alınarak hak ve nesafet kuralları gereğince toplam 10.274 TL. Alacaktan takdiren 2.274 TL. indirilerek 8.000 TL. ücrete talep hakkınm olduğu kabul edilmiştir.
Haksız olarak azledilen avukat, takip ettiği her dava için avukatlık ücretinin tamamına hak kazanır. (Avukatlık Kanunu 174/2 maddesi) Avukatın bu ücret alacağı kapsamında, müvekkili ile arasında yapılan ücret sözleşmesi gereğince hesaplanan vekalet ücreti ile yasanın 164/son maddesi gereğince aksine sözleşme yapılmadığı için avukata ait olacağı açıklanan ve hasma tahmil edilmesi gereken ücretin bulunduğunda da duraksama olmamalıdır.
Davacı avukatın icra dosyasının takibi sırasında haksız olarak azledilmesi nedeniyle akdi ve karşı yan vekalet ücretinin istenmesi için tahsil edilme şartı aranmayacağı gözönünde bulundurularak, icra dosyasındaki akdi ve karşı yan vekalet ücreti ile Asliye Ceza Mahkemesi dava dosyası için akdi ve karşı yan vekalet ücretinin taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı ancak davacı avukatın talebi gözetilerek, azil tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre vekalet ücretine hak kazandığı kabul edilerek, sonucuna uygun bir karar verilmelidir. (Y. 13. HD. 28.11.2013, 2013/15124 – 2013/29427)

Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin, 28.4.2009 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, vekalet görevini özenle ve gereği gibi yerine getinneyen davacının haklı olarak azledildiğinin kabulü gerekir. Az yukarıda da belirtildiği gibi, haklı azil halinde müvekkil, avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Bu nedenle davacı avukat, sadece azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmiş olan işler nedeniyle ücrete hak kazanır. Buna karşılık davacı avukatın azil tarihinde sonuçlanmayan işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi ise mümkün değildir. O halde mahkemece açıklanan hususlar göz ardı edilerek, azil tarihinde sonuçlanmayıp henüz derdest olan işler nedeniyle de hakkaniyete göre vekalet ücreti talep edilebileceğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HI). 26.11.2013,2013/14009 – 2013/29248)

Dava, vekalet ücret alacağının tahsili istemine ilişkin olup, Avukatlık Yasasının 174/2. maddesinde, haksız azil halinde ücretin tamamının ödeneceği öngörülmüştür. Mahkemece azlin haksız olduğu kabul edildiğine göre, ücret alacağının tümünün ödetilmesine karar verilmesi gerekirken, davacının hak ettiği ücretten indirim yapılmak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Davacı, gerek müvekkilin asile ödemesi gerekli olan, gerekse karşı tarafa yükletilen vekalet ücretinin tahsili için eldeki davayı açmıştır. Avukatlık Kanununun 164/son maddesi hükmüne göre, karşı tarafa yükletilen vekalet ücreti avukata ait olup, karşı tarafa tahmil edilecek vekalet ücretinin miktarı, dava ve icra takibinin sonuçlanması ile belli olur. Vekil edenin avukatına ödeme borcu da, bunun karşı taraftan tahsil edildiği anda doğar. Henüz karşı taraftan vekalet ücreti alacağını tahsil etmemiş olan müvekkilden, avukat bu ücret alacağını isteyemez. Ancak kural böyle olmakla birlikte bu kurala sıkı sıkıya bağlı kalınmamalı, Avukatlık Kanununun 164/son maddesine işlerlik kazandıra
cak şekilde her olayın özelliğine, durum ve şartlarına göre değerlendirme yapılmalı, özellikle MK’nun 2. maddesinde belirtilen hakkın kötüye kullanılmasına, dürüstlük kurallarının ihlaline izin verilmemeli, gerektiğinde müvekkilin bu alacağını karşı taraftan tahsil etmiş olduğu da kabul edilmelidir.
Somut olayda davacının, vekalet görevini ifa ederken davalı tarafından haksız olarak azledildiği anlaşılmakta olup, davacı haksız azil nedeniyle karşı taraf vekalet ücretinden de mahrum kalmıştır. Bu nedenle davacı avukatın, Avukatlık Kanununun 164/son maddesinde düzenlenen karşı taraf vekalet ücretine de hak kazandığının kabulü gerekir. Davada akdi vekalet ücretinin yanında, mahrum kalman karşı taraf vekalet ücreti de talep edildiğine göre, mahkemece Avukatlık Kanununun 164/son maddesine göre hasma yükletilmesi gereken vekalet ücretinin de tespit ve tahsiline karar verilmesi gerekirken, sadece akdi vekalet ücreti yönünden hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 22.10.2013, 2013/24191 – 2014/25404)

Dava, vekalet sözleşmesine dayalı ücret alacağının tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir, davacı avukatın, vekalet görevini özen ve sadakatle yerine getirmediği, bu nedenle yapılan azlin haklı olduğu, dosyadaki tüm bilgi ve belgelerden anlaşılmakta olup, mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.’’ Hükmü mevcut olduğundan bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlanna göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Somut olayda azil haklı olduğundan davacı azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen dava ve takiplerden dolayı vekalet ücreti talep edemez. O halde mahkemece açıklanan hususlar doğrultusunda inceleme ve değerlendirme yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 11.6.2013,2013/13098 – 2013/15749)

Dava, vekalet sözleşmesine dayalı ücret alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacı avukatın, vekalet görevini özen ve sadakatle yerine getirmediği, bu nedenle yapılan azlin haklı olduğu, dosyadaki tüm bilgi ve belgelerden anlaşılmakta olup, mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Avukatlık Kanununun 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” Hükmü mevcut olduğundan bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlanna göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Somut olayda davacı, davalı şirkete aynı zamanda aylık ücret karşılığında hukuk müşavirliği hizmeti de vermiş olduğundan, azil tarihine kadar aylık ücretlerinin ödetil- mesini talep edebilirse de, azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen dava ve takiplerden dolayı ise vekalet ücreti talep edemez. O halde mahkemece açıklanan hususlar doğrultusunda inceleme ve değerlendirme yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 21.5.2013, 2012/17722-2013/13165)

Davacı avukat, davalıya vekaleten icra ve dava dosyası yürüttüğünü, davalının kendisini haksız olarak azlettiğini ileri sürerek, hak ettiği vekalet ücretinin tahsili amacıyla başlattığı icra takibine vaki davalının itirazının iptali istemiyle eldeki davayı açmış, davalı azlin haklı olduğunu savunmuştur. Mahkemece azlin haklı olduğu, ancak azil sebebinin oluşmasında davalının da kusurunun bulunduğu, ayrıca tek bir davadaki kusur nedeniyle vekalet ilişkisi kapsamındaki tüm davalardaki ücret hakkının yitirilmesinin hakkaniyete uygun olmadığı, hakkaniyete uygun bir ücret ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile takibin 500 TL asıl alacak üzerinden devamına karar verilmiştir. Avukatlık Kanununun 174. maddesinde “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcuttur. Mahkemenin azlin haklı olduğuna dair kabulü yerindedir. Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre haklı azil halinde avukat ancak takip ederek sonuçlandırdığı işlerden dolayı ücrete hak kazanır. Sonuçlandırdığı bir iş yok ise herhangi bir ücret isteyebilmesi olanaklı değildir. Öte yandan azil haklı kabul edildiğine göre karşı tarafın kusuru ve hakkaniyet gereği ücrete hak kazanılmasından söz edilemez. Öyle olunca mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda davacının isteyebileceği vekalet ücreti olup olmadığı belirlenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 18.4.2013, 2013/7175-2013/10150)

Yapılan araştırma ve inceleme ile alınan bilirkişi raponı hüküm tesisine yeterli değildir. Şöyle ki, 1136 sayılı Avukatlık Yasasının 174/2 maddesindeki azlin haksız olması halinde avukat ücretin tamamına hak kazanır. Azlin haklı olması halinde ise azilden sonraya ilişkin (azilden sonra devam eden veya kesinleşen) işler nedeniyle bir ücret isteyemez ise de, azil tarihine kadar olan tamamlanmış işler nedeniyle vekilin ücrete hak kazanacağı kabul edilmelidir.
Diğer yönden ücretin belirlenmesinde taraflar arasında sözleşme olup olmadığına göre ayrım yapılmaktadır. Sözleşme var ise 1136 Sayılı Avukatlık Yasasındaki 164. maddesindeki sınırlamalar aşılmamak kaydıyla ücret hesaplanmalı, sözleşme yok ise hukuki yardımın başladığı tarihteki 1136 sayılı yasanın 164/4. maddesindeki düzenleme dikkate alınmalıdır. Somut olayda yazılı ücret sözleşmesi bulunmamaktadır. 1136 Sayılı Avukatlık Kanunun 5043 sayılı Yasayla değişik 164/4 maddesinde, “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.” Bu oran belirlenirken davalının sarf ettiği emek ve mesai ile dava ve takibin ve uyuşmazlığın niteliği gözardı edilmemelidir. Ayrıca Avukatlık Kanununun 164/son maddesi hükmüne göre, kural olarak karşı tarafa yükletilen vekalet ücreti avukata aittir. Davacı avukat karşı tarafa yükletilecek vekalet ücretini de talep edebilir.
Somut olaya dönülecek olursa; Azil haksız olduğundan, davacı avukatların Avukatlık Kanununu 164. maddesinden doğan akdi ve karşı taraf vekalet ücretlerinin hesaplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir. (Y. 13. HD. 8.4.2013, 2013/6204 – 2013/8828)

Davacı, davalı Kooperatifin avukatı olduğu ve aralarındaki sözleşme gereğince avukatlık ücretlerinin ödenmediği iddiasıyla eldeki davayı açmıştır. Davalı, davacının talep ettiği ücretlerin ödendiğini, henüz tahsilat yapılmayan dosyadaki avukatlık ücretlerinin muaccel olmadığını ve davacının 14.2.2007 tarihinde azil edildiği için ücret talep edemeyeceğini savunmuştur. Mahkemece, azlin haklı olduğu ve davacının ücrete hak kazanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davanın açıldığı tarih itibariyle davacı davalı vekili olarak görev yapmakta olup 14.2.2007 tarihinde “görülen lüzum üzerine” davalı tarafından azledilmiştir. Her dava açıldığı tarihteki şartlara tabiidir. Dava açıldığı tarihte davacı vekil olarak görev yapmakta olup azil tarihine kadar vekillik görevini ifa ettiği ve hizmet verdiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davacının dava tarihine kadar verdiği hizmet karşılığı bitmiş işler veya sözleşme gereği talep edebileceği ücretin davacıya ödenmesi gerekir. Mahkemece davacının hizmet verdiği bu döneme ilişkin ücretin miktarı bilirkişi marifetiyle tespit edilerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın tümden reddine ilişkin hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 25.3.2013, 2012/12889 – 2013/7352)

Dava, haksız azil iddiası ile vekalet ücretinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davalının davacı olan vekillerini azlinin haklı olduğuna kanaat getirilmiş davanın tümden reddine karar verilmiştir. Azlin haklı olduğunun kabulünde yukarıdaki bentte açıklandığı üzere isabetsizlik bulunmamaktadır. Bununla birlikte, 1136 sayılı Avukatlık Yasasının 174/2 maddesi gereğince azlin haksız olması halinde avukat ücretin tamamına hak kazanır. Azlin haklı olması halinde ise azilden sonraki iş ve işlemler nedeniyle bir ücret istenemez ise de, azil tarihine kadar olan tamamlanmış işler nedeniyle vekilin ücrete hak kazanacağı kabul edilmelidir. Mahkemece, bilirkişi raporunda da tespit edilen bu husus göz önünde bulundurulmaksızın yazılı gerekçe ile davanın tümden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulmasını gerektirmiştir. (Y. 13. HD. 7.2.2013, 2012/23384-2013/2666)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkindir. Avukatlık Kanununun 174. maddesinde “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcuttur. Mahkemece azil haklı kabul edilip davacı avukat tarafından da azil tarihi itibariyle tamamlanmış iş olmadığına göre davacı vekalet ücreti isteyemez. Öyle olunca mahkemece davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 24.1.2013, 2012/20730 – 2013/1319)

Davacılar, birleşen Ankara lö.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/146 esas sayılı davada, davalıya vekaleten takip ettikleri Ankara 15.İcra Müdürlüğünün 2010/9060 ve 2010/9061 esas dosyalarında kısmi olarak tahsil ettikleri bedelleri davalıya teslim ettiklerini, hukuki yardımların karşılığı olarak davalının 6.000TL ödeme yaptığım, haksız azil nedeniyle akdi vekalet ücretine hak kazandıklannı ileri sürerek, fazlası saklı kalmak üzere 8.000TL vekalet ücretinin tahsili isteminde bulunmuşlardır. Mahkemece tahsil edilen miktarlar üzerinden vekalet ücreti hesaplanan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dava- cılann davahya vekaleten Ankara 15.İcra Müdürlüğünün 2010/9060 ve 2010/9061 esas sayılı dosyalarını yürüttüğü taraflar arasında çekişmesizdir. Mahkemece azil haksız kabul edildiğine göre davacılar yürüttükleri takip dosyalarına konu takip miktarlan üzerinden vekalet ücreti isteyebilirler. Bu yön göz ardı edilerek yanlış değerlendirme ile tahsil edilen miktarlar üzerinden vekalet ücreti hesaplanarak yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykın olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 17.1.2013,2012/18154-2013/692)

Davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde; davalının 15/04/2008 tarihli vekaletname ile davacı avukatı vekil tayin ettiği, davacının da bu vekaletnameye dayalı olarak Yatağan Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/220 esas sayılı dosyasında davalı vekili olarak görev yaptığı ayrıca davalının taraf olduğu başka dava ve icra dosyalarında da davalı vekili olarak görev yaptığı, akabinde 07/10/2010 tarihinde davalı tarafından çekilen ihtarname ile davacının azledildiği hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık, davacının haklı nedenlerle azledilip azledilmediği ve ücrete hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacı avukatın, vekalet akdi devam ederken ve davalının taraf olduğu (davalı sıfatıyla), Yatağan Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/222 esas sayılı dosyasının sonuçlanmasını beklemeden, Metin Lök’ün davacı olduğu Yatağan Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/83 esas sayılı dosyasında davalı vekili sıfatıyla hareket ederek aradaki vekalet akdinin esaslı unsurlarından güven unsurunu ihlal ettikleri anlaşılmaktadır. Esasen bu husus mahkemenin de kabulünde olup, bu hususun vukuu bulması nedeniyle davacının haklı olarak azledildiği de kabul edilmiştir.
Mahkemece azil haklı olarak kabul edilmiş ve fakat davacının Yatağan Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/220 Esas sırasındaki dava dosyasının davalı lehine sonuçlanmış olduğu gerekçesiyle dosyadaki emek ve mesaisine karşılık olarak 25.000 TL’ye hükme- dilmiştir. Oysa ki anılan dava dosyasının Yargıtay ll.H.D’nin 28.2.2012 tarih ve 2010/5488 Esas ve 2012/2873 Karar sayılı kararı ile davalı aleyhine bozulduğu hal böyle olunca davalı lehine kesinleşmiş bir davadan da bahsedilemeyeceği anlaşılmaktadır. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davacı avukat haklı nedenlerle azledildiği için Avukatlık Kanunu’nun 174/2. maddesi hükmüne göre herhangi bir ücret alacağı bulunmamaktadır. Mahkemece, davacının haklı olarak azledildiği kabul edilmesine rağmen, haklı azil nedeniyle ücret isteyemeyeceği gözetilerek davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 13.12.2012, 2012/14053 – 2012/28551)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacı avukatın, davalının vekili sıfatıyla Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/169 esas sayılı dosyası ile “tapu iptal tescil” talebiyle açmış olduğu davada, dava değerinin 5.000,00 TL olarak gösterilip, 1/4 miktarındaki peşin harcın da bu miktar üzerinden yatırıldığı, 6.6.2006 tarihinde davanın reddine karar verildiği, 10.7.2006 tarihinde de davacının azledildiği, bundan sonra ise temyiz edilen kararın Yargıtay I. Hukuk Dairesince bozulduğu ve davanın halen derdest olduğu anlaşılmaktadır. Hükme esas alman bilirkişi raporunda, davacı avukata ödenmesi gereken vekalet ücreti hesabı, söz konusu davada alınan bilirkişi raporunda taşınmazın değeri olarak belirtilen 2.812.104,43 TL üzerinden davalıların paylarına göre tespit edilmişse de, dava açılırken dava değeri 5.000,00 TL olarak gösterildiği gibi, 1/4 miktarındaki peşin harç da bu miktar üzerinden yatırılmış olup, azil tarihi itibariyle dava değeri attırılmamış olduğundan, vekalet ücretinin de, azil tarihi itibariyle harcın yatırıldığı dava değeri üzerinden tespit ve tahsiline karar verilmesi gerekirken, açıklanan bu husus göz ardı edilerek, ücret hesabında söz konusu davada müddeabihin değeri olduğundan bahisle bilirkişi tarafından tespit edilen 2.812.104,43 TL’nin esas alınmış olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 2.10.2012,2012/6617-2012/21766)

Davacı avukatların, davalı tarafından haksız olarak azledildikleri dosyadaki delillerden anlaşılmış olup; Mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Davalının geçirdiği trafik kazası nedeniyle davacı avukatlar tarafından açılan tazminat davasında dava değeri, ıslah dilekçesi ile 77.989.50 TL.ye çıkarılmış olup, vekalet ücretinin bu miktar üzerinden ve davanın açıldığı 2003 tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Kanununun 164. maddesi gereğince harcadıkları emek gözetilerek %5 ile %15 arasındaki bir oran üzerinden hesaplanması ve sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, tazminat dosyasında hükmedilen 4.000 TL üzerinden, AAÜT.ne göre hesaplama yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 24.9.2012,2012/14500 – 2012/20806)

Davacı avukatın, davalıdan 8.10.2001 tarihinde aldığı vekalet ile, adına ecrimisil davası açıp takip ettiği, bu davanın 8.2.2006 tarihinde kabulüne karar verilip, 15.2.2007 tarihinde kesinleştiği, davacı avukatın bu ilamı icraya koyarak dosyaya yatırılan bedelden tahsilatlar yaptığı ve 14.7.2006 tarihinde tebliği edilen ihtar ile azledildiği dosyadaki bilgi ve belgelerle tüm dosya kapsamından anlaşılmaKtadır. Mahkemece azlin haklı olduğu kabul edilmiş, davacının icra dosyasında tahsil ettiği bedelin Avukatlık Ücret Tarifesine göre hesaplanan bedelden fazla olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Avukatlık Kanunu’nun 174/2. maddesi hükmüne göre avukat kusur veya ihmali nedeniyle azil edilmiş yani azil haklı ise ücretinin ödenmesi gerekmez. Vekalet ücreti üstlenilen işin sonuçlanması ile muaccel olur. Somut olayda davacı avukat haklı olarak azil edildiğine göre, azıl tarihinden önce bitirdiği işlerden dolayı ücret isteyebileceği gözetilerek, takibe konu dava dosyasının azil tarihinde sonuçlandığı ve taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunduğu gözetilerek sözleşme hükümlerine göre talep edebileceği ücret belirlenmeli ve sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HI). 26.4.2012, 2011/12300-2012/11269)

Davacılar, eldeki davada takip ettikleri dava ve icra takip dosyaları nedeniyle vekalet ücreti talebinde bulunmuşlar, davalı ise davacıları haklı olarak azlettiğini savunmuştur. Mahkemece, davalının davacıları haklı nedenlerle azlettiği benimsenerek icra inkar tazminatı istenemeyeceği belirtilmek suretiyle itirazın iptaline karar verilmiş olup, davacılar kararı temyiz etmemekle mahkemenin gerekçesini benimsemiş bulunmaktadırlar. Hal böyle olunca davacıların haklı nedenlerle azledildiğinin kabulü gerekir. Davalı davacıları haklı olarak azlettiği için de davacı avukatların herhangi bir vekalet ücreti talep etmeleri olanaksızdır. Mahkemece değinilen bu yön gözetilerek, haklı olarak azledilen davacı avukatların bir ücret talep edemeyecekleri benimsenmek suretiyle davanın tümüyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 28.2.2012, 2011/12349 – 2012/4654)

Davacının, Avukatlık Kanununun 34. maddesine aykın hareket ederek, vekaleten tahsil ettiği miktarı hapis hakkı koşullanna aykırı olarak uhdesinde tuttuğu, bu nedenle yapılan azlin haklı olduğu, dosyadaki tüm bilgi ve belgelerden anlaşılmakta olup, mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” Hükmü mevcut olduğundan bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Mahkemece Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 23.9.1987 tarihli 3/186-957 sayılı karanna atılla bulunularak, davacının, azle neden olan dava dışındaki takip ve davalarda herhangi bir kusur ve ihmalinin bulunmadığı belirtilmek suretiyle, Avukatlık Kanununun 164/4 ve 164/son maddelerine göre, haklı azil olmasaydı avukatın hak edeceği ücret hesaplanıp, bu miktardan takdiren 2/3 oranmda indirim yapılarak hüküm kurulmuş olması ise isabetli değildir. Kaldı ki, sözü edilen Hukuk Genel Kurulu kararında, “azle yol açan davranışın davalının aleyhine sonuç doğurmaması”, ön koşul olarak belirtilmiş olup, davacının, davalı müvekkili nam ve hesabına tahsil ettiği miktarı hapis hakkı koşullarına aykırı olarak uhdesinde tutmuş olması karşısında, dava konusu olayda mahkemece atıf yapılan kararda belirtilen ön koşul da oluşmamıştır. Vekalet ilişkisi bir bütün olup azil, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceğinden, davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir. O halde mahkemece açıklanan hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HI). 7.2.2012,2012/4594-2012/ 237)

Davacının, 9.1.2007 tarihli vekaletname ile avukatı olan davalıyı, 16.7.2007 tarihli azilname ile azlettiği ve azlin de haklı olduğu, dosyadaki delillerden anlaşılmaktadır. Avukatlık Kanununun 174. maddesi gereğince, azlin haklı olması halinde avukat vekalet ücreti isteyemez. Kural bu olmakla birlikte; davalı avukatın, dava dışı Sigorta Şirketinden 46.075 TL tazminat olarak sigorta şirketini 26.4.2007 tarihli ibraname ile ibra ettiği, böylece üzerine aldığı işi azilden önce bitirdiği, anlaşılmaktadır. Dairemizin uygulamasında da azil haklı bile olsa, avukat bitmiş işlerden vekalet ücretine hak kazanır. Mahkemece, davalı avukatın bitirdiği iş için olması gereken ücret belirlenerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde nasıl hesaplandığı anlaşılmayan vekalet ücretinin 125 TL olduğu gerekçesiyle karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. Hl). 30.1.2012, 2011/14853 – 2012/1467)

Haksız olarak azledilen avukat, takip ettiği her dava için avukatlık ücretinin tamamına hak kazanır. Avukatın bu ücret alacağı kapsamında, müvekkili ile arasında yapılan ücret sözleşmesi gereğince hesaplanan vekâlet ücreti ile yasanın 164/son maddesi gereğince aksine sözleşme yapılmadığı için karşı tarafa yüklenen vekalet ücreti alacağının da avukata ait olacağında duraksama olmamalıdır.
Davacı, davalının vekili olarak takip ettiği ve haksız fesih nedeniyle ücretini alamadığı dava dosyalarına ait vekâlet ücretinin tahsili ile sözleşme gereği ödenecek bakiye vekâlet ücretinin tahsilini istemiştir. Davalı yan sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini ispatlayamamıştır. Mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Haksız olarak azledilen avukat, takip ettiği her dava için avukatlık ücretinin tamamına hak kazanır. (Avukatlık Kanunu 174/2 maddesi) Avukatın bu ücret alacağı kapsamında, müvekkili ile arasında yapılan ücret sözleşmesi gereğince hesaplanan vekâlet ücreti ile yasanın 164/son maddesi gereğince aksine sözleşme yapılmadığı için karşı tarafa yüklenen vekalet ücreti alacağınında avukata ait olacağında duraksama olmamalıdır. Avukatlık yasasının 164/son maddesinde açıklanan ve aksine sözleşme olmadığında avukata ait olacağı kabul edilen ücret alacağı yargılama ve icra gideri niteliğinde olduğundan ancak dava ve takip sonuçlandığında miktarı belli olur ve bundan sonra müvekkil tarafından hasımdan tahsili mümkün hale gelir.
Müvekkilin vekiline ödeme borcu da hasım taraftan tahsil edilmeden doğmaz. Diğer bir anlatımla hasım taraftan henüz vekâlet ücreti alacağını tahsil etmemiş veya edememiş olan müvekkilden avukat bu alacağını isteyemez. Tahsil edilmiş olmasını beklemek durumundadır. Kural böyle olmakla birlikte, hâkim bu kurala sıkı sıkıya bağlı kalmamalı, Avukatlık Yasasının 164/son maddesine işlerlik kazandıracak şekilde her olayın özelliğine, durum ve şartlarına göre değerlendirme yapmalı, özellikle M.K.’nun 2. maddesinde ifadesini bulan hakkın kötüye kullanılmasına ve dürüstlük kurallarının ihlaline izin vermemeli, gerektiğinde müvekkilin dava veya takip sonucunda belirlenen bu ücret alacağını tahsil etmiş kabul etmeli, aksi halde bu nitelikteki ücret alacağına ilişkin istemi henüz muaccel olmadığından reddetmelidir. Bu itibarla mahkemece, davacının haksız azledildiği nazara alınarak az yukarıda açıklanan ilke ve açıklamalar ışığında araştırma ve inceleme yapılması, gerekirse yeni bir bilirkişiden rapor alınmak suretiyle hâsıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD.7.6.2011, 2010/17319-2011/8929)

Azil haksız olduğuna göre, avukat, karşı yana yükletilecek vekalet ücretini de isteyebilir.
Mahkemece, azlin haksız olduğu kabul edilerek bilirkişi tarafından 1136 sayılı yasanın 164/4 maddesine uygun olarak hesap edilen vekâlet ücretine hükmedilmiş, ancak işi biten dosyalarda davacının talebi olmadığı belirtilerek karşı yan vekâlet ücretine hükmedil- memiştir. Ne var ki, davacı avukat dava dilekçesinde karşı yana yükletilecek vekâlet ücretini de açıkça bildirerek bu kısım ücretini de dava konusu etmiştir. Azlin haksız olduğu Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacı bu kısım ücreti de talep edebilir. Öyle olunca, Mahkemece hasma tahmil olunan vekâlet ücreti alacağına da hükmedilmesi gerekirken aksine düşünce ile davacının bu yöne ilişkin talebinin reddi doğru görülmemiştir, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 22.3.2011,2010/13040-2011/4244)

Davacı davalıdan aldığı 23.12.2008 tarihli vekaletle, dava dışı Vakıflar Bankası Sandığı aleyhine iş mahkemesinde alacak davası açıp takip ettiğini, ancak 8.9.2009 tarihli ihtarla haksız olarak azledildiğini, ücret sözleşmesine göre kararlaştırılan 4.748 Tl ile yasal vekalet ücreti 5.148 TL.nin ödenmesi için icra takibi yaptığını ileri sürerek, haksız itirazın iptali ile %40 inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün de avukatı olduğunu öğrendiğini ayrıca takip ettiği dosyada da ihmalleri bulunduğu bu nedenle haklı olarak azlettiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, 4.000 TL. Üzerinden itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davalının 23.12.2008 tarihli vekaletname ile davacıyı vekil tayin ettiği ve 29.12.2008 tarihli ücret sözleşmesinin düzenlendiği, davalı adına İş Mahkemesinde 31.12.2008 tarihinde dava açıp takip ettiği ve 8.9.2009 tarihli ihtarla “gördüğüm lüzum üzerine” denilmek suretiyle azledildiği dosyadaki bilgi ve belgelerle tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında düzenlenen ücret sözleşmesinde; dava dışı Vakıflar Bankası Sandığı aleyhine açılacak tüm davalardan alınacak toplam bedelin %10’nun ve mahkemece hükmedilecek vekalet ücretinin tamamının davacı avukata vekalet ücreti olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davacı avukatın sarf ettiği emek ve mesaisi ile hak ve nesafete göre takdiren 4.000 TL. Ücrete hak kazandığı gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmiştir. Avukatlık Kanunu’nun 174/2 maddesi gereğince avukatın azli halinde ücretin tamamı avukata verilir. Davacı avukatın haksız olarak azledildiği mahkemenin de kabulündedir. O halde, ücret sözleşmesi geçerli olduğuna ve davacı avukat da haksız olarak azledildiğine göre, taraflar arasındaki 23.12.2008 tarihli ücret sözleşmesinin tarafları bağlayacağı kabul edilerek ve haksız azil ile ücretin muaccel hale geldiği gözetilerek, Avukatlık Ücret Sözleşmesinde kararlaştırılan şekilde davacı avukatın talebe haklı olduğu ücret belirlenerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece, yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykın olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 3.3.2011,2010/11667-2011/3110)

Davalının, davacıların talimatı üzerine dava dışı şahıslar aleyhine icra takibi yaptığı ve ancak icra takibinden uzun bir süre sonra 17.11.2008 ve 25.11.2008 tarihli azilnameler ile haksız olarak azledildiği dosya kapsamından anlaşıldığı gibi bu husus mahkemeninde kabulündedir. Mahkemece, davalının yaptığı 2008/92 sayılı takip dosyasında taşınmazlar üzerindeki haczin kaldırılması talep edildiğinden alacağın haricen tahsil edildiğinin kabulünün gerektiği, diğer dosya da ise böyle bir işlem yapılmadığı için alacağın tahsil edilmediği ve tahsil edilmeyen alacaktan dolayı davalının vekalet ücreti isteyemeyeceği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuştur. Ne var ki, davalının
17.11.2008 ve 25.11.2008 tarihli azilnameler ile haksız olarak azledildiği sabit olup, davalı azil nedeniyle bahsi geçen 2008/91 sayılı icra takip dosyasını takip etme imkanından mahrum bırakılmıştır. Bir başka deyişle 2008/91 sayılı dosyada tahsilat yapılamaması davalının kusurundan kaynaklandığı için ve davacı tarafından haksız olarak azledilmesinden kaynaklamnası nedeniyle davalı 2008/91 sayılı icra dosyasından da tarife uyarınca ücret isteme hakkına sahiptir. Haksız azil halinde avukatın ücretinin tamamını isteyebileceği de Avukatlık Kanununda düzenlenmiştir. Hal böyle olunca davanın tümüyle reddine karar verilmesi gerekir. Mahkemece değinilen bu yön gözetilerek davanın tümüyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabul kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 14.12.2010, 2010/7871 -200/16860)

Dava, vekalet ücret alacağının tahsili istemine ilişkin olup, Avukatlık Yasasının 174/2. maddesinde, haksız azil halinde ücretin tamamının ödeneceği öngörülmüştür. Mahkemece azlin haksız olduğu kabul edildiğine göre, ücret alacağının tümünün ödetilmesine karar verilmesi gerekirken, davacının hak ettiği ücretten 1/3 oranında indirim yapılmak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 5.10.2010, 2010/422 – 2010/12672)

Davacının davalı adına 2008/115 ve 2009/9 esas sayılı davaları açıp takip ederken herhangi bir neden göstermeksizin davacının azledildiği dosya kapsammdan anlaşılmaktadır. Bu dava dosyalarında karşı tarafın davayı kabul ettiğini beyan etmesinden sonra davacı azledilmiş, davaların ise takipsiz bırakılması nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Mahkemece davanın kabulü nedeniyle davacı avukatın alacağı ücreti vekaletin AAÜTün 6. maddesine göre yarısının tahsiline karar verilmiştir. Davacının haksız azledildiği dosya kapsamından anlaşılmakla davacı ücretin tamamına hak kazanır. Azil ile davacı vekil davadan el çektirildiğinden artık yargılamanın devamı ile davaların sonuçlandırılması imkanı kalmamıştır. Kaldı ki takip edilen davalarda karşı tarafin kabul beyanı bulunsa da dava kabul nedeniyle değil takipsiz bırakılması nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Bu husus davada karşı taraftan tahsil olunacak ücreti vekalet ile ilgili olup, vekil ile müvekkili arasındaki ücrete ilişkin değildir. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi de bulunmadığına göre dava değeri üzerinden hesaplanacak ücreti vekaletin tamamının davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 23.9.2010,2010/4252-2010/11975)

Davalının 17.1.2007 tarihli vekaletname ile davacıyı vekil tayin ettiği, aynı tarihli ücret sözleşmesinin düzenlendiği, davalı aleyhine 18.12.2006 tarihinde açılan ortaklığın giderilmesi davasında davalı adına cevap dilekçesi verdiği ve ilk celseden önce 19.2.2007 tarihli ihtarla “gördüğüm lüzum üzerine” denilmek suretiyle azledildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Taraflar arasında düzenlenen ücret sözleşmesinde dava konusu taşınmaz değerinin %5 oranında vekalet ücretinin ödeneceği de kararlaştırılmıştır.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, ücret sözleşmesinin başarıya göre değişme koşulu bulunmadığından geçersiz olduğu, İstanbul Barosunun tavsiye niteliğindeki öngörülen tarifedeki 3.500 TL. Ücretten davacı avukatın emek ve mesaisine göre takdiren 2.000 TL. Ücrete hak kazandığı gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmiştir. Davacı avukatın haksız olarak azledildiği mahkemenin kabulünde olduğu gibi, davalı da hükmü temyiz etmeyerek bu hususu kabul etmiştir. Avukatlık Kanunu’nun 174/2 maddesi gereğince avukatın azli halinde ücretin tamamı avukata verilir. Ayrıca 5043 sayılı Yasa ile Avukatlık Kanununda yapılan değişiklikle ücret sözleşmesinin geçerliliği için başarıya göre değişme koşulunun aranmayacağı düzenlemesi getirilmiştir. O halde, ücret sözleşmesi geçerli olduğuna ve davacı avukat haksız olarak azledildiğine göre, taraflar arasındaki 17.1.2007 tarihli ücret sözleşmesinin taraftan bağlayacağı kabul edilerek ve haksız azil ile ücretin muaccel hale geldiği gözetilerek, Avukatlık Ücret Sözleşmesinde kararlaştırılan şekilde davacı avukatın talebe haklı olduğu ücret belirlenerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece, yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 16.9.2010, 2010/3974 – 2010/11597)

Davalının davacının avukatı olarak yazılı sözleşme yapılmaksızın vekilliğini üstlendiği, davacı şirketin alacakları için açılan davada temsil ettiği, icra takipleri başlattığı, icra ceza, icra mahkemesinde davalar açtığı, icra takiplerinde henüz bir tahsilat yapılamadığı, davalının ücret talebini müteakip azledildiği, ücret alacağı için iki ayrı takip yaparak 6.500 YTL ve 5.350 YTL ücret alacağının KDV si ile birlikte tahsili için icra takibi başlattığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda takip edilen dosyaların kapsamına göre 5043 sayılı avukatlık kanunun 164. maddesinde değişiklik yapılmasına ilişkin kanun uyarınca, dava ve takibe konu alacak miktarları toplamı üzerinden Avukatlık Kanununun 164. maddesine göre ücret takdiri için kazanılmış bir dava ve kesinleşmiş bir ilam olmaması nedeniyle azil tarihinde geçerli olan AAÜT hükümlerine göre hesaplama yapılacağı belirtilmiş, bir kısım dava ve takipler içinde karşı yan ücreti vekaleti hesaplanmamıştır. Bu bilirkişi raporuna göre karar verilmiştir. Dosya kapsamından davalı avukatın İstanbul 2.icra müdürlüğünün 2003/11119-11118-5637 ve İstanbul 10.icra müdürlüğünün 2004/125 esas sayılı icra takipleri, İstanbul 4.İcra Tetkik Mercinin 2003/4401-3479 esas sayılı icra ceza dosyaları, İstanbul 6.Asliye Ceza Mahkemesinin 2002/1410 esas sayılı ceza davası, 2004/383 esas sayılı İstanbul 8.Ticaret Mahkemesi dava dosyalarında davacı şirketin vekili olarak görev yaptığı, bunlardan ceza, icra ceza, icra tetkik merci dava dosyalarının sonuçlandığı, diğerlerini derdest olduğu anlaşılmaktadır. Davalı avukatın 9.1.2006 tarihli azilname ile geçerli bir neden gösterilmeksizin haksız olarak azledildiği mahkemenin de kabulündedir. Davacının haksız olarak azledilmesi ile hukuki yardım sona erdiğinden, dava ve takiplerin davacı yönünden tahsili veya nihai karar elde edilmesi artık mümkün değildir. Bu nedenle takip edilen işlerin dava ve takip değeri gözetilerek, Avukatlık kanunun 164. maddesi hükmüne göre dava ve takip tarihleri itibarıyla o tarihte yürürlükte olan Avukatlık Kanununun 164. maddesi hükmüne göre (AAÜT’nin altında kalmamak kaydıyla) belirlenecek yüzdelik oran nisbetinde, değeri para ile ölçülemeyen işlerde ise AAÜT’ne göre belirlenecek ücreti vekaletin verilmesi gerekir. Mahkemece değeri parayla ölçülebilen dava ve takipler yönünden de kesinleşmiş ilam, kazanılmış dava olmaması gerekçesi ile AAÜT hükümlerini uygulayan bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Avukatlık Kanunun 164/4. maddesi hükmüne göre dava sonunda kararla tarifeye dayanarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Davalının haksız olarak azledilmesi ile hukuki yardım sona erdiğinden, dava ve icra takiplerinin davalı yönünden sonuçlandırılması ve tahsili artık mümkün değildir. Buna göre takip edilen icra dosyaları bakımından tahsil edilebilir aşamaya gelmiş olanlar bakımından takip tarihindeki AAÜT’ne göre hesaplanacak karşı taraftan tahsil olunacak vekalet ücretinin toplamının, müvekkilden tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
4- Avukat tarafından takip edilen İstanbul 8.Ticaret Mahkemesinin 2004/383 esas sayılı dava dosyasında 15.9.2004 tarihinde davalı vekili olarak görev yaptığı, davanın 18.400 TL dava değeri üzerinden açıldığı bildirilmiş ise de 8.12.2004 tarihli celsede dava dilekçesinde yazılı miktarlar toplamı üzerinden harcın tamamlatılması için davacı tarafa süre verildiği görülmüştür. Mahkemece bu dava dosyasında harcın tamamlanıp tamamlanmadığı hususu araştırılarak, tamamlanmış ise yeni dava değeri üzerinden o tarihte yürürlükte olan 5043 SK. hükümlerine göre müddeabihin %10-20‘si üzerinden hesaplanacak ücreti vekalet ve karşı yan ücreti vekaletinin hesaplanması gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD 13.5.2010, 2009/15493 – 2010/6763)

Avukatlık Kanunu’nun 174/2. maddesi hükmüne göre avukat kusur veya ihmali nedeniyle azil edilmiş yani azil haklı ise ücretinin ödenmesi gerekmez. Somut olayda, davacı avukat haklı olarak azil edildiğine göre, tam ücret talep etme hakkına sahip olmayıp, ancak yaptığı işlerden dolayı emek ve mesaisi gözetilerek, hak ve nesafete göre ücret isteyebileceği kabul edilip, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 21.1.2010, 2009/6471 -2010/422)

Davacı, davalının vekili olarak takip ettiği dava ve takipler nedeniyle hak kazandığı vekalet ücretinin tahsili amacıyla başlattığı icra takibine vaki davalının itirazının iptali istemiyle eldeki davayı açmıştır. Mahkemece azlin haksız olduğu kabul edilerek tarafların anlaştıkları bir vekalet ücreti bulunmadığından davacının Avukatlık Kanunu ile buna istinaden çıkartılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen asgari tutarları isteyebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemenin azlin haksız olduğu yönündeki kabulü yerindedir. Davacının davalının vekili olarak Gemlik İcra Müdürlüğünün 2009/86 ve 2009/88 esas sayılı takip dosyaları ile Gemlik 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/66 esas ve Gemlik 2. Asliye Ceza Mahke-mesinin 2009/83 esas sayılı davalarında davalıyı temsil ettiği dosya kapsamından anlaşılmakta olup bu husus taraflar arasında da çekişmesizdir. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmamaktadır. Bu durumda davacı vekil. Avukatlık Kanununun 164/4 maddesi gereğince, takip ettiği icra takip dosyalarına konu alacak miktarlarının %10 ile %20’si arasında belirlenecek vekalet ücreti isteyebilir. Ayrıca takip ettiği ceza davaları için de Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenecek maktu vekalet ücretini isteyebilir. Öyle olunca mahkemece açıklanan ilkeler doğrultusunda davacının hak ettiği vekalet ücreti taraf ve Yargıtay denetimine açık ve dökümlü bir şekilde hesaplanarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken denetime olanak sağlanmadan ve yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 3.11.2011, 2011/16259 – 2011/15999)

Gerek Avukatlık kanunu hükümleri ve gerekse Borçlar Kanununun 390 ve devamı maddeleri hükümlerine göre, avukat vekalet görevini sadakat ve özen ile ifa etmek zorundadır. Nitekim BK. 390/1 maddesinde vekilin sorumluluğu işçinin sorumluluğu ile eşdeğer tutulmuştur. BK. 321 maddesince de nasıl işçi taahhüt ettiği işi ihtimam ile itaya mecbur ve kasıt ihmal ve dikkatsizliğinden işverene karşı sorumlu ise vekilde aynı yükümlülük ve sorumluluk altındadır. Sadakatle ifa ise müvekkilin yararına ve onun arzularına uygun olarak hareket etme başka bir anlatımla işini gördüğü kimsenin menfaat ve iradesine uygun davranma borcunu kapsar.
Avukatlık Kanununun 174. maddesi hükmüne göre avukat haklı bir nedenle azledildiği takdirde ücrete hak kazanamaz. Her ne kadar davacı avukatın davalı vekili olarak İstanbul Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesinde 15.6.2001 tarihinde 2001/891 esas sayılı dava dosyası ile açtığı davada özen ve sadakat borcuna aykırı davrandığı kendisinden kaynaklanan nedenlerle davanın sürüncemede bırakıldığı söylenemez ise de aynı mahkemede yine davacı tarafından davalı vekili olarak 4.9.2001 gününde 2001/1167 esas sayılı dava dosyası ile açılan dava mahkemece zamanından önce açılmış olması nedeniyle 9.7.2002 gününde reddedilmiş bunun üzerine de davalı yanca davacı avukat 10.10.2002 gününde azledilmiştir. Nitekim anılan dava dosyası Yargıtay incelemesinden geçmek suretiyle 3.6.2003 gününde kesinleşmiştir. Davacı 2001/1167 esas sayılı davayı davalının talimatı sonucu açtığını iddia etmiş ise de bu iddiasını yasal delillerle ispat edememiştir. Vekalet akdi güven ilişkisine dayanan akitlerden olup, üstlendiği iş ile ilgili tüm yasal mevzuatı bilmek zorunda olan vekilin zamansız dava açmış olması vekil edenin güven ilişkisini sarsacak hallerden sayılmak lazım gelir. İstanbul Fikri ve Sinai Haklar mahkemesinin 2001/891 Esasında açılan dava, zamansız açılan 2001/1167 esas sayılı dava neticesini beklediği gözetildiğinde davalı yönünden zarar unsuru da gerçekleşmiştir. Bu da azlin haklı olduğunu göstermektedir. Hal böyle olunca mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kısmen kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 1.11.2005, 9611 – 16246)

Vekalet görevinden haksız azledilen avukat, vekaleten hiçbir iş yapmasa dahi tam vekalet ücretine hak kazanır. Bu vekalet ücreti, taraflar arasında geçerli ücret sözleşmesi var ise bu sözleşmede kararlaştırılan, sözleşme yok veya olmasına rağmen hukuken geçersiz ise, davacı avukat Avukatlık Yasasının 163. maddesinin son fıkrası gereğince müvekkili davalıdan asgari ücret tarifesi gereğince hesaplanacak ücret alacağım isteyebilir. Davacının bu davada salt ücret sözleşmesine dayanması yasadan doğan bu hakkından vazgeçtiğini göstermez. (Y. 13. HD. 20.4.1993,1381 -3362)

Vekalet sözleşmesi karşılıklı güvene dayanan bir sözleşme olup, güven sözleşmenin en önemli unsurunu teşkil eder. Bu nedenle taraflardan her biri sözleşmeyi her zaman feshedebilirse de fesih haksız ise avukat kalan sürenin sonuna kadarki ücrete hak kazanır.
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl dava ve davalının birleşen davasının kabulüne, davacı avukatın birleşen davasının reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avuka- tınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
I- Davacı avukatın, davalının vekili olarak davalıya ait 25 parça 269.145 m2 alanlı taşınmazlarının sit alanı dışına çıkarılması işini üstlendiği, aralarında birisi tarihsiz diğeri 29.7.2004 tarihli avukatlık ücret sözleşmeleri imzalandığı, davacının üstlendiği işi sonuçlandırmak için uğraşlar verip davalar açtığı ve iç hukuk yollarını tükettikten sonra da 22.9.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruda bulunduğu, yapılan bu başvurunun sonuçlanmadığı, davacıya davalı vekil eden tarafından dosyada örneği olan 3.8.2004 tediye fişinden ve davacının davalıya yazdığı 14.4.2005 tarihli yazı örneği ve yine davacının 28.11.2005 tarihli layihasından 10.000 YTL’nin ödendiği, daha sonra davalı tarafından davacının 9.8.2005 tarihinde noterden gönderilen azilname ile azil edildiği hususu tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Davacı, azlin haksız olduğu iddiası ile hakettiği ücretin belirlenip, şimdilik 20.000 YTL’nin tahsilini istemekte, davalı, azlin haklı olduğunu, davacının ücrete hak kazanmadığını bildirip, ödediği avansın tahsilini birleşen davası ile istemektedir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü için öncelikle azlin haklı olup olmadığı ile, davacının ücrete hak kazanıp kazanmadığı, ödenen paranın avans mı, ücret mi olduğu hususlarının belirlenmesi gereklidir.
Vekil, üstlendiği işi BK’nın 389, 390, 392. maddeleri hükmüne göre, vekil edenin talimatı doğrultusunda iyi bir surette, hüsnüniyetle ve özenle ifa etmekle yükümlü olduğu gibi, vekil edenin talebi üzerine yapmış olduğu işin hesabını vermekle yükümlüdür. Azlin haklı olup olmadığının belirlenmesi için, taraflar arasındaki ücret sözleşmesinin ve gelişen olayları gösteren belgelerin incelenmesi gerekir.
Taraflar arasında önce yapıldığı anlaşılan tarihsiz ücret sözleşmesinde özetle “sit kararı alınan kooperatif arsaları için açılacak davalar sonucunda hükmedilecek bedelin %10’unun dava hitamında ücret olarak ödeneceği, giderler için 500.000.000 TL avans ödeneceği”, 29.7.2004 tarihli ücret sözleşmesinde yine özetle “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kooperatif taşınmazları için açılan davanın kooperatif lehine sonuçlanması halinde, dava değerinin %5’inin ücret olarak, paranın veya taşınmazların kooperatifin zilyetliğine geçmesinden sonra ödeneceği, avukata yapılan ödemelerin dava avansı olduğu, dava sona erdiğinde avukat tarafından defaten kapatılacağı” belirtilmiştir. Her iki sözleşme içeriğinden, davacı avukatın ücretinin dava sonucu ödeneceği, davacıya davalı tarafından ödenen 10.000 YTL’nin masraf avansı olarak ödendiği hususu açık ve net olarak anlaşılmaktadır. Bunun böyle olduğu davacının davalıya yazdığı 6.10.2003, 16.10.2003, 15.3.2004, 11.3.2005 tarihli yazıları ile, yaptığı harcamalar ve emeğine karşılık ödeme yapılmasını istemesinden de anlaşılmaktadır. Sözleşmede davacının ücretine karşılık peşinen ve aralıklarla bir ödeme yapılacağına dair açıklık bulunmamaktadır. Öyle olunca yapılan ödemenin masraflara karşılık avans olduğunun kabulü de zorunludur. Davacının sözleşme şartlarına aykırı olarak devamlı avans ve ödeme istemesi üzerine, davalının 12.4.2005 ve 21.4.2005 tarihli noter aracılığı ile gönderilen ihtarlara rağmen aldığı avansın hesabını vermemesi karşısında, davacı avukatı 9.8.2005 tarihinde azil etmesi haklı sebebe dayanmakta ve davacı, azil edilmesine kusurlu, haksız tutum ve davranışlarıyla neden olmuştur.
Azil her ne kadar haklı ise de, davacının üstlendiği işi azil tarihine kadar davalı vekil eden lehine takip edip getirdiği, davalının, davacının azil tarihine kadarki emek ve mesleki bilgisinden yararlandığı, davacının davranışı nedeniyle davalının herhangi bir zarara uğramadığı da anlaşıldığından, davacı sözleşmeye göre ücret isteyemez ise de, HGK’nın 1987/3-186 E, 957 K sayılı ilamında belirtildiği gibi, davacının sarfettiği emeği, mesaisi, üstlendiği işi getirdiği durumu nazara alınarak uygun bir ücretin takdir ve tayin edilmesi hakkaniyete uygun olacaktır.
Öte yandan, davacı avukatın aldığı avans nedeniyle davalı vekil edenine ve mahkemeye belge ibraz edip, hesap vermemiş ise de, davalı adına üstlendiği işi sonuçlandırmak için iç hukuk yollarını tüketerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruda bulunduğuna göre, birtakım masraflar yaptığının kabulü de zorunludur. Öyle ise, davacının yapması zorunlu olan masrafların da araştırılıp, belirlenerek aldığı avanstan düşülmesi gerekir. Mahkemece yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda davacının talep edebileceği avukatlık ücreti ve yaptığı masraflar belirlenip, sonucuna uygun olarak davacı avukatın ve davalı vekil edenin birleşen davası hakkında karar verilmesi gerekirken, yetersiz ve çelişkili bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2- Taraflar arasında 1.1.2002 tarihinde düzenlenen “Hukuki Danışmanlık Sözleşmesi” ile davacı avukat, davalıya hukuki konularda danışmanlık hizmeti vermeyi, davalı da her ay belli bir ücret ödemeyi üstlenmişlerdir. Sözleşmenin 8. maddesinde süresinin bir yıl olup, taraflar süre sona ermeden 30 gün önce yazılı olarak feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde, sözleşmenin aynı süre için yenilenmiş sayılacağını da taraflar kararlaştırmışlardır. Sözleşme gereği 2002, 2003 yıllarında tarafların edimlerini yerine getirdikleri konusu tartışmasızdır. Davalı vekil eden 31.12.2003 tarihli yazı ile aralarındaki “hukuki danışmanlık sözleşmesini” fesih ettiğini davalıya bildirmiş ise de, bu fesih sözleşmede belirtilen feshi ihbar süresine uygun olarak yapılmamıştır. Dolayısı ile taraflar
arasındaki hukuki danışmanlık sözleşmesi 2004 yılı içinde yenilenmiştir. Ne var ki, vekalet sözleşmeleri karşılıklı güvene dayanan bir sözleşme olup, güven sözleşmenin en önemli bir özelliğini teşkil eder. Bu nedenle taraflardan her biri sözleşmeyi her zaman için fesih edebilir. Yani vekaletten istifa ve azil BK’nın 396/1. maddesi gereği her zaman için mümkündür. Ne var ki, azil haksız ise, davacı kalan süre sonuna kadarki ücretin tamamına hak kazanır. Davalı kooperatifin feshi ihbar süresine uymadan sözleşmeyi fesih etmesi, haksız fesih ve azil niteliğindedir. Bu nedenle davacı, 2004 yılı ücretinin tamamını bir önceki yıl ücretine göre istemeye hak kazanmıştır. Ancak BK’nın 390 ve 325. maddeleri uyarınca davacının işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği, yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat ettiği şeylerin ücretinden indirilmesi gerekir. O halde mahkemece uzman bilirkişi aracılığı ile inceleme yaptırılmalı, BK’nın 325. maddesi hükmü gereğince davacı avukatın ücretinden indirilmesi gereken miktar saptanarak, sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 14.1.2008, 8188 – 253)

Davalı müvekkilin (vekil edenin) davacı avukata (vekile) yetkilendirme (temsil) belgesi vermediği durumlarda, taraflar arasında alelade bir vekalet bulunduğunun kabulü ve sorunun buna göre çözülmesi gerekir. Bu itibarla, haksız azilde ücretin tamamının ödeneceği konusundaki yasa kuralı (Avukatlık Kanunu, m. 174/2) uyuşmazlık konusu olaya uygulanmaz. Kural olarak her türlü vekalette, müvekkil (vekil eden) vekilini her zaman azletmek hakkından, vekil de her zaman istifa edebilmek hakkında önceden vazgeçemezler (BK. m. 396/1). Azil veya istifa hakkının, bu hakkın kullanılması halinde, peşin alınmış ücretin geri alınamayacağı veya cezai şart ödeneceği şeklinde bir anlaşma ile dolaylı yoldan sınırlandırılması da geçerli olamaz. O halde, taraflar arasındaki sözleşmede geçen madde 7’deki “müvekkilin bu sözleşmenin akdinden sonra vekalet vermemesi ( ) halinde sözleşmede belirtilen ücretin tamamının ödeneceğine” ilişkin hükme itibar olunamaz.
Azil haklı bir nedene dayanmasa veya istifa haklı olsa bile, kural olarak, ücretin tamamını isteyemez, ancak o zamana kadar işi gereği gibi görmüşse, harcadığı zamanla orantılı olarak kısmi bir ücret isteminde bulunabilir. O halde, azil ve istifa ancak ileriye yürürlü olduğundan dolayı azlolunan veya istifa eden vekil, o zamana kadarki masrafları ve zararı için fiilen gördüğü işin karşılığı olan kısmi bir ücret isteyebileceğinin kabulü gerekecektir. Bu istemleri aşan ücretin alıkonulmasına veya cezai şarta ilişkin anlaşmalar ise geçerli olmayacaktır.
Mahkemece yapılacak iş; MK’nın 4. maddesi gereğince somut olayda hakkaniyete göre halin icabı takdir edilerek taraflar arasındaki adalet dengesinin korunması yönünde (bilirkişi incelemesi yapılmaksızın) bir karar vermekten ibarettir. Zira, başlanmış işin görülmesinin tamamlanması vekilin kusuru olmaksızın imkansız hale gelirse ücretin hakkaniyete uygun kısmının ödenmesi gerekir. (Y. 3. HD. 29.12.1997 11339 – 12497) YKD. Haziran 1998 s. 832

Davacı Kocaeli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1977/68 esas sayılı dosyasına vermiş olduğu 8.5.1978 tarihli dilekçenin, icapsız ve müvekkili davalının menfaatine zarar verebilecek sonuçların doğmasına neden olabilecek bulunması nedeniyle güven sarsıcı bir davranış olarak nitelendirilip azlin haklı bir nedene dayandığının kabulünde bir isabetsizlik bulunmamakta ve bu yöne ait itirazlar varit görülmemiş ise de davacının azline neden olan dilekçenin mahkemece değerlendirilmediği ve davalının aleyhine bir sonuç doğunnadığı göz önünde bulundurularak davacının azil tarihine kadar takip ettiği diğer dava ve işlerden her birinde sebkeden emeği dikkate alınarak hakkaniyete uygun bir ücretin saptanması yasaya uygun olacaktır. Çünkü Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesinin 2. fıkrasında haksız azledilen avukatın ücretinin tamamına hak kazanacağı belirtilmiş ise de haklı olarak azledildiği halde kötü niyetli olmayan ve azle neden olan davranışı iş sahibine hiçbir zarar vermeyen avukat konusunda yasada bir hüküm bulunmamaktadır. Böyle bir durumda hiçbir zarara uğramayan müvekkil, avukatının azli anına kadar sarf ettiği mesaisinden ve bilgisinden karşılıksız olarak yararlanmış olacaktır. Ortada müvekkili zarara sokmaya matuf kötüniyetli bir davranış da bulunmadığına göre müvekkilin yararlanmış bulunduğu avukatın mesaisine karşılık adil bir karşılık ödemesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu karşılığın ne miktarda olacağı ilgili dosyalann incelenerek her birinde sözü edilen mesai ve yapılan işin önemi ile işin hangi aşamada bırakıldığı dikkate alınarak hesaplanır.
KARŞI OY:
Avukatlık Kanunu’nun 34. m.’ye göre, avukatlar yüklendikleri görevleri özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.
Aynı kanunun 174. maddesinin 2. fıkrasına göre, avukat kusuru ve ihmalinden dolayı azledilmiş ise avukatlık ücreti ödenmesi gerekmez.
Davacı avukatın yüklendiği görevlerde özen göstermediği ve kusurlu davranışlarıyla davalının güvenini sarstığı ve bu yüzden davalı tarafından haklı olarak azledildiği bilirkişinin inandırıcı kabul oltman raporu ile saptanmıştır. Esasen azlin haklı nedenlere dayandığı hususu çoğunluk görüşünde kabul edilmiştir. Azil haklı olunca da avukatlık ücretinin ödenmeyeceği Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesinin 2. fıkrasında açıkça belirtilmiştir. Bu doğrultuda verilen yerel mahkemenin karan doğrudur, hükmün onanması ve karar düzeltme talebinin reddine karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan çoğunluk karanna katılmıyoruz. Edip Doğrusöz, Yusuf Yılbaş (Y. 3. HD. 17.3.1986,1825 – 2699)

Avukat olan davacı, davalı için İş Mahkemesine maddi ve manevi tazminat davası açtığını, fakat dava devam ederken sebepsiz, yere kendisini vekaletten azlettiğini ileri sürerek avukatlık parasının hüküm altına alınmasını istemiş, mahkeme maddi tazminatı teşkil eden müddeabih üzerinden nisbi tarifeye göre avukatlık parasına hükmettiği halde, talep edilen manevi tazminatın hükmedilip edilemeyeceği veya istenilen tutardan hükmedileceği şüpheli bulunduğundan nisbi tarifenin uygulanamayacağı, bu nedenle maktu tarifenin uygulanması gerektiği görüşü ile manevi tazminat için tarifenin maktu ücrete ilişkin bölümüne göre isteği hüküm altına alınmıştır. Yasalarımıza göre, iki tür avukatlık parası mevcuttur. Birisi Usulün mahkeme giderlerine ilişkin bölümünde sözü edilen ve mahkeme masrafları arasında davayı kazanan taraf lehine hükmedilecek avukatlık parası, diğeri kaynağını BK’dan alan ve davada taraf olanın kendi avukatına vereceği avukatlık parasıdır. Bu iki avukatlık parasını birbirine karıştırmamak gerekir. Davanın tarafları arasındaki avukatlık parası, tarifeye göre belli edilir. Vekil ile müvekkil arasındaki avukatlık parasının tayininde ise bunların birleşen iradeleri ile düzenlenmiş ücret sözleşmesi varsa, bu sözleşme esas alınır. Eğer ücret sözleşmesi yok yahut yapılan sözleşme geçersiz ise, bu takdirde vekilin hak edeceği avukatlık parası tutarının tarifeye göre kararlaştırmış oldukları farz olunur. Bu halde de, avukat lehine hükmedilen para, taraflar lehine hükmedilecek avukatlık parası gibi hükmedilecek tutar üzerinden değil, uyuşmazlığın tutarı üzerinden hükmedilecektir. Çünkü, haksız azilde avukatlık parası, azil gününde muaccel olur ve avukat hiçbir iş yapmamış olsa bile, bu paraya hak kazanır. Mahkeme, kararında, tarifenin nisbi yerine maktu ücrete ilişkin hükümlerinin uygulanması için gösterilen (davanın tüm olarak reddi veya istenilen tutara hüküm verilmemesi) ihtimali maddi tazminat için de varittir. Yargıtay’ın kökleşmiş uygulamalarına göre, kural olarak, vekil, kendi yanlış davranışı ile davanın reddine sebep olmadıkça, reddedilen davalarda bile nisbi tarifeye göre ve müddeabih üzerinden avukatlık parasına hak kazanacaktır. (Y. 4. HD. 8.10.1970,6597 – 7071)

CategoryGenel
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat